Yazışmalık

Başka sese beñzemez ananıñ sesi, Her sözcüñ arasañ vardır Türkçesi

Kaşgarlı Mahmut (1008-1105)

Dil araştırmacılarınıñ, kurumlarınıñ çalışmalarını içerir.

Kaşgarlı Mahmut (1008-1105)

İletigönderen SanalBaba » 28 Eyl 2007, 08:13

Kaynak:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ka%C5%9Fgarl%C4%B1_Mahmut

Görsel

Kaşgarlı Mahmud; Dîvânü Lugati’t-Türk isimli, dünyaca bilinen eserin yazarıdır. Tam adı: Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed’dir. Türk dilinin, Türk milliyetçiliğinin en büyük sözcüsü Kaşgâr'da doğdu. Babasının adı Hüseyin'dir. İlk Türk - İslâm devletini kuran Karahanlılar soyundandır. Pek çok Türkçe eserde, hangi tarihte, nerede öldüğünün bilinmediği iddia edilse de türbesi Doğu Türkistan'ın Kaşgâr şehrindedir.

Mahmud, 1008'de dünyaya gelmiştir. Saciye ve Hamidiye Medreseleri'nde tahsil gördükten sonra kendisini Türk dili tetkikatına vakfetmiştir. Bu amaçla Orta Asya'yı boydan boya kat ederek Anadolu'ya oradan da Bağdat'a gitmiş, 1072 - 1073 yılları arasında hazırladığı meşhur kitabını Abbasi halifesine armağan etmiştir. Kitabın asıl nüshası bu gün Ayasofya Müzesi'nde muhafaza edilmektedir. Kitabın Uygurca çevirisi ancak 1978'de yapılabilmiştir.

Mahmud, Kaşgar'a dönmüş ve 1105'de vefat etmiştir. Türklerin yaşadığı şehirleri, köyleri, obaları bir bir dolaşarak hazırladığı sözlük, İslâmiyet'ten önceki sözlü edebiyatımızı aydınlatan dev eserdir. Yazılış gayesi, Araplara Türkçeyi öğretmekten çok, Türkçenin Arapça ile koşu atları gibi yarış edeceğini, Türk dilinin zenginliğini, her duygu ve düşünceyi anlatmaya elverişli olduğunu ispat etmek içindir. Kaşgarlı Mahmut, iyi silah kullanan bir asker olmakla beraber, dilimizi, ulusal kültürümüzü, yurt sevgisini her şeyin üstünde gören ilk büyük dil bilginimizdir. Kitabının önsözünde şu ilgi çekici tümceler zer almaktadır:

"Türk'ün, Türkmen'in, Oğuz'un, Çigil'in, Yagma'nın Kırgız'ın lisanlarını ve kafiyelerini tamimiyle zihnimde nakşettim. Bu hususta o kadar ileri gittim ki, her taifenin lehçesi bence en mükemmel surette elde edilmiş oldu... Türk dili ile Arab dilinin at başı beraber yürüdükleri bilinsin diye..."

"Türk Sözlüğünün Divanı" anlamına gelen Kitâbü divân-i lûgat it-Türk (Divânü Lügati't-Türk) adlı Kaşgârlı Mahmut'un bu eseri, yalnız bir sözlük değil; İslâm'dan öncesi Türk edebiyatını, tarihini, coğrafyasını, folklorunu, mitolojisini aydınlatan ansiklopedik niteliktedir.

11. yüzyıl hemen bütün İslâm ülkelerinde Türklerin egemen olduğu bir dönemdir. Karahanlılar devletinin, özellikle Büyük Selçuk İmparatorluğu'nun askerlikçe ve uygarlıkça en parlak zamanı bu dönem içerisindedir. O tarihlerde Türklerin egemenliğindeki uluslar dilini öğrenmek ihtiyacını duyuyorlardı. Divânü Lügati't-Türk yabancılara Türkçeyi öğretmek amacıyla 1073 -1077 tarihleri arasında Bağdat'ta yazılmış bir sözlüktür. Türk sözcüğünün kuvvet, güç, kudret anlamı taşıdığını bize ilk bildiren Kaşgârlı Mahmut'tur.

Divânü Lügati't-Türk'teki sözcüklerin anlamları Arapça olarak yazılmıştır. Türkçe 7500 sözcüğün Arapça karşılığı verilirken, sav denilen âtasözleri, sagu denilen ağıtlar, koşuk denilen şiirler, destan parçaları alınmıştır. Sözcüklerle ilgili bol bol seci, mesel, hikmet, şiir, efsane; tarih, coğrafya; halk edebiyatı folklor bilgi ve örnekleri verilmiş; dilbilgisi kuralları ortaya konulmuş; Türkoloji'nin sağlam temelleri atılmıştır. Türkologların görüşü : "Göktürk Yazıtları ile Kitâbü divân-i lûgat it-Türk, Türklük için büyük kazanç olmuştur.

Hamirler diye çağrıldığını, bunun Oğuzların Emir yerine Hemir demelerinden kaynaklandığından bahsetmektedır. Kendisinin verdiği bu bilgilerden Karahanlı ailesinden olduğu öğrenilmektedir. Ünlü kitabını 1070'de tamamladığı ve bu tarihte yaşının da bir hayli ileri olduğu düşünülerek 11.yüzyıl da yaşamış olduğu tahmin edilmektedir.

İyi öğrenim görmüş, İslâmiyet'le ilgili bilimsel çalışmaları yakından izlemiştir. Arapça ve Farsça'yı da çok iyi öğrenmiştir. Türklerin bulunduğu bölgeleri gezmiş , ana dili olan Türkçenin bütün diyalektlerini yerlerinde öğrenmiş, geleneklerini göreneklerini yakından izlemiştir. Bütün Sirderya (Seyhun) kıyılarını dolaştığından kitabında söz etmektedir. Kitabında belirttiğine göre, ailesi Kaşgar'dan Irak'a göç etmişti. Melikşah'ın (1072-1092) eşi Terken Hatun'un maiyetinde pekçok Kaşgarlı, bu dönemde Irak'a gelmişti. Mahmut'un ailesinin de bunlarla birlikte gelmiş oldukları düşünülebilir. O sıralarda Irak İslâm Dünyası'nın en önemli kültür merkezlerinden biri idi. Bu nedenle bilimle uğraşanların buraya gelmek istemeleri doğaldı. Ayrıca Bağdat bu dönemde Türk nüfuzu altına girmiş ve halifeleri ayakta tutan da buradaki Türklerdi.


Dipçe:
Ata Sözlük' ü (Divan- Lugat it-Türk) indirmek için "Sözlükler" ya da "Taramalar" başlıklarını inceleyebilirsiniz.
  • 0

En soñ SanalBaba tarafından 28 Eyl 2007, 08:15 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kéz düzenlendi.
Elimizdeki tüm sözlükleri toparlayıp kullanıma sunuyoruz. Türkçe dermece dil diyenlerin de okumasını  umarız. Kıytırık ölü dilleri evrensel dil sananları utandıralım. Sözlükleri okutalım, kullanalım,
http://tufar.com/SanalBaba/ Türkçe EVREN dili olacaktır: Bunu kanıtlayalım
Üyelik görseli
SanalBaba
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 462
Katılım: 28 Ağu 2007, 18:28
Değerleme: 28

Ynt: Kaşgarlı Mahmut (1008-1105)

İletigönderen YİĞİT TULGA » 28 Eyl 2007, 14:25

II. Yasanma (Meşrutiyet) evriminden sonra, 1910 yılının soğuk bir kış günü... İstanbul'da dönemin soylu ailelerinden birine üye yaşlıca bir kadın, eskiciler(sahaflar) çarşısında, güvendiği bir tanışından betikten anladığını duyduğu Sahaf Burhan Bey'i aramaktadır. Kendine kalıt (miras) kalan el yazması bir betiği, gereksinim dolayısıyla satacaktır. Kadın betiğin ne olduğunu bilmiyordur; ancak çok değerli bir yapıt olduğunu varsaymaktadır ve betiğin değerini bilen kişilerin eline geçmesini dilemektedir. Buna karşın kadının elleri titrer betiği verirken, sanki bir şeyler kopmuştur içinden... Eskibetikçi (Sahaf) Burhan Bey betiği biraz inceler ve yapıtın (eserin) değerli olabileceğini düşünür. 30 altın lira eder miydi acaba? Ederse de bu parayı ancak kamu kurumları (resmî makamlar) verebilirdi. Hemen dönemin Ulusal(Milli) Eğitim Bakanlığı'nın yolunu tutar. Ancak işyerine düş kırıklığı içinde dönecektir, çünkü Eğitim Bakanlığı (Maarif Vekaleti) , "ne olduğu belli olmayan bir betiğe'' avuç dolusu para ödemeyi düşünmemektedir. Bu durum betiğin iyesi (sahibi) yaşlı kadını üzer. Kadın; ''Hiç değilse betiği hem uzman hem güvenilir birine bıraktım.'' diyerek avunur.

Ali Emiri Bey Anadolu ve Rumeli'de çeşitli kentlerde maliye memurluğu ve müfettişliği yapmış, betiklere çok meraklı, nerede değerli bir betik olduğunu duysa her türlü özveriyi göze alıp o yapıtı elde etmeye çalışan bir betiksever ve bilim kişisidir. Sıklıkla, haftada bir iki kez eski betikçileri (sahafları) yoklamaktadır. Ali Emiri Bey'in yaşamını değiştirecek betikle karşılaşması işte o gezintilerinden birinde gerçekleşir. Ali Emiri; Burhan Bey'in işyerinde karşısına çıkan betiği inceledikçe gözlerine inanamaz, ne olur ne olamaz diye Burhan Bey'i işyerine kilitler ve parayı çıkıştırmak için dışarıya fırlar. Eve değin dayanamaz, yolda karşılaştığı tanışlarından parayı bütünleyip işyerine döner. Betiğin 30 altın lira değil, 30 bin altın lira ederinde olduğunu düşünmektedir. Ali Emiri hemen çok sevgili dostu Kilisli Rıfat Bey'i bulur ve onunla betiği incelemek için üç gün üç gece eve kapanırlar. İki dost yemek bile yemeden, yalnızca namaz kılmak için ara vererek ve durmadan çalışarak incelemelerini bitirirler. Söylenir ki, bu sırada Ziya Gökalp gelip yapıtı incelemek ister, onunla bile görüşmezler. Ali Emiri Bey artık muradına ermiştir. Böyle eşsiz bir yapıtın Türk acununa kazandırılmasında kendini aracı yaptığı için Tanrı'ya şükreder ve iki rekât şükür namazı kılar.

Ortaya çıkış öyküsünü anlattığımız bu betik, varlığı 15. asır Türk bilginlerinden Ayıntablı Ayni ve kardeşi Şehabettin Ahmet ile 17. yüzyılın büyük bilgini Kâtip Çelebi tarafından bilinip duyurulan, Şamlı Mehmet Bin Ebu Bekir'in, 1266'da Kaşgarlı Mahmut'un el yazısıyla yazdığı ilk yazmadan çoğalttığı, Acun üzerinde şu anda tek örneği bulunan ve Türkçenin ilk sözlüğü olarak bilinen Divân-ı Lûgati't-Türk'tür.

Kaşgarlı Mahmut'un 11. yüzyılın ikinci yarısında Karahanlılar devrinde yaşamış, asker kökenli yüksek bir aileden önemli bir kişilik olduğu sanılmaktadır. Kaşgarlı Mahmut, Türklerin yaşadıkları birçok yeri dolaşmış, Türk boylarınını (kavimlerinin) dil, tarih, destan ve efsanelerini öğrenmiştir. Türkçe konusunda derin ve geniş bilgisi olan Kaşgarlı, Arapçaya da iyi bilir. Kaşgarlı Mahmut'un kim olduğu, nasıl çalıştığı ve eseri niçin yazdığı betiğin başında şöyle açıklanmaktadır: ''Kendim, Türklerin en anlaşılır (fasih) konuşanlarından, en açık anlatanlarından, en doğru anlayanlarından, soy sopça en ileri bulunanlardan, en iyi kargı kullanan savaşçılardan olarak Türklerin hemen bütün bucaklarını boydan boya dolaştım. Türk'ün, Türkmen'in, Oğuz'un, Cigil'in Yağma'nın, Kırgız'ın dillerini, uyaklarını öğrenip bunlardan yararlandım. Bu betiği, böyle uzun bir çalışmadan sonra belli bir düzen içinde ve anlaşılır duru bir ağızla yazdım. Adımı acunun sonuna dek andırmak ve ötelikte (Âhiret'te) sonsuz bolluk kazanmak için Tanrı'dan yardım dileyerek yazdığım bu betiğe "Divân-ı Lûgati't-Türk" adını koydum.''

Divân-ı Lûgati't-Türk, Türkçenin ilk sözlüğü ve dilbilgisi betiğidir. Yapıt, Araplara Türkçe'yi öğretmek ve Türkçe'nin Arapça kadar varsıl bir dil olduğunu göstermek ereğiyle yazıya alınmıştır. 1072-1074 arasında Bağdat'ta bitirilmiş olan yapıt Abbasi Halifesi Muktedi Billah'a sunulmuştur. Yaklaşık 7.500 Türkçe sözcük içeren yapıtta, acunun yuvarlak olduğunu gösteren, Türk acunu ve komşularının da yer aldığı bir harita da bulunmaktadır. Bizans'tan Çin'e dek uzanan Türk boylarının varsıl(zengin) dil hazinelerinin yanında, tarih, folklor, yazın (edebiyat), yerbölge(coğrafya), söylence(destan) ve efsanelere ait bilgiler de betiğin kapsamını genişletmektedir. Kaşgarlı Mahmut'un ulusal varlıkla dil arasındaki bağıntının önemini yüzyıllar öncesinden anlamış olması ve bunu güzel bir biçimde anlatması şaşkınlık uyandırıcıdır. Betik, en eski halk yazını(edebiyatı) ürünlerimizin, tarihsel ve ekinsel(kültürel) değerlerimizin günümüze ulaşmasını sağladığından, bununla birlikte çağının ilk ve en önemli örneği olduğundan uygarlığımızın (medeniyetimizin) eşsiz yapıtlarından biri olarak görülür.


Türkçeleme çalışması:
Yiğit Tulga
  • 0

En soñ YİĞİT TULGA tarafından 28 Eyl 2007, 14:31 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kéz düzenlendi.
Sözlük indir.
http://tufar.com/SanalBaba/
Taranmasına "kıyacağınız" sözlük varsa benimle iletişim kurunuz.

"Türk Dil Kurumu" ile "Türk Günay Kurumu" özerk, tüzel kişiliğine dönmelidir. Atatürk kalıtını çiğneyenler yargılanmalıdır...
YİĞİT TULGA
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 973
Katılım: 29 Ağu 2007, 03:48
Değerleme: 23

Ynt: Kaşgarlı Mahmut (1008-1105)

İletigönderen YİĞİT TULGA » 15 Ağu 2008, 18:47

Kaynak:
http://www.kasgarlimahmud.org/zeynep_korkmaz.htm

KAŞGARLI MAHMUD KİMDİR? *
Prof. Dr. Zeynep KORKMAZ

Kaşgarlı Mahmud XI. yüzyılda yaşamış bir Türk bilgini, gelmiş geçmiş dilcilerin en büyüğüdür, diyebileceğimiz bir Türk dilcisidir. Bu gün için, onun hayatından çok, kişiliği ve eseri üzerinde bilgi sahibiyiz. Türk Dili Kamusu (sözlüğü) diye çevirebileceğimiz Divanu Lûgati't - Türk ve Türk dilinin sentaksı (söz dizimi cevherleri) yani, cümle yapısı bilgileri diye çevirebileceğimiz Kitabu Cevâhirü''n-nahv fi lûgati't-Türk adlı iki dev eserin sahibidir. Ancak bu eserlerden ikincisi bugün elimizde değildir. Böyle bir eserin yazılmış olduğunu Divanu Lûgati't Türk'te adının verilmiş ve kısaca da ondan söz edilmiş olmasından anlıyoruz. Kitâbu Cevâhirü'n-nahv, ya geçmiş devirlerde örneklerine sık sık rastlayabildiğimiz sebeplerle, tarihin karanlıklarına gömülüp gitmiş olan kayıp eserlerdendir, yahut da hâlâ uçsuz bucaksız eski kitap hazînelerinin derinliklerinde başka bir ad altında gizlenmektedir de daha el vurulmadığı için gün ışığına çıkarılamamıştır. Türk dilinin ansiklopedik bir sözlüğü niteliğinde olan Divanu Lûgati't-Türk ise elimizdedir. Bu tek eseri bile bugün Kâşgarlı Mahmud'u, Türk diline hizmet etmiş büyük şahsiyetler ve ölümsüzler arasına katabilecek niteliktedir.

