• avatar

    Ana Türkçede bir ana kavram: *hok “ok; yüksek”
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 27 Mayıs 2014 gününde yazıldı, 1779 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Bugünkü Türkçede sıkça kullandığımız ileri, géri, béri, yukarı gibi sözcükleriñ özünde doğrudan addan yapılmış bélirteçler olmaktan çok, éylem kökenli bir yanlarınıñ olduğunu gösteren birkaç çalışmayı okuduktan soñra bu yazıya girişmek istedim. Böylece élimizde hiçbir yazılı yapıtıñ olmadığı, İsâ’nıñ doğumu ile 7. yy arasındaki dönemi, bilimsel adıyla Ana Türkçe dönemini okuyucuya biraz daha ayrıntılı aktarmış olacağımı düşünüyorum.

    Yazıda ok ile yukarı kavramlarınıñ añlamsal bağını görmeden önce sözcükleriñ köken bağını ayrıntılarıyla irdeleyeceğiz. Bununla birlikte yalñızca eldeki dil vérisini kullanarak Ana Türkçe kurguladığımız *hok sözcüğünüñ añlamına, dahası, ona gelen +GArU ekiniñ işlevine göz atacağız.

     

    Bilinenler.

    Bugün kullandığımız yukarı sözcüğü, Eski Türkçede yokgaru veya yokkaru, Karahanlıcada yokkaru, Orta Türkçede yogaru veya yokaru olarak geçer. Çağdaş Türkçelere geldiğimizde, Karluk öbeğindeki Özbek Türkçesinde yuqori, Uygur Türkçesinde yuqari olarak geçer. Kıpçak Türkçelerinde; Kırgızca coġor(u), Kazakça joġarı, Başkırtça yuġarı, Karaycada yoġarı, Karakalpakça jokarı, Balkarca oġarı sözcükleri bulunurken Sibirya Türkçelerinde ise Hakasça çoġar, Yakutça soġoru, Dolganca soġoru sözcükleri vardır. Tek örnekli Argu öbeğinde Halaçça yuqqar biçimi bulunurken bizim bulunduğumuz Oğuz öbeğinde ise Türkiye Türkçesi yukarı (ağızlarda yoġarı, yoqqarı, yoxarı), Azerbaycanca yuxarı (ağızlarda oxarı), Türkmence yokarı, Gagauzca yuġar(ı) sözcükleri yér alır.

     

    Gériye doğru kurgulama: söz başı y-.

    Bu sözcükleri gériye doğru kurgularsak, Eski Karluk Türkçesinde *yoqari, Eski Kıpçak Türkçesinde *(j)oġāru, Eski Tatarcada *(y)uġarı, Eski Sibirya Türkçesinde *çoġāru, Eski Yakutçada *soġāru, Argucada *yukġaru soñ olarak Eski Oğuzcada ise *(y)okġārı sözcüklerine varılır. Buradaki kurgular, tümüyle éldeki dil vérisi kullanılarak, Türkçeler arasındaki kurallı ses dönüşümlerine göre yapılmıştır. Örneğin ayraç içinde *(y)- ile başlayan kurgu sözcük; eskiden sözcüğüñ y-‘li veya y-‘siz iki biçiminiñ olduğunu, bu biçimleriñ aynı dönem içinde nöbetleştiğini, daha doğrusu eşit dağılım gösterdiğini añlatmak içindir. Bu yüzden eski dönemdeki kurgulanan biçimleriñ, Karluk ma Sibirya Türkçeleri dışında kararlı bir y– içermediğini görmüş oluyoruz.

    Bu kurgulanan eski biçimleriñ daha eski olan Eski Türkçe biçimle ma yaşıt olan Orta Türkçe dönemle uyumlu olduğunu da görüyoruz, nitekim y– sesi Orta Türkçe döneminde değişmeye başlayıp c-, ç-, s-, j-, s– gibi seslere évrilmiştir. Ancak Eski Türkçe dönemindeki tüm örneklerde söz başında bir y– bulunuyor. Bu yüzden Eski Türkçe örnekleriñ kaynağınıñ (Orkun yazıtları, Eski Uygurca metinler) y-‘leriñ telafuz édildiği bir ağzıñ étkisinde olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim, başka sözcüklerde de bunu gözlüyoruz: ırak ~ yırak “uzak”, ıgaç ~ yıgaç “ağaç”, ut– ~ yut– “yutmak” gibi…

    Toparlarsak, Eski Türkçe kurgunuñ *(y)okġāru olarak belirlenmesi gérekir (uzun /ā/ ünlüsü için yukarıdaki kurgulara bakıñız).

     

    Ana Türkçe kurgu: söz başı *h-.

