Yazışmalık
https://turkcesivarken.com/yazismalik/

özgür
https://turkcesivarken.com/yazismalik/viewtopic.php?f=215&t=6649
2. bét (Toplam 4 bét)

Yazar:  Bengitaşlarındili [ 08 Ara 2011, 23:11 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

Boraan yazdı:
bence kimin türettiği önemli değil, halkın sevmiş olması önemli...
Halkın sevmiş olması mı? Pek öyle görünmüyor... Sözcük 1930larda türemiş.. yaygınlık kazanması 1980ler... ondan önce Arapça hür ve serbest hakim... Bu da  demek oluyor ki özgür sözünü birileri halka uzun süre dayatmış....  Özgür sözü Türk dili içine sızan kıymık gibi... acıtıyor.. Belli, açık uydurukça bir sözü savunmak için yine birileri bin dereden su getiriyor... getirin bakalım, gerçeği değiştirebilecek misiniz? Türkçede yok böyle bir söz.. Erkin duruken özgür ucubesinin yeri yok.. Bu dil dayatması elbet bir gün son bulacaktır. Türkçe köklerine dönecektir.

Yazar:  Kuşhan [ 08 Ara 2011, 23:43 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

Özgür sözcüğüne söz atacağımıza erkin ile arasındaki ayrımı görüp iki sözcüğü de kendilerine uygun yerlerde kullanmalıyız görüşündeyim.

Yazar:  Oktay D. [ 09 Ara 2011, 00:10 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

Bengitaşlarındili yazdı:
Boraan yazdı:
bence kimin türettiği önemli değil, halkın sevmiş olması önemli...
Halkın sevmiş olması mı? Pek öyle görünmüyor... Sözcük 1930larda türemiş.. yaygınlık kazanması 1980ler... ondan önce Arapça hür ve serbest hakim... Bu da  demek oluyor ki özgür sözünü birileri halka uzun süre dayatmış....  Özgür sözü Türk dili içine sızan kıymık gibi... acıtıyor.. Belli, açık uydurukça bir sözü savunmak için yine birileri bin dereden su getiriyor... getirin bakalım, gerçeği değiştirebilecek misiniz? Türkçede yok böyle bir söz.. Erkin duruken özgür ucubesinin yeri yok.. Bu dil dayatması elbet bir gün son bulacaktır. Türkçe köklerine dönecektir.

Paranoya gibi bir ileti olmuş. Buradaki sözcüğün "açık uydurma" olmasını açıklayamadığınızı görüyorum. Uydurma diyerek sözcüğün "öz gür" tamlaması olmadığını mı savunuyorsunuz? Nedir öyleyse? Yanık yok anca "uydurma" deyip Dil Devrimine ve Atatürk'e laf atıp olayı çarpıtmaktan başka bir çabanız yok.

Sözcük Türkçenin kurallarına göre türetilmiş düzgün bir sözcüktür: öz gür > özgür. İster kullanılsın ister kullanılmasın, uydurma olmadığı kesindir. Eğer sözcüğü beğenmiyorsanız kullanmayıverin, biz beğendik ve düzgün türetim olduğu için kullanıyoruz. Bu.

Yazar:  Bengitaşlarındili [ 09 Ara 2011, 00:37 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

Oktay D. yazdı:
Bengitaşlarındili yazdı:
Boraan yazdı:
bence kimin türettiği önemli değil, halkın sevmiş olması önemli...
Halkın sevmiş olması mı? Pek öyle görünmüyor... Sözcük 1930larda türemiş.. yaygınlık kazanması 1980ler... ondan önce Arapça hür ve serbest hakim... Bu da  demek oluyor ki özgür sözünü birileri halka uzun süre dayatmış....  Özgür sözü Türk dili içine sızan kıymık gibi... acıtıyor.. Belli, açık uydurukça bir sözü savunmak için yine birileri bin dereden su getiriyor... getirin bakalım, gerçeği değiştirebilecek misiniz? Türkçede yok böyle bir söz.. Erkin duruken özgür ucubesinin yeri yok.. Bu dil dayatması elbet bir gün son bulacaktır. Türkçe köklerine dönecektir.

Paranoya gibi bir ileti olmuş. Buradaki sözcüğün "açık uydurma" olmasını açıklayamadığınızı görüyorum. Uydurma diyerek sözcüğün "öz gür" tamlaması olmadığını mı savunuyorsunuz? Nedir öyleyse? Yanık yok anca "uydurma" deyip Dil Devrimine ve Atatürk'e laf atıp olayı çarpıtmaktan başka bir çabanız yok.

