<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçesi Varken &#187; Süreyya ÜLKER</title>
	<atom:link href="http://turkcesivarken.com/yazar/ulker/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkcesivarken.com</link>
	<description>Başka sese benzemez ananın sesi, ararsan vardır her sözün Türkçesi.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Apr 2012 08:45:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kemandan Viyolaya Gıygı</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kemandan-viyolaya-giygi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kemandan-viyolaya-giygi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2010 10:39:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Süreyya ÜLKER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Gıygı]]></category>
		<category><![CDATA[Keman]]></category>
		<category><![CDATA[Viyola]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1286</guid>
		<description><![CDATA[Yaylı çalgı denince usumuza öncelikle keman gelir. Batıdan gelip, ilkel bir yaylı çalgı olan kemençenin büyük ölçüde yerini alan bu çalgının geçmişimizde kökü olmadığından eski kaynaklarda geçen bir Türkçe adı yoktur. Keman sözü Farsça olup özleyin yay anlamına gelir. Tokat’taki Karaçay göçmenleri kemana da kemençeye de kılkobuz demektedirler (4). Buradaki kıl sözü tel anlamında olup, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaylı çalgı denince usumuza öncelikle keman gelir. Batıdan gelip, ilkel bir yaylı çalgı olan kemençenin büyük ölçüde yerini alan bu çalgının geçmişimizde kökü olmadığından eski kaynaklarda geçen bir Türkçe adı yoktur. Keman sözü Farsça olup özleyin yay anlamına gelir. Tokat’taki Karaçay göçmenleri kemana da kemençeye de kılkobuz demektedirler (4). Buradaki kıl sözü tel anlamında olup, çalgının telli bir çalgı olduğunu vurgulamaktadır. Çalgının yaylı olduğunu vurgulamamaktadır. Tavkul bu sözün Karaçay-Malkar Türkçesinde Kafkas kemençesi, bir tür saz, balalayka anlamlarına geldiğini belirtmektedir (21). Dolayısıyla bu sözün keman, kemençe gibi özgül bir anlam yüklenmekten çok, telli çalgı anlamını taşıdığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kemanın uygun bir karşılığı olamaz.</p>
<p>Halk dilimizde bunun dışında keman anlamında kullanılan sözler, çalgının çıkardığı sesi betimleyen yansımalardır. Bunlar gıygı, dızdır, gıvgıv, gıygırak, gıygıy, kıykıdır (4). Bunların içerisinde gıygı sözünü genel dile kazandırılmaya elverişli buluyoruz. Öbürküleri de bu sözün eşanlamlıları olarak sözlüklerde yer almaya değer buluyoruz.</p>
<p>Kemanın İtalyanca adı violinodur. Viyola adlı çalgının İtalyanca adı olan viola sözünün türevidir. Bunun da Latincede kemençe anlamına gelen vitula sözünden bozma olduğu sanılmaktadır (29).  Gazimihal ise eski İtalya’da kemanların çiçek betileriyle bezendiğini, bundan dolayı menekşe anlamına gelen viola sözünün bu çalgının adı olduğunun düşünüldüğünü belirtmektedir (10). İtalyanca violino sözü Almancaya Violin, Fransızcaya violon, İngilizceye violin biçiminde girmiştir (29). Çalgının Almanca ulusal adıysa Geigedir. Bu, eski Almancada kemençe anlamına gelen gigadan bozmadır (2). Eski Almancada kemençe anlamına gelen giga, Almanca Geige sözleriyle başta gıygı olmak üzere halk dilimizde keman anlamında kullanılan yansıma sözler arasındaki ses benzerliği, eski Almanca giga’nın da yansıma olabileceğini düşündürmektedir. Çalgının Macarca adı hegedüdür (13).</p>
<p>Yaylı halk çalgılarına kemençe denmektedir. Bu söz Farsçada yay anlamına gelen keman sözünün sonuna –çe küçültme ekinin getirilmesiyle oluşturulmuş kemançe sözünden bozmadır (1). Bu sözün sözlük anlamı yaycıktır. Macar türkbilimcisi Rasonyi ise kemençe sözünü Divan’da sivrisinek anlamında geçen kimünçe, kümiçe sözleriyle birleştirerek Türkçe olduğunu ileri sürmüş, bu görüşü Gazimihal’ce de benimsenmiştir (11). Gazimihal Rasonyi’nin görüşüne erişmeden önce yazdığı sözlüğündeyse kemençe sözünün Orta Asya’da kullanılmadığını, Anadolu’da 15. yy sonlarında kullanılmaya başladığını, buna karşılık kemançenin en eski Farsça kaynaklarda dahi kullanıldığını belirtmişti (10). Clauson, Divan’daki kimünçe’nin doğru biçiminin kömiçe olduğunu, yanlışlıkla köminçe biçiminde okunduğunu, olasılıkla alıntı olduğunu belirtmektedir (3).</p>
<p>Türkeli’nde kemençe anlamında gıcak sözü kullanılmaktadır (17). Türkmenlerin cicak ile ciçak,  Özbeklerle Uygurların gıcak biçiminde kullandıkları bu söz Kırgızlarda kıyak, Batı Sibirya Tatarlarında kızak biçimine dönüşmektedir. Kıyak sözü Kırgızcada dar anlamda yaylı çalgı (keman ya da kemençe), geniş anlamdaysa çalgı demektir (17, 31). Ayrıca yay anlamında da kullanılmaktadır (17). Yaylı çalgı anlamında Karaçaylıların kılkobuzunun eşdeğeri olduğu anlaşılan kıl kıyak  sözü de kullanılmaktadır (17, 31). Bu sözün de özleyin telli çalgı anlamına gelmesi gerektiği gözükmektedir.</p>
<p>Gıcak sözü Farsçada da gıçek biçiminde kemençe anlamında kullanılmaktadır (17). Ünlü çalgıbilimci Farmer Farsça gıçek’in Türkçe gıcak’tan bozma olduğu kanısındadır (17). Ögel de Farmer’a katılmaktadır (17). Gazimihal de gıçek sözünün Farsçada sonradan belirdiğini belirtmektedir (10). Gıcak sözü kökleşik sözlüklerimizden Okyanus’a Türkçe kökten bir veri olarak gıçak biçiminde girmiştir ( 24).</p>
<p>Öte yandaysa Slobin Afgan sınırları içerisinde kalan Güney Türkeli’ndeki Türkmenlerin kullandıkları ciçak  sözünün gıcırtı anlamına gelen ciç sözüne –ak küçültme eki eklenmesiyle oluşmuş Darîce (Kâbil Farsçası) bir yansıma olduğunu belirtmiştir (17). Doerfer bu söze Farsçadaki Türkçe alıntılar arasında yer vermemiştir (6).</p>
<p>Gazimihal’e göre gıcak sözü Türkçe gıcık sözünün kökünden türemiştir (11). Bu söz gudok biçiminde eski İslavcada da geçmektedir (11). Bu verilerden eski Almanca giga, Almanca Geige, Türkçe gıygı, eski İslavca gudok, Farsça gıçek, Darîce ciçak, Türkmence cicak, Özbekçe-Uygurca gıcak, Kırgızca kıyak, Batı Sibirya Tatarcası kızak sözlerinin hepsinin yansıma olduğu, yaylı çalgının çıkardığı sesi betimlediği anlaşılmaktadır. Yansıma sözler de dilden dile değişir. Dolayısıyla giga ile Geige Almanca, gıygı ise Türkçe birer yansımadır. Geri kalanlarınsa Türkçe-Farsça-eski İslavcada ortak olduğu, köklerinin Türkçeye mi, Farsçaya mı dayandığının, konunun uzmanları arasında tartışıldığı anlaşılmaktadır. Kırgızca kıyak ile Anadolu’dan derlenen kıykı arasındaki benzerlik göze çarpmaktadır; ancak kıyak sözü Farsçadan bozma olmayıp Kırgızca bir yansımaysa Yenisey Kırgızlarının torunları olan Güney Sibirya Türkleri bu sözü niçin kullanmamakta, kemençelerine yançak komıs, okça komıs demekteler (17) ?</p>
<p>Gazimihal çekme çalgıların yaylı çalgılardan daha eski olduğu kanısındadır (10). Ögel ise Türklerde kopuzun yaylı bir çalgı olarak oluştuğu, çekme biçimlerinin sonradan geliştiği kanısındadır (17). Kopuzla yaylı çalgıların ilişkisi Güney Sibirya’da yaşayan Şor Türklerinin kemençeye yaylı kopuz anlamına gelmek üzere yançak komıs , Sagay Türklerininse oklu kopuz anlamına gelmek üzere okça komıs demelerinden de anlaşılmaktadır (17). Gagavuzların kemençeye taktıkları ad olan kovuş sözünün  (10) de kopuzdan bozma olabileceği kanısındayız. Kanımızca kemençe sözünün en uygun Türkçe kökten karşılığı yaylı kopuz olup, oklu kopuz sözü de bunun eşanlamlısı olarak sunulabilir.</p>
<p>Farsçada kemençeye gıçek ile kemançenin yanı sıra çeğane (20) ile kemane de denir. Kemane sözü kemançe gibi yaycık anlamına gelir. Keman yayı anlamında da kullanılır. Geniş anlamda kemençenin eşanlamlısı olmakla birlikte dar anlamda uzun kemençe anlamındadır. Bu anlamının doğal karşılığı  uzun yaylı kopuzdur. Kemençenin Latincesi vituladır (29). Fransızca gigua, İngilizceyle İtalyanca giga eski Almanca gigadan gelir. Bu sözle Anadolu’da keman anlamına gelen gıygı arasındaki benzerlik bize bunun yansıma olabileceğini düşündürmektedir. Latince vitula’dan bozma İngilizce fiddle sözüyse hem gıygı, hem yaylı kopuz anlamlarına gelir (29). Yaylı kopuzun Anadolu’daki ölçünlü biçimi daha çok Karadeniz Bölgesi’nde kullanılır. Bu yüzden kimi kaynaklarda bu biçiminden karadeniz kemençesi biçiminde söz edilir (10, 23). Gazimihal, bu çalgının Gagavuzyeri’nden Mısır’a dek geniş bir alanda kullanıldığını, ilk çıktığında İç Anadolu’da da önem kazandığını,  bunun da Anadolu’daki öbür yaylı kopuz çeşitleri gibi son yüzyıllarda batıdan geldiğini belirtmektedir (10).  Bunun dışında kalan başlıca yaylı kopuz çeşitleri ayaklı kemane (ayaklı yaylı kopuz), kabak kemane (kabak yaylı kopuz), kese kemanı (torba gıygısı) (10), klasik kemençedir (kökleşik yaylı kopuz).</p>
<p>Kabak yaylı kopuza kısaca kabak da denir. Ali Rıza Yalgın Güney Anadolu Türkmenlerinin bir çeşit kabağa eğit dediklerini belirlemiştir (17). Ünlü Macar çalgıbilimcisi Bela Bartok, Macarcada gıygı anlamına gelen hegedu sözüyle bu söz arasındaki ad benzerliği üzerinde durmuştur (17).</p>
<p>Torba gıygısı cepte taşınabilen küçük bir yaylı kopuz olup, cep kemençesi (10) olarak da anılır. Almancada Taschengeige, İtalyancada violino di pochetto olarak anılır (10). Arapça cep sözünden kurtulmak için cep yaylı kopuzu yerine göncük yaylı kopuzu da denebilir.</p>
<p>Kökleşik yaylı kopuz, fasıllarda kullanılan bir çalgı olup, genellikle bir halk çalgısı olarak kullanılan yaylı kopuzun en gelişmiş biçimidir. Armudî kemençe (Armutsu yaylı kopuz) (10, 23), fasıl kemençesi (10, 23), istanbul kemençesi (23) olarak da bilinir. İstanbul’a 19. yy’de Polonya’dan gelmiştir (10). Farsça armut sözünden kurtulmak için ayvamsı yaylı kopuz seçeneği de sunulabilir. Son yıllarda  Eyuboğlu ayva sözünün de Farsçadan bozma olduğunu ileri sürmüş (9); Eren ile Tietze de bu görüşe katılmışlarsa da ( 7, 8, 22) (Eyuboğlu uğraşman bir dilci olmadığından onun görüşleri uğraşman dilcilerce kaynak gösterilmemektedir. Nitekim burada da Tietze Eyuboğlu’nu değil, Eren’i kaynak göstermiştir. Oysa Eyuboğlu’nun sözlüğünün birinci basısı 1988’de, ikinci basısı 1991’de yayımlanmıştır. Eren’in ayva konusundaki yazısı 1999’da yayımlanmıştır. Eyuboğlu kendisini özengen bir dilci olmakla eleştiren Eren’i yanıtlarken çalışmalarında görüş alışverişinde bulunduğu Eren’in bu tutumunu anlayamadığını belirtmiştir. Eren ile 1978 yılında yaptığımız bir görüşmede ayva sözünün kökeni konusunda özgün bir görüşünün bulunduğunu, ancak bunu yakında yayımlanacak olan sözlüğünde açıklayacağını belirtmişti. Yakında yayımlanacağını söylediği sözlük ne yazık ki ancak 1999 yılında yayımlanabildi. Dolayısıyla Eyuboğlu’nun sözlüğünde yer alan görüşlerin bir bölümü Eren’den sözlü olarak edinilmiş olabilir. Eyuboğlu’nun bunları belirtmesi gerekirdi.  Ancak Eyuboğlu’nun  hangi bilgiyi Eren’den aldığını, hangisini almadığını bilemeyeceğimizden, ayva sözünün Farsça bir alıntı olduğu yolundaki savın en eski kaynağı olarak Eyuboğlu’nu anmamız gerekmektedir), kökleşik sözlüklerimize göre (1, 14, 18, 25) Türkçedir.</p>
<p>Yaylılar içerisinde anılması gereken önemli bir çalgı rebaptır. Yayla, çalgıçla ya da elle çalınan bir saplı telli çalgıdır. Adı, Arapça rebabdan bozmadır. Arapçada rebabe olarak da anılır (11). Bu sözün Farsça revaveden bozma olduğunu ileri süren İran kaynakları da vardır (11, 26). Rebab sözü Arapçada kopuz (ud) anlamında da kullanılmıştır (11, 26). Rebap Ortadoğu çalgıları içerisinde eski Türk kopuzuna en çok benzeyenidir. Gazimihal’e göre Arapların rebabı, İranlıların berbadıyla Türklerin kopuzu yapıca biribirine pek benzeyen çalgılardı (11, 17). Sahib-i kamus adlı yapıta göre rebab, adını ünlü yaylı kopuzcu Memdud bin Abdullah-ül Vasatî-ür Rebabî’den almaktadır (11).</p>
<p>Rebabın Türkçe adları ıklığ ile ıklıktır (17, 20). Gazimihal buradaki ık kökünün ok anlamında olduğu, sözcüğün oklu anlamına geldiği, okunsa yay anlamında kullanıldığı kanısındadır (10, 11). Ögel Gazimihal’e katılarak Sibirya’da yaşayan Şor Türklerinin Radloff’a göre ık sözünü kemençe yayı, kemençe anlamlarında kullandıklarını belirtmektedir (17).</p>
<p>Divan’da ekeme, ikeme biçimlerinde geçen bir çalgı vardır (5). Kopuza benzer bir çalgı olduğu belirtilmiştir. Ögel bu sözle ıklığın kökündeki ık sözü arasındaki benzerliği vurgulamıştır (17). Brockelmann’a göre bu çalgı bir kopuz (ud) ya da yongardı (gitar) (17). Clauson’a göre bu sözcüğün yazımı egeme olup, yaylı bir çalgıydı. Törpülemek anlamına gelen eğelemek eyleminin eski biçimi olan ege- eylem kökünün türevidir (3). Yayın tellere sürülmesinin eğeleme biçiminde yorumlandığı anlaşılmaktadır.<br />
Iklık sözü dirgerlik diline lyra denen oluşumun adı olan bir dilgibilim (anatomi) terimi olarak İşçil-Elöve’ce sokulmuş (12), bizce de kopuz’un eşanlamlısı olarak bu anlamda benimsenmiştir (25).</p>
<p>Gıygı çoluğunun ana çalgısı gıygının kendisi değil, viyoladır (30). İtalyancada gıygı çoluğundan çalgılar viyolanın İtalyanca özgün adı olan viola sözünün türevi olan adlarla anılırlar. Gıygı anlamındaki violino da bunlardan biridir. Viyolanın atası düncel bir çalgı olan viola da bracciodur (29). Kol gıygısı anlamına gelir. Bacakarasına kıstırılıp çalınan viola da gamba’nın tersine omza dayanarak çalındığından dolayı bu adı almıştır (28). Viyolanın Almanca adı olan Bratsche viola da braccio’dan bozmadır (30). Viyola gıygıdan daha uzun, ancak daha ince seslidir. Bu yüzden İtalyancada viola alto olarak da anılır (29). Genelde ince sesleri tanımlayan İtalyanca alto sözü viyola anlamında da kullanılır (29, 30). Türkçe doğal karşılıkları ince gıygı, uzun gıygıdır.</p>
<p>Gıygı çoluğundan  öbür çalgı çeşitleri kontrbas, viola da gamba ile viyolonseldir. Kontrbas, gıygı çoluğunun en büyük, en kalın sesli üyesidir. Kontrbas sözü Fransızca contrebassetan bozmadır (1). O da eski İtalyanca contrabassodan bozmadır (29). Yeni İtalyancada contrabbasso biçimine dönüşmüştür (29). Almancası Baßgeige (19), İngilizcesi bass fiddle ile bull fiddledır (29). Türkçe doğal karşılıkları kalın gıygı ile boğa gıygısıdır.</p>
<p>Viola da gamba yukarıda da belirttiğimiz gibi bacakarasına kıstırılıp çalınan bir gıygıdır. İngilizce adı violdür (28). Türkçe doğal karşılığı bacak gıygısıdır. Viyolonselin atası olan düncel bir çalgıdır.<br />
Viyolonsel viola da gamba’nın geliştirilmesiyle ortaya çıkarılmış çağcıl bir gıygıdır. Adı İtalyanca violoncellodan bozmadır (1). İtalyancada kısaca cello diye de anılır. Bu biçimi dilimize çello biçiminde aktarılmıştır (1). Almancası Kniegeigedir (19). Almancasının çevirisi olan Türkçe doğal karşılığı diz gıygısıdır.</p>
<p>Ünlü gıygıcımız Doç. Pelin Halkacı Akın’ın annemizin halasının torununun kızı olduğunu da bu arada belirtmek isteriz. Kendileri Mimar Sinan Bilgitayı Devlet Konservatuarı öğretim üyesi olup, 1999 yılından beri Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile Borusan Oda Orkestrası’nın başgıygıcısıdır (16). Ünlü tatlıyatukçu Ziya Santur babasının anneannesinin amcasının oğlu olup, o da Edirne’nin köklü çoluklarından biri olan Halkacılardandır.</p>
<p>Gıygı, yaylı kopuz, ıklığ dışında kalan başlıca yaylı çalgılar yaylı tambur ile yaylı yatuğandır. Yaylı tamburun doğal Türkçe karşılığı yaylı tımbırdır. Yaylı yatuğan yatırılarak çalınan sapsız yaylı çalgıların ortak adıdır. Bunlara Almancada Streichzither  denir (15, 27).</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>1)Ağakay  MA. Türkçe sözlük. 10. bası. TDK. Ankara, 2005.<br />
2)Brockhaus FA. Der Sprech Brockhaus. 9. Aufl. Wiesbaden, 1984.<br />
3)Clauson G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University Press. Oxford, 1972.<br />
4)Türkiye’de halk ağzından derleme sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-82.<br />
5)Divanü lûgat-it Türk dizini. TDK. Ankara, 1972.<br />
6)Doerfer G. Türkische und mongolische Elemente im neupersischen. Wiesbaden, 1963-67.<br />
7)Eren H. Ayva. Türk Dili Eylül 1999; 573: 739-48.<br />
8)Eren H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.<br />
9)Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. İstanbul, 1991 (1. bası 1988).<br />
10)Gazimihal MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.<br />
11)Gazimihal MR. Ülkelerde kopuz ve tezeneli çalgılarımız. Kültür Bak. Ankara, 1975.<br />
12)İşçil Şİ, Elöve AU. Türkçe hekimlik terimleri üzerine bir deneme. TDK. Bursa, 1944-48.<br />
13)Kerkay E. http://www.passisondiscs.co.uk/articles/hungarian_folk_instruments2.htm<br />
14)Kutlu A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 2005.<br />
15)Michel A. Streichzithern. http://www.studia-instrumentorum.de/MUSEUM/zith_streichzith.htm , 2001.<br />
16)http://muziklopedih.tripod.com/<br />
17)Ögel B. Türk kültür  tarihine giriş 9. 3. bası. Kültür Bak. Ankara, 2000.<br />
18)Redhouse. Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 1999.<br />
19)Steuerwald K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.<br />
20)XIII. yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-77.<br />
21)Tavkul U. Karaçay-Malkar Türkçesi sözlüğü. TDK. Ankara, 2000.<br />
22)Tietze A. Tarihi ve etimolojik Türkiye Türkçesi lugatı. Birinci cilt A-E. Österreichische Akademie der Wißenschaften. Simurg. İstanbul, 2002.<br />
23)http://www.tufak.org.tr/halkmuzigiçalgilari.htm<br />
24)Tuğlacı P. Okyanus 20. yüzyıl ansiklopedik Türkçe  sözlük. Pars, 1971.<br />
25)Ülker S. Ülker tıp terimleri sözlüğü. Latince-Türkçe, Türkçe-Latince. Açıklamalı 3. bası. İstanbul, 2004.<br />
26)Ülker S. Kubuzdan lavtaya kopuz. Türk Dili Dergisi Kasım-Aralık 2008; 22 (129): 22-24.<br />
27)Ülker S. Psalterion’dan santura yatuğan. Türk Dili Dergisi Mart-Nisan 2009; 22 (131): 24-26.<br />
28)http://vdgsa.org/pgs/stuff.html<br />
29)Webster’s third new international dictionary of  the English language unabridged. Könemann. Cologne, 1993.<br />
30)http://de.wikipedia.org/wiki/Bratsche , 2 Jul 2007.<br />
31)Yudahin K. Kırgız sözlüğü. Çev. Taymas AB. TDK. Ankara-İstanbul, 1945-48.</p>
<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --><strong><span style="font-size: x-small;">Türk Dili Dergisi Mayıs – Haziran 2009; 22 (132): 19 – 22</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kemandan-viyolaya-giygi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küğ mü Mırın Mı? II</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kug-mu-mirin-mi-ii/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kug-mu-mirin-mi-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2010 06:46:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Süreyya ÜLKER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[küğ]]></category>
		<category><![CDATA[mırın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1776</guid>
		<description><![CDATA[Mırınla ilgili önemli bir kavram şarkıdır. Uyumlu, ezgili insan sesleri dizisi olarak tanımlanır (16). Genel kanı Arapçada doğu anlamına gelen şark sözünün türevi olan şarkî niteminden bozma olduğu yolundadır (1). Gazimihal ise bu sözün Türkçe çağırmak eyleminden türeyen çağırgı sözünden bozma olduğu kanısındadır (11). Eski Türkçede bu anlamda kullanılan yır sözü (6) günümüze ır biçiminde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Mırınla ilgili önemli bir kavram </span><span style="font-size: small;"><strong>şarkı</strong></span><span style="font-size: small;">dır. Uyumlu, ezgili insan sesleri dizisi olarak tanımlanır (16). Genel kanı Arapçada doğu anlamına gelen </span><span style="font-size: small;"><strong>şark </strong></span><span style="font-size: small;">sözünün türevi olan </span><span style="font-size: small;"><strong>şarkî </strong></span><span style="font-size: small;">niteminden bozma olduğu yolundadır (1). Gazimihal ise bu sözün Türkçe </span><span style="font-size: small;"><strong>çağırmak </strong></span><span style="font-size: small;">eyleminden türeyen </span><span style="font-size: small;"><strong>çağırgı </strong></span><span style="font-size: small;">sözünden bozma olduğu kanısındadır (11). Eski Türkçede bu anlamda kullanılan </span><span style="font-size: small;"><strong>yır </strong></span><span style="font-size: small;">sözü (6) günümüze </span><span style="font-size: small;"><strong>ır </strong></span><span style="font-size: small;">biçiminde gelmiştir (5, 28, 31).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Şarkı sözü çalgıbilimde Gazimihal’ce Gaziantep yöresinden derlenen bir bağlama çeşidi (12) olan <strong>doğu bağlaması </strong>(41) ile <strong>doğu tımbırı </strong>dediğimiz bir çeşit Türkmen tımbırının (41) adıdır. İkincisinin adı, Mısır’da kullanılan Arapça adı olan <strong>tanbûr-u şarkî</strong>den bozmadır (22).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu durumda <strong>şarkıcı</strong>nın genel mırındaki karşılığı <strong>ırcı</strong>, çalgıbilimdeki karşılıklarıysa <strong>doğu bağlamacısı </strong>ile <strong>doğu tımbırcısı </strong>olmaktadır. Ircıya Osmanlıcada <strong>muganni </strong>de denirdi (24). Arapça kökenlidir. Bu arada şarkı sözünün dilimizde köklü bir alıntı olduğunu yadsımadığımızı da belirtmek isteriz. Ünlü ırcı Bülent Ortaçgil’in halamızın güveysi olduğunu da bu nedenceyle belirtmek isteriz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Topluca ırlayan topluluğa <strong>koro </strong>denir. Bu, İtalyanca <strong>coro</strong>dan bozmadır (1). İtalyanca coro Latince <strong>chorus</strong>tan bozmadır (46). Latince chorus Yunanca <strong>choros</strong>tan bozmadır (46). O da kalgı (dans) anlamına gelen <strong>choreia</strong>dan bozmadır (11, 46). Yunanca choreia, Rumca üzerinden dilimize kökleşik bir kalgıyı tanımlayan <strong>hora </strong>ile Doğu Karadeniz’e özgü bir halk oyunu olan <strong>horon </strong>biçiminde girmiştir. Gazimihal’in koro dinletisi anlamında önerdiği <strong>söylenk </strong>sözü (11, 34) sözlüğümüze koro anlamında girmiştir (43). Bu sözü koro dinletisi anlamında da kullanmanın bir sakıncası olacağını sanmıyoruz. Koro dinletisine <strong>söylenk dinletisi </strong>de denebilir. Söylenge Almancada <strong>Chor </strong>(26), Fransızcada <strong>choeur </strong>(11), İngilizcede <strong>chorus </strong>(46) denir. Mırın gösterisi anlamına gelen <strong>konser </strong>sözü Fransızca <strong>concert</strong>ten bozmadır (1). Fransızca concert İtalyanca <strong>concerto</strong>dan bozmadır. O da Latincede büyük bir istekle çabalamak anlamına gelen <strong>concertare </strong>eyleminin türevidir (46). Almancası <strong>Konzert </strong>(26), İngilizcesi <strong>concert</strong>tir (46). İtalyanca concerto sözü dilimize <strong>konçerto </strong>biçiminde bir çalgının özelliklerini öne çıkarmak amacıyla oluşturulmuş mırın yapıtı anlamında da girmiştir (1). Elimizdeki kaynaklarda Türkçe karşılığını bulamadığımız bu terimin özleştirilmesi işini mırıncılara bırakıyoruz. Konserin Türkçe karşılığı olan <strong>dinleti </strong>sözü bu anlamda kökleşik sözlüklerimizde yer almaktadır (1, 16).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bir mırın yapıtının ezgilerinin oluşturduğu bütüne <strong>beste </strong>denir (16). Bu Farsça sözün karşılığı Oransay’ca <strong>bağda </strong>biçiminde önerilmiştir (19). Bağda yapan kişiye <strong>besteci </strong>ya da <strong>bestekâr </strong>denir. Oransay bunun karşılığını <strong>bağdar </strong>olarak vermektedir (19).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Sarıçalgıya (Bakır üflemeli çalgı takımı) özgü ezgilere <strong>boru ezgisi </strong>ya da <strong>fanfar </strong>denir. Fanfar sözü Fransızca <strong>fanfare</strong>dan bozma olup, o da yansımadır (38, 46). Almancası <strong>Fanfarenstoß, Trompetengeschmetter, Tusch</strong>tur (26). İngilizcesi <strong>fanfare </strong>(46), İtalyancası <strong>fanfara</strong>dır (11). Fanfar sözü çalgıbilimde <strong>düz boru, sarıçalgı </strong>anlamlarına da gelir (38). Sonuncusuna <strong>fanfar mızıkası </strong>da denir (38). Bakır üflemeli çalgılardan oluşan takım anlamındadır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Davul-zurna </strong>sözü dilimizde önemli bir mırın terimidir. Tüngürle gürdüdükten oluşan ikiliyi tanımlar. Gerek davul, gerek zurna sözünün dilimizde kökleşmiş alıntılar olduğunu bugüne dek hep söyledik (39, 44). Bu terimin Türkçe köklerden karşılığı <strong>düdük-tüngür </strong>olabilir. Zurnanın Türkçesi olan gürdüdük yerine daha genel bir terim olan düdük kullanılıp, ses uyumu açısından tüngürle düdüğün yeri değiştirilerek oluşturulmuş bir terimdir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Halka özgü ır anlamına gelen <strong>halk şarkısı halk ırı </strong>biçiminde özleştirilebilir. Arapça halk sözü yerine eski kaynaklarda geçen ilboy (28) sözü kullanılarak <strong>ilboy ırı </strong>da denebilir. Türklere özgü ilboy ırına <strong>türkü </strong>denir. Arapça <strong>türkî </strong>niteminden bozmadır (1). <strong>Türkleme </strong>biçiminde özleştirilebilir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yürüyüş düzününde bağdanmış ezgiye <strong>marş </strong>denir. Fransızca <strong>marche</strong>tan bozmadır (1). Onun da eski Almancada sınırlarını belirleme anlamına gelen <strong>marcôn</strong>dan bozma olduğu sanılır (46). Almancası <strong>Marsch </strong>(25), İngilizcesi <strong>march </strong>(46), İtalyancası <strong>marcia</strong>dır (11). Mıhçıoğlu, karşılığını <strong>yürüt </strong>biçiminde önermiştir (18). Biz <strong>çaldırı </strong>sözünün daha uygun bir karşılık olabileceği kanısındayız. Marş sözü mırın dilinde <strong>yürüyüş </strong>denen bir düzünle bu düzüne uygun çalışı niteleyen <strong>yürüyüşlü </strong>anlamlarına da gelir (11). Askerlikte marş sözü yürüme komutudur. Bu anlamda <strong>arş </strong>biçimi de kullanılır. Mıhçıoğlu bu komutu <strong>yürü </strong>biçiminde özleştirmiştir (18). Marş sözü devitgeli (motorlu) araçlarda <strong>ilk devinim </strong>anlamındadır. Kuyumcu, <strong>marş motoru</strong>nun karşılığını <strong>ilkdevinim motoru </strong>biçiminde vermiştir (17).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bir ülkenin simgesi olan çaldırıya <strong>ulusal çaldırı (millî marş) </strong>denir. Buna <strong>ulusal yurtlama </strong>da denebilir. <strong>Yurtlama </strong>sözünü yurt ırı (<strong>vatan şarkısı</strong>) anlamında öneriyoruz. Türkiye’nin ulusal çaldırısına <strong>bağımsızlık çaldırısı (istiklâl marşı) </strong>denir. Ulusal çaldırının Almancası <strong>nationale Hymne </strong>(26), İngilizcesi <strong>national anthem</strong>dir (24).