İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Zurnadan Obuaya Gürdüdük

Zurna, Avrasya ile Afroasya’nn çok geniş bir kesiminde yaygın olarak kullanılan bir ağaç üflemeli halk çalgısıdır. Genellikle Farsçada gürültü, yüksek ses anlamına gelen sur ile düdük anlamına gelen nay sözlerinden oluşup gür düdük anlamına gelen surnaydan bozma olduğu kabul ediliyor (1). Eski Türkçede bu anlama gelen bir sözün bulunmaması, çalgının kaynağının Ortadoğu olduğunu düşündürüyor. Çalgıbilimci Gazimihal’in Arapçada kamış anlamına gelip İbni Sina’nın bir yapıtında zurna anlamında kullanıldığını belirttiği yeraa sözünün eski Türkçede zurna anlamına gelebileceği varsayılan yırav sözünden bozma olabileceği yolundaki görüşü (19) sesle anlam benzerliğine dayalı bir varsayımdır; çünkü eski Türkçede zurna anlamına gelen böyle bir söz yoktur. Divan’da şarkıcı anlamına gelen bir yıragu sözü vardır (11). Şarkı anlamına gelen yır sözünün türevidir.

Gazimihal, daha eski bir yapıtında zurna sözünün “zur” sesini betimleyen yansıma bir söz olabileceğini de belirtmektedir (18). Adı geçen ses Türkçede “zır” biçiminde geçmekte olup, zırlamak, zırıldamak, zırıltı gibi birçok türevleri vardır. Halk dilimizde zır sözüne dayalı, zurna anlamında bir sözün bulunmaması, bu yaklaşıma sıcak bakmamızın önündeki en önemli engel. Zurna sözünün Türkçe üzerinden Makedoncaya zurla biçiminde geçmiş olmasıysa ilginç (9). Bu söz Sırp-Hırvat diline surle biçiminde, gayda anlamında geçmiştir (47).

Zurnaya Farsçada surnay’ın yanı sıra sirnay da deniyor. Üflemeli çalgıların genel adı olan Türkçe sipsi sözü kimi eski kaynaklarda Farsça sirnay’ın karşılığı olarak gösteriliyor (34). Arapçada üflemeli çalgıların genel adı olan mizmar sözünün Mısır Arapçasında zurna anlamında kullanılmasını (2, 41), Türkçe sipsiden bozma sibs sözünün yine Mısır Arapçasında cura zurna anlamında kullanılmasını (41, 51) da ilginç buluyoruz. Bununla birlikte sipsi sözünün, başta zurnanın ağzına takılan kamış olmak üzere çeşitli anlamlarının bulunması, kanımızca bugün zurna anlamında kullanılmasının uygun olmadığını gösteriyor.

Zurna Balkan uluslarıyla Ruslara Türkler aracılığıyla ulaşmıştır. Zurnaya Makedoncada zurla dendiğini yukarıda belirtmiştik. Bu bilgiye, bu çalgıya Bulgarcada zourna (7), Rumcada zournas (37) dendiğini de ekleyebiliriz. Macarlarsa zurnaya türk sipsisi anlamına gelmek üzere töröksip demektedirler (21).

Zurnanın Arapça adı zamrdır (2). Doğu Akdeniz kıyısındaki Arap ülkeleriyle Irak’ta, Türkçe üzerinden girdiği anlaşılan zurna sözü de kullanılır (2). Yukarıda da belirttiğimiz üzere Mısır’da mizmar adıyla anılır (2, 41). Tunus’ta zukra (2) ; Fas’ta ghaita, rhaita (3) adlarıyla anılır. Ghaita, rhaita sözlerinin Arapçada çiftlik anlamına gelen ghait (45) sözünün türevi olduğu bildirilmektedir. Ghaita sözünün gaydanın kaynağı olduğunu ileri sürenler bulunduğu gibi (45), tersine bu sözün gaydadan bozma olabileceğini ileri sürenler de vardır (33).

