Yazışmalık

Başka sese beñzemez ananıñ sesi, Her sözcüñ arasañ vardır Türkçesi

Harf Devrimine dilbilimcil açıdan bakış

Dil üzerine yaptığıñız araştırmaları, kişisel çalışmaları içerir.

Harf Devrimine dilbilimcil açıdan bakış

İletigönderen Temirbek » 16 Oca 2015, 21:21

Bu yazıda Harf Devrimi ile ilgili kişisel düşüncelerimi yazacağım. Ben bu konuya ideolojik değil dilbilimcil açıdan bakmak gerektiğini düşünüyüorum. Bildiğiñiz gibi, soñ günlerde Osmanlıca tartışmaları gündemde. Bu konuya hep ideolojik yaklaşılıyor; eski yazıyı savunanlar Arap harflerine İslam Harfleri diyerek zaten konudan ne deñli uzak olduklarını ve amaçlarını belli ediyorlar. Osmanlıcı-İslamcılarıñ savunuları şu şekilde; “İslam dinine mensup olan tüm halklar Arap Harflerini kullanmaktadır, bu nedenle bu harfler artık Arap Harfleri olmaktan çıkmış, İslam Harfleri olmuşlardır”. Evet, bir zamanlar tüm Müslüman halklar bir biçimde Arap Harflerini dillerine uyarlayarak kullanmışlardır, ancak günümüzde pek çok Müslüman halk Arap Harflerini kullanmıyor. Söz gelimi Arnavutlar, Boşnaklar, Orta Asyadaki tüm Müslüman Türk Hakları, Kürtler, Kafkasyalı Müslüman Halklar, Endonezyalılar ve Malezyalılar. Bütün bu halklar geçmişte Arap Harfleri kullanmaktaydılar ancak artık kullanmıyorlar. Müslüman oldukları halde Arap harflerini kullanmayı bırakan ilk halk Arnavutlardır. 1909'da Latin tabanlı Arnavut Abecesine geçtiler, ardından Boşnaklar da Arnavutları izleyerek Latin tabanlı Boşnak Abecesini kullanmaya başladılar.

Acaba Arnavutlar da “geçmişleriyle olan bağlarını koparmak” mı istediler? Boşnaklar? Endonezyalılar? Malaylar? Kürtler? Hadi Kafkasyalılara ve Orta Asya Türklerine Ruslar zorla Kiril Abecesini dayattılar, ancak bu saydığım halklar hiçbir zorlama olmadan Arap Harflerini bırakmak zorunda kaldılar, çünkü Arap Abecesi bu diller için de uygun değildir (Arnavutça, Boşnakça, Endonezce, Malayca vb.)

Osmanlıcı-İslamcılarıñ çok fazla bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oldukları bir konudur dil ve alfabe konusu. Bu olaya sadece Siyasal İslamcı ideolojiyle yaklaştıkları için dil falan umurlarında da değildir aslında, Türkçe de umurlarında değildir, onlar için önemli olan “İslam Harfleri”ni kullanmaktır, diline uyar mı uymaz mı önemi yoktur, zaten Türkçe sözcükleri değil Arapça, Farsça sözcükleri savunmaları da bununla ilintilidir.

Siyasal İslamcılarıñ dillerine pelesenk ettikleri bir slogan da şudur; “Bakıñız Japonlar 3000 yıllık yazılarını añlıyorlar biz 100 yıl öñceki yazımızı okuyamıyoruz”.

Birincisi Japoncanıñ 3000 yıllık yazılı bir geçmişi yoktur, günümüze ulaşabilmiş olan eñ eski Japonca yazılı belge Nihon Şoki adlı koşuk (şiir) betiğidir ve milattan soñra 700'lere aittir. İkincisi, Japonlar ile Osmanlı asla ama asla bir tutulamaz. Çünkü Japonlar Hanzı denen Çin İdeogamlarını (resim-yazı damgaları) almışlar ancak onları kendi dillerine uyarlamışlardır (Kanci), aldıkları gibi kullanmamışlardır. Çin Yazı dizgesinden, Katakana ve Hiragana denen, kendi dillerine birebir uyumlu iki yazı dizgesi geliştirmişlerdir. Osmanlı ise böyle bir girişimde bulunmamıştır. Arapçadan alınan sözcükleri dahi Türkçeye uyarlamamış, aynen Araplarıñ yazdığı gibi yazmıştır. Örneğin Türkçede olmayan peltek s, peltek z gibi sesleri de aynen Arapça olarak kullanmıştır. Yani Osmanlıcılar Japonları örnek gösteremezler. Siyasal İslamcılar eğer 3000 yıllık yazı diyerek Çinlileri kast ediyorlarsa evet, Çince 3000 yıllık bir yazı geçmişine iyedir. Ancak Çinlileriñ yazı dizgelerini değiştirmeleri için hiçbir neden yoktur, çünkü Çin yazı dizgesi adı üzerinde, Çinlileriñ kendi dillerine uygun olarak, kendileriniñ geliştirdikleri bir yazı dizgesidir, neden başka bir yazı kullanmaya geçsinler ki? Bu tıpkı Araplarıñ kendi yazılarını bırakıp başka bir abeceye geçmeleri gibidir.