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Almanca Hymne sözü Yunanca <strong>hymnos</strong>tan bozmadır (46). Fransızcası <strong>hymne</strong>, İngilizcesi <strong>hymn</strong>, İtalyancası <strong>inno </strong>ya da <strong>unno</strong> (11), Latincesi <strong>hymnus</strong>tur (46). Çeşitli anlamları olan, geniş kapsamlı bir mırın terimidir. Ünlü İstanbullu usulcu (piyanist) Furlani, cumhuriyet devrimi üzerine bağdadığı çaldırının adını “<strong>Millî Ün” </strong>koymuştur (11). Gazimihal buna dayanarak İtalyanca unno’ya sesçe de anlamca da yakın olan Türkçe ün sözünün, hymnos’un bütün anlamlarını karşılayacak biçimde kullanılmasını önermiştir (11).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Hymnos sözü <strong>ilahi, ulusal çaldırı (millî marş), methiye, neşide, sena şarkısı, yurtlama (vatan şarkısı) </strong>anlamlarına gelir. Arapçada <strong>tanrı </strong>anlamına gelen <strong>ilah </strong>sözünün türevi olan <strong>ilahî </strong>niteminden bozma <strong>ilahi </strong>sözü dinsel içerikli ırlara verilen bir addır. Gencan’a göre bu ır çeşidine Mevlevîler <strong>ayin</strong>, Bektaşiler <strong>nefes</strong>, Alevîler <strong>duşe</strong>, Gülşenîler <strong>tapuğ</strong>, Halvetîler <strong>durak</strong>, başka yollardan olanlar <strong>cumhur </strong>derlermiş (13). Bunlardan durak sözü ayrıca tekerlemelerde okunan koşmalarla ilahilere verilen addır (13, 14). İlahi sözü <strong>tanrılama </strong>biçiminde özleştirilebilir. Gülşenîlerin bu anlamda kullandıkları <strong>tapuğ </strong>sözü de ikinci bir seçenek olarak sunulabilir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bir kişiyi övmek amacıyla yazılan ya da söylenen söz ya da koşuğa <strong>methiye </strong>denir (13, 14). Arapçada <strong>övgü </strong>anlamına gelen <strong>medih </strong>sözünün türevi olan Osmanlıca <strong>medhiye</strong>den bozmadır. Almancası <strong>Elogie, Lobgedicht; </strong>Fransızcası <strong>éloge</strong>; İngilizcesi <strong>eulogy</strong>dir (14). Batı dillerindeki adları Yunancada <strong>iyi söz </strong>anlamına gelen <strong>eulogia</strong>dan bozmadır (46). Türkçesi <strong>övgü</strong>dür (13, 14, 26).</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Neşide </strong>Arapça kökenli Osmanlıca bir terimdir. Konusu gönül açıcı, uyumu tatlı koşuktur (13). Gencan, karşılığını <strong>okuncalık </strong>biçiminde vermiştir (13).</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Sena şarkısı övgü ırı</strong>dır. Almancası <strong>Lobgesang, Loblied </strong>(25); İngilizcesi <strong>song of praise </strong>(46), Yunancası <strong>hymnos</strong>tur (46). Radloff’ça Karay Türkçesinden kaside anlamında derlenen <strong>sarnav </strong>sözünün (27) övgü ırının eşanlamlısı olduğunu söyleyebiliriz; çünkü geniş anlamda kaside övgü ırı demektir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Kaside </strong>Arapçada <strong>ölçülü (mevzun, vezinli) </strong>anlamına gelen <strong>kasid </strong>sözünün türevidir (1). Geniş anlamda <strong>övgü ırı </strong>demektir. Dar anlamdaysa din, devlet büyüklerini öven ır demektir (14). Sözcüğün kökü olan <strong>kasid </strong>sözü de her iki anlamda Osmanlıcaya girmiştir. Dar anlamdaki kasidenin Almancası <strong>Ode </strong>(26); Fransızcası, İngilizcesi, Latincesi <strong>ode </strong>(14, 46); Yunancası <strong>aoide</strong>dir (46). Hepsinin kaynağı olan Yunancası <strong>ırlamak </strong>anlamına gelen <strong>aeidein </strong>eyleminin türevidir (46). Kaside’nin Türkçesi Radloff’ça Karay Türkçesinden <strong>sarnav </strong>biçiminde derlenmiştir (27). Irlamak anlamına gelen <strong>sarnamak </strong>eyleminin türevidir (27). Bunun da eski Türkçede <strong>ötmek </strong>anlamına gelen <strong>sayramak </strong>eyleminden (4, 6, 36) bozma olduğu anlaşılmaktadır. Kaside sözü Doğu Anadolu’da <strong>kısa öykü </strong>anlamında da kullanılır (13, 14).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ulusal çaldırının İngilizce adı olan <strong>national anthem </strong>teriminde geçen <strong>anthem </strong>sözü de Yunanca hymnos sözü gibi çeşitli anlamları olan bir mırın terimidir. Sözcük, Latince <strong>antiphona</strong>dan bozmadır (46). O da Yunancada <strong>düzgün </strong>(concordant) (Gazimihal konkordan’ın Türkçesini düzgün olarak veriyor (11)) anlamına gelen <strong>antiphonos</strong>tan bozmadır (46). <strong>Antiphona, neşide, vatan şarkısı </strong>anlamlarına gelir. Antiphona, karşılıklı okunan tanrılama demektir (46). Türkçe doğal karşılığı <strong>karşılıklı tanrılama</strong>dır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Böylelikle son bölümünü genel mırın terimlerine ayırdığımız, Türkçe çalgı adları üzerine bir deneme niteliğinde olan bu dizinin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Dizimizin 1. bölümünde (37) 22. sayfanın 29. satırında yer alan <strong>kalameia </strong>sözünün <strong>kalamaia</strong>, yine o sayfanın en alt satırında yer alan 33 sayılı kaynağın 3 biçiminde düzeltilmesi gerektiğini bildirmeyi de bir görev biliriz. Yine o yazıda Eren’in 1942 yılında yazdığı bir yazıya dayanarak Çerkezcede kaval anlamına gelen <strong>kamıl </strong>sözünün eski Bulgar Türkçesinden kalma bir alıntı olduğu kanısında olduğumuzu belirtmiştik. Daha sonra Tavkul’un Haziran 2007’de Çerkezcedeki Bulgar Türkçesi alıntılar konusunda yazdığı bir yazıda bu söze de yer verildiğini gördük (29). Bu, kanımızı pekiştirdi. Yine o yazımızda Türkçe adını kısa yan kaval olarak verdiğimiz çalgının son yıllarda düz eşdeğerinin de geliştirilmiş olduğunu öğrendik. Ülkemizde <strong>pikolo blok flüt </strong>adıyla anılıp İngilizce adı <strong>piccolo recorder </strong>olan bu çalgının doğal Türkçe karşılığının <strong>kısa düz kaval </strong>olduğunu belirtmek isteriz. Dizimizin 4. bölümünde (40) 18. sayfanın 18., 23. satırlarında yer alan 29 sayılı kaynağın 30, 49. satırında yer alan 29 sayılı kaynağın 28; 19. sayfanın 43. satırında yer alan 15 sayılı kaynağın 16, 47. satırında yer alan 23 sayılı kaynağın 22 biçiminde düzeltilmesi gerekmektedir. Yine o yazının 21. sayfada yer alan kaynakçasında 32 sayılı kaynağın sayfaları yazılmamıştır. 18-21 olması gerekmektedir. Dizimizin 8. bölümünde (41) Ziya Santur’un dedemizin amcasının oğlu olduğunu belirtmiştik. Bunun, “amcasının torunu (oğlunun oğlu)” biçiminde düzeltilmesi gerekmektedir. Dizimizin 9. bölümünde (42) Ziya Santur’un, Pelin Halkacı Akın’ın babasının anneannesinin amcasının oğlu olduğunu belirtmiştik. Bunun, “babasının anneannesinin amcasının torunu (oğlunun oğlu)” biçiminde düzeltilmesi gerekmektedir. Yine o yazının 24 nolu kaynağının adı “Okyanus 2. yüzyıl ansiklopedik Türkçe sözlük” olarak verilmiştir. Buradaki “2. yüzyıl”ın “20. yüzyıl” biçiminde düzeltilmesi gerekmektedir.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><span style="font-size: small;">Ağakay MA. Türkçe sözlük. 10. bası. TDK. Ankara, 2005.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Caferoğlu A. Eski Uygur Türkçesi sözlüğü. TDK. İstanbul, 1968.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Türkçeden Osmanlıcaya cep kılavuzu. TDK. İstanbul, 1935.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Clauson G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University Press. Oxford, 1972.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Türkiye’de halk ağzından derleme sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-82.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Divanü lûgat-it Türk dizini. TDK. Ankara, 1972.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Doerfer G. Türkische und mongolische Elemente im neupersichen. Wiesbaden, 1963-67.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Eren H. Söz bilgisi: Mırın kırın etmek. Türk Dili 1988; LVI: 25-28.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Eren H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. İstanbul, 1991.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Gazimihal MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Gazimihal MR. Ülkelerde kopuz ve tezeneli çalgılarımız. Kültür Bak. Ankara, 1975.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Gencan TN, Ediskun H, Dürder B, Gökşen EN. Yazın terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1974.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Göğüş B, Oğuzkan F, Önertoy O, Ünlü M, Koçak S. Yazın terimleri sözlüğü. Dil Derneği. Ankara, 1998.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">İşçil Şİ, Elöve AU. Türkçe hekimlik terimleri üzerine bir deneme. TDK. Bursa, 1944-48.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Kutlu A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 2005.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Kuyumcu İ, Beşorak Y. Otomobil ve motor bilgisi terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1980.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Mıhçıoğlu C. Sözcüklerin öyküsü. Kültür Bak. Ankara, 1996.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Oransay G. Bağdarlar geçidi. Küğ Yayını. İzmir, 1977.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 6. Kültür-Turizm Bak. Ankara, 1984.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 8. 3. bası. Kültür Bak. Ankara, 2000.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 9. 3. bası. Kültür Bak. Ankara, 2000.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Räsänen M. Versuch eines etymologischen Wörterbuchs der Türksprachen. Lexica societatis Fenno-Ugricae. Helsinki, 1969.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Redhouse. Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 1999.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Steuerwald K. Almanca-Türkçe sözlük. ABC. İstanbul, 1982.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Steuerwald K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Osmanlıcadan Türkçeye söz karşılıkları tarama dergisi. TDTC. İstanbul, 1934.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">XIII. yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-77.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Tavkul U. Adige (Çerkes) dilinde Bulgar Türkçesi alıntı sözcükler üzerine. Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Haziran 2007; 4(2): 104-115.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Tayla S. Kılıçoyunu terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1970.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Taymas AB. İbnü-Mühennâ lûgati indeksi. TDTC. İstanbul, 1934.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Tietze A. Tarihi ve etimolojik Türkiye Türkçesi lugatı. Birinci cilt A-E. Österreichische Akademie der Wißenschaften. Simurg. İstanbul, 2002.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Toparlı R, Vural H, Karaatlı R. Kıpçak Türkçesi sözlüğü. TDK. Ankara, 2003.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Tuğlacı P. Okyanus 20. yüzyıl ansiklopedik Türkçe sözlük. Pars, 1971.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Türkay K, Koçak S, Ünal S. Uygulayım terimleri sözlüğü. 2. bası. TDK. Ankara, 1980.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Ülker S. Sayrı. Türk Dili Dergisi Mayıs-Haziran 2006; 19(114): 8-9.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Ülker S. Flüt mü kaval mı ? Türk Dili Dergisi Kasım-Aralık 2007; 21(123): 19-25.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Ülker S. Borgudan trompete boru. Türk Dili Dergisi Ocak-Şubat 2008; 21(124): 32-37.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Ülker S. Zurnadan obuaya gürdüdük. Türk Dili Dergisi Mart-Nisan 2008; 21(125): 32-36.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Ülker S. Tımbırdayan tellerin dili. Türk Dili Dergisi Mayıs-Haziran 2008; 21 (126): 18-21.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Ülker S. Psalterion’dan santura yatuğan. Türk Dili Dergisi Mart-Nisan 2009; 22 (131): 24-26.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Ülker S. Kemandan viyolaya gıygı. Türk Dili Dergisi Mayıs &#8211; Haziran 2009; 22 (132): 19 &#8211; 22.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Ülker S. Ülker tıp terimleri sözlüğü. Latince-Türkçe, Türkçe-Latince. 4. bası. İstanbul, 2009.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Ülker S. Tabldan davula tüngür. Türk Dili Dergisi Temmuz – Ağustos 2009; 23 (133): 31 – 33; Eylül – Ekim 2009; 23 (134): 31 – 33; Kasım – Aralık 2009; 23 (135): 26 – 28.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Ülker S. Perdeden tuşa dokunak. Türk Dili Dergisi Ocak – Şubat 2010; 23 (136): 34 – 36; Mart – Nisan 2010; 23 (137): 21 – 23.</span></li>
<li><span style="font-size: small;">Webster’s third new international dictionary of the English language unabridged. Könemann. Cologne, 1993.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Akkordeon"><span style="font-size: small;">http://de.wikipedia.org/wiki/Akkordeon</span></a></span></span><span style="font-size: small;"> , 22 Jun 2007.<br />
</span></li>
</ol>
<p style="text-align: right;"><span style="font-size: x-small;">Türk Dili Dergisi Temmuz – Ağustos 2010; 24 (139): 30 – 32</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kug-mu-mirin-mi-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Borgudan Trompete Boru</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/borgudan-trompete-boru/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/borgudan-trompete-boru/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 04:17:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Süreyya ÜLKER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[borgu]]></category>
		<category><![CDATA[boru]]></category>
		<category><![CDATA[trompet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1271</guid>
		<description><![CDATA[Türkçe sözlükte boru sözü “1) Bir yerden başka bir yere sıvı, gaz gibi akışkanları iletmeye yarayan çeşitli uzunluk ve çapta olabilen boş silindir. 2) Perdesiz, pes ses veren, basit üflemeli çalgı” biçiminde tanımlanmıştır (13). Boru sözü eski Türkçede borga (24), borgu (24), borguy (6) biçimlerinde, sözcüğün bugünkü ikinci anlamını karşılamak üzere geçmektedir. Bir de Divan’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 		A:link { color: #0000ff } --><span style="font-size: x-small;">Türkçe sözlükte boru sözü “1) Bir yerden başka bir yere sıvı, gaz gibi akışkanları iletmeye yarayan çeşitli uzunluk ve çapta olabilen boş silindir. 2) Perdesiz, pes ses veren, basit üflemeli çalgı” biçiminde tanımlanmıştır (13).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Boru sözü eski Türkçede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borga </strong></span><span style="font-size: x-small;">(24), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borgu</strong></span><span style="font-size: x-small;"> (24), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borguy </strong></span><span style="font-size: x-small;">(6) biçimlerinde, sözcüğün bugünkü ikinci anlamını karşılamak üzere geçmektedir. Bir de Divan’ın III. dürümünün 220. sayfasında Atalay’ca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borı </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde okunup “ok ucuna geçirilen temren oyuğu halkası; hokka ve taş gibi şeylerin yarılmaması için  ağızlarına geçirilen halka” anlamına gelen bir söz daha vardır. İlk bakışta sözcüğün bugünkü birinci anlamının buradan kaynaklandığı izlenimi uyanmaktadır. Nitekim bu Ögel’in de gözüne çarpmış, “11.yüzyılda Kaşgarlı Mahmud, hem </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borı </strong></span><span style="font-size: x-small;">ve hem de </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borguy </strong></span><span style="font-size: x-small;">deyimlerinden söz açıyordu. Bundan dolayı bu iki sözü birbirine karıştırmamak gereklidir” demiştir (18); ancak bu sözün Clauson’ca, yanına soru imi konarak, </span><span style="font-size: x-small;"><strong>büri </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde okunması (5) bu görüşün doğruluğuna gölge düşürmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Eren ile Tietze boru sözünün mırındışı (müzikdışı) anlamının mırınsal anlamından  bozma olduğunu düşünmüş, Divan’da temren bileziği anlamında geçen borı ya da büri sözlerine değinmemişlerdir (8, 27).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Tietze, boru sözünü Türkçe dışında bir köke bağlamamaktadır (27). Doerfer, </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burguy </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünü Farsçaya giren Türkçe bir alıntı olarak değerlendirmektedir (7). Clauson ile Eren ise sözcüğün Türkçede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bırgı, pırgı, burgu </strong></span><span style="font-size: x-small;">gibi biribirinden değişik biçimlerinin bulunması dolayısıyla alıntı olabileceğini belirtmektedirler (5, 8). Eyuboğlu, sözcüğün mırındışı anlamının yol anlamına gelen Rumca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>poros </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünden bozma olduğu kanısındadır (10). Çalgıbilimci Gazimihal boru sözüyle </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bur- </strong></span><span style="font-size: x-small;">eylem kökü arasındaki bağıntının açık olduğunu belirtmektedir (11).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Bir çalgı adı olarak borunun en bilinen Osmanlıca karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nefir </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüdür. Osmanlıcaya Farsçadan geçen (13, 20) bu sözün kimi kaynaklarda </span><span style="font-size: x-small;"><strong>buk-ül nefir </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde geçmesi (5), birey, er anlamına gelen Arapça nefer’den bozma olabileceğini düşündürmektedir. Nitekim Osmanlıcaya da girmiş, bireyler topluluğu, kalabalık anlamlarına gelen ikinci bir nefir sözcüğü vardır ki, Arapçadır (20). Ögel’e göre buk-ül nefir (O buk-al nafir diyor) savaş borusu anlamına gelmektedir (18). TDK’nin Türkçe sözlüğünde, belki de bu nedenle, nefirin kökeni Farsça değil, Arapça olarak gösterilmiştir (1).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Nefirin Osmanlıca eşanlamlıları dilimize yine Farsçadan giren </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nay-ı türkî </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20) ile Arapçadan giren </span><span style="font-size: x-small;"><strong>buk</strong></span><span style="font-size: x-small;">tur (20, 27). Bu çalgının Farsçada türk düdüğü anlamına gelen bir sözle anılması, bu çalgıyı Ortadoğu’ya Türklerin getirdiğini düşündürmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Osmanlıcaya Arapçadan giren buk sözünün kökeniyse Latince </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bucina</strong></span><span style="font-size: x-small;">ya dayanmaktadır. Yine boru anlamına gelen Latince bucina sözüyse sığır anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bos </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün türevidir. Eski çağlarda borunun sığır boynuzundan yapılmasından ya da sesinin sığır sesini andırmasından kaynaklanan bir adlandırma olsa gerektir. Arapça buk sözü Türkçede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>buğ </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde yumuşamıştır (18).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Latince bucina Arapçanın yanı sıra İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>búccina </strong></span><span style="font-size: x-small;">üzerinden de dilimize </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bukçina </strong></span><span style="font-size: x-small;">(11), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bukina </strong></span><span style="font-size: x-small;"> (27) biçimlerinde girmiştir. Arapçada boruya buk’un yanı sıra </span><span style="font-size: x-small;"><strong>buka </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denmektedir (20). Kaşgarlı Mahmut ise Türkçe borguy’u Arapça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>şebbûr</strong></span><span style="font-size: x-small;">’un karşılığı olarak göstermiştir (5).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Eski çağlarda boruların daha çok boynuzdan yapılması kimi dillerde boynuz anlamına gelen sözlerle anılmasına yol açmıştır. Almanca ile İngilizce </span><span style="font-size: x-small;"><strong>horn</strong></span><span style="font-size: x-small;">, Çerkezce </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bjemıy </strong></span><span style="font-size: x-small;">(22), İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>corno </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözleri buna örnektir. Horn ile corno sözleri Latincede boynuz anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>cornu</strong></span><span style="font-size: x-small;">dan bozmadır. Çerkezce bjemıy sözüyse o dilde boynuz anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bje </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün türevidir (22).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Borunun Almancada daha yaygın olarak kullanılan bir karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Trompete</strong></span><span style="font-size: x-small;">dir. Bu, eski Almanca ile Vikingçede bu anlamda geçen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trumba, trumpa </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözlerinin türevidir (3, 31). Bu söz İngilizcede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trumpet </strong></span><span style="font-size: x-small;">(31), Fransızcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trompette </strong></span><span style="font-size: x-small;">(21), İtalyancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tromba </strong></span><span style="font-size: x-small;">(11) biçimlerinde kullanılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Latincede boruya buc(c)ina’nın yanı sıra </span><span style="font-size: x-small;"><strong>clario </strong></span><span style="font-size: x-small;">(31) ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tuba </strong></span><span style="font-size: x-small;">(4) da denmektedir. Tuba sözü, boru sözünün mırındışı anlamının karşılığı olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tubus</strong></span><span style="font-size: x-small;">un türevidir. Clario sözüyse İtalyancaya </span><span style="font-size: x-small;"><strong>clarino </strong></span><span style="font-size: x-small;">(31), İngilizceye </span><span style="font-size: x-small;"><strong>clarion </strong></span><span style="font-size: x-small;">(31) biçiminde geçmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Bir çalgı adı olarak borunun Yunancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>salpinx</strong></span><span style="font-size: x-small;">tir. Gerek Yunanca salpinx, gerek Latince tuba sözleri dilgibilim (anatomi) diline boru biçimindeki kimi örgenlerin adı olarak girmişlerdir. Bunlar, Türkçe karşılıkları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kulak borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yumurta arkı </strong></span><span style="font-size: x-small;">olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tuba auditiva [Eustachii] </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tuba uterina [Fallopii]</strong></span><span style="font-size: x-small;">dir (30). Eşanlamlıları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>salpinx auditiva </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>salpinx uterina</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır. Tuba uterina’nın Türkçesi olan yumurta arkı, adı geçen borunun başka bir adı olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ovidukt</strong></span><span style="font-size: x-small;">un çevirisidir. Tuba auditiva yaygın olarak </span><span style="font-size: x-small;"><strong>östaki borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak da bilinir. Tuba uterina’nın eksiksiz çevirisi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dölyatağı borusu</strong></span><span style="font-size: x-small;"> olup, yumurta arkının eşanlamlısı olan bir Türkçe dilgibilim terimidir. Salpinx sözü tek başına kullanıldığında yumurta arkını tanımlar.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Borunun eski Türkçe biçimleri olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borga </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borgu </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözleri dirgerlik diline İşçil-Elöve’ce salpinx anlamında sokulmuştur (12). Bunlardan borga sözü bizce yumurta arkı anlamındaki salpinx’in karşılığı olarak benimsenmiş, yumurta arkı yangısını tanımlayan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>salpingitis</strong></span><span style="font-size: x-small;">e </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borgaca </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmiştir (30). Tuba ile salpinx’in  dilgibilim (anatomi) dilindeki anlamlarının Osmanlıcası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nefir</strong></span><span style="font-size: x-small;">dir (14, 20, 29, 33).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yine boru anlamına gelen Latince buccina sözü </span><span style="font-size: x-small;"><strong>musculus buccinator </strong></span><span style="font-size: x-small;">adı verilen bir kasın adında  geçmektedir. Ağza üfleme devinimi yaptıran bu kasın dilimizdeki karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>üfürten kas</strong></span><span style="font-size: x-small;">tır(30, 34). Buc(c)ina sözü de sözlüğümüzde buccinator niteminin kökü olan dirgerlikdışı bir terim olarak yer almış, karşılığı boru olarak verilmiş, borga, borgu sözleri de bunun eşanlamlıları olarak sunulmuştur. </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Üfürten, üfürtücü </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelen buccinator niteminin dirgerlikdışı anlamı da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borucu </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak sunulmuştur (30).