Türkler hakkında şu gibi tanımlamaları duymuşsuñuzdur; “Türkler göçebedir“, “Bozkırda, at üzerinde yaşarlardı“, “Yerleşik yaşama geçişleri, geç devirlerdedir.“ vb. Bunlar, doğru kabûl edilen ve yaygın görüşler. Acaba gerçekten öyle mi?
Tüm köklü dillerde, günümüzde yazmak mânâsında kullanılan fiiller, esâsında daha eski devirlere gidildiğinde görülür ki; “kazımak, çentmek, yarmak, kakmak” añlamına gelirler. Eski çağlarda yazma işi, bildiğiniz gibi taş, kil gibi sert satıhlara, sivri uçlu âletlerle yapılırdı. Eski Yunanca grafo , Latince scribere, “kazımak, çentmek” añlamlarına gelir, sonradan kazandıkları ikincil añlam “yazmak“tır. Günümüzde kullanılmakta olan graf, grafik, gramer, gram, skript, skripsiyon vb. hep bu köklerden gelirler. Arapça hatt ( خط) “çentmek 2) çizmek” > hattat “çizici“, yine Arapça harf ( حرف ) sözcüğü harb (حرب ) ”harp, savaş” ile ilişkilidir, kökeni “kesici âlet, mızrak” anlamına gelen harba ( حربه )’ya dayanır. (Akadca harbu, Aramca harbâ, İbranca heréb “kılıç“)
“Yazmak” ve “çizmek” genelde aynı fille ifâde edilir, örneğin Eski Yunanca gráfô (γράφω) “çentmek, kazımak 2) yazmak 3) çizmek“. Türkçe’deki yaz- ve çiz- fiilerinin kökenine bakalım;
Konuya başlamadan önce şu bilgileri vermemiz gerekiyor: İlk Türkçe (Pre-Turkic, Vortürkisch) döneminde, bugünkü son ses /-z/’lerin tümü /-r/ idi. Bu /-r/ > /-z/ dönüşümü, Çuvaşça dışındakı, bütün Türk dillerinde gerçekleşmiştir. Bu ses değişimini yaşamamış Çuvaşça’da örneğin; kır “kız“, tikkir “dokuz” ( < tokkuz < tokkur), kur “kaz” demektir. İlk Türkçe döneminden, Ana Türkçe (Proto-Turkic, Urtürkisch) dönemine geçildiğinde artık /-r/’lerin tamamı /-z/ olmuştur.
Değinmemiz gereken ikinci husus, Oğuz öbeğinde (grubunda) bulunan Türk dillerindeki, ilk ses /y-/’lerin Kıpçak öbeğindeki Türk dillerinde /ç-/ olması konusudur. Örneğin yol = çol, yıldız = çıldız, yok = çok gibi…
İlk Türkçe dönemindeki Kıpçakça fiil çır- “çentmek, yırmak“, Oğuzca eşleniği ise yır- “yırmak, çizmek“. Fiiliñ ettirgen hâli yırt- “yırtmak“.
Halk ağızlarında cırnak “tırnak 2) pençe“, cırmak “yırtmak 2) pençelemek 3) tırnak, pençe”, cırmalamak “tırmalamak” gibi kullanımlar vardır. İlk Türkçe dönemindeki çır- > Oğuzca’da Kıpçakça etkisi ile oluşmuş gözüküyor. Zâten çır- fiiliniñ z’leşmeye uğramış biçimi; çır- > çız- > çiz- “çizmek“. Baştakı /ç-/ sesiniñ etkisiyle /ı/ incelerek > /i/’ye dönmüş ancak çız- şeklindeki kullanm da hâlen ağızlarda yaygındır.
Türkçe’de, fiilleriñ ve yañsıma sesleriñ daha yeğni (hafif) biçimleri /ı/ sesi ile temsil edilir, daha sert biçimleri ise /a/ sesi ile; takır takır daha güçlü bir sesi tanımlarken > tıkır tıkır, daha hafif bir sesi tanımlar. Şap şap > şıp şıp, şarıl şarıl > şırıl şırıl, parlamak güçlü bir ışımadır ancak daha sönüğü pırıl pırıl (par > pır). Aynı şekilde yar- “yarmak” kesmek iken > yır- “çentmek, çizmek” yar-’ıñ yeğni biçimidir.
Kıpçakça çır- > Moğolca’ya geçerek ciru- “yazmak, çizmek” biçimini almış, Oğuzca yır- da Macarca’ya geçip ír- “yazmak” olmuştur.
Burada sorulması gereken birkaç soru var, mâdem Türkler göçebe, barbar bir kavimdi, o hâlde dillerindeki “yazmak” fiili, nasıl oluyor da erken dönemlerden beri yazılagelen dillerde olduğu gibi “çentmek” fiiline dayanıyor? Demek ki Türkler de sert satıhlara, sivri uçlu âletlerle çırmış, yırmış olmalılar… Moğol ve Macar dillerinde de “çentmek” añlamına gelen fiiller vardır, ancak o dillderde bu fiil “yazmak” añlamını kazanmamış, aksine “yazmak” fiilini Türkler’den almışlar. Bu da Türklerin daha İlk Türkçe döneminde (m.ö.) köklü bir yazılı geleneği olduğunu gösterir.