Zurnanın Yunanca adı kalamaiadır (44). Bu, kamış anlamına gelen kalamosun türevidir. Batı dillerinde bu sözden bozma adlarla anılır. Latince calamellus (43), İtalyanca ciaramella (44), Orta Fransızca chalemie (42), Fransızca chalumeau (43), Almanca Schalmei (43), İngilizce shalm (43) ile shawm (43) buna örnektir. Webster’e göre sözcüğün kaynağı Orta Fransızca chalemie olup, bunun Latince eşdeğeri olan calamellus sözü Geç Latince bir türetidir (42). Çalgının batıda ortaçağda belirmesi (44), Yunanca adı olan kalamaia’nın Bizans Rumcasında kullanıldığını ya da Latince eşdeğeri gibi ters evrimle oluşturulmuş bir türeti olduğunu düşündürmektedir. Çağdaş Rumcada bu sözün zurna anlamında kullanılmaması, bu çalgının Türkçe üzerinden giren zournas sözüyle adlandırılması (37), bu görüşümüzü arkalamaktadır. Mısır Arapçasında ney anlamında kullanılan selamiye sözünün (51) bu sözden bozma olduğu anlaşılıyor (41). Bununla birlikte zurnayı batıya Haçlıların götürdüğünü, Fransızca chalumeau’nun Arapça selamiyeden bozma olduğunu ileri süren kaynaklar da vardır (47). Chalumeau sözü bugün Fransızcada zurnadan çok güdücü kavalı anlamında kullanılmaktadır (16, 18, 30, 41). Bu söz kimi sözlüklerimize şalumo (38), şalümo (18, 36) biçimlerinde girmiştir (41). Birçok mırındışı anlamı da vardır.

Sözcüğün tanımladığı kavramlardan biri içmeye yarayan çubuk olup Türkçesi kamıştır (23). Uygulayımda, deneyliklerde yüksek ısı elde edilen araçla kaynak yapımında, madenleri kesip eritme işleminde kullanılan alev fışkırtan aracı tanımlamaktadır (38). Arapçası hamlac, İngilizcesi blowpipe, Osmanlıcası hamlaç olan bu kavramın Türkçesi üfleçtir (1, 23, 36). Kuyumculuğa özgü bir çeşit üfleci de tanımlamaktadır (36). Türkçesi kamışçıktır (1, 23, 36). Gerek Latince calamellus, gerek Fransızca chalumeau’nun sözlük anlamı kamışçıktır (42).

 

Zurnanın çağcıl eşdeğeri obuadır. Bu söz Fransızca hauboisten bozmadır (42). O da Orta Fransızcada ince sesli tahta anlamına gelen hautboisten bozmadır (42). Almancada Hoboe, Oboe (6); İngilizcede hautboys, oboe (42); İtalyancada oboe (18) biçimlerinde geçer.

Obua terimi çalgıbilimde geniş anlamda, geleneksel zurna da içinde olmak üzere bir ağaç üflemeli çalgı çoluğunun (familya) adıdır. Dar anlamdaysa bu çoluk içerisinde yer alan yumuşak sesli çağcıl bir ağaç üflemeli çalgının adıdır.

En geniş anlamıyla zurna, obuanın geniş anlamının karşılığıdır. Dar anlamdaysa obua çoluğu içerisinde yer alan halk çalgılarının genel adıdır. Zurna sözünün özgün Farsça biçimi olan surnay sözünün çevirisi olan gür düdük sözünün terimsel biçimi olan gürdüdük sözü kanımızca zurnanın Türkçe kökten uygun bir karşılığıdır. Zurna sözünün Türkçede çok kökleşmiş bir alıntı olduğu ileri sürülerek bu sözün özleştirilmesine karşı çıkılabilir. Zurna sözünün Türkçe gürdüdüğün genel dille uyumlu bir seçeneği olarak sözlüklerimizde yer almasına karşı değiliz.

Bu durumda gürdüdük sözü geniş anlamda obua çoluğunu, dar anlamdaysa obua çoluğunun bir altçoluğu olan geleneksel zurnayı tanımlayacaktır.

