Yazışmalık

Başka sese beñzemez ananıñ sesi, Her sözcüñ arasañ vardır Türkçesi

Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

Yérgi, övgü, eleştiri, kınama azı kutlama yazılarını içerir.

Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen Gökbey » 29 Ara 2014, 23:04

Vérdiği örnekleri okurken benim içimiñ yağları eridi. Bu arada felsefe alanında özleştirmeniñ bu denli ağır olmasını neye borçluyuz? Öğbilimde de özleştirme olduğuna çoğu kéz denk geliyorum.

http://www.haberturk.com/yazarlar/murat ... ikanabilir

KİM demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir, ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam olarak bu ilişkide bulur. Tikellik İyiden ayrı olduğu ve öznel istence düştüğü için, İyi ilk olarak yalnızca evrensel soyut özsellik belirlenimini, Ödev belirlenimini taşır; bu belirlenimi nedeniyle, Ödevin Ödev uğruna yapılması gerekir”.

“Tinin Görüngübilimi”ni böylesine pırıl pırıl ve billûr gibi bir üslûpla anlatan bu “Türkçe” felsefe metnini vallahi ben uydurmadım; felsefî bir yayından aldım ve noktalamasına, hattâ büyük-küçük harf kullanımındaki tuhaflığa kadar aynen naklettim!

Anlamadınız yahut beğenmediniz ise yaka düğmenizi gevşetin, zihninizi boşaltın, derin bir nefes alın ve şimdi de yine aynı kitaptan nakledeceğim şu metnin bir tadına bakıverin lutfen:

EREK VE EDİMSEL ÖZDEŞLİK!

“...Söylenmiş olanlar Usun ereksel etkinlik olduğu söylenerek de anlatılabilir. Sözde bir Doğanın yanlış tanınmış düşüncenin üzerine yükseltilmesi, ve herşeyden önce dışsal erekselliğin yadsınması genel olarak Erek biçiminin saygınlığına gölge düşürmüştür. Gene de, Aristoteles’in de Doğayı ereksel etkinlik olarak tanımladığı anlamda, erek dolaysız ve dingin olandır, devimsizdir ki öz-devimlidir, ve böylece Öznedir. Onun devinme kuvveti, soyut olarak alındığında, kendiiçin- varlık ya da arı olumsuzluktur. Sonuç başlangıç olanla aynıdır, çünkü başlangıç erektir; ya da, edimsel olan kendi Kavramı ile aynıdır, çünkü dolaysız olan, erek olarak, ‘kendi’yi ya da arı edimselliği kendi içinde taşır. Yerine getirilmiş erek ya da varolan edimsel ise devim ve açınmış ‘oluş’tur; ama tam olarak bu dinginliksizlik ‘kendi’dir; ve ‘kendi’ başlangıcın o dolaysızlık ve yalınlığı gibidir, çünkü sonuçtur, kendi içine geri dönmüş olandır, - kendi içine geri dönmüş olan ise yalnızca ‘kendi’dir ve ‘kendi’ kendisi ile bağıntılı özdeşlik ve yalınlıktır”.

Yine mi anlamadınız? Yahu siz cahil misiniz, Türkçe mi bilmiyorsunuz yoksa idrak probleminiz falan mı var?

BU TÜRKÇE İSE, BEN DE BRAD PİTT’İM

Şimdi sevabına son bir örnek daha vereyim:

“...Burada Schelling’in olumsuza, belirlenime, ayrıma geçemeyen Özdeşlik felsefesi eleştiriliyor. Bu soyut özdeşlik Spinoza’nın Tözü için de benzer sorunlar yaratır. Onda da Töz belirlenimsiz olmak zorunda olduğu için, belirlenime geçiş Tözün kendi eytişimi yoluyla değil ama dışsal olarak yapılır. Saltığı göreli olanın soyut karşıtı olarak görmek Hegel’e kişisel bir Saltık kavramını yükleyenlerin de içine düştükleri yanılgıdır. Bu sözde eleştiriler Hegel’in neden söz ettiğini bile anlayamazlar ve onda Saltık kavramını başat kavram olarak, bir tür arke olarak alırlar. Hegel’in dizgesinde Saltık dizgenin herhangi bir kavramıdır, çünkü tüm kavramlar dizgenin eşit ölçüde zorunlu bileşenleridirler”.

İşin şakası bir tarafa, birilerinin günlerden buyana “Felsefe bahislerinin ifade edilebildiği Türkçe” diye tutturdukları sözüm ona “dil”, işte budur! Kuru, kupkuru, âhenksiz, zevksiz, telâffuzda bile zorlanacağınız takır-tukur bir hırıltılar yığını! “Kelime” olduğu iddia edilen böyle gevelemelerin nerede ise tamamı entelektüel görünüp hava atabilme maksadı ile uydurulmuş bir abukluklar silsilesidir ve meselenin daha tuhaf olan bir diğer tarafı da, bu takırtıların “felsefe” diye ortaya sürülmesi, üstelik bu garabetin meslek, yani para kazanma vasıtası olmasıdır!

Fazla uzatmadan, kısaca söyleyeyim: Testere sesini andıran ve gırtlağı, dili ve damağı tahrip tehlikesi olan bu işkence “felsefe Türkçesi” olması iddiasını bir tarafa bırakın şayet sadece “Türkçe” ise ben de Brad Pitt’im!
  • 10

Üyelik görseli
Gökbey
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 1717
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:15
Konum: Azerbaycan/Bakü
Değerleme: 354

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen Toygun » 29 Ara 2014, 23:30

Özleşme karşıtlarının ağız gevişlerinden biridir.

"Dilimizin âhengini bozuyorsunuz. Türkçe'yi takırtılı tukurtulu bir şey yaptınız."

