Yazışmalık

Başka sese beñzemez ananıñ sesi, Her sözcüñ arasañ vardır Türkçesi

Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

Günümüzde kullanılmayan eski kavramlarıñ diriltmesi için yapılan çalışmaları, önerileri içerir.

Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen binsozcuk » 23 Ağu 2019, 11:02

Bir de bana göre Türkçe'ye geçiş adım adım yapılmalı.

İşin mantığını hiçbir zaman unutmamalıyız, Türkçe çok güzel bir dil ve kesinlikle mantıklı bir dil. Açıklamam geerkirse:

Çocuklara bir şey öğretirken barometre, dizayn, sensör (belki laborutuvar, biyoloji, matematik) gibi sözcükleri kullandığınızda öğrenim yavaşlıyor; basınç ölçer, algılayıcı, tasarım, canlı bilimi sözcüklerini kullandığınızda hızlanıyor. Mantıklı değil mi? Biz de hep bu gözle hareket etmeliyiz.

Gözü kara olmalıyız, fakat gözümüzü kara bürümemeli.

1. Adım
Kalite, barometre, sensör gibi sözcükleri yok etmeli, asla kullanmamalıyız; bu sözcükleri kullananları da ayıplamalıyız. Bu adım hem bir bilinç oluşumunu sağlar hem de nitelik, basınç ölçer, algılayıcı (belki fuyaç) gibi sözcükler gerçekten de daha güzeller daha mantıklılar.

2. Adım
Kalite, barometre, sensör gibi çabucak Türkçe'sinin bulunması gereken ama daha bulunmamış sözcüklere odaklanmalıyız. Biyoloji, labarotuvar gibi sözcükler yaygın, ama Türkçeleşmemiş denebilir. Bu gibi sözcükleri mutlaka Türkçeleştirmeliyiz.

3. Adım
Yaygınlaştığı ve göre Türkçeleştiği halde içi boş olduğu için halka, ülkeye zarar veren sözcükleri Türkçeleştirmeliyiz. Laik, demokrasi gibi sözcükler bu tür sözcükler. İçi boş ve anlamsız olduğu için toplum birliğini bozuyor.

Örneğin biri çıkıyor, laik dinsizdir demektir diyor, insanlar da inanıyor. Oysa devletin laik olması demek aslında devletin "din özgürlüğü"nü kabul etmesi demek. Din özgürlüğü olan bir devlette yönetim insanların dinine karışamaz, isteyen istediği dine inanır demek. Laik yerine bu anlamı içerecek bir sözcük kullansak kötüye kullanımın önüne geçeriz.

Aynı şey demokrasi için de geçerli, herkes demokrasiyi kendisinin savunduğunu söylüyor, oysa demokrasi asıl kökeni ne olursa olsun bizim topraklarımızda "seçim özgürlüğü" demek. Konu ne olursa olsun yaşadığınız topraklarda yasalara uyduğunuz sürece seçim özgürlüğünüz varsa orada demokrasi var demektir. Demokrasi sözcüğü de bu anlamda işe yaramaz, anlamsız bir sözcük. Bu yüzden isteyen istediği gibi kullanıyor.

Son Adım
Tehlike, kitap, sayfa vb. dilimize yerleşmiş ancak bir yerde Türkçeleşmiş diyebileceğimiz sözcükler için karşılık bulmalıyız. Bu tür sözcükler için karşılık bulmak için çok üretici, ince ve yaratıcı olmak gerek. Öte yandan bunu başaran kişi "söz babası", "söz anası" olarak anılmaya hak kazanır. :)

Bilgisayar sözcüğünü bulan kişi böyle bir kişi. Yapılamaz diye bir şey yok yani.
  • 11

binsozcuk
Türkçeséver
Türkçeséver
 
İleti: 41
Katılım: 23 Ağu 2019, 10:43
Değerleme: 26

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen Yiğit98 » 23 Ağu 2019, 11:45

Atatürk de önceden latin abecesinde geçişten sonra böyle girişimlerde bulunmuştu.
Sonra çok hızlı ilerlediğini anlayınca, süreçle olacak iş olduğunu onayladı. Atatürk'den sonra da arapça ile farsça yanı sıra ingilizce sözcükler çok girdi. Ben de dediğiniz gibi süreçle olacağına inanıyorum ve bence ilk 2 adım da çok açık bir sorun olarak duruyor.
Okul derslerinde ve gündelik yaşantıda böyle yabancı sözcükler dilimizi ezbere, anlaşılmaz yabancı ve -3. maddeye katılarak- nispeten içi boş bir dil durumuna sokuyor. Ancak bunu bazı kişiler "Her dilde böyle sözcük alışverisi vardır vb." düşüncesi ile anlamıyıp katılmıyor.
Bu olaya devlet el atsa hem sözcük türetip, diriltmede hem de kullanımın yaygınlaşmasındaki süreç çok daha kolay olacak. Örneğin sosyal medyada, kitaplar ile filmlerde kişilerin hem eğlendiği hem de zorunlu olarak bakmak durumunda olduğu nenleri öz türkçe yapsa süreç hiç olmadığı gibi hızlanır diye düşünüyorum.
  • 10

Yiğit98
Göñüllü
Göñüllü
 
İleti: 125
Katılım: 21 Tem 2019, 20:35
Değerleme: 40

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen TürkçeSözlük78 » 23 Ağu 2019, 15:34

Katılmadığım bir düşünceniz ve eksiğiniz olduğunu düşündüğüm bir yeriniz var.

Katılmadığım yer, bir kişinin Türkçe sözcüğü kullanmak yerine yabancısını kullanınca ayıplanması. Bu çok farklı dallara ayrılabilir bence. Kimisi uygun, kimisi yanlıştır. Örneğin algılayıcı yerine sensör diyen birisini aşağılamak/ayıplamak bence çok yanlıştır. Bu sözcük çok uzun bir süredir kullanılıyor. Olsa olsa kibarca "Türkçesi varken neden yabancısını kullanıyorsunuz? Türkçesini kullanın lütfen." diyebiliriz. Gidip sensör diyeni aşağılamak olmaz. Ayrıca yazıda verilen biyolojinin Türkçe karşılığı olan "canlıbilimi"ndeki "canlı" sözcüğü Farsça kökenlidir. Biyoloji yerine yaşambilim ya da dirimbilim denir. Lise koyağında (müfredâtında) öğretilen biyolojinin ilk ünitesinin adı -yaşam bilimi biyoloji-dir.
Ayıplanması gereken yerlere gelecek olursak, Türkçesi varken ve sıkça kullanılıyorken gidip İngilizcesini ya da yabancısını kullanan ayıplanmalıdır. Örneğin yıldız sözcüğümüz varken star diyenler, oraya buraya İngilizce sözcük sokuşturanlar vb.ler ayıplanmalıdır.

Eksik yere gelecek olursak, hemen sözcüklere odaklanıyorsunuz. Birisine Türkçe düşünme dizgesini öğretmek ve küçük yaştan vermek istiyorsak öncelikle damgalara odaklanmalıyız. K'yi "ka" diye değil "ke" diye öğretmeli ve bunu özellikle vurgulamalıyız.
"ka" değil ke
"en" değil ne
"es" değil se
"em" değil me
"ef" değil fe
"el" değil le
"aş" değil he (gidip bunu "haş" diye okuyan bilgisizler bile var!)
...