Kaşgarlı Mahmud'un hayatı üzerindeki bilgilerimiz, bilmek istediklerimize oranla oldukça az ve yetersizdir. Bu konuda bilebildiklerimiz yalnız onun Divanu Lûgati't-Türk'ünde doğrudan doğruya veya dolaylı olarak yer almış bilgilere dayanmaktadır.

Adından da anlaşılacağı üzere Mahmud Kâşgarlıdır. Kâsgar XI-XIII yüzyıllar arasındaki dönemde, Doğu Türkistan'dan Maveraünnehre kadar uzanan ve ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar ülkesinin başkentidir. Aynı zamanda XI. yüzyıl Orta-Asya'sının büyük ve önemli bir kültür merkezidir de. Mahmud'un babası Hüseyin ve dedesi Muhammed, Kâsgar'ın kuzey-doğusunda bir kasaba olan Barsgan'lıdırlar. Barsgan'ın o günkü adı da Ordukent'tir. Mahmud'un kendisi Kâşgar'da doğmuştur. Gerçi, son yıllarda yine Divanu Lûgati't Türk'teki bazı ifadelere dayanılarak, Mahmud'un da babası ve dedesi gibi Barsganda doğmuş olduğunu, bu çevrede büyüdüğünü ve çocukluğunu İli ırmağı kıyılarında geçirdiğini iddia eden bir görüş ortaya atılmıştır. Bu görüşe göre, Mahmud'un kendisini Kâşgarlı olarak göstermesi sırf eserini o devir yazı dili olan Hakaniye veya Karahanlı Türkçesi ile yazmış olmasından ve Kâşgar ilinin de o çağın önemli bir kültür merkezi olmasından ileri gelmektedir. Ancak, bu görüş bir kesinlik kazanamamıştır. Ne olursa olsun, Mahmud, adının ayrılmaz bir parçası durumunda olan Kâşgarlı sözünden de anlaşılacağı üzere, artık hep Kâşgarlı olarak kabul edilegelecektir.

Kaşgarlı Mahmud'un doğum ve ölüm yılları da kesin olarak belli değildir. 1072-1074 yılları arasında Divanu Lûgati'tTürk'ü tamamladığı zaman kendisinin ileri bir yaşta olduğu göz önünde bulundurularak, Mahmud'un XI. yüzyıl içinde yaşadığı ve aynı yüzyılın sonlarına doğru öldüğü kabul edilmektedir.

Kâşgarlı Mahmud'un doğup yetiştiği bölgelerin hakimi olan Karahanlılar ülkesinde çeşitli Türk boyları yaşamakta idi. Kâşgarlı'nın bu boylardan hangisinden geldiği de, kesin olarak bilinememektedir. Ancak, onun Türkiş diye adlandırılan Tobsılardan yahut da
Tobsılarla ortak bir lehçe konuşan Yağma Türklerinden geldiği görüşünde olanlar vardır.

Kâşgarlı Mahmud soylu bir ailedendir. Ataları Emirler (asıl söylenişi ile Hamirler) diye tanınan Karahanlı beyleridir. Bunlardan Emir (veya Hamir) Tekin Türkistanı Samanoğullarından zaptetmiş olan bir beydir. Mahmud'un ataları olan beylerin, Karahanlılar ülkesinde Oğuzların oturdukları bölgeleri idare etmiş olmaları yahut da Karahanlılar ordusunun onların kumandaları altında Oğuzlardan kurulmuş olması muhtemeldir.

Kâşgarlı Mahmud, Divanu Lûgati't-Türk'ün başında, soyca Türklerin en ileri gelenlerinden olduğunu söylemekte, Karahanlı sülâlesinin tanınmış kişilerinden rivayetler aktarmakta, Karahanlı devlet teşkilâtı ve saray gelenekleri üzerine geniş bilgiler vermektedir. Bu durum, onun Karahanlı hükümdar ailesine de yabancı olmadığına işaret sayılıyor. Kâşgarlı Mahmud, hükümdar ailesinden gelmemiş olsa bile, herhalde o ailenin çevresindeki seçkin ve aydın bir zümreden gelmiş olmalıdır. Onun hayatı ile ilgili olarak yukarıdaki bilgilere, iyi bir nişancı ve iyi bir asker olduğunu da ekleyebiliriz.

Kaynak eserlerde Kâşgarlı Mahmud hakkında bilgi bulunmamasının sebebi, Kâşgarlının ilk ana kaynak sayılan kendi eserinde, hayatı ile ilgili çok az bilgi vermiş olmasından ileri gelmektedir. Belki de o, hayatı hakkındaki bilgileri sözlüğünden önce yazmış olduğu ve günümüze kadar gelemeden kaybolmuş bulunan söz dizimi ile ilgili kitabında vermiştir. Bunun dışında, o, çağının seçkin bir insanı, büyük ün yapmış bir bilgini olarak eserlerinde doğrudan doğruya kendinden söz etmeyi uygun bulmamış da olabilir. İlim alanında bu kanaat oldukça yaygındır. Hakkında kaynaklarda bilgiye rastlanmamış olmasının bir başka nedeni de, genellikle o çağın îslâm âleminde dinî ilimlere fazla değer verilip, onun dışındaki bilgilerle uğraşanlara gereken değerin verilmemiş olmasından ileri gelmektedir.

KÂŞGARLI MAHMUD'UN ESERİ

Kâşgarlı Mahmud'u dilcilik alanına ve bilim dünyasına tanıtan eseri, bildiğimiz gibi Divanu Lûgati't-Türk'üdür. Divanu Lûgati't-Türk, Türk dilinin ansiklopedik bir sözlüğüdür. Kâşgarlı bu eserini 1072 yılında yazmaya başlamış ve 1074 yılında, yani bundan 921 yıl önce tamamlamıştır. Kâşgarlı'nın eserini Kâşgar'da mı yoksa Bağdat'ta mı yazdığı kesinlikle belli değildir. Ancak, o bu eseri yazabilmek için, o devir Türk dünyasını adım adım dolaşarak pek çok notlar almış, yığın yığın dil malzemesi toplamış; sonra da bu malzemeyi işleyerek ve çok iyi bildiği Arap dilinin kurallarına göre düzenleyerek bir sözlük hâline getirmiştir.

Bu gün yeryüzünde eserin bir tek yazma nüshası vardır. Bu tek nüsha da bir şans eseri olarak kaybolmaktan kurtarılabilmiştir. Hikâyesi oldukça ilgi çekicidir. Kilisli Rifat'ın anlattığına göre: "Meşrutiyet'in ilk yıllarında ve Emrullah Efendi'nin maarif nazırlığı ettiği sıralarda, eski maliye nazırlarından Nazif Paşa'nın akrabası olan bir hanım günlerden birinde Sahaflar Çarşısı'na satılık bir kitap getirmiş; kitapçı Burhan Efendi de bunu satmak üzere Maarif Nezareti'ne götürmüştür. Ne var ki, Nezaret yani o zamanki Milli Eğitim Bakanlığı kitap için istenen 30 sarılirayı çok gördüğü için kitabı almaktan vazgeçmiştir. Bunun üzerine kitapçı bir de Ali Emirî Efendi'ye uğramayı uygun bulmuştur. Ali Emirî, kitabı şöyle bir inceledikten sonra değerini takdir ederek istenen 30 sarılirayı ödeyip hemen satın almıştır. Ancak, bundan sonrada Ali Emirî Efendi herkese bu eserin öneminden bahsettiği halde, kaybolur korkusu ile kitabı kimselere göstermez olmuştur. Onu görmek isteyip de göremeyenler arasında devrin ünlü sosyolog ve fikir adamı Ziya Gökalp de vardır. Daha sonraki yıllarda harcanan uzun çabalar ve Sadrazam Talat Paşa'nın araya girmesi ile bu değerli eser Maarif Nezareti'ne devredilerek ve Kilisli Rifat Bey'in denetimi altında 1915-1917 yılları arasında üç cilt hâlinde bastırılarak kaybolmaktan kurtarılabilmiştir. Aksi halde, bu kitap da nice değerli eserin alın yazısına uğrayarak kaybolup gidebilirdi. Eser 1920-1939 yıllan arasında birkaç tercüme denemesinden geçtikten sonra, nihayet Besim Atalay'ın tercümesi ile 1939-1941 yılları arasında 3 cilt hâlinde ve buna ilâveten birer indeks ve fotokopi ciltleri ile birlikte TDK tarafından yayımlanmıştır.

DİVANU LÛGATİ'T-TÜRK'ÜN YAZILIŞ SEBEBİ

Divanu Lûgati't-Türk, adından ve Arap dilinin kurallarına göre düzenlenmiş olmasından da anlaşılacağı üzere, aslında Araplara Türkçe öğretmek üzere kaleme alınmış bir eserdir. Ancak, onun yazılışını böyle tek bir sebebe bağlamak da doğru değildir. Çünkü, Kâşgarlı Mahmud bu görevi yerine getirirken hem Türk dili ile Arap dilinin karşılaştırmasını, daha doğrusu bir muhakemesini yapmış, hem de Türk dili ve kültürü ile ilgili geniş ve çok yönlü bilgiler vermiştir. Böylece, o, Türkçenin ve Türk kültürünün o çağın îslâm topluluğu içindeki yerini belirtmeye çalışmıştır.

Bu noktaya biraz daha açıklık verebilmek için, öncelikle o devir Türk dünyası ile İslâm ve Arap dünyası arasındaki karşılıklı bağlantılara şöyle bir göz atmak yerinde olur sanıyoruz.

XI. yüzyıl Türk dünyası, ta Çin sınırlanndan Bizans sınırlarına kadar uzanan bir genişlikte idi. Asya'yı bir başından öteki başına kadar kaplayan bu geniş alanın doğu kesimi Uygur ve Karahanlıların, batı kesimi de Selçukluların elinde bulunuyordu. Bu siyasi sınırlar içinde, Uygur, Karahanlı ve Selçuklu Türkleri dışında Oğuz, Türkmen, Türkiş, Karluk, Yağma, Toxsı, Çigil, Kırgız, Kıpçak, Uğrak, Çaruk, Suwar, Bulgar gibi adlar almış, birbirinden ayrı ağız ve lehçeler konuşan çeşitli boylar ve unsurlar yaşamakta idi. Böylece, XI. yüzyılın ikinci yarısında bir yandan ta Bizans sınırlarına bir yandan da Irak'ta Abbasî halifesinin oturduğu Bağdat şehrine varıncaya kadar Türk üstünlük ve hâkimiyeti yayılmış bulunuyordu. Öte yandan, Türkler Budizmi ve Manihaizmi bırakıp toplu olarak İslâm dinini kabûl ettiklerinden, artık İslâm medeniyeti alanına da girmiş bulunuyorlardı. Ayrıca, bu yeni medeniyet dolayısıyla, Orta Asyada bilim ve kültür dili olarak Arapça da hâkim duruma geçme savaşı veriyordu. Maveraünnehir bölgesi ile Buhara, Semerkant ve Kâşgar gibi Türk illeri İslâm kültürünün de önemli merkezleri durumuna yükselmişti. Türk ülkelerinde, Türkçe eserler yanında Arapça ve Farsça eserler de yazılıyordu. Öyle ki, Türk kültürü ile İslâm kültürü, Türk dili ile Arap dili karşı karşıya geçerek birbirlerini yenme savaşı veriyorlardı. Dinî bakımdan Abbasî halifesine bağlı olan İslâm âlemi, o günün tarihî ve sosyal şartları dolayısıyla Türk'ün üstünlüğünü, maddî ve manevî gücünü de kabul etmek zorunda kalmıştı. Bu bakımdan İslâm-Arap âlemi Türkleri tanımak ve dillerini öğrenmek gereğini duymuştu. İşte Kâşgarlı Mahmud bu gereği karşılamak üzere bir yandan Araplara Türk dilini öğretmek isterken bir yandan da Türkçenin Arapça ile atbaşı beraber gittiğini ispatlamak istemiştir. Bu işi yaparken de dolayısıyla Türk kültürünün değer biçilmez bir hazinesini ortaya koymuş oluyordu. O, eserini yazıp bitirdikten sonra Bağdat'ta devrin halifesi Ebü' l-Kasım Abdullah'a sunarken, Arapçanın bütün İslâm dünyasında, kültür dili olarak hâkim olduğu bir çağda: "Tanrı yeryüzündeki erki (gücü) Türklere vermiştir. Bunların dilini öğrenmekte yarar vardır. Bu kitabı Araplara Türkçe öğretmek için ve Türk dili ile Arap dilinin atbaşı beraber yürüdükleri bilinsin diye yazdım" diyebilecek kadar üstün bir Türklük sevgisine, üstün bir ana dil şuuruna sahip bulunuyordu. Bu konu ile ilgili bazı satırları eserin tercümesinden olduğu gibi aktaralım:
"İmdi bundan sonra Muhammed oğlu Hüseyn, Hüseyn oğlu Mahmud der ki: Tanrı'nın devlet güneşini Türk burçlarından doğdurmuş olduğunu ve onların mülkleri üzerinde göklerin bütün teğrelerini[1] döndürmüş bulunduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi; onları herkese üstün eyledi; kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi. Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanı aziz kıldı ve Türkler yüzünden onları her dileklerine eriştirdi; bu kimseleri kötülerin -ayak takımının- şerrinden korudu. Okları dokunmaktan korunabilmek için, aklı olana düşen şey, bu adamların tuttuğu yolu tutmak oldu. Derdini dinletebilmek ve Türklerin gönlünü almak için onların dilleri ile konuşmaktan başka yol yoktur".

"And içerek söylüyorum, ben Buhara'mn sözüne güvenüir imamlarımn birinden ve başkaca Nasaburlu bir imamdan işittim, ikisi de senetleriyle bildiriyorlar ki, yalavacımız (Peygamberimiz S.A.) kıyamet belgelerini, ahir zaman kanşıkhklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkacaklannı söylediği sırada Türk dilini öğreniniz; çünkü, onlar için uzun sürecek egemenlik vardır, buyurmuştur".

"Bu söz (hadis) doğru ise (sorgusu kendilerinin üzerine olsun) Tiirk dilini öğrennıek çok gerekli (vâcib) bir iş olur; yok bu söz doğru değilse akıl da bunu emreder"[2].

"Türk dili ile Arap dilinin atbaşı beraber yürüdükleri bilinsin diye HaliFin Kitabü'l-ayn'ında yaptığı gibi, kullanılmakta olan kelimelerle bırakılmış bulunan kelimeleri bu kitapta birlikte yazmak ara sıra yüreğime doğar dururdu"[3].

