Osmanlıca Nedir?

Aşağı yukarı bütün alanlara olduğu gibi dil alanına “kavram kargaşası” egemen. Yazık ki öyle! Örneğin Osmanlıca söz konusu olduğunda söylenenler, bu kargaşanın göstergesidir. Öyleyse, gene açıklaştırmaya gereksinim, var: Osmanlıca nedir; ne değildir? Öğrenmek isteyene, işte, gösterişsiz bir deneme:

Sözlükler ile bilgilikler arasında – bencileyin – bir gezintiye çıkarsanız; Osmanlıcanın tanımında kimi eksiklerin, yanlışların bulunduğunu göreceksiniz: İlkin Osmanlıca yerine Osmanlı Türkçesi, denebiliyor.1 İkincileyin tüm tanımlarda Osmanlıcanın Arapça, Farsça ile Türkçe karışımı olduğu, belirtilmiş. Üçüncü olaraksa Osmanlıca, genellikle Türkçenin bir “biçim”i ile/ya da “dönem”i olarak ele alınmakta.2 Şimdi bu uygunsuzluklara birer birer değineyim:

Osmanlıca, Türkçe değildir. Bundan ötürü, Osmanlı Türkçesi sözü, oldukça yaygın bir “yanlış”. Evet, Osmanlıcada Türkçe sözcükler, vardır. Dahası, Osmanlıcanın sözdizimi, büyük ölçüde Türkçenin sözdizimidir. Ayrıca Osmanlıca, köken bakımından Türk olan Osmanlıların yaratıp sonuna değin kullandıkları bir dildir. Ancak, bütün bunlar, Osmanlıcayı Türkçe saymamıza yetmez. Osmanlı yazınını anımsayalım: Gerek düzyazıda, gerek koşukta – kimi kez − % 80 oranında yad sözcüklerle karşılaşırız. Başkaca Osmanlıca sözdizimi; Arapçadan, Farsçadan epey etkilenmiştir. Örneğin bu dilde tümlemeler, Arapça ya da Farsça tümleme kuralına uygun bir biçimde oluşturulmuş; gene Arapça ile Farsça bağlaçlar yoluyla Türkçenin sözdizimine aykırı yapılar kurulmuştur. Burada söylediklerime çarpıcı bir örnek olmak üzere ünlü Osmanlı yazıncısı Namık Kemal’den şu dizekleri – Doğan Aksan aracılığıyla − aktarmam, yararlı bulunacaktır:

Egerçi siret zarif olunca suret latif olmasa da nakâyıstan madut olmamak lazım gelir. Fakat âsâr-ı edebiyyeyi belagat-i müedda; fesahat-i eda ihtiyacından vareste edemez. Zira bir telif ki hüsn-i ifadeden mahrum olur, havi olduğu hakâyık, çiredesti-i intihal ile maharet-i kalemiyye eshabının yemini sırasına pek kolay intikal edebileceği içün mahfazasız cevher hükmündedir.”3

Görüldüğü üzere yukarıdaki örüde kullanılmış olan elli sözcükten yalnızca on üçü, öz Türkçedir. Buysa, yaklaşık olarak % 70 oranında yad sözcük anlamına gelir. Farsça bağlaçlar ile tümlemelerse, caba. Durum böyleyken – Osmanlıca; arı duru, doğru düzgün Türkçeymişçesine – Osmanlı Türkçesi, demenin bir artdüşünce ürünü, demek “yanıltmaca” olduğu açıktır. Şu, bir gerçek: Orta düzeyde Arapça ile Farsça bilmeksizin Osmanlıcayı büsbütün anlamak, olanaksızdır.4 (Doğallıkla koşukta anlamak – özellikle devrik tümcelerden dolayı − daha çok güçleşir.). Bundan ötürü, Osmanlıca ya da Osmanlı dili, demek gerekiyor; yoksa Osmanlı Türkçesi değil.

Osmanlıcanın Arapçadan, Farsçadan, Türkçeden oluşma bulunduğu da, doğru değil. Şundan ötürü: Osmanlıca, kimine – örneğin Orhan Hançerlioğlu’na – göre on altı; kimine – örneğin Yusuf Çotuksöken’e – göre yirmi beş dilden oluşmuştur. Kuşkusuz bu dillerden Arapça, Farsça ile Türkçe, başta gelir. Ne ki, Fransızca, İtalyanca, Yunanca ib. öğelerin sayısı, az değildir. Bu nedenle, Osmanlıca deyince geniş düşünüp Osmanlının kullanmış olduğu; bir bölümü, bugün bile kullanılan bütün “yad” sözcükleri anlamak gerek. (Osmanlı, ilişki kurduğu tüm uluslardan sözcük almıştır. Bunu unutmamalı.)

