Yazışmalık

Başka sese beñzemez ananıñ sesi, Her sözcüñ arasañ vardır Türkçesi

Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

Yérgi, övgü, eleştiri, kınama azı kutlama yazılarını içerir.

Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen Temirbek » 31 Ara 2014, 16:38

Kendisine bir başka iletimde takır tukur Türkçe olan Bardakçı yerine önerdiğim şiir gibi Farsça istikabfirûş ya da gâyet lâtify Arapça zeccâc adıyla hitap edeceğim bundan böyle :)

Bu başlık altında pek muhterem Zeccâc'ıñ cehâletle kaleme aldığı iddialarını yanıtlayalım istedim zirâ kendisiniñ yañlışlarını giderebilmek için ayrı bir başlık gerekiyor. Ayrıca kendisi ilerleyen yazılarında da kim bilir daha ne inciler dökecek. Bu nedenle şimdiden yanıt yerimiz hazır olsun istedim.

Muhterem Zeccâc'ıñ buradaki yazısından bir bölüme yanıt vermek istedim.

MİLLÎ ALFABEMIZ YOKTUR!

Osmanlıca’nın okullarda mecburi ders olarak okutulması konusunu yarın köşemde ele alacağım için bugün bu konuya girmeyecek ama “Osmanlıca”, daha doğrusu “Eski Türkçe” ile ilgili olarak bundan tam bir asır önce alınmış bir kararı ve kısa bir müddet uygulamaya konmuş olan başka bir çeşit yazıyı, “elden geçirilip basitleştirilmiş” Osmanlıca’yı anlatacağım...

Tarihte biz Türkler kadar farklı alfabeler benimseyen ve yazısını değiştiren başka bir millet bulmak zordur. Bin küsur sene boyunca defalarca yazımızı değiştirmiş, başka milletlerin alfabelerini alıp kullanmışızdır ama kendimize ait, bize mahsus bir alfabeye hiçbir zaman sahip olmamışızdır. Meselâ, Orhun Abideleri’nde kullanılmış olan ve “millî alfabe” olduğunu zannettiğimiz yazı da “runik” denen bir alfabe biçimidir ve o devirde dünyanın değişik bölgelerinde bu temele dayalı benzer yazılar kullanılmıştır.


Ah Zeccâc ah... Ne de kesinlik bildiren kiplerle yazmış. Size sormak isterim Zeccâc Efendi; Hañgi dilde ok, er, at , ad- gibi bir añlam ifade eden sözcükler var Türkçeden başka?

Türk-Orkun abecesindeki damgalar (harfler) ya bir Türkçe ada ya da fiile tekâbül ederler. Bu da bu alfabeniñ %100 Türk buluşu olduğunuñ kanıtıdır.

Örneğin eb damgası, tam da eb > günümüz Türkçesiyle ev biçimindedir, ad damgası da eski Türkçedeki ad-rıl- > günümüzdeki biçimiyle ay-rıl-mak fiilini simgeler. Damganıñ biçimi, birbirinden ad-rıl-mış "ayrılmış" iki nesneyi simgeler. Eski Türkçedeki bu /-d-/ sesleriniñ tümü bugün /-y-/ olmuştur; adak > ayak, kudruk > kuyruk, adrıl- > ayrıl-, kudug > kuyu vb.

Sürdürelim; ok damgası da açıklamaya bile gerek olmayacak deñli bellidir, ok simgesinden türetilmiştir, ay okunan damga da bildiğimiz yeriñ (dünyanıñ) uydusu olan ay "İng. moon" simgesidir. Kimi yazıtlarda dolunay biçiminde, tam yuvarlak olarak O şeklinde de yazılmıştır, ancak yaygınlık kazanmış ve ölçünlü (standardize) olmuş hâli yarımay biçimidir; D

Bütün damgaları tek tek açıklamaya gerek yoktur. Muhterem Zeccâc ve beñzeri düşüncede olanlar, tüm bu Türkçeden yapılmış damga türetimlerini de inkâr edemezler sanırım.