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Batıdan gelen maden borular Osmanlı döneminde tuğ (mehter) takımına girmiş, geleneksel boruların yanında kullanılmaya başlamıştır (18). Bununla, geleneksel boruların madenden yapılmadıklarını söylemek istemiyoruz. Madenden yapılmış borular doğuda da eskiden beri kullanılmıştır. Dede Korkut kitabında bunlardan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>“burması altun tuç borılar” </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde söz edilmektedir (18). Selçukluların sarı bakırdan (pirinç) yapılmış borular kullandıklarını, bunlara </span><span style="font-size: x-small;"><strong>boru-i pirang </strong></span><span style="font-size: x-small;">dendiğini de biliyoruz (18). Dahası  Altaylardaki Teleüt Türklerinin bile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yees komurgay </strong></span><span style="font-size: x-small;">adı verilen bakır kavallarının bulunması  madenden yapılmış üflemeli çalgıların Türk geleneğinde bulunduğunu göstermektedir (18).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Evliya Çelebi batıdan gelen, madenden yapılmış boruları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>turumpata borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak adlandırarak “Alaman’da, Pırak kalesinde peyda olup, alaylarında çalarlar” demiştir (9, 18). Bu anlatımdan, bu borunun Bohem Hanlığı’nın başkenti olan Prag’da, bir ordu bandosunun çalgısı olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır (18). Bu boru başka kaynaklarda </span><span style="font-size: x-small;"><strong>durumpata borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">(18), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tulumpata </strong></span><span style="font-size: x-small;">(25) biçimlerinde de geçmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere Almanca kökenli trompet sözü İngilizce, Fransızca, İtalyanca gibi çeşitli batı dillerinde çeşitli biçimlerde yazılıp okunarak boru sözünün çalgıbilimsel anlamını genel olarak karşılamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Tanzimat döneminde yukarıda tanımladığımız yalınç batı borusuna boru denmiş, trompet sözü biçimle anlam kaymasına uğrayarak trampet biçiminde, boru eşliğinde çalınan kucak davulunun adı olmuş, trompetin dilimize uyarlanmış eski söylenişleri unutulmuştur (11). Nizam-ı Cedit ordusunun trompetçilerine </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borazan </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmiştir (11). Bu söz Türkçe boru sözünün sonuna Farsça –zen eki getirilerek oluşturulmuştur. Zamanla borazan sözü de anlam kaymasına uğrayarak çağcıl yalınç boru anlamında boru sözünün eşanlamlısı olarak kullanılmaya başlamıştır. Dolayısıyla bir çalgıbilim terimi olarak boru sözü geniş anlamda kapaçsız (perdesiz) üflemeli çalgıların genel adını, dar anlamdaysa bu tür çalgıların yalınç bir örneği olan, batı kaynaklı bir bakır üflemeli çalgı olan borazanı tanımlamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Borular </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düz </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burmalı </strong></span><span style="font-size: x-small;">olabilmektedir. Düz borulara </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fanfar </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Bu söz Fransızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fanfare</strong></span><span style="font-size: x-small;">dan bozmadır. Bu Fransızca söz </span><span style="font-size: x-small;"><strong>boru ezgisi </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelen yansıma bir sözdür (31). Bir çalgı adı olarak doğal Türkçe karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düz boru</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Başlıca boru çeşitleri </span><span style="font-size: x-small;"><strong>corno di caccia, işaret borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kerrenay</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır. Corno di caccia avcıların kullandıkları bir boru çeşididir. Corno di caccia İtalyancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>av borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmektedir (31). Bu boruya Almancada yine av borusu anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Jagthorn</strong></span><span style="font-size: x-small;">un yanı sıra </span><span style="font-size: x-small;"><strong>orman borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Waldhorn </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denmektedir (23). İngilizcedeyse </span><span style="font-size: x-small;"><strong>doğal boru </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>natural horn </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (31).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">İşaret borusu işaret amaçlı sesler çıkarmaya yarayan yalınç bir boru çeşidi olup adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>im borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilmesi gerekir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Kerrenay kalın sesli uzun borulara verilen addır. Tuğ (Mehter) takımlarında kullanılan bu borunun kaynağının Tibet olduğu sanılmaktadır (18). Kerrenay sözü Farsça olup, bu çalgı İstanbul’a İran’dan gelmiştir (18). Kırgızcaya </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kereney </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde Türkçeleşerek girmiştir (18, 19). Radloff özgün Farsça biçiminin </span><span style="font-size: x-small;"><strong>gurrenay </strong></span><span style="font-size: x-small;">olduğu kanısındadır (18). Kimi Farsça sözlüklerdeyse adı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kurenay </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde geçmektedir. Görüldüğü üzere sözcüğün Farsça doğru biçimi konusunda görüş birliği yoktur (18). Doğal Türkçe karşlığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>uzun boru</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yalınç bir çalgı olan boru sarı bakırdan (pirinç) yapılmış birçok kapaçlı (perdeli) ya da tokaçlı (pistonlu) üflemeli çalgının anasıdır. Bu çalgılar, sarı bakırdan yapılmış borularla birlikte bir öbek oluştururlar. Bunlara Almancada teneke  üflemeli çalgı anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Blechblasinstrument</strong></span><span style="font-size: x-small;"> (23), Fransızcada bakır anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>cuivre </strong></span><span style="font-size: x-small;">(11, 21), İngilizcede sarı bakır (pirinç) üflemeli çalgı anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>brass wind instrument </strong></span><span style="font-size: x-small;">(31) denir. Ülkemizde bunlar yaygın olarak </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bakır üflemeli çalgı </strong></span><span style="font-size: x-small;">adıyla anılmaktadır. Gazimihal ise bunları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>teneke saz </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak adlandırmayı yeğlemektedir (11, 23). Farsça saz yerine Türkçe çalgıyı, teneke yerine de bakırı yeğliyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Teneke yerine bakırı yeğlememizin nedenlerinden biri teneke sözünün dilimizde yaptığı olumsuz çağrışım, ikincisiyse kökeni konusundaki kuşkumuz. Kökleşik sözlüklerimizin Türkçe dışında bir kökene bağlamadığı teneke sözü (1, 13, 20) Räsänen’e göre Farsça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tunak</strong></span><span style="font-size: x-small;">tan (19), Eyuboğlu’na göre Rumca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tenekos</strong></span><span style="font-size: x-small;">tan (10) bozmadır. İngilizcede kalay anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tin </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüyle de ilginç bir ses, anlam yakınlığı vardır; çünkü teneke kalaylı sac demektir. Kökleşik sözlüklerimizin yine Türkçe dışında bir kökene bağlamadığı bakır sözüyse Räsänen’e göre Farsçadan bozmadır (19). Tietze, Räsänen’i kaynak göstererek İran kökenli olduğunu belirtmiştir (27). Eyuboğlu Türkçe bak- köküne bağlayamadığını, dolayısıyla kökenini bilemediğini belirtmiştir (10). Bakraç sözünü ele alan Eren, adı geçen sözün yapısında bulunan bakır sözünün kökenine değinmemiştir (8).  Clauson Türkçe dışında bir kökene bağlamamıştır (5). Räsänen’in görüşünü sakıntıyla karşılıyor, bakır sözünün, dilimizdeki yeri doldurulamayacak bir varlığımız olduğunu düşünüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yukarıda düz boru anlamına geldiğini belirttiğmiz fanfar sözü bakır üflemeli çalgılardan oluşan takım anlamına da gelmektedir. Bu anlamda </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fanfar mızıkası </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denmektedir (11). Bu kavramın Almancası teneke mırını (müziği) takımı anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Blechmusik-kapelle </strong></span><span style="font-size: x-small;">(23), Fransızcası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fanfare</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İngilizcesi sarı bakır (pirinç) çalgı takımı anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>brass band</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İtalyancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fanfara</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır (11). Bu kavramın kısaca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sarıçalgı </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilip </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bakır üflemeli çalgı takımı, bakır üflemeliler takımı </strong></span><span style="font-size: x-small;">terimlerinin de eşanlamlı seçenekler olarak sunulabileceği kanısındayız. Çalgı sözünün mırın (müzik) takımı (28), mırın topluluğu (1), çalgı takımı (28) anlamlarına da geldiği kökleşik sözlüklerimizde belirtilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Boru dışında kalan bakır üflemeli çalgıların başlıcaları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>büğlü, Flügelhorn, fransız kornosu, kornet, ofikleid, sakshorn, saksofon, saksotromba, trombon,  trompet, tuba</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Büğlü</strong></span><span style="font-size: x-small;"> sözü Fransızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bugle</strong></span><span style="font-size: x-small;">den bozmadır (1). Fransızca bugle de Latincede küçük sığır anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>buculus</strong></span><span style="font-size: x-small;">tan bozmadır. Onun da kökü sığır anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bos </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüdür. Dolayısıyla bu söz boru anlamına gelen Latince bucina sözüyle kökteştir. Fransızca bugle sözü özleyin borunun en yalınç örneği olan işaret borusu anlamına gelir (31). Sonradan, kapaçlı (perdeli) ya da tokaçlı (pistonlu) bakır üflemeli çalgıların küçük bir örneğinin adı olmuştur (1, 13, 31). Geniş anlamdaysa Flügelhorn’dan tuba’ya dek değişen bütün kapaçlı ya da tokaçlı bakır üflemeli çalgıların genel adıdır. Gazimihal, eski bandocuların </span><span style="font-size: x-small;"><strong> </strong></span><span style="font-size: x-small;"> bu sözü </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bükülü </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde Türkçeleştirdiklerini belirtmektedir (11).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Flügelhorn</strong></span><span style="font-size: x-small;">, </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kanat borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelen Almanca bir çalgı adıdır. Adını, sürek avında kanatlardan saldırı yapacak avcılara komut vermek amacıyla kullanılmış olmasından dolayı almıştır (31). İç çapı kornetinkinden küçük olan, kapaçlı (perdeli) bir bakır üflemeli çalgıdır (31).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Fransız kornosu </strong></span><span style="font-size: x-small;">av borusundan türetilmiş, burmaları teker biçiminde olan, kapaçlı (perdeli) bir bakır üflemeli çalgıdır (31). Geniş anlamda boruyu tanımlayan, İtalyancadan bozma </span><span style="font-size: x-small;"><strong>korno </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü dar anlamda bu çalgının adının eşanlamlısıdır (31). Bu çalgının adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tekerboru </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Kornet</strong></span><span style="font-size: x-small;">, trompete benzeyen, ancak daha boğuk bir ses çıkaran, kapaçlı (perdeli) bir bakır üflemeli çalgıdır (31). Adı, İtalyancada  boru anlamına gelen corno sözünün sonuna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>–et </strong></span><span style="font-size: x-small;">küçültme soneki getirilerek oluşturulmuştur. Eski Türkçede boru anlamına gelen borga sözünün sonuna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>–t </strong></span><span style="font-size: x-small;">soneki getirilerek, adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borgat </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız. Yineldoğuş (Rönesans) döneminde bu söz ağaçtan yapılmış bir borunun adıydı (31). Bu boru kilise söylenklerine (koro) eşlik ederdi. Borgat sözü, terimin bu anlamını da karşılayabilir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Ofikleid açgıçlı bükülüler </strong></span><span style="font-size: x-small;">(anahtarlı büğlüler) sınıfından bir bakır üflemeli çalgıdır (31). Adı, Fransızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ophicléide</strong></span><span style="font-size: x-small;">den bozmadır (31). Bu da Yunancada yılan anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ophis </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile açgıç (anahtar) anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kleis </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözcüklerinden oluşur. Yılan gibi burmalı oluşundan dolayı böyle adlandırılmıştır. İngilizcede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ophicleide </strong></span><span style="font-size: x-small;">(31), İtalyancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>officleide </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ofleide</strong></span><span style="font-size: x-small;"> (11), İspanyolcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ofigle </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ofiglo </strong></span><span style="font-size: x-small;">(11) adıyla anılır. Almancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Ophikleid</strong></span><span style="font-size: x-small;">in yanı sıra </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yılan borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Schlangenhorn </strong></span><span style="font-size: x-small;">(11, 23) adıyla da anılır. Yılan borusu sözünün uygun bir Türkçe karşılık olduğu kanısındayız. Bu arada ağaç üflemeli çalgıların titrem (perde) deliklerini açıp kapatan, bakır üflemelilerinse kapaçlarını (perde) ya da tokaçlarını (piston) indirip kaldıran küçük kaldıraçlara </span><span style="font-size: x-small;"><strong>açgıç </strong></span><span style="font-size: x-small;">(anahtar) ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>parmak açgıcı </strong></span><span style="font-size: x-small;">(finger key) dendiğini, üzerinde 6 açgıcı bulunan bükülülere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>açgıçlı bükülü </strong></span><span style="font-size: x-small;">(key bugle) dendiğini, yılan borusunun yanı sıra yukarıda söz ettiğimiz tekerboruyla aşağıda ele alacağımız trompetin birer açgıçlı bükülü olduklarını belirtmekte yarar görüyoruz (31).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Sakshorn </strong></span><span style="font-size: x-small;">Belçikalı çalgıbilimci Antoine Joseph (Adolphe) Sax’ça geliştirilen bir bakır üflemeli çalgı çoluğudur (familya) (31). İngilizce özgün adı saxhorn olup Sax borusu anlamına gelir. Eski Türkçede boru anlamına gelen borgu sözünden yararlanılarak adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burmaborgu </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız. Sax’ın öz adı Antoine Joseph olmakla birlikte Adolphe adıyla tanınmıştır (31).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Sax’ın geliştirdiği başka bir ünlü çalgı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>saksofon</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur. Bir bakır üflemeli çalgı olmakla birlikte ağzına klarnet gibi sipsi takılır. Açgıçlarla (Anahtar) donanmıştır. Bir orkestra çalgısıdır (31).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Saksofon sözü dilimize Fransızcadan geçmiştir (13). Fransızca özgün biçimi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>saxophone</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur (1). İngilizceye de Fransızcadan geçmiştir (31). Almancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Saxophon</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur. Sözcüğün Türkçe yazımı TDK ile  Dil Derneği arasında anlaşmazlık konusudur. Dil Derneği saksofon biçiminde yazarken (13), TDK </span><span style="font-size: x-small;"><strong>saksafon </strong></span><span style="font-size: x-small;">yazımını yeğlemektedir (1). Redhouse’da yer almamaktadır (20). Okyanus Türkçe sözlükte de saksofon biçiminde geçmektedir (28). Sax ile Fransızcada ses anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>phone </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözcüklerinden oluşur. Fransızca phone’un kökeni de Yunanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong> phonos</strong></span><span style="font-size: x-small;">a dayanır. Çalgının boru gibi burmalı olmasına karşılık zurna çoluğundan (familya) çalgıların kimi özelliklerini de taşıdığı göz önüne alınarak adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burmadüdük </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Adolphe Sax’ın geliştirdiği başka bir çalgı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>saksotromba</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır. Burmaborguyla burmadüdük gibi tutunmamıştır. </span><span style="font-size: x-small;"><strong> </strong></span><span style="font-size: x-small;">1845’te burmaborguyla birlikte geliştirilmiş, 1867’de kullanımdan kalkmıştır (17). İtalyancadan bozma olup özgün adı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>saxotromba</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır. Sax ile boru anlamına gelen tromba sözcüklerinden oluşur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi İtalyanca tromba sözü eski Almanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trumba</strong></span><span style="font-size: x-small;">dan bozmadır. Adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burmaborga </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Başka bir bakır üflemeli çalgı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trombon</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur. Adı İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trombone</strong></span><span style="font-size: x-small;">den bozmadır (31). Boru anlamına gelen, Almancadan bozma İtalyanca tromba sözünün sonuna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>–one </strong></span><span style="font-size: x-small;">soneki getirilerek oluşturulmuş bir terimdir. İngilizce ile Fransızcada da trombone diye adlandırılır. Almancadaysa boru anlamına gelen Latince bucina sözünden bozma </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Posaune </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüyle adlandırılır (31). Eski Türkçede boru anlamına gelen borgu sözünün sonuna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>–n </strong></span><span style="font-size: x-small;">soneki getirilerek </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borgun </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yukarıda boru kavramının hem Osmanlıcası nefir olan geniş anlamının, hem de Osmanlıcası borazan olan dar anlamının batıdan gelen karşılığı olduğunu gördüğümüz </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trompet </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü ayrıca kapaçlı (perdeli) bir bakır üflemeli çalgının da adıdır (31). Trompet sözü sözlüklerimize bu anlamıyla girmiştir (13). Sözcüğün bu anlamı dilimize Fransızcadan girmiştir. Sözcüğün Almanca, Fransızca, İngilizce biçimlerini yukarıda vermiş olduğumuzdan burada yinelemeyeceğiz; ancak boru anlamındaki trompetin İtalyancası trombayken, bu çalgınınki </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trombetta</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır (11). Bu çalgının adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burmaboru </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız. Böylelikle borga, borgu, boru sözlerinin burma sözüne eklenmesiyle 3 ayrı terim elde etmiş olduk. Bu terimin, düz olmayan boruların genel adı olan burmalı boruyla karışmayacağını sanıyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yukarıda Latincede boru anlamına geldiğini gördüğümüz </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tuba </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü İtalyancada en büyük bakır üflemeli çalgının adıdır. Bu söz bu yazımıyla bütün çağdaş batı dilleriyle bizim sözlüklerimize de bu anlamıyla girmiştir. Bu çalgının adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kocaboru </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Kalın sesli kocaboruya </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bas tuba </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Doğal karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kalın kocaboru</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur. Özleyin kaba zurna anlamına gelen Fransızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bombardon </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü kalın kocaboru anlamında da kullanılmaktadır (31). Bu söz İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bombardone</strong></span><span style="font-size: x-small;">den bozmadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Tatlı sesli bir kocaboru çeşidine </span><span style="font-size: x-small;"><strong>euphonium </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (31). Adı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tatlıses </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebilir.</span><span style="font-size: x-small;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Kalın kocaborunun daha çok çerisel çalgı takımlarında kullanılan bir çeşidi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>helikon </strong></span><span style="font-size: x-small;">adını taşır. Fransızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>hélicon</strong></span><span style="font-size: x-small;">dan bozmadır (31). Sarmal yay anlamına gelen Yunanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>helix </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün sonuna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>–on </strong></span><span style="font-size: x-small;">soneki getirilerek oluşturulmuş bir terimdir. </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Sarmalboru </strong></span><span style="font-size: x-small;"> biçiminde özleştirilebilir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Burmaborgu (Sakshorn) çoluğunun kocaborusuna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sakstuba </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. İngilizce özgün biçimi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>saxtuba</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır (31). Bu çalgıya </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bas sakshorn </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denir. Bunun İngilizce özgünü </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bass saxhorn</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur (31). Bu çalgının adları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burmakocaboru, kalın burmaborgu </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçimlerinde özleştirilebilir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yazımıza son vermeden önce kaval, boru ya da zurna çoluğuna girmeyen üflemeli çalgılar olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ağız mızıkası </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>melodika</strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da kısaca değinmek istiyoruz. Ağız mızıkasına </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ağız armonikası </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denmektedir. Mızıka sözü İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>musica</strong></span><span style="font-size: x-small;">dan bozma olup dilimize Tanzimat döneminde çalgı, çalgı takımı anlamlarında girmiştir (11). Armonika sözü de İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>armonica</strong></span><span style="font-size: x-small;">dan bozma olup çeşitli körüklü çalgıların adlandırılmasında kullanılan bir terimdir. Özleyin ud anlamına gelen eski Türkçe kopuz sözü Karaçay’dan Altay’a dek uzanan çok geniş bir alanda çeşitli Türk  topluluklarınca çeşitli körüklü çalgıların adlandırılmasında kullanılmaktadır (18, 26). Bunun ayrıntısına burada girmek istemiyoruz; çünkü bu, dizilemli (klavyeli) çalgıların ele alınacağı başka bir çalışmanın konusudur. Buna dayanarak ağız mızıkasının adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ağız kopuzu </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilmesinin uygun olacağını düşünüyoruz. Ağız kopuzunun Almancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Mundharmonika</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır. Avusturya’da ağız piyanosu anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Mundklavier </strong></span><span style="font-size: x-small;">de denir (2). Piyanonun Türkçesi sözlüğümüzde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>usul </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak önerilmiştir (30). Latincede sevecen anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>pius </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün türevi olan İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piano </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü mırında (müzik) bir çalgı adı olmasının yanı sıra bir ezginin alçak sesle çalınmasını buyuran bir komuttur. Türkçe usul sözü, sözcüğün bu anlamının dilimizdeki doğal karşılığıdır. Dolayısıyla ağız kopuzunun eşanlamlısının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ağız usulu </strong></span><span style="font-size: x-small;">olabileceği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Melodika </strong></span><span style="font-size: x-small;">Hohner’ce </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Melodica </strong></span><span style="font-size: x-small;">adıyla 1950 yılında üretilen dizilemli (klavyeli) bir üflemeli çalgının satınsal (ticarî) adıdır (16). Dolayısıyla başka kuruluşlar bu çalgıyı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Melodion </strong></span><span style="font-size: x-small;">(Suzuki), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Melodia </strong></span><span style="font-size: x-small;">(Diana), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Pianica </strong></span><span style="font-size: x-small;">(Yamaha), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Clavietta </strong></span><span style="font-size: x-small;">gibi başka adlar altında üretmektedirler (32).Yine bu yüzden melodika sözü birçok sözlüğe girmemektedir (1, 20, 28, 31). Bu söze yer verdiğini gördüğümüz tek Türkçe sözlük Dil Derneği’nin sözlüğüdür (13). Wikipedia adlı İngilizce e-bilgilikte (e-ansiklopedi) de </span><span style="font-size: x-small;"><strong>melodica </strong></span><span style="font-size: x-small;">yazımıyla bir çalgı olarak yer almaktadır (32).  Melodica sözü İtalyanca olup Latincede ezgi anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>melodia</strong></span><span style="font-size: x-small;">nın türevidir. Bu sözün de kökeni Yunanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>melôidia</strong></span><span style="font-size: x-small;">ya dayanır (31). Üflemeli piyano anlamına gelen İngilizce </span><span style="font-size: x-small;"><strong>wind piano </strong></span><span style="font-size: x-small;">terimi bu çalgının satınsal olmayan tek karşılığıdır (15). Bizim de çocukluğumuzda çalmış olduğumuz bu çalgının doğal Türkçe karşılığının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>üflemeli usul </strong></span><span style="font-size: x-small;">olduğu kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>