Sözcüklerden önce damgalara önem vermeliyiz. Günümüzde çok bilgili ve okumuş insanlar bile bunları yanlış okuyor arada sırada. Böyle bir şey olmamalı. Yazışmalıkta bile kimi kullanıcıların yanlış okuduğunu görmüştüm. En çok da Türk Dil Kurumunun kısaltması kullanılırken bu yanlış göze çarpıyor. Söz edilen üye, TDK'yi "tedeka" diye okuduğundan "TDK'da" gibi şeyler yazıyor ve ben bunları okurken "tedekeda" diye okuyorum ve sâniyesinde yanlışı görüyorum. Çoğu kez yazılan paragrafı okurken böyle bir yanlıştan dolayı ortalarda duraksıyorum bile! Yalnız K'de değil ama sorun, çoğu damgada bu sorun var. Öğretmenlerimiz nedense bunlara hiç özen göstermiyor ve hep yanlış okuyor. Genelleme yapmak doğru değildir ancak ne yazık ki gerçek bu. Bu damgalar doğru okuyan matematikçiler ve fizikçiler bence azınlık şu anda. Çoğu insan f(x)=k.x^n+h.y^m gibi bir ifâdeyi okurken "fe iks eşittir ke çarpı iks üssü ne artı he çarpı ye üstü me" demek yerine "ef iks eşittir ka çarpı iks üssü en artı aş çarpı ye üssü em" diyor. Dediğim gibi, sözcüklerden de önce bir adım olmalı. O da damgaların doğru okunmasını sağlamaktır bence. Sözcükleri istediğimiz kadar değiştirelim, damgaları doğru okumadıkça mantıksal olarak en iyi performansımızı elde edemez ve matematik, felsefe gibi soyut alanlarda geri kalırız/zorlanırız.
  • 4

Onca olay olduktan sonra,
Niye düşlerim ki bir yokra?
-Tünerik Gezgini
Üyelik görseli
TürkçeSözlük78
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1279
Katılım: 12 Nis 2018, 01:07
Konum: İstanbul
Değerleme: 766

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen Oktay D. » 23 Ağu 2019, 16:46

Bence ke/ka diye ayrı okunması sorun olarak görmemeliyiz. Çünkü zaten bizim öz damgalarımızda kalın ince ayrımı vardı ve o yazı için de el/al, en/an, er/ar, ke/ka, se/sa, te/ta, be/ba, ed/ad, eg/ag déniyordu. Bugün yalñızca ke/ka kalması her ne kadar Arapça yazımıñ bir soñucu olsa da kökeninde bu 10 sesiñ ince/kalıñ ayrımlı olması yatıyor.

Bence ayrıca ayıplamak da yérsiz bir çaba olabilir. Siz kendi sözcükleriñizi kullanıp dursañız zaten insanlar sizden kapıyorlar, çünkü eğer kimseyi zorlamıyorsañız ve tutarlı olarak Türkçeye öñem vérdiğiñiz açıksa gérçekten insanlara daha karizmatik geliyor ve sizden étkileniyorlar.

Oysa baskı kurunca sizi tehtid olarak algılayıp size karşı tavır alıyorlar ve Türkçeye özen gösterecekleri varsa da göstermemeyi seçebiliyorlar.

Bu koñuda gérçekten çevreñize bireysel özvériniñ étkisi çok büyük. Aydıñ veya bilgili kişiler, sizi tehtid olarak görmedikleri zaman sıkı sıkıya yañıñızda oluyorlar ve böylece onlarıñ başkalarını étkilemesi söz koñusu oluyor. Aydıñ veya bilgili olmayanlar ise eñ azından elinden geleni yapmaya başlıyor, eñ kötüsü yazı yazarken veya sizle koñuşurken özen göstermeye çalışıyor (ki, bunu yapa yapa Türkçe koñusunda bilgili olmaya da başlıyor kendi kendine).
  • 5

Üyelik görseli
Oktay D.
Oktay DOĞANGÜN
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 8245
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:52
Konum: İstanbul
Değerleme: 5255

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen binsozcuk » 23 Ağu 2019, 21:02

TürkçeSözlük78 yazdı:Katılmadığım bir düşünceniz ve eksiğiniz olduğunu düşündüğüm bir yeriniz var.

Katılmadığım yer, bir kişinin Türkçe sözcüğü kullanmak yerine yabancısını kullanınca ayıplanması. Bu çok farklı dallara ayrılabilir bence. Kimisi uygun, kimisi yanlıştır. Örneğin algılayıcı yerine sensör diyen birisini aşağılamak/ayıplamak bence çok yanlıştır. Bu sözcük çok uzun bir süredir kullanılıyor. Olsa olsa kibarca "Türkçesi varken neden yabancısını kullanıyorsunuz? Türkçesini kullanın lütfen." diyebiliriz. Gidip sensör diyeni aşağılamak olmaz. Ayrıca yazıda verilen biyolojinin Türkçe karşılığı olan "canlıbilimi"ndeki "canlı" sözcüğü Farsça kökenlidir. Biyoloji yerine yaşambilim ya da dirimbilim denir. Lise koyağında (müfredâtında) öğretilen biyolojinin ilk ünitesinin adı -yaşam bilimi biyoloji-dir.
Ayıplanması gereken yerlere gelecek olursak, Türkçesi varken ve sıkça kullanılıyorken gidip İngilizcesini ya da yabancısını kullanan ayıplanmalıdır. Örneğin yıldız sözcüğümüz varken star diyenler, oraya buraya İngilizce sözcük sokuşturanlar vb.ler ayıplanmalıdır.

Eksik yere gelecek olursak, hemen sözcüklere odaklanıyorsunuz. Birisine Türkçe düşünme dizgesini öğretmek ve küçük yaştan vermek istiyorsak öncelikle damgalara odaklanmalıyız. K'yi "ka" diye değil "ke" diye öğretmeli ve bunu özellikle vurgulamalıyız.
"ka" değil ke
"en" değil ne
"es" değil se
"em" değil me
"ef" değil fe
"el" değil le
"aş" değil he (gidip bunu "haş" diye okuyan bilgisizler bile var!)
...

Sözcüklerden önce damgalara önem vermeliyiz. Günümüzde çok bilgili ve okumuş insanlar bile bunları yanlış okuyor arada sırada. Böyle bir şey olmamalı. Yazışmalıkta bile kimi kullanıcıların yanlış okuduğunu görmüştüm. En çok da Türk Dil Kurumunun kısaltması kullanılırken bu yanlış göze çarpıyor. Söz edilen üye, TDK'yi "tedeka" diye okuduğundan "TDK'da" gibi şeyler yazıyor ve ben bunları okurken "tedekeda" diye okuyorum ve sâniyesinde yanlışı görüyorum. Çoğu kez yazılan paragrafı okurken böyle bir yanlıştan dolayı ortalarda duraksıyorum bile! Yalnız K'de değil ama sorun, çoğu damgada bu sorun var. Öğretmenlerimiz nedense bunlara hiç özen göstermiyor ve hep yanlış okuyor. Genelleme yapmak doğru değildir ancak ne yazık ki gerçek bu. Bu damgalar doğru okuyan matematikçiler ve fizikçiler bence azınlık şu anda. Çoğu insan f(x)=k.x^n+h.y^m gibi bir ifâdeyi okurken "fe iks eşittir ke çarpı iks üssü ne artı he çarpı ye üstü me" demek yerine "ef iks eşittir ka çarpı iks üssü en artı aş çarpı ye üssü em" diyor. Dediğim gibi, sözcüklerden de önce bir adım olmalı. O da damgaların doğru okunmasını sağlamaktır bence. Sözcükleri istediğimiz kadar değiştirelim, damgaları doğru okumadıkça mantıksal olarak en iyi performansımızı elde edemez ve matematik, felsefe gibi soyut alanlarda geri kalırız/zorlanırız.


