1. bét (Toplam 1 bét)

Ateşli silah

İletiGönderilme zamanı: 18 Ara 2019, 22:15
gönderen Yiğit98
Öbür Türkçelerde, Arapça kökenli mermi yerine "ok" sözü kullanılıyor. Silah başlığında, kural sözünün silah olarak kullanıldığını yazmıştım.
Farsça ateş ile Arapça silah sözlerinden oluşan ateşli silah yerine, Özbekistan ile Kazakistan'da "ok atar kural deyiliyor.

Özbek Türkçesi: O'q otar qurol
Kazak Türkçesi: oqatar qarw

öñeri Ok atar kural
ateşli silah
deyilebilir

Ynt: Ateşli silah

İletiGönderilme zamanı: 19 Ara 2019, 15:29
gönderen TürkçeSözlük78
Tamam da bizim Türkçe'mizde ok sözcüğünün kurşun, kural sözcüğünün de silâh anlamı yok. Neden böyle diyelim ki? Herkesin bildiği iki sözcüğe kimsenin bilmediği iki yeni anlamı yüklemiş oluyoruz. Bence sözcük türlülüğü oluşması bakımından farklı bir bakış açısı sergilemeliyiz.

Ynt: Ateşli silah

İletiGönderilme zamanı: 19 Ara 2019, 15:41
gönderen Yiğit98
Türkçede bir sözün birden çok anlamı olabilir. Kural sözü, öbür Türkçelerde de hem silah hem de araç anlamında kullanılıyor.

Türkiye'de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü
kural
2. Silah.

*Çemişkezek -Tunceli

kural
1. Araç.

-İstanbul

Ayrıca yapmayın Allah aşkına! Anlam olmaması bahane değil. Atatürk'ün de dediği ve dilediği gibi bizim onlara yaklaşmamız gerek. Zaten bu karşılıklar yad bir dilden değil Türkçeden alınıyor. Bu biçimde olmaması için neden yok.

"Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur! Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz; Bizim, onlara yaklaşmamız gerekli... Tarih bağı kurmamız lazım, folklor bağı kurmamız lazım, dil bağı kurmamız lazım... Bunları kim yapacak? Elbette Biz!.."
Mustafa Kemal Atatürk

"Nitekim biz Türklük dâvasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz". 1924
Mustafa Kemal Atatürk

"Kültür işlerimiz üzerine, ulusça gönüllerimizin titrediğini bilirsiniz. Bu işlerin başında da Türk tarihini doğru temelleri üstüne kurmak, öz Türk diline değeri olan genişliği vermek için candan çalışılmakta olduğunu söylemeliyim." 1934 (Ayın Tarihi, Sayı: 12, 1934, s. 23)
Mustafa Kemal Atatürk

Ynt: Ateşli silah

İletiGönderilme zamanı: 20 Ara 2019, 01:29
gönderen TürkçeSözlük78
Tabii böyle de kullanılabilir. Benim demek istediğim bu sözü karşılarken anlam genişletmesi başvurmak yerine yeni bir sözcük türetmek idi. Anlam genişletmesi ile karşılama yapılmasından hoşlanmıyorum. Bir sözcüğün belirli bir anlamı var ise o anlam sürmeli, zaman içinde yitecekse de (ya da yeni bir anlam oluşacaksa da) bu olay kendiliğinden olmalı.

Türkiye Türkçesinde ok ve kural sözcüklerini herkes biliyor. Bu sözcükler söylendiğinde herkesin usuna gelen bir ide (değişmez düşünce) var. Biz şimdi ok sözcüğüne kurşun, kural sözcüğüne de silâh anlamını yüklersek bence bu hiç güzel olmaz. Bunu yapmak yerine başka sözcükler denememiz daha doğru olacaktır diye düşünüyorum.

Ayrıca benim için Türkiye Türkçesi ile öbür Türkçeleri yakınlaştırmak ön plânda olan bir şey değil. Ben dilimi geliştirirken kendi kullanacağım anlamları göz önünde bulundurarak kavramları karşılarım ve benim anadilimi konuşanların düşünce gücünü arttırmaya çabalarım, o kadar.

Ayrıca birkaç Türk dilinin birbirine yaklaşmasını Türkiye Türkleri tek başına yapamaz, böyle bir şey isteyenler gidip öbür Türk dillerini konuşanlarla birlikte devinmeli ve bir şeyler yapmalı. Ancak dediğim gibi ben öyle birisi değilim, yalnızca düşüncemi belirtiyorum. Öte yandan özleştirmeciliğin "Türk dillerini birbirine yakınlaştırmaya çalışan bir uğraş"tan çok "herhangi bir dilin kendi içinde gelişmesini ve o dili konuşanların daha kolay ve güçlü düşünmesini sağlamaya çabalayan bir dilbilimsel uygulama alanı" olarak bilinmesini istiyorum. İlk tanımıma ne denli yakınlaşırsak bu bilimsel uygulama alanı siyâsete kayar ve insanlar bu alanı bilimsel değil düşüngüsel sanar. Türkçülükle, ulusçulukla, ülkücülükle ya da benzer bir düşüngüyle özdeşleştirirler. Ben özellikle bunun olmasını istemiyorum. Bir Türk de özleştirmeci olup dilini geliştirmeli, bir Ermeni de bunu yapmalı, bir Fransız da, bir Kürt de bunu yapmalı. Bir Türkçü de bunu yapmalı, bir komünist de yapmalı, bir İslâmcı da yapmalı...

Dipçe: konudan çok saptıysam kusura bakmayınız, genellikle önerileriniz öbür Türkçelerde ne söylendiğine odaklı olduğundan bunu belirtme gereksinimi duydum. Yoksa ben de öbür Türkçelerden sözcük almayı seven bir insanım ancak kendi dilimde özgün bir anlama iyeyken bunu yapmıyorum. Örneğin geçenlerde yırıma (şiirime) Kazakçadan yukavut (felâket) sözcüğünü almıştım. Hâlâ doğru mu ses değişimlerini yaptım, bilmiyorum bile! ;D

Ynt: Ateşli silah

İletiGönderilme zamanı: 20 Ara 2019, 13:29
gönderen Yiğit98
Bakın, dediklerinize bütünüyle katılmasam da anlıyorum. Ancak Türkçe yalnızca Türkiye'de var olmuş ve gelişmiş bir dil değildir. Türkçe diyor ve özleştirme yapmayı diliyorsak, kesinlikle -zamanında yapıldığı gibi- öbür lehçelere bakmamız gerekir Biz dilimizin baylığını ortaya çıkarmak istiyor ve özüne döndürmek istiyorsak, başta Anadolu Türkçesi ile öbür Türkçelere başvurmamız şart, diğer türlü yapay bir dil oluşturma yolunda ilerleriz.
Bizim konuştuğumuz Türkçe, sonraları belli nedenler ve süreçle kimilerine göre bozulmuş, kimilerine göre ise değişmiştir. Her ne olursa olsun halk ağzına ve öbür Türkçelere baktığımızda, günümüzde konuşulan dilin -bu yerliğin yad kökenlere karşılık bulmaya çalıştığı dil- yalnızca yad kökenli sözlerle saldırı altında olmadığını görürüz.
Anadolu ile öbür lehçelere baktığımızda, günümüzde konuşurken birden çok sözün unutulup, ardından anlam kaymaları ile benzerleri duruma uğradığını görüyoruz.

