• avatar

    Yabancı özel adlarıŋ yazımı ve çelişkiler
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 9 Ekim 2011 gününde yazıldı, 1145 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Bu yazı 03/07/2009 gününde yazılmış olan yazınıŋ güncellenmişidir.

    Geçenlerde bir yazıda Rus-Alman bir matematikçiniŋ adınıŋ Türkçedeki yazımına denk geldiydim. Yazık, kişiniŋ adını Almancada yazıldığı gibi, démeli Minkowski olarak yazmışlar, oysa w değil v ile olmalıydı. Çoğumuz /folksvagen/ diye okunan araç markası VolksWagen‘den ya da bazı araba onarıcılarınıŋ /fites/ démesinden biliyor olabilir; Almancada w damgası /v/ diye okunur. İşte, Minkovski, o yazımı Rus İmparatorluğu’nuŋ Alman kesiminde ve Zürih’te iken kullanıyordu. Oysa Rusçada /v/ ile Минковский yazılır, démeli Minkovskiy. Almanlar dogal olarak, Kiril abecesindeki adı kendilerine göre okunduğu gibi yazmışlar. Peki biz néden okunuşu Rusçadan almak yérine Almanlarıŋkini yazmışız? Bizde yabancı özel adlar hangi kurala göre yazılır ki?

    Türkçede yabancı özel adlarıŋ yazımı kuralına bakmak istersek, TDK (Türk Dil Kurumu) yazım kılavuzunda, yabancı özel adlarıŋ yazımınıŋ ikiye ayrıldığını görürüz: (1) Latin kökenli âbecelerden gelenleriŋ yazımı ile (2) diğer âbecelerden gelenleriŋ yazımı. Kılavuza göre Türkçede; örneğin Almanca özel bir ad, Almancada yazıldığı gibi yazılırken Arapça özel bir adıŋ okunduğu gibi yazılması gerekiyor. Ancak sorun şu ki bu durum, tüm bu Latin kökenli âbeceleriŋ okunuş kurallarını tek tek bilmemiz gerektiğini söylemiş oluyor. Ayrıca Almanca veya İngilizce gibi Latin kökenli abeceleri olan dilleri de ayrıcalıklı kıldığı da açık. Bence bu çelişki, taplanamaz (kabul edilemez).

    Çelişkiniŋ dibe vurmasını sağlayan başka bir durum, yine TDK’ya göre, kimi belli yér adlarına tanınan ayrıcalıktır: Londra (London), Brüksel (Bruxelles), Cenevre (Genéve), Budapeşte (Budapeste), Portekiz (Portugal), İspanya (España), Fransa (France), İngiltere (England), Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) ve nicelerini kullanırken néden Nüv York, Mençıstır, Livırpul, ve nicelerini yazamıyoruz? Dahası, TDK ile okunduğu gibi yazıma karşı çıkan kişiler bir durumu daha atlıyor; o da yalŋızca yér adlarınıŋ değil, kişi adlarınıŋ da okunduğu gibi yazıldığı durumlarıŋ Türkçede bulunduğudur.

    Türkçede biraz soŋra kimi örneklerini göreceğiŋiz okunduğu gibi yazıma olayına kimileri, nedense, şiddetle karşı çıkar ve bunu saygısızlık olarak nitelendirir. Saygıya yalŋızca Batı mı layık? Oysa saygısızlık, özde, doğru okuyamamak değil midir? Değilse, néden ilkokuldan beri Portekiz kâşifiŋ adını Kristof Kolomb olarak yazıyoruz? Oysa özgün biçimi Cristóvão Colombo, Latinceleşmiş biçimi ise Cristophus Colombus‘tur. Néden “aşıyı Pastör buldu” diyor, Pastörize süt içiyoruz? Néden İngiliz toprak ağası Boycott‘a işçileriniŋ yaptıklarından öğrenip bir ürünü Boykot édiyoruz? İzmir’e gitmişseŋiz alaŋlarıŋ adlarınıŋ Türkiye geçmişinde önemi olan dünya kentleri adlarından seçildiğini görmüşsüŋüzdür. Örneğin İzmir’de bu alaŋ adlarından biri olan Montrö (Fransız kenti Montreux), yazıldığı gibi yazılsaydı, İzmir halkınıŋ o alaŋı okuma çabalarını düşleyebiliyor musuŋuz?