Özleyin zurna anlamına gelen Fransızca chalumeau sözü anlam kaymasına uğrayarak, daha çok güdücü kavalı anlamında kullanılmaya başlayınca Fransızcada zurnaya halk obuası anlamına gelmek üzere hautbois populaires denmeye başlamıştır (4). Almancada da yine bu anlama gelen Volksoboe kullanılmaktadır (4). Çalgıya Almancada türk obuası anlamına gelmek üzere türkische Oboe de denmektedir (32). Macarların bu çalgıya türk sipsisi anlamına gelmek üzere töröksip dediklerini yukarıda belirtmiştik. Bu durumda dar anlamda gürdüdüğün eşanlamlıları olarak geleneksel gürdüdük, halk gürdüdüğü, türk gürdüdüğü, türk sipsisi sözleri sunulabilir. Arapça halk sözünün eski kaynaklarda geçen Türkçesi olan ilboy (34) sözü kullanılarak ilboy gürdüdüğü de denebilir.

Geleneksel gürdüdüğün üç ölçünlü çeşidi vardır. Bunlar boyuna göre adlandırılır. Boyu uzadıkça sesi kalınlaşır, kısaldıkça incelir. Kalın sesli olan uzunu baz zurna (19, 26), boy zurna (19), kaba zurna, kalın zurna, tatar zurnası (26), tümkaba zurna (26) olarak bilinir.

Baz sözü Farsçada bizim doğan adını verdiğimiz kuşun adıdır. Telli çalgıları, karınlarının büyüklüğüne göre kuş türlerinin adıyla adlandırmak İran geleneğinde görülen bir uygulamadır. Türkler de kimi telli çalgıların karınlarını kimi kuşlara benzetip, bunları o kuşun Farsça adıyla anmışlardır. Karnını doğana benzettikleri bağlamaya baz bağlama demişlerdir. Baz bağlamanın kalın sesli kaba bir bağlama olmasından esinlenerek kaba zurnaya da baz zurna dedikleri anlaşılıyor. Kaba zurnanın sesi de doğan sesine benzetilmiş olabilir.

Kaba zurnaya İtalyancada bombarda, bombardo, bombardone adları verilir (42). Bu söz Almancada Pommer (42), Fransızcada bombardon (42) biçimini almıştır. İtalyanca bombardone ile Fransızca bombardon, bir bakır üflemeli çalgı olan kalın kocaborunun (bas tuba) eşanlamlısı olarak da kullanılır (42). Mısır Arapçasındaysa kaba zurnaya telt denir (51).

Kaba zurnanın Türkçe kökten karşılıkları boy gürdüdük, kaba gürdüdük, kalın gürdüdük, tatar gürdüdüğü, tümkaba gürdüdüktür.

Orta boy zurnaya orta kaba zurna ya da kısaca orta zurna denir (19, 26). Türkçe kökten karşılıkları orta gürdüdük ile orta kaba gürdüdüktür.

İnce sesli kısa zurnaya cura zurna (19, 26) ya da zil zurna (19) denir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu çalgı Mısır’da Türkçe sipsiden bozma sibs sözüyle anılmaktadır (41, 51). Cura zurna sözünün yapısında bulunan cura niteminin baz zurna örneğinde olduğu gibi cura bağlama adı verilen küçük karınlı bağlamanın adında geçen cura niteminden geldiği düşünülebilir; çünkü Farsçada curra erkek atmaca anlamına gelmektedir (12, 35). Farsçada bir de herhangi bir küçük nesne anlamına gelen curra sözü vardır (31, 35). Nitemin çalgı adlarındaki anlamı buna da uymaktadır. Tietze cura zurnada geçen cura niteminin, adı geçen çalgının Arnavutça adı olan xhuradan bozma olabileceğini; ancak Boretzky’ye göre Arnavutça xhura’nın Türkçede kullanılan cura sözünden bozma olduğunu belirtmektedir (35). Tietze’ye göre cura bağlamanın yapısında bulunan cura sözü Farsçada bir çalgı adı olan curradan (31) bozmadır (35); ancak Steingass’ta verilen bilgiden bunun ne tür bir çalgı olduğu anlaşılamamaktadır (31, 35). Eren, bir çeşit bağlamanın adı olan cura sözünün kökeninin bilinmediğini belirterek Monchi-zadeh’nin Xurâsân adlı yapıtını kaynak göstermektedir (12).