Türkçeleştirme yaparken başvurulması gereken 2 önemli yer vardır. Bunlar sırasız Anadolu Türkçesi ile öbür Türkçelerdir. Öbür Türkçlerdeki dil baylığına baktığımızda nerdeyse bütünüyle anadolu Türkçesi ile birdir, denktir.
Zaten var olan bir dile bakmadan karşılık üretmenin anlamı da yoktur.
Dil devrimi döneminde, bu dediklerinizi -Türkçemizde bu anlamları yok, Türkçemizde silah için kural sözü de yarak sözü de söylenemez 'gibi'- diyenler vardı ve dil devrimine de karşı çıkıyordu. Siz, anlam yüklersek diyorunuz ancak zaten çın anlamı kural, yarak sözleridir. Ha, kullanırsınız ya da kullanmazsınız, ona karışan olamaz, olmamalı.
Ancak Türkçenin öz sözlerine saçma -silah başlığında 'mantıklı sözcükleri bile...' demiştiniz- demek, "anlam yüklemek doğru olmaz" demek, doğru değildir.

Benim için Türkçeleştirme dilin sadeleşmesi ve Türk dilleri arasında kopukluğun giderilmesi, böylece
Türk halkları arasındaki birliğin güçlenmiş olmasıdır. Böylece Atatürk'ün de dileği dil bağı kurulmuş olacak.
Doğru olan da budur ve Atatürk özleştirme yaparken merkizinde bu görüşü benimsemiştir ve açıkça bunu söylemiştir. Demek istediğim döneminde bunun için yapılan bütün uğraşların merkezinde Türk dilleri arasındaki kopukluğun giderilmesi yer alıyordu.

"Ayrıca birkaç Türk dilinin birbirine yaklaşmasını Türkiye Türkleri tek başına yapamaz" en çok katılmadığım söyleminiz ise burası oldu sanırım. Bal gibi de yapılır ve dil devriminde ne denli imkanlar kısıtlı olsa da denenmiştir. Zaten buradaki amaç onların yaklaşması olmayıp, Türkiye Türkçesinin yaklaşması olduğu için en uygun yerlerden birisi de bu yerliktir.

"Öte yandan özleştirmeciliğin 'Türk dillerini birbirine yakınlaştırmaya çalışan bir uğraş'tan çok 'herhangi bir dilin kendi içinde gelişmesini ve o dili konuşanların daha kolay ve güçlü düşünmesini sağlamaya çabalayan bir dilbilimsel uygulama alanı' olarak bilinmesini istiyorum.". Sanırım anlaşılmayan yer de burası. Türk dilleri arasındaki kopukluk giderilirinken zaten Anadolu Türkçesine hiç olmadığı gibi yakınlaşmış olacağız ve dili konuşanların daha kolay ve güçlü düşünmesini sağlamış olacağız. Siyasete kaymaktan ise bence çok uzak durumda.
Bizim dileğimiz özüne dönmek, özüne dönüp, yad kökenli sözleri dilden atıp, daha anlaşılır ve güzel dil yolunda ilerlerken doğal olarak öbür Türkçelere bakıp oralardan sözler alacağız. Ayrıca doğal olarak ve ister istemez ortak bir dil bağı da kurulmuş olacaktır. Bunu mantıklı olan kimse doğrudan siyesete yormaycaktır. Ancak her görüşte, her olayda zaten doğrudan o olayların bir muahalifi çıkıyor zaten. Siz dilbilimsel bir uygulama alanı diyorsunuz. Ancak öyle olması siyasi görüş olarak yorumlanmamasına ya da dalga geçilmeyecek gibi görülmesine engel olmuyor.

Her dilin öyle ya da böyle yad kökenli söz alışverişi vardır. Bütünüyle yad kökenlileri atmak ne denli güzel gözükse de "ilk aşamada bu yad kökenli sözleri neye göre dilde tutmalıyız?" sorusunu öbür Türkçelere göre yapmalıyız. Bence bu çok açık bir durum. Diğer türlü, zaten var olan sözleri görmezden gelip yeni bir söz türetmeye benziyor çünkü. İlk olarak, başta, öbür Türkçeler ile Anadolu Türkçesine bakmazsak, bakıp da bulduğumuz karşılıkları beğenmezsek, bu dilde olan sözleri atıp kendimize göre karşılık üretip "belki de" zamanla "yapay bir dil" olma yolunda ilerlemiş olacağız.

Sizin görüşlerinize katılmasam da, yazdığınız birkaç yer dışında sizi anlayabiliyorum. Her kişi -ne denli olması gerektiğini düşünsem de- ortak dil bağı kurmayı dilemek, böylece olabildiğince yapay türetimlerden uzak bir dil oluşturmayı dilemek zorunda değildir. Ancak var olan sözlere saçma demek, "birkaç Türk dilinin birbirine yaklaşmasını Türkiye Türkleri tek başına yapamaz" demek, "öyle bir şey isteyenler gidip öbür Türk dillerini konuşanlarla birlikte devinmeli ve bir şeyler yapmalı" çok yanlış görmekle, sizin verdiğiniz ve katılmadığım karşılıklarda ise -baltalama amaçlı- sesimi çıkarmazken, gelip "öyle bir şey isteyenler gidip öbür Türk dillerini konuşanlarla birlikte devinmeli ve bir şeyler yapmalı" demek çok yanlış ve yersiz görüyorum.
Bunu zaten açıkladığımı düşünüyorum ancak zaten döneminde bu yapılırken öbür lehçeleri konuşanlarla devinme olmamışken ve zaten nerdeyse hepsi Anadolu Türkçesine bulunurken, böyle bir devinime gerek olmadığı da apaçık ortadadır.

Katılmadığınızda bunu açıklamalarıyla berlirtebilirsiniz. Ancak baltalamaya çalışmanızın ise hiç gereği de yok. Baltamak derken de açıkça ortada olduğunu düşünsem de örneklendirerek bu konuşmayı bitirmek istiyorum.
Silah sözüne "yarak" ile "kural" sözlerini önerince gelip, "Türkiyede bunlar söylenemez" gibi kesin bir söylemde bulunmuştunuz. Ancak her iki söz öbür lehçelerde olduğu gibi Tdk'de "silah ile araç" anlamını barındırıyor.
Ben de bunu sizin değil halkın seçeceğini söylediğimde ise "Bunu ben değil halk seçmiş zaten" gibi bir söylemde de bulundunuz. Halk zaten yad kökenli sözleri de seçmiş ki bu yerlikte o sözlerden arınmaya çalışıyoruz. Ayrıca halk zaten önceden silah anlamında o sözleri kullanıyormuş zaten Tdk'de bu anlamda bulunan bir söz. Bu ve Türkçede sonradan türetilmeyip var olan sözlere saçma demek, baltalamak oluyor.
Ha, belki okuyup ben onlara saçma demedim dersiniz ancak o başlıkta yazımınızdan o anlam çıkıyor ve sonrasında ise açıklık getirmediniz.

Yeterince açık ve açıklayıcı yazdığımı düşündüğümden daha da uzatmak istemiyorum. Kısacası var olan ve Türkiye Türkçesine önerilen sözleri kullanmak istemeyecekseniz bile yalnızca bunu belirtebilirsiniz.
Yazım yanlışlarım için ve istemeden de olsa yanlış anlayıp, öyle yorduysam kusura bakmayın. Burada doğrudan kimseyi hedef alarak yazmadım. Daha çok genel düşüncemi ve arada sizin yazdıklarınızı cevaplar nitelikte yazdım. Burada yazılanların hepsi sizi ilgilendirmeyebilir, toplu yazmış oldum.