Özetle; Milli bir alfabemiz vardır! Türk-Orkun abecesi!
  • 18

Üyelik görseli
Temirbek
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1611
Katılım: 11 Eki 2007, 21:44
Değerleme: 1097

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen M.calli » 31 Ara 2014, 17:23

yinelemek gereği duyuyorum madem ki bu türkçeye saldırmaktadır (bilinçli ya da bilinçsiz olarak), yanlış olan verileriyle insanlarımızı yanlış yönlendirmektedir Türk Dili Derneğinin görevi bu kişiye karşıyı uyarmak olmalıdır. derneğin görevini yerine getirip bir bildiri yayınlamak bunu Syn. bardakçıya iletmekle yükümlüdür
  • 10

M.calli
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1045
Katılım: 05 Oca 2014, 23:49
Konum: kocaeli
Değerleme: 530

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen Oktay D. » 31 Ara 2014, 17:32

M.calli yazdı:Türk Dili Derneğinin görevi bu kişiye karşıyı uyarmak olmalıdır. derneğin görevini yerine getirip bir bildiri yayınlamak bunu Syn. bardakçıya iletmekle yükümlüdür

Türk Dili dérneğiniñ bu yükümlülüğü yérine getirmesi için üyeleriñ toplanmasını salık vériyorum. Gökbéy bu konuda bir duyuru yayınlayacaktır. Ortak bir bildiri hem yazışmalıktan hem de dérnek üyelerinden eñ kısa sürede çıkacaktır eminim. Bu konuyu gündeme getirdñiği için sağ ol var ol M.calli.

--

Temirbek'iñ söylediklerine ek olarak; İskandinav runiklerine rune dénirken, Orkun-Yenisey damgalarına da runic dénmesiniñ nedeni yalñızca beñzerliktir.

İskandinav runları 15.yy'dan béri biliniyorken Türk damgaları 1889 yılında bulgulanmış. Bulgulanınca da, henüz hangi dilde yazıldığı bile bilinmediği için bunlarıñ da İskandinav runlarıyla aynı olduğu düşünülmüş o yüzden runic (rune gibi) dénmiş. Ancak 1893'te hiç Türkçe bilmeyen dilbilimci V. Thomsen, Türk damgalarını çözmüş ve diliniñ Türkçe olduğunu kanıtlamış.

Thomsen dâhil soñraki tüm dilbilimciler Türk damgalarınıñ farklı bir köke dayandığını gözlemlemiş ancak birkaç damganıñ Soğdcadan alıntı olduğunu savunmuşlar (a/e damgası gibi). G. Clauson, Türk damgalarınıñ ibranî yazıyla akraba olduğunu (dolayısıyla Latin, Yunan, Arap harfleri, Mısır hileogrifleri, Fenike damgaları ve çivi yazısıyla da köktaş olduğunu) savunmuşsa da pek kabul görmedi.

Temirbek'iñ söz ettiği gibi; ok, er, at, ay, ek-, , el sözcükleriniñ açık ve yalıñ olarak añlamlarınıñ minimalist bir resmi olması, Türk damgalarınıñ çoğunuñ Türklere özgün olduğunu kanıtlar. Hiçbir dilbilimci bu damgalarıñ resimyazı olmasına karşı çıkmamıştır, tersine, bu söylenileni kanıtlamaya çalışmış veya daha deriñ bağlamlar aramışlardır. Dilbilimi camiası, Bardakçı'yı çürütmektedir.

Bu sözü geçen ok, at, er, ay, ek, eñ, el damgalarınıñ çok çok beñzeriniñ İskandinav runlarında da var olması ancak añlamsal bir bağlamınıñ olmaması, eñ hafifinden iki alfabeniñ bağımsız olduğunu söyler. Eğer iki alfabe birbirine bağlıysa bu kéz ilk akla gelen, İskandinav runlarınıñ Hun akınlarında İskandinavya'ya yayılmasıdır, tersi değil!
  • 5

Üyelik görseli
Oktay D.
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 7528
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:52
Konum: İstanbul
Değerleme: 3604

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen Bi50likdaha » 31 Ara 2014, 17:58

İlk İskandinav Rün'u ne zaman yazılmış ilk Türk tamga'sı ne zaman yazılmış buna da bakmalıyız bence.
  • 0