Divanu Lûgati't-Türk'ü, sıradan herhangi bir sözlük gibi kabul etmek doğru değildir. Çünkü, o, yazarının üstün şahsiyeti ve birçok alandaki geniş bilgisi dolayısıyla, XI. yüzyıl Türk kültür tarihini pek çok yönleri ile aydınlatabilen bir kaynak eser vasfı kazanmıştır.
Kâşgarlı Mahmud'un, XI. yüzyıl Türk dünyasına yayılmış bütün Türk boylarının yaşadıkları bölgelerden, oturdukları büyüklü küçüklü yerleşim merkezlerinden buraları bizzat dolaşarak malzeme toplamış olması; Karahanlı yazı dilindeki sözleri verirken, onları öteki Türk lehçe ve ağızlarından topladığı örneklerle karşılaştırması, gerekli yerlerde bunlar için ses bilgisi ve gramer açıklamaları yapmış olması, onun eserini, modern dilcilik metodlarına göre hazrrlanmış ansiklopedik bir sözlük; geniş çapta karşılaştırmalı bir gramer durumuna getirmiştir. Elimizde, Türkçenin eski devirlerini ele alan bu vasıfta, bu genişlik ve derinlikte başka bir eser bulunmadığından, Divanu Lûgat-it-Türk, Türk lehçe ve ağızları için değer biçilmez bir kaynak durumuna girmiştir.

Bunun dışında, Kâşgarlı Mahmud ele aldığı Türk boy ve kavimlerinin oturdukları yerleri uzun uzun anlatmış, kullandıkları alfabe sistemlerinden, dillerindeki ses ve yapı ayrılıklarından, boy teşkilâtlarından söz etmiş; onların etnografyalarından tutunuz da inançlarına, gelenek ve göreneklerine, edebiyat ve folkloruna varıncaya kadar ayrıntılı bilgiler vermiş, bu bilgileri gerektiğinde hadisler, atasözleri, şiir parçaları ve dörtlükler gibi canlı örnekler sıralayarak açıklamaya çalışmıştır. İlk Türk dünya haritası ve en eski Türk savları (atasözleri) onun kitabında yer almıştır.

Kâşgarlı Mahmud'un, eserinde oldukça geniş ölçülerle yer verdiği Türk kavimlerinden biri Uygurlardır. VIII. yüzyılda Moğolistan'da, IX. yüzyılda da Doğu Türkistan'da yüksek seviyede şehirli bir Türk kültürü geliştirmiş olan Uygurlar hakkında, Uygur devri metinlerinde tarihî bilgiler mevcut değildir. Bu kavim komşularınca da az tanınmış olduğundan, XI. yüzyılda Kâşgarlı Mahmud'un kendi eserinde Uygurlar için vermiş olduğu bilgiler hayli değerlidir. Ayrıca, Kâşgarlı Mahmud, Uygurlardan doğrudan doğruya kendi adları ile bahseden ve haklarında çok yönlü bilgi veren ilk Islâm dil tarihçisi vasfını da taşımaktadır. Bu konuda verilen bilgiler arasında, Kâşgarlı Mahmud'un mensup bulunduğu Karahanlı Devleti ile Uygurlar arasındaki savaşlara ait tarihî hatıraların izleri olarak bir destan parçası durumundaki bazı dörtlüklere rastlanmaktadır. İşte bir örnek:

Kimi içre oldurup
Ilav suvın keçtimiz
Uygur tapa başlanıp
Mınğlak ilin açtımız
(Gemi içine oturarak Ila suyunu geçtik; Uygur memleketine yönelerek Manglak elini fethettik).[4]

Uygur eline yapılan bir gece baskını anlatılırken de:

Tünle bile bastımız
Tegme yanğak bustumız
Kesmelehn kestimiz
Mınglak erin bıçtımız
(Geceleyin baskın yaptık, her yandaki pusuya girdik. Öyle ki, atalarının perçemlerini kestik ve Mınglak erlerini öldürdük) denmektedir.

Kâşgarlı'nın, eserinde sık sık söz konusu ettiği kavimlerden biri de Oğuzlardır. Oğuzların dili, yani Türkiye Türklerinin atalarının konuşmuş oldukları Eski Oğuzca da öteki Türk boylarının lehçelerine bakarak daha ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Eserde Oğuzlar, Oğuzeli ve Oğuzca üzerinde genişlemesine bilgi verilmiş olmasının sebebi, şüphesiz Oğuzların X, XI. yüzyıllar Orta Asya Türk dünyasındaki önemleri ile orantılıdır. Oğuz Türkmen boyları daha X. yüzyıldan ve Sirderya ırmağı kuzeyindeki steplerden başlayarak. Sirderya, Maveraünnehir, Harezm ve Horasan bölgelerinde önemli bir yer tutmuş bulunuyorlardı XI. yüzyılda Büyük Selçuklu Devleti'nin batıya yaptığı göçler ve fütuhatlar ile, Oğuz hakimiyeti Azerbaycan, Irak bölgelerine ve devrin büyük kültür merkezlerinden biri durumunda olan Bağdat'a kadar uzanmıştı. Orta Asya Türk dünyasında bu kadar önemli bir yer tutmuş olan Oğuzların Türk dili tarihi bakımından etkisiz kalmaları elbette söz konusu olamazdı. Kâşgarlı Mahmud'un eserinde Oğuzcaya çok sık yer vermiş olması, herhalde bu durumla ilgili olmalıdır. Kâşgarlı'nın Oğuzca hakkında verdiği bilgiler, dil tarihi açısından daha başka bir değer de taşımaktadır. Şöyle ki; VIII. yüzyıldan XIII. yüzyıla kadar değişik bölgelerde müstakil, fakat ayrı birer yazı dili hâlinde yol almış bulunan Türkçe, tek bir kol hâlinde ilerlemiştir. Oğuzcanın gerek Orta Asyada gerek Anadolu bölgesinde müstakil bir yazı dili hâlinde kuruluşu XIII. yüzyıldadır. Elimizde XIII. yüzyıldan önceye ait yazılış alanları belli metinler bulunmadığından bu gün için Oğuzcanın XIII. yüzyıl öncesi, sisli bir dönem durumundadır. İşte bundan dolayıdır ki, Kâşgarlı Mahmud'un Oğuzca için verdiği bilgiler bu lehçenin XI. yüzyıldan XIII. yüzyıl ortalarına kadar uzanan devresinin tayini bakımından çok değerlidir ve iki dönem arasında bir köprü vazifesi görmektedir.

Bütün konuşma ve yazı dilleri gibi, Oğuzca da sürekli bir değişme yolu izlediğinden, Divanu Lûgati' t-Türk vasıtasıyla Oğuzcanın tarihî gelişme durumu hakkında da değerli bilgiler alınabilmektedir. Ayrıca, bu eser sayesinde, Oğuzcanın, o devrin ortak yazı dili olan Karahanlı Türkçesi ile öteki ağız ve lehçeler arasındaki yerini, onlarla birleşen ve ayrılan yanlarını da az çok öğrenebilmekteyiz. Çünkü, Kâşgarlı Mahmud, eserinde herhangi bir kelime veya dil kuralı üzerinde dururken "Türklerce -yani Karahanlı Türklerince- böyle söylenir; Oğuzlarda karşılığı şudur; Oğuzlar bunu bilmezler; Çiğil, Yağma, Suvar ve Bulgar Türkleri ile Kıpçaklar bu söyleyişle ortaklaşırlar ya da ayrılırlar; onların başka bir diyaleği vardır" gibi ayrıntılı açıklamalara da girmiş; gerektiğinde bunlar için örnekler de sıralamıştır.

Divanu Lûgati't-Türk'ün dil ve kültür tarihindeki yeri üzerinde ne kadar dursak, ne kadar yazsak azdır. Sonuç olarak diyebiliriz ki, Kâşgarlı Mahmud, bu değerli eseri ile Türk milletinin kalbinde olduğu kadar Türk dil ve kültür tarihine de adını altın harflerle yazdırmaya hak kazanmış üstün değerlerimizden biridir.

Sayın okuyucularımıza Türkçenin XI. yüzyılda nasıl bir dil yapısında olduğunu gösterebilmek ve günümüze gelinceye kadar ne gibi değişikliklere uğradığı hususunda bir fikir verebilmek için, yazımızı, aşağıda Divanu Lûgati' t-Türk'ten aktardığımız birkaç sav (atasözü) ve birkaç dörtlükle bitirmek istiyoruz:

SAVLAR :

Erdem başı tıl
'Erdemin, yani faziletin başı dildir.'

Ot tise ağız köymes
' Ateş demekle ağız yanmaz'

Közden yırasa köngülden yıne yırar
'Gözden ıraklaşan gönülden de ıraklaşır.'

Tağ tağka kavuşmas kişi kişike kavuşur
'Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.'

Öd keçer kişi tuymaz, yalanğuk oğlı mengkü kalmas
'Zaman geçer kişi duymaz, insanoğlu baki kalmaz.'

Suv körmeginçe etük tartma
'Suyu görmeden pabuç çıkarma.'

Tüzün birle uruş utun birle üsterme
'Ağırbaşlı ile uğraş, yüzsüzle yarışma.'

Neçe munduz erse eş edgü, neçe egri erse yol edgü
'Ne kadar ahmak olursa olsun arkadaş yalnızlıktan iyidir;
ne kadar eğri olursa olsun, yol yolsuz kalmaktan daha iyidir.'

DÖRTLÜKLER :

Begler atın arğurup
Kadgu anı turgurup
Mengzi yüzi sarğarıp
Kürküm anğar türtülür
'Beyler atlarını yordular, kaygı onları durdurdu, yani sardı; benizleri sarardı; sanki safran sürülmüştü'

Tumlığ kelip kapsadı
Kutluğ yayığ tepsedi
Karlap ajun yapsadı
Et yin üşüp emrişür.
'Soğuk gelip kapladı, kutlu yazı çekemedi; kar yağarak dünyayı kapattı vücut üşüyerek titriyor'

Yığlap udu artadım
Bağrım başın kartadım
Kaçmış kutug irtedim
Yağmur küni kan saçar.
'Arkasından ağlayarak bozuldum, bağrımın yarasını deştim, giden saadeti aradım, gözüm yağmur gibi kan saçar.'

Tümen çeçek tizildi
Bükünden ol yazıldı
Öküş yatıp üzeldi
Yerde kopa adrışur
'Yazın gelişi dolayısıyla, tümen tümen çiçek dizildi, yer altında yatmaktan sıkılan bitkiler yerden fışkırıyor ve birbirinden ayrılıyor.'

Yaşın atıp yaşnadı
Tuman turup tuşnadı
Adğır kısır kişnedi
Ögür alıp okraşur
'Bahar dolayısıyla: bulut şimşek çaktırdı ve bulutlar coştu; kısrakla aygır baharın geldiğini görerek kişnediler, her aygır kısrağını aldı.'

----------------------------------------------------
(*) Türk Dili Üzerine Araştırmalar, C.1, TDK Yay.:629, Ankara 1995
Millî Kültür, C. 2, S. 10 (Mart 1981), s. 15-19.

[1]Çağın güneş batmaz imparatorluğu anlamıyla.
[2]Divanu Lûgati't-Türk Tercümesi, C. 1., TDK. Ankara 1939, s. 3, 4.
[3]Not 1'de g.e., s. 6.
[4]Divanu Lûgat-it-Türk Tercümesi, C. III, s. 178-1. Bu konuda geniş bilgi için bk. Tahsin Banguoğlu, "Uygurlar ve Uygurlar üzerine." Türk Dili Araştırmaları Yıllığı, 1958, s. 103-106.

  • 0

Sözlük indir.
http://tufar.com/SanalBaba/
Taranmasına "kıyacağınız" sözlük varsa benimle iletişim kurunuz.

"Türk Dil Kurumu" ile "Türk Günay Kurumu" özerk, tüzel kişiliğine dönmelidir. Atatürk kalıtını çiğneyenler yargılanmalıdır...
YİĞİT TULGA
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 973
Katılım: 29 Ağu 2007, 03:48
Değerleme: 23

Ynt: Kaşgarlı Mahmut (1008-1105)

İletigönderen YİĞİT TULGA » 15 Ağu 2008, 18:51

Kaynak:
http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20DILI/5.php

OĞUZ TÜRKÇESİNİN TARİHÎ GELİŞME SÜREÇLERİ VE DİVANU LÛGAT-İT-TÜRK

Prof. Dr. Zeynep KORKMAZ

1. Ansiklopedik bir sözlük olan Divanu Lûgat-it-Türk, kültür tarihimiz için olduğu kadar, Türk dili tarihi için de önemli bir kaynaktır. Biz, bugün Türk dilinin metinlerle ulaşılamayan bazı karanlık noktalarının aydınlatılmasında veya karşılaştırmalı dil çalışmalarında yer yer Divanu Lûgat-it-Türk'teki kayıtlara dayanmakta ve ondan büyük ölçüde yararlanmaktayız. Yaptığımız bilgi şöleni ile yazılışının 925. yılını kutladığımız Divanu Lûgat-it-Türk, üzerinde duracağımız konu bakımından da bir dönüm noktası oluşturmaktadır. Çünkü, Oğuzlar ve Oğuzca hakkındaki en eski toplu bilgileri Divan'dan öğreniyoruz. Kaşgarlı Mahmud, eserinde yer yer yalnız Oğuzlar ve Oğuz ili hakkında değil, aynı zamanda Oğuz Türkçesi hakkında da oldukça geniş bilgiler vermiştir. Yeri düştükçe verilen bu toplu ve dağınık bilgileri, yapılan açıklamaları bir araya getirdiğimizde, Oğuzcanın XI. yüzyıldaki durumu hakkında genel bir birikime sahip olabilmekteyiz. Kaşgarlı Mahmud'un Karahanlı (Hakaniye) Türkçesi bir yana, öteki Türk lehçelerine oranla Oğuzcaya vermiş olduğu bu geniş yer, yalnız Oğuzların XI. yüzyıldaki genel durumunu belirlemekle kalmamış; dolayısıyla Oğuzcanın XI-XIII. yüzyıllar arasındaki gelişme sürecine de ışık tutarak bir anahtar vazifesi görmüştür.

Biz Divanu Lûgat-it-Türk'ün yazılışının 900. yıl dönümü dolayısıyla daha önce hazırladığımız "Kaşgarlı Mahmud ve Oğuz Türkçesi" adlı bir yazımızda Oğuz Türkçesinin Divan'daki ses ve şekil bilgisi özelliklerini ele aldığımız için, bugün, konuya yalnız yukarıda belirtilen husus, yani Oğuzcanın XI-XIII. yüzyıllar arasındaki gelişme sürecinin tespitinde Divanu Lûgat-it-Türk'ün yeri açısından eğilmek istiyoruz.

2. Bilindiği gibi Oğuzcanın bir yazı dili olarak varlığını ortaya koyması oldukça geçtir. Başlangıcı, Oğuzların Anadolu'da kurdukları Anadolu Selçuklu Devleti'nin sonlarına rastlar. Selçuklu Devleti'nin resmî dili Farsça olduğu için XIII. yüzyılın ikinci yarısında yazılmış olan eserler de nitelik bakımından daha çok halka seslenen basit içerikli dinî eserlerdir. Selçukluların devamı niteliğindeki Anadolu Beylikleri döneminde ise, Oğuz Türkçesi artık çok yönlü yüzlerce telif ve tercüme eserlerle olgunluğa erişmiş bir yazı dili durumuna gelmiştir. Eski Anadolu Türkçesi veya Eski Türkiye Türkçesi diye adlandırdığımız bu dönem XIII-XV. yüzyıllar arasını kaplar.