<ol>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ağakay 	MA. Türkçe sözlük. 10. bası. TDK. Ankara, 2005.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://cgi.ebay.at/Alte-VERMONA-Weltmeister-Mundharmonika-Harmonika_W0QQ"><span style="font-size: xx-small;">http://cgi.ebay.at/Alte-VERMONA-Weltmeister-Mundharmonika-Harmonika_W0QQ</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;">.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Brockhaus 	FA. Der Sprach Brockhaus. 9. Aufl. Wiesbaden, 1984.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Cassell’s 	Latin dictionary. Macmillan. USA, 1982.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Clauson 	G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. 	University Pres. Oxford, 1972.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Divanü 	lûgat-it Türk dizini. TDK. Ankara, 1972.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Doerfer 	G. Türkische und mongolische Elemente im neupersischen. Wiesbaden, 	1963-67.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Eren 	H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Evliya 	Çelebi seyahatnamesi. 2. kitap. Çev. Danışman Z. Zuhuri Danışman 	Yayınevi. İstanbul, 1969.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Eyuboğlu 	İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. 	İstanbul, 1991.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Gazimihal 	MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">İşçil 	Şİ, Elöve AU. Türkçe hekimlik terimleri üzerine bir deneme. 	TDK. Bursa, 1944-48.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Kutlu 	A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman  İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, 	Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 	2005.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Lûgat-ı 	tıb. Cemiyet-i Tıbbiye-i  Osmaniye. İstanbul, 1900.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://www.melodicas.com/melodica_is_a_wind_instrument_cr.htm"><span style="font-size: xx-small;">http://www.melodicas.com/melodica_is_a_wind_instrument_cr.htm</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;">, 	16 Nov 2006.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://www.melodicas.com/melodicas.htm.%20Welcome%20to%20Melodicas.com"><span style="font-size: xx-small;">http://www.melodicas.com/melodicas.htm. 	Welcome to Melodicas.com</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;">, 	8 Jul 2007.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://www.8notets.com/f/29_155996.asp.Saxotromba"><span style="font-size: xx-small;">http://www.8notets.com/f/29_155996.asp.Saxotromba</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;">, 	26 Feb 2006.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ögel 	B. Türk kültür tarihine giriş 8. Kültür Bak. Ankara, 1987.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Räsänen 	M. Versuch eines etymologischen Wörterbuchs der Türksprachen. 	Lexica Societatis Fenno-Ugricae. Helsinki, 1969.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Redhouse. 	Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 	1999.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Saraç 	T. Fransızca-Türkçe büyük sözlük. TDK. Ankara, 1976.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Sıj 	Erdoğan R. Çerkes müziği ve 	çalgıları.http://www.grupyorum.net/tavir/goruntu.php?makale_id=723&amp;Formtavir_Sorting=2.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Steuerwald 	K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Osmanlıcadan 	Türkçeye söz karşılıkları  tarama dergisi. TDTC. İstanbul, 	1934.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">XIII. 	yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan 	toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü. TDK. Ankara, 1967-77.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Tavkul 	U. Karaçay-Malkar Türkçesi sözlüğü. TDK. Ankara, 2000.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Tietze 	A. Tarihi ve etimolojik Türkiye Türkçesi lugatı. Birinci cilt 	A-E. Österreichische Akademie der Wißenschaften. Simurg. İstanbul, 	2002.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Tuğlacı 	P. Okyanus 20. yüzyıl ansiklopedik  Türkçe sözlük. Pars. 1971.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Unat 	EK, İhsanoğlu E, Vural S. Osmanlıca tıp terimleri sözlüğü. 	TTK. Ankara, 2004.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ülker 	tıp terimleri sözlüğü. Açıklamalı 3. bası. İstanbul, 2004.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Webster’s 	third new international dictionary of the English language 	unabridged. Könemann.  Cologne, 1993.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Melodica"><span style="font-size: xx-small;">http://en.wikipedia.org/wiki/Melodica</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;">, 	6 Jul 2007.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Zeren 	Z. Lâtince-Türkçe-Osmanlıca anatomi sözlüğü ve Türk anatomi 	terimleri. 2. bası. İÜTF. İstanbul, 1959.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Zeren 	Z. (Kısa) sistematik insan anatomisi. İstanbul, 1971. </span></li>
</ol>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-size: x-small;">(Türk Dili Dergisi Ocak-Şubat 2008; 21(124): 32-37) </span></p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 5399px; width: 1px; height: 1px;"><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-size: x-small;">(Türk Dili Dergisi Ocak-Şubat 2008; 21(124): 32-37) </span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/borgudan-trompete-boru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Flüt mü Kaval mı?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/flut-mu-kaval-mi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/flut-mu-kaval-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 17:31:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Süreyya ÜLKER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[flüt]]></category>
		<category><![CDATA[kaval]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1262</guid>
		<description><![CDATA[İlkokula giden oğlum flüt öğrencesi alıyordu.Flütünden söz ettikçe ben de bunun Türkçesinin kaval olduğunu söylüyordum. Öğretmeni flütle kavalın ayrı çalgılar olduğunu söylemiş. Bunun üzerine konuyu araştırma gereğini duydum. Flüt sözü Fransızca flûte’ten bozma (1, 27). Fransızca flûte’un kökeniyse Latince flabeolum’a dayanıyor (46). Sözcüğün İtalyancası flauto olup, bu söz de dilimize flavta biçiminde girmiş. Sözcüğün İngilizcesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: x-small;">İlkokula giden oğlum flüt öğrencesi alıyordu.Flütünden söz ettikçe ben de bunun Türkçesinin kaval olduğunu söylüyordum. Öğretmeni flütle kavalın ayrı çalgılar olduğunu söylemiş. Bunun üzerine konuyu araştırma gereğini duydum.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Flüt sözü Fransızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte</strong></span><span style="font-size: x-small;">’ten bozma (1, 27). Fransızca flûte’un kökeniyse Latince </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flabeolum</strong></span><span style="font-size: x-small;">’a dayanıyor (46). Sözcüğün İtalyancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flauto </strong></span><span style="font-size: x-small;">olup, bu söz de dilimize </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flavta </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde girmiş. Sözcüğün İngilizcesi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flute </strong></span><span style="font-size: x-small;">da Fransızca flûte’ten bozma (46). Sözcüğün Almanca biçimiyse </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Flöte</strong></span><span style="font-size: x-small;">.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Dar anlamda flüt sözü yan tutularak çalınan bir üflemeli çalgıyı tanımlıyor. Bu çalgının özgül adı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>transvers flüt</strong></span><span style="font-size: x-small;">. Buna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>oblik flüt, yan flüt </strong></span><span style="font-size: x-small;">de deniyor. Almancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Querflöte</strong></span><span style="font-size: x-small;">; Fransızcası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte oblique </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte traversière</strong></span><span style="font-size: x-small;">; İngilizcesi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>cross flute, transverse flute</strong></span><span style="font-size: x-small;">; İtalyancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flauto traverso</strong></span><span style="font-size: x-small;">.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Geniş anlamdaysa flüt sözü yan tutularak çalınan biçimlerinin yanı sıra düz tutularak çalınan biçimleri de bulunan bir üflemeli çalgı çoluğunu (familya) tanımlıyor. Bu anlamdaki flütün Osmanlıcası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yeraayı müsakkab </strong></span><span style="font-size: x-small;">(33). Bu söz Arapça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yeraa-i müsakkab</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan bozma. Sözlük anlamı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>delik kamış</strong></span><span style="font-size: x-small;">. Flüt sözünün dilimizdeki doğal karşılığı kanımızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kaval</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır. Bu kavramın Yunancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>aulos</strong></span><span style="font-size: x-small;">, Latincesi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tibia</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır (7). Tibia’nın Latincedeki sözlük anlamı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kaval kemiği</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dir. Romalılar bu çalgıyı adı geçen kemikten yaptıklarından dolayı böyle adlandırılmıştır. Almancada da özleyin kaval kemiği anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Schwegel </strong></span><span style="font-size: x-small;">(49) sözü bu anlamda kullanılır. Farsçada bu kavram kamış anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nay </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüyle karşılanmaktadır. Benzeri bir yaklaşımla yine kamış anlamına gelen Çerkezce </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kamıl </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü o dilde flüt anlamına da gelmektedir (24). Eren 1942’de yazdığı Macarca bir yazıda Çuvaşçada sap anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>hamal </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün Türkçe kamışın karşılığı olduğunu belirtmiş, Osetçe </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kamıl</strong></span><span style="font-size: x-small;">’ın da Türkçeden kalma bir alıntı olabileceğini dile getirmiştir (13). Kamıl sözü Kazan Türkçesinde tıkaç anlamına gelmektedir (25). Paasonen ile Egorov bu sözü de Çuvaşça hamal ile birleştirmektedir (13). Kùnos’a göreyse bu söz Rusça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>komel</strong></span><span style="font-size: x-small;">’den bozmadır (25). Bu verilerden Çerkezcede flüt, kamış anlamlarına gelen kamıl sözünün Türkçe kamış sözünün eski Bulgar Türkçesindeki biçimi olabileceği anlaşılmaktadır. Bulgar Türklerinin Kuban’da Çerkezler, Alanlarla (Osetlerin ataları) iç içe yaşamış oldukları, Kuban Bulgarlarının Kıpçaklaşmış torunları oldukları düşünülen Karaçay-Malkar Türklerinin bugün de Kuzey Kafkas’ta yaşadıkları göz önüne alınırsa bu sav doğru olabilir. Karaçay-Malkar Türkçesinde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kamil </strong></span><span style="font-size: x-small;">ağaçtan yapılma fincan, kâse anlamlarına geliyor (39). Karaçaycada kamışa da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kamiş </strong></span><span style="font-size: x-small;">deniyor (39). Dolayısıyla buradaki kamil sözünün kamıl’ın eşdeğeri olduğu anlaşılıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Flüte Arapçada yeraa-i müsakkab’ın yanı sıra kaval da deniyor. Türkçe ile Arapçada ortak olan (30), Türkçeden Bulgarca (30) ile Makedoncaya (9) da geçen kaval sözünün kökeni ayrı bir tartışma konusudur. Ahmet Vefik Paşa’ya göre bu söz Türkçe </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kav </strong></span><span style="font-size: x-small;">kökünün türevidir (2). Şemsettin Sami’ye göre Türkçe kaval sözü içi boş boru anlamına gelir. Bugünkü anlamının özgün biçimiyse </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kaval düdük</strong></span><span style="font-size: x-small;">’tür. Ona göre Arapçada geveze anlamına gelen kavval sözü de Türkçe kavaldan bozmadır (17). Çalgıbilimci Sachs’a göre de kaval Türkçedir (20). Ferheng-i Şuurî’ye göreyse kaval sözü Arapça kavvaldan bozmadır (20). Hüseyin Kâzım Kadri’ye göre kaval sözü Yunanca aulos’tan bozmadır (20).Eyuboğlu’na göre sap anlamına gelen Yunanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kaulos</strong></span><span style="font-size: x-small;">’tan bozmadır (14). Ona göre Yunancada kaval anlamına gelen aulos sözü de kaulos’tan bozmadır. Webster ise bu iki sözü birleştirmemektedir (46).Webster’e göre Yunanca aulos’un Latince eşdeğerleri </span><span style="font-size: x-small;"><strong>alveus </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>alvus</strong></span><span style="font-size: x-small;">, kaulos’unkiyse </span><span style="font-size: x-small;"><strong>caulis</strong></span><span style="font-size: x-small;">’tir (46). Yunanca kaulos Sanskritçe “</span><span style="font-size: x-small;"><strong>kulyâ: </strong></span><span style="font-size: x-small;">içi boş” sözüyle de birleştirilebilir (46). Nişanyan kaval sözünün kökenine soru imi koymuştur (31).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Tuğlacı dikiş dilinde boy sözünün eşanlamlısı olan bir </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kavalo </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüne yer verip “pantolonun ağıyla paçası arasındaki uzunluk” olduğunu belirtmiş, kökeni konusunda bilgi vermemiştir (40). Bu sözü başka sözlüklerde bulamadık. Batı dillerinde bu anlama gelen benzeri bir söz de bulamadık.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Mısır Arapçasında çifte flüte </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kavala </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Bu söze Türkçe sözlüğün yeni basısında da yer verilmiş, Arapça bir alıntı olduğu belirtilmemiştir (1). Bu, adı geçen sözün Türkçeden Arapçaya geçen bir veri olabileceğinin düşünüldüğü biçiminde yorumlanabilir. Dilimizde bir de deniz kıyısında yer alan salaş dam anlamına gelen bir kavala sözü var ki (2, 40) Latincede ağıl anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>caulae </strong></span><span style="font-size: x-small;">(boş anlamına gelen cavus’un çoğulu) (7) sözüyle birleştirilebileceğini düşünüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Bu veriler ışığında kaval sözünün özleyin kav sözünden türetilmiş bir Türkçe nitem olduğunu, bugünse eski biçimi kaval düdük olan bir çalgının adı olduğunu düşünüyoruz. Yivsiz tüfeğe </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kaval tüfek </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmesi (1, 27), Erzurum-Kars illerimizle (10) Odlaryurdu’nda (Azerbaycan) (19) tefe </span><span style="font-size: x-small;"><strong>gaval </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmesi bu görüşü arkalayan verilerdir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Flütün, daha çok güdücülerin çaldığı yalınç biçimine </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flajole </strong></span><span style="font-size: x-small;">denir (35). Bu söz de kökenini flüt sözü gibi, Latince </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flabeolum</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan alır. Flabeolum’un eski Fransızcası olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flajol </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün türevi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flajolet </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü çağdaş Fransızcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flageolet </strong></span><span style="font-size: x-small;">olmuş (46), bu da dilimize flajole biçiminde geçmiştir. Bu söz Almancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Flageolett</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İngilizcede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flageolet</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İtalyancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flagioletto</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İspanyolcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flajole </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçimini almıştır. Güdücü flütü anlamına gelmek üzere Almancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Hirtenflöte</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İngilizcede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>shepherd’s pipe </strong></span><span style="font-size: x-small;">(33, 46), Farsçada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nay-ı çubanî</strong></span><span style="font-size: x-small;">, Tacikçede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>noy-ı çobonî </strong></span><span style="font-size: x-small;">(32), Osmanlıcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kaval-ı çoban </strong></span><span style="font-size: x-small;">(32) sözleri kullanılır.Fransızcada özleyin zurna anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>chalumeau </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü bugün daha çok flajole anlamında kullanılmaktadır (18, 20, 34). Bu söz Yunancada kamış anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kalamos </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün türevi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kalameia </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün Latince biçimi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>calamellus</strong></span><span style="font-size: x-small;">’tan gelir (46). Kimi sözlüklerimize </span><span style="font-size: x-small;"><strong>şalumo </strong></span><span style="font-size: x-small;">(42), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>şalümo </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20, 40) biçimlerinde girmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Flajoleye Magrip Arapçasında </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kasaba </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (3). Bu söz de özleyin kamış anlamına gelmektedir. Osmanlı dilgibilim (anatomi) dilinde bu söz soluman (bronş) anlamına gelmekteydi (23, 29, 43, 51). Kaval kemiğine de </span><span style="font-size: x-small;"><strong>azm-ı kasaba </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmekteydi (23, 29, 43, 51).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Gerek sözlüklerimiz, gerek mırıncılarımız (müzisyen) Türkçe kaval sözünü flajole anlamında kullanmak eğilimindedirler. Oysa flajolenin dilimizdeki doğal karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>çoban kavalı</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır. Farsça çuban’dan bozma çoban sözünden kurtulmak için bu söz </span><span style="font-size: x-small;"><strong>güdücü kavalı </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebilir; çünkü çoban sözünün halk dilimizdeki karşılıkları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>güder</strong></span><span style="font-size: x-small;">, </span><span style="font-size: x-small;"><strong>güdücü</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dür (10). Nitekim bu çalgının Osmanlıca adı yukarıda da belirttiğimiz gibi kaval-ı çoban’dır (32). Kaval sözünün anlamını flajoleyle ereylendirme eğiliminin altında kanımızca iki neden yatmaktadır. Bunlardan birincisi flajolenin halk çalgısı olması, dolayısıyla flütün en yaygın biçimi olmasıdır. Bu, kimi başka dillerde de böyledir. Örneğin Almancada Flöte geniş anlamda flüt, Hirtenflöte ise flajoledir. Sözlüklerde böyle yazılıdır. Ancak konuşma dilinde flajoleye Hirtenflöte denmez, kısaca Flöte denir. Flöte sözü güdücüyü, güdücü sözü de Flöte’yi çağrıştırır. İkinci bir nedense bizde Türkçe kökenli sözcükleri ilkel nesnelere yakıştırıp bunların daha gelişmiş biçimlerini yad sözlerle adlandırma alışkanlığıdır. Dolayısıyla kaval sözünün flüt anlamına geldiği, flajolenin karşılığınınsa güdücü kavalı olduğu kanısındayız. Nitekim Şemsettin Sami’nin Türkçeden Fransızcaya lûgati’nde kavalın Fransızca karşılığı flûte olarak verilmiştir (16). Adı geçen yazarın Resimli kamus-ı Fransavî’sindeyse Fransızca flûte’ün karşılığı düdük olarak verilmiştir (18). Türkçe düdük sözünü aşağıda ayrıca ele alacağız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yukarıda da belirttiğimiz gibi Romalılar flüte tibia demekteydi. Bu söz özleyin kaval kemiği anlamına  gelmekteydi. Romalılar flütlerini bu kemikten yaparlardı. Tibia sözü bir dirgerlik terimi olduğundan sözlüğümüzde de yer almakta olup dirgerlikdışı anlamı kaval olarak verilmiştir (45). Flüt sözünün kaynağı olan Latince flabeolum sözüyse Roma döneminden sonra türetilmiş yeni bir terimdir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Kaval sözü dilgibilim (anatomi) dilinde soluk borusu anlamına gelmektedir. Sözcüğe bu anlam İşçil-Elöve’ce yüklenmiş (23) olup bizce de benimsenmiştir (15, 45). İşçil-Elöve Latince adı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tracheitis </strong></span><span style="font-size: x-small;">olan soluk borusu yangısına </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kavalca </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmesini önermiş (23), bu önerileri de bizce benimsenmiştir (45).