Bi50likdaha
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1845
Katılım: 27 May 2013, 19:31
Konum: Ankara
Değerleme: 407

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen toorku » 31 Ara 2014, 18:12

M.calli yazdı:yinelemek gereği duyuyorum madem ki bu türkçeye saldırmaktadır (bilinçli ya da bilinçsiz olarak), yanlış olan verileriyle insanlarımızı yanlış yönlendirmektedir Türk Dili Derneğinin görevi bu kişiye karşıyı uyarmak olmalıdır. derneğin görevini yerine getirip bir bildiri yayınlamak bunu Syn. bardakçıya iletmekle yükümlüdür


bir derneğin olması güzel ama "dernek çatmak" yapılmamalı bu işler meseleyi hafifletip tepkici bir yaklaşıma dönüştürür yani aklımızı kullanmak en doğrusudur bence


bireysel tepki olur ama kurumlaşmış tepki bence güçsüzlük ifadesi onun yerine yapılması gereken sayın bardakçının yada bardakfuruşin görüşlerini kendisine teslim edip saygı duyup vesselam deyip yola devam etmek yani mümkün olduğunca yazı kitap çeviri bilimsel makale vs türkçeyi devam ettirmek

burada asıl mesele türkçeleştirme çabaları değil ben kendi girdilerimde ifade etmeye çalıştım mesele ordaki türkçe sözcükler değil

iki mesele var oturmamışlık ve türkçenin gerçeek tümce yapısının gücünün daha ortaya çıkmamış olması o yüzden "sadece" türkçeleştirme yapıldığında murak bardakçının yüzeyde de olsa eleştirisine imkan tanıyan olanaklar ortaya çıkıyor

bu mesele bilimsel açıklamalarla falan değil sanat ve üretimle atlatılır yani türkçenin ekleri kökleri hakkındaki ya da eskilipi hakkındaki bilimsel makalelerden çok şiire ve müziğe ihtiyaç vardır


derneği ben kısıtlayamam derneği kuranlar en iyisini kendileri bilir ben şahsi görüşümü belirtiyorum
  • 4

En soñ toorku tarafından 31 Ara 2014, 18:20 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kéz düzenlendi.
noktasızlaştıramalandıramadıklarımızdanmısınız
toorku
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 903
Katılım: 17 Ara 2014, 20:50
Değerleme: 1232

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen Temirbek » 31 Ara 2014, 18:17

İskandinav runlarındaki kimi harfleriñ yalñızca biçimleri Türk damgalarını andırır ancak okunuşları tamamen ayrıdır. Örneğin şu harf biçim olarak Türk damgalarındaki eb'e beñzemektedir ancak bu run harfiniñ okunuşu "o"dur, yani Türk damgalarındaki "eb" ile hiçbir ilgisi yoktur. Yine run harflerinden şu harf biçim olarak bizdeki ed damgasına beñzese de okunuşu "g"dir, buradaki harf de bizim damgasına beñzer ancak okunuşu "z"dir, buradaki harf de bizim ok damgasınıñ ters dönmüş haline beñzer ancak okunuşu "t"dir vb.

Özetle İskandinav runları ile Türk damgaları arasında hiçbir bağ yoktur. İskandinav runları daha çok Latin ve Yunan damgalarından esinlenmiştir > şuradaki bağlantıdan bakarsañız, çoğu harfiñ Yunan ve Latin alfaberindeki harflere beñzediğini göreceksiñiz. Eñ soñ verdiğim "t" örneği mesela bildiğiñ büyük T'ye beñziyor > burada damgaları topluca görebilirsiñiz. F, U, R, H, I, S, T, B, M, L harfleri aşağı yukarı Latin harfleriyle aynı.