Yukarıdaki açıklamalardan yola çıkarak şunu, erinçle söyleyebilirim: Osmanlıca, Türkçenin bir biçimi de değildir; bir dönemi/evresi de… Tahsin Yücel’in anlattığı üzere Türkçeyle yan yana; daha doğrusu, karşı karşıya yaşamış bir dil, söz konusu. Bu dil, süresini doldurunca, “ölü” durumuna düşmüştür. Şimdi bile kullanılan Osmanlıca sözcükler, Osmanlıcanın yaşayadurduğunu göstermez. Onlar – Püsküllüoğlu’nun deyişiyle – ölümcül sözcüklerdir; Türkçenin özleşmesini durduramaz. Nitekim Dil Devrimiyle başlamış süreçte sayısız yad sözcük, yerlerini öz Türkçe karşılıklara bırakmıştır. Türkçenin doğal akağı, bu; öyle kalacak, kalmalı.

Son olarak Osmanlıcanın doğru bir tanımını yapmam gerekiyor. Demek söylediklerimi, derleyip toparlayarak özetlemeliyim. Osmanlıca: 13. ile 20. yüzyıllar arasında Anadolu’da, Osmanlı Generkinin5 yayıldığı bütün ülkelerde kullanılmış olan; başta Arapça, Farsça ile Türkçe bulunmak üzere birçok dilden sözcük almış; Arapça ile Farsça kurallarını dahi içeren; yazın ile yönetim alanlarında geçer olmuş “yapay” dil.

Buracıkta şöyle kesinleyeyim: Osmanlıca, geride kaldı. Bundan ötürü, örübilimciler6 ile yazın geçmişbilimcilerini ilgilendirir. Biz, Türkçeye bakalım; dilimizi geliştirip özleştirerek varsıllaştırmaya çalışalım anlayacağınız. Bu yazıysa, Osmanlıca konusundaki “baş bulanıklığı”nı biraz olsun giderirse, bana ne ongun! Ben, “Umut kalacağına emek kalsın.” deyip yazdım. Denemem, böyle son bulsun.

KAYNAKÇA

1. Aksan, Doğan; Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı, Bilgi Yayınevi, 1. baskı, 2007, Ankara.

2. Ana-Britanika, Ana Yayımcılığı, 1994, İstanbul.

3. Ateş, K.; Çotuksöken, Y.; Dizman İ.; Kul, E.; Kutlu, A.; Küçükceylan, N.; Özel, S.; Yaşayan, S.; Türkçe Sözlük, Dil Derneği Yayınları, 2. baskı, 2005, Ankara.

4. Çotuksöken, Yusuf; Türkçe Üzerine, 1: Denemeler ve Eleştiriler; Papatya Yayımcılığı, 1. baskı, 2002, İstanbul.

5. Doğan, Ahmet; Osmanlıca-Türkçe Sözlük, Akçağ Yayınları, 1995, Ankara.

6. Gözaydın, N.; Parlatır, İ.; Zülfikar, H.; Okul Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, 1994, Ankara.

7. Hançerlioğlu, Orhan; Türk Dili Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 3. baskı, 2000, İstanbul.

8. Püsküllüoğlu, Ali; Arkadaş Türkçe Sözlük, Arkadaş Yayınevi, 3. baskı, 2000, Ankara.

9. Vikipedi, www.tr.wikipedia.org

10. Yücel, Tahsin; Dil Devrimi ve Sonuçları, Can Yayınları, 4. baskı, 2007, İstanbul.


dipçe:                

1 Doğrusu, Osmanlıcayla ilgili yayınların çoğunda Osmanlı Türkçesi sözü, kullanılmış. Gelgelelim Genelağda Osmanlıca terimi, Osmanlı Türkçesi sözünden kat kat çok sonuç veriyor.

2 Dil Derneğinin Türkçe Sözlük’ü, bu konuda bir ayra sayılabilir. Demek anılmış yapıtta Osmanlıcanın Türkçe (!?) olduğu, dile getirilmemiş; “yapay dil” olduğunun sözü edilmiş.

3 İç, ince olunca, biçim tatlı olmasa da bu, bozar sayılmamalıdır. Ancak, yazınsal yapıtları düzgün anlatmayı yerine getirme, anlatış açıklığı gereksiniminden kurtaramaz. Şundan ötürü: Anlatım güzelliğinden yoksun olan bir yazma; içerdiği gerçekler, aşırma becerikliliği ile yazak becerisi iyelerinin sağı sırasına çok kolay geçebileceği için koruncaksız kuyum geçerliğindedir.

4 Osmanlı abecesinin uzmanlarca dile getirilen “Türkçeye uymazlığı” söz konusu olanaksızlığı pekiştirir.

5 Generk: Os. devlet.

6 Örübilimci: Os. filolog.