Çalgıbilimci Gazimihal Türkçe çalgı adlarında geçen cura sözünün Divan’da şarkı anlamında geçen yır sözünün türevi olabileceğini belirtmektedir (19). Gazimihal’in yaklaşımı olabildiğince çok sayıda çalgı adını Türkçe kökene bağlama çabası olarak yorumlanabilir; ancak Eren ile Tietze’nin vedikleri bilgilerden de gerek Türkçede kullanılan cura, gerekse bunun Farsça eşdeğeri olan curra sözlerinin çeşitli anlamları arasındaki bağıntının karmaşık olduğu anlaşılmaktadır. Cura zurnanın Türkçe kökten karşılığı ince gürdüdüktür. Zil sözünün kökeniyse vurmalı çalgılar başlığı altında ayrıca ele alınmayı gerektiren bir konudur. Gerek cura, gerek zil sözlerinin dilimizde kökleşmiş alıntılar olduğunu, cura zurnayla zil zurna sözlerinin genel dille uyumlu terimler olduğunu belirtmekte de yarar görüyoruz.

Geleneksel gürdüdüğün çeşitli ülkelerde kullanılan özel biçimleri de vardır. Bunların başlıcaları gayda, mey ile tarogatodur. Bunlardan ilk ikisi ulusal çalgılarımızın arasında da yer alır. Tarogatoysa bir Macar ulusal çalgısıdır.

Gayda, gövdesi genellikle oğlak derisinden yapılan bir zurnadır. Portekiz’den İran’a dek Avrasya’nın çeşitli yerleriyle Kuzey Afrika’da çalınan bir çalgıdır. Gayda sözü Portekiz’den Türkiye’ye dek çeşitli Avrupa ülkelerinde biribirine yakın söyleniş, yazılışlarla kullanılmaktadır. İspanyolca ile Portekizcede gaita; Lehçe, Çekçe ile Slovakçada gajdy; Makedoncada gajda; Bulgarcada gaida biçiminde yazılmaktadır (48). Genellikle Gotçada keçi anlamına gelen gait, gata sözlerinin türevi olduğu söylenir (3).

İkinci bir görüşe göre gayda sözü Keltçe gaethadan bozmadır (25). Bu da Dakya’da bir bölge olan Gaethia’dan gelmektedir.

Eski Bulgarcanın bir Türk dilcesi olmayıp bir İran dili olduğunu savunan Bulgar dilcileri gajda sözünün Pamir dillerinde şarkı anlamına geldiğini, bunun da şarkı söylemek anlamına gelen Sanskritçe gai sözünün türevi olduğunu ileri sürüyorlar (22).

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Fas Arapçasında zurna anlamına gelen ghaita sözüyle İspanyolca gaitayı birleştirenler var (33, 45).

Çalgıbilimci Gazimihal’e göre gayda sözü Türkçe gövdeden, Arapça kaideden bozma olabileceği gibi yansıma da olabilir (19). Gazimihal’in Arapça kaide sözünü gündeme getirmesi, sözcüğün eski kaynaklarda kayda biçiminde geçmesine dayalı (34)

Dil Derneği, Eyuboğlu, Hüseyin Kâzım Kadri, Räsänen ile Tuğlacı’ya göre gayda sözü Türkçeye Bulgarcadan geçmiştir (14, 19, 23, 28, 36). TDK, sözcüğün kökeni konusunda görüş birliği bulunmamasından dolayı olsa gerek, kökeni konusunda bilgi vermemektedir (1). Redhouse’a göre dilimize İspanyolcadan geçmiştir (29).