Bizim Türk-Orkun harflerinde de birkaç yabancı alıntı harf vardır evet, ancak büyük çoğunluğu Türk buluşudur. Bizim damgalardaki alıntı olma ihtimali yüksek olan damgalar; a-e (Arami a'sına beñziyor), u (u'nuñ eski köşeli biçimi olan v'niñ yañ yatmış biçimi), kalın l "al" damgası, kalın s "as" damgası (Soğd < Arami sad'ı), muhtemelen p (Arami p'si ki eski Latin alfabesindeki p de bizim p'ye beñzer) ve soñ olarak da z damgası, alıntı olan damgalarımızdır. Yani toplam; 6 damgamız alıntıdır. Ancak geriye kalan; 30 damgamız Türk türetimidir.
  • 5

Üyelik görseli
Temirbek
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1611
Katılım: 11 Eki 2007, 21:44
Değerleme: 1097

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen Toygun » 31 Ara 2014, 18:23

Bu başlıktaki iletilerden alıntılarla imece bir yazı hazırlanıp yerliğin anasayfasında yayımlanmalı.
  • 5

Üyelik görseli
Toygun
Genel Sorumlu
Genel Sorumlu
 
İleti: 5191
Katılım: 17 Haz 2010, 17:30
Değerleme: 1239

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen Oktay D. » 31 Ara 2014, 18:26

Bi50likdaha yazdı:İlk İskandinav Rün'u ne zaman yazılmış ilk Türk tamga'sı ne zaman yazılmış buna da bakmalıyız bence.

Eñ erken iskandinav runu (bunlara "Futhark" déniyor) 2. yy'a ait. Bir soñraki run, yiñe Futhark runudur ve 8.yy'a ait. İkisi de añlamsız olarak addediliyor, özellikle 8. yy'daki run yazıtı, alfabedeki damgalarıñ bir dizimi şeklinde (her damgadan bir kez kullanılmış). Zaten adınıñ Futhark olmasınıñ nedeni ilk 6 damganıñ futhark diye okunmasıdır (Arapçadaki ilk üç harfin ebced, Latincedeki ilk iki harfin alfabeta olarak okunması gibi).

Öte yandan eñ erken Orkun-Yenisey yazıtı M.Ö. 5. yy'a ait (Altın Elbiseli Adam, esik kurgan). Bu yazıt añlamsız değil ancak ne yazdığı konusu çok açık değil (damgalarıñ üstünde karalama çok fazla). Eñ kabul gören okumaya göre "aġa, saña oçuq! baz cök! Bodun içrer azuq!" (Ağabey, saña [kutsal] ateş! Düşmanı yeñ! Boylar içecek [ve] azık [dilerim]!) yazdığı öne sürülüyor.

Kısaca, bulgulara göre, eski olanı Orkun-Yenisey damgalarıdır. Ancak kullanım yoğunluğu olarak ikisi aynı çağlarda kullanılmış.
  • 0

Üyelik görseli
Oktay D.
Oktay DOĞANGÜN
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 7528
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:52
Konum: İstanbul
Değerleme: 3604

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen M.calli » 31 Ara 2014, 18:56

toorku yazdı:bir derneğin olması güzel ama "dernek çatmak" yapılmamalı bu işler meseleyi hafifletip tepkici bir yaklaşıma dönüştürür yani aklımızı kullanmak en doğrusudur bence


bireysel tepki olur ama kurumlaşmış tepki bence güçsüzlük ifadesi onun yerine yapılması gereken sayın bardakçının yada bardakfuruşin görüşlerini kendisine teslim edip saygı duyup vesselam deyip yola devam etmek yani mümkün olduğunca yazı kitap çeviri bilimsel makale vs türkçeyi devam ettirmek

burada asıl mesele türkçeleştirme çabaları değil ben kendi girdilerimde ifade etmeye çalıştım mesele ordaki türkçe sözcükler değil

iki mesele var oturmamışlık ve türkçenin gerçeek tümce yapısının gücünün daha ortaya çıkmamış olması o yüzden "sadece" türkçeleştirme yapıldığında murak bardakçının yüzeyde de olsa eleştirisine imkan tanıyan olanaklar ortaya çıkıyor

bu mesele bilimsel açıklamalarla falan değil sanat ve üretimle atlatılır yani türkçenin ekleri kökleri hakkındaki ya da eskilipi hakkındaki bilimsel makalelerden çok şiire ve müziğe ihtiyaç vardır


derneği ben kısıtlayamam derneği kuranlar en iyisini kendileri bilir ben şahsi görüşümü belirtiyorum


zaten bunu yapan siyasi odaklara değilde murat bardakçıya yanıt verelim dememim nedeni odur elbette herkes bireysel tepkisini gösterebilir göstermelidir ancak örgütlenmiş bir yanıt, bir tepki bence başarılı olacaktır verilecek yanıt yalnızca bir eleştiri olmayacaktır bana kalırsa belirli düzeyde toplumda da duyarlılık yaratacağını düşünüyorum.
  • 0

