Yazışmalık

Başka sese beñzemez ananıñ sesi, Her sözcüñ arasañ vardır Türkçesi

Prof. Dr. Ahmet Ercan

Yérgi, övgü, eleştiri, kınama azı kutlama yazılarını içerir.

Prof. Dr. Ahmet Ercan

İletigönderen kavurt » 25 Nis 2010, 17:52

http://www.ahmetercan.net/

Değerli Hoca Ahmet Ercan'ın Türkçe'yi doğru kullanmaya özen gösterdiği anlaşılıyor. Bu beni gerçekten sevindirdi.
  • 0

Akkız Sözlüğü
http://akpurcek.blogspot.ca
Üyelik görseli
kavurt
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 326
Katılım: 24 Nis 2010, 19:55
Değerleme: 22

Ynt: Prof. Dr. Ahmet Ercan

İletigönderen Beren Oğuz » 25 Nis 2010, 18:20

"e.mail" için "ıyışkı", "şifre" için "gizli simge" karşılıklarını kullanmış, yèrliğe girdiğim oğur gözüme ilk çarpanlar oldu. Soñra "sponsor" için "sakman", "anket" için "sorgulama" ulayı "beton" için "dongu" karşılıklarını gördüm. Oldukça özgün karşılıklar da bulmuş, bunuñ için de onu kutlamak gerek.
  • 0

[center]
~TÜRK DİLİ, YÉRTİNÇ DİLİ~

Başka sese beñzemez ananıñ sesi,
Her sözün, ararsan vārdır Türkçesi!

Görsel

Bu üye, Atatürk'üñ en yüce Türk olduğunu düşünüyor;
Bu üye, dil konusunda Ulu Önder'i izliyor;
Bu üye, Türk Ulusu içiñ Kamerki (Cumhuriyet) yönetiminin en iyisi olduğunu savunuyor.
Üyelik görseli
Beren Oğuz
Göñüllü
Göñüllü
 
İleti: 208
Katılım: 21 Mar 2010, 23:58
Konum: Ýstanbul
Değerleme: 2

Ynt: Prof. Dr. Ahmet Ercan

İletigönderen Toygun » 03 Tem 2010, 22:37

"İkinci bir müthiş hâdiseyi Şile’de yaşadım. Şile Belediyesinin dâveti üzerine Şile’ye gittim. Orada bir otelin salonunda kürsüye çıktım. En ön sırada da şu meşhur deprem profesörümüz Bay Ahmet Ercan oturuyordu. Ben bir ara, devletimizin dilinin Selçuklular döneminde Farsça, Osmanlı devrinde Arapça olmasını şiddetle tenkid ettim! Birtakım kimselerin, zaman zaman, dillerine Arapça, Farsça kelimeler bulaştırmalarının çok yanlış olduğunu belirttim. Ve dinleyenlere üç örnek verdim: Şimdi şu örneklere bakın dedim:
-“Tarik-i umumi üzerinde, nâsın, müsellah olarak tecemmuu memnudur. Kezalik, nâsın, tarik-i umumi üzerinde gayrı müsellah olarak tecemmuu da memnudur.”
İkinci örneğe bakınız: Mütesaviyen mudalla bir müsellesin re’sinden kaidesine indirilen hatt-ı müstakim, kaideyi iki müsavi parçaya taksim eyler.”
Üçüncü örnek ise Kur’an ahengiyle konuşan bir hoca efendiye ait: “Ya şerik-i gasssaaab! Lehm-i gailemden, vahid gıyye bil vezin ita eyleee!”
Ben bu örneklerin bugünkü Türkçe ile açıklamalarını daha yapmadan en ön sırada oturan Prof. Dr. Ahmet Ercan, birdenbire ayağa fırlayarak bağırdı:

Burası Atatürk Türkiye’sidir, dedi. Burada Türkçe konuşulur. Siz öyle o kürsüden, birtakım âyetler okuyarak lâikliği ihlâl edemezsiniz. Türkiye lâiktir lâik kalacaktır. Siz Atatürk ilke ve inkılâplarına başkaldırıyor; onlara düşmanlık yapıyorsunuz! Sizi şiddetle protesto ediyorum!” diye dövünmeye başladı.
Salon âdeta put kesildi. Ben de dondum kaldım. Önce adamın şaka yaptığını sandım. Ama gördüm ki bağırmaktan, değerli (!) Prof’un yüzü kıpkırmızı ve gözleri, yuvalarından, âdeta dışarıya fırlayacak gibi. Sonra öfkeli adımlarla çekip gitti. Kürsüde bir süre öylece kalakaldım. Sonra kendimi toparlayarak dedim ki: “Görüyorsunuz işte! Ben ne diyorum, adam ne anlıyor. Verdiğim örneklerin hiçbirisinin dinle, Kur’an’la ilgisi yok. Birinci örnek eski bir hukuk kaidesidir. Ben, 1955 yılında Ankara Hukuk Fakültesine kaydolduğumda Anayasa Hukuku Profesörümüz Bülent Nuri Esen tarafından bize ezberletilmişti. Bugünkü Türkçe ile karşılığı şöyledir:
“Umumî yollar üzerinde, halkın silâhlı olarak toplanması yasaktır. Aynı şekilde, umumî yollar üzerinde, halkın silâhsız olarak toplanması da yasaktır!”

İkinci örnek, benden önceki neslin geometri kitaplarında geçen bir tariftir ve orada denilmektedir ki: “Bir eşkenar üçgenin tepesinden tabanına indirilen dik, tabanı iki eşit parçaya böler!”
Üçüncü örnek ise, halkın bilgisizliğinden istifade ederek onu küçümseyen, ona yukarıdan bakan ve konuşmalarına mümkün olduğu kadar, Arapça-Farsça kelimeler katarak kendisine “öf be! Ne adam be! Konuşurken ne kadar lügat parçalıyor!” dedirtmek isteyen bir adama aittir. Ve kasap çırağına, şöyle demektedir: “Ey kasap ortağı! Bana tartarak bir kilo koyun eti ver!”

Görüyorsunuz ki bunların hiçbiri âyet değildir. Sonra âyet olsa ne çıkar? Âyet okununca lâiklik ihlâl edilmez. Eğer âyet okumak lâikliği ihlâl etmek ise, bütün camilerimizde her gün binlerce defa lâiklik ihlâl ediliyor demektir. Çünkü namaz, bildiğiniz gibi, Kur’an’dan sureler yani âyetler okunarak kılınır. Türkiye’de birtakım kimseler lâikliği dinden tamâmen kopmak, uzaklaşmak şeklinde anlıyorlar ki çok yanlıştır."


Yavuz Bülent Bakiler
  • 0

Üyelik görseli
Toygun
Genel Sorumlu
Genel Sorumlu
 
İleti: 5249
Katılım: 17 Haz 2010, 17:30
Değerleme: 1275


Dön Eleştiri, kutlama

Kimler çevrimiçi

Bu bölümü gezen üyeler: Hiç bir üye yok ve 1 konuk

Reputation System ©'