Sözcük Türkçenin kurallarına göre türetilmiş düzgün bir sözcüktür: öz gür > özgür. İster kullanılsın ister kullanılmasın, uydurma olmadığı kesindir. Eğer sözcüğü beğenmiyorsanız kullanmayıverin, biz beğendik ve düzgün türetim olduğu için kullanıyoruz. Bu.
Mustafa Kemal Atatürkün adını anarak bana sav geliştirmeyin: Tekrar hatırlatayım: Mustafa Kemal Atatürk'ün 29 Ekim 1933 de Ziraat Bankasında yaptığı ve bize hep önünden ardından kesilen, kimi sözleri değiştirilerek verilen çokça bilindik bir konuşması vardır, o konuşmayı önü ve arkası ile bütün biçimde ve sözleri ile oynamaksızın aktarıp devamını getirmeme müsade ediniz ki beyninizde oluşturmak istediğim düşünce zemininin yapı taşlarını döşeyebileyim; Lütfen Mustafa Kemal'in aşağıya alıntılayacağım sözlerini dikkatle okuyunuz, Gazi Mustafa Kemal diyor ki:

"Düşün bir kere... Osmanlı İmparatorluğu ne oldu? Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Dünyayı ürküten Almanya’dan bugün ne kaldı? Demek ki hiç bir şey sür-git değildir! Bugün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden ileride belki pek az bir şey kalacaktır. Devletler ve milletler bu idrakin içinde olmalıdırlar. Bugün Sovyetler Rusya dostumuzdur, müttefikimizdir... Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız var! Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir! Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından sıyrılabilirler. Dünya yepyeni bir dengeye ulaşabilir! İşte, o zaman Türkiye; ne yapacağını bilmelidir! Bizim bu dostumuzun yönetiminde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onları arkalamaya hazır olmalıyız! Hazır olmak yalnız susup o günü beklemek değildir, hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanırlar? Manevi köprülerini sağlam tutarak! Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür! Bugün biz bu toplumlardan dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz! Bizim bulunduğumuz yr mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur! Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz; Bizim, onlara yaklaşmamız gerekli... Tarih bağı kurmamız lazım, folklor bağı kurmamız lazım, dil bağı kurmamız lazım... Bunları kim yapacak? Elbette Biz! Nasıl yapacağız? İşte görüyorsunuz; Dil Encümenleri, Tarih encümenleri kuruluyor, dilimizi onların diline yaklaştırmaya, tarihimizi ortak payda haline getirmeye çalışıyoruz. Böylece, biri birimizi daha kolay anlar hale geleceğiz. Tarihimizi onlara yaklaştırmaya çalışıyoruz, ortak bir mazi yaratmak peşindeyiz. Türkiyat Enstitüsünü kurduk, kültürlerimizi bütünleştirmeye çalışıyoruz, Ama bunlar açıktan yapılmaz! Adı koyularak yapılacak işlerden değildir, Bunlar devletlerin ve milletlerin derin düşünceleridir.... İşitiyorum: Benim dil ve tarih ile uğraştığımı gören kısa düşünceli bazı vatandaşlarımız; "Paşanın işi yok! Dil ile, Tarih ile uğraşmaya başladı" diyorlarmış... Yağma yok! Benim işim başımdan aşkın! Ben bugün ileri bir Türkiye kurmağa ne kadar çalışıyorsam, yarının Türkiyesinin temellerini atmaya da o kadar dikkat ediyorum. Bu yaptıklarımız hiç bir millete düşmanlık değildir. Barıştan yanayız, barıştan yana kalacağız! Ama durmadan değişen dünyada, yarının muhtemel dengeleri için hazır olacağız"



Atatürk’ün bu konuşmasından anlayacağınız üzere, dil devriminin biricik ereği asla bütün yabancı kökenli sözlerden temizlenmiş arı bir Türkçe yaratmak değildir. Dili arılaştırma çabası alında dili Orta Asya Türkçesine yaklaştırmanın aracıdır. Mustafa Kemal’in hedefi Türkiye Türkçesini salt Türkçe sözlerden oluşan homojen bir dil durumuna getirmek değildir. Onun amacı yetkinliği arttırılmış ve olanakları genişletilmiş, söz dağarı ve yapısı itibariyle Orta asya Türkçesi ile uyumlu hale gelmiş bir Türkçedir. Yukarıdaki sözlerinde açıkça amacın Orta Asya Türk çesine yakınlaşmak olduğunu görebilirsiniz.