Siyasal İslamcılarıñ hiç değinmedikleri bir halk da Korelilerdir. Nedense Japonlara değinirler (ki onlara da yañlış değinirler) ancak Korelilerden haberleri yoktur. Koreliler de 1400'lü yıllara dek dillerine hiç de uygun olmayan Çin yazı dizgesini kullandılar. Baktılar ki bu iş yürümüyor, bu yazı dizgesini bırakmaya karar verdiler. Osmanlılar gibi düşünüp “Madem ki Budist'iz, o halde ne pahasına olursa olsun Çin yazısı kullanmalıyız” demediler. Kore kağanı Secoñ, bir bilgeler kurulu toplattı ve kendilerine Koreceye uygun bir yazı dizgesi geliştirmelerini söyledi. Toplanan kurul bir-iki ay içerisinde Korece uygun, mükemmel bir alfabe geliştirdiler, Hangıl denen bu alfabe o gün bu gündür Korece için kullanılmaktadır (1444'ten beri).

Buna beñzer bir diğer örnek Aziz Mesrop'tur. Ermenileriñ de kendi dillerine uygun bir alfabeleri yoktu. Aziz Mesrop, yani “bir tek adam” oturup Ermenice için uygun bir alfabe geliştirdi, milattan soñra 405 yılında çalışmasını tamamladı ve o günden beri Ermenice için bu alfabe kullanılır. Nedense adına Ermeni Alfabesi deniyor, oysa “Mesrop Alfabesi” denmeli, tıpkı “Kiril Alfabesi” dendiği gibi. Ayrıca Kiril ve kardeşi Metodiy, sıfırdan çok az harf türettiler. Çoğunlukla Yunan alfabesinden ve biraz da Arami alfabesinden esinlendikleri harfleriñ biçimlerini değiştirerek Slav dilleri için uygun bir alfabe geliştirdiler ve bu alfabe kendi adlarıyla anılır. Oysa Mesrop'uñ sıfırdan türettiği harf sayısı çok daha fazladır, yani Ermeni Alfabesine “Mesrop Alfabesi” demek daha yerinde olur, diğer Ermenileriñ bu alfabeniñ geliştirilmesine bir katkıları yok ki :)

Görüldüğü gibi, bizim Siyasal İslamcılar Kiril'e de Merop'a da hiç değinmezler. Bu adamlarıñ kendi dilleri için çalıştıklarını ve dillerine “uygun” alfabeler türettiklerini hiç söylemezler.

Hadi tüm bu isimler “gavur”, bu nedenle değinmiyorlar diyelim (Japonlar da gavur ya neyse), peki ya Uygurlar? Bizim Siyasal İslamcılar neden hiç Uygurlara değinmezler? İşlerine gelmediği için mi acaba?

Eğer amaç sadece “İslam Harfleri” kullanmaksa buyruñ Uygurlar kullanıyorlar işte. Ancak bizim Siyasal İslamcılar, Uygurlarıñ kullandığı alfabeye de itiraz ederler, çünkü o alfabe her ne kadar Arap kökenli de olsa “Türkçe için uyarlanmış” bir alfabedir. Uygurlar, Arapçada olan ancak Uygurcada olmayan harfleri “kullanmazlar”. Yani; peltek s, peltek z, sad, dad, tı, zı, ayın gibi harfleri kullanmazlar. Buna mukabil, Uygurcada olup da Arapçada olmayan harfleri de türetmişleridr ve “tümünü tek tek” kullanırlar. Yani; o, ö, u, ü, ñ, g gibi.

Osmanlıcada /v/ harfi; v, o, ö, u, ü okunur, nerede nasıl okunacağını cümleden çıkarmañız gerekir. Mesela on ile un arasında hiçbir fark yoktur, yalıñ yazılmışlarsa hangisi olduğunu añlayamazsıñız. Oysa Uygurcada ayırgındır.