Ynt: Ateşli silah

İletiGönderilme zamanı: 20 Ara 2019, 20:55
gönderen TürkçeSözlük78
Yiğit98 yazdı:Katılmadığınızda bunu açıklamalarıyla berlirtebilirsiniz.


İstediğiniz gibi açıklıyorum öyleyse:


Yiğit98 yazdı:Biz dilimizin baylığını ortaya çıkarmak istiyor ve özüne döndürmek istiyorsak, başta Anadolu Türkçesi ile öbür Türkçelere başvurmamız şart, diğer türlü yapay bir dil oluşturma yolunda ilerleriz.


Burada yazdığınız hiçbir şeye katılmıyorum.

Birincisi, özleştirmecilik "dili özüne döndürmek" olarak tanımlanmamalı. İnsanların kullandığı sözcüklerin anadillerinde olması çok önemlidir, çünkü bu düşünme eyleminin akıcı olmasını sağlar. Özleştirmecilik de bunu amaçlar, bir dili geriye doğru döndürme gibi bir amacı yoktur. Bir dilin özüne dönmesini istemek gericiliktir. Bir dilin özünü kullanarak kendini geliştirmesini ve ilerlemesini istemekse özleştirmeciliktir. Yalnız Eski Türkçeyi kullanarak dilimizi geri döndürmek gibi bir isteğimiz olmamalı, ki zâten yok. Eski Türkçeden bir sözcüğü alıp ses değişimleri ile dilimize kazandırmak (sözcük diriltmesi yapmak denir buna) özleştirmecilikte kullanılan karşılama yöntemlerinden yalnız birisidir. Öte yandan bütün sözcükleri öbür Türkçelerden de alamayız, bu da yanlıştır. Bu da yalnız bir yöntemdir çünkü.

İkincisi "diğer türlü yapay bir dil oluşturma yolunda ilerleriz" demişsiniz. Bu da düpedüz yanlış. Yeni bir sözcük türetmek "yapay" bir dil oluşturmaz. Günümüzde kullandığımız sözcükler de bir zaman türetildi. Eski Türkçeden alıntı yaptığımız sözcükler bile bir zaman yoktu. Bu dilbilimde "dillerin kökeni sorunu" konusuna kayıyor. Yeni bir sözcük türetmek yapay dil yaratmaz, türetilen sözcük dilin kurallarına uyduğu sürece doğaldır. Ben gidip "vurutlayımsamak" diye bir eylem bile türetebilirim şimdi. Bu yine yapay bir şey olmaz çünkü burada yaptığım türetim doğrudur. Tek sıkıntı, bir sürü yapım eki olduğundan ve bu yeni sözcük olduğundan dolayı bu sözcüğün anlamını belirlemektir.

Üçüncü olarak da bir şey eklemek istiyorum, burada birinci, ikinci, üçüncü diye sıraladığım maddelerin ilk ikisinde dilbilimden ve dil felsefesinden bilgileri kullanarak nesnel bir yorum yapmaya çalışmıştım. Şimdi de sizin "Biz dilimizin baylığını ortaya çıkarmak istiyor" sözünüz hakkında öznel bir yorum yapacağım: Bence Türkçenin varsıllığı apaçık ortada. Türetim olanakları olur, karşılama kolaylığı olur, sözvarlığı olur... bir sürü Türkçenin varsıllığını gösteren öğe var ortada. Bence bizim "Türkçenin varsıllığını gösterme kaygımız" olmamalı, çünkü bu zâten gösterilmiş bir şey. :)


Yiğit98 yazdı:yad kökenli sözlerle saldırı altında olmadığını görürüz.
Anadolu ile öbür lehçelere baktığımızda, günümüzde konuşurken birden çok sözün unutulup, ardından anlam kaymaları ile benzerleri duruma uğradığını görüyoruz.


Bir dilde yad kökenli sözcüklerin belirli bir kertede derecede bulunması o dilin bir bakıma varsıllığını gösterir. Yad sözcükler bizim dilimize "saldırmaz".
Ayrıca dil, sürekli değişen varlıktır, dizgedir. Bunu klâsik dilbilimin kurucusu Wilhelm von Humboldt kanıtlamıştır. Yâni kimi sözcüklerin unutulması, kimi sözcüklerin anlamlarının değişmesi ve kimi sözcüklerin biçimsel olarak değişmesi ya da doğrudan türemesi çok doğal bir şeydir. Bunlar olumsuz durumlar değildir.


Yiğit98 yazdı:Dil devrimi döneminde, bu dediklerinizi -Türkçemizde bu anlamları yok, Türkçemizde silah için kural sözü de yarak sözü de söylenemez 'gibi'- diyenler vardı ve dil devrimine de karşı çıkıyordu. Siz, anlam yüklersek diyorunuz ancak zaten çın anlamı kural, yarak sözleridir. Ha, kullanırsınız ya da kullanmazsınız, ona karışan olamaz, olmamalı.
Ancak Türkçenin öz sözlerine saçma -silah başlığında 'mantıklı sözcükleri bile...' demiştiniz- demek, "anlam yüklemek doğru olmaz" demek, doğru değildir.


Ben orada özleştirmecilikte bulunan bir sürü yöntemin içinden bu yöntemi seçmek çok saçma oluyor demiştim. Neden Özbekler ya da öbür Orta Asya Türkleri kurşun yerine ok, silah yerine de kural diyor diye ben de bunları diyeyim ki? Siz bunları kullanarak kendi Türkçenize saygısızlık ediyorsunuz aslında. Önceden de "değil" yerine "emes" diyenler vardı. Neden değil diyemiyoruz ki? Bunlar bizim Türkçemizde bu anlama iye olan sözcükler. Ben onların yitmesini ya da birden böyle saçma bir biçimde anlam değiştirmesini istemiyorum. Hiç "ok" sözcüğü kurşun anlamına Türkiye Türkçesinde gelebilir mi ya? Böylesine bir anlam genişletmesine kargalar bile güler!


Yiğit98 yazdı:Bal gibi de yapılır ve dil devriminde ne denli imkanlar kısıtlı olsa da denenmiştir.

...ve büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Günümüzde bu dediğinizi yapan bir Azerbaycanlılar var. Onların bu yaptığına da "halkın yaptığı dil devrimi" deniyor. Ortada kamusal, bilimsel ya da kesin bir şey yok. Azerbaycanlılar bizim sözcüklerimizi öğrenip bilmeye başladı, o kadar. Zâten Azerbaycan Türkçesi ve Türkiye Türkçesi birbirine çok yakın dillerdi. Bunun şaşılacak bir yeri yok bana göre, ben böyle bir şeyin olacağını bekliyordum hep.


Yiğit98 yazdı:Bizim dileğimiz özüne dönmek, özüne dönüp, yad kökenli sözleri dilden atıp, daha anlaşılır ve güzel dil yolunda ilerlerken doğal olarak öbür Türkçelere bakıp oralardan sözler alacağız. Ayrıca doğal olarak ve ister istemez ortak bir dil bağı da kurulmuş olacaktır. Bunu mantıklı olan kimse doğrudan siyesete yormaycaktır. Ancak her görüşte, her olayda zaten doğrudan o olayların bir muahalifi çıkıyor zaten. Siz dilbilimsel bir uygulama alanı diyorsunuz. Ancak öyle olması siyasi görüş olarak yorumlanmamasına ya da dalga geçilmeyecek gibi görülmesine engel olmuyor.