M.calli
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1045
Katılım: 05 Oca 2014, 23:49
Konum: kocaeli
Değerleme: 530

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen toorku » 31 Ara 2014, 19:20

M.calli dostum bence negatif görüntü verecek işlerde kaçınılsın ancak dernek mesela çevirmenle görüşür belki bir görüşme yapılır yayınlanır bardakçı bey de isterse ordan okur ne olduğunu

dernek üyesi değilim bilgim de yokdu olduğundan ancak türkiyede sadece basın açıklaması ve tepki vermek için kurulmuş dernekler var onlardan uzak kalmak lazım

türkçeyi başkalarını sindirirerek değil kazandırarak sevdirebiliriz belki bardakçı beyi kazanabiliriz belki doğru örnekleri görmesi lazım
  • 0

noktasızlaştıramalandıramadıklarımızdanmısınız
toorku
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 903
Katılım: 17 Ara 2014, 20:50
Değerleme: 1232

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen Oktay D. » 31 Ara 2014, 19:38

toorku yérliktaş; dérnek derken bizim derneğimiz var: Türk Dili Dérneği. Tâze kurduk :)
  • 0

Üyelik görseli
Oktay D.
Oktay DOĞANGÜN
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 7528
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:52
Konum: İstanbul
Değerleme: 3604

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen M.calli » 31 Ara 2014, 19:51

nasıl bir sonuç oluşur bilmiyorum ancak bu gibi insanlar toplumu baskı altına alıyorlar ya da yanlış yönlendiriyorlar toplumun dille derinlemesine ilgilenmeyen bireyleri de ister istemez bunlara aldanıyorlar en azından doğru verilecek bir yanıtla bu kişileri kurtarabiliriz belki yeni bireylerin ilgisini çekebiliriz . bunu sindirme olarak değil düzeltme olarak düşünmek gerek bir yanlışı düzeltme olarak düşünmeliyiz. elbette yapılması gereken ana işleri de yapacağız oturup çalışacağız o her zaman birinci önceliğimiz ancak yinede


(kendi adıma pek çalışamıyorum şu zamanlarda ancak bir kaç yıl içinde düşündüğüm bir kaç çalışma olacak)
  • 0

M.calli
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1045
Katılım: 05 Oca 2014, 23:49
Konum: kocaeli
Değerleme: 530

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen toorku » 31 Ara 2014, 19:53

Oktay D. yazdı:toorku yérliktaş; dérnek derken bizim derneğimiz var: Türk Dili Dérneği. Tâze kurduk :)


dildaşlarıma hayırlı olsun o zaman haberim yokturdu en eyliğini siz bilirsiniz
  • 0

noktasızlaştıramalandıramadıklarımızdanmısınız
toorku
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 903
Katılım: 17 Ara 2014, 20:50
Değerleme: 1232

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen Oktay D. » 31 Ara 2014, 19:58

Bildiriyi şimdiden hazırlayabileceğimiz imece (tüm üyeleriñ düzenleme yapabileceği) bir başlık açtım:
viewtopic.php?f=83&t=10853
  • 0

Üyelik görseli
Oktay D.
Oktay DOĞANGÜN
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 7528
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:52
Konum: İstanbul
Değerleme: 3604

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ cehâletine yanıtlar

İletigönderen Temirbek » 18 Oca 2015, 17:33

Muhterem Zeccâc yine Türkçe yağılığını sürdürmekte > Yerleşke

“Yerleşke” denmesin de, ne denirse densin! “Külliye” de olabilir, “kampüs” diye de kalabilir, hattâ hiç vârolmamış başka kelimeler bile uydurulabilir: “Vecâtâ”, “nirânî”, “senâfur”, yahut “fakülte”yi andıran “fekaalit” veya “ders”ten türemiş hissini verecek olan “dürâsi” gibisinden saçma-sapan birşeyler...