Bu bağlamda tarih, vak’a, âlem ve başkaca sözler Orta Asya Türk dillerinde de kullanılagelen medeniyetimizin ortak sözlerindendir. Amaç dili bütünüyle arılaştırarak, ortak olan yabancı sözleri de atarak dili onların dilinden daha da uzaklaştırmak değildir.



Dil devrimini artık salt arılaştırmacı gözle görmekten vazgeçmenin ve belli ölçüde yol almış ve başarı kazanmış olan arılaştırma çabalarının ötesine geçip ortak Türkçe amacına yönelme vakti gelmiş, geçmektedir. Arılaştırmacılığın hedefi, dilimizde yer etmiş ancak bütün Türk dünyasında kullanılan yabancı da olsa ortak sözlerimiz değil, bundan böyle dilimize sızması olası yabancı sözlerdir. Kaldı ki bunlara karşı alınacak önlemlerde izlenecek yol, bundan böyle bağımsız hareket ederek bunlara karşılık geliştirmek değildir. Orta Asyadan bağımsız geliştirilen her yeni söz, dilimizi onların dilinden uzaklaştırmaya katkı sunacak ve Türk dil birliğinin bozulmasına hizmet edecektir.

Bundan böyle gerçek anlamda Türkçecilerin bu gerçekliğin bilincinde olarak davranış ve tutum geliştirmesi, hatta Orta Asya Türk dillerinden birini mutlaka öğrenmek yoluyla, ortak dilin ve bu dili yaşama geçirmenin yollarını ara duruma gelmesi, Ortak Türk dili hedefine hizmet etmesi zorunludur.

Yoksa salt özleştirmeci yaklaşım Türkçeden yana görüntüsü verse de aslında TÜRK VE TÜRKÇE DÜŞMANIDIR!.

Yazar:  ingichka [ 09 Ara 2011, 00:53 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

Oktay D. yazdı:
Bengitaşlarındili yazdı:
Boraan yazdı:
bence kimin türettiği önemli değil, halkın sevmiş olması önemli...
Halkın sevmiş olması mı? Pek öyle görünmüyor... Sözcük 1930larda türemiş.. yaygınlık kazanması 1980ler... ondan önce Arapça hür ve serbest hakim... Bu da  demek oluyor ki özgür sözünü birileri halka uzun süre dayatmış....  Özgür sözü Türk dili içine sızan kıymık gibi... acıtıyor.. Belli, açık uydurukça bir sözü savunmak için yine birileri bin dereden su getiriyor... getirin bakalım, gerçeği değiştirebilecek misiniz? Türkçede yok böyle bir söz.. Erkin duruken özgür ucubesinin yeri yok.. Bu dil dayatması elbet bir gün son bulacaktır. Türkçe köklerine dönecektir.

Paranoya gibi bir ileti olmuş. Buradaki sözcüğün "açık uydurma" olmasını açıklayamadığınızı görüyorum. Uydurma diyerek sözcüğün "öz gür" tamlaması olmadığını mı savunuyorsunuz? Nedir öyleyse? Yanık yok anca "uydurma" deyip Dil Devrimine ve Atatürk'e laf atıp olayı çarpıtmaktan başka bir çabanız yok.
Özellikle özgür sözü için emes genel olarak aytıyorum: Bir yerde yanlışlık varsa bunu yapan Atatürk de olsa eleştirilebilir. Atatürk emes Türk Dili profesörleri bile bu alanda hatalar yapabilirken Atatürk'ün de hataları olabilirini kabul edenzokmu?

Yazar:  ingichka [ 09 Ara 2011, 00:54 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

Onsuz da Atatürk dönemindeki imkanlarla şimdiki imkanlar çok farklı. O zamana kadar Türkiye'de Türkoloji çalışmaları ne yağdayda idi, şimdi ne yağdayda?

Yazar:  Oktay D. [ 09 Ara 2011, 02:27 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

Bengitaşlarındili yazdı:
Yoksa salt özleştirmeci yaklaşım Türkçeden yana görüntüsü verse de aslında TÜRK VE TÜRKÇE DÜŞMANIDIR!.