Aslında bunun Türkçesi "Ah nerede o bizim üzerine ancak külâh ya da kesme işâreti koyarak nizamlıca okuyabileceğimiz kelimelerimiz!" olsa gerek. Sunulan çeviri sorunlu olabilir ama konu bu değil... Bu biçimdeki yaygaralar resmen Türkçesevmezliğin nişânesidir. Bu savlara yetkince yanıt vermek için dilbiliminden olduğu kadar müzikbiliminden de yararlanmak gerek.

Birçok yeni sözcüğü "zevksiz, karga gaklaması" diye aşağılayan kimselerin yirmi yıl sonra bu sözcükleri tıpış tıpış kullandıklarını da anımsamak lâzım...
  • 15

Üyelik görseli
Toygun
Genel Sorumlu
Genel Sorumlu
 
İleti: 5187
Katılım: 17 Haz 2010, 17:30
Değerleme: 1239

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen toorku » 29 Ara 2014, 23:32

hocam kavramlar oturmadığı için normal bu durum

bu örnekler ne murat bardakçının iddiasının doğruluğunun bir yansımasıdır ne de tersinin kavramlar oturduktan sonra bir daha okusun bu yazdıklarını

orada üretilmiş ya da önerilmiş biçimde kullanılan sözler uydurma bir dilden değil açık türkçe mesele eski alışkanlıkları yenileriyle ifade etmeye çalışmanın getirdiği yüzeysel bocalamalar mesela motorsikleti bisiklet gibi kullanamama örneğinde olduğu gibi

ayrıca çevirmenin her önerisi oturacak diye de birşey yok orda dilin değil çevirmenin de oynağı var

yabancı dillerde felsefe yapanlar da salt kendi dillerinde yazmıyorlar almanca ve ingilizce en fazla klasik aydınlanma felsefesi üretmiş diller sürekli romance dillerinden yunancadan vs dolu yani o dillerde de ama kimse çıkıp almanca ya da ingilizce de felsefe e yapamıyorsun çünkü latinceden almak zorundayız demiyor hoş ne kadar türkçeleşirse iyi ama her sözcüğün de türkçeyle karşılanması zaten olanaksız

kısacası biraz bel altına çalışıyor kendisine kantın salt usun eleştirisini de öneririm
  • 10

noktasızlaştıramalandıramadıklarımızdanmısınız
toorku
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 898
Katılım: 17 Ara 2014, 20:50
Değerleme: 1228

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen M.calli » 30 Ara 2014, 01:02

bu örneği nereden bulmuş bilmiyorum ancak felsefede genel olarak bu düzeyde bir yükselme varsa bence en zor tepelerden biri ele geçirilmiştir demek bundan sonrası çok kolay olacaktır. eleştiriye yönelik olarakta murat bardakçı bana kalırsa ne olduğu belirsiz kendini beğenmiş çok bilmiş adamın biridir şu metin nece yazılırsa yazılsın pek bir anlam çıkarabileceğini sanmam. kendince eleştirdiği açıdan bakacak olursa benim türkçe sesletim olarak sanırım biraz daha ağız içi ile gırtlağı kullanan bir dil özleşme gerçekleştikçe dolaylı olarak o yöne kayacaktır kendisi bunu sevmeyebilir ancak ben güzel olacağı görüşündeyim


(elbette sözcükler toplumda kullanılarak biraz törpülenecek biçimlenecektir o yüzdendir toplumsal duyarlılık yaratma çabası)
  • 10

M.calli
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1045
Katılım: 05 Oca 2014, 23:49
Konum: kocaeli
Değerleme: 530

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen toorku » 30 Ara 2014, 01:18

sayın bardakçı tarihçi bir tarihçinin yeniyi yargılamadığı nerde görülmüş

verdiği örnekler güzel ama kendi durduğu yerden güzel haklı olduğu noktalar varsa değinmek lazım lakin daha gelmemiş zamanın bize neler getireceğini bilemeyiz

güzel türkçe yoğum yoğum yoğruluyor kayım kayım kaynıyor altan alta tutuşuyor anı geldiğinde yüreği ateşle pişmiş beyni çağan nehirlerle dolup taşan bey kızı gibi hem doğru yolu hem en güzeli her birimize sevdirecek

taş koymanın anlamı yok
  • 4

noktasızlaştıramalandıramadıklarımızdanmısınız
toorku
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 898
Katılım: 17 Ara 2014, 20:50
Değerleme: 1228

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen Bi50likdaha » 30 Ara 2014, 13:13

Aziz Yardımlı adlı felsefecinin eserlerinden alınmış.
Kendisi bir çok eseri dilimize arı bir Türkçe ile çevirmiştir.
İngilizceye ayırdığı vaktin onda birini kendi diline ayıramayan dalgalaklar tarafından da eleştirili "anlyamüyürüz, ne büçüm Türkçe, bünlar nöbüçüçğm sözcüğk" diye
  • 9

Bi50likdaha
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1845
Katılım: 27 May 2013, 19:31
Konum: Ankara
Değerleme: 407

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen Oktay D. » 30 Ara 2014, 15:36

Bardakçı aşağıdaki sözcükleriñ "sözde bir Türkçe, tırnak içinde Türkçe" olduğunu savunmuş. Yânî Türkçe değiller démeye getiriyor.

İlk örnekteki sözcükler: tikel (mahsus), istenç (irâde), özsel (esas), bélirlenim (azim)
İkinci örnekteki sözcükler: us (zihin), ereksel (gâyî), dışsal (haricî), yadsınma (redd), erek (gâye), devimsiz (âtıl), özdevimli (otomatik), devinme (hareket), edimsel (fiilî).