Ayrıca Uygurlar, ister dillerine Farsçadan alınmış olsun, ister Arapçadan tüm sözcükleri “bütün harflerini belirterek” ve kendi dillerindeki gibi yazarlar. Söz gelimi Arapça kökenli olan “fikir” sözcüğünü, Osmanlı aynen Arapçadaki gibi /fikr/ biçiminde yazarken, Uygurlar kendi dillerindeki gibi, 5 harf ile ve /p/ ile; /pikir/ biçiminde yazarlar. Arapça aslında “peltek s”, “peltek z” olan sözcükleri ise Uygurca biçimiyle yani “sin” ve “zel” harfiyle yazarlar, Arapça özgün biçiminde “sad” olan sözcüğü Uygurca “sin” ile, Arapça özgün biçiminde “dad” olan sözcüğü de yine Uygurcadaki gibi “dal” ile yazarlar.

Diyelim ki, 1928'de birileri Uygurlarıñ kullandıkları alfabeden haberdar olsalardı ve bizim de tümden başka bir alfabeye geçmemiz yerine Uygurlar gibi yazmamızı önerseydi. Bu öneri kabul edilseydi ve 1928'den beri Uygurlarıñki gibi yazagelseydik, ne olurdu? Hiçbir şey değişmezdi, bizim Türkçe düşmanı olan Siyasal İslamcılar yine aynı pelesenkleri söylerlerdi; “Lisanımızıñ yazılışını bozdular, dedelerimiziñ eski düzende yazılmış mezar taşlarını okuyamaz olduk”. Yani adamlarıñ derdi Türkçe değildir, bozuk, adına Türkçe demeye biñ şahit gerekecek bir dil istiyorlar, dertleri budur.

Osmanlıca, Arap mantığıyla Türkçe yazmaktır, daha doğrusu “yazmaya çalışmak”. Uygurlar ise Türk mantığıyla Türkçe yazıyorlar. Önemli olan hangi alfabeyi kullandığıñız değildir, önemli olan hangi alfabeyi kullanırsañız kullanıñ, “diliñize uygun bir yazı” kullanmañızdır. Şahsen benim Osmanlı alfabesine karşı olmamıñ nedeni “Arap Yazısı” olması değildir, Türkçeye “uygun olmamasıdır”, Arap mantığıyla Türkçe yazılmasıdır. Çok basit bir örnek, Osmanlıcada “sen” zamiri bile Arap mantığıyla /sin/ ve /nun/ ile yazılır yani sn biçiminde, oysa Uygurcada Türk mantığıyla /sin/-/e/-/nun/ biçiminde aynen Türkçe olarak sen biçiminde yazılır. Söz gelimi “teker” sözcüğü Osmanlıcada yine Arap mantığıyla ve Arapçaymış gibi (ki teker öz Türkçe bir sözcüktür) /te/-/kef/-/ra/ biçiminde yani tkr olarak yazılır. Uygurcada ise tümüyle Türkçe olarak, Türk mantığıyla; /te/-/e/-/kef/-/e/-/ra/ biçiminde; teker biçiminde yazılır.

Yani, 1928'de tümüyle alfabe değiştirilmeseydi, Uygurlar gibi Türkçe mantığıyla yazım dizgesine geçilseydi, dilimizde olmayan Arapçaya özgü harfler Uygurlarıñ da yaptığı gibi kullanılmasaydı, Arapçada olmayıp da dilimizde olan tüm sesliler yazımda gösterilseydi vb. bizim Siyasal İslamcılar işte bu uyarlamaya da karşı çıkacaklardı. Ama bilip bilmeden aynen bu örnektekine beñzer uyarlamalar yapan Japonları örnek gösterirler. Japonları kendilerine örnek gösterecek bir halk varsa o da Uygurlardır, biz değil.

Özetle, durduk yere, zevk için alfabe değiştirmedik, dilimize uymayan bir alfabeyi “değiştirmek zorundaydık”. Ya değiştirecektik ya dilimize uyarlayacaktık, olduğu şekilde bırakılamazdı. Zaten okur-yazar olanlarıñ %3 olduğu bir toplumda, yazı-çizi işleriniñ de pek yaygın olmadığı dönemlerde o dilimize uymayan yazı sistemi ite kaka, iyi kötü kullanıldı belki, ancak günümüze dek kullanılamazdı. Yani yazınıñ hayatımızda daha fazla yer almaya başlamadıyla birlikte yazımdaki sorunlar içinden çıkılamaz olacaktı ve eñinde soñunda Uygurlarınkine beñzer bir uyarlama yapılacaktı , ama 30'larda ama 40'larda...
  • 35

Üyelik görseli
Temirbek
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1611
Katılım: 11 Eki 2007, 21:44
Değerleme: 1127

Ynt: Harf Devrimine dilbilimcil açıdan bakış

İletigönderen Temirbek » 16 Oca 2015, 21:41

İletiniñ eñ altına Uygurca bir yazı örneği ekleyeceğim. Arap harflerini okumayı bilenler incelesinler, bilmeyenler de biraz dikkatli baktıklarında tüm harfleriñ Türkçeye uygun bir biçimde tek tek yazıldığını fark edeceklerdir.