Gaydaya dilimizde tulum, tulum borusu (34), tulum düdük (19, 32), tulum zurna (19, 32) adları da verilmektedir. Hüseyin Kâzım Kadri’nin, tulum sözünün Rumca dulimostan bozma olduğu yolundaki görüşü doğru değildir (19). Bu söz, 13. yy öncesine dek izlenebilen Türkçe bir sözdür (8, 40).

Çuvaş Türkçesinde tuluma şabır, şapur adları verilmektedir (48). Bu sözlerin, Türk dilcelerinde çeşitli biçimlerde yer alarak çeşitli telli ya da üflemeli çalgıların adlandırılmasında kullanılan çöğür sözünün (12, 26, 27) Çuvaşçadaki biçimleri olabileceğini düşünüyoruz. Çuvaş Türklerinin kuzey komşusu olan Fin kökenli Çeremislerin tulum anlamında kullandıkları şuvır sözünün (17) Çuvaşça bir alıntı olduğu anlaşılıyor. Bu sözlerle Orta Fransa’da tulum anlamında kullanılan chevrette, chabretta, chabrette, chabreta, cabreta sözleri arasındaki ses benzerliğini düşündürücü buluyoruz. Bu sözlerin Fransızcadaki sözlük anlamı keçicik (3) (Wikipedia adlı e-bilgilikte şuvır sözü için yanlışlıkla Çeremisçe yerine Çerkezce denmiş (48). Çeremisçeyi simgeleyen Cher. Kısaltmasının yanlış yorumlanmasına dayalı olduğunu sandığımız bu özdeksel yanlışı bu nedenceyle düzeltmeyi görev biliriz).

Tuluma Almancada Dudelsack, Sackpfeife; Çekçede dudy, Farsçada nay-ı meşk (meşk Farsçada tulum anlamına gelmektedir (29)) (19), nay-ı enban (19); Fransızcada cornemuse; İngilizcede bagpipe; İtalyancada cornamusa; Latincede tibia utricularis (46); Sırp-Hırvat dilinde surle (47); Tunus Arapçasında mizwid (2, 50) denmektedir.

Blaskovics’e göre Çekçe dudy Türkçe düdükten bozmadır (5, 41). Ünlü Alman çalgıbilimcisi Sachs’a göre Almanca Dudelsack’ın yapısında bulunan Dudel sözü de Türkçe düdükten bozmadır (19, 41); ancak Brockhaus’a göre dudeln eylemi yansımadır (6, 41). Sırp-Hırvat dilindeki surle sözüyse yukarıda da belirttiğimiz üzere zurna’dan bozmadır.

Büyük tuluma kaba gayda, küçük olanına cura gayda, iki borulu olanına çifte gayda denir. Bu terimler Bulgarcada kaba gaida, djura gaida, chifte-gaida biçiminde kullanılır (7). Bunlar kaba tulum, ince tulum, koşa tulum biçiminde özleştirilebilir.

Doğu Anadolu’dan Orta Asya içlerine dek çalınan yumuşak sesli zurnaya Doğu Anadolu’da mey denmektedir. Çalgıbilimci Gazimihal, bu sözü eski Mısırlıların üflemeli bir çalgılarına taktıkları mayıt (mait) adıyla birleştirmektedir (19, 20). 1435’te ölen ünlü Türk çalgıbilimcisi Meragalı Abdülkadir İbni Gaibî Farsça yapıtında bu çalgının Farsça adlarını nayçe-i bâlâbân ile nay-ı bâlâbân olarak vermiştir (19, 20). Bâlâbân Farsçada yüksek sesli anlamına gelmekte, bir çalgıbilim terimi olarak davul anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu sözler davul eşliğinde çalınan ney ya da neyçe anlamlarına gelmektedir. Mey uzmanı Karahasan Ata mey sözünün Farsça nay-ı bâlâbân’ın nay’ından bozma olabileceği kanısındadır (20).