Oğuzlar VI. yüzyıldan beri tarih sahnesinde oldukları ve Orta Asya' da kurulmuş Türk devletleri içinde önemli bir etnik kol oluşturdukları hâlde, lehçelerinin bir yazı diline dönüşmesinin bu kadar gecikmiş olması, her hâlde, onların tarih sahnesine bağımsız bir siyasî varlık olarak çıkamamış, bağımsız bir devlet kuramamış olmalarıyla ilgilidir. Ama Oğuz Türkçesine ait birtakım belirtiler ve bazı özellikler, Köktürk ve Yenisey Yazıtları'ndan beri de bilinmektedir. Bu bakımdan Oğuzcanın tarihî gelişme sürecini, onların tarih sahnesindeki etnik, siyasî ve sosyal durumlarına koşut olarak birbirinden farklı üç ayrı döneme ve dolayısıyla üç aşamaya ayırmak uygun olacaktır. Bunlar:

1. VI-XI. yüzyıllar arasındaki dönem,

2. XI-XIII. yüzyıllar arasındaki dönem,

3. XIII. yüzyıldan sonraki dönemler.

Konumuza giriş yapabilmek için önce birinci dönem üzerinde kısaca duralım:

3. VI ve XI. yüzyıllar arasını kaplayan ve Türk dili tarihinde Eski Türkçe diye adlandırılan dönemde, Oğuzlar, sosyal ve etnik varlıklarını Köktürk (552-745), Uygur (745-840) ve Karahanlı (912-1212) Türk devletlerinin coğrafyasında, siyasî bakımdan onlara bağlı ve zaman zaman da bu devletler üzerinde önemli etkiler yaparak sürdüregelmişlerdir. Gerek Orhun ve Yenisey Yazıtları'ndaki kayıtlardan gerek bu konuda yapılan araştırmalardan, Oğuzların VII. yüzyılın ilk yarısında Yenisey bölgesindeki Barlık ırmağı yörelerinde, VII. yüzyılın ikinci yarısından sonra da Tula ırmağı boylarında ve Ötüken yöresinde oturdukları bilinmektedir. Köktürk yazıtlarında Türk ve Türk olmayan öteki etnik unsurlar yanında çeşitli vesilelerle yer yer Oğuzların da adı geçmektedir. Köktürk Kağanlığının Oğuzlarla ilişkisi ise, kimi zaman gergin ve savaşlı olmuş; kimi zamanlarda da kağanlığın sadık bir metbuu derecesine yükselmiştir.

Oğuzların, Köktürklerin yerini alan Uygurlar döneminde de Orhun ırmağı bölgesinde yaşadıkları ve Uygurlarla Köktürk döneminde olduğu gibi, kimi zaman dostluk ilişkileri içinde oldukları, kimi zaman da savaşlar yaptıkları bilinmektedir.

Oğuzlar Karahanlılar döneminde de sahnede olmuşlar ve varlıklarını Karahanlıların batısındaki sınır bölgelerinde sürdürmüşlerdir. IX-XI. yüzyıllar arasındaki dönemde, Oğuzların Aral gölü kuzeyindeki steplerde ve Seyhun (Sirderya) ırmağının iki yakasında oturduklarını, tarihî ve coğrafî kaynakların verdiği bilgilerden öğreniyoruz. Bu Oğuzların daha X. yüzyılda Sirderya (Öküz ırmağı) boylarında ve Aral gölü kıyılarında Yenikent merkez olmak üzere bir Yabgu Devleti kurduklarını da biliyoruz. X-XI. yüzyıllar arasında Yenikent'e ilâve olmak üzere, Haare, Cend, Sepren (Sabran, Savran), Suğnak, Karnak, Karaçuk (Fârab) şehirlerini de kurmuşlardır. Oğuzların XI. yüzyılda batıda Hazar denizi kıyısındaki Mangışlag (Siyah Kûh) adını verdikleri yarımadayı ele geçirip orada yerleştikleri de bilinmektedir. Bu bölgedeki Oğuzlar kısmen göçebe kısmen de yüksek kültürlü bir yerleşik hayata geçmiş bulunuyorlardı. Oturdukları yerlerde bir yandan Maveraünnehir'in yerli halkı ile karışmakta, bir yandan da Karahanlı, Yağma, Çiğil, Argu ve Karluklar ile komşuluk ilişkilerini devam ettirmekte idiler.

Oğuz Türklerinin lehçelerine gelince: VI-XI. yüzyıllar arasındaki dönemde Oğuzlar nasıl bağımsız bir devlet kuramamışlar ise, Oğuzcaya dayalı bir yazı diline de sahip olamamışlardır. Ancak, Eski Türk yazıtlarında olsun, Uygur ve daha sonraki döneme ait eserlerde olsun yer yer Oğuzcanın yazı dillerine ve yazılı eserlere yansımış belirtilerini ve bazı özelliklerini de bulmak mümkündür. Bilindiği gibi Türkçe, VI-XI. yüzyılların Türk devletleri olan Köktürk, Uygur ve Karahanlılar dönemlerinde, yer, zaman ve kültür alanı ayrılıklarına, kelime hazinesindeki bazı farklılaşmalara rağmen, genel yapısı itibarıyla yine de birbirinin devamı niteliğinde tek bir kol hâlinde ilerlemiştir. Bu bakımdan Oğuzcanın VI-XI. yüzyıllar arasındaki dönemi esas itibarıyla sisli bir perdeyle örtülmüş bulunmaktadır. Ne var ki, bu dönemdeki Türk devletlerinin sınırları içinde birbirinden farklı etnik unsurların yer almış ve bunlara ait dil özelliklerinin yer yer yazı diline de yansımış olması, yazıtlarda olsun meydana getirilen yazılı eserlerde olsun birtakım lehçe veya ağız ayrılıklarının doğmasına yol açmıştır. Nitekim W. Radloff, Orhun Yazıtları yanında, merkezi Turfan olan geniş bir alanda daha başka edebî bir dil olduğunu ve bu edebî dilin daha sonraki bir sıra Türk lehçelerine temel oluşturduğunu yazmıştır. Rus Türkologlarından S. E. Malov da Yenisey ve Orhun Yazıtları'ndaki lehçe ayrılıkları ile eski Kuzey Oğuzcasının etkisine işaret etmiştir. A. von Gabain ise, Eski Türkçe döneminde, bugüne kadar hangi kavmî unsurlara ait olduğu tespit edilemeyen beş ayrı lehçenin izleri bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Uygur yazmalarında olduğu gibi, Orhun ve Yenisey Yazıtları'nda da lehçe ayrılıkları yüzünden bir dil birliğinin bulunmadığına işaret etmiştir. Köktürk ve Uygur ülkelerinde yukarıda belirtildiği üzere, Oğuzlar da önemli bir yer tuttuklarına göre, Eski Türkçe döneminde Oğuz lehçesi ile ilgili bir kısım özelliklerin de kendini göstermesi olağandır. Bizim bu konuda metinler üzerinde yaptığımız bir araştırma, özellikle Yenisey ve Orhun Yazıtları ile Uygurcanın n lehçesi metinlerinde belirtiler veya genel eğilimler hâlinde birtakım Oğuzca özelliklerin de yer aldığını ortaya koymuştur. Daha sonraki yüzyıllarda, Karahanlı dönemini temsil eden bir eserde de Oğuzcanın belirgin izlerine rastlanmaktadır. Rus Türkologlarından A. K. Borovkov'un araştırmalarına göre, Oğuzcanın etkisi, daha eski bir Oğuz-Türkmen edebî an'anesinin varlığını gösterecek biçimde Anonim Kur'an Tefsiri'nde de yer almıştır. Demek oluyor ki, VI-XI. yüzyıllar arasındaki gelişme sürecinde, Oğuz lehçesi temelde bir sis perdesine bürünmekle birlikte, yine de birtakım özelliklerini o devir eserlerine yansıtmış bulunmaktadır.

4. Gelelim Oğuzcanın tarihî gelişme sürecindeki ikinci aşamaya, yani XI-XIII. yüzyıllar arasındaki döneme. Bizi Divanu Lûgat-it-Türk bakımından asıl ilgilendiren de bu dönemdir.

Türklerin İslâmlığı kabulünden sonra Oğuzların siyaset sahnesindeki yıldızları da parlamaya başlamış; daha sonraki tarihî olayların da ortaya koyduğu üzere, Orta-Asya Türk dünyasının batı kesiminde ve İslâm dünyasında çok önemli bir yer tutmuşlardır.

Yukarıdaki açıklamalar sırasında, Oğuzların X. ve XI. yüzyıllarda Sirderya ırmağının iki yakasında önemli şehirler kurarak büyük ölçüde yerleşik hayata geçtiklerine de işaret edilmişti. Kaynaklar XII. yüzyılda bu şehirlere Barçınlıg-Kent, Eşnas, Uzkent ve Sırlı-Tam gibilerinin de eklendiğini bildiriyor. Tarihçilerimiz, Divanu Lûgat-it-Türk'ün ve öteki İslâm kaynaklarının pek çok Oğuz şehirlerinin varlığından söz etmelerini, Oğuzların büyük bir bölüğünün yerleşik hayat yaşamaları ile ilgili bulmuşlardır. Faruk Sümer de Oğuzların önemli bir kısmının oturak yaşayışa geçmesinde İslâmlığı kabullerinin büyük etken olduğunu belirtmiştir. Kaşgarlı Mahmud'un da belirttiği gibi, yerleşik yaşayışa geçmiş olan Oğuzların yüksek kültürlü bir şehir hayatı vardı. Ama hemen şunu da belirtmek gerekir ki, Sirderya'nın iki yakasında şehirli Oğuzlar ile birlikte göçebe Oğuzlar da yaşamaktadır. Hatta Kaşgarlı, göçebe Oğuzların yerleşik yaşayıştaki Oğuzları alaya alarak onlara yatuk (tenbel) dediklerini, bunların şehirlerden dışarı çıkmadıklarını ve savaş yapmadıklarını kaydetmiştir.

Öte yandan XI.-XIII. yüzyıllar arası, Oğuzların Aral gölü kuzeyindeki steplerden güneye Harezm ve Sirderya bölgelerine sürekli olarak göç ettikleri bir dönemdir.

Bu Oğuzlardan bir kısmı büyük gruplar hâlinde Harezm yolu ile Horasan üzerinden Yakın Doğu'ya uzanarak oralardaki Selçuklu Devletlerinin kuruluşunu hazırlamışlardır. Bilindiği gibi XI.- XIII. yüzyıllar arasında Harezm bölgesinin Türkleşmesinde, bazı Türk boyları yanında Kıpçaklarla birlikte Oğuzların da büyük etkisi olmuştur. Görülüyor ki, bu dönemdeki Oğuz nüfuzu yalnız Sirderya kuzeyindeki steplerden başlayarak Sirderya, Maveraünnehir, Harezm, Horasan bölgelerinde kalmamıştır. XI. yüzyılda Büyük Selçuklu Devletinin batıya yaptığı göçler ve fütuhatlarla, bu nüfuz Azerbaycan ve Irak üzerinden Abbasi Devletinin başkenti ve devrin büyük kültür merkezi Bağdat’a kadar uzanmıştır. Aslında Kaşgarlı Mahmud’un, eserinde Oğuzlara ve Oğuzcaya bu denli geniş ve ağırlıklı bir yer vermiş olmasının sebebi de, onların bu dönem Türk dünyasındaki yayılma durumları ile orantılıdır. XI. yüzyıldan XIII. yüzyıla doğru uzanan bir dönemde, Orta-Asya Türk dünyasının siyasal ve sosyal yapısında bu denli önemli bir yer tutmuş olan Oğuzların dil bakımından boşlukta kalmış olmaları imkânsızdır.

5. Konuya dil tarihi açısından baktığımız zaman XI.-XIII. yüzyıllar arasındaki dönemde özellikle XII. ve XIII. yüzyıllarda Harezm bölgesinin yeni yazı dillerinin oluşmasına kaynaklık ettiğini ve bir beşik vazifesi yaptığını görüyoruz. Bu bölgede bir yandan, ileride Çağataycaya temel oluşturan Karahanlı Harezm Türkçesi temelinde bir yazı dili kurulurken bir yandan da Batı Türkçesinin kuzey kolunu oluşturan Kıpçak Türkçesi ile güney kolunu oluşturan Oğuz Türkçesi ilk şekillenmelerine başlamış görünüyor.

Oğuz Türkçesinin doğrudan doğruya kendi lehçe özelliklerine dayalı metinleri en erken XIII. yüzyıl sonlarında ortaya konduğuna göre, acaba bundan önceki yüzyıllarda Oğuz lehçesi ne durumda idi? Bu dönemde Eski Anadolu Türkçesinin kuruluşuna öncülük eden bir geçiş dönemi yaşanmış mıdır? Yaşanmışsa, dil yapısı nasıldı?

Takdir olunur ki, bir yazı dilinin kurulması kolay değildir. Hele Oğuzca gibi uzun yüzyıllar konuşma dili olarak süregelmiş bir lehçede bu durum daha da önemlidir. Zamana bağlı tarihî, sosyal ve etnik şartların gerekli kıldığı bir ön hazırlık devresinden geçmesi olağandır. Durumun aydınlanabilmesi için de tarihî olayların seyrine bağlı gelişmeler ile dil tarihinin ortaya koyduğu veriler birlikte değerlendirilmelidir.

Orta Asya’da XI.-XIII. yüzyıllar arasındaki dönemde Karahanlı Türkçesi ortak yazı dili durumunda olduğuna göre, Oğuzların yerleşik ve üstün kültür düzeyindeki şehirli kesimi, ilk yüzyıllarda her hâlde bu yazı dilini benimsemiş olmalıdır. Öte yandan XI-XIII yüzyıllar arasında Oğuzların Orta Asya’nın batı kesiminde geniş bir alana yayıldıkları, geçirdikleri tarihî seyir ve Sirderya boylarında yerleşik Oğuzlar ile göçebe Oğuzların iç içe yaşamış olmaları, gibi hususlar ile Oğuzların kendi lehçe yapısındaki bazı değişme ve gelişmeler dikkate alınınca, XI-XIII. yüzyıllar arasındaki Oğuz Türkçesinin, yerleşik, şehirli Oğuzların aracılık ettiği, Karahanlı Türkçesi ile Oğuzca özellikler arasında olacağını tahmin etmek güç değildir.

6. Bugün elimizde yazılış tarihleri belli veya belli olmayan ve taşıdıkları dil özelliklerine göre XII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIII. yüzyılın ilk yarısına giren birkaç eser vardır. Behçetü’l hadaik, Ali’nin Kıssa-i Yûsuf’u, Kudurî Tercümesi, Kitab-ı Güzîde, Kitabu’l feraiz ve kitaplıklarda henüz yazma hâlinde bulunan bazı eserler gibi. Bilindiği üzere bu eserlerde Eski Anadolu Türkçesinden farklı olarak Oğuzcaya ait dil özellikleri ile Karahanlı yazı diline ait özellikler iç içe girmiş ve olga bolga dili diye adlandırılan bir “karışık dilli eserler” sorunu ortaya çıkmıştır. Bu karışık dilin ne ifade ettiği konusunda da birbirinden farklı iki temel görüş ortaya atılmıştır. Bunlardan biri, bu türlü eserlerdeki dil karışıklığını bu eserlerin farklı lehçe alanlarına mensup müstensihler tarafından kopya edilmesine veya Horasan’dan göç etmiş göçmenlerin, Doğu Türkçesi ile Batı Türkçesi arasında bocalamalarından kaynaklanan şahsî ve anorganik etkilere bağlayan görüştür. Merhum Reşit Rahmeti Arat ve Sadettin Buluç, biz ve Mustafa Canpolat bu eserlerdeki dilin bir geçiş dönemini temsil ettiği görüşündeyiz (Şeyyat Hamza vb.’nin Doğu Türkçesinde yazılmış şiirlerindeki durumu bununla karıştırmamak gerekir). Ancak böyle bir görüşün geçerlik kazanması, konunun tanıklayıcı örneklere bağlanmasını gerekli kılmaktadır. İşte bu noktada bize Kaşgarlı Mahmud’un Oğuzca için verdiği bilgiler yardımcı olmaktadır.