Metniñ yazı çevirisi (İnsan Hakları Everensel Bildirisinden bir bölüm)

"Hemme adem zatidinla erkin, izzet-hörmet ve hoquqta babbaraver bolup tuğulğan. Ular eqilge ve vicdanğa ige hemde bir-birige qérindaşliq munasivitige xas roh bilen muamile qilişi kérek."

Uygurca metindeki Arapça kökenli olan sözcükleriñ altlarına kızıl çizgi çektim. Şimdi bu sözcükleriñ Arapça özgün yazımlarını sırasıyla aşağıya koyuyorum;

adem - آدم
izzet - عزّة 
hürmet - حرمة
ve - و
hukuk - حقوق
akıl - عقل  
münasebet - مناسبة  
has - خاصّ  
ruh - روح  
muamele - معاملة  

Bir de alttaki metindeki Uygurcalarınıñ yazılışlarına bakıñız, hiçbirisi Arapça yazılmamıştır, ne ayın vardır, ne sad ne de dad... Hangi şekilde Uygurcalaştılarsa öyle, yani Türkçe yazılmışlardır. Osmanlı ise işte bu ve bunlar gibi sözcükleriñ tümünü aynen Arapça olarak kullanmıştır.
  • 30

Ekler
uygurca yazı örneği.jpg
uygurca yazı örneği.jpg (31.52 KiB) 2071 kéz görüntülendi
Üyelik görseli
Temirbek
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1611
Katılım: 11 Eki 2007, 21:44
Değerleme: 1127

Osmanlıcadan inciler...

İletigönderen Temirbek » 16 Oca 2015, 22:21

Osmanlıcada Arapça kökenli sözcükleriñ aynen Arapça olarak yazıldıklarına değindik. Ancak bu sözcükleriñ Türkçe okunuşları farklıydı. Söz gelimi ayın harfi... Bu harf Türk gırtlağına uygun olmadığı için seslendirilemiyordu ve yerine göre; a, i, o, u, ı, ö, ü okunuyordu. Hepsine birer örnek verelim;

عشق - aşk (harfimiz burada /a/ okundu)
عصمة - ismet (harfimiz burada ise /i/ okundu)
عرق - ırk (harfimiz bu kez de /ı/ oluverdi)
عرف - örf (harfimiz burada ise /ö/ biçiminde seslendirildi)
عثمانلى - Osmanlı (harfimiz buradaysa /o/ oldu)
علماء - ulemâ (harfimiz şimdi de /u/ okundu)
عزير - Üzeyir (harfimiz burada da /ü/ olarak bukalemunluğuñ kitabını yazdı)

Eski yazınıñ bir de şu açığı vardır; bu yazı, kimi yañlış okumalara neden olabilir, ayrıca bu yazı kimi sahtekârlıklar ve katakulliler için de uygundur. Şöyle ki, örneğin birileriniñ iddialarına göre Atatürk, 1919'da kararlaştırılan Amasya protokolünde Kürtlere "ırkî hukuk ve içtimâi haklar" vaad etmiş-miş... Sizi gidi katakulliciler sizi :) Bakıñız protokolüñ özgün Osmanlıca yazımında örf olan sözcüğüñ soñundaki /fe/ye bir nokta daha ekleyip ırk yapıyorlar ve neymiş? Atatürk Kürtlere ırkî hukuk sözü vermiş-miş. Bir kere ırkî hukuk diye bir terim bile yoktur, örfî hukuk vardır, buradan da katakulli olduğu añlaşılır. Yukarıdan bakıñız örf ile ırk'ıñ yazımı neredeyse aynıdır, fe'niñ üzerine bir nokta daha koyarsañız ırk olur. Osmanlıcanıñ incileri saymakla bitmez...
  • 26

Üyelik görseli
Temirbek
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1611
Katılım: 11 Eki 2007, 21:44
Değerleme: 1127

Ynt: Harf Devrimine dilbilimcil açıdan bakış

İletigönderen toorku » 25 Oca 2015, 00:45

saudi kralı öldüğü için memlekette uydurma yas ilan ederek siyasal islamcılar ne kültürlere (hem vahabiliğe hem türklüğe) ne dilllere ne de tarihe doğru bakış atabildiklerini ispatladılar zaten aksine suya damlamış mürekkep gibi apaçık ortadadır renkleri

bu arada yukarıdaki açıklayıcı yazınız için teşekkürler
  • 3

noktasızlaştıramalandıramadıklarımızdanmısınız
toorku
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 915
Katılım: 17 Ara 2014, 20:50
Değerleme: 1252


Dön Bilimsel araştırmalar, kişisel çalışmalar

Kimler çevrimiçi

Bu bölümü gezen üyeler: Hiç bir üye yok ve 5 konuk

Reputation System ©'