Meye Azerbaycan ile Türkeli’nde balaban, balaman adları veriliyor (26). Bunlardan ikincisi Erzurum-Kars yörelerimizde meyin eşanlamlısı olarak kullanılıyor (10). İlk bakışta bunların, Meragalı Abdülkadir’in nayçe-i bâlâbân’ı ile nay-ı bâlâbân’ından bozma oldukları izlenimi uyanıyor. Balaban sözü ülkemizde büyük davul anlamında da kullanılıyor. İri, büyük, şişman, gürbüz; atmaca, doğan gibi mırındışı anlamları da var. Balaman da iri, büyük, şişman, gürbüz anlamlarına geliyor. Tietze ile Räsänen’e göre balaban sözünün Türkiye Türkçesindeki bütün anlamları Farsça bâlâbân’dan bozma (28, 35). Tietze kaynak olarak Meninski’yi gösteriyor; ancak Sevortyan’a göre bu sözcüğün kökeninin çözüm bekleyen bir sorun olduğunu belirtiyor (35). Bu, vurmalı çalgılar başlığı altında derinlemesine ele alınması gereken bir konu. Balaman sözünün Türkçede yavru anlamına gelen bala sözüyle olan ses, anlam yakınlığını ayrıca düşündürücü buluyoruz.

Meye Ermeniler duduk, Gürcüler duduki demektedirler (20, 41). Bu sözlerin Türkçe düdükten bozma oldukları açıktır. Ermeni kaynakları duduk sözünün Rusça bir alıntı olduğunu savunmakta, bir yandan da kayısı ağacı anlamına gelen dziranapog sözünü bu anlamda yerleştirmeye çalışmaktadırlar (39, 41).

Mey Mısır’a Osmanlı döneminde Irak üzerinden gitmiş, orada ırakiye olarak anılmıştır (19).

Çağcıl gürdüdüklerin ölçünlü çalgısı olan obuanın sesi ölçünlü geleneksel gürdüdüklerden çok meyinkine uymaktadır. İkisi de genellikle davul eşliğinde açık alanlarda çalınan ölçünlü geleneksel gürdüdüklerin tersine daha çok kapalı alanlarda çalınan yumuşak sesli çalgılardır. Buna dayanarak gerek dar anlamdaki obuanın, gerekse onun halk mırınındaki eşdeğeri olan meyin adlarının oda düdüğü biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız. Bu ikisini biribirinden ayırmak için meye geleneksel oda düdüğü, obuaya çağcıl oda düdüğü denerek oda düdüğü teriminin iki anlamının eşanlamlı seçenekleri olarak sunulabilir. Bu arada balaban, balaman, mey sözlerinin genel dilimizle uyumlu, köklü alıntılar olduğunu yadsımadığımızı da vurgulamakta yarar görüyoruz.

Geleneksel oda düdüğünün uzun olanına ana mey, orta boylusuna orta mey, kısasına cura mey denmektedir (24). Bunların adları ana oda düdüğü, orta oda düdüğü, ince oda düdüğü biçiminde özleştirilebilir. Ana mey, orta mey, cura mey sözlerinin genel dilimizle uyumlu, kökleşmiş alıntılar olduklarını yadsımadığımızı vurgulamakta da yarar görüyoruz.

Macarlara özgü gürdüdüğe tarogato denmektedir. Macarca özgün yazımı tárogatódur (49). Rumenlerce de taragot adıyla kullanılır (49). Tárogató Macarcada asker düdüğü (military pipe) anlamına gelir (15). Çalgının, varlığı 15. yy’ye dek belgelenebilen bir geleneksel biçimiyle 1890’da Budapeşteli çalgı yapımcısı Venzel József Schunda eliyle geliştirilen bir çağcıl biçimi vardır (49). Geleneksel biçimi Macar ulusçuluğunun simgesidir (49). Evliya Çelebi bu çalgıyı macar düdüğü olarak anmakta, “Erdel’de bir ruhban sazıdır. İçinde şamata varak telleri vardır” demektedir (13, 19, 26). Geleneksel biçimine geleneksel macar düdüğü, çağcıl biçimine çağcıl macar düdüğü karşılıkları eşanlamlı seçenekler olarak sunularak bu ikisinin ayırt edilmesi sağlanabilir.