Okunuşlar konusunda k'nin ke olması n'nin ne olması gibi tamamen sizin gibi düşünüyorum. Hemen sizin yorumunuzun bir altında, sanırım bunun bir üstünde farklı bir görüş var, ancak okuma birliği açısından k'lerin n'lerin aynı biçimde okunması gerek diye düşünüyorum.

Star ve yıldız konusunda başka türlü düşünemem bile. Bilgisizliğin veya düşünmemenin verdiği bir umursamazlık denebiilir, ancak bunun adı özentilikten başka bir şey değil.

Ayıplama konusu ince bir konu, sizin dediğiniz gibi tepkinin düzeyi çok yumuşak olmalı, hoş bir tını bırakmalı. Karşıdaki kişiye fazla tepki vermek tam tersi bir sonuna itebilir. Aşağılamak sözcüğünü hiç kullanmadım, ama belki ayıplamak bile anlatmak istediğimden daha sert kaçmış olabilir. Varmak istediğim yer üzüm yapmak, bağco dövmek değil.

"Biyoloji" sözcüğünü canlı bilim yapmak birinci adım için yeterli, canlı'yı dirim yapmak benc eson adım için daha uygun. Kendi kızımla çalışırken biyoloji yerine canlı bilim dediğimde olumlu tepki alıyorum, ama dirim bilim dediğimde aynı düzeyde değil. Demek istediğim adım adım ilerlemek en doğrusu. Öte yandan dirim bilim de neden olmasın, haklısınız.

Bir de şu var, aşk sözcüğü örneğin dünyada Türkçe'ye hiçbir dilde olmayan bir güzellik ve zenginlik katıyor. İngilizce'de de aşk ve sevgi sözcüğü için tek bir sözcük kullanıyorlar ve aradaki anlam farkını karşılıyan bir sözcükleri yok.

Aşk belki de Türkçeleşmiş sayılabilir diye düşünüyorum, ilk girimde yazdığım gözümüz kara olmalı ama gözümüzü kara bürümemeli derken düşündüğüm bu gibi şeylerdi.
  • 5

binsozcuk
Türkçeséver
Türkçeséver
 
İleti: 41
Katılım: 23 Ağu 2019, 10:43
Değerleme: 26

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen binsozcuk » 23 Ağu 2019, 21:05

Oktay D. yazdı:Bence ke/ka diye ayrı okunması sorun olarak görmemeliyiz. Çünkü zaten bizim öz damgalarımızda kalın ince ayrımı vardı ve o yazı için de el/al, en/an, er/ar, ke/ka, se/sa, te/ta, be/ba, ed/ad, eg/ag déniyordu. Bugün yalñızca ke/ka kalması her ne kadar Arapça yazımıñ bir soñucu olsa da kökeninde bu 10 sesiñ ince/kalıñ ayrımlı olması yatıyor.

Bence ayrıca ayıplamak da yérsiz bir çaba olabilir. Siz kendi sözcükleriñizi kullanıp dursañız zaten insanlar sizden kapıyorlar, çünkü eğer kimseyi zorlamıyorsañız ve tutarlı olarak Türkçeye öñem vérdiğiñiz açıksa gérçekten insanlara daha karizmatik geliyor ve sizden étkileniyorlar.

Oysa baskı kurunca sizi tehtid olarak algılayıp size karşı tavır alıyorlar ve Türkçeye özen gösterecekleri varsa da göstermemeyi seçebiliyorlar.

Bu koñuda gérçekten çevreñize bireysel özvériniñ étkisi çok büyük. Aydıñ veya bilgili kişiler, sizi tehtid olarak görmedikleri zaman sıkı sıkıya yañıñızda oluyorlar ve böylece onlarıñ başkalarını étkilemesi söz koñusu oluyor. Aydıñ veya bilgili olmayanlar ise eñ azından elinden geleni yapmaya başlıyor, eñ kötüsü yazı yazarken veya sizle koñuşurken özen göstermeye çalışıyor (ki, bunu yapa yapa Türkçe koñusunda bilgili olmaya da başlıyor kendi kendine).


Ayıplama konusu ince bir konu, sizin dediğiniz gibi tepkinin düzeyi çok yumuşak olmalı, hoş bir tını bırakmalı. Karşıdaki kişiye fazla tepki vermek tam tersi bir sonuca itebilir. Aşağılamak sözcüğünü hiç kullanmadım, ama belki ayıplamak bile anlatmak istediğimden daha sert kaçmış olabilir. Varmak istediğim yer üzüm yapmak, bağco dövmek değil.

Yukarıdaki giride de benzer bir yanıt olduğu için o kısmı buraya aynı biçimde geçirdim.
  • 0

binsozcuk
Türkçeséver
Türkçeséver
 
İleti: 41
Katılım: 23 Ağu 2019, 10:43
Değerleme: 26

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen TürkçeSözlük78 » 23 Ağu 2019, 21:16

Oktay D. yazdı:Bence ke/ka diye ayrı okunması sorun olarak görmemeliyiz. Çünkü zaten bizim öz damgalarımızda kalın ince ayrımı vardı ve o yazı için de el/al, en/an, er/ar, ke/ka, se/sa, te/ta, be/ba, ed/ad, eg/ag déniyordu. Bugün yalñızca ke/ka kalması her ne kadar Arapça yazımıñ bir soñucu olsa da kökeninde bu 10 sesiñ ince/kalıñ ayrımlı olması yatıyor.


Dediklerinize katılıyorum ancak ke/ka okunması eski damgalar yüzünden neden sorun olmasın ki? Günümüzde ke yerine ka yanlış okumasının yapılmasının tek nedeni Fransızca. Yukarıda dizdiğim listelediğim tüm yanlış okumalar Fransızca yüzünden oluyor. Nasıl biz Türkçede N'yi "ne" diye okuyorsak, Fransızlar da "en" diye okuyor. Biz S'yi "se" diye okuyorsak onlar "es" diye okuyor. Bu yanlış okumaların Fransızca yüzünden oluştuğu apaçık ortada. Bunların hepsi dilsel bir yozlaşmanın göstergesi. Yukarıda belirtmediğim bir yanlış okuma daha vardı. O da J'ye "je" demek yerine "ji" demek. J sesi, bize Farslardan geçmişti. Biz doğal olarak sonuna e koyarak okumaya başlamışız. Günümüzde kimi üniversitelerdeki hocaların J'yi ji diye okuduğu görülebilir. Matematikte x ve y nasıl ikili bir biçimde kullanılıyorsa kimi konularda da i ve j birlikte kullanılır. Örneğin dizey ve belirtey (matris ve determinant)

Bu J'nin ji diye okunuşu da bunların bu yanlış okumaların öz damgalarımızla ilgili değil de Fransızca yüzünden oluşmuş bir yozlaşma ile ilgili olduğunun en büyük göstergelerinden biridir. Öz damgalarımızda ke ile ka birlikte bulunuyordu diye "ke yerine ka da denilse sorun olmaz" demek bence çok saçmadır. TDK'ye hep dilde kuraldışılık istisnâ oluşturduğu için sert eleştiriler yapıyoruz. Biz şimdi bütün bu yanlış okumalar içinden yalnızca ke yerine ka denilebilir dersek onlardan ne farkımız kalır? Onları geçtim, bu yaptığımız ne denli bilimsel ve dil bilinci ile yapılan bir davranış olur...?


binsozcuk yazdı: "Biyoloji" sözcüğünü canlı bilim yapmak birinci adım için yeterli, canlı'yı dirim yapmak benc eson adım için daha uygun. Kendi kızımla çalışırken biyoloji yerine canlı bilim dediğimde olumlu tepki alıyorum, ama dirim bilim dediğimde aynı düzeyde değil. Demek istediğim adım adım ilerlemek en doğrusu. Öte yandan dirim bilim de neden olmasın, haklısınız.