    Eski Türkçede (Orta ma Çağdaş Türkçeleriñ de vérisi göz önüne alınarak) söz başında y-‘li ile y-‘siz biçimleriñ nöbetleşmesi durumu, anca Halaççadaki söz başı h– ile açıklığa kavuşmuştur. Bu konuda Doerfer’iñ çalışmaları, öğrencisi Semih Tezcan’ıñ déyişiyle, Orkun yazıtlarınıñ Thomsen tarafından çözülmesinden soñraki eñ büyük bulgu niteliğindedir. Bu çalışmaya göre, Halaççadaki söz başı h– sesini içeren sözcükleriñ neredeyse tümü, Eski Türkçe dönemindeki ma Orta/Çağdaş Türkçelerdeki y-‘li ma y-‘siz biçimleriñ nöbetleştiği sözcüklere denk gelmektedir (örneğin Eski Türkçe (y)ırak “uzak” = Halaçça hīrak gibi).

    Ayrıca Orkun-Yenisey damgalarıyla yazılmış sözcüklerde uzun /a/ sesiniñ gösterilmediği sözcüklerde de başta bir h– bulunması gerektiğini yiñe Doerfer çözümlemiştir. Dahası, Eski Tibetçedeki Türkçeden alınmış olan sözcüklerde de h– bulunuyor olması, Halaçça söz başı h– sesiniñ Eski Türkçeden daha eski bir döneme ait olduğunu göstermiştir. Kısaca Ana Türkçede birincil bir *h– sesi bulunmaktadır. Ayrıca Moğolca, Mançu-Tuñuzca, Korece ma Japonca denktaşlar göz önüne alındığında bu sesiñ Ana Altaycada söz başı *p– sesine denk geldiği görülebilir.

    Bu bilgiler ışığında Eski Türkçe *(y)okġāru sözcüğü Ana Türkçede *hokġāru olarak kurgulanır. Bu kurgu, yukarıda özet geçildiği üzere, yalñızca éldeki dil vérisi göz önüne alınarak yapılmıştır. Fazladan bir varsayıma gérek kalmamıştır. Ancak burada bir çıkıntı/gédik bulunuyor: Halaçça yokkar < *yokġaru biçimi h– değil y– içeriyor! O halde Ana Türkçe biçimde h– değil de y– mi olmalıdır!?

    Bu gédik, ancak şu varsayımla kapanabilir: Halaçça biçimiñ başka bir Türkçeden alıntı olduğunu varsaymak. Bu varsayım haklı bir varsayımdır çünkü bu sözcüğüñ Halaçça olmadığını gösteren iki kanıt bulunuyor:

    1. Eski Türkçe +GArU eki, birçok sözcükte bulunuyor. Halaççadaki biçimlerde bu sözcüğüñ /a/’sınıñ uzun olması beklenir. Nitekim Halaçça uzun seslileri çok iyi bir biçimde korumuştur. Örneğin ikinci hece için Türkiye Türkçesinde ayak sözcüğü Halaççada hadāk olarak geçer. İkinci hecede uzun bir /a/ ünlüsünüñ olduğunu Karahanlıca biçimlerden biliyoruz: adāk “ayak”. Bu yüzden Halaçça öz bir sözcüğüñ y-‘li olsa bile *yokkār(u) biçiminde görülmesi beklenirdi, oysa yokkar biçiminde görülüyor. Démek ki, başka bir Türkçeden alıntı olabilir.
    2. Eski Türkçede kısa /o/ sesi ile olan tüm sözcüklerde Halaççada yiñe /o/ sesi bulunuyor. Uzun /o/ ünlüsü varsa bu kéz ya çift ünlü // ya da vurgulu uzun /u/ ünlüsü görülüyor. Bu yüzden Eski Türkçe *(y)okġaru karşılığında Halaççada *(y/h)okkār(u) beklenirdi, oysa /o/ değil /u/ sesi bulunuyor. Bu da Halaççadaki sözcüğüñ Oğuzcadan ya da Özbekçeden alınmış olabileceğini gösteriyor çünkü Özbekler ma özellikle Oğuzlar Halaçlara komşudur (bunu Kaşgarlı Mahmut da söylemiştir ma dilleri Oğuzlarınkiyle karışmıştır démiştir). Nitekim Oğuzcada /u/’lu biçimleriñ yaygınlığı daha Türkiye Türkçesi biçimi olan yukarı sözcüğünden de bellidir.

    Bu durumda Halaççadaki yuqqar sözcüğü Halaççaya bir Oğuz ya da Özbek ağzından geçmiş olup kurgu yéñiden yapılandırıldığında Ana Türkçedeki h– sesiniñ bu konuştuğumuz sözcükte olması gerektiği konusu daha kesinleşmiş oluyor: Ana Türkçe *hokġāru “yukarı”.

    Eski Türkçe +GArU ekini düşündüğümüzde, adlara geldiğinden Ana Türkçe kurgumuz *hokġāru sözcüğünüñ Ana Türkçe bir *hok biçiminden gelmesi gerektiğini görürüz. Bu sözüğüñ ne olduğunu, né añlama geldiğini irdeleyelim.