Çağcıl gürdüdüklerin başlıca çeşitleri çağcıl oda düdüğü (obua), çağcıl macar düdüğü (Schunda tarogatosu), fagot, ingiliz kornosu ile klarnettir.

Çağcıl oda düdüğünün ince sesli olanına alto obua, kalın sesli olanına bas obua denmektedir. Bunların karşılıkları ince oda düdüğü ile kalın oda düdüğüdür. İnce oda düdüğü teriminin ince sesli geleneksel oda düdüğünü tanımlayan cura meyin de karşılığı olduğunu yukarıda görmüştük. Bu terimin 2 anlamının bulunmasının kavram kargaşası yaratacağını sanmıyoruz. Gerekirse birine çağcıl, öbürüne geleneksel nitemi eklenerek daha kolay ayırt edilmeleri sağlanabilir.

Fagot, tok sesli bir çağcıl gürdüdüktür. Adnan Saygun’a göre geleneksel oda düdüğünün (mey) sipsisi fagotunkine, ölçünlü geleneksel gürdüdüğünküyse (zurna) çağcıl oda düdüğününkine (obua) benzer (26). Fagot sözü Almanca Fagott’tan, Almanca Fagot İtalyanca fagottadan bozmadır (42). Sözcüğün kökeni Latince facus üzerinden, bağlam (demet) anlamına gelen Yunanca phakelosa gider. Çalgının Fransızca adı olan basson sözü İtalyanca fagotta’nın eşanlamlısı olan bassoneden bozma olup, sesinin tokluğunu vurgular (42). İngilizcede basson, fagott sözleriyle anılır (42). Bunlardan ilki daha yaygın olarak kullanılır. Bu çalgının adının tokdüdük biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız.

İngiliz kornosunun özgün İtalyanca adı corno inglesedir (42). Bu, ingiliz borusu anlamına gelmekle birlikte çalgı gürdüdük çoluğundandır. Avlarda kullanılmak üzere geliştirilip kökleşik çalgıların arasına katılmıştır. Bu yüzden İtalyancada oboe da caccia olarak da anılır (42). Doğal karşılığı av düdüğüdür.

Çağcıl gürdüdüklerin en gelişmiş, en uzun biçimi klarnettir. Adı, İtalyancada boru anlamına gelen clarino sözünün türevidir (42). İtalyanca özgün adı clarinettodur (42). Türkçeye, Fransızcası olan clarinette üzerinden girmiştir (1). Almancası Klarinette (6), İngilizce karşılıkları clarinet ile clarionettir (42). Adının uzundüdük biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız.

 

KAYNAKÇA

 