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Kaval sözünün flütün geniş anlamının karşılığı olduğu benimsendikten sonra flütün dar anlamının bugün kullanılan karşılığı olan yan flütün </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yan kaval </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilmesi gerekir. Bu çalgıya, bir başka adı olan oblik flütün çevirisi olarak </span><span style="font-size: x-small;"><strong>eğik kaval </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denebilir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Düz tutularak çalınan flüte ülkemizde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>blok flüt, düz flüt, flütdüs, kaval flüt </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Bu çalgının adı da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düz kaval </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde düzeltilmelidir. Bu çalgının adlarından olan flütdüs Fransızcada tatlı kaval anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte douce</strong></span><span style="font-size: x-small;">’ten bozmadır. Bu çalgıya Fransızcada düz kaval anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte droite </strong></span><span style="font-size: x-small;">de denir (20). Çalgının ülkemizde en bilinen adı olan blok flüt sözü Almanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Blockflöte</strong></span><span style="font-size: x-small;">’den bozmadır. Bu çalgıya Almancada boyuna flüt anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Längsflöte </strong></span><span style="font-size: x-small;">de denir (49). Adı geçen çalgının İngilizce adlarıysa </span><span style="font-size: x-small;"><strong>English flute </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>recorder</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır. İtalyancadaysa Fransızcada olduğu gibi tatlı kaval anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flauto dolce </strong></span><span style="font-size: x-small;">terimi kullanılır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Güdücü kavalıyla birlikte ele alınması gereken bir kavram </span><span style="font-size: x-small;"><strong>çoban düdüğü</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dür. </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Güdücü düdüğü </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilmesi gereken bu terimin güdücülerin çaldığı kaval, zurna, mey, gayda gibi her türlü üflemeli çalgıyı kapsaması gerektiği kanısındayız. Bu kavram İtalyancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piffara, piffaro, piffero </strong></span><span style="font-size: x-small;">terimleriyle adlandırılmaktadır (46). Bu sözlerin kökeni boru anlamına gelen Latince </span><span style="font-size: x-small;"><strong>pipa </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüne dayanmaktadır (46).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Bu arada kavalların </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dilli, dilsiz </strong></span><span style="font-size: x-small;"> olmak üzere ikiye ayrıldıklarını, gelişmiş kavalların genellikle dilli olduklarını, güdücü kavallarınınsa genellikle dilsiz  olduklarını belirtmekte yarar görüyoruz (38).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Kavalın Farsça adı olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nay </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü Osmanlıcaya da geçmiştir (33). Bu söz dar anlamda, adı geçen çalgının uzun biçimlerini tanımlar. Nayın bu anlamının dilimizdeki doğal karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>uzun kaval</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır. Nay sözü ayrıca, daha çok Mevlevîlerin eğik tutarak çaldıkları, kamıştan yapılmış bir çeşit kavalın da adıdır. Bu çalgı ülkemizde daha çok </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ney </strong></span><span style="font-size: x-small;">adıyla bilinir. Bu çalgının eski kaynaklarda yer alan Türkçe karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düdük</strong></span><span style="font-size: x-small;">’tür (37). Düdük sözünün bu anlamı İnegöllü Yusuf oğlu Mehmet oğlu Mustafa’nın 16. yy’de Farsçadan Türkçeye düzenlediği “Câmi-ül Fürs” adlı sözlükte yer almaktadır (37). Yine o kaynağa göre neyzene </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düdük çalıcı </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (37). Amasyalı Deşişî Mehmet Efendi’nin 1580 yılında Mısır Beylerbeyi Hasan Paşa adına “Et-tuhfet-üs-seniyye” adıyla düzenlediği Farsçadan Türkçeye sözlükteyse Farsça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nayzen</strong></span><span style="font-size: x-small;">’in karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düdükçü</strong></span><span style="font-size: x-small;"> olarak verilmiştir (37). 16. yy bilginlerinden Musa Merkez Efendi oğlu Mehmet Efendi’nin “Babus-ül-vâsıt” adlı Arapçadan Türkçeye sözlüğündeyse Arapçada yan gözle bakış anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>hızar </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü “birbirine </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düdükçü bakışı </strong></span><span style="font-size: x-small;">bakmak” biçiminde tanımlanmıştır (37).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Düdük sözünün eski biçimi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tütek </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü Divan’a dek izlenebilmektedir (11). Divan’da ibrik gibi nesnelerin emziği olarak tanımlanmıştır. Clauson’a göre duman ya da buğu salmak anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tütemek </strong></span><span style="font-size: x-small;">eyleminin türevidir (8). Bu eylemin kendisi Divan’da yer almamakla birlikte </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tütetmek </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçimindeki türevi yer almaktadır (11). Bugün bu anlamda kullandığımız </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tütmek </strong></span><span style="font-size: x-small;">eylemi tütemekten bozmadır (8). Özleyin emzik anlamına gelen bu söz zaman içerisinde ses çıkaran boruların genel adı olmuştur. Odlaryurdu’nun (Azerbaycan) kimi yörelerinde kimi kaval çeşitlerine düdük, kimi yörelerindeyse tütek denmektedir (4, 32).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Genel dilimizde düdük sözü, içinden hava ya da buğu geçirilince keskin ses çıkaran im aracı anlamında kullanılmaktadır (1, 27). Halk dilimizde boru, kaval anlamlarında da kullanılmaktadır (10). Dirgerlik dilinde düdük sözü gırtlak (10, 15, 45), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düdüklük </strong></span><span style="font-size: x-small;">ise kolka (aorta) (10, 15, 36, 45) anlamına gelmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Eyuboğlu düdüğün Rusçasının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dudha, dudeşka</strong></span><span style="font-size: x-small;">; Sırpçasının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dudka, dudak </strong></span><span style="font-size: x-small;">olduğunu belirtmiş; ancak bu sözlerin adı geçen dillere Türkçeden geçip geçmediği yolunda bilgi vermemiştir (14). Blaskovics Çekçede gayda anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dudy </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün Osmanlıca düdük sözünden bozma olduğunu belirtmektedir (5). Ünlü çalgıbilimci Sachs Almancada gayda anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Dudelsack </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüyle bu sözün kaynağı olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dudeln </strong></span><span style="font-size: x-small;">eyleminin Türkçe düdükten bozma olduğu kanısındadır (21); ancak Brockhaus’a göre dudeln eylemi yansımadır (6). Öten nesnelerin </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düt </strong></span><span style="font-size: x-small;">diye ses çıkarması eski Türkçe tüte- kökünün de yansıma olabileceğini ister istemez düşündürmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Türklerin </span><span style="font-size: x-small;"><strong>mey </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>balaban </strong></span><span style="font-size: x-small;">dedikleri yumuşak sesli zurnaya Ermeniler </span><span style="font-size: x-small;"><strong>duduk</strong></span><span style="font-size: x-small;">, Gürcüler </span><span style="font-size: x-small;"><strong>duduki </strong></span><span style="font-size: x-small;">demektedir (41). Ermeni kaynakları buradaki duduk sözünün Rusça bir alıntı olduğunu savunmakta, bir yandan da bunun öz Ermenicesi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dziranapog </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünü yerleştirmeye çalışmaktadırlar (44). Bu söz </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kayısı ağacı </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmektedir. Ermenice duduğun Türkçe düdükten bozma olmayıp Rusça bir alıntı olduğu yolundaki görüşü inandırıcı bulmuyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Ney anlamındaki Farsça nay sözü Arapçaya da geçmiştir. Bu çalgıya Mısır’da ayrıca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>selamiye, suffara </strong></span><span style="font-size: x-small;">adları da verilmektedir (50). Bunlardan ilkinin zurna anlamına gelen Yunanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kalameia</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan bozma olduğunu sanıyoruz. İkincisiyse Arapçada özleyin im aracı olarak kullanılan düdük (whistle) anlamına gelmektedir.  İngilizcedeyse neye kamış boru anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>reedpipe </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (33).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Nay sözünün türevi olan Farsça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nayçe </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün sözlük anlamı kamışçıktır. Osmanlıcaya da girmiş olan bu söz (33) </span><span style="font-size: x-small;"><strong>güdücü kavalı, kısa kaval </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamlarına gelmektedir. İkinci anlamı ülkemizde daha çok </span><span style="font-size: x-small;"><strong>neyçe </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüyle adlandırılmaktadır. Neyçe sözü dokumacıların kullandığı küçük kamışın da adıdır (1, 27). Bunun adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kavalcık </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceğini düşünüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Ağaçtan oyulan uzun kavala halk dilimizde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ada düdüğü </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (10). Ögel’e göre burada ada sözü sazlık, kovalıklarla çevrili otlak anlamındadır (10, 32). Kara ağızlıklı ada düdüğüneyse Ankara yöresinde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>karabaş düdük </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (10, 21).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">İnce sesli kısa kavala </span><span style="font-size: x-small;"><strong>çığırtma </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Düz tutularak çalınan çığırtmaya </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sipsi </strong></span><span style="font-size: x-small;">(28), yan tutularak çalınanınaysa </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fifre </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piferi </strong></span><span style="font-size: x-small;"> denmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Sipsi sözü en geniş anlamıyla üflemeli çalgı demektir. Bu anlamıyla Arapça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>mizmar</strong></span><span style="font-size: x-small;">’ın karşılığıdır. Nitekim Divan’da sipsinin eski biçimi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sıbızgu </strong></span><span style="font-size: x-small;">Arapça mizmarın karşılığı olarak verilmiştir (11). Bu söz Radloff’ça Kazan Türkçesinden </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sıbızgı </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde derlenmiştir (36).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Sipsi genel dilimizde gemici düdüğü, zurnanın dudaklara gelen kamış bölümünü tanımlamaktadır (1, 27). Eski kaynaklarda zurna anlamında da kullanılmıştır (37). Üflemeli çalgı anlamındaki sipsinin Arapçası olan mizmar sözü de Mısır’da zurna anlamında kullanılmaktadır (33). Sipsi sözü Mısır Arapçasına </span><span style="font-size: x-small;"><strong>cura zurna </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamında </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sibs </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde girmiştir (50). Üflemeli çalgının Macarcası olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sip </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20) sözünün de Türkçe sipsiden bozma olabileceği kanısındayız. Çalgıbilimci Gazimihal üflemeli çalgı yerine </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ötkü çalgısı </strong></span><span style="font-size: x-small;">demeyi yeğlemektedir (21).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Dirgerlik dilinde sipsi sözü bir kanala ya da boşluğa yerleştirmeye yarayan küçük boru anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>can(n)ula </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile Osmanlıca adı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>mizmar </strong></span><span style="font-size: x-small;">olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>gırtlak dili </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmektedir (23, 45). Gırtlak diline </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sıbızgı </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denmektedir (15, 23, 45). Bu karşılıklar İşçil-Elöve’ce önerilmiş (23), bizce de benimsenmiştir. Kanül takma işlemini tanımlayan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>cannulisatio</strong></span><span style="font-size: x-small;">’ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sipsileme </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (45).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yan tutularak çalınan çığırtma anlamına gelen fifre sözü Fransızca bir alıntıdır (1, 27). Fransızca fifre Almancada düdük anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Pfeife </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünden bozmadır (46). Bunun da kökeni Latincede boru anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>pipa </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüne dayanır (46). İtalyancada güdücü düdüğü anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piffara, piffaro, piffero </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözleri dar anlamda fifre anlamına gelirler (20). Gazimihal Tanzimat döneminde fifreye </span><span style="font-size: x-small;"><strong>pifferi </strong></span><span style="font-size: x-small;">dendiğini (</span><span style="font-size: x-small;"><strong>piferi</strong></span><span style="font-size: x-small;"> olmalı), bunun da İtalyanca piffero’dan bozma olduğunu belirtmektedir (20).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Fifreye İngilizcede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fife </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (46). Bu da Almanca Pfeife’den bozmadır (46). Almancadaysa enine düdük anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Querpfeife </strong></span><span style="font-size: x-small;">denir (35). Gazimihal Tanzimat döneminde askerin fifreye çığırtma dediğini belirtmektedir (20). Bu kavramın </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yan çığırtma </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilmesi gerektiği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yan tutularak çalınan kısa kavala </span><span style="font-size: x-small;"><strong>pikolo </strong></span><span style="font-size: x-small;">(1) ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>pikolo flüt </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flauto piccolo</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan bozmadır (20). Almancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Pikkolo </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Pikkoloflöte </strong></span><span style="font-size: x-small;">(6), Fransızcası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>picolo </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piccolo</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İngilizcesi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piccolo </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piccolo flute</strong></span><span style="font-size: x-small;">’tur (46). </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Oktaven </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>oktav flütü </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>oktavyen flüt </strong></span><span style="font-size: x-small;">(Gazimihal’de oktaviant flüt) (20) olarak da anılır. Bu sonuncular sesinin ölçünlü yan kavaldan bir sekizli (oktav) daha ince olduğunu vurgularlar (1). Bu bağlamda bu çalgıya Almancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Oktavflöte </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20); Fransızcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte octaviante </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>octavin</strong></span><span style="font-size: x-small;">; İngilizcede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>octave flute </strong></span><span style="font-size: x-small;">(46), İtalyancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ottavino </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20) denir. Pikolo flütün dilimizdeki doğal karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kısa yan kaval</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır. Oktav flütünün çevirisi olarak </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sekizli kavalı </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak da adlandırılabilir. Yan çığırtma bunun daha ince sesli olan bir çeşididir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">İki borulu kavala </span><span style="font-size: x-small;"><strong>çifte flüt </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Bu çalgıya Gaziantep yöresinde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>zambır </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (12). Bu sözün Arapçada zurna anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>zamr</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan ya da arı anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>zenbur</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan bozma olduğu sanılmaktadır (12). Arapçası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>micviz</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dir (3). Irak’ta </span><span style="font-size: x-small;"><strong>mitbik </strong></span><span style="font-size: x-small;">(3), Mısır’da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kavala </strong></span><span style="font-size: x-small;">(22), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>zumara </strong></span><span style="font-size: x-small;">(3, 22) adlarıyla da anılır. Bunlardan kavalanın Türkçe kavaldan bozma olduğunun sanıldığını yukarıda belirtmiştik. Çifte flütün dilimizdeki doğal karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>koşa kaval</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır. Bu çalgının çeşitli biçimlerinin Odlaryurdu’ndan (Azerbaycan) Fergana’ya dek uzanan bir alanda </span><span style="font-size: x-small;"><strong>koş balaban, koşa dilli tüydük, koş düdük, koş nay </strong></span><span style="font-size: x-small;">gibi adlarla anıldığını Ögel’den öğreniyoruz (32). Mısır’da kullanılıp Türkçe olduğu sanılan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kavala </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü de koşa kavalın eşanlamlısı olarak sözlüklerimizde yer alabilir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Borularından biri deliksiz olan koşa kavala Hatay’da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>argıl, argun </strong></span><span style="font-size: x-small;">adları verilmektedir (10, 21). Bu sözlerin, adı geçen çalgının Arapça adı olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>argul</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan bozma oldukları anlaşılmaktadır (21). Argul sözünün de Yunancada çalgı anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>organon </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünden bozma olduğu sanılmaktadır (21). Bu çalgıya Filistin’de </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yargul </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (3). Bu çalgının Gaziantep yöresinde de çalındığını belirten Ekici bunu </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dem sesli zambır </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak anmaktadır (12). Çünkü perde delikleri olmayan boru dem tutmaya yaramaktadır. Bu çalgının adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>eşideliksiz </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceğini düşünüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Arapçada eşideliksizin uzun olanına </span><span style="font-size: x-small;"><strong>argul-ül kebîr</strong></span><span style="font-size: x-small;"> (21, 47), kısa olanına </span><span style="font-size: x-small;"><strong>argul-ül sagîr</strong></span><span style="font-size: x-small;"> (21, 47), kısacık olanına </span><span style="font-size: x-small;"><strong>argul-ül asgar </strong></span><span style="font-size: x-small;"> (47) denmektedir. Bunların doğal karşılıkları sırasıyla </span><span style="font-size: x-small;"><strong>uzun eşideliksiz, kısa eşideliksiz, kısacık eşideliksiz</strong></span><span style="font-size: x-small;"> olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yan yana dizili çok sayıda borucuktan oluşan kavala </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Pan flütü </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Burada Yunanca Pan sözü orman tanrısının adıdır. Bu çalgı ülkemizde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ağız orgu </strong></span><span style="font-size: x-small;">(32), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>mıskal </strong></span><span style="font-size: x-small;">(1, 27, 33), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>musikar </strong></span><span style="font-size: x-small;">(33) adlarıyla da anılmaktadır. Bunlardan musikar Farsçadır. Mıskal ise Farsça musikarın Arapçaya geçen biçimidir (1, 27, 33). Bu çalgıya Farsçada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bişe muşte, musikar-ı hıtay, muşta-i çinî, şin </strong></span><span style="font-size: x-small;">adları da verilmektedir (20). Bunlardan sonuncusunun Çince </span><span style="font-size: x-small;"><strong>şeng</strong></span><span style="font-size: x-small;">’den (48) bozma olduğunu sanıyoruz. Arapçada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>mustak sinî </strong></span><span style="font-size: x-small;">de denmektedir ki Farsça muşta-i çinî’den bozmadır (20). Bu veriler bu çalgının Ortadoğu’ya Çin’den geldiğini göstermektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Çalgıya Almancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Mundorgel </strong></span><span style="font-size: x-small;">(48), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Panflöte, Papageienflöte </strong></span><span style="font-size: x-small;">(35); Fransızcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte de Pan </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>orgue à bouche </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20); Yunancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>syrinx </strong></span><span style="font-size: x-small;">(46) denmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yunanca syrinx’in sözlük anlamı boru olup dirgerlik dilinde Türkçe karşılıkları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>akarca, akınak, savakça, sızınak </strong></span><span style="font-size: x-small;">olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fistula </strong></span><span style="font-size: x-small;">(45); Türkçe karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>içiteç </strong></span><span style="font-size: x-small;">olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>şırınga </strong></span><span style="font-size: x-small;">(45) anlamına gelmektedir. Şırınga sözü de syrinx’ten bozmadır. Tinlibilim (Zooloji) dilindeyse kuşlara özgü ses çıkarma örgeni olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>göğüs gırtlağı </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmektedir (26, 45).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Pan flütünün dilimizdeki doğal karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dizi kaval</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır. Almanca Papageienflöte’nin çevirisi olarak </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kakavan kavalı </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü de eşanlamlı olarak önerileblir. Arapça papağanın Türkçesi olan kakavan sözü yadırgatıcı bulunuyorsa genel dille uyumlu bir seçenek olarak </span><span style="font-size: x-small;"><strong>papağan kavalı </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denebilir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">1) Ağakay MA. Türkçe sözlük. 10.bası. TDK. Ankara, 2005.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">2) Ahmet Vefik Paşa. Lehce-i Osmanî. TDK. Ankara, 2000.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">3) al.bab.com. Arab musical instruments.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">4) atlas.musigi-dunya.az.Tutak.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">5) Blaskovics J. Çek dilinde Türkçe kelimeler. VIII. Türk dil kurultayında okunan bilimsel bildiriler. TDK. Ankara, 1960, s. 87-112.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">6) Brockhaus FA. Der Sprach Brockhaus. 9. Aufl. Wiesbaden, 1984.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">7) Cassell’s Latin dictionary. Macmillan. USA, 1982.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">8 ) Clauson G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University Press. Oxford, 1972.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">9) Dautovski D. Instruments. dragandautovski.com.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">10) Türkiye’de halk ağzından derleme sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-82.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">11) Divanü lûgat-it Türk dizini. TDK. Ankara, 1972.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">12) Ekici S. Gaziantep yöresi halk çalgılarından zambır üzerine bir araştırma. turkuler.com.