--
Ha bu arada bu sözcükleri Bardakçı telaffuz édemiyormuş, öyle diyor. İşkenceymiş hatta. Testere sesi beñzetmesi yaptığına göre, bence sözcüklerde yan yana gelen zd, ks, şs, ds, st parçalarını kast ediyor. O hâlde izdiham, aksi, işsiz, adsız, istanbul gibi sözcükleri de telaffuzda zorlanıyor mudur Bardakçı? Bardakçı'yı diñledim birçok kez, ancak sanki Türkçe biliyormuş izlenimi vérmişti. Yoksa? Yoksa!! Dublör mü kullanmış meğer!! :o
--

Neyse, "şaka bir yana", bu sözcüklere baktığımızda tümünüñ geñel kavramlar olduğu görülüyor. Yânî felsefî terim olmalarınıñ dışında, günlük yaşamda da kullanılan kavramlar. Türetim olarak baktığmızda ise, hiçbiriniñ özellikle felsefeciler tarafından türetilmediğini, tümünüñ neredeyse tüm alañlarda bu şekilde Türkçeleştirildiğini görüyoruz. Doğal ve kanıksanmış karşılıklar...

Kullanılan sözcükler, sıradan Türkçeleştirme karşılıklarıdır. Sıradan diyorum çünkü cidden artık bunlar 50-60 yıldır kullanılan ve belli bir kesimde (özellikle akademide ve yazında) ise iyice kanıksanmış olan sözcüklerdir.

Özetle, Murat Bardakçı, kendi savunduğunu yérle bir éden örneklerle çıkmış. Kinâye yapayım derken bizim gibi Türkçeseverleriñ yağlarını eritmiş oldu. Kendisine buradan esenliklerimizi iletiyoruz, Türkçe añlayışıyla başarılı bir yaşam diliyoruz.

Vurmayıñ adam öldü


Ekleme: bu kadar yalıñ bir Türkçeyle felsefe çevirisi yaptığı için Aziz Yardımlı'yı ayrıca kutlaması gérekirdi.
  • 33

Üyelik görseli
Oktay D.
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 7483
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:52
Konum: İstanbul
Değerleme: 3468

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen M.calli » 30 Ara 2014, 17:18

bu arada felsefe bilimlerin temeli olmakla birlikte yalnızca 2 önemli öğeden oluşur birincisi soru sorabilme ikincisi düşünebilme bir kişi soru sormaya korkuyorsa ya da düşünce yoksuluysa kimse suçu türkçeye atmaya kalkmasın
  • 0

M.calli
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1045
Katılım: 05 Oca 2014, 23:49
Konum: kocaeli
Değerleme: 530

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen toorku » 30 Ara 2014, 19:01

dildaşlar sorun aslında basit

öncelikli olarak herkesin haklı olduğu ya da haklı olabilme ihtimali olan yerler var bunu adledelim çünkü tarafların anlaşması önemli ma tabii bu dili konuşan herkesin dil üzerinde eşit hakları vardır sayın bardakçı bu hakkı genişleterek kullanıyor ama hakkı

bence buradaki en büyük sorun bu çevirilerin biraz türkçenin şu an ki akışında bir değişiklik yapmadan sözcüklerin türkçeleştirilmesi yani çevirmen dostumuz belki biraz çevirirken yapısal değişikliklere gitseydi farklı olabilirdi bu da şu demek aynı sözcükler kullanan çevirmenlerin ortaya koyacağı sonuçlar bambaşka olabilir

herhangi bir dilden türkçeye çevirirken bildiğiniz sözcüklerle çevirip sonra değiştirmeye giderseniz bazen bu tarz sonuçlar olabilir çünkü ilk önceki akışını kaybeder yani her sözcük değiştirdiğinizde tümcenizi yeniden yapılandırlamanız akışa yeniden dokunmanız gerekebilir ben sayın bardakçının verdiği örneklerde biraz onu görüyorum şahsen


çevirmen kesinlikle bu yazdıklarını anlıyordur (yani bardakçının iddiasının aksine) çünkü öncelikli olarak aslını okuyor ikinci olarak kafasında türkçeye çeviriyor üçüncü olarak sözcük takasına gidiyor ki bu da düşünsel bir süreç yani çevirmen herkesin bunları anlayacağı gibi bir yanılsamanın içine düşebilir ki bu da gayet doğaldır bu süreçde

burada yapılması gereken bu yazılanların yeniden elden geçirilmesidir ama çeviri hem meşakatli hem getirisi olmayan bir iş türkiyede hele hele felsefe çevirisi yapmak yani çevirmen dostumuzu da suçlamıyorum sonuçta

tabii çevirmen dostumuz bunu kasıtlı olarak bu şekilde çevirmiş de olabilir yani daha farklı kaygıları da olmuş olabilir bu durumda kitabı okumak için kafanızda sil baştan yapmak gerekiyor

gene diyorum bu türkçenin bir garabetler zinciri olduğunu ve aşağılanması gerektiğini kanıtlamaz sadece çevirmenin önerdiği çeviriyi beğenemiyorsunuz demektir
  • 8

noktasızlaştıramalandıramadıklarımızdanmısınız
toorku
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 898
Katılım: 17 Ara 2014, 20:50
Değerleme: 1228

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen Temirbek » 30 Ara 2014, 19:50

Murat Bardakçı, dilbilim alañında hiçbir bilgisi olmayan biridir. Geçenlerde youtube'da şöyle bir görütüne deñ geldim > Murat Bardakçı'dan ilmî bir açıklama

Dilbilim konusunda bu deñli bilgisiz birini kaale almak bile gereksizdir. Rusça bilen biri de Lehçeyi, Boşnakçayı, Çekçeyi, Hırvatçayı iyi kötü añlar, İtalyanca bilen biri İspanyolcayı hatta Fransızcayı, Almanca bilen biri de Norveççeyi, İsveççeyi, İzlandacayı vb. Bardakçı'nıñ deriñ ilmî açıklamasına göre tüm bunlar da lehçe demek ki :)

Bardakçı'yı aslında kaale almamak gerek dedim ancak bu gibi kişiler, diller hakkında bilgisi daha da az olan kişileri kandırabiliyorlar (Mustafa Armağan, Kadir Mısıroğlu gibi daha niceleri var), bu nedenle bu gibi kişilere yanıt vermek durumunda kalıyoruz.