Bir de şu var, aşk sözcüğü örneğin dünyada Türkçe'ye hiçbir dilde olmayan bir güzellik ve zenginlik katıyor. İngilizce'de de aşk ve sevgi sözcüğü için tek bir sözcük kullanıyorlar ve aradaki anlam farkını karşılıyan bir sözcükleri yok.

Aşk belki de Türkçeleşmiş sayılabilir diye düşünüyorum, ilk girimde yazdığım gözümüz kara olmalı ama gözümüzü kara bürümemeli derken düşündüğüm bu gibi şeylerdi.


Dediklerinize katılıyorum ve bu iletiyi yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak için yazıyorum.

Öncelikle biyoloji konusunda dediklerinizi anladım ancak dirim ile canlı sözcüklerini anlamdaş sanmışsınız sanırım. Dirim sözcüğü yaşam demektir. Yâni aslında dirimbilim ile yaşambilim arasında hiçbir fark yok. Dirim sözcüğü hoşunuza gitmediyse (ki ben de pek sevmiyorum) yaşambilim diyebilirsiniz.

Aşk ve sevgi konusuna gelirsek, yırlarımda şiirlerimde sıkça kullandığım bir sözcük var: sevi. Bu sözcük bir türetim değil, Eski Anadolu Türkçesinde sıkça geçer. Aşk yerine sevi sözcüğünü kullanabilirsiniz.
  • 5

Onca olay olduktan sonra,
Niye düşlerim ki bir yokra?
-Tünerik Gezgini
Üyelik görseli
TürkçeSözlük78
Oğuzhan T.
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1279
Katılım: 12 Nis 2018, 01:07
Konum: İstanbul
Değerleme: 766

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen Oktay D. » 23 Ağu 2019, 21:47

TürkçeSözlük78 yazdı:Dediklerinize katılıyorum ancak ke/ka okunması eski damgalar yüzünden neden sorun olmasın ki? Günümüzde ke yerine ka yanlış okumasının yapılmasının tek nedeni Fransızca. Yukarıda dizdiğim listelediğim tüm yanlış okumalar Fransızca yüzünden oluyor. Nasıl biz Türkçede N'yi "ne" diye okuyorsak, Fransızlar da "en" diye okuyor. Biz S'yi "se" diye okuyorsak onlar "es" diye okuyor. Bu yanlış okumaların Fransızca yüzünden oluştuğu apaçık ortada. Bunların hepsi dilsel bir yozlaşmanın göstergesi. Yukarıda belirtmediğim bir yanlış okuma daha vardı. O da J'ye "je" demek yerine "ji" demek. J sesi, bize Farslardan geçmişti. Biz doğal olarak sonuna e koyarak okumaya başlamışız.

Burada bir bilgiyi düzeltmek istiyorum.

Bizim Türk-Latin harfleriniñ asıl okunuşları Fransızcadan alınmıştır. Fransızcada harfler şu şekilde okunur: a (a), b (be), c (se), d (de), e (ö), f (ef), g (je), h (aş), i (i), j (ji), k (ka), l (el), m (em), n (en), o (o), p (pe), q (kü), r (eğ), s (es), t (te), u (ü), v (ve), w (dublüve), x (iks), y (i grek), z (zed).

Türk Harf Yéñiliği yapılırken aydıñ kesimde Fransız étkisiniñ büyük olması ve Türkiye'de aydıñlarıñ geleneğiniñ "Jön Türk" lerden gelmesi nedeniyle harf okunuşları, açıkça ve saklanılmaksızın, Fransızcadan étkilenerek alınmıştır. Ancak daha tutarlı olsun diye hepsine aynı yönde ünlü konması (es değil se gibi) düşüncesi ortaya çıkmıştır (çünkü öğretme aşamasında kolaylık olacaktı). Günümüzde kimileriniñ el, em, en, es vb. démesi ise İngilizceden kaynaklı bir özentiliktir, Fransızca déğil; hiçbir Fransız lisesi eski dönem mezunu el, em, en démez. Oysa 80 soñrası kuşaklar İng. eğitim görüp İng.'ye özendirilmiştir, üniversitelerde İng. teşvik édilmiştir, bu da onlarıñ İng. étkisi altında harfleri okumasına néden oluyor.

Kısaca özentilik açısından yéñi bir şey yok. 1928'de de özentiyle başlamıştı, şimdi başka bir kaynaktan özentilik sürmüş oluyor. Eğer özentisiz bir harf okunuşu istiyorsak Orhun abecesindeki okunuşları gözetmeliyiz, yoksa zaten bugünkü asıl okunuşlar Fransız étkisiyle oluşturulmuş.

Öte yandan ke/ka olayınıñ Fransızcayla veya yabancı bir dille ilgisi bulunmuyor. 1928'de yéñi abece için oluşturulan Meclis komisyonunuñ ilk çıkardığı Türk-Latin abecesinde hem k (ke) hem q (ka) vardı, tıpkı Azerbaycan abecesindeki gibi. Bunuñ nedeni, 26 Şubat 1926 yılında Bakü'deki Birinci Türkoloji Kongresi'nde bélirlenen alfabeniñ (bugünkü harflerimiziñ şekli oradan gelir) bu iki harfi, k ve q'yı içermesidir.

Ancak Atatürk, abecede k/q ayrımınıñ géreksiz olduğu görüşünü düşer ve komisyon abeceye bugünkü soñ biçimini vérir.

Eğer Atatürk q'yı atmasaydı bugün zaten ke déyince k harfini, ka déyince q harfini añlayacaktık. Nitekim, dikkat éderseñiz hiç kimse ince ünlülü bir sözcüğüñ k'sine ka démez. TDK kısaltması te-de-ka diye okunur çünkü kurum sözcüğündeki k harfi kalıñdır.
  • 3

Üyelik görseli
Oktay D.
Oktay DOĞANGÜN
Yönetici
Yönetici
 
İleti: 8245
Katılım: 28 Ağu 2007, 17:52
Konum: İstanbul
Değerleme: 5255

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen binsozcuk » 23 Ağu 2019, 23:20

TürkçeSözlük78 yazdı:
Oktay D. yazdı:Bence ke/ka diye ayrı okunması sorun olarak görmemeliyiz. Çünkü zaten bizim öz damgalarımızda kalın ince ayrımı vardı ve o yazı için de el/al, en/an, er/ar, ke/ka, se/sa, te/ta, be/ba, ed/ad, eg/ag déniyordu. Bugün yalñızca ke/ka kalması her ne kadar Arapça yazımıñ bir soñucu olsa da kökeninde bu 10 sesiñ ince/kalıñ ayrımlı olması yatıyor.