Karışık dilli eserlerde yer alan özellikler ile Kaşgarlı Mahmud’un Oğuzca için verdiği özelliklerin yan yana getirilmesi, aralarında genel bir ortaklık ve koşutluk olduğunu ortaya koymakta; Oğuzcanın XI.-XIII. yüzyıllar arasında böyle bir geçiş süreci yaşadığını göstermektedir. Şimdi durumu Karahanlı yazı dili ile Eski Anadolu Türkçesi arasında ayraç (kriter) oluşturan bazı özellik ve örneklere dayanarak açıklamaya çalışalım:

1. Kaşgarlı eserinin Oğuzcaya ayırmış olduğu bölümünde, lehçe ve ağız ayrılıklarından söz ederken, “asıl kelimede değişiklik az olur, Değişmeler ancak birtakım harflerin yerine başka harfler gelmesi yahut atılması yüzündendir” (Terc. c. I, s. 30-31) dediğine göre, Oğuzcanın Karahanlı Türkçesine oranla gösterdiği ayrılıkta, ses değişmelerinin ağırlığına işaret etmiş olmalıdır.

O, yaptığı açıklamalarda, her iki kolda ortaklaşan kelime ve şekillere dokunmamıştır. Tahsin Banguoğlu Divan’da Oğuzca diye gösterilen 265 kelime tespit ettiğine göre, bunun dışında pek çok kelimenin her iki lehçede de ortak olduğuna hükmedilebilir. Nitekim Divan’da yer alan on, ün, ögüt, öküz, ülüş, aşuk "topuk kemiği", uluk "eskimiş, yıpranmış, bozuk", erük, ogul, üzüm, āt "ad", āē "aç", üt-, ulaş- vb. pek çok kelime hiçbir kayıt olmadığı hâlde Oğuzca ile ortaklaşan sözlerdir.

2. Divan’da ön sesteki b->m- değişimi açısından, Oğuzca, genellikle b- yanındadır. Kaşgarlı Karahanlı Türkçesindeki men (ben), mün "çorba", mayak "pislik" şekillerine karşı Oğuzca için ben, bün (Div. Terc. I, 31) ve baynak "pislik" (c. III, 175-13) şekillerini vermiştir. Ama buna rağmen, yer yer Oğuzca olarak gösterilen m’li örnekler de vardır. muñar "pınar" (III, 376) gibi. Oğuzca bekleş- ve beklet- fiillerinin açıklaması yapılırken verilen cümleler ol maña at bekleşti "o bana at gözlemekte yardım etti" (II., 203-204), men at beklettim "ben at beklettim" (II, 341) biçimindedir. Yine Oğuzca aşat- fiili için ol maña aş aşattı "o bana yemek yedirdi" (I, 210-4) cümlesi kullanılmıştır. Buna daha başka örnekler de eklenebilir. Esasen Divan’da ses yapısı farklı olmayan kelimeler için bir açıklama yapılmadığına göre bu dönem Oğuzcasında ön seste b-’li kelimeler yanında m-’li kelimelerin varlığını da kabul etmek gerekiyor.

Aynı durum karışık dilli eserler için de söz konusudur. Mustafa Canpolat Behçetü’l-hadaik’ta b->m- açısından m-’li şekillerin baskın olduğunu; ancak, bunun yanında beñ (228-21), beñgü (279-15), beñiz (189-9) gibi b-’li örneklerin de bulunduğunu kaydediyor. Buna m-’li şekiller için men, maña, anuñça (241-3), meñiz (191-1,2), meñgü (163-24) ve meñze- (11-18, 15-2) şekillerini de ekleyebiliriz.

Aynı durum Kudurî Tercümesi için de söz konusudur. Eserde ben (15b-15), benüm (43b-12), beñzer (41b-16), bindürdüñ (60a-10), biñ (65a-2) vb. şekiller yanında men (11b-15), menim (36b-4), munuñ (3b-11), mundan (6b-10), meñzer (5b-10) vb. şekiller de yer almıştır. Ali’nin Kıssa-i Yusuf’unda da bu ikili durum göze çarpmaktadır.

3. Ayırıcı nitelikteki bir başka özellik de ön, iç ve son seslerdeki b>v değişimidir.

Kaşgarlı Mahmud, Karahanlı Türkçesinde b ile f arasında boğumlanan çift dudak w ünsüzünün Oğuzlarda diş-dudak sesi v’ye dönüştüğünü kaydetmiş ve ab>av (I, 31-32) eb-ev (göst y.) örneklerini vermiştir. Eserin başka yerlerinde de Oğuzca kaydıyla tavar “cansız mal” (I, 362), savaş (II, 82), savçı “sözcü” (III, 325), sewük (I, 92), sevün- (III, 153), yavlak “kötü” (III, 43) vb. sözler yer almıştır. Bu durum b>v değişiminin yalnız iç ve son seslerde gerçekleştiğini gösteriyor. Nitekim ön seslerdeki b’ler bar “var”, bar- “varmak”, bar! “git!”, bardım “gittim”, baran “varan” (I, 31, 33, 339), bir- “vermek”, bol- “olmak” (II, 45-47 arası) gibi örnekler ile koruna gelmiştir.

Behçetü’l-hadayık’ta da ön ses b’leri aynı biçimde korunmuştur: bar (128-5, 139-19), bar- (105-12, 158-23), barış- “görüşmek, konuşmak” (29-6); bir- “vermek” (70-4, 116-2) vb. Kudurî Tercümesinde de bar “var” (34a-17), bar- “varmak” (3a-6), barmaga (112a-7), birge “verecek” (8a-12), birsün “versin” (64b-2), bolga “olacak” (53a-15), bolur (93b-11) gibi sözler aynı durumu yansıtmaktadır.

4. Ön seste t->d- değişimi bakımından Divanu Lûgati’t-Türk’le Kudurî Tercümesi ve Behçetü’l- hadaik arasında zaman farkı oranında yine genel bir paralellik gözlenmektedir. Kaşgarlı t->d- değişimi için: “Oğuzlar ile onlara yakın olanlar kelimedeki t- harfini d- harfine çevirirler. Türkler (Karahanlılar) deveye tewey bunlar devey derler” (I, 31-19 ve öt.) diyor. Bu açıklamayı XI yüzyılın ikinci yarısında t->d- değişimi başlamıştı diye değerlendirebiliriz. Ama bunu, Oğuzcada kurallı bir t->d- değişiminin var olduğu biçiminde yorumlamak mümkün değildir. Çünkü, eserde bu değişimin genel durumunu açıklayacak pek çok örnek vardır. t->d- değişimine uğramış dakı “dahi, daha” (II, 195) gibi örnekler bir yana, t- ünsüzünü korumuş ince ve kalın sıradan daha nice örnekle karşılaşılmaktadır. Kaşgarlı tamak “damak”, tamar “damar”, tarıà “darı”, tavar “davar”, tegül “değil” telü “deli”, teñelgüç “dölengeç kuşu”, teriñ “derin”, til “dil”, tokı- “dokunmak”, töl “döl”, tön- “dönmek” vb. ince ve kalın sıradan sözleri de “Oğuzcadır” kaydı ile verdiğine göre t->d- için yaptığı açıklamayı kurallı bir değişim olarak kabule imkân yoktur. Bu ikili durumun, Eski Anadolu Türkçesi yolu ile yer yer bugüne kadar bile uzandığı dikkate alınırsa, bu dönüşümün XI. yüzyılın ikinci yarısında yeni başlamış olduğuna hükmedilebilir.

Kaşgarlı’nın eserindeki ikili durum aynı şekilde d-'li ve t-’li örneklerle Kudurî Tercümesi’nde de görülmektedir: dañ “tan vakti” (15a-2), dart- (32b-3), davar (35b-14), dapu “hizmet” (78b-2), danuk (10b-3,8), daşı- (39a-13), dürlü (40a-10), dükel (25b-7), delü (21a-3); taà (6a-1), ti- (45a-9), tört (7a-16), taş (9b-1), tanuk (62b-14) tavar (46b-12) vb.

t->d- değişimindeki zaman farkının getirdiği gelişmeler dolayısıyla Behçetü’l-hadaik’ta Türk ve tümen kelimeleri dışında ince sıradan kelimelerde d-‘li biçimin yaygın olduğu; kalın sıradan kelimelerde de ikili durum bulunduğu belirtiliyor.

5. Karahanlı Türkçesi ile Oğuz Türkçesini birbirinden ayıran önemli ayraçlardan biri de ek ve hece başlarındaki à/g ünsüzleri ile birden fazla heceli kelimelerin sonlarındaki à/g ünsüzlerinin durumudur. Kaşgarlı à/g değişmesi ile ilgili olarak çumàuk>çumuk “ala karga”, tamàak “damak”, tavışàan>tavşan, baraàan>baran “varan, varıcı”, uraàan>uran “vuran” örneklerini vermiştir. (C. I-33). Eserin başka yerlerinde baràan, uràan, kuràan, kakılàan, sokulàan, ayıà (I-79), satàaş- “karşılaşmak” (II, 169), tuàrak “tuğra” (I, 385), yazıàçı “yazıcı, postacı” (II, 55) vb. örneklerin de verilmiş olması, g düşmesi olayının bu devirde başlamış; ancak, tamamlanmamış olduğunu gösteriyor. Bilindiği gibi bu olayın tamamlanması XIII. yüzyıl sonlarındadır. Kudurî Tercümesi'nde de g ünsüzünün belirtilen yerlerde ve yerge (6b-7), erge “ere” (61b-6), kılàa “kılacak, kılsın, kılmalıdır”, bolàa (61b-10) bizge (61b-5) arıà “temiz” (1b-8) yatsıà “yatsı vakti” (14a-6), batıà (64b-16) örneklerinde korunmuş; dapu “hizmet” (78b-2), dürlü “türlü” (40a-10), úamu (15a-16) ulu (27b-5), biren “veren” (54a-3) başlu (86a-5), yazuklu “günahkâr” (108b-2) vb. örneklerde de düşmüş olması, genellikle Divan’a koşut bir durumu ortaya koymaktadır. Behçetü’l-hadaik’ta da uluà (132-14), úapuà (82-14), tapuà (294-17), yalàan (30a-9), boràu “boru” (113-4), eygü (31-8), körgemen (243-8), uràalar "vuracaklar"(54-10), ölgesi “ölecek” (311-19), kurtaràa “kurtaracak” (327-13), yatàasın (116-8) gibi g’li örneklere rağmen zamanın getirdiği gelişme dolayısıyla Oğuzca özelliği baskın durumdadır. Karışık dilli eserlere olga bolga dili denmesinin sebebi de ek başı g’lerinin Eski Anadolu Türkçesine göre gösterdiği bu ayrıcalıktır.

6. Kaşgarlı’nın verdiği bilgiye göre XI yüzyıl sonlarında Oğuzlarda ê>y değşimi iêiş “tas, bardak, tencere” (I, 61, 62) aêruk (I, 98) gibi bir iki istisna dışında tamamlanmış sayılabilir. Durum ayaà “ayak” (65a-9), ayàır (541b-11), ayır- (23a-7), ayru (27a-7), uyu- (84a-8) gibi örneklerle Kudurî’de de aynıdır. Behçet’de de iêi “Tanrı” ve boêak “boya” sözleri dışında y’li şekiller hâkimdir.

Aynı durum şekil bilgisi özellikleri için de söz konusudur. Yukarıda sıralanan özellikler konuyu aydınlatacak yeterlikte olduğu için daha fazla örnek vermeyi gereksiz sayıyoruz.

Bizim vaktiyle Selçuklu Oğuzcası veya Doğu Oğuzcası, G. Doerfer’in de Doğu Selçukçası diye adlandırdığı bu karışık dilli dönem, Oğuz Türklerinin Anadolu bölgesinde bağımsız olarak yerleştikten sonra kendi lehçelerine ait özellikleri konuşma dilinden yazı diline aktarmaları ile durulmaya başlamıştır. Bu durulma eski yazı dilinden gelme özelliklerin körleşmesi ve Oğuz lehçesine ait özelliklerin yoğunlaşması biçiminde kendini göstermiştir. Dolayısıyla XIV. yüzyıldan başlayarak artık Oğuz Türkçesinde tarihî gelişme sürecinin üçüncü dönemine geçilmiş bulunmaktadır. Hatta XV. yüzyılda “olga bolga” dilindeki eserlerin Anadolu’da iyice yadırganır olduğunu, Muhammed Baydur’un, Kitâb-ı Güzîde’yi “aydın ve ruşen Türki’ye aktarırken” düştüğü kayıttan anlıyoruz.

Yukarıdan beri yapılan açıklamalar ortaya koymuştur ki, Oğuz Türkçesi XI-XIII. yüzyıllar arasında karışık dilli bir geçiş dönemi yaşamıştır. Bu dönemin dilinde kendini gösteren özellikler, bazı dilcilerimizin sandığı gibi sırf eserlerin istinsah yeri ayrılıklarından veya kişisel ağız yapılarından gelen anorganik özellikler değildir. Belki bir dereceye kadar bu türlü etkenler de söz konusu olabilir. Ama, bizce esas itibarıyla o günün tarihî ve sosyal şartlarının oluşturduğu belirleyici organik özelliklerdir. Bu konuda, Divanu Lügâti’t-Türk’e dayanarak yapılan karşılaştırmalar, durumu çok daha sağlıklı bir biçimde ortaya koymakta ve öteki ihtimalleri bizce dayanıksız bırakmaktadır. Oğuz Türkçesinin tarihî gelişme sürecinin tespitinde bir anahtar vazifesi gören ve bir dönüm noktası oluşturan bu değerli bilgiler için Kaşgarlı’ya ne kadar teşekkür etsek azdır. Onun aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyor ve sözlerimizi ruhu şad olsun diyerek bitiriyoruz.

  • 0

Sözlük indir.
http://tufar.com/SanalBaba/
Taranmasına "kıyacağınız" sözlük varsa benimle iletişim kurunuz.

"Türk Dil Kurumu" ile "Türk Günay Kurumu" özerk, tüzel kişiliğine dönmelidir. Atatürk kalıtını çiğneyenler yargılanmalıdır...
YİĞİT TULGA
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 973
Katılım: 29 Ağu 2007, 03:48
Değerleme: 23

Ynt: Kaşgarlı Mahmut (1008-1105)

İletigönderen YİĞİT TULGA » 15 Ağu 2008, 19:24

Kaynak:
http://www.kasgarlimahmud.org/ali_akar.htm

DÎVANÜ LÜGÂTİ’T-TÜRK
İLE
ANADOLU AĞIZLARINDAKİ ORTAK UNSURLAR ÜZERİNE *
Yard. Doç. Dr. Ali AKAR **
-Divanü Lügati't-Türk'ü yazışının 925. yılı dolayısıyla büyük Türk dilcisi Kaşgarlı Mahmud'un ruhuna ithaf olunur.-

Ağızlar, dilin en canlı alanlarından biridir. Yazı dilinde olmayan pek çok kelime, kavram ve şeklin ağızlarda yaşadığı görülmektedir. Bunu, ağızların, kültürel ve teknolojik etkilenmelerden belli ölçüde uzak kalmasıyla açıklamak mümkündür Yine hayat tarzının gerektirdiği maddî ve manevî ihtiyaçların, yazı dilinin konuşulduğu şehir ortamlarına göre ağızların konuşulduğu kırsal bölgelerde çok daha yavaş değişmesi, eski şekillerin ağızlarda korunmasının diğer önemli bir sebebidir.

Ağızlar, yazı dilinde bulunmayan pek çok kelimeyi yaşattığı için, dilin tarihî leksikoloji problemlerinin aydınlatılmasında büyük önem taşımaktadır. Anadolu ağızlarında bulunan birçok yapı ve şekil, Türkçenin tarihî problemlerinin çözümünde de anahtar vazifesi görmektedir.

