• Geliyom, Gidiyom Demek Dili Bozar mı?

    Gökbey ULUÇ tarafından 1 Mart 2010 günü yazıldı.

    Türkçe’yi savunanlar arasında şöyle bir yanılgınıñ olduğuna denk gelmek olanaklıdır; İstanbul ağzı dışındakı tüm ağızlar yanılgılıdır, bozuntudur. O ağızlarda konuşmak dile zarar vermeniñ yanında çok da gülünçtür.
    Bilinmelidir; dil devriminde ortak ağız olarak İstanbul’unku seçildi. Nedeni çok sıradan; bilgin kimseler İstanbul’daydılar. Ankara yeñi baş-il olmuştu, bildiğiniz köy idi. Özünde ana ağız olarak Ankara’nıñ alınması gerekirdi, sonuçta [...]

  • Azerbaycan’da Sessiz Dil Devrimi

    Gökbey ULUÇ tarafından 27 Şubat 2010 günü yazıldı.

    Bakacak yayınlarınıñ Azerbaycan’da özgür olduğu dönemler, kimbilir kimseniñ ayrımında olmadan sessiz bir devrimi başlattı. Şuan için diyebilirim, tüm Azerbaycan toplumu İstanbul Türkçesini añlıyor. Genç kuşağın kimi öy kendi aralarında İstanbul ağzında konuştukları da oluyor, ne var ki yaşlılar añlamasına karşın, konuşamıyorlar, konuştuklarında da gülmeli oluyor. [...]

  • Câhil Türkler

    Mehmet BEYLİKLİ tarafından 11 Şubat 2010 günü yazıldı.

    Sevan Nişanyan’ıñ, Taraf gazetesindeki 28.09.2009 târihli Evlek başlıklı yazısından;

    Tarımla ilgili çok kelime var halk ağzına Rumcadan aktarılan. Misal: ergátis işçi, ırgat tarım işçisi. Dikráni iki dişli çatal, dirgen aynı. Drapáni Azrailin elindeki alet, tırpan da öyle. Gírisma her çeşit çevirme, kirizma toprağı kürekle altüst etme. Neátos yenilenme, özellikle toprağın yenilenmesi için tarlayı bir yıl boş [...]

  • Türk Dillerindeki Ayrım Neden Oluştu?

    Gökbey ULUÇ tarafından 8 Şubat 2010 günü yazıldı.

    Dönemin geniş bozkırlarına yayılan Türklerden iki öbek varmış. Bunlardan biri kızıl çadır öbürü de ak çadır kullanırmış. Gün gelmiş çakmak taşını bulmuşlar. Kullanımının yararlı olduğunu gördükten sonra toplum arasında yaygınlaştırmışlar. Ançıp bu aygıta bir ad vermek gerekiyormuş. Ak sakallar kurulu toplanmış. Kızıl çadırlı Türkler söz almış;

    - Biz bu taşları birbirine çaktık, kıvılcım çıktı. Öyle ise bunun adı çakmak olsun. Hem I. Yemek Adları Kurultayı’nda ana-bacılarımız dolma, sarma, kıyma gibi eylem köklerini kullanarak adlandırma yapmışlardı. Bu adlandırma geleneğini sürdürelim.

    Karşı çıkan ak çadırlıların başı ayağa kalkmış;

    - Olmaz! Bunlar elimizdeki nesneleri yakmaya yarıyor. Bu nedenle bizim önerimiz; yandıran‘dır.

  • Yazı Yorum…

    Mehmet BEYLİKLİ tarafından 8 Şubat 2010 günü yazıldı.

    Türkler hakkında şu gibi tanımlamaları duymuşsuñuzdur; “Türkler göçebedir“, “Bozkırda, at üzerinde yaşarlardı“, “Yerleşik yaşama geçişleri, geç devirlerdedir.“ vb. Bunlar, doğru kabûl edilen ve yaygın görüşler. Acaba gerçekten öyle mi?
    Tüm köklü dillerde, günümüzde yazmak mânâsında kullanılan fiiller, esâsında daha eski devirlere gidildiğinde görülür ki; “kazımak, çentmek, yarmak, kakmak” añlamına gelirler. Eski çağlarda yazma işi, bildiğiniz gibi taş, [...]

  • “Geri dönenler” mi?

    Mehmet BEYLİKLİ tarafından 6 Şubat 2010 günü yazıldı.