Bu mâlum zât-ı muhterem bir keresinde; "Farslar 600 yıl öñceki bir metni aşağı yukarı %90 añlarlar" demişti, yani bu zâta göre eski sözcükleri añlayabilmek önemli. Bir başka izlencede ise bir izleyici kendisine yazaç "kalem" sözcüğünüñ uydurma olmadığını Dede Korkut'ta geçtiğini söyleyince o izleyiciye bu zât; "Biñ yıl öñceki sözcük ama o" demişti. Yani Farslarıñ 600 yıl öñceki sözcüklerini añlayabilmeleri güzel bir şey ancak bizim 1000 yıl öñceki sözcüklerimizi añlamamız kötü bir şey. İşte mâlum zât böyle biridir.

Şimdi gelelim beni soñ derece rahatsız eden şu ırkçı söyleme. "Türkçe sözcükler takır tukur". Evet, bu söylem tam añlamıyla ırkçılıktır. Ayrıca kime göre neye göre? Bana göre de Arapça, Farsça sözler çok "ğağa ğuğu" :) Neden seni baz alacağız? Bu iş müzik zevki ile ilgilidir, kimi klâsik müzik sever, kimi rap, kimi pop, kimi rock. Sözcükleriñ tınılarını beğenmek de bunuñ gibi bir durum. Kimi kulak alışkanlığı kazandığımız sözcüklerimiz var, dikkatli irdelerseñiz onlarıñ da bu zâtıñ tanımıyla "takır tukur" olduklarını görürsüñüz ve hepsi Türkçe kökenli de değildir. Söz gelimi; kıkırdak, çıngırak, tabak, taktik, iktisat, kabak, kulak, tahakkuk vb. Mâlum zât bu takırdak sözcükleri de kullanmasın o hâlde. Meselâ Türkçe olan takır tukur kulak sözcüğü yerine şiir gibi Fârisî gûş desin...

Bu nice bir ırkçılıktır? Bu tür söylemleriñ şu gibi söylemlerden temelde hiçbir farkı yoktur; "Kürtçe ne biçim bir dil yha, waja waja, wara wara, çok kaba bir dil", ya da "Bu siyahîler ne biçim insanlar yha, renkleri çok çirkin, patlıcan gibiler". Yani, bu mâlum zât gibi beyzâdeleriñ kulak zevklerine uymayan sözcükler "takır tukur" ilan edilemez. Yukarıda yazdığım gibi bana da Arapça, Farsça kökenli olan, uzatmalı harfler içeren sözcükler çok çirkin geliyor; saat, mâcun, tâtil, mâzî gibi. Ben daha çok kulağa dolu dolu gelen sözcükleri seviyorum, geñelde öz Türkçe sözler öyledir. Örneğin; yazdırgan, olgun, başlangıç, yazga vb. Meselâ çoğu kişiniñ "kaba dil" olarak adlandırdığı Almanca, benim tınısını gayet beğendiğim dillerdendir :) Kazakça, Moğolca, Fince, Kırgızca vb. ile birlikte...

Özetle, neden birileriniñ kulak zevkini benimseyelim ki? Bardakçı, Afyoncu, Mısıroğlu ve diğer Arapperestleriñ bizim kulak zevkimize uymak gibi bir zorunlulukları olmadığı gibi, bizleriñ de onlarıñ kulak zevklerine uymak gibi bir zorunluluğumuz ve niyetimiz yoktur.

Değinmek istediğim bir diğer konu da yeñi türetilmiş ve önerilmiş sözcükleriñ ilk kez duyulmalarından ötürü oluşan yadsıma konusu. Oysa yine kulak alışkanlığı kazandığımız için alıştığımız, bu nedenle yadırgamadığımız ancak yeñi önerilse asla tutunamayacak olan birçok sözcüğümüz var. Örneğin; kafatası. Bu söz yeñi türetilse ve önerilseydi asla tutunamazdı ve hatta dalga geçilirdi; "Yok kafa tenceresi zu ha ha" şeklinde :) Bunlar gibi nice sözcük var dilimizde, şu an usuma gelen birkaç örnek; albeni, dedikodu, gecekondu, başvuru, öteberi, sinekkaydı, hanımeli, karabasan, kardelen, kuzukulağı, semizotu vb.

Türkçe düşmanları (Batıperestler ve Arapperestler) ne yazık ki tüm bu sözcüklerle dalga geçemediler, çünkü tüm bu sözcükler tutunmuş, kulak alışkanlığı oluşturmuş ve bu nedenle yadırganmıyorlar. Bir sözcüğe karşı kulak alışkanlığı kazanılması için, o sözcüğüñ sıklıkla kullanılması gerekir. Bu tür sözcüklere kullanılma olanağı vermezseñiz elbette tutunamazlar.