Dediklerinize katılıyorum ancak ke/ka okunması eski damgalar yüzünden neden sorun olmasın ki? Günümüzde ke yerine ka yanlış okumasının yapılmasının tek nedeni Fransızca. Yukarıda dizdiğim listelediğim tüm yanlış okumalar Fransızca yüzünden oluyor. Nasıl biz Türkçede N'yi "ne" diye okuyorsak, Fransızlar da "en" diye okuyor. Biz S'yi "se" diye okuyorsak onlar "es" diye okuyor. Bu yanlış okumaların Fransızca yüzünden oluştuğu apaçık ortada. Bunların hepsi dilsel bir yozlaşmanın göstergesi. Yukarıda belirtmediğim bir yanlış okuma daha vardı. O da J'ye "je" demek yerine "ji" demek. J sesi, bize Farslardan geçmişti. Biz doğal olarak sonuna e koyarak okumaya başlamışız. Günümüzde kimi üniversitelerdeki hocaların J'yi ji diye okuduğu görülebilir. Matematikte x ve y nasıl ikili bir biçimde kullanılıyorsa kimi konularda da i ve j birlikte kullanılır. Örneğin dizey ve belirtey (matris ve determinant)

Bu J'nin ji diye okunuşu da bunların bu yanlış okumaların öz damgalarımızla ilgili değil de Fransızca yüzünden oluşmuş bir yozlaşma ile ilgili olduğunun en büyük göstergelerinden biridir. Öz damgalarımızda ke ile ka birlikte bulunuyordu diye "ke yerine ka da denilse sorun olmaz" demek bence çok saçmadır. TDK'ye hep dilde kuraldışılık istisnâ oluşturduğu için sert eleştiriler yapıyoruz. Biz şimdi bütün bu yanlış okumalar içinden yalnızca ke yerine ka denilebilir dersek onlardan ne farkımız kalır? Onları geçtim, bu yaptığımız ne denli bilimsel ve dil bilinci ile yapılan bir davranış olur...?


binsozcuk yazdı: "Biyoloji" sözcüğünü canlı bilim yapmak birinci adım için yeterli, canlı'yı dirim yapmak benc eson adım için daha uygun. Kendi kızımla çalışırken biyoloji yerine canlı bilim dediğimde olumlu tepki alıyorum, ama dirim bilim dediğimde aynı düzeyde değil. Demek istediğim adım adım ilerlemek en doğrusu. Öte yandan dirim bilim de neden olmasın, haklısınız.

Bir de şu var, aşk sözcüğü örneğin dünyada Türkçe'ye hiçbir dilde olmayan bir güzellik ve zenginlik katıyor. İngilizce'de de aşk ve sevgi sözcüğü için tek bir sözcük kullanıyorlar ve aradaki anlam farkını karşılıyan bir sözcükleri yok.

Aşk belki de Türkçeleşmiş sayılabilir diye düşünüyorum, ilk girimde yazdığım gözümüz kara olmalı ama gözümüzü kara bürümemeli derken düşündüğüm bu gibi şeylerdi.


Dediklerinize katılıyorum ve bu iletiyi yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak için yazıyorum.

Öncelikle biyoloji konusunda dediklerinizi anladım ancak dirim ile canlı sözcüklerini anlamdaş sanmışsınız sanırım. Dirim sözcüğü yaşam demektir. Yâni aslında dirimbilim ile yaşambilim arasında hiçbir fark yok. Dirim sözcüğü hoşunuza gitmediyse (ki ben de pek sevmiyorum) yaşambilim diyebilirsiniz.

Aşk ve sevgi konusuna gelirsek, yırlarımda şiirlerimde sıkça kullandığım bir sözcük var: sevi. Bu sözcük bir türetim değil, Eski Anadolu Türkçesinde sıkça geçer. Aşk yerine sevi sözcüğünü kullanabilirsiniz.


Biyoloji için Türkçe karşılık bulurken sözcüğün yabancı dildeki asıl anlamına odaklanırsak haklısınız. Öte yandan ben Türkçe'nin mantığına, Türkçe düşünme mantığına, özellikle ve özellikle çocuklara odaklanıyorum, çünkü dilleri kirlenmediği için tam Türkçe mantıkla düşünüyorlar.

Türkçe mantıkla düşündüğümde biyoloji "canlı bilimi" demektir, çünkü canlı şeylerle ilgilenir. Yaşambilim dendiğinde yaşam çok daha fazla şeyi kapsayan bir şey olduğundan kafa karıştırıcı geliyor. Life sözcüğünün de karşılığı yaşam...

Canlı bilimi bana göre biyoloji dersini/konusunu/bilimini/alanını artık ne derseniz deyin, daha iyi anlatıyor. Dirim veya yaşam eş anlamlı/anlamdaş olabilirler, biyoloji sözcüğünün doğrudan çevirisi olarak düşününce doğrular da, bunun mantığını anlıyorum. Canlı bilimi en mantıklı, dirimbilimi kabul edilebilir, yaşambilimi amacını aşar buluyorum.

Canlıbilim veya canlı bilimini seçmemdeki dayanaklarım bunlar.

Bir de uzlaşma çok önemli, uzlaşmak eşit şartlarda olmayabilir, ama iyi bir gelecek için tam istediğimiz gibi olmasa da konularda uzlaşarak ilerlemeliyiz ki, Türkçe ilerlesin. Sonuçta kimse her zaman haklı olamaz, canlı olmaya aykırı bir şey. :)

Aşk sözcüğününse Türkçe'yi zenginleştirdiğini ve Türkçe'ye dünyadaki diğer dillerde olmayan bir zenginlik kattığı konusunda yine aynı yerdeyim. Sevi olağanüstü güzel bir sözcük; sevmek, sevişmek, sevinçlenmek, sevinmek vb. hepsi güzel, ancak hepsi de olasılıkla aynı kökenden ve aşktan farklı.

Daha önce dediğim gibi yabancı sözcüklerin Türkçe'ye girip onu zenginleştirmesi çok çok ayrıksı ve sıradışı bir durum, ancak belki aş sözcüğünün Türkçe'de önceden de olmasından kaynaklanan benzerlikten belki yaşama bakış açımızdan bu sözcüğün Türkçe'yi zenginleştirdiğini düşünüyorum. Yineliyorum sıradışı ve ayrıksı durumlarda Türkçe'yi kesin bir şekilde zenginleştirmesi durumunda bu tür sözcükleri yabancı kökenli de olsalar kabul etmeliyiz diye düşünüyorum.

Aslında bulunduğumuz yer olayı güzel özetlemiş Türkçesi varken yabancı bir sözcüğü kullanmaya gerek yok. Bu kadar da sade ve güzel bir kural. :)
  • 5

binsozcuk
Türkçeséver
Türkçeséver
 
İleti: 41
Katılım: 23 Ağu 2019, 10:43
Değerleme: 26

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen TürkçeSözlük78 » 23 Ağu 2019, 23:30

Bu savlarınız doğruysa neden TDK'de herkes özellikle K'yi ka diye değil de ke diye okuyun diyor? Bütün TDK'de bu dediklerinizi bilen bir tâne kişi bile yok mu? Sözcükleri baştan sona değiştiren bir kuruluş neden k/q sorununu sonradan incelemedi?