Burada bizim dileğimiz diye saydığınız üç şey de bizim dileğimiz filan değil. Kimsenin yad sözcükleri dilden atmak gibi bir ereği yok. Biz yalnızca Türkçeleri de olsun diye çalışıyoruz. Dilden sözcük atmayı istemek bir sapkınlıktır. Ayrıca özleştirmecilik bu bakımdan en çok yanlış algılanan alandır. Uygulama alanı olduğunu söylemek de o yüzden çok önemlidir. Doğrusal cebirdeki özdeğer ve özvektör kavramlarının uygulamaları (diferansiyel denklem çözmek, en küçük kareler yöntemi vb.) ne ise dilbilim içinde bulunan özleştirmecilik de odur. Bu böyle algılanmalıdır. Ancak ülkemizde bir İslâmcı çıkıp "Öz Türkçecilik haramdır" der, bir komünist çıkıp özleştirmeciliği Türkçü bir düşüngü sanıp yerden yere fırlatır ve daha nicesi...

Yiğit98 yazdı:Katılmadığınızda bunu açıklamalarıyla berlirtebilirsiniz. Ancak baltalamaya çalışmanızın ise hiç gereği de yok. Baltamak derken de açıkça ortada olduğunu düşünsem de örneklendirerek bu konuşmayı bitirmek istiyorum.
Silah sözüne "yarak" ile "kural" sözlerini önerince gelip, "Türkiyede bunlar söylenemez" gibi kesin bir söylemde bulunmuştunuz. Ancak her iki söz öbür lehçelerde olduğu gibi Tdk'de "silah ile araç" anlamını barındırıyor.
Ben de bunu sizin değil halkın seçeceğini söylediğimde ise "Bunu ben değil halk seçmiş zaten" gibi bir söylemde de bulundunuz. Halk zaten yad kökenli sözleri de seçmiş ki bu yerlikte o sözlerden arınmaya çalışıyoruz. Ayrıca halk zaten önceden silah anlamında o sözleri kullanıyormuş zaten Tdk'de bu anlamda bulunan bir söz. Bu ve Türkçede sonradan türetilmeyip var olan sözlere saçma demek, baltalamak oluyor.


Baltalamak olmuyor, ben yalnızca olacakları söylüyorum. Gidip diverjans yerine uzaksama, absorpsiyon yerine soğurmak demek var. Gidip silah yerine "YARAK" demek var. Sizce bunu toplum hiç kabûl eder mi? Bunu daha çok açıklama gereği duymuyorum, siz dilediğiniz gibi "yarak" yazabilirsiniz silâh yerine. Ben Orta Asya'ya yakınlaşacağım diye gidip silâh yerine yarak diyecek değilim. Bu arada şunu da belirtmek istiyorum: bir sözcüğün TDK'de anlamının bulunup bulunmaması bir şey ifâde etmiyor. TDK, sözlükçülükte çok kötü olan bir kurum. Günümüzde herkesçe kullanılan sözcüklerin kimileri bile sözlüklerinde bulunmuyor çünkü sözlüklerini güncellemiyorlar.

Yiğit98 yazdı:Ha, belki okuyup ben onlara saçma demedim dersiniz ancak o başlıkta yazımınızdan o anlam çıkıyor ve sonrasında ise açıklık getirmediniz.

Yok, silâh yerine yarak demek saçmalık ve bunun aksini söylemiyorum. Bu dediğim Türkiye Türkçesine özgü ama tabii ki de. Öbür Türkçelerde yarak sözcüğü zâten silâh anlamında kullanılıyor ve bayağı yaygın. Yarak sözcüğü penis anlamını kazanmamış ve garip kaçmıyor.


Yiğit98 yazdı:Yazım yanlışlarım için ve istemeden de olsa yanlış anlayıp, öyle yorduysam kusura bakmayın. Burada doğrudan kimseyi hedef alarak yazmadım. Daha çok genel düşüncemi ve arada sizin yazdıklarınızı cevaplar nitelikte yazdım. Burada yazılanların hepsi sizi ilgilendirmeyebilir, toplu yazmış oldum.


Ben de aynısını yaptım az önce. Yazım yanlışları affola, herhangi birini belirtmediğim yerlerde hedef almadım.


DİPÇE: Bu son iletiler bence başka bir başlığa geçirilmeli, benim bu attığım iletiyle de birlikte ana konudan iyice sapılmış oluyor çünkü. Kusura bakmayın.

Ynt: Ateşli silah

İletiGönderilme zamanı: 20 Ara 2019, 23:10
gönderen Yiğit98
İlk olarak demeliyim ki sözlerimi açıkça çarptırmışsınız. Böyle ise birbirimiz engelleyelim gereksiz, kişisel tartışma olmasına gerek kalmasın. Hiç içimden gelmeyerek, cevap verme hakkı doğdu diye yazıyorum ancak gereksiz uzadı.
Çarptırmayıp, ithamda bulunmsaaydınız yazmayacaktım dahi.
Anlaşamayacağımız belli, uzatmanın anlamı yok. "Çarptırarak" ithamda bulunmadan düşüncenizi belirtirseniz sevinirim. Diğer türlü engelleyeceğim ki birbirimiz ile muhattap olmayalım.

Önceki iletide yazmayı unutmuşum.
TürkçeSözlük78 yazdı:Benim demek istediğim bu sözü karşılarken anlam genişletmesi başvurmak yerine yeni bir sözcük türetmek idi.

Bununla ilgili en son attığım başlıktan alıntı yapayım.

Yalnız, Türk dilinin temizlenmesini değil, eş anlam sözcüklerle dilin zenginleştirilmesi de gözleniyordu. Atatürk'e göre, dilin kaynağı millet idi, araştırmalar da milletten beslenmeliydi.


TürkçeSözlük78 yazdı:Birincisi, özleştirmecilik "dili özüne döndürmek" olarak tanımlanmamalı. İnsanların kullandığı sözcüklerin anadillerinde olması çok önemlidir, çünkü bu düşünme eyleminin akıcı olmasını sağlar. Özleştirmecilik de bunu amaçlar, bir dili geriye doğru döndürme gibi bir amacı yoktur. Bir dilin özüne dönmesini istemek gericiliktir. Bir dilin özünü kullanarak kendini geliştirmesini ve ilerlemesini istemekse özleştirmeciliktir. Yalnız Eski Türkçeyi kullanarak dilimizi geri döndürmek gibi bir isteğimiz olmamalı, ki zâten yok. Eski Türkçeden bir sözcüğü alıp ses değişimleri ile dilimize kazandırmak (sözcük diriltmesi yapmak denir buna) özleştirmecilikte kullanılan karşılama yöntemlerinden yalnız birisidir.


Dediklerimi ya anlamadınız ya da açıkça çarptıyorsunuz. Ben öz derken Anadolu'da bulunan, barınan dili demek istedim. Ben hiçbir yerde "Yalnız Eski Türkçeyi kullanarak dilimizi geri döndürmek gibi bir isteğimiz" olsun da demedim. Sanki bunu diliyor ve yazmışım gibi üzerine "Eski Türkçeden bir sözcüğü alıp ses değişimleri ile dilimize kazandırmak (sözcük diriltmesi yapmak denir buna) özleştirmecilikte kullanılan karşılama yöntemlerinden yalnız birisidir." diye açıklama yapmışsınız.