“Yerleşke”den neden mi hoşlanmıyorum? “Hışırtı” yahut “fışırtı” gibisinden, suya atılmış efervesan tablet sesini hatırlatan ve kulağı tahriş etmesine ramak kalmış uydurma bir “sözcük” olduğu için!


Yine muhterem Zeccâc'ıñ musikıyşinas kulakları tahriş olmuş. Yalñız aynı mantıkla Zeccâc'ıñ takır tukur Türkçe olan kulak sözcüğünden de gûşları yahut uznları tahriş olmalı, şu sözcüğe bir bakıñ; kulak!, oduña balta vurma sesi gibi!

Zeccâc Efendiniñ bilmediği bir şey daha var; bir sözcük, türetildiği diliñ kurallarına aykırı olarak ortaya çıkartılmış ise o sözcüğe uydurma denebilir, kurallara uygun bir biçimde ortaya çıkarılmış ise o sözcük türetim adını alır. Bu bağlamda yerleşke türetim bir sözcüktür, yapısı tıpkı süpürge sözcüğünüñ yapısı gibidir. Tabii ki yerleşke sözcüğü yerine başka bir sözcük de türetilebilir, daha iyisi bulunabilir ancak yerleşke sözcüğü için uydurma demek eñ basit tanımıyla cehâlettir. Ayrıca Zeccâc sözcük sözcüğünü de uydurma sanıyor... 1680 tarihli Meninski Sözlüğünde sözcik "vocula" biçiminde geçtiğinden haberi yok. Ne demiş atalarımız, "bu deñli cehâlet ancak okumakla olur".

Arapça kökenli olan ve birebir Türkçesi bütünlük olan külliye, Latince kökenli olan ve birebir Türkçesi düzlük, ova, alañ olan kampüs yerine Türkçe alañ denebilir örneğin. Bilim Yurdu Alañı "Üniversite Kampüsü".

Sadece benim değil; dostum, arkadaşım ve yakınım olan daha birçok kişinin “Öztürkçe” denen uydurulmuş kelimelerden hoşlanmamamızın ardında öyle ideolojik maksatlar yahut nostaljik takılmalar gibisinden bir tuhaflık bulunmuyor. Sebep yeni kelimelerin âhenkli olmaması ve aslında birkaç farklı karşılığı olan bir kavramın artık tek bir kelime ile anlatılmaya çalışılması, yani kelime uydurulurken dilin fakirleştirilmesi...


Zeccâc Öztürkçe denen uydurulmuş kelimeler diyor, diyor da kendisiniñ muhtemelen Osmanlıca denen uydurulmuş kelimelerden haberi yok, bu konuda ayrı bir başlık açacağım.

Türkçe bir zamanlar âhenkli bir dil idi, ilk defa işiten bir yabancıya gayet müzikal gelirdi...

Şimdikinden değil, bundan en az yarım asır evvelki Türkçe’den bahsediyorum...

Sonra o dil gitti; yerini takır tukur, haşır huşur, “yapıt”lı, “çapıt”lı, “tikel”li, “istenç”li, “yalanak”lı, “dolanak”lı bir hırıltı aldı. Türkçe’yi üstelik sadece âhenksizleştirmekle kalmadılar; “Şu kelimenin aslı Arapça, bununkisi Farsça, ötekininki bilmemnece” deyip anlaşılmaz bir dil ırkçılığının neticesinde lisanı daralttıkça daralttılar ve gençliği yüz-yüz elli kelime ile konuşmaya çalışır hâle getirmeye muvaffak oldular.