Ayrıca ben kuruluş adlarından çok sıradan okumayı kastetmiştim. Birisi k görünce ke diye okumalı. Günümüzde kimse K'yi ke diye okumaz. Herkes ka diye okur, bu ince k'nin gittiği anlamına mı geliyor?

Ek olarak da ben Kalın k sesini (Q) hem gırtlaktan "ke" demekle oluyor sanıyordum. Neden bu ka diye okunuyor?
  • 0

Onca olay olduktan sonra,
Niye düşlerim ki bir yokra?
-Tünerik Gezgini
Üyelik görseli
TürkçeSözlük78
Oğuzhan T.
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1279
Katılım: 12 Nis 2018, 01:07
Konum: İstanbul
Değerleme: 766

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen TürkçeSözlük78 » 23 Ağu 2019, 23:33

binsozcuk yazdı:
TürkçeSözlük78 yazdı:
Oktay D. yazdı:Bence ke/ka diye ayrı okunması sorun olarak görmemeliyiz. Çünkü zaten bizim öz damgalarımızda kalın ince ayrımı vardı ve o yazı için de el/al, en/an, er/ar, ke/ka, se/sa, te/ta, be/ba, ed/ad, eg/ag déniyordu. Bugün yalñızca ke/ka kalması her ne kadar Arapça yazımıñ bir soñucu olsa da kökeninde bu 10 sesiñ ince/kalıñ ayrımlı olması yatıyor.


Dediklerinize katılıyorum ancak ke/ka okunması eski damgalar yüzünden neden sorun olmasın ki? Günümüzde ke yerine ka yanlış okumasının yapılmasının tek nedeni Fransızca. Yukarıda dizdiğim listelediğim tüm yanlış okumalar Fransızca yüzünden oluyor. Nasıl biz Türkçede N'yi "ne" diye okuyorsak, Fransızlar da "en" diye okuyor. Biz S'yi "se" diye okuyorsak onlar "es" diye okuyor. Bu yanlış okumaların Fransızca yüzünden oluştuğu apaçık ortada. Bunların hepsi dilsel bir yozlaşmanın göstergesi. Yukarıda belirtmediğim bir yanlış okuma daha vardı. O da J'ye "je" demek yerine "ji" demek. J sesi, bize Farslardan geçmişti. Biz doğal olarak sonuna e koyarak okumaya başlamışız. Günümüzde kimi üniversitelerdeki hocaların J'yi ji diye okuduğu görülebilir. Matematikte x ve y nasıl ikili bir biçimde kullanılıyorsa kimi konularda da i ve j birlikte kullanılır. Örneğin dizey ve belirtey (matris ve determinant)

Bu J'nin ji diye okunuşu da bunların bu yanlış okumaların öz damgalarımızla ilgili değil de Fransızca yüzünden oluşmuş bir yozlaşma ile ilgili olduğunun en büyük göstergelerinden biridir. Öz damgalarımızda ke ile ka birlikte bulunuyordu diye "ke yerine ka da denilse sorun olmaz" demek bence çok saçmadır. TDK'ye hep dilde kuraldışılık istisnâ oluşturduğu için sert eleştiriler yapıyoruz. Biz şimdi bütün bu yanlış okumalar içinden yalnızca ke yerine ka denilebilir dersek onlardan ne farkımız kalır? Onları geçtim, bu yaptığımız ne denli bilimsel ve dil bilinci ile yapılan bir davranış olur...?


binsozcuk yazdı: "Biyoloji" sözcüğünü canlı bilim yapmak birinci adım için yeterli, canlı'yı dirim yapmak benc eson adım için daha uygun. Kendi kızımla çalışırken biyoloji yerine canlı bilim dediğimde olumlu tepki alıyorum, ama dirim bilim dediğimde aynı düzeyde değil. Demek istediğim adım adım ilerlemek en doğrusu. Öte yandan dirim bilim de neden olmasın, haklısınız.

Bir de şu var, aşk sözcüğü örneğin dünyada Türkçe'ye hiçbir dilde olmayan bir güzellik ve zenginlik katıyor. İngilizce'de de aşk ve sevgi sözcüğü için tek bir sözcük kullanıyorlar ve aradaki anlam farkını karşılıyan bir sözcükleri yok.

Aşk belki de Türkçeleşmiş sayılabilir diye düşünüyorum, ilk girimde yazdığım gözümüz kara olmalı ama gözümüzü kara bürümemeli derken düşündüğüm bu gibi şeylerdi.


Dediklerinize katılıyorum ve bu iletiyi yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak için yazıyorum.

Öncelikle biyoloji konusunda dediklerinizi anladım ancak dirim ile canlı sözcüklerini anlamdaş sanmışsınız sanırım. Dirim sözcüğü yaşam demektir. Yâni aslında dirimbilim ile yaşambilim arasında hiçbir fark yok. Dirim sözcüğü hoşunuza gitmediyse (ki ben de pek sevmiyorum) yaşambilim diyebilirsiniz.

Aşk ve sevgi konusuna gelirsek, yırlarımda şiirlerimde sıkça kullandığım bir sözcük var: sevi. Bu sözcük bir türetim değil, Eski Anadolu Türkçesinde sıkça geçer. Aşk yerine sevi sözcüğünü kullanabilirsiniz.


Biyoloji için Türkçe karşılık bulurken sözcüğün yabancı dildeki asıl anlamına odaklanırsak haklısınız. Öte yandan ben Türkçe'nin mantığına, Türkçe düşünme mantığına, özellikle ve özellikle çocuklara odaklanıyorum, çünkü dilleri kirlenmediği için tam Türkçe mantıkla düşünüyorlar.

Türkçe mantıkla düşündüğümde biyoloji "canlı bilimi" demektir, çünkü canlı şeylerle ilgilenir. Yaşambilim dendiğinde yaşam çok daha fazla şeyi kapsayan bir şey olduğundan kafa karıştırıcı geliyor. Life sözcüğünün de karşılığı yaşam...

Canlı bilimi bana göre biyoloji dersini/konusunu/bilimini/alanını artık ne derseniz deyin, daha iyi anlatıyor. Dirim veya yaşam eş anlamlı/anlamdaş olabilirler, biyoloji sözcüğünün doğrudan çevirisi olarak düşününce doğrular da, bunun mantığını anlıyorum. Canlı bilimi en mantıklı, dirimbilimi kabul edilebilir, yaşambilimi amacını aşar buluyorum.

Canlıbilim veya canlı bilimini seçmemdeki dayanaklarım bunlar.

Bir de uzlaşma çok önemli, uzlaşmak eşit şartlarda olmayabilir, ama iyi bir gelecek için tam istediğimiz gibi olmasa da konularda uzlaşarak ilerlemeliyiz ki, Türkçe ilerlesin. Sonuçta kimse her zaman haklı olamaz, canlı olmaya aykırı bir şey. :)

Aşk sözcüğününse Türkçe'yi zenginleştirdiğini ve Türkçe'ye dünyadaki diğer dillerde olmayan bir zenginlik kattığı konusunda yine aynı yerdeyim. Sevi olağanüstü güzel bir sözcük; sevmek, sevişmek, sevinçlenmek, sevinmek vb. hepsi güzel, ancak hepsi de olasılıkla aynı kökenden ve aşktan farklı.