TürkçeSözlük78 yazdı:Öte yandan bütün sözcükleri öbür Türkçelerden de alamayız, bu da yanlıştır. Bu da yalnız bir yöntemdir çünkü.


Ben özüne derken Anadolu ve lehçelerde bulunan, yani var olan sözleri ön plana çıkartmaktan söz etmiştim.
Ki yazının geneline bakıldığında apaçık ortada olduğu belli. Bunu da Atatürk'ün yaptığı gibi yad kökenliler karşılık bulma "özüne döndürme" uğraşını dikkat çekerek belirttim.

TürkçeSözlük78 yazdı:Yeni bir sözcük türetmek "yapay" bir dil oluşturmaz. Günümüzde kullandığımız sözcükler de bir zaman türetildi.
Yeni bir sözcük türetmek yapay dil yaratmaz...


Atatürk, dildeki Arap kökenli sözcükler yerine, halkın içinde yaşayan Türkçe sözcüklerin yerleştirilmesi için bir ön çalışma yaptırıyordu. Her ilde, "Kelime Kolları" kurulmuştu. Öğretmenlerin öncülük ettiği bu kollar, evlerdeki yaşlı insanlarla ilişki kuruyorlar; onların kullandıkları sözcükleri, arapça karşılıkları varsa onları da ekleyerek, Ankara'ya "Dil Encümeni"ne gönderiyorlardı. Gazi Paşa, dili özüne çekmeye, elverdiğince yabancı sözcüklerden arındırmaya kararlı idi. Eğer bir Türk Dünyası yeniden kurulacaksa, onun dili Arap ve Fars dilinin egemenliğinden kurtulmalıydı.

Tarama kolları, önceleri çok başarılı çalışmalar yaptı. Fakat sonraları, bu kollarda çalışanların devlette itibar kazandığına dikkat edenler, halkın arasına girip sözcük derleyeceklerine 'uydurmayı' daha kolay buldular ve çalışmayı yıprattılar. "Dil Taramaları" göze girmenin, yükselmenin ilk basamağı gibi kullanılmaya başlandı.


Önceki iletimde de bu alıntıda olan yazıdaki düşünceyi yazmıştım.
Ben her sözün Eski, Anadolu ya da lehçelerden alınmalı demiyorum. Var ise alınmalı. Var ise uyarlanmalı.
Var olan yerine sonradan türetilip uyarlanmamalı diyorum. Var olan yerine yeni bir türetim ileride yapay dilme olma olayına kayabilir dedim. Ayrıca bu düşünceyi ben ve benim gibi birkaç kişi benimsiyor. İthamda bulunurak siz de yapmlasınız diyen yok. Dediğim gibi istediğiniz gibi davranın.

TürkçeSözlük78 yazdı:Bence Türkçenin varsıllığı apaçık ortada. Türetim olanakları olur, karşılama kolaylığı olur, sözvarlığı olur... bir sürü Türkçenin varsıllığını gösteren öğe var ortada. Bence bizim "Türkçenin varsıllığını gösterme kaygımız" olmamalı, çünkü bu zâten gösterilmiş bir şey.




Burada da bir sorun var. Benim baylık derken ne demek istediğimi anlamadan karşılık vermeye çalışmışsınız.
Önceki iletide örneklendirmediysem de açıklamasını "Anadolu ile öbür lehçelere baktığımızda, günümüzde konuşurken birden çok sözün unutulup, ardından anlam kaymaları ile benzerleri duruma uğradığını görüyoruz." demişim zaten.Anadolu ile lehçelerde olabildiğince bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek gereklidir demek istiyorum. Şimdi konuştuğumuz Türkçe yeterince bay durumda. Ancak Anadolu ile lehçelere bakınca gerçek baylığını görüyoruz diyorum. Kaygı sözünün anlamını bilmiyor ya da kaygılandığımı düşünüyorsunuz. Ben bu yerlikte yad kökenlilere verilen önem ile özeni genel baylık için de yapılmalı dedim. Kişisel algılamayın. Her kişi bir düşünmek zorunda değil.

“Türk Dili zengin, geniş bir dildir. Bütün kavramları anlatma yeteneği vardır. Yalnız, onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek gereklidir. Öyle istiyorum ki Türk Dili bilimsel yöntemlerle kurallarını ortaya koysun. Bütün dallarda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği, güzel, uyumlu dilimizi kullansınlar.”(Afetinan, Türk dili Dergisi, Sayı: 182, 1966, s. 91)


TürkçeSözlük78 yazdı:Bir dilde yad kökenli sözcüklerin belirli bir kertede bulunması o dilin bir bakıma varsıllığını gösterir. Yad sözcükler bizim dilimize "saldırmaz".


İlk olarak yad köken alışverişinin dile girmesinin baylığından söz eden olmadı.
Yad kökenli sözlerin yerine bulunan, kullanılan karşılıkları öbür lehçelerdeki ortak yad kökenlilere yapılması gerek demiştim. Böylece bir oranda yad kökenli kalmış olacak. Saldırmaktan kastımı önceden açıkladığımda beğendiğinizi hatırlıyorum. Konuşulan dil, başta duygular olmak üzere bir çok nesneye etkisi var. Yad kökenli sözlerle -hepsi olmasa bile özellikle eğitimde- başta okuduğunu anlamak ile gündelik konuşmada anlamada sorun çıkarıyor.
Yad kökenliderden dolayı özünde olan, bayak yazdığım olaylar da etkilior -yabancı özentiliği gibi. Yabancı filmlerde olan kültürde, dilde olmayan, yazıda ve konuşmada gözüken hal ve hareketler gibi- ve kişiye yansıyor.

TürkçeSözlük78 yazdı:Yâni kimi sözcüklerin unutulması, kimi sözcüklerin anlamlarının değişmesi ve kimi sözcüklerin biçimsel olarak değişmesi ya da doğrudan türemesi çok doğal bir şeydir. Bunlar olumsuz durumlar değildir.


Size göre değil, çoğu kişiye göre öyle. Bunun tartışmasını özellikle burada yapacak değiliz.
Değişme olumlu ya da olumsuz yönde olabilir. Başka başlıkta zâten belli nedenlerden dolayı dildeki yad kökenlilerin kötü etkilerinden ve bunun için neler yapılabiliceğinden konuşmuştuk. Bunlar da değişimin parçasıdır.

TürkçeSözlük78 yazdı:Ben orada özleştirmecilikte bulunan bir sürü yöntemin içinden bu yöntemi seçmek çok saçma oluyor demiştim. Neden Özbekler ya da öbür Orta Asya Türkleri kurşun yerine ok, silah yerine de kural diyor diye ben de bunları diyeyim ki?


Bunu ciddi sormanız bile başlı başına kendini tekrarlamaya düşüyor...
Kural ile yarak sözü halk ağzında lehçelerde olduğu hem silah hem de araç anlamında geçiyor diye kaç kez yineledim... İstememek ayrı, saçma demek apayrı.
Siz Türkçede olan söze saçma diyor ancak kendinize göre türetiyorsunuz. Türetmenizde bence sakınca -anlamlı ve kurallı olduğu sürece- yok, bunu hep söyledim. Buradaki çın sorun, sizin Türkçedeki sözlere saçma demeniz.

İki yıl beklendi.. Durumda herhangi bir değişiklik olmayınca Atatürk, Türkiye'nin Latin harfleri ile okuyup yazması fikrini ortaya attı. Orta Asya Türkleri ile bağların kopmaması gerekiyordu.