  1. Ağakay MA. Türkçe sözlük. 10. bası. TDK. Ankara, 2005.
  2. http://www.al-bab.com/arab/music/instruments.htm
  3. http://members.aol.com/bagpipeweb/types.html
  4. Bedrohtes Welterbe.
  5. Blaskovics J. Çek dilinde Türkçe kelimeler. VIII. Türk Dil Kurultayı’nda okunan bilimsel bildiriler. TDK. Ankara, 1960, s. 87-112.
  6. Brockhaus FA. Der Sprach Brockhaus. 9. Aufl. Wiesbaden, 1984.
  7. http://www.bulgariancds.com/c/sl-e/cid-11/p-p/id-748/muzikalni-instrumenti-v-bylgaria-Gajda Musical instruments in Bulgaria.
  8. Clauson G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University Press. Oxford, 1972.
  9. http://www.dragandautovski.com.mk/instr.htm
  10. Türkiye’de halk ağzından derleme sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-82.
  11. Divanü lûgat-it Türk dizini. TDK. Ankara, 1972.
  12. Eren H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.
  13. Evliya Çelebi seyahatnamesi. 2. kitap. Çev. Danışman Z. Zuhuri Danışman Yayınevi. İstanbul, 1969.
  14. Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. İstanbul, 1991.
  15. Ferenc S. Töröksip-Oboe-like shawm. http://hungaria.org/hal/folklor/index.php?halid=3&menuid=37
  16. Fraşerî ŞS. Resimli kamus-ı Fransavî. İstanbul, 1901.
  17. http://gajdy.web-log.nl/gajdy/2005/11/bagpipe_from_ru.html
  18. Gazimihal MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.
  19. Gazimihal MR. Türk nefesli (ötkü) çalgıları. Kültür Bak. Ankara, 1975.
  20. Karahasanoğlu Ata S. http://www.turkuler.com/thm/mey.asp
  21. Kerkay E. http://www.passiondiscs.co.uk/articles/hungarian_folk_instruments2.htm
  22. Old Bulgar words preserved in the modern Bulgarian language: G-D-E. http://www.kroraina.com/b_lang/bl_g_e.html
  23. Kutlu A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 2005.
  24. http://www.discoverturkey.com/kultursanat/b-h-mey.html
  25. Lombardero AC. The Gaels in Gallaecia. http://www.ctv.es/USERS/ocalitro/ , 19 Mar 2003.
  26. Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 8. 3. bası. Kültür Bak. Ankara, 2000.
  27. Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 9. 3. bası. Kültür Bak. Ankara, 2000.
  28. Räsänen M. Versuch eines etymologischen Wörterbuchs der Türksprachen. Lexica Societatis Fenno-Ugricae. Helsinki, 1969.
  29. Redhouse. Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 1999.
  30. Saraç T. Fransızca-Türkçe büyük sözlük. TDK. Ankara, 1976.
  31. Steingass F. A comprehensive Persian-English dictionary including the Arabic words and phrases to be met with in Persian literature. 3. ed. London, 1947.
  32. Steuerwald K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.
  33. Talev I. A little bit of cultural anthropology. http://listserv.buffalo.edu/cgi-bin/wa?A2=ind9511e&L=makedon&P=1135 , 28 Nov 1995.
  34. XIII. Yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-77.
  35. Tietze A. Tarihi ve etimolojik Türkiye Türkçesi lugatı. Birinci cilt A-E. Österreichische Akademie der Wißenschaften. Simurg. İstanbul, 2002.
  36. Tuğlacı P. Okyanus 20. yüzyıl ansiklopedik Türkçe sözlük. Pars, 1971.
  37. Tuncay F, Karatzas A. Türkçe-Yunanca sözlük. Doğu Dil ve Kültürleri Merkezi. Atina, 2000.
  38. Türkay K, Koçak S, Ünal S. Uygulayım terimleri sözlüğü. 2. bası. TDK. Ankara, 1980.
  39. http://www.uslanmam.com/muzik-enstrumanlari/126730-duduk-balaban.html
  40. Ülker S. Türk dirgerlik dilinde tulum. Dirgerin Sesi 1997; 7: 22-24.
  41. Ülker S. Flüt mü kaval mı? Türk Dili Dergisi Kasım-Aralık 2007; 21(123): 19-25.
  42. Webster’s third new international dictionary of the English language unabridged. Könemann. Cologne, 1993.
  43. http://www.tritonus.ch/Instrumentenordner/Schalmei.htm
  44. http://de.wikipedia.org/wiki/Schalmei , 17 Jun 2007.
  45. http://en.wikipedia.org/wiki/User_talk:Anas_Salloum/Archive_8 , 3 Jun 2007.
  46. http://en.wikipedia.org/wiki/Bagpipes , 18 Jul 2007.
  47. http://en.wikipedia.org/wiki/Gaida , 17 Jul 2007.
  48. http://en.wikipedia.org/wiki/Shawm , 23 Dec 2007.
  49. http://en.wikipedia.org/wiki/Tárogató , 23 Apr 2007.
  50. http://en.wikipedia.org/wiki/Types_of_bagpipes , 2 Jul 2007.
  51. Wolter C. Musikinstrumente der arabischen Musik. http://www.papyrus-magazin.de/archiv/2002_2003/maerz/3_4_2003_musikinstrument

Türk Dili Dergisi Mart-Nisan 2008; 21(125): 32-36