Burada "özgür" sözcüğünün kökeni tartışılmakta. Siz ona uyduruk dediniz, buna karşılık ben "hür" sözcüğü atılsın mı dedim? Tersine, isteyen istediğini kullanır dedim. Ayrıca dedim ki, sözcüğün uyduruk olması ile kullanımı farklı şeylerdir. Ne sözcük uyduruktur ne de biz burada bu sözcüğü dayatıyoruz, siz ise paranoyak kişilik bozukluğunuz varmışçasına bizi suçlayıp, kalıplara sokup duruyorsunuz.

ingichka yazdı:
Onsuz da Atatürk dönemindeki imkanlarla şimdiki imkanlar çok farklı. O zamana kadar Türkiye'de Türkoloji çalışmaları ne yağdayda idi, şimdi ne yağdayda?

Atatürk'ü kimse eleştiremez demiyorum, eleştirilir bunda hiç sorun yok. Ancak "ahmak" demek, eleştiri değildir hakârettir.

Yazar:  Temirbek [ 09 Ara 2011, 16:01 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

Sevgili Bengitaşlarındili'niñ şu yorumuna katılmıyorum;

Alıntı:
Halkın sevmiş olması mı? Pek öyle görünmüyor... Sözcük 1930larda türemiş.. yaygınlık kazanması 1980ler... ondan önce Arapça hür ve serbest hakim... Bu da  demek oluyor ki özgür sözünü birileri halka uzun süre dayatmış....


Kimsenin kimseye bir şey dayattığı yok. Bence böyle bir yorum yañlış olur. Böyle bir  mantıkla bakacaksak en eski ve öz sözümüz erkin varken de birileri halkımıza hür'ü ve serbest'i uzun süre dayatmış olmalı...

Kimse kimseye bir şey dayatmıyor, Arapçadan hurr'u kendi isteğimizle dilimize alıp hür yapmışız buradan hürriyet'i de türetmişiz ki Arapçada olmayan bir kelimedir (Arapçada hurriyya derler).

Özgür sözünün 80'lerde yaygınlaştığını söylemişsiñiz ancak bizzat tanıdığım ve adı Özgür olan 2 kişi vardır, biri 78 diğeri 76 doğumludur :)

Erkin sözümüzü de ad olarak kullanmaktayız. Erkin ile özgür arasında bir añlam ayrımı (nüans) oluşturabiliriz ki böyle bir ayrım zaten olmalı, eğer özgür sözü otokrator karşılığı olarak türetildiyse.

Ben dilcilikte şu iki tutuma da karşıyım;

1) Dilimizdeki tüm yad kökenli sözler atılmalı, kökleri kazınmalıdır (Aşırı Türkçeci, ütopik çizgi)

2) Eski Türkçede kalmış, bugün kimsenin bilmediği fiil kökleri, adlar, ekler vb. artık unutulmuştur, yeñiden hortlatılmamalıdır. Ziyâ Gökalp'iñ deyimiyle "uydurma söz yapmayız, eski köke tapmayız". (Türkçe karşıtı diyebileceğimiz çizgi)

Bence bu iki kesim de tâbiri câizse Türkçeyi pek bilmiyorlar. Bilmedikleri konuda yorum yaptıklarından dolayı da söyledikleriniñ pek bir anlamı olmuyor.

Ben, Türkçe'niñ yaklaşık 1500 yıllık yazılı târihinde kayıtlı olan bütün sözlerin bizim olduğu kanısındayım. Sadece bir tek cümlede dahi geçen sözlerin dahi bugün sözlüklerimizde olması taraftarıyım. İngilizce sözlük hazırlama ilkesi de budur. İngilizcede 850.000 küsûr kelime vardır ve bunların arasında 480 küsûru Türkçeden alınmadır biliyor musuñuz? Bunların arasında sadece bir tek antlaşma metninde geçen millet de vardır ordu'dan alınma horde da.

Bence eski Türkçe bir kelime yeñiden diriltilirken añlamında ufak değişiklikler yapılabilir. Söz gelimi Eski Türkçe yanut doğru olarak diriltilmiştir ve bugün yanıt olur ancak yanıt ile cevap arasında hiçbir nüans yok. Yine Eski Türkçe sorug bugün soru olur, bu örnekte de soru ile sual arasında añlam ayrımı bulunmamakta. Bu örnekler üzerinden sadece bir fikir yürütme ve örnekleme olun diye bahsediyorum, meselâ yazılı olarak yöneltilenlere soru, sözlü olarak yöneltilenlere sual denebilir. Çünkü öğrenciler arasında oluşmuş bir kalıp var "soru çözmek", "sual çözmek" denemez, kulak tırmalar. Beñzer biçimde yazılı olarak verilen karşılıklara yanıt, sözlü olarak verilen karşılıklara ise cevap denebilir. Böylece yazılı soru-sözlü soru, yazılı cevap-sözlü cevap gibi tanımlamalara gerek kalmaz.