Neden diyeyim ki diyorsunuz... Atatürk Türkiyesi ortak Türkçe için neler yapmış bilginiz yok gibi yazıyorsunuz.
Bunu uzun uzadıya anlatmaya, açıklamaya gerek yok. Kendiniz de araştırsanız bu soruyu sormanın bile çok gereksiz olduğunu anlarsınız. Ayrıca ben kaç kez sizin gibi ithamda bulunmadan zorunda değilsiniz diye belirtmiştim...

TürkçeSözlük78 yazdı:Siz bunları kullanarak kendi Türkçenize saygısızlık ediyorsunuz aslında. Önceden de "değil" yerine "emes" diyenler vardı.Neden değil diyemiyoruz ki?? Bunlar bizim Türkçemizde bu anlama iye olan sözcükler. Ben onların yitmesini ya da birden böyle saçma bir biçimde anlam değiştirmesini istemiyorum


Benim düşüncem ile yazdıklarımla en ufak ilgisi yok, çarptıyorsunuz. Beni de cevap vermeye mecbur bırakıyorsunuz. Rahatsız oluyorsanız, "böyle çarptırma ve ithamlara girmeden" ben karşıyım deyip, engelleyin ki uğraşmayalım. Ben öneri sunarken bile yalnız sevdiğim sözler değil, birden çok sunarım. Lehçeler ya da Anadolu Türkçesini hiçbir zaman kullanmama görüşünde olmadım, ayırt etmedim ve böyle bir yazım da olmadı.
Size kullanmayın diyen de olmadı. Ben size türetmeyin de demedim. Gereksiz uzatmışsınız. Bu konu silah başlığı ile ilk cevabımda bitmeliydi.

TürkçeSözlük78 yazdı:Hiç "ok" sözcüğü kurşun anlamına Türkiye Türkçesinde gelebilir mi ya? Böylesine bir anlam genişletmesine kargalar bile güler


Ya çok boş yapıyorsunuz. Türkçede böyle bir olay olmamış, olamazmış gibi bir de küçümsemişsiniz. "Ok anlamı Ayrıca Türkçede olabilir mi ya?" diyorsunuz, oluyor. Olmasa da alınıyor. Siz almayın. Ayrıca dil devriminde eş anlamılılık baylık olsun diye benimsenmiş. Sanki karşımda olayı kişiselleştiren "benbenci" birisi ile yazışıyorum.

Bal gibi de yapılır ve dil devriminde ne denli imkanlar kısıtlı olsa da denenmiştir.


TürkçeSözlük78 yazdı:...ve büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır.


Bunu nasıl diyebilisiniz ki? Dil devrimi başarısız değil yarım kaldı başarısız olunmadı. Yarım kalmasıyla bile bir çok başarısı ortada.

Atatürk bu konuda şöyle diyor: "Batı dillerinden hiçbirinden aşağı olmamak üzere, onlardaki kavramları anlatacak keskinliği, açıklığı haiz Türk bilim dili terimleri tespit edilecektir." Öyle de olmuştur; Atatürk bizzat kendisi bu dava uğruna çalışmış, bugün askerlikte olsun, matematikte olsun kullandığımız bir çok terimleri Türkçe'nin derinliklerinden çıkarıp bize armağan etmiştir. 1938'de vefatından az bir zaman önce, "Türlü bilimlere ait Türkçe terimler tespit edilmiş, bu surette dilimiz yabancı dillerin tesirinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. Bu yıl okullarımızda tedrisatın Türkçe terimlerle yazılmış kitaplarla başlamış olmasını kültür hayatımız için mühim bir hadise olarak kaydetmek isterim." diyerek, bu konuda büyük bir ilerleme kaydedildiğini belirtmiştir.


"Dil işimizde henüz bir oturmuşluğa varamadık; daha çok ve pek çok çalışmak lâzımdır. "1938 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 222)


Ayrıca:
https://www.youtube.com/watch?v=416deZicf9E&t=o

"özüne dönmek, özüne dönüp, yad kökenli sözleri dilden atıp, daha anlaşılır ve güzel dil yolunda ilerlerken doğal olarak öbür Türkçelere bakıp oralardan sözler alacağız."

Burada bizim dileğimiz diye saydığınız üç şey de bizim dileğimiz filan değil. Kimsenin yad sözcükleri dilden atmak gibi bir ereği yok. Biz yalnızca Türkçeleri de olsun diye çalışıyoruz. Dilden sözcük atmayı istemek bir sapkınlıktır.


Evet, o anki tez yazımla bu "dilden atıp bölümünü- söylemimi açıklamamışım ve ekmeğinize yağ sürmüşüm...
Ancak bu yerlikteki bütün paylaşımlarıma, yorumlarıma bakılırsa hiçbir zaman yad kökenlileri silip atmak, kullananlara karşı çıkmak, sert çıkmak, çıkışmak gibi dileğimin de yazımın da olmadığını görürsünüz. Tersi görüşte yazılarım dahi var.

Özüne dönmekten kasıt ise kezlerce yazdım ancak son kez:
"En iyi müdafaa usulü, taarruzdur. Şu halde dil alanında türemiş yabancılıklara saldıralım; ağacı bir defa silkeleyelim : Görelim, hangi çürükler düşecek; kalan sağlamlar bakalım ne kadardır? dökülmeyenler, özleri ve arınmışları bulununcaya kadar biraz daha işe yarayabilir; geçici olarak!.." (Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk T. ve D.K.H., s. 64)

"Ülkesini ve yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır"

"Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet teşkilâtımızın dikkatli, alâkalı olmasını isteriz." 1932 (Atatürk’ün S.D. I, s. 358)

"Türk milletinin kuruluşunda etkili olduğu görülen tabiî gerçekler şunlardır: a) Siyasî varlıkta birlik. B) Dil birliği. C) Yurt birliği. D) Irk ve menşe birliği. E) Tarihî karabet. F) Ahlâkî karabet."

TürkçeSözlük78 yazdı:Ayrıca özleştirmecilik bu bakımdan en çok yanlış algılanan alandır. Uygulama alanı olduğunu söylemek de o yüzden çok önemlidir. Doğrusal cebirdeki özdeğer ve özvektör kavramlarının uygulamaları (diferansiyel denklem çözmek, en küçük kareler yöntemi vb.) ne ise dilbilim içinde bulunan özleştirmecilik de odur. Bu böyle algılanmalıdır. Ancak ülkemizde bir İslâmcı çıkıp "Öz Türkçecilik haramdır" der, bir komünist çıkıp özleştirmeciliği Türkçü bir düşüngü sanıp yerden yere fırlatır ve daha nicesi...


Buna karşı bir söylem olmadı. Söylem olmadığı halde bunu açıklamanı gerektirecek durum da olmadı. Ben amaç ne denli doğru ve düzgün, temeli olsa dahi kesin muhalif görüş -cahil yani bilgisi olmasa dahi- olacaktır, oluyor dedim.

TürkçeSözlük78 yazdı:Baltalamak olmuyor, ben yalnızca olacakları söylüyorum. Gidip diverjans yerine uzaksama, absorpsiyon yerine soğurmak demek var. Gidip silah yerine "YARAK" demek var. Sizce bunu toplum hiç kabûl eder mi? Bunu daha çok açıklama gereği duymuyorum, siz dilediğiniz gibi "yarak" yazabilirsiniz silâh yerine.