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">13) Eren H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">14) Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. İstanbul, 1991.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">15) Feneis H. Resimli anatomi sözlüğü. 6. bası. Çev. Ülker S. İnkılâp. İstanbul, 1993.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">16) Fraşerî ŞS. Türkçeden Fransızcaya lûgat. Mihran. İstanbul, 1885.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">17) Fraşerî ŞS. Kamus-ı Türkî. İstanbul, 1899.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">18) Fraşerî ŞS. Resimli kamus-ı Fransavî. İstanbul, 1901.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">19) Gafarov S. Müzik enstrümanlarında totemleşme olgusu ve Türklerin gözdesi düz flüt. Müzik ve Bilim (muzikbilim.com) Eylül 2005; 4.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">20) Gazimihal MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">21) Gazimihal MR. Türk nefesli çalgıları. Kültür Bak. Ankara, 1975.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">22) Hanna H. Preservation of the endangered cultural assets of the traditional Egyptian storytellers heritage and its instruments and tools. curl.haxx.se 2007.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">23) İşçil Şİ, Elöve AU. Türkçe hekimlik terimleri üzerine bir deneme. TDK. Bursa, 1944-48.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">24) kafkas.org.tr. Müzik aletleri.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">25) Kakuk Z, Baski İ. Kasantatarisches Wörterverzeichnis Aufgrund der Sammlung von Ignác Kúnos. TDK. Ankara, 1999.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">26) Karol S, Suludere Z, Ayvalı C. Biyoloji terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1998.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">27) Kutlu A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 2005.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">28) discoverturkey.com.  Sipsi. Kültür Bak.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">29) Lûgat-ı tıb. Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye. İstanbul, 1900.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">30) medinaportal.net. Nây.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">31) Nişanyan S. Sözlerin soyağacı. Adam. İstanbul, 2002.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">32) Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 8. Kültür Bak. Ankara, 1987.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">33) Redhouse. Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 1999.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">34) Saraç T. Fransızca-Türkçe büyük sözlük. TDK. Ankara, 1976.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">35) Steuerwald K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">36) Osmanlıcadan Türkçeye söz karşılıkları tarama dergisi. TDTC. İstanbul, 1934.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">37) XIII. Yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-77.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">38) Tarlabaşı B. Dilli kaval hakkında. burhantarlabasi.com.tr.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">39) Tavkul U. Karaçay-Malkar Türkçesi sözlüğü. TDK. Ankara, 2000.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">40) Tuğlacı P. Okyanus 20.yüzyıl ansiklopedik Türkçe sözlük. Pars. 1971.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">41) turkuler.com. Mey.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">42) Türkay K, Koçak S, Ünal S. Uygulayım terimleri sözlüğü. 2. bası. TDK. Ankara, 1980.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">43) Unat EK, İhsanoğlu E, Vural S. Osmanlıca tıp terimleri sözlüğü. TTK. Ankara, 2004.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">44) uslanmam.com. Duduk-Balaban.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">45) Ülker tıp terimleri sözlüğü. Açıklamalı 3. bası. İstanbul, 2004.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">46) Webster’s third new international dictionary of the English language unabridged. Könemann. Cologne, 1993.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">47) en.wikipedia.org. Arghul.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">48) de.wikipedia.org. Mundorgel.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">49) de.wikipedia.org. Schwegel.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">50) Wolter C. Musikinstrumente der arabischen Musik. papyrus-magazin.de/archiv/2002-2003/märz/3-4  2003.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">51) Zeren Z. Lâtince-Türkçe- Osmanlıca anatomi sözlüğü ve Türk anatomi terimleri. 2. bası. İÜTF. İstanbul, 1959.</span></p>
<p>(Türk Dili Dergisi Kasım-Aralık 2007; 21(123): 19-25)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/flut-mu-kaval-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küğ mü Mırın Mı? I</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kug-mu-mirin-mi-i/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kug-mu-mirin-mi-i/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Jun 2010 06:44:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Süreyya ÜLKER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[küğ]]></category>
		<category><![CDATA[mırın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1774</guid>
		<description><![CDATA[Fransızca musiqueten bozma müzik sözü ünlü mırınbilimci (müzikolog) Oransay’ca Divan’da geçen küğ sözüyle karşılanmıştır (19). Bilgisunarda yaptığımız araştırmada Türkçe yanlısı kimi mırın ağellerinin bu sözü bu anlamda kullandıklarını gördük. Fransızca musique Latince musicadan, Latince musica Yunanca mousikeden, o da esin ecesi anlamına gelen Mousa’dan bozmadır (43, 46). Almancada Musik (26), İngilizcede music (24) biçimindedir. Yunanca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Fransızca </span><span style="font-size: small;"><strong>musique</strong></span><span style="font-size: small;">ten bozma </span><span style="font-size: small;"><strong>müzik </strong></span><span style="font-size: small;">sözü ünlü mırınbilimci (müzikolog) Oransay’ca Divan’da geçen </span><span style="font-size: small;"><strong>küğ </strong></span><span style="font-size: small;">sözüyle karşılanmıştır (19). Bilgisunarda yaptığımız araştırmada Türkçe yanlısı kimi mırın ağellerinin bu sözü bu anlamda kullandıklarını gördük.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Fransızca musique Latince <strong>musica</strong>dan, Latince musica Yunanca <strong>mousike</strong>den, o da <strong>esin ecesi </strong>anlamına gelen <strong>Mousa</strong>’dan bozmadır (43, 46). Almancada <strong>Musik </strong>(26), İngilizcede <strong>music </strong>(24) biçimindedir. Yunanca mousike sözü Arapçaya <strong>musiki </strong>biçiminde geçip, oradan da Osmanlıcaya geçmiştir (24). Gazimihal, bu sözü <strong>musıki </strong>biçiminde yazmaktadır (11). Yıllarca yakın komşuluk yaptığımız yarlıgamalı Düdükçübaşı Halil Can bu sözün doğrusunun <strong>musıkıy </strong>olduğunu söyler, kapısına sanını “Musıkıy Öğretmeni” biçiminde yazardı. 1973’te ölen bu değerli çalgıcının adı Üsküdar İhsaniye’de doğduğu sokağa verilmiştir. Özleyin emekli emgen (eczacı) yarbay olan bu değerli kişi ayrıca Bağlarbaşı’ndaki Yüksek İslam Enstitüsü’nde (şimdiki Marmara Üniversitesi Tanrıbilim Fakültesi) din müziği öğretmeniydi. Gerçekten de bu sözün son seslemindeki “k” yazacı Osmanlıcada kaf yazacıyla yazılmaktadır (24). Dolayısıyla son seslemin kalın okunması gerekir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Divan’da geçen küğ sözünü Clauson <strong>küg </strong>(4), Atalay <strong>kög </strong>(6) okumuşlardır. Clauson, bu sözün Uygurcada da küg biçiminde geçtiğini belirtmekte (4), Caferoğlu ise bu sözü Atalay gibi kög biçiminde vermektedir (2). Clauson ile Doerfer’e göre sözcük Çince bir alıntıdır (4, 7). Clauson’a göre Orta Çincede şarkı anlamına gelen <strong>k’iok </strong>sözünden bozmadır (4). Sözcüğün yeni Çince biçimi <strong>ch’ü</strong>dür (4). Räsänen, sözcüğe yad köken vermemekte, Türkçe ile Moğolcada ortak olduğunu, Türkçe biçiminin küg olup, ezgi, ses, şarkı, titrem anlamlarına geldiğini, Moğolca biçiminin kög olup uyum, mırın anlamlarına geldiğini, Türkçedeki kög biçiminin Moğolca bir alıntı olup ölçü, ezgi, şarkı, uyum, ses, titrem anlamlarına geldiğini belirtmektedir (23).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Clauson’a göre sözcük eski Türkçede şarkı, ezgi anlamlarındadır (4). Tarama dergisinde <strong>köğ </strong>sözü makam, yöntem (usul); küğ sözüyse makam, ölçü (vezin) anlamlarında geçmektedir (27). Ögel’e göre kög aruz, gazel anlamlarınadır (22). Ögel, bu sözün Gabain, Ramstedt ile Doerfer’e göre Çince bir alıntı olduğunu, ancak kendisinin bu kanıda olmadığını belirtmektedir (22). Sözcüğe <strong>küy </strong>biçiminde yer veren Gazimihal makam anlamına geldiğini belirtmekte, kulak sözüyle konuşmak eyleminin kökü olabileceğini belirtmektedir (11).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Divan’da bir de ün anlamına gelen bir <strong>kü </strong>sözü geçmektedir (6). Giles’e göre bu söz Orta Çincede im, ad; çağırmak anlamlarına gelen <strong>gau </strong>sözünden bozmadır (4). Bu sözün yeni Çincesi <strong>hao</strong>dur (4). Clauson, Giles’in bu kuramını inandırıcı bulmamaktadır (4). Cep kılavuzunda bu söz ün anlamında yer almıştır (3).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Küğ sözü Fasçaya <strong>kûk </strong>biçiminde <strong>düzen </strong>(akort) anlamında geçmiştir (4). Dilimizde telli çalgıları kurmaya yarayan burgu, <strong>kulak </strong>anlamında yer alan <strong>kök </strong>sözünün Farsça kûk’tan bozma olduğu bilinmektedir (1). Buradaki Farsça kûk’un, Türkçe küğden bozma kûk olduğu anlaşılmaktadır. Räsänen ise Osmanlıcada düzen (akort) anlamına gelen kök sözünün, küğün Moğolca biçimi olan kög’den bozma olduğu kanısındadır (23).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu verilerden küğ sözünün, dilimize Çinceden geçtiği sanılan, mırınla ilgili çeşitli anlamları olan, ancak mırın anlamına gelmeyen bir söz olduğu anlaşılmaktadır. Sözcük, kaynağı olduğu sanılan Çincede de mırın anlamına gelmemekte, yalnızca Moğolcada mırın anlamına gelmektedir. Moğolcadan dilimize geçtiği düşünülen “ö”lü biçimleri (köğ, kök) dahi dilimizde mırın anlamında değildir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dirgerlik dilinin özleştirilmesinin öncülerinden olan Dr. Şefik İbrahim İşçil eski Yunan esin ecesi Mousa’nın adından kaynaklandığı ileri sürülen müzik sözünün eski Türkçede kalgı (dans) anlamına gelen <strong>büzik </strong>sözünden bozma olduğu kanısındadır (15). İşçil’in bu yaklaşımı bizde bu sözün yansıma olabileceği kanısını uyandırmıştır (43). Halk dilimizde <strong>mızıklamak, mızık mızık, mızılamak, mızıldamak, mızıramak </strong>gibi sözlerin müzikle ilgili anlamlarının olması bu kanımızı pekiştirmiştir (43). Buradan yola çıkarak müzik sözünü <strong>mızık </strong>biçiminde özleştirmek köken bakımından yanlış olmazdı; ancak bu söz, <strong>mızıkçı </strong>biçimiyle değişik bir anlam taşıdığından anlam bakımından yanlış olurdu (43).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dilimizde <strong>mırın kırın etmek </strong>diye bir deyim vardır. Eren, buradaki mırın sözünün burundan bozma olduğu kanısındadır (8, 43). Kırınsa halk dilimizde kalgı (dans) anlamındadır (5, 43). Buradan esinlenerek yine müzikle ilgili bir yansıma olan <strong>mırıldanma, mırıltı </strong>sözleriyle kökteş bir mırın sözünün (burundan bozma mırından ayrı !) müziğin uygun bir karşılığı olabileceğini düşünerek sözlüğümüzde bu sözü önermiştik (43). Müzik sözü dirgerlik dilinde müzik tedavisi anlamına gelen <strong>müzikoterapi </strong>teriminde geçmekte olup, karşılığı <strong>mırınsağaltım </strong>biçiminde verilmiştir (43).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Batı mırın dilinin dayandığı İtalyancada ince, keskin sesler <strong>alto</strong>; kalın, tok sesler <strong>basso </strong>nitemiyle adlandırılır. Bu kavramların Türkçe doğal karşılıkları <strong>ince, keskin; kalın, tok</strong>tur. Bu kavramların Farsça kökenli Osmanlıcaları <strong>tiz </strong>ile <strong>pest</strong>tir. Pest sözü dilimizde <strong>pes </strong>biçiminde de kullanılır. İtalyanca basso dilimizde <strong>bas </strong>biçimini de almıştır. Alto sözü çalgıbilimde <strong>ince gıygı </strong>(viyola) denen çalgının da adlarındandır (42). Sözcüğün bu anlamı <strong>viola alto</strong>dan bozmadır (46).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Genel dilde <strong>araç </strong>anlamına gelen <strong>instrumentum </strong>sözü çalgıbilimde <strong>çalgı </strong>anlamındadır. Dilimizde bu anlamda <strong>saz </strong>sözü de kullanılır. Çalgıya Çincede <strong>kung-hou </strong>denir (22). Bu söz eski Uygur Türkçesine de girmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dirgerlik dilinde örgen (organ) anlamına gelen Yunanca organon ile Latince organum sözleri çalgıbilimde çalgı anlamındadır. Bu sözler dar anlamda koltuk sipsisini (org) tanımlarlar (45). Mırını konu edinen bilime <strong>müzikoloji</strong>, çalgıları konu edinen bilime <strong>organoloji </strong>denir. Karşılıkları <strong>mırınbilim </strong>ile <strong>çalgıbilim</strong>dir. Çalgı çalan kişiye <strong>müzisyen </strong>denir. Fransızca <strong>musicien</strong>den bozmadır (1). Latincesi <strong>musicus</strong>tur (11). Türkçe doğal karşılığı <strong>çalgıcı</strong>dır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Çalgı takımı</strong>na <strong>bando </strong>denir. Bu söz Tanzimat döneminde dilimize giren İtalyanca <strong>banda musica</strong>dan bozmadır. Bu İtalyanca söz önce <strong>banda </strong>biçiminde kısaltılmış, ardından bando biçimine dönüşmüştür (11). İtalyancada da bu takıma kısaca <strong>banda </strong>denir (11). Bu terimle özleyin her türlü çalgı takımı anlatılmak istenirse de bizde bando denince genellikle törenlerde boy gösteren üflemeli-vurmalı çalgı takımı anlaşılır (1, 16). Banda musica’nın musica bileşeni de dilimize önce <strong>musika </strong>biçiminde çalgı takımı anlamında girmiş, ardından <strong>mızıka</strong>ya dönüşmüştür (11).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Mızıka sözü dilimizde çalgı, el kopuzu (el armonikası) anlamlarında da kullanılır (45). Dilimizde çalgı takımına kısaca <strong>çalgı </strong>da denir (34, 38). Bando gibi iki seslemli, kısa bir terimin yine iki seslemli, kısa bir terim olan çalgı sözüyle karşılanmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmek isteriz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Müslüman Türk devletlerinin geleneksel çalgı takımlarına <strong>mehter takımı </strong>denir. Mehter sözü Farsçada <strong>büyük, üstün </strong>anlamlarına gelen <strong>mihter </strong>sözünden bozmadır (24). Mehter sözü Osmanlıcada <strong>kâhya </strong>anlamında da kullanılmıştır (24). Bugün mehter takımı denince usa <strong>ordu mehteri </strong>gelmektedir. Oysa eski Türk devletlerinin <strong>devlet mehteri </strong>de vardı (21). Batı, mehter takımını Osmanlı ordusundan tanımıştır. Kölemen, İlhanlı, Safevî, Timurlu, Babürlü ordularının da mehter takımları vardı (21). Gazimihal’e göre mehter sözünün çalgıbilimsel anlamının eski Türkçe karşılığı <strong>tuğ</strong>dur (11). Özleyin kıllardan yapılmış sancak anlamına gelip, bu anlamı günümüze dek gelen bu söz, Kaşgarlı Mahmut’a göre <strong>hakanlık tüngürü </strong>(davulu) ya da <strong>köbürgesi </strong>(kösü) anlamına da gelmekteydi (6). Ögel’e göre Karahanlılar bu sözü mehter anlamında da kullanıyorlardı (21). Kökleşik sözlüklerimizin yad bir kökene bağlamadığı bu söz (1, 16), Clauson ile Räsänen’e göre Çince bir alıntıdır (4, 23). Türkçe ile Moğolcada ortak olup, Farsçaya da giren bu sözün kökeninin Çince olduğu yolundaki görüşü Doerfer kuşkuyla karşılamakta (7), yapıtında bu söze geniş yer ayıran Ögel ise bu görüşü gündeme dahi getirmemektedir (20). Eyuboğlu ise tuğ sözünü kıl anlamındaki tüy sözüyle birleştirmiştir (10). Görüldüğü üzere tuğ sözünün Türkçe kökten mi geldiği, yoksa çok eski bir Çince alıntı mı olduğu, tartışılan bir konudur. Biz, bu sözü Çinceye dayandıran görüşleri sakıntıyla karşılıyor, bu sözü Türk ekinç geçmişinin yeri doldurulamayacak bir verisi olarak görüyoruz. Biz de Gazimihal gibi mehter takımının dilimizdeki en uygun karşılığının <strong>tuğ takımı </strong>olduğu kanısını taşıyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ögel, Mısır Kölemen ordusunda tuğ takımının öncü savaşçılardan oluştuğunu, bu öncü birliğe <strong>çalış </strong>dendiğini (21), Türkçe çalış sözünün Arapçaya <strong>caluş </strong>biçiminde geçtiğini (20) bildirmektedir. Çalış sözü Kıpçakçayla (33) Osmanlıcada (24) <strong>savaş </strong>anlamına gelmektedir. Bu yüzden bu sözle öncü seçkin savaşçıların mı anlatılmak istendiği, yoksa tuğ takımının mı anlatılmak istendiği çok açık değildir. Ancak Doerfer Türkçe <strong>çalış </strong>sözünün Farsçaya <strong> çalgı çalmak, çalan </strong>ile <strong>çalışçı </strong>sözlerinin de <strong>çalgıcı </strong>anlamında geçtiğini bildirmektedir (7). Bu bilgi Mısır’daki caluş’un tuğ takımı olabileceğini düşündürmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dilimizde çalgı anlamında kullanılan Farsça kökenli saz sözü geleneksel doğu çalgılarından oluşan çalgı takımı anlamına gelen <strong>saz takımı </strong>anlamında da kullanılır (1). Terimin bu anlamı <strong>doğu çalgısı, doğu çalgı takımı </strong>biçimlerinde özleştirilebilir. Saz sözü <strong>bağlama, tımbıra </strong>anlamlarında da kullanılır (41).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Çekme çalgıları çalmak için kullanılan araca <strong>çalgıç </strong>denir (1, 11, 12, 16). Bu araç dilimizde Arapçadan bozma <strong>mızrap</strong>, Farsçadan bozma <strong>tezene</strong>, İtalyancadan bozma <strong>pena </strong>adlarıyla da anılır. Mızrabın Arapça özgün biçimi <strong>mızrab</strong>, tezenenin Farsça özgün biçimi <strong>taziyane</strong>, penanın İtalyanca özgün biçimi <strong>penna</strong>dır (1). Gazimihal, <strong>tezene </strong>sözünün eski Türkçede <strong>kaçmak </strong>anlamına gelen <strong>tezmek </strong> eyleminin (6) türevi olduğu kanısındadır (12); ancak Doerfer Farsçadaki Türkçe alıntılar arasında taziyane sözüne yer vermemiştir (7). Farsçada çalgıca <strong>zahme </strong>de denir (12). İtalyanca penna sözü <strong>tüy </strong>anlamına gelen Latince penna sözünden kaynaklanır (46). Çalgıçların kuş tüyünden yapılmasına ya da biçimce kuş tüyünü andırmalarına dayalı bir adlandırma olmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Çalgıca Yunancada <strong>plektron</strong>, Latincede <strong>plectrum </strong>denir (46). Latincesi Yunancadan bozmadır. Plektron sözü Yunancada özleyin <strong>tokmak </strong>anlamına gelir (46). Latince plectrum sözü dirgerlik dilinde tokmak biçiminde çeşitli oluşumların adlandırılmasında kullanılan bir dilgibilim (anatomi) terimidir. Bunların en önemlilerinden biri kulakta yer alan tokmak biçiminde bir kemikçiktir. Bu kemikçik ülkemizde daha çok <strong>çekiç </strong>adıyla bilinir. Latincede daha çok <strong>malleus </strong>adıyla bilinir (43). Biz, çekiç sözünün Farsça bir alıntı olduğu kanısını taşıdığımızdan <strong>tokmak </strong>demeyi yeğliyoruz (43). Latincede plectrum adıyla anılan bir başka önemli oluşum <strong>küçük dil</strong>dir. Plectrum, bu örgenin az bilinen bir adı olup, daha çok <strong>uvula </strong>adıyla anılır (43). Yunanca plektronun Latinceleşmiş başka bir biçimi olan <strong>plectron </strong>sözü dirgerlik dilinde kimi dirikılların (basil) dölbirimlenme (sporlanma) sırasında aldıkları tokmaksı biçimi tanımlar. Karşılığı sözlüğümüzde yine <strong>tokmak </strong>olarak verilmiştir (43).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yatuğan çalgıçları değişik biçimlerde olur; buna bağlı olarak değişik adlar alırlar. Örneğin kalun (kanun) parmağa takılan, tırnak biçiminde bir çalgıçla çalınır. Buna <strong>tırnak </strong>denir. Tatlıyatuk (Santur) ise tokmak biçiminde çalgıçlarla çalınır. Bunlara da <strong>tokmak </strong>denir (42).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yaylı çalgılar <strong>keman yayı </strong>adı verilen özel bir yayla çalınır. Özleyin <strong>keman </strong>sözü Farsçada <strong>yay </strong>anlamına gelir (11). Önceleri keman yayı anlamında kullanılmış, kemancıya <strong>kemanî </strong>denmiş, zamanla kemanînin kökü olan keman sözünün çalgının adı olduğu sanılarak ülkemizde bugünkü anlamında kullanılmaya başlamıştır (11). Keman yayı anlamında kullanılan başka bir Farsça alıntı <strong>kemane</strong>dir. Özleyin <strong>yaycık </strong>anlamına gelir. Çalgıbilimde <strong>yaylı kopuz </strong>(kemençe) anlamında da kullanılır (43). Özellikle <strong>uzun yaylı kopuz</strong>lara kemane denir (43). Keman yayının Türkçe karşılıkları <strong>kopuz yayı </strong>ile <strong>kopuz oku</strong>dur (43). Halk dilimizde <strong>gıvgıç </strong>ile <strong>sürgeç </strong>sözleri de bu anlamda kullanılır (5).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Sesleriyle yarım sesleri sıralı bir düzen içerisinde olan çalgılara <strong>diyatonik</strong>, yarım seslerin biribirini izlediği çalgılaraysa <strong>kromatik </strong>denir (11). Bunların karşılıkları <strong>yalın </strong>(11) ile <strong>alaca</strong>dır (11, 26, 34). Bunlar sırasıyla Fransızca <strong>diatonique </strong>ile <strong>chromatique</strong>ten bozmadır (11). Fransızca diatonique Latince <strong>diatonicus </strong>üzerinden Yunanca <strong>diatonikos</strong>a, chromatique de Latince <strong>chromaticus </strong>üzerinden Yunanca <strong>chromatikos</strong>a gider (46). İngilizceleri <strong>diatonic </strong>ile <strong>chromatic</strong>tir (46). Bu nitemler çalgıların yanı sıra diziler (gam) için de kullanılır. Dizilerde <strong>düz </strong>nitemi yalına yeğlenir (11, 34). Kromatik nitemi ak ışığı çözümleyen mercekleri de tanımlar (43). Nitemin bu mırındışı anlamının dilimizdeki karşılıkları <strong>önkser </strong>(43) ile <strong>renkser</strong>dir (35). Türkçe kökten önkser nitemini Farsça renk sözünü içeren ikincisine yeğliyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Körüğü açılınca başka, kapatılınca başka ses çıkaran körüklü çalgılar Almancada <strong>wechseltönig </strong>nitemiyle anılır (47). Türkçe doğal karşılığı <strong>almaşık sesli</strong>dir (45).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Do’dan do’ya sekiz sesten oluşan ses dizisine mırın dilinde <strong>oktav </strong>denir (16). Bu, Fransızca <strong>octave</strong>dan bozmadır (1). O da Latincede <strong>sekizinci </strong>anlamına gelen <strong>octavus</strong>tan bozmadır (46). Almancası <strong>Oktave</strong>, İtalyancası <strong>ottava</strong>dır (11). Gazimihal, karşılığını <strong>sekizli </strong>olarak vermiştir (11). Tuğlacı bu sözü 8 kişice çalınmak üzere bestelenmiş yapıt anlamına gelen <strong>oktet</strong>in karşılığı olarak göstermektedir (34). Çalgıbilimci Gazimihal’in yaklaşımına katılıyor, bu sözün oktet anlamında da kullanılıp kullanılmaması ya da oktete başka bir karşılık bulunması işini mırıncılara bırakıyoruz. Oktav sözü kılıç oyununda Türkçe karşılığı <strong>sekizinci çelgi </strong>olan bir kavramın adıdır (30).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dizeğin başına konan ime <strong>anahtar </strong>denir (16). Bu söz Rumca <strong>anoichtari</strong>den bozmadır (9, 32). Bu kavramın Almancası <strong>Schlüßel</strong>, Fransızcası <strong>clé </strong>ile <strong>clef</strong>, İngilizcesi <strong>key</strong>, İtalyancası <strong>chiave</strong>, Latincesi <strong>clavis</strong>tir. Halk dilimizde anahtar anlamında kullanılan, aç- kökünden çok sayıda sözcükten biri olan <strong>açgıç </strong>sözünün (5) bu anlamda kullanılabileceğini düşünüyoruz. Çalgıbilimdeyse anahtar sözü, daha çok <strong>parmak anahtarı </strong>olarak adlandırılan kavramın kısa adıdır. Bu, ağaç üflemeli çalgıların titrem (perde) deliklerini açıp kapatan, bakır üflemelilerinse kapaçlarını (perde) ya da tokaçlarını (piston) indirip kaldıran küçük kaldıraçların adıdır (38). Üflemeli çalgılar üzerine yazdığımız bir yazımızda bu adları <strong>açgıç, parmak açgıcı </strong>biçiminde vermiştik (38). İngilizcesi <strong>finger key </strong>ile <strong>key </strong>(46), Fransızcası <strong>clé</strong>dir (11).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Belli bir kurala göre yaratılan ses dizisine <strong>melodi </strong>denir. Bu söz Fransızca <strong>mélodie</strong>den bozmadır (1). Fransızca mélodie Latince <strong>melodia</strong>dan, o da Yunanca <strong>melôidia</strong>dan bozmadır (46). İngilizcesi <strong>melody</strong>dir (46). Türkçesi <strong>ezgi</strong>dir (1, 16). Osmanlıcaya da giren Arapçası <strong>nağme</strong>dir (1, 16, 24). Arapça <strong>heva</strong>dan bozma <strong>hava </strong>sözü de bu anlamda yaygın olarak kullanılır (1, 16, 24) (Sürecek).</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="font-size: x-small;">Türk Dili Dergisi Mayıs – Haziran 2010; 23 (138): 35 – 38</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kug-mu-mirin-mi-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Perdeden Tuşa Dokunak II</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/perdeden-tusa-dokunak-ii/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/perdeden-tusa-dokunak-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 06:51:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Süreyya ÜLKER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dokunak]]></category>
		<category><![CDATA[perde]]></category>
		<category><![CDATA[tuş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1782</guid>