Yine kendimce bir örnek vereyim, meselâ bana "bilgisayar hâfızası" demek komik geliyor, aynı şekilde "insan belleği" demek de. Bellek düzgün türetilmiş ve güzel bir sözcük. Bu kelimeyi bilgisayar vb. aygıtlardaki bilgi saklama yeri için kullanabiliriz, hâfıza deyince de insanıñ bilgi saklama yeri añlaşılabilir. Böylece hâfıza ile bellek arasında bir nüans oluşur, uzun uzun "insan hâfızası" ya da "bilgisayar belleği" demeye gerek kalmaz. Bilgiayar hâfızası deyince oluşan komik algı ya da insan belleği deyince algılanan şey (sanki bir robottan ya da androidden bahsediliyormuş hissi) oluşmaz.

Benim Türkçeciliğim bu çizgidedir ve doğru olduğunu düşündüğüm yol budur.

Yazar:  ingichka [ 09 Ara 2011, 16:32 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

Temirbek yazdı:
Kimse kimseye bir şey dayatmıyor, Arapçadan hurr'u kendi isteğimizle dilimize alıp hür yapmışız buradan hürriyet'i de türetmişiz ki Arapçada olmayan bir kelimedir (Arapçada hurriyya derler).
Arapçadaki okunuşun farklı olması bu sözü bizim türettiğimiz anlamına mı yoksa farklı okuduğumuz anlamına mı geliyor? Sözün yazımında güzel he'nin üstüne iki nokta konuyor: حرية Bir tamlama yapıldığı zaman burada /t/ sesinin olduğu görülüyor. Leyle "gece" - leyletü'l kadr "kadir gecesi" gibi.

Yazar:  Oktay D. [ 09 Ara 2011, 17:10 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

Temirbek yazdı:
Benim Türkçeciliğim bu çizgidedir ve doğru olduğunu düşündüğüm yol budur.

Katılmadıklarıŋa ben de katılmıyorum. Ancak bu Türkçecilik aŋlayışını da yeğliyor değilim. Benim aŋlayışımda her yabancı sözcüğüŋ Türkçe karşılığınıŋ olmasıdır, bunlara "karşılık ikizleri" diyebilirim, bunlardan bir kaçını aŋdıŋ: yanıt-cevap, soru-sual, bellek-hâfıza, aŋlak-hâfıza (birebir karşılık olmak gereğinde değil), konu-mevzû, misal-örnek, gibi... Ayrıca tüm ince ayrımları (nüans) da yapılmalıdır tabi ki, ancak bazen ince ayrımlar tümce içinde de ortaya çıkmaktadır, bu varsıllığımızı da unutmamalıyız (geŋiş aŋlamlı sözcüklerle dar aŋlamlı sözcükleri karşı karşıya getirmemek gerek, ikisini de barındırmalıyız).

Yazar:  Oktay D. [ 09 Ara 2011, 17:12 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

ingichka yazdı:
Temirbek yazdı:
Kimse kimseye bir şey dayatmıyor, Arapçadan hurr'u kendi isteğimizle dilimize alıp hür yapmışız buradan hürriyet'i de türetmişiz ki Arapçada olmayan bir kelimedir (Arapçada hurriyya derler).
Arapçadaki okunuşun farklı olması bu sözü bizim türettiğimiz anlamına mı yoksa farklı okuduğumuz anlamına mı geliyor? Sözün yazımında güzel he'nin üstüne iki nokta konuyor: حرية Bir tamlama yapıldığı zaman burada /t/ sesinin olduğu görülüyor. Leyle "gece" - leyletü'l kadr "kadir gecesi" gibi.

"hürriyet" sözcüğü /te/ damgasıyla yazılır çünkü özünde bağlı te'li yazım olan hurriyyat sözcüğünüŋ çoğuludur ve hurriyyat diye okunur Arapçada (bunu görmek için Hürriyet günceliniŋ 1928 öncesi sayılarına bakıŋız).