    Bu yazıda, Kayı sözcüğü üzerinden kimi irdelemelerde bulunacağız. Sevan Nişanyan, Taraf gazetesindeki 16.03.2009 târihli Kayı başlıklı yazısında şöyle diyor;

    Geçen gün “Kayı boyunun adı dönme demek” diye yazdım, gene epeyce heyecanlara yol açtı. TDK’nın web sitesi Kayı için “sağlam, güçlü, sert” diyormuş, tabii, bir Türk Boyunun adı başka ne olabilir? “Belgelerini açıkla” diye bindiler tepeme.

  • Bir millətin iki dili?!

    Rəşad Cavad TÜRKAY tarafından 5 Şubat 2010 günü yazıldı.

    Dünyada xeyli sayda ərəb dövləti var. Bu ölkələrdə yaşayanlar özlərinə ərəb, dillərinə də ərəb dili deyirlər. Baxmayaraq ki, (məsələn) Misir Ərəb Respublikası və Səudiyyə Ərəbistanında yaşayan ərəblər ünsiyyət zamanı bir-birilərini çox çətinliklə anlayırlar, bununla belə adlarına və dillərinə “ərəb” deyirlər. Amma biz Türkiyədə, Türkmənistanda, Quzey Kıbrıs Türk Cümhuriyyətində, Balkanlarda, Qaqauz Yerində, Krımda yaşayan türklərlə heç bir zorluq çəkmədən ünsiyyət zamanı bir-birimizi anladığımız halda adımıza və dilimizə “azərbaycanlı” və ya “azəri” deyirik. AZƏRBAYCAN sözü burada yaşayan hər bir kəs (özüm də daxil) üçün müqəddəs və əzizdir, lakin əziz qardaş və bacılarım, bu söz sadəcə olaraq bizim məmləkətin adıdır. Özümüzün və ya dilimizin yox. Biz türk millətiyik, dilimiz də türk dilidir.
    Sizcə, bir millətin iki (və ya daha çox) adda dili ola bilərmi?!

  • Sözcükler Terleyebilir mi?

    Gökbey ULUÇ tarafından 31 Ocak 2010 günü yazıldı.

    Türkçede iki ünsüzün yanyana gelmediğini biliyoruz. Öyle ise terk sözcüğü nasıl Türk kökenli oluyor?

    Bu tür sözcükler dilimizde epeyce bulunmaktadır. En kolayından Türk sözcüğünün kendisi var. Ançıp köken araştırması yapıldığında işin özünü bilmek kişiyi sevindiriyor.

    Göktürkçe’de Türk sözcüğü (türük) gibi kullanılmakta idi. [...]

    Mısır ülkesinin adı örneğin. Bitki adı olarak da kullanılır. İşin özü şudur; Mısır’dan gelen bu yeni bitkiye mısır buğdayı denmiştir. Bir süre sonra buğday sözcüğü kullanımdan düşmüş ulayı mısır kalmıştır. [...]

  • Türkçe’de Kısaltmaların Yeri

    Gökbey ULUÇ tarafından 26 Ağustos 2009 günü yazıldı.

    Türkiye Cumhuriyeti yerine teece, alışveriş merkezi yerine aveme dediğimiz şu günlerde, Türkçe için yeñi bir sorunuñ adını da koyabiliriz; kısaltma sorunu.

    Kısaltma dediğimiz kavram, özünde bir çözüm ürünüdür. Sözcük türetme yeteneğini yitirmiş, yeñi sözcük türetemeyen dillerin soñ çırpınışlarıdır. Bu dili kullanan bilginlerin ürettikleri bir çözüm yoludur.

  • Bahadır Çiğsi Yazması

    Gökbey ULUÇ tarafından 25 Ağustos 2009 günü yazıldı.

    Türkistan’ın Turfan ilinde, 20. yüzyılın başlarında yapılan kazılarda, yüzlerce bet el yazması bulundu. İçeriği Çince, Moğolca, Soğdça, Uygurca gibi birçok Asya dilinde yazılmış geñeli dinsel içerikli yazmalardır. Uygurca yazmalar arasında, onumsal (tıbbî) bilgiler içeren bilgiler yer alması ayrı bir güzellik. Bu yazmalar arasında Türk âbecesi ile yazılmış birkaç yaprak da çıktı. Bu yazıda,  Tun – [...]

yukarı çık