		<description><![CDATA[Küçük körüklü kopuza konsertina denir. Adı İtalyanca concertinadan bozmadır (44). Almanca biçimi Konzertina, İngilizcesi İtalyancada olduğu gibi concertina’dır. Çalgıyı 1834’te Alman Carl Friedrich Uhlig geliştirmiş, ancak buluş ülevini (patent) almamış. Daha sonra İngiliz Charles Wheatstone, Uhlig’in buluşunu bilmeksizin 1844’te yeniden geliştirip, bunun buluş ülevini almış. Wheatstone, çalgının adını İtalyanca concertina koymuş. Çalgı, benzeri olan el [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Küçük körüklü kopuza </span><span style="font-size: small;"><strong>konsertina </strong></span><span style="font-size: small;">denir. Adı İtalyanca </span><span style="font-size: small;"><strong>concertina</strong></span><span style="font-size: small;">dan bozmadır (44). Almanca biçimi </span><span style="font-size: small;"><strong>Konzertina</strong></span><span style="font-size: small;">, İngilizcesi İtalyancada olduğu gibi concertina’dır. Çalgıyı 1834’te Alman Carl Friedrich Uhlig geliştirmiş, ancak buluş ülevini (patent) almamış. Daha sonra İngiliz Charles Wheatstone, Uhlig’in buluşunu bilmeksizin 1844’te yeniden geliştirip, bunun buluş ülevini almış. Wheatstone, çalgının adını İtalyanca concertina koymuş. Çalgı, benzeri olan el kopuzcuğundan, dokunaklarının sesinin körük açılıp kapanırken değişmemesiyle, yani almaşık sesli (wechseltönig) olmamasıyla ayrılır. Kısacası el kopuzu düzenine değil, körüklü kopuz düzenine uyar. Adının </span><span style="font-size: small;"><strong>körüklü kopuzcuk </strong></span><span style="font-size: small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız. Körüklü kopuzcuğun başka önemli özellikleri altıgen biçiminde olması, iki yanında da düğme biçiminde ezgi dokunakları bulunmasıdır (44). Uhlig’in geliştirdiği körüklü kopuzcuk Wheatstone’un geliştirdiğinden değişik olarak almaşık sesliydi (wechseltönig). Uhlig’in körüklü kopuzcuğuna </span><span style="font-size: small;"><strong>alman körüklü kopuzcuğu</strong></span><span style="font-size: small;">, Wheatstone’unkineyse </span><span style="font-size: small;"><strong>ingiliz körüklü kopuzcuğu </strong></span><span style="font-size: small;">denir. El kopuzcuğu denen çalgı alman körüklü kopuzcuğundan geliştirilmiştir.</span><span style="font-size: small;">George Jones adlı bir kişi 1850’de bir ölçüde almaşık sesli bir körüklü kopuzcuk geliştirmiş, buna </span><span style="font-size: small;"><strong>alman-ingiliz körüklü kopuzcuğu </strong></span><span style="font-size: small;">ya da kısaca </span><span style="font-size: small;"><strong>angıl körüklü kopuzcuğu </strong></span><span style="font-size: small;">(anglo konsertina) denmiştir (44).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu arada gençliğimizden beri körüklü kopuz çaldığımızı, Ankara Körler Okulu batı mırını (müziği) öğretmeni, uz körüklü kopuzcu Şahin İşiner’in yakınında bulunmuş olduğumuzu, Kafkas ezgilerinin uz çalıcısı Hacımurat Dağıstanlı’nın yakın arkadaşımız olduğunu, kazan körüklü kopuzumuzun onun armağanı olduğunu belirtmek isteriz. İşiner özleyin yan kavalcıydı; ancak burmadüdükle (saksofon) körüklü kopuzu da özdeş uzlukta çalardı. İki gözü de görmezdi. İnançlı bir Atatürkçüydü. Ünlü akıncı Turhan Bey’in soyundandı. Altmışlı yetmişli yıllarda Ankara’daki bütün halk oyunları topluluklarının körüklü kopuzuyla yan kavalını İşiner çalardı. 1981 yılında öldükten sonra Türk halk mırınının bu ustasını tanıtan bir yazı yazmıştık (30). İşiner’in oğlu Ergün Devlet Halk Oyunları Topluluğu sanatçısıdır. Oyunculuğunun yanı sıra o da babası gibi körüklü kopuzla yan kaval çalar. Adı geçen topluluğun kurulmasını basın yoluyla ilk önerenlerden biri olduğumuzu da belirtmek isteriz (29). İşiner’den sonra onun yerini Dağıstanlı aldı. Onun alanı Kafkas mırınıyla sınırlıydı. Ankara, Düzce, İzmit, İstanbul ile Yalova’daki Kafkas halk oyunları topluluklarının hem öğreticiliğini yapar, hem de körüklü kopuz çalardı. Milliyet gazetesinin 1983 yılında düzenlediği halk oyunları yarışmasında onun çalıştırdığı Düzce Üstokulu (Lisesi) Kafkas Halk Oyunları Topluluğu Türkiye birincisi olmuştu. Çok yönlü bir yetenek olan Dağıstanlı bu yarışmada adı geçen topluluğu yetiştirip onun körüklü kopuzunu çalmakla kalmamış, çizmelerini de babasının işyerinde kendisi üretmişti. Özleyin adı geçen üstokulda düşünbilim (felsefe) öğretmeniydi. İstanbul Üniversitesi Yazın Fakültesi Tinbilim (Psikoloji) Bölümü çıkışlıydı. 1989 yılında Amerika’nın Patterson kentine yerleşti. Bir süre oradaki Türk derneklerinde de öğreticilikle çalgıcılık yaptı. 2008 yılında Türkiye’ye döndü.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Klavikord</strong>, piyano geliştirilmeden önce gözde olan bir düncel telli dizilemli çalgıdır. Adı Fransızca <strong>clavicorde</strong>dan bozmadır (1). O da Latince <strong>clavichordium</strong>dan bozmadır (40). İngilizce adı <strong>clavichord</strong>dur (40). Bu sözlerin anlamı olan <strong>telli dizilem </strong>sözü çalgının Türkçe doğal karşılığıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Klavsen, genellikle piyanoya benzer bir telli dizilemli çalgıdır. Tellerinin açıkta olması, genellikle iki dizilemli olmasıyla piyanodan ayrılır (40). Eski biçimleri dizilemsiz olup, telleri çekilerek çalınırmış (5). Klavsen sözü Fransızca <strong>clavecin</strong>den bozmadır. O da Latince <strong>clavicymbalum</strong>dan bozmadır (40). İtalyanca adları <strong>arpicorda </strong>ile <strong>cembalo</strong>dur (40). Almanca adı olan <strong>Klavizymbel </strong>de clavicymbalum’dan bozmadır (3). İngilizce adı olan <strong>harpsichord </strong>ise İtalyanca arpicorda’dan bozmadır (40). Dilimizde <strong>çembalo </strong>(1), <strong>çimbalo </strong>(26) adlarıyla da anılır. Bunlar, İtalyanca cembalo’dan bozmadır (1, 26). İtalyanca cembalo sözü özleyin çarpana (zil) anlamına gelir (37); tatlıyatuk (santur) anlamında da kullanılır (35). İtalyanca adlarından arpicorda, çalgının eğrikopuz (harp) gibi kırık düzende (arpej) çalındığını, telli bir çalgı olduğunu vurgular. Latince adı olan clavicymbalum’un çevirisi olan <strong>dizilemli çarpana </strong>Türkçe doğal karşılığı olup, klavyeli zil anlamına gelir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Telli dizilemli çalgıların en gelişmişi olan piyanonun adı İtalyanca <strong>piano</strong>dan bozmadır (1). İtalyanca piano sözü de <strong>sevecen </strong>anlamına gelen Latince <strong>pius</strong>un (36) türevidir. Piyano sözü mırın dilinde bir çalgı adı olmasının yanı sıra bir ezginin alçak sesle “usul usul” ya da “usulcacık” çalınmasını tanımlar. Mırıncılar, terimin bu anlamını İtalyanca özgün biçimi olan piano biçiminde yazarak çalgı anlamındaki piyanodan ayırmayı yeğlerler (5). Terimin Türkçe doğal karşılığı <strong>usul</strong>dur. Doğu mırınında kullanılıp yöntem anlamına gelen Arapça kökenli usul ile karıştırılmaması gerekir. Usul sözünün piyanonun çalgıbilimsel anlamını da karşılayabileceği kanısındayız (36). Dirgerlik dilinde piyano sözü <strong>piyano perküsyonu </strong>teriminde geçer. Piyano çalarcasına ince vuruşlarla gerçekleştirilen sayrı bakısını tanımlar. Sözlüğümüzde karşılığı <strong>usul çalarcasına vurma </strong>olarak verilmiştir (36). Bu vurma yöntemine <strong>Murphy perküsyonu</strong> da denir (36). Usul dediğimiz çalgıya Almancada <strong>Klavier </strong>denir (21). Fransızcada dizilem anlamına gelen <strong>clavier </strong>sözünden bozmadır. Bu arada yarlıgamalı anneannemiz İhsan Halkacı’nın usul öğretmeni olduğunu da belirtmek isteriz. Kendisi Karamanoğullarının İç İli Ocağı’ndan olup, ünlü yer bilgini Prof. Faik Sabri Duran’ın kız kardeşi, ünlü boyar Elif Naci’nin anneannesinin yeğeni (erkek kardeşinin kızı) idi. Ziya Santur, Pelin Halkacı Akın gibi ünlü çalgıcılar çıkaran Halkacı çoluğunun geliniydi.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Org, borulu dizilemli bir çalgı olup kilise mırınında önemli yeri olan bir çalgıdır. Adı Fransızca <strong>orgue</strong>dan bozmadır (1). Fransızca orgue Latince <strong>organum</strong>dan, o da Yunanca <strong>organon</strong>dan bozmadır (40). Gerek Yunanca organon, gerek Latince organum o dillerde orgun yanı sıra çalgı anlamına da gelirler. Dirgerlikteyse <strong>örgen </strong>(organ) anlamına gelirler (36). Yunanca organon Farsçaya <strong>erganun </strong>biçiminde geçmiş, bu söz Osmanlıcaya da girmiştir (19). Org, çağdaş batı dillerinde Latince organum’dan bozma adlarla anılır. Almanca <strong>Orgel </strong>(3) ile İngilizce <strong>organ </strong>(40) buna örnektir. Almancada org borusuna org düdüğü anlamına gelmek üzere <strong>Orgelpfeife </strong>denir (3). Bu söz Alman halk dilinde org anlamında da kullanılır. Yunanca organon sözü Arapçaya <strong>argul </strong>biçiminde iki borulu bir çeşit kavalın adı olarak girmiştir (6, 32). Bu söz Filistin Arapçasında <strong>yargul </strong>biçimindedir (2). Hatay’da <strong>argıl, argun </strong>adlarıyla anılan, borularından biri deliksiz olan bu koşa kavalın adının <strong>eşideliksiz </strong>biçiminde özleştirilmesini önermiştik (32).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Farsçada orga <strong>nîşe </strong>de denir (23). Farsça nîşe’nin Türkçe karşılığı eski kaynaklarda <strong>koltuk sipsisi </strong>olarak verilmiştir (23). Gazimihal, bu sözün tulum anlamında kullanılmış olabileceğini belirtiyorsa da (6), biz bu sözün orgun uygun bir karşılığı olduğu kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dizilemli bir çalgı olmayıp, bir <strong>döndürmeli çalgı </strong>olan <strong>laterna</strong>ya Almancada <strong>döndürmeli koltuk sipsisi </strong>anlamına gelmek üzere <strong>Drehorgel </strong>denir (21). Bu çalgıya <strong>latarna </strong>da denir (21). Latarna, laterna sözleri İtalyanca <strong>lanterna</strong>dan bozmadır (1). İtalyanca lanterna Latincede fener anlamına gelen <strong>lanterna</strong>dan, o da Yunancada meşalelik anlamına gelen <strong>lampter</strong>den bozmadır (40). Bu çalgıya Almancada <strong>kopuz kutusu </strong>anlamına gelmek üzere <strong>Leierkasten </strong>de denir (21). Kolu döndürülünce ezgi çalan kutu biçiminde bir çalgıdır. Kopuz kutusu sözünün uygun bir karşılığı olduğu kanısındayız. Döndürmeli koltuk sipsisi de güzel bir eşanlamlı seçenektir.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ağakay MA. Türkçe sözlük. 2. bası. TDK. Ankara, 2005.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://www.al-bab.com/arab/music/instruments.htm"><span style="font-size: xx-small;">http://www.al-bab.com/arab/music/instruments.htm</span></a></span></span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Brockhaus FA. Der Sprach Brockhaus. 9. Aufl. Wiesbaden, 1984.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ediger E, Dündar T, Güyagüler T. Madencilik terimleri kılavuzu. TDK. Ankara, 1979.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Gazimihal MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Gazimihal MR. Türk nefesli (ötkü) çalgıları. Kültür Bak. Ankara, 1975.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Gencan TN, Ediskun H, Dürder B, Gökşen EN. Yazın terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1974.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Göğüş B. Anlatım terimleri sözlüğü. Ankara, 1998.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Göğüş B, Oğuzkan F, Önertoy O, Ünlü M, Koçak S. Yazın terimleri sözlüğü. Dil Derneği. Ankara, 1998.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Hengirmen M. Dilbilgisi ve dilbilim terimleri sözlüğü. Engin. Ankara, 1999.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Köksal A. Bilişim terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1981.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Kutlu A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 2005.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Kuyumcu İ, Beşorak Y. Otomobil ve motor bilgisi terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1980.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Mıhçıoğlu C. Sözcüklerin öyküsü. Kültür Bak. Ankara, 1996.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Nutku Ö. Gösterim terimleri sözlüğü. İnkılâp. İstanbul, 1998.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Orta öğretim terimleri kılavuzu. TDK. Ankara, 1963.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 9. 3. bası. Kültür Bak. Ankara, 2000.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Özleştirme kılavuzu. TDK. Ankara, 1978.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Redhouse. Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 1999.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Saraç T. Fransızca-Türkçe büyük sözlük. TDK. Ankara, 1976.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Steuerwald K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Osmanlıcadan Türkçeye söz karşılıkları tarama dergisi. TDTC. İstanbul, 1934.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">XIII. yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-77.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Tavkul U. Karaçay-Malkar Türkçesi sözlüğü. TDK. Ankara, 2000.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Tayla S. Kılıçoyunu terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1970.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Tietze A. Tarihi ve etimolojik Türkiye Türkçesi lugatı. Birinci cilt A-E. Österreichische Akademie der Wißenschaften. Simurg. İstanbul, 2002.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Tuğlacı P. Okyanus 20. yüzyıl ansiklopedik Türkçe sözlük. Pars, 1971.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Türkay K, Koçak S, Ünal S. Uygulayım terimleri sözlüğü. 2. bası. TDK. Ankara, 1980.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ülker S. Türk halk dansları balesi kurulmalıdır. Köy-Kent Aralık 1974; 1(3): 2.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ülker S. Müzisyen folklorcu İşiner’in ardından. Türk Folkloru Şubat 1982; 3(31): 23-24.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ülker S. Akla kara. Türk Dili Dergisi Eylül-Ekim 1997; 11(62): 7-9.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ülker S. Flüt mü kaval mı? Türk Dili Dergisi Kasım-Aralık 2007; 21(123): 19-25.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ülker S. Borgudan trompete boru. Türk Dili Dergisi Ocak-Şubat 2008; 21(124): 32-37.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ülker S. Tımbırdayan tellerin dili. Türk Dili Dergisi Mayıs-Haziran 2008; 21 (126): 18-21.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ülker S. Psalterion’dan santura yatuğan. Türk Dili Dergisi Mart-Nisan 2009; 22 (131: 24-26.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ülker S. Ülker tıp terimleri sözlüğü. Latince-Türkçe, Türkçe-Latince. 4. bası. İstanbul, 2009.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ülker S. Tabldan davula tüngür. Türk Dili Dergisi Temmuz – Ağustos 2009; 23 (133): 31 – 33; Eylül – Ekim 2009; 23 (134): 31 – 33; Kasım – Aralık 2009; 23 (135): 26 – 28.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Vardar B, Güz N, Öztokat E, Rifat M, Senemoğlu O, Sözer E. Dilbilim ve dilbilgisi terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1980.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Vardar B, Güz N, Öztokat E, Senemoğlu O, Sözer E. Açıklamalı dilbilim terimleri sözlüğü. ABC. İstanbul, 1988.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Webster’s third new international dictionary of the English language unabridged. Könemann. Cologne, 1993.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Akkordeon"><span style="font-size: xx-small;">http://de.wikipedia.org/wiki/Akkordeon</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;">, 22 Jun 2007.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Bandoneon"><span style="font-size: xx-small;">http://de.wikipedia.org/wiki/Bandoneon</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;"> , 25 Jun 2007.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Handzuginstrument"><span style="font-size: xx-small;">http://de.wikipedia.org/wiki/Handzuginstrument</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;"> , 25 Jun 2007.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Konzertina"><span style="font-size: xx-small;">http://de.wikipedia.org/wiki/Konzertina</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;">, 25 Jun 2007.</span></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;"><span style="font-size: x-small;">Türk Dili Dergisi Mart –Nisan 2010; 23 (137): 21 – 23</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/perdeden-tusa-dokunak-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Perdeden Tuşa Dokunak I</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/perdeden-tusa-dokunak-i/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/perdeden-tusa-dokunak-i/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 06:50:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Süreyya ÜLKER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dokunak]]></category>
		<category><![CDATA[perde]]></category>
		<category><![CDATA[tuş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1780</guid>
		<description><![CDATA[Farsça perde sözünün çalgıbilimde çeşitli anlamları vardır. Terimin ana anlamı sesin yükseklik ya da alçaklık derecesidir. Terimin bu anlamı bugün daha çok dilimize Fransızca üzerinden giren ton sözüyle (1) dile getirilmektedir. Fransızca ton Latincede gerim anlamına gelen tonustan, o da Yunanca tonostan bozmadır (40). Sözcüğün Sanskritçe biçiminin tana olması (40) Hint-Avrupa dillerinin ortak bir verisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Farsça perde sözünün çalgıbilimde çeşitli anlamları vardır. Terimin ana anlamı sesin yükseklik ya da alçaklık derecesidir. Terimin bu anlamı bugün daha çok dilimize Fransızca üzerinden giren </span><span style="font-size: small;"><strong>ton </strong></span><span style="font-size: small;">sözüyle (1) dile getirilmektedir. Fransızca ton Latincede gerim anlamına gelen </span><span style="font-size: small;"><strong>tonus</strong></span><span style="font-size: small;">tan, o da Yunanca </span><span style="font-size: small;"><strong>tonos</strong></span><span style="font-size: small;">tan bozmadır (40). Sözcüğün Sanskritçe biçiminin </span><span style="font-size: small;"><strong>tana </strong></span><span style="font-size: small;">olması (40) Hint-Avrupa dillerinin ortak bir verisi olabileceğini düşündürmektedir. Sözcük Almancada </span><span style="font-size: small;"><strong>Ton </strong></span><span style="font-size: small;">(3), İngilizcede </span><span style="font-size: small;"><strong>tone </strong></span><span style="font-size: small;">(40) biçiminde kullanılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ton sözü TDK’nin yazın terimleri sözlüğünde sesin söze, dizeye kattığı değişik duyguyla anlam değeri olarak tanımlanmış, karşılığı <strong>ayrınç </strong>olarak verilmiştir (7). Ton sözü önkbilimde (kromatik) bir rengin koyuluk ya da açıklık derecesini tanımlamaktadır. Türkçe ayrınç sözünün, tonun bu anlamının da uygun bir karşılığı olduğunu Türkçe renk adları konusunda dergimizde yazdığımız bir yazımızda belirtmiştik (31). Ton sözünün sesbilimsel anlamının karşılığı TDK’ce 1978 yılında yayımlanan özleştirme kılavuzunda <strong>titrem </strong>olarak verilmiştir (18). Bu söz daha sonra bu anlamda çeşitli sözlüklere girmiştir (10, 36, 38, 39). Dil Derneği’nin yazın terimleri sözlüğüyle Göğüş’ün anlatım terimleri sözlüğünde tonun sesle ilgili bütün anlamları titrem sözüyle karşılanmış, ayrınç sözüne yer verilmemiştir (8, 9). Dolayısıyla ayrınç sözü artık önkbilimle sınırlı bir terimdir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bir ağırlık birimini tanımlayan ton sözü Fransızca <strong>tonne</strong>dan bozma ayrı bir sözcüktür (1). Fransızca tonne da <strong>fıçı </strong>anlamına gelen Orta Latince <strong>tonna </strong>ya da <strong>tunna</strong>dan bozmadır (3, 27, 40). Sözlüğümüzde halk dilimizde fıçı anlamında kullanılan <strong>batlak </strong>sözünü ağırlık birimi anlamındaki tonun karşılığı olarak önermiştik (36).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Perde sözü çalgıbilimde titrem dışında kimi bakır üflemeli çalgıların titremini değiştiren döner supapları; ağaç üflemeli çalgıların, üzerine parmakla basılınca her biri değişik titremde ses çıkaran delikleri; telli çalgıların titrem aralıklarını gösteren bağları; klavyeli çalgıların, dokunulunca, her biri değişik titremde ses çıkaran birimlerini tanımlar.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kimi bakır üflemeli çalgıların titremini değiştiren döner supap anlamındaki perdeye Almancada, <strong>supap </strong>anlamına gelmek üzere <strong>Ventil </strong>(21); İngilizcede <strong>valve </strong>ya da <strong>ventil </strong>(40) denir. Bu tür bakır üflemeli çalgılara <strong>perdeli bakır üflemeli çalgı </strong>denir. Kimi bakır üflemeli çalgılarınsa titremi inip kalkan bir piston aracılığıyla değişir. Bunlara da <strong>pistonlu bakır üflemeli çalgı </strong>denir. Fransızcadan bozma supap sözünün karşılıkları <strong>kapaç </strong>(4, 13, 28, 36) ile <strong>devrilir kapak</strong>tır (28, 36). Fransızca pistonun karşılığıysa <strong>tokaç</strong>tır (13). Dolayısıyla bu çalgıların adları <strong>kapaçlı bakır üflemeli çalgı </strong>ile <strong>tokaçlı bakır üflemeli çalgı </strong>biçiminde özleştirilmelidir. Nitekim bakır üflemeli çalgıları ele aldığımız yazımızda bu anlamdaki perdeden kapaç, pistondan tokaç olarak söz etmiştik (33).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ağaç üflemeli çalgıların, her biri değişik titremde ses çıkaran deliklerini tanımlayan perdeye <strong>perde deliği </strong>de denir. Bu kavrama Almancada <strong>hava deliği </strong>anlamına gelmek üzere <strong>Luftloch </strong>(21), İngilizcede <strong>vent </strong>(40) denir. Türkçe doğal karşılığı <strong>titrem deliği</strong>dir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Telli çalgıların titrem aralıklarını gösteren bağ anlamındaki perdeye <strong>perde bağı </strong>da denir. Bağlama adlı telli çalgının adı perde bağları içermesine dayalıdır (34). Bu çalgı, perde bağı olmayan kolca kopuza perde bağları bağlanmasıyla ortaya çıkmıştır (34). Perde bağına Almancada <strong>Bund </strong>(21), İngilizcede <strong>fret </strong>(40) denir. Türkçe doğal karşılığı <strong>titrem bağı</strong>dır. Nitekim telli çalgıları ele aldığımız yazımızda bu anlamdaki perdeden titrem bağı olarak söz etmiştik (34).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Klavyeli çalgıların, her biri değişik titremde ses çıkaran birimlerini tanımlayan perdeye <strong>tuş </strong>da denir. Bu, Fransızca <strong>touche</strong>tan bozmadır (1). Fransızca touche sözü <strong>dokunmak </strong>anlamına gelen <strong>toucher </strong>eyleminin türevidir (20). Fransızca toucher de Latin halk dilinde vurmak anlamına gelen <strong>toccare </strong>eyleminden bozmadır (40). Bu kavramın Almancası <strong>Taste </strong>(21), İngilizcesi açgıç (anahtar) anlamına gelen <strong>key</strong>dir (40).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Gazimihal, tuş sözünü <strong>dokunak </strong>(5, 11), <strong>diş </strong>(5, 20, 21) sözleriyle karşılamıştır. Mıhçıoğlu ise <strong>dokunaç </strong>demiştir (14); ancak bu söz kimi omurgasızların başında bulunup, dokunmaya yarayan oynar uzantıyı tanımlayan <strong>tentakül</strong>ün karşılığıdır (16, 36). Dolayısıyla Gazimihal’in önerilerini uygun buluyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tuş sözü boyamda fırça vuruş biçimi anlamına gelmektedir (20). Tuğlacı, bu anlamının karşılığını <strong>çalış </strong>biçiminde vermiştir (27). Kılıç oyununda kılıcın ucunun yarıştaşa değmesini tanımlar (1, 12). Tayla, bu anlamının karşılığını <strong>dürtüş </strong>biçiminde vermiştir (25). Güreşte sırtın yere gelmesini ya da getirilmesini tanımlar (12). Bu anlamının doğal karşılıkları <strong>sırtını yere getirme, sırtı yere gelme</strong>dir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bir çalgının ya da başka bir aracın bir dizi dokunaktan oluşan bölümüne <strong>klavye </strong>denir. Bu söz Fransızca <strong>clavier</strong>den bozmadır (1). Fransızca clavier Latincede açgıç (anahtar) anlamına gelen <strong>clavis</strong>ten bozmadır (40). Klavyeye Almancada <strong>Klaviatur </strong>ya da <strong>Tastatur </strong>denir (5, 21). İkincisi daha çok yazıncak (daktilo), bilgisayar gibi çalgıdışı araçlarda kullanılır (21). Fransızcada clavier’nin yanı sıra <strong>claviature </strong>de denir (5). Bu söz genellikle yalnızca org adı verilen çalgıda kullanılır (5). İngilizcede <strong>claviature </strong>ya da <strong>açgıç tahtası </strong>anlamına gelmek üzere <strong>keyboard </strong>denir (40).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Gazimihal, klavyenin karşılığı olarak <strong> </strong> <strong>dokunaklık, elçin, perdelik </strong>sözlerini önermiştir (14). Mıhçıoğlu ise <strong>dizilem </strong>denmesini önermiştir (14). Farsça perde sözünü içeren perdelik sözünden kesinlikle kaçınılması gerektiğini düşünüyor, Mıhçıoğlu’nun önerisini benimsiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Perde sözü genel dilde pencereye ya da bir açıklığın önüne gerilen örtü anlamındadır. Gazimihal’e göre perde sözü Farsçada makam anlamındadır. Öbür anlamlarını Türkçede yüklenmiştir. Genel dildeki anlamını da bakır üflemeli çalgı kapacı anlamındaki perdeden değişmeceli olarak yüklenmiştir (5). Genel dildeki perdenin Türkçe kökten karşılıkları <strong>gergi </strong>(1, 22, 23, 36), <strong>dutuk </strong>(23, 36), <strong>kaplav </strong>(22, 36), <strong>tutuk</strong>tur (22, 23, 36). Perde sözü genel dilde ayrıca iki boşluğu biribirinden ayıran oluşumları tanımlayan <strong>bölme </strong>anlamına da gelir. Görmükteyse (Tiyatro) bir görmük yapıtının <strong>bölüm</strong>ünü tanımlar (9, 15).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dokunaklardan oluşan dizilemi olan çalgılara <strong>dizilemli çalgı </strong>ya da <strong>dokunaklı çalgı </strong>denir. Dizilemli çalgılar <strong>körüklü, telli, borulu </strong>ya da <strong>üflemeli </strong>olabilirler. Körüklü çalgılar akordeon genel adıyla anılır. Başlıca telli dizilemli çalgılar <strong>klavikord, klavsen </strong>ile <strong>piyano</strong>dur. Borulu dizilemli çalgıya <strong>org </strong>denir. Üflemeli dizilemli çalgıya da <strong>ağız usulu </strong>(melodika) denir. Bunu üflemeli çalgılar arasında ele almıştık.