Yazar:  ingichka [ 09 Ara 2011, 17:35 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

Oktay D. yazdı:
ingichka yazdı:
Temirbek yazdı:
Kimse kimseye bir şey dayatmıyor, Arapçadan hurr'u kendi isteğimizle dilimize alıp hür yapmışız buradan hürriyet'i de türetmişiz ki Arapçada olmayan bir kelimedir (Arapçada hurriyya derler).
Arapçadaki okunuşun farklı olması bu sözü bizim türettiğimiz anlamına mı yoksa farklı okuduğumuz anlamına mı geliyor? Sözün yazımında güzel he'nin üstüne iki nokta konuyor: حرية Bir tamlama yapıldığı zaman burada /t/ sesinin olduğu görülüyor. Leyle "gece" - leyletü'l kadr "kadir gecesi" gibi.

"hürriyet" sözcüğü /te/ damgasıyla yazılır çünkü özünde bağlı te'li yazım olan hurriyyat sözcüğünüŋ çoğuludur ve hurriyyat diye okunur Arapçada (bunu görmek için Hürriyet günceliniŋ 1928 öncesi sayılarına bakıŋız).
Hürriyet mec'ul mastardır. Sondaki /t/'nin çoklukla ilgisi var mıdır?

Yazar:  Boraan [ 09 Ara 2011, 18:09 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

Kardeşim ben de halktan biriyim ve özgür sözcüğünü kullanıyorum,yeri geldiğinde hür sözcüğünü de kullanıyorum, kimse sözlükten falan da atmadı, ayrıca özgür isminde de bir sürü arkadaşım var, nedir bu ayrımcılık bir türlü anlamış değilim.

Yazar:  Boraan [ 09 Ara 2011, 18:19 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

Alıntı:
Katılmadıklarıŋa ben de katılmıyorum. Ancak bu Türkçecilik aŋlayışını da yeğliyor değilim. Benim aŋlayışımda her yabancı sözcüğüŋ Türkçe karşılığınıŋ olmasıdır, bunlara "karşılık ikizleri" diyebilirim, bunlardan bir kaçını aŋdıŋ: yanıt-cevap, soru-sual, bellek-hâfıza, aŋlak-hâfıza (birebir karşılık olmak gereğinde değil), konu-mevzû, misal-örnek, gibi... Ayrıca tüm ince ayrımları (nüans) da yapılmalıdır tabi ki, ancak bazen ince ayrımlar tümce içinde de ortaya çıkmaktadır, bu varsıllığımızı da unutmamalıyız (geŋiş aŋlamlı sözcüklerle dar aŋlamlı sözcükleri karşı karşıya getirmemek gerek, ikisini de barındırmalıyız).


Ayrıca benim görüşüme göre yukarıdada belirtildiği Türkçenin gerçek varsıllığı anlam ayırtılarının tümce içinde ortaya çıkmasıdır, bu da kullanılan sözcüklere güç kazandırır,kimi öy bu güç yabancı sözcüklere kazandırılmıştır, Osmanlı yazı döneminde bu özelliğinin gözden çıkarıldığının görüşündeyim, ama o da bir geçiş ve öygünsel kalıtımızdır.

Yazar:  ingichka [ 09 Ara 2011, 18:56 ]
İleti Başlığı:  Ynt: özgür

ingichka yazdı:
Oktay D. yazdı:
ingichka yazdı:
[quote="Temirbek"]Kimse kimseye bir şey dayatmıyor, Arapçadan hurr'u kendi isteğimizle dilimize alıp hür yapmışız buradan hürriyet'i de türetmişiz ki Arapçada olmayan bir kelimedir (Arapçada hurriyya derler).
Arapçadaki okunuşun farklı olması bu sözü bizim türettiğimiz anlamına mı yoksa farklı okuduğumuz anlamına mı geliyor? Sözün yazımında güzel he'nin üstüne iki nokta konuyor: حرية Bir tamlama yapıldığı zaman burada /t/ sesinin olduğu görülüyor. Leyle "gece" - leyletü'l kadr "kadir gecesi" gibi.

"hürriyet" sözcüğü /te/ damgasıyla yazılır çünkü özünde bağlı te'li yazım olan hurriyyat sözcüğünüŋ çoğuludur ve hurriyyat diye okunur Arapçada (bunu görmek için Hürriyet günceliniŋ 1928 öncesi sayılarına bakıŋız).
Hürriyet mec'ul mastardır. Sondaki /t/'nin çoklukla ilgisi var mıdır?
[/quote]Hürriyet'in çokluğu hürriyât idi yanlışmasam.

2. bét (Toplam 4 bét) Tüm zamanlar UTC + 3 saat
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Group
https://www.phpbb.com/