     

    ok ile yok arasındaki bağ.

    Başında bir *h– olduğu için *yok veya *ok biçimindeki sözcükleri düşünmemiz gerekiyor. Kısa /o/ ünlüsü olduğu için yōk “değil, var olmayan” sözcüğü gibilerini doğrudan éliyoruz. Eñ çok göze çarpan ok “ok, silah, sehim” sözcüğü ile yok “tepe, yüksek yér” sözcüğü oluyor. İlki, Türkçeniñ eñ ana kavramlarından biridir. Bunuñ dil vérisi çok geñiş olup aşağıdaki gibidir:

    Karluk öbeğinde Özbekçe uk, Uygurca ok; Kıpçak öbeğinde Tatarca uk, Başkırca uk, Nogayca/Kazakça/Karakalpakça/Kırgızca/Balkarca/Karayca/Kumıkça ok; Sibirya öbeğinde Tuvaca o’k, Hakasça ux, Şorca/Oyratça/Altayca ok, Yakutça/dolganca ox sözcükleri bulunurken Oğuz öbeğinde Türkiye Türkçesi ok, Azerbaycanca ox, Gagauzca ok, Türkmence ok; Oğur öbeğinde Çuvaşça uxǐ biçimleri bulunmaktadır. Ayrıca Eski Türkçe ok, Karahanlıca ok, Çağatayca ok biçimlerini de bélirtmek gerekir. Burada hiçbir şekilde y-‘li biçim bulunmuyor. Ancak Halaççadaki duruma baktığımız zaman, bu sözcüğüñ kendisi olmasa bile türevi bulunmaktadır: hoklaġu “oklava, silindir”. Bu sözcüğüñ ok sözcüğünüñ bir türevi olduğunu diğer Türkçelerden biliyoruz. O yüzden Eski Argucada *hok sözcüğünüñ bir dönem var olduğunu açıkça görmüş oluruz.

    Bu durumda Eski Türkçe kurgulamaya geçersek, Eski Karlukça *(y)ok, Eski Tatarca *(y)uk, Eski Kıpçakça *(y)ok, Eski Sibirya Türkçesi *(y)ok, Eski Yakutça *(y)ox, Eski Oğuzca *(y)ok ma Eski Bulgarca *ukǐ biçimlerine varılır. Bunlar bize Eski Türkçe *(y)ok kurgusunu vérir. Soñuç olarak bunlarıñ tümü Ana Türkçe *hok diye bir kurguya gider.

    Gelelim, Eski Türkçe yok “tepe, yüksek yér” ile onuñ türevi yokla– “yükseltmek, kaldırmak” sözcüklerine. Bu sözcükleriñ Çağdaş Türkçelerde hiçbir izi yok. Ancak olması da güç çünkü ok “ok; silah; sehim” ile yok “yüksek” sözcükleri bir ma éşit ise zaten tüm ok sözcükleri yok‘uñ birer sesletimi olacaktır.

    Añlam olarak, bu ikisiniñ birleştirilmesi ise hiç güç değildir. Nitekim, havaya atılan okuñ yükseklik gösterdiğini düşünmemek işten bile değildir. İşte tam bu noktada da zaten yokġaru ile ok arasında añlamsal bağ açığa çıkıyor. yokġaru “yukarı” sözcüğü ok‘uñ atılmasıyla bélirtilen yönü veya yüksekliği belirtmekten başka bir añlama gelmiyor demek ki. Dahası, Eski Türkçe +GArU ekiniñ yön değil, varış bildirdiği göz önüne alınırsa bu anlam daha da pekişecektir. Démek istediğim, “yukarı” dénilen kavram bir yön değil, ancak “bir yönüñ soñ ucunu” bétimler, tıpkı “ileri” kavramınıñ “öne doğru” anlamını değil “öndeki bir ucu” işâret étmesi gibi. Yiñe de o ucu/varışı yön añlamında da kullanabiliyoruz, ancak bir ek ile: yukarıya, ileriye.

     

    Soñuç.

    Démek ki, Ana Türkçe *hok sözcüğünüñ türevi olan *hokġāru sözcüğü, tüm bunlarıñ ışığında, bir silahı/gereci göstermeniñ yanı sıra, o gereciñ vardığı yüksekliği de bildirir. Ana Türkçedeki bu *hok sözcüğü Türk boylar için çok temel iki kavramı, demeli yüksekliği ma av/savaş için sürekli kullandıkları, geliştirdikleri ok gerecini bétimliyor. Burada eski Türklerde ok’uñ bir yükseklik ölçme gereci olduğunu da söyleyebiliriz, ancak bunuñ ayrıca tarihsel olarak -belki başka bir yazıda- irdelenmesi gerekir.

    Değerleme:

yukarı çık