Soñ olarak değinmek istediğim konu da şu, bir yabancı sözcüğe, TDK ya da başka bir kişi/kurum vb. bir karşılık önerdiğinde ve önerdiği karşılık beğenilmediğinde, "tamam o zaman, biz bunu beğenmedik o hâlde yabancı sözcüğü kullanalım" denmez. Bir Türkçesever olarak ben de özellikle TDK'nıñ türetip önerdiği çoğu sözcüğü beğenmiyorum. Onu beğenmezseñiz başka bir türetim de yapılabilir, dil bu din değil, içtihad kapısı kapanmaz :) Mesela TDK'nıñ fax için türetip önerdiği belgegeçer bence de berbat bir sözcük, bir Türkçesever olarak ben de kullanmam, ama fax'ı da kullanmam :) Gerçi artık fax da kalmadı ya neyse, fax olan devirde ben şahsen fax için kendi türettiğim yazışımcı sözcüğünü kullanıyordum, yani "karşılıklı olarak yazışmaya aracılık eden aygıt" añlamında. Bunu örnek olarak verdim, yani TDK'ya mahkûm değiliz, hatta bence TDK'yı hiç kaale almamalıyız, Türkçe'niñ selâmeti ve kurtuluşu için TDK'yı yok saymalıyız (şahsî kanaatimdir, katılmayanlara saygım var) :)

Soñ olarak Sayın Bardakçı'ya şunu salık vereceğim; Öz be öz Türkçe olan ve gâyet de takır tukur duyulan soyadındaki bardak sözcüğünü ve yine öz be öz Türkçe olan ve gâyet çakır çukur duyulan /-çı/ ekiyle birleşerek daha da takır çukur hâle gelen bardakçı gibi bir soyadı değiştirmesidir. Kendisine şiir gibi; ez Zebân-i Fârisî (Fars Dilinden) > istikâbfirûş "bardak-satan, bardakçı" ya da kulağa gâyet lâtîyf gelen; min Lîsân'ûl Arabî (Arap Dilinden); zeccâc "camcı 2. bardakçı" soyadlarından birini almasını öneriyorum. Murâd İstikâbfirûş bak ne yakışıklı oldu şiir mübârek şiir, ya da Murâd Zeccâc heyt be, tam bir mü'min adı oldu bak. Öyle Bardakçı mardakçı, takır tukur Tengriçi kâfir dilinden ad almak olmaz.
  • 29

Üyelik görseli
Temirbek
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1611
Katılım: 11 Eki 2007, 21:44
Değerleme: 1097

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen toorku » 30 Ara 2014, 20:03

ben sayın bardakçının biraz daha eğlenebilmesi için makine çevrimini (google translate) kullandım türkçe->english->türkçe

"Söylenmiş olanlar Usun ereksel etkinlik olduğu söylenerek de anlatılabilir. Sözde bir Doğanın yanlış tanınmış düşüncenin üzerine yükseltilmesi, ve herşeyden önce dışsal erekselliğin yadsınması genel olarak Erek biçiminin saygınlığına gölge düşürmüştür. Gene de, Aristoteles’in de Doğayı ereksel etkinlik olarak tanımladığı anlamda, erek dolaysız ve dingin olandır, devimsizdir ki öz-devimlidir, ve böylece Öznedir. Onun devinme kuvveti, soyut olarak alındığında, kendiiçin- varlık ya da arı olumsuzluktur. Sonuç başlangıç olanla aynıdır, çünkü başlangıç erektir; ya da, edimsel olan kendi Kavramı ile aynıdır, çünkü dolaysız olan, erek olarak, ‘kendi’yi ya da arı edimselliği kendi içinde taşır. Yerine getirilmiş erek ya da varolan edimsel ise devim ve açınmış ‘oluş’tur; ama tam olarak bu dinginliksizlik ‘kendi’dir; ve ‘kendi’ başlangıcın o dolaysızlık ve yalınlığı gibidir, çünkü sonuçtur, kendi içine geri dönmüş olandır, - kendi içine geri dönmüş olan ise yalnızca ‘kendi’dir ve ‘kendi’ kendisi ile bağıntılı özdeşlik ve yalınlıktır"

buna dönüştü

"
Ne söylenmiştir teleolojik aktivite Bize söyleyerek olarak tarif edilebilir. Bir yanlış doğanın sözde tanınmış fikir ve her şeyden önce dış ereksellig yadsınması artırılması genel dilli şekilde itibar yara almıştır. Bununla birlikte, faaliyet olarak tanımlanan anlamda doğada Aristoteles'in teleolojik, hedef kendini deviml UzdUr devi, ve böylece tabi olduğu, doğrudan ve sakin. Soyut verilen Onun presesyon kuvveti, kendiiçin- varlığı ya da arı olumsuzluktur. Bu başlangıç ​​hedef olduğu sonucu, başlangıç ​​olarak aynıdır; ya da bir hedef olarak, doğrudan, çünkü, operant, konsepti 'ile aynıdır ya da arı, kendi içinde güncelliğini taşır. Bunun yerine devi ve gerçek hedef veya oluşturulan 'bozulmuş mevcut getirdi; ama tam olarak bu dinginliksizlik 'kendimin; Sonuç o kendi içine döner çünkü 'kendi', yakınlık ve bunun basitlik başında gibi - kendi 'kimlik ve sadeliği onunla ilişkili kendi ve' sadece eğer kendi içine geri geldiği
"

arapça dönüşümden de bu çıktı

"
Ne söylenir teleolojik Hakkımızda faaliyeti söyleyerek olarak tarif edilebilir. Her şey bir tek dil, kamu yolun itibar gölgelendi önce fikir yanlış doğanın bilinen sözde ve inkar yabancı ereksellig kaldırın. Ancak, Aristoteles'in faaliyeti olarak tanımlanan anlamda doğada teleolojik ve hedefi doğrudan ve sakin olduğunu, ve Ho-deviml kendini UzdUr devi, ve bu nedenle konu. Ona zorla soyut verilen bir kafa başlangıç, kendiiçin- varlığı ya da olumsuz arılar olduğunu. Bu temel amacı, çünkü sonuç başlangıcı olarak aynıdır. O, doğrudan bir hedef olarak, çünkü ya edimsel kavram, aynı "ya da arı kendisi aslında bir konuyu taşır. Fiili veya mevcut ve hedef kötüleşmesi getirdi yerine dev" oluşur. Ancak tam da bu dinginliksizlik aynı olmasıdır. Ve özel 'sonuç o aynı döndü olduğunu, çünkü anlık başlangıç ​​ve bunun sadelik gibi - onun yanına döndü kim, ama eğer' mülkiyet ve özel 'kimlik ve sadelik ile ilişkili
"
  • 0

noktasızlaştıramalandıramadıklarımızdanmısınız
toorku
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 898
Katılım: 17 Ara 2014, 20:50
Değerleme: 1228

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen Sinekkaydi2 » 30 Ara 2014, 20:46

Ben de pek bu çeviriyi anladığımı söyleyemeyeceğim.Hegel'in dilinin zâten anlaşılmaz ve karmakarışık olduğunu söylerler.Almancası da bundan pek farklı değildir sanıyorum.