Artık cevap yazarken midemi bulandırmaya başladınız. Bunun açıklamasını yaptım ancak amacınız bu olmadığı için dikbaşlılıkla Türkçede olan bir sözü aşağılamakla devam ediyorsunuz.

Yazmamışım ya da okumamış ya da dalga geçer gibi daha "toplum bunu kabûl eder mi?" diyorsunuz.
Bunun seçimini siz değil toplum yapar. Önceden zaten bunu seçmiş bir toplum. Ayrıca yad bir dil karşığı da değil.

Bakın ilk anlamı ne imiş?
yarak, -ğı
1. isim, eskimiş Silah.
2. isim, eskimiş, kaba konuşmada Erkeklik organı.
Ben sizin aksinize kimsey burada bir nesne dayatmıyorum. İsteyen istediğini der. Sizin aksinize toplum adına seçim de yapmıyorum.

Size tdk değil, ne desem zaten gözünüzde geçerli değil. Tdk başka bir ulusu ele alan kuruluş değil.
Bizim yapacağımız burada "nedenleri" ile "öneri" sunmak. Yine ve yine yineliyorum, siz istediğinizi türetin.

TürkçeSözlük78 yazdı:Yok, silâh yerine yarak demek saçmalık ve bunun aksini söylemiyorum. Bu dediğim Türkiye Türkçesine özgü ama tabii ki de. Öbür Türkçelerde yarak sözcüğü zâten silâh anlamında kullanılıyor ve bayağı yaygın. Yarak sözcüğü penis anlamını kazanmamış ve garip kaçmıyor.


Size göre saçma ancak genel saçma demek ise asıl saçmalık. Gidip de bunu mu tartışacağız?

Gerçekten en başında ve önceki iletierimde böyle bir yere varacağını düşünmemiştim. Yoksa en başından ardı gelecek biçimde yazmazdım. Sizin tersinize burada kesin konuşup Türkçeye haraket etmiyorum.
Evet, silah anlamında Türkçe söze saçma diyerek etmiş oluyorsunuz. Öbür Türkçelere gareziniz gibi öbür Türkçelerdekini niye diyeyim diyorsunuz, ki kezlerce siz demeyin dedim de. Ancak bu öneriler Türçe için de geçerli.
Kaç kez hem silah hem de araç anlamında kural ile yarak sözü halk ağzı ile güncel sözlükte var dedim bilmiyorum. Yazı başında dediğim gibi önceki gibi "çarptırarak" ithamda bulunmadan düşüncenizi belirtirseniz sevinirim. Diğer türlü engelleyeceğim ki birbirimiz ile muhattap olmayalım.

Ynt: Ateşli silah

İletiGönderilme zamanı: 21 Ara 2019, 00:25
gönderen TürkçeSözlük78
Yiğit98 yazdı:Dediklerimi ya anlamadınız ya da açıkça çarptıyorsunuz. Ben öz derken Anadolu'da bulunan, barınan dili demek istedim. Ben hiçbir yerde "Yalnız Eski Türkçeyi kullanarak dilimizi geri döndürmek gibi bir isteğimiz" olsun da demedim. Sanki bunu diliyor ve yazmışım gibi üzerine "Eski Türkçeden bir sözcüğü alıp ses değişimleri ile dilimize kazandırmak (sözcük diriltmesi yapmak denir buna) özleştirmecilikte kullanılan karşılama yöntemlerinden yalnız birisidir." diye açıklama yapmışsınız.

...


Ben özüne derken Anadolu ve lehçelerde bulunan, yani var olan sözleri ön plana çıkartmaktan söz etmiştim.
Ki yazının geneline bakıldığında apaçık ortada olduğu belli. Bunu da Atatürk'ün yaptığı gibi yad kökenliler karşılık bulma "özüne döndürme" uğraşını dikkat çekerek belirttim.


"Özüne döndürmek" diye bir söz söylemişsiniz. Dediklerinizden bu anlam çıkıyor diye açıklama yapmıştım. Bu söz sizin dediğiniz anlama yakın olmadığından sonrasında anlattıklarınızı yeni bir konu olarak algıladım ve ona göre yorumladım. Ortada bir şeyleri çarpıttığım yok.


Yiğit98 yazdı:Önceki iletimde de bu alıntıda olan yazıdaki düşünceyi yazmıştım.
Ben her sözün Eski, Anadolu ya da lehçelerden alınmalı demiyorum. Var ise alınmalı. Var ise uyarlanmalı.
Var olan yerine sonradan türetilip uyarlanmamalı diyorum. Var olan yerine yeni bir türetim ileride yapay dilme olma olayına kayabilir dedim. Ayrıca bu düşünceyi ben ve benim gibi birkaç kişi benimsiyor. İthamda bulunurak siz de yapmlasınız diyen yok. Dediğim gibi istediğiniz gibi davranın.


Burada kesin yargıya varan sizsiniz. Bir kavram için ölü bir sözcük dilimizde varken bu sözcüğü diriltmek yerine yenisini türetmekte özleştirmecilik açısından hiçbir sorun yok. İletimde açıkladığım gibi bunların hepsi sözcük türetme yöntemleri. Ölü bir sözcük varken yenisini türetmek "yapay bir dil" oluşturmaz. Bence siz dilbilimsel olarak yapay dil ne demek bilmiyorsunuz.


Yiğit98 yazdı:İlk olarak yad köken alışverişinin dile girmesinin baylığından söz eden olmadı.
Yad kökenli sözlerin yerine bulunan, kullanılan karşılıkları öbür lehçelerdeki ortak yad kökenlilere yapılması gerek demiştim. Böylece bir oranda yad kökenli kalmış olacak. Saldırmaktan kastımı önceden açıkladığımda beğendiğinizi hatırlıyorum. Konuşulan dil, başta duygular olmak üzere bir çok nesneye etkisi var. Yad kökenli sözlerle -hepsi olmasa bile özellikle eğitimde- başta okuduğunu anlamak ile gündelik konuşmada anlamada sorun çıkarıyor.
Yad kökenliderden dolayı özünde olan, bayak yazdığım olaylar da etkilior -yabancı özentiliği gibi. Yabancı filmlerde olan kültürde, dilde olmayan, yazıda ve konuşmada gözüken hal ve hareketler gibi- ve kişiye yansıyor.


Yine sizin sözcük seçimlerinizden dolayı oluşan bir tartışma bu öyleyse. "Saldırma" eylemini kullanırsanız tabii öyle eleştiririm. Oysaki burada yazdıklarınıza bütün gönlümle katılıyorum.


Yiğit98 yazdı:Size göre değil, çoğu kişiye göre öyle.


Yazılarınızda sürekli "çoğu kişiye göre öyle", "benim gibi düşünenler de var" diyorsunuz. Karşı çıktığım düşünceleriniz çoğu insan tarafından kabûl edilmiyor bile. Bilimsel düşünceler değil bunlar. Anlam kayması bir dil olayı, nerede "dile zarâr veriyor" denilmiş ki buna? Benim gibi düşünenler var demek yerine kaynak gösterirseniz daha güzel bir tartışma sağlanabilir diye düşünüyorum.



Yiğit98 yazdı:Başka başlıkta zâten belli nedenlerden dolayı dildeki yad kökenlilerin kötü etkilerinden ve bunun için neler yapılabiliceğinden konuşmuştuk. Bunlar da değişimin parçasıdır.