Daha önce dediğim gibi yabancı sözcüklerin Türkçe'ye girip onu zenginleştirmesi çok çok ayrıksı ve sıradışı bir durum, ancak belki aş sözcüğünün Türkçe'de önceden de olmasından kaynaklanan benzerlikten belki yaşama bakış açımızdan bu sözcüğün Türkçe'yi zenginleştirdiğini düşünüyorum. Yineliyorum sıradışı ve ayrıksı durumlarda Türkçe'yi kesin bir şekilde zenginleştirmesi durumunda bu tür sözcükleri yabancı kökenli de olsalar kabul etmeliyiz diye düşünüyorum.

Aslında bulunduğumuz yer olayı güzel özetlemiş Türkçesi varken yabancı bir sözcüğü kullanmaya gerek yok. Bu kadar da sade ve güzel bir kural. :)



Neden yabancı bir sözcük dilimizi zenginleştirsin ki?
  • 1

Onca olay olduktan sonra,
Niye düşlerim ki bir yokra?
-Tünerik Gezgini
Üyelik görseli
TürkçeSözlük78
Oğuzhan T.
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1279
Katılım: 12 Nis 2018, 01:07
Konum: İstanbul
Değerleme: 766

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen TürkçeSözlük78 » 23 Ağu 2019, 23:36

Son olarak bir şey daha eklemek istiyorum: Atatürk bizim dilimize Q'yı sokmak istemediği için yalnızca k'yi aldıysa, bu k'nin tek başına durduğunda hep "ke" diye okunması gerektiği ve kendi başına hem "ke"yi hem de "ka"yı karşılaması gerektiği anlamına gelmiyor mu? Biz bildiğiniz burada bir seçim yaparak "ka" okunuşunu dilimizden fırlatıp atmışız.
  • 0

Onca olay olduktan sonra,
Niye düşlerim ki bir yokra?
-Tünerik Gezgini
Üyelik görseli
TürkçeSözlük78
Oğuzhan T.
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1279
Katılım: 12 Nis 2018, 01:07
Konum: İstanbul
Değerleme: 766

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen binsozcuk » 24 Ağu 2019, 00:07

TürkçeSözlük78 yazdı:
binsozcuk yazdı:
TürkçeSözlük78 yazdı:
Oktay D. yazdı:Bence ke/ka diye ayrı okunması sorun olarak görmemeliyiz. Çünkü zaten bizim öz damgalarımızda kalın ince ayrımı vardı ve o yazı için de el/al, en/an, er/ar, ke/ka, se/sa, te/ta, be/ba, ed/ad, eg/ag déniyordu. Bugün yalñızca ke/ka kalması her ne kadar Arapça yazımıñ bir soñucu olsa da kökeninde bu 10 sesiñ ince/kalıñ ayrımlı olması yatıyor.


Dediklerinize katılıyorum ancak ke/ka okunması eski damgalar yüzünden neden sorun olmasın ki? Günümüzde ke yerine ka yanlış okumasının yapılmasının tek nedeni Fransızca. Yukarıda dizdiğim listelediğim tüm yanlış okumalar Fransızca yüzünden oluyor. Nasıl biz Türkçede N'yi "ne" diye okuyorsak, Fransızlar da "en" diye okuyor. Biz S'yi "se" diye okuyorsak onlar "es" diye okuyor. Bu yanlış okumaların Fransızca yüzünden oluştuğu apaçık ortada. Bunların hepsi dilsel bir yozlaşmanın göstergesi. Yukarıda belirtmediğim bir yanlış okuma daha vardı. O da J'ye "je" demek yerine "ji" demek. J sesi, bize Farslardan geçmişti. Biz doğal olarak sonuna e koyarak okumaya başlamışız. Günümüzde kimi üniversitelerdeki hocaların J'yi ji diye okuduğu görülebilir. Matematikte x ve y nasıl ikili bir biçimde kullanılıyorsa kimi konularda da i ve j birlikte kullanılır. Örneğin dizey ve belirtey (matris ve determinant)

Bu J'nin ji diye okunuşu da bunların bu yanlış okumaların öz damgalarımızla ilgili değil de Fransızca yüzünden oluşmuş bir yozlaşma ile ilgili olduğunun en büyük göstergelerinden biridir. Öz damgalarımızda ke ile ka birlikte bulunuyordu diye "ke yerine ka da denilse sorun olmaz" demek bence çok saçmadır. TDK'ye hep dilde kuraldışılık istisnâ oluşturduğu için sert eleştiriler yapıyoruz. Biz şimdi bütün bu yanlış okumalar içinden yalnızca ke yerine ka denilebilir dersek onlardan ne farkımız kalır? Onları geçtim, bu yaptığımız ne denli bilimsel ve dil bilinci ile yapılan bir davranış olur...?


binsozcuk yazdı: "Biyoloji" sözcüğünü canlı bilim yapmak birinci adım için yeterli, canlı'yı dirim yapmak benc eson adım için daha uygun. Kendi kızımla çalışırken biyoloji yerine canlı bilim dediğimde olumlu tepki alıyorum, ama dirim bilim dediğimde aynı düzeyde değil. Demek istediğim adım adım ilerlemek en doğrusu. Öte yandan dirim bilim de neden olmasın, haklısınız.

Bir de şu var, aşk sözcüğü örneğin dünyada Türkçe'ye hiçbir dilde olmayan bir güzellik ve zenginlik katıyor. İngilizce'de de aşk ve sevgi sözcüğü için tek bir sözcük kullanıyorlar ve aradaki anlam farkını karşılıyan bir sözcükleri yok.

Aşk belki de Türkçeleşmiş sayılabilir diye düşünüyorum, ilk girimde yazdığım gözümüz kara olmalı ama gözümüzü kara bürümemeli derken düşündüğüm bu gibi şeylerdi.


Dediklerinize katılıyorum ve bu iletiyi yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak için yazıyorum.

Öncelikle biyoloji konusunda dediklerinizi anladım ancak dirim ile canlı sözcüklerini anlamdaş sanmışsınız sanırım. Dirim sözcüğü yaşam demektir. Yâni aslında dirimbilim ile yaşambilim arasında hiçbir fark yok. Dirim sözcüğü hoşunuza gitmediyse (ki ben de pek sevmiyorum) yaşambilim diyebilirsiniz.

Aşk ve sevgi konusuna gelirsek, yırlarımda şiirlerimde sıkça kullandığım bir sözcük var: sevi. Bu sözcük bir türetim değil, Eski Anadolu Türkçesinde sıkça geçer. Aşk yerine sevi sözcüğünü kullanabilirsiniz.


Biyoloji için Türkçe karşılık bulurken sözcüğün yabancı dildeki asıl anlamına odaklanırsak haklısınız. Öte yandan ben Türkçe'nin mantığına, Türkçe düşünme mantığına, özellikle ve özellikle çocuklara odaklanıyorum, çünkü dilleri kirlenmediği için tam Türkçe mantıkla düşünüyorlar.

Türkçe mantıkla düşündüğümde biyoloji "canlı bilimi" demektir, çünkü canlı şeylerle ilgilenir. Yaşambilim dendiğinde yaşam çok daha fazla şeyi kapsayan bir şey olduğundan kafa karıştırıcı geliyor. Life sözcüğünün de karşılığı yaşam...