Ve felsefe anladığımız bir şey miydi ki ? Ezberleyip geçmiyormuyduk ?Ve felsefe neymiş,aklı geri plâna itmiyor muyduk,sorgusuz suâlsiz iman yok muydu ? :P

Ben bu çeviriden râzı değilim.Bu metinde değişiklik yapmak isteyebileceğim birçok kısım var.Türkçenin tam potansiyeli bu değil,hazırlanabilecek en iyi çeviri bu değil.Veya bu metin Türkçe'nin tamâmını temsil eden örnek bir de metin değil.Daha iyisi yapılabilir.Ve herkeste dil becerisi arayamayız.Bu bir beceridir.

Hiç bir temel atmadan,Türkçe'de eki-kökü nedir,nasıldır kimsenin bilmediği sözcükler kullanmışlar.
Meselâ "eytişim,özge,tike" gibi sözcükler.Dile merâkı olmayan birisi nereden bilecek bunların ne anlama geldiğini.Ağızlardan derlemişler v.b. Biz nereden bilelim ?

"Aytmak(eytmek)" Doğu Türk dillerinde "söylemek" anlamına geliyor.
Özge,yine bu dillerde "başka" demek.
Tike,parça demek.Anadolu ağızlarında da geçer.Babaannem de kullanırdı."Helvadan alsana bi tike canuuum" derdi.

Bildiğim kadarıyla babaannem felsefeyle uğraşmıyor.Böyle fiyakalı sözler türeteceğiz diye kimsenin bilmediği kökler kullanmamamız gerekir.Daha doğrusu,böyle bir yol izleyeceksek bunu halka açıklayıcı kitapçıklar dağıtmakla,sıkı bir eğitim vermekle yapmamız gerekir.

Ve bunu becerememişiz diye çözüm yabancı dillerden ne bulursak almak,bilimde felsefede İngilizceye Arapçaya tâbii olmak değil.Daha iyi,daha sıcak gelen,kulakta daha hoş tınlayan ve daha anlaşılır öneriler getirmek.
Sözlükleri didik didik etmek,bir bir kelime kelime üstüne gitmek.
  • 11

Sinekkaydi2
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 481
Katılım: 04 Eki 2014, 12:36
Değerleme: 572

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen Temirbek » 30 Ara 2014, 22:24

Zât-ı muhtereme yanıt vereyim derken öñceki iletim oldukça uzadı, ayrıca farklı konulara da kısa kısa değindiğim için iletiyi daha da uzatmak istemedim. Diğer konulara da bu iletide değineyim.

Evet, ben de bu tür türetimleriñ çoğunu beğenmiyorum. Bir kısmını da yañlış buluyorum. Ancak yetmez ama evet diyorum :) Peki yetmesi için neler yapılmalı? Şahsî kanaatlerimi yazayım.

Söz gelimi tin "ruh, psike" sözcüğünüñ kullanılmasını yañlış buluyorum, bu yañlış bulma, kişisel bir beğenmezlik de değil, Türkçe adına yañlış bulma. Çünkü bu sözü bugün Türkçede kullanacaksak -ki bence kullanmalıyız- sözcüğüñ doğru biçimi *diñ olmalıdır. Çünkü diñlenmek "soluklanmak" fiiliniñ kökünde de bulunan bu sözcüğüñ aslı, ard damak n'si ile diñ'dir. Tüm kadim dillere baktığıñızda, bugün "ruh" añlamına gelen sözcükleriñ, eski ve birincil añlamlarınıñ "soluk, nefes" olduğunu görürsüñüz. Söz gelimi eski Yunanca psike "soluk, nefes" > zaman içinde kazandığı ikincil añlam "ruh". Eski Latince spiritus "soluk" > kazandığı ikincil añlam "ruh". Arapça rûh "nefes, soluk 2. rüzgâr, esinti 3. koku" (râyihâ "koku", rahât "soluklanma", müsterih "dingin, soluklanmış", istirahat "diñlenme" gibi sözcükler de aynı köktendir), görüldüğü gibi Arapça rûh sözcüğü de aslen "soluk" demek iken zaman içinde ikincil olarak "ruh" añlamını da kazanmış, tıpkı Yunanca ve Latince sözcüklerde olduğu gibi. İşte tam da bu aşamada bir diğer ırkçılık daha yapılıyor, tüm dillere mübah/hak görülen bu durum, Türkçe için de geçerli olsun dediğimizde Arapperestler ve Batıperestler "olmaz" diyorlar. Neden olmuyormuş? Bal gibi de olur, olacak. İster Arap devesi gibi köpürüñ, ister Fransız horozu gibi ötüñ; o-la-cak! Bunu kafalarıñıza sokuñ! Türkçeniñ gelişmesine, kendi köklerinden beslenmesine engel olamayacaksıñız. Osmanlı buna 600 yıl boyunca engel oldu. Diğer dillere hak görülen her şey Türkçeye de haktır. Diğer uluslara hak olarak görülen her şey Türk ulusuna da haktır.