Köktürk, Uygur ve Karahanlı dönemlerine ait eserlerde Oğuzca ses ve yapı özelliklerinin olduğu bilinmektedir.[1] Karahanlı devrinin en önemli dil yâdigârlarından biri olan Divanü Lügati't-Türk'te Oğuz Türkçesi olarak gösterilen pek çok kelime bulunmaktadır.[2]

Anadolu'da ilk ürünlerini vermeye başlayan Batı Oğuzcası eski edebî dilin yanı sıra o devirde Türkiye topraklarına yerleşmeye başlayan Yörük ve Türkmen ağızlarının derin etkisini taşır.[3] Klasik Osmanlı Türkçesi oluşmasından sonra ağızlara ait bu unsurlar, zaman içinde yerlerini eş anlamlı kelimelere veya yabancı dillerden alınan ödünçlemelere bırakmışlardır. Örn. Eski Anadolu Türkçesinin yazı dilinde ırla- "şarkı, türkü söylemek" fiili vardı (YTS s. 110). Bu şekil zaman içinde yerini yazı dilindeki "şarkı, türkü söylemek"e bırakırken, ağızlarda ırla- fiili "şarkı, türkü söylemek" anlamıyla yaşamaktadır. (DS C. VII, s.2488).

Bu çalışmada, yazı dilimizde yer almadığı halde ağızlarda yaşayan 157 kelimeyi Divanü Lügati't-Türk'teki anlam ve şekilleriyle karşılaştırdık. Anadolu ağızları için kaynak olarak Derleme Sözlüğü'nü kullandık.

Anadolu ağızları üzerindeki çalışmalar henüz bitirilmiş değildir. Bu yüzden yeni derleme ve incelemelerle ağızlardaki Eski Türkçe kelime ve şekillerin çok daha artacağı muhakkaktır.

Bu karşılaştırmada şu sonuçlara vardık:
Karahanlı Türkçesinde ilkses tonsuz damak patlayıcısı k- Anadolu ağızlarında -yazı dilimizdeki olduğu gibi- genellikle tonlulaşarak g-'ye dönüşmektedir (geñez<keñes,gezek<kezik gibi).
Karahanlı Türkçesindeki bazı -đ-'ler Anadolu ağızlarında ses gelişmesi yoluyla-y-'ye dönüşmüştür. ayrı "saman ya da başak demetlerini toplamak için yapılmış alet" (DS I 430); <ađrı "buğday temizlemek için kullanılan yaba, çatal, çatal değnek" (DLT I 126)
Bazı kelimeler ses, yapı ve anlam olarak aynı kalmıştır. çal "ala renk" (DS III 1047) <çal "alaca, kır" (DLT III 156)
Bu unsurları kelime türü olarak incelediğimizde ise karşımıza şu sonuç çıkmaktadır:
Kelime türleri
Sayı  %
İsim 92 58.9
Fiil 30 19.1
Sıfat 29 18.4
Zarf  5 3.1
Edat 1 0.6
Toplam  157 %100

İsimleri anlam alanlarına göre sınıflandırdığımızda ise şöyle bir tablo ile karşılaşmaktayız:

İsimler  Sayı %
Akrabalık ismi 5 5.4
Araç ismi  28 30.4
Bitki ismi  5 5.4
Edebî tür ismi 1 1.1
Eşya ismi 3 3.2
Giyim/kuşam ismi 2 2.1
Hastalık ismi 6 6.5
Hayvan ismi  8  8.7
Koku ismi  2  2.1
Mekân ismi  4  4.3
Meslek ismi  3  3.2
Mevsim ismi  1  1.1
Organ ismi  2  2.1
Renk ismi  2 2.1
Soyut isim  16 16.3
Yiyecek/içecek ismi 5  5.4
Toplam  98 %100

ağdık DS "yaramaz, sırnaşık; ters, aksi, yanlış, değişik" (I 87)
DLT aġduk "bozuk, belirsiz, değişik" (I 65)

~aġduk "karışık, bozuk, kusurlu, ters, aksak, eksik" YTS 3;

ağduk "fault, defect; useless, bad; excessively heavry" EDPT 80
ağlak DS "ıssız, tenha, boş, açık" (I 101)
DLT aglak "ıssız, çorak, oturulmayan yer, boş" (I 119)

~ağla:k "uninhabited, remote, lonely" EDPT 84
ağrık DS "ağrı, sancı, yel" (I 110)
DLT agrıg "ağrı" (I 98)

~aġrıġ "ağır, zahmet, huzursuzluk, hastalık" KB/421; aġrıġ "pain, painful" EDPT 90 <aġrı-; aġrıġ "ağrı, hastalık, sızı"  EUTS 7; Kökt. aġrı- "hastalanmak" (BK G/9)
ağrık DS "eşya, yük, yolculukta gönderilen eşya, ağırlık" (I 109)
DLT aġruk "pılı pırtı, ağırlık, yük" (I 99)

~aġrık "ağırlık, eşya, ev eşyası" YTS 5; aġrıġ "a heavy objekt,
heavy baggage" EDPT 90
al DS "düğünde güveyin üzerine atılan mendil büyüklüğünde kırmızı bez" (I 166)
DLT al "eğer örtüsü yapılan turuncu ipek kumaş" (I 81)
alkınmak DS "şaşırmak, alıklaşmak" (I 223)
DLT alkınmak "mahvolmak, yok olmak, bitmek, tükenmek" (I 82, 195)

~alkın- "to use oneself up, exhaust oneself" EDPT 138-139; alkmak "azalmak, bitmek" EUTS 12; Kökt. alkın- "azalmak, mahvolmak, bitmek" (KT G/9; BK K/7)
aran DS "ova, kuytu, sıcak yer, kışlak" (I 298)
DLT. aran "ahır, at tavlası" (I 76)

~aran "a stable" EDPT 232
aşu[4] DS "boya yapılan kırmızı toprak" (I 363)
DLT aşu "kırmızı toprak, aşı toprağı" (I 89)

~aşu "red ochre" EDPT 256
atasaġun DS "alim, tabip" (I 366)
DLT atasaġun "hekim, doktor" (I 86, 403)
aymak DS "söylemek, anlatmak, nakletmek, konuşmak", (I 421)
DLT. aymak "söylemek" (I 36)

~aymak/eyitmek "söylemek, devamlı anlatmak" YTS 87; ay- "demek, söylemek" KB/82
ayrı DS "saman ya da başak demetlerini toplamak için yapılmış alet" (I 430)
DLT ađrı "buğday temizlemek için kullanılan yaba, çatal, çatal değnek" (I. 126)

~ađrı "forked, a forked objekt" EDPT 63
balġam DS "sulu çamur" (II 503)
DLT balk "çamur" (I 379)

~Kökt. balık "çamur" (KT K/8)
bayak DS "demin, az önce" (II 575)
DLT baya "az önce" (I 37)

~bayak "demin, az önce" YTS 28
bayık DS "doğru, gerçek, şüphesiz", (II 579)
DLT bayık "doğru söz" (III 166)

~bayık "açık, belli, aşikar, gerçek, kuşkusuz" YTS 28
bayımak DS "zengin olmak", (II 579)
DLT bayumak "zenginleşmek", (III 274)

~bayımak "zengin olmak" YTS 28; bayu- "zenginleşmek" KB/895; bayu- "to be, or become, rich" EDPT 384; bayımak "zenginleşmek, varlıklanmak" EUTS 36; Kökt. bay "zengin" (KT D/29)
beleg[5] DS "erkeğin kız tarafına verdiği düğün hediyesi" (II 608)
DLT belek "armağan, konuğun getirdiği armağan" (I 385)

~belek "hediye, armağan" YTS 30; beleg "a gift" EDPT 338
belgi DS "nişan" (II 616)
DLT belgü "alamet, nişan" (I 427)

~belgü "alamet, nişan" KB/180; belgü "sign, mark" EDPT 340; belgü "alamet, sembol, işaret, belge" EUTS 38
belik DS "işaret, iz, nişan" (II 617)
DLT belik "yara yoklamak için kullanılan mil" (I 385)

~belik "nişane, alamet, örnek" YTS 30
boduk DS "deve yavrusu" (II 720)
DLT botuk "deve yavrusu" (III 218)

~botu "camel, colt, usually under a year old" EDPT 299 <Mong. botogan
boğ DS "bohça", (II 722)
DLT boġ "bohça, eşya konan heybe" (II 133)

~boġ "bohça" YTS 36; bo:ġ "bundle" EDPT 311
bök/böke DS "aşık kemiğinin yumru tarafı", (II 767)
DLT bök "aşığın sırtının yukarı gelmesi" (III 130)
bökmek DS "dolmak, taşmak", (II 767)
DLT bökmek "eğilerek yere kapanmak; gözü doymak" (II 18)

~bög- "to collect, gather together" EDPT 324
çağlu DS "kepçe şeklinde balık ağı" (III 1257)
DLT çawlı "tutma süzgeci" (III 442)

~ço:vlı "a sieve for sifting cereals" EDPT 397
çağşak DS "eski" (III 1038)
DLT çahşak "kurutulmuş kaysı, üzün gibi meyveler" (I 469)

~çahşamak "sarsılıp gevşemek, kağşamak" YTS 48; çaxşa:k "stony ground" EDPT 412
çahrak DS "dağların yıpranmış yerleri" (III 1040)
DLT çakrak "kel, dazlak" (I 469)

~çakrak "bald" EDPT 410
çal[6] DS "ala renk" (III 1047)
DLT çal "alaca, kır" (III 156)

~çal "alaca, kır" KB/1098; çal "grey" EDPT 417
çart DS "suların getirdiği çer çöp" (III 1084)
DLT çart "parça" (I 341)
çekik DS "serçe büyüklüğünde tarla kuşu" (III 1112)
DLT çekik "serçeye benzer alacalı bir kuş ki kayalıklarda bulunur" (II 287)

~çekük "tarla kuşu" YTS 52; çekik "the lark" EDPT 415
çetük DS "kedi yavrusu", (III 1152)
DLT çetük "kedi", (I 388)

~çetük "kedi" YTS 53; çetük "cat" EDPT 402
çığ[7] DS "süt kazanlarının üzerine kapatmak için kamıştan yapılan örtü" (III 1158)
DLT çıġ "göçebelerin sele sazı ile yaptıkları çadır örtüsü" (III 128)

~çığ "çadırlarda çubuklardan örülmüş paravana gibi bölme" YTS 54; çuġ "bundle" EDPT 405
çıkana DS "kız kardeşinin çocuğu, yeğen" (III 1165)
DLT çıkan "yeğen, hala ve teyze oğlu" (I 402)

~çıkan "the son of one's maternal aunt" EDPT 409; Kökt. çıkan "yeğen, teyze oğlu" (KT K/13)
çin DS "öz, katıksız", (III 1225)
DLT çin "iyice, büsbütün" (III 357)

~çin "gerçek, doğru, halis" YTS 56; çı:n "true, genuine; truth" EDPT 424; çın "gerçek, gerçeklik, doğru" EUTS 61, <Çin. chên "dürüst, doğru" (Alt.Gr. 272)
çöğen DS "ucu eğri baston" (III 1279)
DLT çögen "topu çekmek için kullanılan ucu eğri bir değnek, çevgen" (I 187)

~çögen "a stick with a curved end" EDPT 416 <Far. çewgân
dirkeşmek DS "arka arkaya tek sıra olmak" (V 1518)
DLT tirkeşmek "toplanmak, toplaşmak, derleşmek" (I 149)

~tergeş- "to walk" EDPT 545-546
eğir[8] DS "karın ağrısına karşı kullanılan bir çeşit kök" (V 1678)
DLT egir "karın ağrısını sağaltmak için bir kök (ilaç)" (I 53)

~egir "karın ağrısına kullanılan bir kök, andız" YTS 78; egir "a medicinal root" EDPT 112
eğirmek DS "hayvanları bir araya toplamak" (V 1679)
DLT egirmek "sevketmek, döndürmek, çevirmek" (I 178)

~egirtmek "kuşatmak, sarmak, muhasara etmek" YTS 78; egir- "to surround, encircle" EDPT 113; egirmek "eğirmek, çevirmek, kuşatmak" EUTS 69; Kökt. egir- "kuşatmak" (BK K/7)
eğme DS "gölgelik, kaya altı", (V 1681)
DLT egme "evin kemeri" (I 130)
ekece DS "yaşı küçük olduğu halde sözleri ve işleri büyük olan çocuk" ( V 1692)
DLT ekeç "akıllı, küçük kız, büyüklük eseri gösteren küçük kız" (I 52)

~eke "junior (paternal) aunt; elder sister" EDPT 100; eke "abla" EUTS 70; Kökt. eke "abla" (KT K/9)
elduran DS "dağlarda yetişen ve çayı pişirilen bir çeşit ot" (V 1708)
DLT eldrük "üzerlik otu ve tohumu" (III 12, 412)
emeç DS "hedef" (V 1732)
DLT emeçlemek "nişan almak" (I 299)

~amaç "a target" EDPT 156
endik DS "utangaç, sıkılgan", (V 1747)
DLT endik "şaşkın" (I 106)

~endikmek "şaşlamak, acemilik göstermek, şaşırmak, ürkmek" YTS 83; endik "simple-minded, stupid" EDPT 177
enemek[9] DS "hayvanlara işaret koymak amacıyla kulaklarını kesmek ya da boynuzunu kertmek" (V 1750)
DLT ñnemek "enemek, kulaktan bir parçasını kesip imlemek" (III 256)

~enemek "hayvanı iğdiş etmek" YTS 83; ene- "to earmark" EDPT 171
erin[10] DS "dudak" (V 1770)
DLT ėrin "dudak" (I 70)

~ėrin "lip" EDPT 232; erin "dudak" EUTS 74
ersek[11] DS "erkeğe düşkün kadın", (V 1776)
DLT ersek "ortaya düşmüş azgın kadın, oruspu" (I 104)

~ersek "erkek isteyen kadın" YTS 85; erseg "a woman who runs after men, nymphormaniac" EDPT 237
ġalġımak DS "zıplamak, hoplamak" (VI 1901)
DLT kalımak "sıçramak, çamışlanmak" (III 272)

~kalkımak "sıçramak, hoplamak, kalkmak" YTS 123; kalı- "to jump" EDPT 617
gem DS "insan ve hayvanda alt ve üst dudağın birleştiği yerde meydana gelen çatlak, yara" (VI 1985)
DLT kem "hastalık" (I 338)

~kem "hastalık, rahatsızlık" KB/1057; kem "illness" EDPT 720; kem "ağrı, zahmet, hastalık, ıztırap" EUTS 105
geneşmek DS "danışmak" (VI 1990)
DLT keñeş "işlerde danışma, görüşme, düşünme, tedbir" (III 365)

~geñeş "danışma, istişare" YTS 91; kiñeş "danışma, görüşme, düşünme" KB/5650; kėñeş "advice" EDPT 734 <kė:ne-; keñeş "müzakere, müşavere, danışık" EUTS 105
genez DS "kolay" (VI 1991)
DLT keñes "sığ, az, kolay, hafif" (III 364)

~geñez "kolay" YTS 91; kenes (kenez) "easy" EDPT 734
gerim DS "dokumacılıkta tezgahlara gerilen çözgü iplikleri", (VI 2002)
DLT kerim "duvarlara örtülen, kaplanan dokuma nesneler" (I 398)
geriş DS "dağların ve tepelerin üst kısmı, sırt" (VI 2003)
DLT keriş "üstüne çıkılabilen dağ tepesi" (I 370)

~keriş "the summit of any mountain that is climbed" EDPT 747
geyle DS "yapılması istenen bir iş üzerinde düşünme, çabalama" (VI 2016)
DLT keđlemek "çabalamak" (III 299)

~keđ "çok, iyi, iyice" KB/176; keđle- "to exert" EDPT 703
gez DS "duvar taşları arasına konulan harç" (VI 2019)
DLT kez "süt ve un gibi şeylerin tencere dibinde yapışıp kalan parçaları" (I 327)

~kez "sonra, başka; sefil, bedbaht" EUTS 108
gezek DS "sıra, nöbet", (VI 2021)
DLT kezik "nöbet, işte nöbet" (I 391)