Canlı bilimi bana göre biyoloji dersini/konusunu/bilimini/alanını artık ne derseniz deyin, daha iyi anlatıyor. Dirim veya yaşam eş anlamlı/anlamdaş olabilirler, biyoloji sözcüğünün doğrudan çevirisi olarak düşününce doğrular da, bunun mantığını anlıyorum. Canlı bilimi en mantıklı, dirimbilimi kabul edilebilir, yaşambilimi amacını aşar buluyorum.

Canlıbilim veya canlı bilimini seçmemdeki dayanaklarım bunlar.

Bir de uzlaşma çok önemli, uzlaşmak eşit şartlarda olmayabilir, ama iyi bir gelecek için tam istediğimiz gibi olmasa da konularda uzlaşarak ilerlemeliyiz ki, Türkçe ilerlesin. Sonuçta kimse her zaman haklı olamaz, canlı olmaya aykırı bir şey. :)

Aşk sözcüğününse Türkçe'yi zenginleştirdiğini ve Türkçe'ye dünyadaki diğer dillerde olmayan bir zenginlik kattığı konusunda yine aynı yerdeyim. Sevi olağanüstü güzel bir sözcük; sevmek, sevişmek, sevinçlenmek, sevinmek vb. hepsi güzel, ancak hepsi de olasılıkla aynı kökenden ve aşktan farklı.

Daha önce dediğim gibi yabancı sözcüklerin Türkçe'ye girip onu zenginleştirmesi çok çok ayrıksı ve sıradışı bir durum, ancak belki aş sözcüğünün Türkçe'de önceden de olmasından kaynaklanan benzerlikten belki yaşama bakış açımızdan bu sözcüğün Türkçe'yi zenginleştirdiğini düşünüyorum. Yineliyorum sıradışı ve ayrıksı durumlarda Türkçe'yi kesin bir şekilde zenginleştirmesi durumunda bu tür sözcükleri yabancı kökenli de olsalar kabul etmeliyiz diye düşünüyorum.

Aslında bulunduğumuz yer olayı güzel özetlemiş Türkçesi varken yabancı bir sözcüğü kullanmaya gerek yok. Bu kadar da sade ve güzel bir kural. :)



Neden yabancı bir sözcük dilimizi zenginleştirsin ki?


Yineliyorum, çok çok ayrıksı ve sıradışı durumlarda bu olabilir. Ben yabancı sözcüklere karşıyım, Türkçesi olan yabancı sözcüklere kesinlikle karşıyım, Türkçesi olmayan yabancı her sözcüğün de Türkçesinin türetilebileceğine inanıyorum.

Öte yandan sıradışı durumlarda insanlar, Türkçe konuşan bizim insanlarımız bir sözcüğü alır ve aslından daha güzel daha Türkçe yapar. Aşk sözcüğü böyle bir sözcük. Arapça'dan almışız ama Arapça'da bildiğim kadarıyla aşk ve sevgi için farklı sözcükler yok. Hiçbir dilde yok. Sadece bizim dilimizde var. Aşk artık Arapça denemez, çünkü belki de olasıkla aş, aşmak gibi Türkçe sözcüklerin de katkısıyla yeni bir sözcük olmuş. kim bilir birkaç yüz yıl sonra Türkçe'den başka dillere yayılabilir, ama bizdeki anlamıyla.

Ayrıksı bir durum, ayrıksı durumlarda kuralları bozmaz.
  • 3

binsozcuk
Türkçeséver
Türkçeséver
 
İleti: 41
Katılım: 23 Ağu 2019, 10:43
Değerleme: 26

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen binsozcuk » 24 Ağu 2019, 00:12

TürkçeSözlük78 yazdı:Bu savlarınız doğruysa neden TDK'de herkes özellikle K'yi ka diye değil de ke diye okuyun diyor? Bütün TDK'de bu dediklerinizi bilen bir tâne kişi bile yok mu? Sözcükleri baştan sona değiştiren bir kuruluş neden k/q sorununu sonradan incelemedi?

Ayrıca ben kuruluş adlarından çok sıradan okumayı kastetmiştim. Birisi k görünce ke diye okumalı. Günümüzde kimse K'yi ke diye okumaz. Herkes ka diye okur, bu ince k'nin gittiği anlamına mı geliyor?

Ek olarak da ben Kalın k sesini (Q) hem gırtlaktan "ke" demekle oluyor sanıyordum. Neden bu ka diye okunuyor?


TDK sonradan yozlaşmış bir kurum, Kenan Evren zamanında tek bir emirle sözlüklerden devrim gibi sözcükleri atmış, birçok Türkçe aşığı bilim insanını kurumdan dışlamış... Çok iyi işler de yapmış, gerçekten iyi işler de yapmış, ancak bir o yandan bir bu yana savrulmuş. Bu yüzden güvenilemez bir kurum, çünkü bağımsız değil.

Bu arada okullarda çocuklar k'yi ke diye okuyorlar, ezici çoğunluk aşağıdaki gibi öğreniyor:

"a be ce çe de e fe g ğe he ı i je ke le me ne o ö pe re se şe te u ü ve ye ze"

Öte yandan TDK'yi TEDEKA, H20'yu AŞ2O diye okuyabiliyorlar. Birincinin nedenini tam bilemiyorum, ama ikincisi doğrudan İngilizce eğitimin etkisi. Bizden başka okullarından İngilizce eğitim veren bir tek sömürge ülkeleri var. Üzücü.
  • 0

binsozcuk
Türkçeséver
Türkçeséver
 
İleti: 41
Katılım: 23 Ağu 2019, 10:43
Değerleme: 26

Ynt: Türkçe'ye Geçiş Adım Adım Olmalı

İletigönderen TürkçeSözlük78 » 24 Ağu 2019, 00:54

"He iki o"nun "aş iki o" diye okunması İngilizceden neden kaynaklansın ki? İngilizcede H sesi "eyç" diye okunuş. Fransızcadan alınmış olduğu bence apaçık ortada.
İngilizce eğitim verilmesi gerçekten çok üzücü ve en büyük sıkıntı da bunu kaldırırsak gerçekten ülkece gerileriz. Bunu kaldırmak istiyorsak (ki istemeliyiz) önce Türkçe dizgesini oturtmalı ve tüm İngilizce kaynakları Türkçeye DÜZGÜNCE çevirmeye başlamalıyız. Kimi üniversite dersleri var ki bu derslerin Türkçe kaynakları YOK. Eğer İngilizce eğitimi atarsak bildiğiniz bir sürü bölüm ölür. Dediğim gibi çevirirsek sıkıntı olacağını düşünmüyorum ama.
Uluslararası okullardaki İngilizce hadi neyse de tüm okullarda olması gerçekten de çok saçma bir durum. Dediğiniz gibi sömürge ülkesi hesâbındayız şu anda...
  • 4

Onca olay olduktan sonra,
Niye düşlerim ki bir yokra?
-Tünerik Gezgini
Üyelik görseli
TürkçeSözlük78
Oğuzhan T.
Yazışmacı
Yazışmacı
 
İleti: 1279
Katılım: 12 Nis 2018, 01:07
Konum: İstanbul
Değerleme: 766

Soñraki

Dön Sözcük Diriltme Önerileri

Kimler çevrimiçi

Bu bölümü gezen üyeler: Hiç bir üye yok ve 4 konuk

Reputation System ©'