Zaten eski Türkçede de tiñ sözcüğünüñ ikincil olarak "ruh" añlamı vardı, tıpkı yukarıda verdiğim dillerdeki gibi, ancak zaman içinde Arapperestleriñ Farsçadan cân'ı, Arapçadan rûh'u almaları soñucu tiñ unutuldu, kullanımdan düştü. Geriye köklük ettiği diñlenme "soluklanma" kaldı. Yine Arapçadan alınan rahat, istirahat vb. sözcükleriñ alınmasına karşın çok şükür ki diñlenme öldürülememiş. İşte bizler şimdi adeta bir arkeolog gibi çalışarak, bu toprak altındaki sözcüklerimizi diriltmeliyiz. Gidip de sözcüğün eski Türkçedeki biçimini, hem de yañlış olarak tin biçiminde değil, diñ-le-n-mek'teki kök biçimi ile diñ olarak kullanmalıyız. Tabii, bu Batıperestler ve Arapperestler diñ biçimindeki kullanım her ne kadar doğru olsa da yine itiraz edeceklerdir, ırkçılıkları ve Türk düşmanlıkları gözlerini bürüdüğü için ya Batılınıñ ya da Arabıñ dilini savunacak, Türkçeyi aşağılayacaklardır.

Bu Arapperestler bir yañdan eski Yunanca élektron "kehribar"ıñ çevirisini kullanan Farslarıñ elektiriğe kehrubâ demelerini överlerken, Türkleriñ elektrik yerine çakıl demesiyle dalga geçerler (çakıl taşı "kıvılcım/elektrik taşı", çakmak, Moğolca çakılgan "elektronik" vb.) Bir yandan ölmüş dillerini diriltmiş olan İbranileri överler ve örnek gösterirlerken, unutulmuş eski Türkçe fiilleri, sözcükleri ve ekleri diriltmeye çalışanlara saldırırlar. "Arablar ne güzel dillerine sâhîb çıkıyorlar, telefon'a hatîf, televizyon'a manzar diyorlar, Arablarda lîsân şuuru var" derlerken, aynısını Türkler yapmaya çalışınca çıldırırlar. Kendi öz alfabesini değiştirmeyen -ki neden değiştirsinler- Çinlileri örnek verirlerken, eliñ Arabınıñ alfabesine "alfabemiz" derler. Oysa aynı mantıkla Türk Damgalarını savunmaları gerekir...

Aslında biz Türkçeseverleriñ davası, "Irkçılığa karşı mücadele" kapsamında görülmesi gereken bir davadır. Diğer dillere hak olarak görülen geliştirme uygulamalarınıñ, yöndemleriniñ, Türkçe için de uygulanmasını istemek eñ doğal hakkımızdır, diğer diller için mübah görülen şeyler Türkçe için de mübahtır. Ancak karşımızdaki ırkçı zihniyet, bir yandan Türkçeniñ gelişmesine engel olurken, diğer yandan da Türkçeyi aşağılamakta ve Türkçeniñ Arapçadan, Farsçadan, Latinceden vb. daha geri bir dil olduğunu iddia etmektedir. Yani aslında biz Türkçeseverleriñ; "Hayır, Türkçe aşağı bir dil değildir, diğer dillerle eşittir" dememizi, "kendi dilini üstün görmek" olarak adlandırıp, tam aksine bizi "ırkçı" ilan etmeye çalışırlar :) İşe bakıñ. Oysa ırkçı tam da kendileridir. Batıcılarıñ ve Arapçılarıñ istediği, Türkçeniñ Arapçadan, Farsçadan, Yunancadan, Latinceden, İngilizceden vb. "aşağı bir dil olduğunu kabul etmemiz" ve Türkçeyi geliştirme adına hiçbir şey yapmaya çalışmamamız. Yani bu arkadaşlara göre Türkçe 1000 yıl öñcesi sözcük haznesiyle kalmalı (gerçi onları da kullanmamalıyız bu arkadaşlara göre, meselâ yazaç yerine kalem demeliyiz), hiçbir yeñi sözcük türetilmemeli. Yeñi sözcük gerekirse "üstün dillerden almalıyız", bizim sözcük türeterek dilimizi geliştirmemiz ne haddimize! Yani, bizleriñ kendimizi ve dilimizi aşağı görmeyişimizi, bunu kabul etmeyişimizi "kendini üstün görme" olarak adlandırıp, bizleri sindirmeye çalışmaktadırlar. Batıcılarıñ ve Arapçılarıñ tüm bu çabaları bizleri ne sindirebilir ne de yıldırabilir, bunu kafalarına soksalar iyi ederler!

Tinsel, özdeksel, erek, ereksel, edimsel vb. yañlış türetilmiş ya da uyarlanmış sözcükleriñ olması, bu davanıñ haksız ve gereksiz olduğu añlamına gelmez. Evet, bu sözcükleri ben de beğenmiyorum, ancak yetmez ama evet diyorum :) Çünkü Batıcı/Arapçı Türkçe düşmanları nasıl olsa düzgün türetimleri de aşağılayacaklar, çünkü ırkçılar. Türkleri ve Türkçeyi diğer uluslarla ve diğer dillerle eşit görmüyorlar. Sorunları burada. Bu ırkçılara ne deseñiz boştur, añlayamazlar. Yukarıda değindik, tin değil de doğru uyarlamasıyla diñ dense, tinsel yerine Türkçe açısından doğru bir biçimde diñlik dense bu kesimler yine Türkçeyi aşağılayacaklar. Bu nedenle, bu kesimleri fazla kaale almamak gerekir. Tıp ilerledi ancak ırkçılığıñ sağaltımı henüz bulunamadı.