Bugün kullanmakta olduğumuz yaz- fiili de muhtemelen yar- fiiliniñ bir dönüşüğüdür (varyansı) ya da yır- > *yız- dönüşümü de düşünülebilir, *yız-’ıñ ağızlarda zamanla yaz-’a dönüşmüş olması da muhtemel.
Oğuzca /y-/, Kıpçakça /ç-/ ile başlayan kimi sözcük ve fiiller, daha eski dönemlere gidildiğinde */n-/ ile başlar. Bu dönemdeki dilin henüz oydaşılmış bir adı yok, ancak geñel kabûl gören isimle Ana Altayca (Proto-Altaic, Uraltaisch) diyebiliriz. Bu dönemde, Ana Altayca’dan Ural dillerine epeyce sözcük girişi olmuş. Macarca’ya, bu dönemde alınan sözcüklerde, */n-/’ler > /ny-/ biçimine dönmüştür.
Günümüz Oğuz Türkçesi yır- < Ana Altayca *nır- varsayılabilir. Macarca’ya baktığımızda “çentmek, kazımak 2) çizmek” añlamına gelen fiilin nyer- olduğunu görmekteyiz. Nyer- fiili, açıkça Türkçe’den (Ana Altayca’dan) alıntı gibi gözüküyor, veyâhut daha da eskilerde ortak bir ata dil Ana Ural-Altayca (?) varsayacağız…
Macarca’da, orta sesli /e/’ler, Türkçe’de /a/’ya tekâbül eder. Yâni, Macarca nyer- = Türkçe yar- aynı fiildir.
Konunun daha iyi añlaşılmasını sağlamak ve savıma dayanak kılmak için bir başka örnek vereyim;
Türkçe yala- fiiliniñ Eski Türkçe’deki biçimi yalga-’dır, bunun daha eski muhtemel biçimi *yalıga- olmalıdır. İsimlerden fiil yapan /+A-/ eki, burada yine varsayımcıl bir *yalıg “dil” köküne gelerek fiil türetmiş. (isimlerden fiil yapan /+A-/ ekine örnek; kan > kana-, yaş > yaşa-, tür > türe- vb.)
Eğer *yalıg diye bir sözcük var savımız doğru ise, sondakı /-g/ de mâlumdur ki fiillerden ad yapan ektir, bu bağlamda daha da geriye gidiyoruz ve *yal- biçiminde bir fiile ulaşıyoruz. Ana Altayca dönemine kadar uzandığımızda bu varsayımcıl fiilin *nal- “yemek, yutmak” olması gerekir.
Nal- > İlk Türkçe döneminde Oğuzca’da *yal- “yutmak, yemek” olur > *yalıg “yemeye, yutmaya yarayan şey, dil” anlamına gelir. Doğru mu diye Kıpçakçaya baktığımızda yala- filli orada da çalga- > çala- biçiminde mevcut. Moğolca’ya geçmiş biçimi de calga- “yalayıp yutmak“…
Ana Altayca *nal- “yemek, yutmak” dedik, Ural dillerine baktığımızda;
Macarca nyel-, Fince niel(e)-, Estonca neel(a)- “yutmak” añlamına gelmekte, ayrıca Macarca nyal-, Fince nuol(e)-, Estonca nool(i)- ise “yalamak” demek.
Macarca nyel- = Ana Altayca *nal- > Oğuzca *yal- “yemek, yutmak” olur, buradan da bizim varsayımcıl > *yalıg “yemeye, yutmaya yarayan organ, dil“e ulaşabiliriz. Ayrıca, Macarca orta sesli /e/ = Türkçe /a/ deñkliğine bir örnek daha vermiş olduk.
Macarca’da savımı kuvvetlendiren bir sözcük daha var, nyelv, bilin bakalım ne demek? Evet “dil“… Bes belli nyel- fiilinden türemiş. Peki sondakı /-v/ nedir diyenler çıkabilir? Sondakı /-v/ esâsında /-g/ olmalı, Türk dillerinde de kimi zaman /g/ > /v/ dönüşümü olabiliyor. (ör: kavun < kagun)
Eski yazılı kaynaklarda, yala- fiiliniñ yalga-‘nıñ yanı sıra yalva- olarak da kayıt edildiğini görüyoruz. Fiiliñ yalva- biçiminden geri sararsak; *yalıv “dil” adına ulaşırız, *yalıv‘dan > *yalıva- > yalva-
*Yalıv < *yalıg‘dan evrilme. *Yalıv < Ana Atayca *nalıg > *nalıv > Macarva nyelv …
Bir de yalvar- “meram añlatmak 2) dil dökmek” < *yalıvgar- fiili var. Bu kökten; Yalvaç < Yalavaç “Peygamber“, muhtemelen < *Yalıvgaç / *Yalıvgaçı “meram anlatan, söz ile yola getiren“ biçiminden geliyor.
Bu Macarlar ve Moğollar da göçebe Türklerden ne çok kelime ve fiil kökü almışlar değil mi?
Mehmet Beylikli