O başlıkta "yad kökenli sözcüklerin verdiği zarâr"dan çok "yad kökenli sözcüklerin çoğalması sonucu oluşabilecek olumsuz etkiler" hakkında konuşulmuştu. Yad sözcüklerin düşük oranda dilde bulunmasında sıkıntı olmaz, buna sizin de katıldığınızı biliyorum.

Yiğit98 yazdı:Buradaki çın sorun, sizin Türkçedeki sözlere saçma demeniz.


Türkçedeki sözcüklere saçma demiyorum, özellikle bu kullanıma saçma diyorum. Yine aynı konuda tartışmaya girmeyeceğim, bence siz dışarıya çıkıp askerî bir yere gidin ve silâh yerine özellikle "yarrak" sözcüğünü kullanarak birkaç tümce kurun. Bakalım dediğiniz gibi herkes şaka amaçlı az çok bu sözcüğü biliyor mu, yoksa sizi tersleyecekler mi? Üstüne isterseniz sözcüğün açıklamasını yapmaya çalışın ve sonra verdikleri tepkileri bizimle paylaşın. Gerçekten duymak isterim. ;D

Yazılarınızın yarısında söz paylaşmanızdan gerçekten sizin yazdıklarınızı kimileyin fark edemiyorum bile. Oraya buraya Atatürk dergilerinden filan söz ve izleti atıyorsunuz. Ayrıca eleştirecekseniz de bir dayanağınız olsun. Dediğim gibi bu yarak sözcüğünü gidip "sosyal deney" amaçlı kullanabilirsiniz. Kusura bakmayın ancak yazdıklarınızı okuduktan sonra sizin toplum içine hiç çıkmayan bir birey olduğunuzu filan düşündüm. Denildikten sonra bu kadar diretmenize de anlam veremiyorum doğrusu.

Ynt: Ateşli silah

İletiGönderilme zamanı: 21 Ara 2019, 01:31
gönderen Yiğit98
Önceki yazdıklarım zaten genel cevap niteliğinde olduğunda bu kez tek tek hepsine yazmacağım.
TürkçeSözlük78 yazdı:Yazılarınızda sürekli "çoğu kişiye göre öyle", "benim gibi düşünenler de var" diyorsunuz. Karşı çıktığım düşünceleriniz çoğu insan tarafından kabûl edilmiyor bile. Bilimsel düşünceler değil bunlar. Anlam kayması bir dil olayı, nerede "dile zarâr veriyor" denilmiş ki buna? Benim gibi düşünenler var demek yerine kaynak gösterirseniz daha güzel bir tartışma sağlanabilir diye düşünüyorum.


TürkçeSözlük78 yazdı:Yâni kimi sözcüklerin unutulması, kimi sözcüklerin anlamlarının değişmesi ve kimi sözcüklerin biçimsel olarak değişmesi ya da doğrudan türemesi çok doğal bir şeydir. Bunlar olumsuz durumlar değildir.]


Bakın "sürekli size göre öyle diyorsunuz" demişsiniz de, ben örneklerle, açıklamarla görüşümü savunuyorum. Size göre değil derken kibarlık yapmaya çalışıyordum.
Sizin gibi dayatmadığımı göstermeye çalışıyorum. Dil devriminden, Atatürk'den alıntılar yapıyorum.
Ben genel olarak neyi dilediğimi, benimsediğimi çok iyi belirttim. Düşündüklerimi kaynak gösteriyorum zaten alıntılayarak. İlk cevabımda "Anadolu ile öbür lehçelere baktığımızda, günümüzde konuşurken birden çok sözün unutulup, ardından anlam kaymaları ile benzerleri duruma uğradığını görüyoruz. " dedim.
"Değişme olumlu ya da olumsuz yönde olabilir. " Değişmeden kastım yad kökenli sözlerdi anlam kaymaları falan değil. Ancak anlam kaymaları da "dil bağını" baltayacak etkenler biri "olabilir", olur demiyorum.


TürkçeSözlük78 yazdı:]Türkçedeki sözcüklere saçma demiyorum, özellikle bu kullanıma saçma diyorum. Yine aynı konuda tartışmaya girmeyeceğim


Deyip uzatmışsınız. Ben Türkçedeki sözcüklere diyorsunuz demedim. Ardından bu anlamı Türkçe var ve saçma diyorsunuz dedim. Bunu siz de biliyorsunuz yine de uzatıyorsunuz.


TürkçeSözlük78 yazdı:Yazılarınızın yarısında söz paylaşmanızdan gerçekten sizin yazdıklarınızı kimileyin fark edemiyorum bile. Oraya buraya Atatürk dergilerinden filan söz ve izleti atıyorsunuz. Ayrıca eleştirecekseniz de bir dayanağınız olsun. Dediğim gibi bu yarak sözcüğünü gidip "sosyal deney" amaçlı kullanabilirsiniz. Kusura bakmayın ancak yazdıklarınızı okuduktan sonra sizin toplum içine hiç çıkmayan bir birey olduğunuzu filan düşündüm. Denildikten sonra bu kadar diretmenize de anlam veremiyorum doğrusu.


Gerçekten yazmak için yazmasaydınız keşke. Ben düz yazınca "niye öyle olsun, niye yapayım ki" gibi yazıyorsunuz. Ki bunu demenden bile nedenini kezlerce belirtmiştim. İşinize gelmemiş ki, "oraya buraya" demişsiniz. Ben sizin önceki "neden" sorunuza cevap verip, kanıt olarak da Atatürk paylaşımı yaptım. Burada bile gereksiz uzatıyorsunuz.
Aslında siz de içten biliyorsunuz ancak gereksiz uzatıyorsunuz. Ben silah başlığında demiştim ve beğenmiştiniz. Demek ki okumanızda ya da hafınızda sıkıntı var ki aynı soruları kezlerce sorup, eleştirdiğinizi sanıyorsunuz.

TürkçeSözlük78 yazdı:Denildikten sonra bu kadar diretmenize de anlam veremiyorum doğrusu.


Ben önerildikten sonra diretmiyorum ki. Ben kesin olmalı, olacak da demiyorum. Hatta önceden de görüldüğü üzere "deyilebilir" yazıyorum demiştim.
Ancak siz sürekli teksas keskin nişancı hatasına düşüp, olmayan, demedğim şeylerle bana ithamda bulunuyorsunuz. Ben yalnızca sizin sürekli Türkçede yok -olmasına ve kezlerce göstermeme karşın- demenize, ithamlarda bulunmanıza, üstüne ilk anlamı olan silah anlamına saçma demenize açıklık getirdim. Ben yarak olmalı yarak olsun demedim. Sizin Türkçe söze saçma demenize ve Türkçe yok demenize, kesinkes konuşmanıza cevap veriyorum, anlamıyor musunuz? Gerçi anlasaydınız böyle uzatmazdınız. Silah başlığında zaten "her kişi diyecek diye söylemim yok, öneri sunuyorum, deyilebilir diyorum" demiştim.
Ben en başından beri "önerileri diretmiyorum, diretmeyeceğim" diyorum. Siz dikbbaşlılıkla diretmenize anlam veremiyorum diyorsunuz. Çok yalnız falan mı takılıyorsunuz, yaşıyorsunuz anlamıyorum. Laf uzamasın diye uzun uzun açıklamama karşın, aynı şeyleri yazıp duruyorsunuz. Artık uzamaya niyetim yok. Yazıklarım ise ortada. Boş yere kalp kırmaya da gerek yok.
Bir daha yazmazsanız sevinirim.