Zeccâc yine kendi zevk-i gûş'una uygun gelen sözcükleri ahenkli gelmeyenleri takır tukur olarak adlandırıyor. Yalanak ya da dolanak gibi sözcükler kullanımda olmadığı halde sanırım kendisi uydurmuş. Şu kelime Arapça, şu kelime Farsa demeyi ırkçılık olarak adlandırması da gülünç, oysa asıl ırkçılığı Türkçe sözcükleriñ tınılarını aşağılayarak bizzat kendisi yapıyor. Birileri çıkıp da "Arapça sözcükleriñ tınısı ne biçim öyle ğagak, ğuguk" dese bu da düpedüz ırkçılık olur, ya da "Kürtçeniñ duyulumu çok çirkin waja waja, hara hara" gibi bir söylem de ırkçılıktır. Zeccâc'ıñ söylemleri de ırkçılıktır, zaten ırkçılarıñ hep başkalarını ırkçılıkla suçlamaları tipiktir.

Hattâ mâlûm kurum lisanın en güzel, en hassas ve en derin kelimelerinden olan “aşk”ı bile bir zamanlar bizlere çok görüp ortaya “sevi” diye kerih bir söz attığı zaman rahmetli Attilâ İlhan “Yani bundan böyle ‘âşık’ yerine ‘sevici’ mi diyeceğiz?” diye yazmıştı...

Bugün sadece “aşk” ile sınırlandırılan o duygu, Türkçe’nin tecavüze uğramadığı zamanlarda daha kaç kelime ile ifade edilirdi bilir misiniz?

İşte, birkaçı: Aşk, sevda, muhabbet, garam, ibtilâ, hevâ, alâka, şagaf...


Zeccâc'ıñ yazdıklarına inanacak olsañız sanırsıñız ki bu sözcükleri kullananlarıñ üzerlerine tomayla su sıkıyorlar :) Kullañ Zeccâc'cığım saña kullanma diyen mi var? İsteyen garam, ibtila, şagaf sözcüklerini de kullansın, engel olan kim? Ancak sevi sözcüğünden haberi olmayan biri Yunus Emre okumamış demektir ve Yunus'uñ kullandığı sözcüklere garezi olanıñ Türkçeye garezi var demektir. Aşk, sevda, muhabbet, hevâ ve alâka zaten kullanımda olan sözcükler, bu neyiñ mızmızlanması? Bizleriñ savunduğu şey, sevi'niñ de şagaf'ıñ da dışlanmadığı, dilden atılmaya teşebbüs edilmediği bir dil.

Bu arada âşık yerine sevici denmez, sevgin denir, ayrıca sevici'niñ de nesi var añlayamadım. İşte burada da bir başka ırkçılık var, asıl yani birincil añlamı sarmaşık olan aşk'ıñ, ikincil añlam kazanması ve böylelikle Arapçanıñ gelişmesi hak, ancak Türkçe özel bir kavram adı olan sevi'niñ kullanılması nâhak... İşte ırkçılığıñ daniskası budur. Irkçılık, temelde karşındakini, "üstün gördüğüñ ya da üstün kabul ettiğiñ bir kültür ile, ya da ırkla, ya da dil ile eşit görmemek, eşit kabul etmemek, birine hak gördüğünü diğerine hak görmemektir", ırkçılık budur.

Netice mâlûm: “Sevda”yı arada bir de olsa kullanıyoruz; “muhabbet” artık sulu bir kavram hâline geldi, diğerleri ise çoktan unutuldular ve sekiz söz ile ifade edilebilen bir kavrama ait yedi kelime çoktan ölüp gitti ve sadece biri hayatta kalabildi!


Zeccâc burada unutulmuş olan Arapça sözcükler için hayıflanıyor. İşte bizler de unutulup giden biñlerce Türkçe sözcük için bu şekilde hayıflanıyoruz, neden Zeccâc gibi Arapçaseverleriñ hayıflanmaları değerli de, bizim gibi Türkçeseverleriñki değil? İşte ırkçılığıñ bir diğer yöñü daha... Zeccâc gibi düşünen Arapça savunucularına karşı mücadele, ırkçılıkla mücadele kapsamında değerlendirilmelidir.
  • 15

Üyelik görseli
Temirbek
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1611
Katılım: 11 Eki 2007, 21:44
Değerleme: 1097

Soñraki

Dön Eleştiri, kutlama

Kimler çevrimiçi

Bu bölümü gezen üyeler: Hiç bir üye yok ve 1 konuk

cron
Reputation System ©'