    TDK tarafından âbeceler, belli ki, yalŋızca simge yığınları olarak görülüyor. Oysa âbeceler, simge yığını olmanıŋ ötesinde, bu simgeler arasındaki ilişkileri de içerir. Örneğin, İngiliz âbecesinde -ch– dizimi /ç/ olarak okunurken yiŋe Latin kökenli abecesi olan Fransız abecesinde aynı yazım /ş/ diye okunur. Yalŋızca ilişkiler değil, ses deŋlikleri de dillerden dillere çok ayrıktır: e simgesi İngilizcede yérine göre /i, ö, e/ okunabilirken Fransızcada /ö/ okunur (söz soŋunda ise okunmaz). İşte böyle, değme âbece ayrık kurallara iyedir. Bu da doğal olarak karşımıza yabancı özel adları okuyamama sorunu çıkarır.

    Özünde yabancı özel adları genel olarak okuyamama sorununu sık sık yaşarız. Örneğin bir matematik bétiğinde Fransız matematikçiniŋ adı, “Poincaré” olarak yazıldığında onu sık sık İngilizceymiş gibi /poynkeyr/ biçiminde okuduğumuz oluyor. Oysa bu matematikçiniŋ adı, Puankare‘dir ve duysa adınıŋ böyle okunmasına biraz uyuz olurdu sanırım (tıpkı adımıŋ İngilizler tarafından /oktey/ diye okunmasına uyuz olmam gibi).

    Matematikten örnek vérmişken biri çıkıp “ancak bu kişiniŋ adınıŋ özgün biçimini bilmezsek nasıl araştırma yapacağız?” diyebilir. Tabî, biri Londra yazdığında, onuŋ özgün biçiminiŋ London olduğunu bulmak ve bilmek kolay, dahası birçok ünlü kişi için de öyle olacaktır, örneğin Aynştayn yazınca… Bunu tabî ki böyle savunamam. Ancak pek de bilinmeyen kişi ve yérlere gelince de sorun yoktur gérçekten, çünkü ayraç içine özgün biçimi yazılabilir. Ancak ondan önce şunu sorarım: Rusça ya da Arapça gibi bir dil olunca néden aynı kaygıyı taşımıyoruz?

    Yabancı özel adlarıŋ okunduğu gibi yazımına karşı çıkarken öne sürülen eŋ büyük bahânelerden biri de, “diğer uluslar böyle yapmıyor, yazıldığı gibi yazıyor” düşüncesidir. Oysa durumuŋ gérçekte öyle olmadığını söyleyip özel adları okunduğu gibi yazan uluslara örnek verdiğimde bu kez, o özendikleri Avrupa’da olmamasından dolayı ezik sayıp “ya, o ülkeyi geç!” déniyor. Özellikle bu “saygısız” tépkiniŋ kardeş devletimiz Azerbaycan’a yapılmasına da oldukça siŋir oluyorum. Nitekim, Azerbaycan Türkçesinde yabancı özel adlar okunduğu gibi yazılır. Bir Azerbaycan güncesinde (gazete) “Mənçıstır Yunaytıd 1-0 yénildi” biçiminde bir salık (haber) görünce şaşırmayıŋ.

    Bu arada aŋımsatmadan bu yazıyı bitiremeyeceğim; Cumhuriyet’iŋ başında Avrupa basını, Türkiye’niŋ durumundan söz ederken, örneğin önderimiziŋ adını “Mustapha Kamal” biçiminde yazmıştı ve bu yadırganacak bir durum değildi. Néden bunu yapan biz olunca yadırganalım ki?

    Oktay DOĞANGÜN

    Değerleme:

yukarı çık