Bu konular açıldığında hep verdiğim bir örnek vardır, yinelemek isterim. Osmanlı nasıl ki Türkçe sözcükler yerine Arapça ve Farsça sözcükler kullandıysa, Türkçeniñ eñ bilindik sözcüklerine bile burun kıvırdıysa ve bu nedenle biñlerce sözcüğümüz unutulduysa ve o sözcükleri diriltmemiz gerekiyorsa, her alañda öñceliği eski, unutulmuş sözlerimize vermeliyiz. Yeñi sözcük türetimi bence yalñızca yeñi ortaya çıkan kavramlar için olmalıdır. Eski kavramlar, eski sözcüklerle karşılanmalıdır. Söz gelimi Osmanlılar Arapça yewm ile Farsça rûz sözcüklerini kullanırlardı, Türk halkı ise öz dilinden olan gün'ü kullanırdı. Osmanlılar Arapça şecer ile Farsça dâr sözcüklerini kullanırlardı, Türkler ise öz dillerinden olan ağaç'ı... Bu gibi sözcükler, Osmanlılarıñ tüm çabalarına rağmen öldüremedikleri, unutturmayı başaramadıkları sözcüklerimizdirler. Yani bir nevi kılıç artığı sözcüklerdirler.

Dil Devrimi yıllarında halk dilinden yazı diline kazandırılan kimi sözcüklerimiz var, söz gelimi deprem. Türkmencede de yer depremegi denir, dilimizdeki unutulmuş fiillerden olan depremek "sarsılmak" kökünden gelir. İşte bu deprem gibi diriltilmeyi bekleyen biñlerce sözcüğümüz var daha. Örneğin gün sözcüğü de unutulsaydı bugün ne yapacaktık? Düşünüñ, yewmiyye "günlük" dediğimiz gibi, yewm de diyor olsaydık? Bu sözcüğüñ Türkçesini kullanmak istiyoruz diye sıfırdan yeñi bir sözcük mü türetecektik? Kalkıp da yeñi icat edilmiş bir kavram ya da aygıta ad bulur gibi ışıngan, ışıl, ışıkçın falan mı diyecektik? Bakıñ bu örnek olarak verdiğim sözcükler ne deñli kulak tırmalayıcı değil mi? Çünkü izlenmesi gereken doğru yol gün sözcüğünüñ diriltilmesidir. Çünkü gün kavramı çok eski bir kavramdır, yeñi türetimle karşılanamaz.

Bir diğer örnek; Osmanlılar Arapça hacer, Farsça seng derlerdi, başarabilselerdi ve Türkçesi olan taş sözcüğü de unutulan biñlerce sözcüğümüzden biri olsaydı bugün ne yapacaktık? Sıfırdan bir sözcük türetip de; katıcıl, katısak, katıgan falan mı diyecektik? Bakıñız yine olmuyor... Çünkü taş da tüm dillerde eñ eski sözcüklerden olan temel bir sözcüktür. Yapılması gereken taş'ıñ diriltilmesi olacaktır.

İleti çok uzadı, buraya değin okuyan olursa sağ olsun. Bu konulara bakış açım budur, yani soñ olarak değineyim, meselâ madde için Türkçe bir karşılık aranıyorsa kalkıp da özdek demeye gerek yoktur, çünkü eski Türkçede ey "madde" demektir > eyle- "var etmek 2. maddeleştirmek 3. gerçekleştirmek 4. tecessüm ettirmek" fiiline de köklük etmiştir. Burada da yapılması gereken ey sözcüğünüñ diriltilmesidir.
  • 18

Üyelik görseli
Temirbek
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1611
Katılım: 11 Eki 2007, 21:44
Değerleme: 1097

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen toorku » 30 Ara 2014, 22:39

ben temirbek hocama kısa bir ekleme yapayım

ingilizce "soul"u canı gönülden bahuşi söyleyenler soluk solu ya da soluğ (varsayalım ruh için önerildi) söylerken öksürük tıksırık buhranına kapılırlar amma iki söz arasındaki farkın küçüklüğü (soul soluk) düşünülünce eylemlerine başka amaçlar gömülmüş olduğu gözden kaçmamalıdır

mesele insanlarımızın yüzyıllardan beri beyin mıncıklaması yöntemleriyle bambaşka rüzgarlara yelken açtırılmaya çalışılması meselesi yoksa arapça farsça fransızca ingilizce sözcükleri anadan üryan kabullenmişken türkçe sözcükleri böyle derin fırınlarda yakmalarını ben de temirbek dostumuzun değindigi bilgi ve sevgi yoksunluğunun eşleğinde görüyorum yoksa diğer dillerde üretilen sözceler de pek de tanrının işi değil mesela farsça ve ingilizce bir sürü öyle mesaj kaygısal sözcükler ve tamlamalarla dolu
  • 5

noktasızlaştıramalandıramadıklarımızdanmısınız
toorku
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 898
Katılım: 17 Ara 2014, 20:50
Değerleme: 1228

Ynt: Murat Bardakçı'nıñ Özleştirmeye Eleştirisi

İletigönderen Bi50likdaha » 30 Ara 2014, 23:16

Ben özdek gibi sözcükleri gerekli görüyorum. Gündelik hayatta kullanmazsın felsefe yaparken kullanırsın.
"artikel, chemikalie, gegenstand, masse, material,materie, objekt, stoff,substanz, angelegenheit, matter, belang" bunlardan hangisi "ey" şimdi?

Özdek sanırım "angelegenheit" yerine kullanmış felsefeci kişi.
  • 3

Bi50likdaha
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1845
Katılım: 27 May 2013, 19:31
Konum: Ankara
Değerleme: 407

Soñraki

Dön Eleştiri, kutlama

Kimler çevrimiçi

Bu bölümü gezen üyeler: Hiç bir üye yok ve 1 konuk

Reputation System ©'