~gezek "sıra" YTS 93; kezig "sıra, nöbet" KB/713; kezig "turn" EDPT 758; kezig "tertipli, düzenli, sıra, dizi, muntazam sıralı" EUTS 108
gezer DS "havuç", (VI 2022)
DLT gezer "havuç" (I 431)
girgin DS "şubat ayında azan erkek deve", (VI 2083)
DLT kirkin "boğranın, devenin azgın zamanı" (I 443)

~girgin ol- "erkek deve dişisini istemek" YTS 94; kirgin "the rutting of a stallion" EDPT 743
gömeç DS "yağda kızartılmış sıcak ekmek" (VI 2148)
DLT kömeç "küle gömülerek pişirilen çörek" (I 12)

~gömeç "kül ekmeği" YTS 96; kömeç "('food) buried (in the ashes to cook it)' EDPT 722 <köm-
gönü DS "olgun", (VI 2155)
DLT köni "düz, doğru, emniyetli" (III 151)

~köni "dik, doğru, gerçek" KB/515; köni "straight; upright" EDPT 726; köni "dürüst, doğru, sadık, içten" EUTS 115
göymek DS "katlanmak, beklemek, sabretmek" (VI 2171)
DLT köđmek "gözlemek, görmek" (II 87)

küd- "beklemek" KB/1050
ġulan[12] DS "üç dört yaşındaki dişi tay" (VI 2191)
DLT kolan "kolan, bağırdak; yaban eşeği" (I 214)

~kulun "tay" YTS 148; kulan "yaban eşeği" KB/284;kulun "a foal" EDPT 622
 
güvez DS "sabırsız, aç gözlü insan" (VI 2241)
DLT küwez "gurur, mağrur, gururlu" (I 252)

~küve:z "proud, pride" EDPT 692; kövez "burnu havada, mağrur" EUTS 118
güzü DS "dokuma aygıtında iplikleri çaprazlama işinde kullanılan ağaç" (VI 2244)
DLT küzük "çulha aygıtlarındandır, birbiri üzerine düğümlenen birtakım iplikler olup, onunla üst eriş, alt erişten ayrılır. Kumaş ve kumaşa benzer şeyler dokuyanlara da böyle denir." (I 321)

~küci "dokumacılıkta arış ipliklerini aralayan iplik taraç" YTS 150); kezük "something which is moved to and fro" EDPT 759
ır DS "ar, utanç" (VII 2480)
DLT ır "utanma bildiren bir söz" (I 36)
ırık/ırk DS "şans, uğur" (VII 2485)
DLT ırk "kâhinlik, fal, yürektekini dışarı çıkarma" (I 42)

~ırk "divination" EDPT 213; ırk "işaret, rumuz, falcı" EUTS 118
ıymak DS "dokuma tezgahında halı, kilim vb. şeylerin iplerini yerletirmek, germek, ip çözmek" (VII 2498)
DLT ıđmak "salmak, göndermek, serbest bırakmak" (I 210)

~ıymak "bozmak, ezmek" EUTS 87
ici DS "kardeş" (VII 2503)
DLT içi "yaşça büyük olan erkek kardeş" (I 87)

~ece "reis, ulu, ileri gelen" YTS 78; içi "ağabey" EUTS 88;eçe "one's mother's younger sister" EDPT 20
iğ DS "hastalık, dert" (VII 2508)
DLT ig "hastalık" (I 48)

~ig "verem, inceağrı" YTS 113; ig "hastalık, hasta" KB/156; i:g "illness, disease" EDPT 98; ig "hastalık" EUTS 90
ilersik DS "don uçkuru" (VII 2520)
DLT ilersük "şalvar uçkuru" (I 152)

~ilersük "uçkur" YTS 114; ilersük "waist-belt" EDPT 151
ilim[13] DS "erik ve kayısı ağaçlarının çıkardığı zamk" (VII 2525)
DLT yelim "tutkal, kendisiyle tüy ya da tüye benzer şeyler yapıştırılan tutkal" (III 20, 70)

~yelim "glue, paste" EDPT 929
irteşmek DS "itişip, kakışmak; kavga etmek" (VII 2553)
DLT irteş kopmak "bahis kızışmak" (I 97)

~irdemek "araştırmak, incelemek, denetlemek" YTS 116; irteş- "araştırmak" KB/6204
kesme DS "alındaki saçlar, kakül" (VIII 2767)
DLT kesme "kakül, zülüf, perçem" (I 11)

kesme "perçem, saç" KB/3284
keveke DS "iyi pişmemiş yemek" (VIII 2275)
DLT keweg "burundaki kıkırdak" (I 391)

~kevig "the cartilage of the nose" EDPT 688
kezlik DS "çakı, bıçak" (VIII 2780)
DLT kezlik "küçük kadın bıçağı" (I 478)

~kezlik "a small knife" EDPT 760
kıcı DS "hardal tohumu" (VIII 2782)
DLT kıçı "hardal" (III 238)

~kıçı "tereye benzer bir ot, kekik" YTS 136; kı:çı "mustard" EDPT 590
kırt DS "küçük" (VIII 2836)
DLT kırt "kısa" (I 342)
kıv  DS "yazgı, baht" (VIII 2849)
DLT kıw "devlet, kut, baht" (I 301)

~kı© "kut, devlet, mutluluk" KB/2105; kıv "kut, saadet" EUTS 177; kıv "good fortune" EDPT 579
kiğ DS "keçi, koyun, deve vb. hayvanların yuvarlak gübresi" (VIII 2870)
DLT kıġ "toprağı kabartmakta kullanılan gübre" (III 129)

~kık "gübre, çerçöp, pislik" EUTS 174; kı:ġ "animal dung" EDPT 608
kirşan DS "üstübeç, allık, pudra" (VIII 2881)
DLT kirşen "üstübeç, yüze sürülen düzgün" (I 437)

~kirşe:n "white lead used as a cosmetic" EDPT 747
kiyiz DS "keçe" (VIII 2888)
DLT kiđiz "keçe" (I 316)

~kiđiz "keçe" KB/4442; kidiz "keçe" EUTS 109; kiđiz "felt, a felt" EDPT 707
koğuş ağacı DS "dağ yamaçlarında yetişen dallarından ok ve yay yapılan bir çeşit ağaç, kayın ağacı" (VIII 2903)
DLT koġuş "okları perdah etmek için koğuş ağacından yapılan aygıt" (I 369)

~koġuş okı "cross-bow arrow" EDPT 613
küsemek DS "beğenmek, imrenmek" (VIII 3049)
DLT kösemek (III 265)

~kösemek "gıpta etmek, imrenmek" YTS 146; küse- "istemek, arzulamak, özlemek" KB/363; kösemek "arzu etmek, dilemek" EUTS 118; küse- "to wish, desire, long for" EDPT 749
küt ol- DS "kötürüm olmak, bacakları tutmamak" (VIII 3054)
DLT ketü "çolak" (III 219)

~küt ol- "kötürüm olmak, elden ayaktan düşmek" YTS 151
ma DS "işte" (IX 3097)
DLT ma "al, işte anlamında bir kelime" (III 213)

~me/ma "nah, işte al" YTS 153; ma "ve, ise, bizzat" EUTS 127
obruk[14] DS "çöken, kayan toprak; kayşa" (IX 3261)
DLT obrak "eskimiş" (I 118)

~obruk "çukur, oyuk" YTS 165; oprak "shabby" EDPT 13
oñ DS "sağ" (IX 3280)
DLT oė "kolay" (I 41)

~oñ "sağ, sağ taraf" KB/536;oñ "sağ, batı yönü" EUTS 141
oyuk DS "bostan korkuluğu" (IX 3303)
DLT oyuk "hayal, belge, bostan höyüğü" (I 81)

~oyuk "insan ya da hayvan şeklini andırır korkuluk" YTS 165; oyuġ "gölge, hayal" KB/3382;oyuk "mirage, landmark" EDPT 270
ozmak DS "öne geçmek, yarışı kazanmak" (IX 3306)
DLT ozmak "başkasından ileri geçmek" (I 173)

~oz- "geçmek, ileri geçmek" KB/248; ozmak "kurtulmak, halas olmak, uzaklaşmak" EUTS 145;Kökt. oz- "kurtulmak, ileri gitmek" (BK D/28; o:z- "to outstrip, to escape, to surpass" EDPT 270
öd DS "zaman" (IX 3309)
DLT öđ "zaman, vakit" (I 245)

~öđ "zaman, vakit" KB/1211; ö:d "time" EDPT 35; öd "zaman" EUTS 146; Kökt. öd "zaman" (BK D 18)
ödgönç DS "öykü" (IX 3313)
DLT ötkünç "hikaye" (I 161)

~ötgünç "taklit" KB/874; ötgünç "story, narrative" EDPT 52
öğür DS "keçilerin gece yattıkları yer" (IX 3321)
DLT ögür "koyun, geyik, bağırtlak kuşu gibi şeylerin bir arada bulunması" (I 54)

~ögür "a herd" EDPT 112; ögür "hara, sürü" EUTS 148
ök DS "akıl" (IX 3324)
DLT ök "akıl ve anlayış" (I 48)

~ög "akıl, hatır, zihin" YTS 166; ög "akıl, anlayış" KB/25; ök "the mind" EDPT 99; ög "akıl, zeka" EUTS 146
öllütmek  DS "ıslatmak" (IX 3333)
DLT ölitmek "ıslatmak" (I 213)

~ölütmek "ıslatmak" YTS 168; öli- "ıslanmak" KB/1408; ölit- "to moisten, or wet" EDPT 132
ömzek DS "yıkılacak gibi olan duvarı sağlamlaştırmak için önüne yapılan duvar" (IX 3338)
DLT ömzük "eğerin ön ve arka tarafları, ucu" (I 105)

~ümzük "the extremity of a saddle-bow in front and behind" EDPT 165
örtmen DS "yüzey" (IX 3350)
DLT örtmen "dam, satıh" (III 412)

~örtmen "roof and the like" EDPT 207
ötkü DS "bedel" (IX 3357)
DLT ötki "ivaz, bedel, karşılık" (I 128)

~ödki "zamanla ilgili" EUTS 146; ötki "equivalent exchange" EDPT 51
ötmek DS "ekmek" (IX 3358)
DLT ötmek "(yenecek) ekmek" II 268)

~etmek "ekmek" YTS 86; etmek/ötmek "bread" EDPT 60; ötmek "ekmek" EUTS 154
özlek DS "zaman" (IX 3372)
DLT özle "öğle vakti" (I 114)

öđlek "zaman, felek" KB/647; öđleg "time" EDPT 55
sağrak DS "bardak, kadeh", (X 3514)
DLT saġrak "sürahi, kâse, kap" (I 100)

~saġrak "bardak, kadeh" YTS 177; saġrak "cup, goblet" EDPT 815
 
sağrı  DS "üstü ince deri ile kaplı sandık", (X 3515)
DLT saġrı "deri, herşeyin derisi" (I 421)

~saġrı "raw hide" EDPT 815
saka DS "ekilmeyen yerler" (X 3517)
DLT saka "dağ yamacı" (III 226)

~saka "the foot of a mountain" EDPT 805
sanduvaç DS "bülbül" (X 3536)
DLT sanduvaç "bülbül" (I 529)

~sandvaç "bülbül" KB/78; sanduwa:ç "nightingale" <Sogd. zntw'çh "sweet-voiced" EDPT 837
sarmak DS "köpek havlamak, saldırmak" (X 3547)
DLT sarmak "kızmak, çıkışmak, sert söz söylemek" (II 38)

~sarma:k "to wrap round, enfold" EDPT 852
sart DS "tüccar" (X 3548)
DLT sart "tacir, tecimen, satıcı" (I 66)

~sart "tacir, satıcı" KB/2745; sart "merchant" EDPT 846; sart "kervan, tüccar" <Skr. s@rtha "kervan, tüccar" EUTS 198
savcı DS "sözcü, mektupçu" (X 3553)
DLT sawçı "elçi, peygamber; hısım ve dünürlerin arasındaki elçi" (III 154)

~sa:vçı "go-between; a prophet; messenger" EDPT 758; savçı "haberci" EUTS 199
say DS "dik, kayalık, taşlık yer" (X 3556)
DLT say "kara taşlık yer" (III 158)

~say "dibi yere gömülü kaygan kaya" YTS 182; say "çakıl" KB/212;sa:y "an area of ground covered with stones" EDPT 858; say "kır, çöl, taşlık, bozkır" EUTS 199
serinmek DS "sabırla beklemek" (X 3589)
DLT serinmek "sabretmek" (II 167)

~serin- "sabretmek" KB/3067; serin- "to be patient" EDPT 854; sarinmek "beklemek, tutunmak, tahammül etmek" EUTS 201
sınar/sıñar DS "akraba, yakın; eşdeğer" (X 3609)
DLT sıñar "bir şeyin tarafı, yanı" (III 375)

~sıñarı "kendisi gibi, benzeri arkadaş, akran, emsal" YTS 186; sıñar "yan, taraf" KB/1786; sıña:r "a side" EDPT 840; sıñar "burç mıntıkası, yön, taraf; bir nesnenin yarısı" EUTS 204
sibek DS "el değirmenlerinde alt taşın ortasına çakılan, üst taşın dönmesini sağlayan küçük kazık ya da sivri demir" (X 3629)
DLT sibek "değirmen taşının üzerinde döndüğü demir" (I 389)

~sibek "the pivot of a hand-mill" EDPT 788
sibek DS "küçük çocukların yataklarını kirletmemeleri için beşiğe takılarak sidiği oturağa götüren tahta boru, kamış" (X 3628)
DLT sibek "çocuğun işemesi için beşiğe konan kamış" (I 389)
silik[15] DS "uysal (kimse)" (X 3634)
DLT silig "temiz, yakışıklı, tatlı dilli" (I 390)

~silig "temiz, ince, nazik; tatlı dilli" KB/42-43; silig/silik "clean, pure, smooth" EDPT 826; silig/k "arı, temiz, pak, bakire" EUTS 205
sip DS "domuz yavrusu" (X 3644)
DLT sıp "iki yaşına girmiş olan tay" (I 207)

~sıp "one year-old colt" EDPT 783
siyek DS "koyun, keçi vb. hayvanların kızgınlık dönemlerinde dişilik ya da erkeklik organlarından akan sıvı; ayak yolu, hela" (X 3652)
DLT siđük "sidik" (III 321)
siymek A.Ağz "hayvan işeme, sidiklemek" (X 3652),
DLT siđmek "işemek" (II 295)

~si:đ- "to urinate" EDPT 799
süci DS "şarap" (X 3704)
DLT süçük "şarap" (II 190)

~süçi "şarap" YTS 195; süçig "tatlı" KB/1170; sü:çig "sweet, a sweet substance" EDPT 796; süçüg "tatlı şarap; tatlı, lezzetli" EUTS 213
ttanmak DS "kınamak, ayıplamak, aldatmak" (X 3821)
DLT tanmak "inkar etmek" (III 184)

~tañmak "hayrete kalmak, şaşmak" YTS 202; tan- "inkar etmek" 3892; ta:n- "to deny; to disclaim" EDPT 513; tanmak "inkar etmek; kötüleşmek" EUTS 224
tap DS "uygun, oranlı" (X 3822)
DLT tap "elverir, yeter" (I 318)

~tap "yetişir, kafi, doğru" YTS 203; tap "elverir, yeter" KB/318; tap "satisfaction, suffuciency; satisfactory, sufficient" EDPT 434; tap "arzu, istek" EUTS 224
tapuk DS "boyun eğme, gönül verme" (X 3822)
DLT tapuġ "hizmet, tapma, tapı" (I 373)

~tapu "hizmet, görev, ibadet, yüceltme, saygı" YTS 203; tapuġ "hizmet, ibadet" KB/97-467; tapıġ "tapma, perestij etme, hürmek" EUTS 224
tar DS "sal" (X 3830)
DLT tar "kelek (ırmaklarda) sal" (III 148)

~tar "a raft made of inflated skins fastened together" EDPT 528; tar "sal" EUTS 225
ttatır DS "kısa otlu çayır" (X 3843)
DLT tatır yer "kıraç yer" (I 361)

~tatır "a flat sown field" EDPT 458
tavuş DS (Karaçay göçmenlerinde) "ses, hafif gürültü, takırtı" (X 3850)
DLT tawuş "duygu ve kımıldanma" (I 367)

~tavış "a sound" EDPT 446
tef DS "zararlı şeylerin varlığı" (X 3858)
DLT tef "hile, al" (I 332)

~tevlig "hile, aldatma" KB/313; Kökt. teblig "hilekâr, aldatıcı" (KT D/6); tev "trick, device" EDPT 434
temen DS "tütün dizmeye yarayan iğne" (X 3875)
DLT temen "büyük iğne, çuvaldız" (I 402)

~temen "a large needle, packing needle" EDPT 507
ten DS "nem" (X 3876)
DLT teñ "göl, bataklık" (I 528)

~teñ "marsh" EDPT 512
ter DS "ücret" (X 3888)
DLT ter "ücret, çalışana verilen para" (III 148, 212)

~ter "ücret" KB/5078; te:r "wages<sweat" EDPT 528; ter "ücret" EUTS 234
tezik DS "çabuk, tez" (X 3906)
DLT tezik "halk arasında ürküntü, panik" (I 387)

~tezikmek "sıçramak" YTS 207; tezig "ürkek, ürkmüş" KB/712; tezig "panic in the tribe" EDPT 574
tezmek DS "kaçmak" (X 3907)
DLT tezmek "kaçmak" (II 8)

~tezmek "kaçmak" KB/548; tezmek "kaçmak, firar etmek" EUTS 236); tez- "to run away, fly" EDPT 572
tıyılma DS "perhiz" (X 3927)
DLT tıđılmak "kaçınmak, çekinmek, alıkoymak, engel olmak" (II 126)

~tıđın- "kaçınmak, sakınmak" KB/1380; tıđıl- "to be obstructed" EDPT 456;tıdılmak "mani olunmak" EUTS 236; Kökt. tid- "engel olmak, tutmak" (KT K/11)
tut DS "gözde oluşan kara benek" (X 3997)
DLT tut "kılıç ve benzeri şeylerin üzerine çöken pas" (II 281)
tükel DS "tam, bütün" (X 4006)
DLT tükel "tamamen, büsbütün" (I 60)

~dükeli "hep, hepsi, bütün, cümle, herkes" YTS 74; tükel "tam, bütün" KB/627; tükel "complete, entire" EDPT 480; tükel "tam, tamamıyla, iyi halde" EUTS 257
ukmak DS "tasarlamak" (XI 4031)
DLT ukmak "anlamak" (I 168)

~uk- "anlamak" KB/671; uk- "to understand" EDPT 77;ukmak "anlamak, öğrenmek" EUTS 266
umunç DS "umulan, beklenen, olması istenen" (XI 4038)
DLT umunç "umma, umut etme" (I 133)

~umınç "ümit, umut" KB/2812; umun- "to desire, request, or pray for" EDPT 162;umunç "umma, umut" EUTS 265
uyunmak DS "bayılır gibi olmak" (XI 4051)
DLT uđınmak "sönmek" (III 26)

~uġunmak/uvunmak "bayılacak hale gelmek, bayılmak, aklı başından gitmek" YTS 218; uđın- "sönmek" KB/4694; uđın- "to sleep quitely, go to sleep" EDPT 62
üceşmek DS "lades tutuşmak" (XI 3308)
DLT öceş "yarış" (I 61)

~öceşmek "bahis tutuşmak" YTS 166; öceş- "yarış etmek" KB/4086; ö çeş- "to be hostile to one another" EDPT 32; öceşmek "kin beslemek; çekişmek" EUTS 145
yakılmak DS "alışmak, sevgiyle bağlanmak" (XI 4128)
DLT yakılmak "dokunmak, yaklaşmak" (III 81)

~yakılmak "derin bir sevgi duymak" YTS 230; yak- "yaklaşmak" KB/3448; yakmak "hoşa gitmek, yakışmak" EUTS 280
yalvı DS "büyü" (XI 4150)
DLT yalwı "büyü, sihir" (III 33)

~yelvi "sihir" EUTS 292; yñlvi "sorcery, witchcraft" EDPT 919
yamız DS "yan; yamak, kul" (XI 4156)
DLT yamız "kaşığın iki tarafı, kalçanın iç yandan uçları" (III 10)

~yamız "the groin" EDPT 940; yamız "kasık" EUTS 283
yancık DS "çobanların azık torbası" (XI 4162)
DLT yançık "torba, kese" (II 250)

~yuncuk "kese, torba, boyundan geçirilerek yana asılan torba" YTS 233; yancuk "a pocket" EDPT 945; yançuk "kese, torba, cep" EUTS 283
yavlak DS "uğursuz" (XI 4205)
DLT yawlak "kötü, fena, değersiz" (I 177)

~ya©lak "kötü" KB/194; yavla:k "bad, evil" EDPT 876; yablak "kötü, fena" EUTS 278; Kökt. yablak "fena, kötü; kötülük" (KT D/5, BK D/20)
yay DS "yaz" (XI 4208)
DLT yay "ilkbahar, yaz" (I 13)

~yay "yaz, sıcak mevsim" YTS 240; yay "yaz, ilkbahar" KB/4623; ya:y "summer" EDPT 980; Kökt. yay "yaz" (BK B/3)
yelpik DS "aklına eseni yapan, deli fişek" (XI 4239)
DLT yelpik "cin ve yel çarpması" (III 46)

~yñlpik "difficulty in breathing, severe asthma" EDPT 920
yençmek DS "sarsmak, silkelemek, tartaklamak" (XI 4244)
DLT yençmek "ısırmak; yere vurup ayağıyla ezmek; kötüleşmek" (III 303)

~yençmek "yassılatmak, yapıştırmak, çekip sıkıştırmak" YTS 242; yenç- "koparmak" KB/2945; yanç- "to crush, trample on" EDPT 944; yançmak "ezmek, kırmak, parçalamak" EUTS 283
yerdeş DS "ildeş, hemşehri" (XI 4250)
DLT yerdeş "hemşehri" (I 407)

~yerdeş "hemşehri" YTS 242; yerdeş "fellow, countryman" EDPT 959
yetiz DS "tamam, henüz, yeteri kadar" (XI 4258)
DLT yetiz "enli, enine geniş olan şey" (III 10)

~yetiz "geniş, enli" KB/3416; yetiz "wide, broad, far-reaching" EDPT 894
yığlamak DS "ağlamak" (XI 4262)
DLT yığlamak "ağlamak" (I 272)

yıġla- "ağlamak" KB/1235
yıpar DS "güzel koku" (XI 4279)
DLT yıpar "misk" (I 327)

~yıpar "misk" KB/64; yıpar "misk, koku, rayıha" EUTS 294; yıpa:r "musk" EDPT 878
yırah/yırak DS "uzak, ırak" (XI 4273)
DLT yırak "uzak, ırak" (I 97
yirmek DS "dilmek, yarmak" (XI 4280)
DLT yermek "yaş bir şeyi demirle kesmeksizin uzunlamasına ayırmak" (III 58)

~yirimek "parçalanmak, yarılmak" EUTS 298
yiti DS "çok acı ya da ekşi" (XI 4281)
DLT yitik "keskin, bilenmiş" (I 384)

~yiti/iti "sert, keskin, şiddetli" YTS 119; yiti "keskin" KB/927; yitig "sharp; alert, quick, clever" EDPT 889; yiti "keskin" EUTS 299
yiv DS "koku" (XI 4283, yiğ "koku" (XI 4276)
DLT yıđ "koku", (II 48)

~yiydin "kokmuş, kokuşmuş; fena halde kokulu bir ot" YTS 248); yıđ "koku" KB/70; yı:đ "scent, odour, smell" EDPT 883; yıd "koku, rayıha, ıtır, misk" EUTS 293
yok/yoku DS "leke, iz, kalıntı, bulaşık" (XI 4287)
DLT yok "çanak bulaşığı" (III 4)

~yok "kötü, fena; yok" EUTS 301)
yolak DS "su yolu, ark, oluk" (XI 4289)
DLT yolak "çay" (I 222)

~yolak "a small path" EDPT 925
yordam[16] DS "kılavuz, yardımcı" (XI 4296)
DLT yorçı "usta, kılavuz" (III 30)

~yordam "kılık, kıyafet" YTS 250
yoymak[17] DS "yazılan yazıyı silmek, bozmak" (XI 4301); yozmak (IV) "silmek (yazı için) (XI 4304)
DLT yođmak "silmek, bozmak, mahvetmek" (III 434)

~yoymak "silmek, imha etmek, izale etmek, bozmak" YTS 251; yođ- "silmek, bozmak" KB/2798; yo:đ- "to destroy, obliterate, wipe out, wipe off" EDPT 885; yodmak "sonuçlandırmak, sona eriştirmek" EUTS 300
yozmak DS "bitki hayvan zamanla soysuzlaşarak bozulmak, yabancılaşmak" (XI 4303)
DLT yozamak "kısır kalmak" (III 88)
yörek DS "çocuğun düşmemesi için beşiğe bağlanan ip" (XI 4309)
DLT yörgek "örtü" (II 289)

~yörenmek "dolaşmak, yaklaştırma" YTS 251; yörgemek "sarmak, örtmek, çevrelemek, bağlamak" EUTS 303
yubanmak DS "gecikmek, ayak sürümek" (XI 4310)
DLT yubanmak "ihmal etmek, yüzüstü bırakmak" (III 86)

~yuba:n- "to be careless, negligent" EDPT 878
yubatmak DS "geçiktirmek" (XI 4310)
DLT yubatmak "savsaklamak, savsaklamayı emretmek" (II 315)
yund/yunt DS "at; damızlık eşek" (XI 4320)
DLT yund "at (cins adı) atlar, at sürüsü" (I 235)

~yund "kısrak" YTS 253; yond "at" KB/5370; yunt "horse" EDPT 946; yunt "at" EUTS 305)


----------------------------------------------------
(*) Divanû Lügati't-Türk ile Anadolu Ağızlarındaki Ortak Unsurlar Üzerine Bir Deneme", Divanû Lügat't-Türk Bilgi Şöleni Bildirileri, 7-8 Mayıs 1999 Ankara, s. 106-130.
- Turkish Studies, International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 3/1 Winter 2008
(**) Yard. Doç. Dr., Muğla Üni. Fen-Edb. Fak. Türk Dili ve Edb. Böl.

[1] Zeynep Korkmaz "Eski Türkçedeki Oğuzca Belirtiler", Bilimsel Bildiriler 1972 (TDK), Ank. 1975, s. 433-446.
[2] Zeynep Korkmaz, Türk Dili Üzerine Araştırmalar I, s. 241-253.
[3] Zeynep Korkmaz, "Oğuz Türkçesinin Tarihî Gelişme Süreçleri ve Divanu Lügati't-Türk" Türk Dili, Sayı 570, Haziran 1999, s. 459-470.
[4] Yazı dilimizde bu kelime, "aşı boyalı" ve "aşı boyası" şeklinde tamlamalarda kullanılabilmektedir. (Türkçe Sözlük, C. I, s. 97).
[5] Bu kelime yazı dilimizde "kundak, çocuk bezi; beşiğe konan yatak" anlamlarıyla yer almaktadır. (Türkçe Sözlük, C. I., s. 165).
[6] Yazı dilimizde "taşlık yer, çıplak tepe" anlamlarıyla yer alıyor. (Türkçe Sözlük, C.I., s. 271).
[7] Yazı dilimizdeki "bölme veya paravana" anlamında kullanılan çığ ile birleştirilebilir. (Türkçe Sözlük, C. I., s. 299).
[8] Yazı dilimizdeki eğir kökü ile birleştirilebilir. (Türkçe Sözlük, C.I., s. 435).
[9] Bu kelime yazı dilimizde "erkeklik bezlerini burarak veya çıkararak erkekliğini gidermek, iğdiş etmek, hadım etmek" anlamıyla yaşamaktadır. (Türkçe Sözlük, C. I., s. 475).
[10] Yalova-Kadıçiftliği'nden derlenen bu kelime yalnızca Karaçay Türklerinde kullanılmaktadır. Bk. Hasan Eren, "Anadolu'da Kafkasya Türkleri" Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten 1961, s. 333.
[11] Yazı dilimizde erse- "erkek istemek" fiili bulunmaktadır. (Türkçe Sözlük, C.I., s. 464.
[12] Yazı dilimizde kulun "at ve eşek yavrusu" kelimesi bulunmaktadır. (Türkçe Sözlük, C. II, s. 926).
[13] Hasan Eren bu kelimede ilkses y-'nin ilik, inci, ip, ipek kelimelerinde olduğu gibi sonradan düştüğünü belirtmektedir. Bk. Hasan Eren, "Sırça Köşkte III", Türk Dili, Sayı 499, Temmuz 1993, s. 65.
[14] Yazı dilimizde obruk "İçinde su biriken çukur yer, doğal kuyu" anlamıyla birleştirilebilir. (Türkçe Sözlük, C. II., s. 1097).
[15] Bu kelime yazı dilimizde sonses damak ünsüzünün düşmesiyle sili "arı, temiz" şeklinde yaşamaktadır. (Türkçe Sözlük, C. II, s. 1308)
Kahramanmaraş'ın Hacımustafa köyünde arı sili kal-, arı sili ol- biçiminde kalıplaşmış olarak kullanıldığı öğrencimiz Musa Karakulak'tan tespit ettik.
[16] Bu kelime yazı dilimizde "çeviklik, çalım, yatkınlık, yeti meleke" anlamlarıyla yaşamaktadır. (Türkçe Sözlük, C. II, s. 1640).
[17] Ayrıca bk. Hasan Eren, "Sırça Köşkte -III-"... s. 50-51.

KISALTMALAR
DLT: Divanü Lügati't-Türk Dizini "Endeks", Ank. 1943 (2. bas. 1985) (Haz.: Besim Atalay)
Alt.Gr.: Alttürkisch Grammatik, A. von Gabain, (Eski Türkçenin Grameri, Çev. Mehmet Akalın), Ank. 1988
DS: Derleme Sözlüğü, I-XII, TDK, Ank. 1963-1982
EDPT: An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish, Sir Gerard Clauson, Oxford University, 1972
EUTS: Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, Ahmet Caferoğlu, İst. 1968
Kökt.: Köktürkçe
KB: Kutadgu Bilig III, Reşid Rahmeti Arat (Hazırlayanlar: Kemal Eraslan, Osman F. Sertkaya, Nuri Yüce) İst. 1979
YTS: Yeni Tarama Sözlüğü (Düzenleyen: Cem Dilçin) Ank. 1983
Türkçe Sözlük: TDK, Ank. 1988

  • 0

En soñ YİĞİT TULGA tarafından 15 Ağu 2008, 19:41 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kéz düzenlendi.
Sözlük indir.
http://tufar.com/SanalBaba/
Taranmasına "kıyacağınız" sözlük varsa benimle iletişim kurunuz.

"Türk Dil Kurumu" ile "Türk Günay Kurumu" özerk, tüzel kişiliğine dönmelidir. Atatürk kalıtını çiğneyenler yargılanmalıdır...
YİĞİT TULGA
Dil Emekçisi
Dil Emekçisi
 
İleti: 973
Katılım: 29 Ağu 2007, 03:48
Değerleme: 23


Dön Dil araştırması yapan bireyler, kurumlar

Kimler çevrimiçi

Bu bölümü gezen üyeler: Hiç bir üye yok ve 1 konuk

Reputation System ©'