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Geniş anlamda <strong>körüklü çalgı</strong>ların genel adı olan <strong>akordeon</strong>, dar anlamda körüklü çalgıların en gelişkin<strong> </strong>ölçünlü biçiminin adıdır. Akordeon sözü Fransızca <strong>accordéon</strong>dan bozmadır (1). Sözlüklerimize <strong>akordiyon </strong>biçiminde de girmiştir (1). Almanca adı <strong>gemici piyanosu </strong>anlamına gelmek üzere <strong>Schifferklavier</strong>dir (21). Körüklü çalgı anlamındaki akordeona Almancada <strong>Handzuginstrument</strong> de denir (43).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Türklerin düncel telli çalgısının adı olan kopuz sözünün türevleri bugün çeşitli Türk boylarınca akordeon anlamında kullanılmaktadır. Türklüğün en önemli çalgısı olan kopuza burada çalgı anlamı yüklenmektedir. Gazimihal, kopuz denen çalgının ortadan kalkacağı çağlarda kopuz adının çalgı anlamında yaşamasının doğal olduğunu belirtmektedir. Karaçay-Malkar Türkçesinde yalınç bir körüklü çalgı olan mızıkaya tüz kobuz denirken akordeona <strong>ters kobuz </strong>denir (24). Radloff, Güney Sibirya’da yaşayan Teleüt Türklerinin akordeona <strong>kat komus </strong>dediklerini bildirmiştir (17). Ögel’e göre buradaki kat sözü körüğün katlı oluşunu simgeliyor olabilir (17). Gazimihal, akordeona Kafkas’ta <strong>kâğıt kopuz </strong>dendiğini bildirmektedir (6).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu veriler ışığında akordeona <strong>körüklü kopuz </strong>denebileceği kanısındayız. Almanca Schifferklavier’in çevirisi olan gemici piyanosu da <strong>gemici usulu </strong>biçiminde özleştirilerek ikinci bir seçenek olarak sunulabilir. Piyanonun Türkçesi olarak sunduğumuz usul sözünü aşağıda piyanoyu ele alırken açıklayacağız. Akordeonun geniş anlamının doğal karşılığının <strong>körüklü çalgı </strong>olduğu açıktır. Gemici usuluyla körüklü kopuz bu sözün eşanlamlıları olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Akordeon sözü dirgerlik dilinde bir sargı bezinin körük gibi katlanmasıyla oluşturulan burun baskurutunu (tampon) tanımlayan <strong>akordeon sistemi</strong>nde geçmektedir. Karşılığı sözlüğümüzde <strong>körük dizgesi </strong>olarak verilmiştir (36). Körüklü kopuz çoluğunun ana çalgısı olan körüklü kopuz dışında kalan başlıca körüklü çalgı çeşitleri <strong>bandoneon, el armonikası, garmon </strong>ile <strong>konsertina</strong>dır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">İtalyanca <strong>armonica</strong>dan bozma <strong>armonika </strong>sözü en geniş anlamıyla körüklü çalgı demektir. Daha dar anlamda, körüklü çalgıların anası olan körüklü kopuzu tanımlar. En dar anlamdaysa <strong>el armonikası</strong>nı tanımlar. Bu kavram Almancada <strong>Harmonika </strong>ya da <strong>Ziehharmonika </strong>(21), Fransızca ile İngilizcede <strong>harmonica </strong>(40) biçiminde adlandırılır. Sözcüğün anlamı ülkelere göre de değişir. Örneğin Almanca Harmonika sözü Almanya’da el armonikası, Avusturya’da körüklü kopuz anlamında kullanılır (41). İtalyanca armonica uyum anlamına gelen <strong>armonia</strong>nın türevi olup, o da Latince <strong>harmonia</strong>dan bozmadır (40). Dilimizde <strong>armonik </strong>biçiminde de söylenir. Almanca Ziehharmonika sözü körüklü armonika anlamında olup, adı geçen çalgıyı Mundharmonika denen ağız kopuzundan ayırmak için kullanılır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">El armonikası yalınç bir körüklü çalgıdır. Dokunakları körük açılırken başka, kapanırken başka ses çıkarırlar. Yani almaşık seslidir (wechseltönig). Almancada bu çalgıya <strong>Handharmonika </strong>denir (21). Bu, yine çalgıyı ağız kopuzu anlamına gelen Mundharmonika’dan ayırmaya yönelik bir adlandırmadır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">El armonikasına dilimizde <strong>mızıka </strong>da denir. Bu, mırın (müzik) anlamına gelen İtalyanca <strong>musica</strong>dan bozmadır (1). Mızıka sözü dilimizde <strong>çalgı, çalgı takımı </strong>anlamlarında da kullanılır. Kırgızlar bu çalgıya <strong>kol zurnası, </strong>kimi Türk boylarıysa <strong>el zurnası </strong>derler (6). Körüklü kopuza ters kobuz diyen Karaçay-Malkar Türkleri bu çalgıya <strong>tüz kobuz </strong>derler (24). Türkçe doğal karşılığı <strong>el kopuzu</strong>dur. Küçük el kopuzuna <strong>bandoneon </strong>denir. <strong>Bandonyon </strong>biçiminde de yazılabilir. Alman Heinrich <strong>Band </strong>eliyle geliştirilmiştir (42). Adını ondan alır. Almanca özgün adı <strong>Bandonion</strong>dur (42). İspanyolcaya <strong>bandoneón </strong>biçiminde geçmiştir (40). Bandoneon biçimi buradan bozmadır (40). İngilizcede her iki biçim de kullanılır (40). Adı <strong>el kopuzcuğu </strong>biçiminde özleştirilebilir. Daha çok Güney Amerika’da kullanılır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Garmon</strong>, Rusya’nın Tula kentinde geliştirilen bir körüklü kopuz çeşididir. Bu yüzden <strong>tula akordeonu </strong>olarak da anılır (41). Rusya’dan eski sovyet cumhuriyetlerine de yayılmıştır. Avrasya halk ezgilerinin çalınmasına elverişli, tok sesli bir körüklü kopuzdur. Dokunakları serttir. Yarım sesleri vermeyen yalınç biçimlerinin yanı sıra bunları da veren gelişkin biçimleri de vardır. Garmon sözü Almanca <strong>Harmona</strong>dan bozma Rusça bir sözdür (41). Rusya’nın en ünlü garmon yapınağı (fabrika) Tataristan’ın başkenti Kazan’dadır. Buna dayanarak adının <strong>kazan körüklü kopuzu </strong>biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız (Sürecek).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;"><span style="font-size: x-small;">Türk Dili Dergisi Ocak – Şubat 2010; 23 (136): 34 – 36</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/perdeden-tusa-dokunak-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tabldan Davula Tüngür III</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/tabldan-davula-tungur-iii/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/tabldan-davula-tungur-iii/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 06:58:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Süreyya ÜLKER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[davul]]></category>
		<category><![CDATA[tabl]]></category>
		<category><![CDATA[tüngür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1790</guid>
		<description><![CDATA[Tüngür kavramının kapsamına girmeyen vurmalı çalgılar gong, kastanyet, kaşık, zil, zilli maşa, zilli teftir. Bu çalgılardan kaşık dışındakilerin adları Türkçe değildir. Gong, bir maden tokmakla çalınan, madenden yapılmış bir ağırşaktan oluşan bir çalgıdır. Gong sözü Malayca bir yansıma sözdür (50). Bu yansımanın Türkçedeki karşılığı danktır. Dolayısıyla adının dank biçiminde özleştirilmesi gerekir. Bu çalgının Çince adı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Tüngür kavramının kapsamına girmeyen vurmalı çalgılar </span><span style="font-size: small;"><strong>gong, kastanyet, kaşık, zil, zilli maşa, zilli tef</strong></span><span style="font-size: small;">tir. Bu çalgılardan kaşık dışındakilerin adları Türkçe değildir. </span><span style="font-size: small;"><strong>Gong</strong></span><span style="font-size: small;">, bir maden tokmakla çalınan, madenden yapılmış bir ağırşaktan oluşan bir çalgıdır. Gong sözü Malayca bir yansıma sözdür (50). Bu yansımanın Türkçedeki karşılığı </span><span style="font-size: small;"><strong>dank</strong></span><span style="font-size: small;">tır. Dolayısıyla adının dank biçiminde özleştirilmesi gerekir. Bu çalgının Çince adı </span><span style="font-size: small;"><strong>çeng </strong></span><span style="font-size: small;">(4), Hintçe adı </span><span style="font-size: small;"><strong>tamtam</strong></span><span style="font-size: small;">dır (50). Hintçe adı sözlüklerimize de girmiştir (1, 23). Bu söz Fransızcaya; </span><span style="font-size: small;"><strong>tam-tam, tom-tom </strong></span><span style="font-size: small;">biçimlerinde İngilizceye de geçmiştir (50). İngilizcede daha çok tom-tom biçimi kullanılır. Gerek Hintçede, gerek batı dillerinde, yukarıda belirttiğimiz üzere domdom adlı tüngürün de adıdır (50). Gong sözü yumruk oyununda durma ya da başlama komutu veren bir aracın da adıdır. Terimin bu anlamının karşılığı yumruk oyunları terimleri sözlüğünde </span><span style="font-size: small;"><strong>çan </strong></span><span style="font-size: small;">olarak verilmiştir (18). Dank sözünün bu anlam için de daha uygun bir karşılık olacağı kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Kastanyet</strong>, parmaklara takılan iki zilden oluşan bir çalgı olup, bu ziller biribirine vurularak çalınır. Sözcük, Fransızca <strong>castagnette</strong>den bozmadır (1). Sözcüğün kökeni kestane anlamına gelen Latince <strong>castanea</strong>ya dayanır (50). Dilimizde <strong>çalpara </strong>adıyla anılır. Halk dilinde <strong>çarpana </strong>biçimi de görülür (6). Eren, Eyuboğlu ile Redhouse’a göre <strong>dört bölüm </strong>anlamına gelen Farsça <strong>çarpâre</strong>den bozmadır (10, 11, 30). Tietze’ye göreyse Türkçe <strong>çarpara</strong>dan bozmadır (39). Ögel de, Tietze bu görüşünü belirttiği sözlüğünü yayımlamadan yıllarca önce bu çalgıdan <strong>çarpara </strong>biçiminde söz ediyordu (25). Tietze’nin görüşüne katılıyor, çalparayı Türkçe kökten bir söz olarak değerlendiriyoruz. Çalparanın kaynağı olan çarpara sözü de bu anlamda hem kimi kökleşik sözlüklerde (30), hem halk dilinde (6) yer almaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Redhouse ile Tuğlacı <strong>çağana, çağanak </strong>sözlerini de çalpara anlamında göstermektedirler (30, 40). Redhouse’a göre çağana Farsça bir alıntıdır; çağanak da onun bir başkantısıdır (30). Tuğlacı ise çağana sözünün Türkçe çağırmaktan geldiğini, çağanak’ınsa Farsça <strong>çeğane</strong>den bozma olduğunu belirtmektedir (39). Çeğane sözü Farsçada kemençe demektir (37). Tietze adı geçen sözlere böyle bir anlam yüklememekte, çağana sözünün Farsça çeğane’den bozma olduğunu, bu sözün daha çok <strong>çeng-ü çağana </strong>ya da <strong>çalgı çağana </strong>deyimlerinde kullanıldığını belirtmektedir (39). Türkçe sözlükte <strong>çengüçegane </strong>çalgılı eğlenti demektir (1). <strong>Çeng-ü çeğane </strong> Farsçada <strong>zille kemençe </strong>anlamına gelmektedir. Bu deyim dilimizde çeng-i çağana üzerinden <strong>çalgı çağanak</strong>’a dönüşmüştür (1). “Çalgılı, neşeli, gürültülü bir biçimde” anlamına gelmektedir (1). Eski kaynaklarda <strong>çağnamak </strong>haykırmak anlamındadır (37). Çağanak sözünün bu eylemin türevi olduğu anlaşılmaktadır. Halk dilimizde çağanak sözü çalgı anlamında da kullanılmaktadır (33). Bu verilerden zille kemençe anlamına gelen Farsça çeng-ü çeğane’nin Türkçede çalgıyla haykırış anlamına gelen Türkçe çalgı çağanak’a dönüştüğü anlaşılmaktadır. Kısacası çağana Farsça çeğane’den bozmadır. Çağanaksa Türkçe çağnamanın türevidir; ancak ikisi de çalpara anlamı taşımaz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ağaçtan yapılmış çalparaya <strong>şakşak </strong>denmektedir (6, 35). Bu söz genel dilde hokkabazların ellerinde şaklattıkları ağaç maşanın adı olan bir yansıma sözdür (1, 23). Sözcüğün çalgıbilimsel anlamı Redhouse’ca bir çeşit büyük çalpara olarak tanımlanmıştır (30). Derleme sözlüğüyle Steuerwald ise sözcüğün bu anlamına ağaçtan yapıldığını belirterek açıklık getirmişlerdir. <strong>Ağaç çalpara </strong>sözü şakşak sözünün çalgıbilimsel anlamının doğal bir eşanlamlısıdır. Kuzeybatı Kafkas’ta eskiden kullanılan bir çeşit şakşak incir ağacından yapılmış, ağızları kürek biçiminde 12 puldan oluşmaktaydı. Bu pullar, saplarından geçirilen bir iple biribirilerine tutturulmuştu. Çalgı, el çırpma sesine benzer bir ses vermekteydi. <strong> </strong>Bu çalgıya Abazacada <strong>ayinkaga </strong>(32), Çerkezcede <strong>faç’ıç </strong> (32), Karaçay-Malkar Türkçesinde <strong>hars kalak </strong>(22, 38), Osetçede <strong>kartsganak </strong>(32) denmektedir. Karaçaycada <strong>hars </strong>el çırpma anlamındadır. Bu söz, Divan’da <strong>kars </strong>biçiminde geçmektedir (7). Clauson’a göre yansımadır (4). Türkçeden Farsçaya bir çeşit giysi anlamında geçen bu söz, Doerfer’e göre Çince bir alıntıdır (8). Kalak sözüyse Karaçaycayla Kumukçada kürek anlamındadır (29, 38). Räsänen’e göre Türkçedir (29). Bu verilerden Karaçayca hars kalağın hars küreği anlamına geldiği, Osetçe kartsganak’ın da ondan bozma olduğu anlaşılmaktadır. Türkçe şakşak sözünün bu çalgıyı çok güzel tanımladığı kanısındayız. Bugün bu çalgı yerine biribirine ya da bir ağaç sıraya vurulan iki tahta kullanılmaktadır. Özleyin bu ilkel çalgının, yukarıda tanımladığımız düncel çalgının kaynağı olduğu bildirilmektedir (32). Çalgının bu yalınç biçimleri de Kuzeybatı Kafkas dillerinde yukarıda verdiğimiz adlarla anılmaktadır (32, 38). Türkiye’de yaşayan Karaçay göçmenleri Türkiye Türkçesi konuşurken, hars kalak sözünü <strong>hars tahtası </strong>biçiminde çevirerek kullanırlar (Yalova Çiftlikköy’den kişisel derleme).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Büyük bir maden çanak biçimindeki çalgıya dilimizde <strong>zil </strong>denmektedir. İki zilin biribirine vurulmasıyla çalınır. Bunun dışında zil sözü çalgıbilimde çalpara teki, zilli tefin pulları, zilli maşaya takılan küçük eklentileri de tanımlamaktadır. Genel dildeyse çalmak üzere kurulmuş düzeneği tanımlamaktadır. Zilin çalgıbilimsel anlamları Farsçada <strong>çeng </strong>sözüyle karşılanmaktadır (4). Bu söz ayrıca <strong>eğrikopuz </strong>(harp) , <strong>kopuz </strong>(ud) anlamlarına da gelmektedir (4, 45). Farsça çeng sözü eğrikopuzla zil anlamlarında <strong>sanc </strong>biçiminde Arapçaya da geçmiştir (26). Farsçada zile <strong>zeng </strong>de denmektedir (37). Gerek çeng, gerek zeng sözleri Osmanlıcaya da girmiştir (30).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Çalgıbilimsel anlamda zilin Yunanca adı <strong>kymbalon</strong>dur (50). Bu söz Latincede <strong>cymbalum</strong>, İtalyancada <strong>cembalo</strong>, İngilizcede <strong>cymbal </strong>olmuştur (50). İtalyanca cembalo ayrıca <strong>klavsen, tatlıyatuk </strong>(santur) anlamlarına da gelmektedir (46). Zile Almancada çanak anlamına gelmek üzere <strong>Becken </strong>denmektedir (35). Gazimihal, bu çalgıya Almancada eskiden <strong>türk çanağı </strong>(o <strong>türk sahanı</strong> diyor) anlamına gelmek üzere <strong>türkischer Teller </strong>(Teller özleyin tabak demektir. Burada çanak sözü daha uygun bir karşılıktır) dendiğini belirtmektedir (13). Bu, adı geçen çalgının tuğ (mehter) takımlarından batıya geçtiğini göstermektedir. Batı dillerinde çalgı çoğul olarak anılmaktadır. Örneğin İngilizcede <strong>cymbals</strong>, Almancada <strong>türkische Teller </strong>denmektedir (13). Almanca Becken hem tekil, hem çoğul olduğundan değişmemektedir. Bu, biribirine vurularak çalınan iki zilin iki bölümlü tek bir çalgı olduğunu vurgulamaya dayalı bir yaklaşımdır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Zil sözü Eyuboğlu’na göre <strong>çıngırak </strong>anlamına gelen Farsça <strong>zel </strong>sözünden bozmadır (11). Zel de Sanskritçede zil anlamına gelen <strong>jalli</strong>den bozmadır (11). Ahmet Vefik Paşa’ya göre de Farsça bir alıntıdır (14, 48). Gazimihal’e göre Farsçada araç anlamına gelen <strong>zir </strong>(13) sözünden bozma olabileceği gibi yansıma da olabilir (14). Bizce bu söz yansıma olsa dahi Türkçenin yapısına uygun bir yansıma değildir. Çünkü Türkçede zil sesi <strong>zır </strong>biçiminde yansıtılır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eski Türkçede <strong>çang </strong>biçiminde geçen (4, 10) çan sözüyle Farsçada zil, Çincede dank anlamına gelen çeng sözleri arasındaki ses benzerliği, bu sözler arasında bir kökteşlik aranmasına yol açmıştır (4). Clauson’a göre bunların hepsi birer yansımadır; ancak Karahanlı Türkçesinde zil anlamında kullanılan <strong>çang </strong>sözü kesinlikle Farsça çeng’den bozmadır (4). Eren, bugün kullandığımız anlamdaki çan sözünün Türkçe olduğunu belirtmiş, bu sözü zil anlamına gelen çeng ile birleştirmemiştir (10). Räsänen’e göreyse çan, Farsça çeng’den bozmadır (29). Bu veriler ışığında çanı Türkçe, çeng’i Farsça sayıyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Halk dilimizde büyük zile (maden çanak) <strong>çarpana </strong>denmektedir (6). Bu söz çalpara, zilli maşa, zilli tef anlamlarına da gelmektedir (6). Kısacası bütün zilli çalgıların ortak adıdır. Bu sözün, zilin genel dilde çalmak için kurulmuş düzenek anlamını da başarılı bir biçimde karşılayabileceği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Halk dilimizde küçük zile <strong>tıkır </strong>denmektedir (6). Küçük zille çalparayı oluşturan iki zilden her biri, zilli maşaya takılan zillerden her biri, zilli tefe takılan pullardan her birini anlıyoruz. Kısacası tıkır başlı başına bir çalgı olmayıp, çeşitli zilli çalgıların zil niteliğindeki bölümlerinin adıdır. Zil sözünün genel dilimizle uyumlu, köklü bir alıntı olduğunu yadsımadığımızı da belirtmek isteriz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Zilli maşa, </strong>bir maşaya takılmış tıkırlardan oluşan bir çalgıdır. Farsçadan bozma maşanın karşılığı <strong>tutaç</strong>tır (24, 28, 40, 47). Dolayısıyla bu terim <strong>tıkırlı tutaç </strong>biçiminde özleştirilebilir. Yukarıda belirttiğimiz üzere bu çalgıya halk dilimizde <strong>çarpana </strong>da denmektedir (6).</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Zilli tef, </strong>üzerine pullar takılı dumrudur (25). <strong>Pullu tef </strong>olarak da bilinir (25). <strong>Pullu dumru, tıkırlı dumru </strong>biçimlerinde özleştirilebilir. Yukarıda belirttiğimiz üzere bu çalgıya halk dilimizde <strong>çarpana </strong>da denmektedir (6). <strong>Tef zili</strong>ne <strong>tef pulu </strong>da denmektedir. Farsça adı <strong>zeng-i def</strong>tir (25, 37). Eski kaynaklarda adı <strong>dumru pulu </strong>biçiminde geçmektedir (37). Bu, tef pulunun karşılığıdır. Tef zilinin karşılığı olarak <strong>dumru tıkırı </strong>sözü de ikinci bir seçenek olarak sunulabilir.</span></p>
<p>KAYNAKÇA</p>
<p>1)Ağakay MA. Türkçe sözlük. 10. bası. TDK. Ankara, 2005.<br />
2)http://al-bab.com/arab/music/instruments.htm<br />
3)Caferoğlu A. Eski Uygur Türkçesi sözlüğü. TDK. İstanbul, 1968.<br />
4)Clauson G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University Press. Oxfor, 1972.<br />
5)http://www.dragandautovski.com.mk/instr.htm<br />
6)Türkiye’de halk ağzından derleme sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-82.<br />
7)Divanü lûgat-it Türk dizini. TDK. Ankara, 1972.<br />
8)Doerfer G. Türkische und mongolische Elemente im neupersichen. Wiesbaden, 1963-67.<br />
9)Ediger E, Dündar T, Güyagüler T. Madencilik terimleri kılavuzu. TDK. Ankara, 1979.<br />
10)Eren H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.<br />
11)Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. İstanbul, 1991.<br />
12)Gafarov S. Müzik enstrümanlarında totemleşme olgusu ve Türklerin gözdesi düz flütü. http://muzikbilim.com/4e_2005/gafarov_s.html<br />
13)Gazimihal MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.<br />
14)Gazimihal MR. Türk vurmalı çalgıları (Türk depki çalgıları). Kültür Bak. Ankara, 1975.<br />
15)Gazimihal MR. Ülkelerde kopuz ve tezeneli çalgılarımız. Kültür Bak. Ankara, 1975.<br />
16)Gazimihal MR. Türk nefesli (ötkü) çalgıları. Kültür Bak. Ankara, 1975.<br />
17)Hanna H. Preservation of the endangered cultural assets of the traditional Egyptian storytellers heritage and its instruments and tools. http://curl.haxx.se/mail/lib-2007-06/0090.html , 11 Jun 2007.<br />
18)Işıtman N. Yumrukoyunu terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1968.<br />
19)Kakuk Z, Baski İ. Kasantatarisches Wörterverzeichnis Aufgrund der Sammlung von Ignác Kúnos. TDK. Ankara, 1999.<br />
20)Karahasanoğlu Ata S. http://www.turkuler.com/thm/mey.asp<br />
21)Kerkay E. Hungarian folk instruments. Part one. http://www.passiondiscs.co.uk/articles/hungarian_folk_instruments1.htm<br />
22)Ketencoğlu M. Kuzey Kafkasya. Bölgesel müzikal genellemeler. Röportajlar/Yazılar. http://www.muammerketencoglu.com/roportajlar.php?id=yaz21<br />
23)Kutlu A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 2005.<br />
24)Orta öğretim terimleri kılavuzu. TDK. Ankara, 1963.<br />
25)Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 8. 3. bası. Kültür Bak. Ankara, 2000.<br />
26)Ögel S. Türk kültür tarihine giriş 9. 3. bası. Kültür Bak. Ankara, 2000.<br />
27)Özkan Melaşvili A. Gürcüstan. İstanbul, 1968.<br />
28)Öztürk O, Yörükoğlu A, Gülmezoğlu E, Örs Y, Özdemir E, Göçen E. Hekimlik terimleri kılavuzu. 2. bası. TDK. Ankara, 1980.<br />
29)Räsänen M. Versuch eines etymologischen Wörterbuchs der Türksprachen. Lexica Societatis Fenno-Ugricae. Helsinki, 1969.<br />
30)Redhouse. Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 1999.<br />
31)Saraç T. Fransızca-Türkçe büyük sözlük. TDK. Ankara, 1976.<br />
32)Sıj Erdoğan R. Çerkes müziği ve çalgıları. http://www.grupyorum.net/tavir/goruntu.php?makale_id=723&amp;Formtavir_Sorting=2&#8230;<br />
33)Türkiye’de halk ağzından söz derleme dergisi. TDK. İstanbul, 1939-42.<br />
34)Steingass F. A comprehensive Persian-English dictionary including the Arabic words and phrases to be met with in Persian literature. 3. ed. London, 1947.<br />
35)Steuerwald K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.<br />
36)Süleymanoğlu Yenisoy H. Tarih boyunca Slav-Türk dil ilişkileri. TDK. Ankara, 1998.<br />
37)XIII. yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-77.<br />
38)Tavkul U. Karaçay-Malkar Türkçesi sözlüğü. TDK. Ankara, 2000.<br />
39)Tietze A. Tarihi ve etimolojik Türkiye Türkçesi lugatı. Birinci cilt A-E. Österreichische Akademie der Wißenschaften. Simurg. İstanbul, 2002.<br />
40)Tuğlacı P. Okyanus 20. yüzyıl ansikopedik Türkçe sözlük. Pars, 1971.<br />
41)Tuncay F, Karatzas A. Türkçe-Yunanca sözlük. Doğu Dil ve Kültürleri Merkezi. Atina, 2000.<br />
42)Ülker S. Flüt mü kaval mı? Türk Dili Dergisi Kasım-Aralık 2007; 21(123): 19-25.<br />
43)Ülker S. Zurnadan obuaya gürdüdük. Türk Dili Dergisi Mart-Nisan 2008; 21(125): 32-36.<br />
44)Ülker S. Tımbırdayan tellerin dili. Türk Dili Dergisi Mayıs-Haziran 2008; 21 (126): 18-21.<br />
45)Ülker S. Kubuzdan lavtaya kopuz. Türk Dili Dergisi Kasım-Aralık 2008; 22 (129): 22-24.<br />
46)Ülker S. Psalterion’dan santura yatuğan. Türk Dili Dergisi Mart-Nisan 2009; 22 (131): 24-26.<br />
47)Ülker S. Ülker tıp terimleri sözlüğü. Latince-Türkçe, Türkçe-Latince. 4. bası. İstanbul, 2009.<br />
48)Ahmet Vefik Paşa. Lehce-i Osmanî. Haz. Toparlı R. TDK. Ankara, 2000.<br />
49)http://www.virtualmuseum.ca/Exhibitions/Instruments/Anglais/IIadb_c_txt03_en.html<br />
50)Webster’s third new international dictionary of the English language unabrdiged. Könemann. Cologne, 1993.<br />
51)http://en.wikipedia.org/wiki/Music_of_Serbia , 21 Jan 2008.<br />
52)http://tr.wikipedia.org/wiki/Bendir , 16 Haziran 2007.</p>
<p style="text-align: right;">Türk Dili Dergisi Kasım – Aralık 2009; 23 (135): 26 – 28</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/tabldan-davula-tungur-iii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tabldan Davula Tüngür II</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/tabldan-davula-tungur-ii/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/tabldan-davula-tungur-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2009 06:57:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Süreyya ÜLKER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[davul]]></category>
		<category><![CDATA[tabl]]></category>
		<category><![CDATA[tüngür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1788</guid>
		<description><![CDATA[Gövdesi kasnak yerine kazandan oluşan tüngürlere kazanlı tüngür denmektedir (25). Bunlara Almancada Keßelpauke (35), İngilizcede kettledrum (50) denir. Bunların bir bölümü iki kazanlıdır. Bunlara da çift kazanlı tüngür denir (25). Bunun adı ikizkazan tüngür biçiminde özleştirilebilir. Fransızcada kazanlı tüngür anlamına gelen timbale sözü timbal biçiminde dilimize de girmiştir (1, 13, 23). Bu söz Orta Fransızca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Gövdesi kasnak yerine kazandan oluşan tüngürlere </span><span style="font-size: small;"><strong>kazanlı tüngür </strong></span><span style="font-size: small;">denmektedir (25). Bunlara Almancada </span><span style="font-size: small;"><strong>Keßelpauke</strong></span><span style="font-size: small;"> (35), İngilizcede </span><span style="font-size: small;"><strong>kettledrum </strong></span><span style="font-size: small;">(50) denir. Bunların bir bölümü iki kazanlıdır. Bunlara da </span><span style="font-size: small;"><strong>çift kazanlı tüngür </strong></span><span style="font-size: small;">denir (25). Bunun adı </span><span style="font-size: small;"><strong>ikizkazan tüngür </strong></span><span style="font-size: small;">biçiminde özleştirilebilir. Fransızcada kazanlı tüngür anlamına gelen </span><span style="font-size: small;"><strong>timbale </strong></span><span style="font-size: small;">sözü </span><span style="font-size: small;"><strong>timbal </strong></span><span style="font-size: small;">biçiminde dilimize de girmiştir (1, 13, 23). Bu söz Orta Fransızca </span><span style="font-size: small;"><strong>tamballe</strong></span><span style="font-size: small;">dan bozmadır. Orta Fransızca tamballe İspanyolca </span><span style="font-size: small;"><strong>atabal</strong></span><span style="font-size: small;">dan, o da Arapçada tüngür anlamına gelen </span><span style="font-size: small;"><strong>et tabl</strong></span><span style="font-size: small;">dan bozmadır (50). Gazimihal, bu sözün çoğulu olan </span><span style="font-size: small;"><strong>timbales</strong></span><span style="font-size: small;">in Fransızcada ikizkazan tüngür anlamında kullanıldığını belirtmektedir (13). Farsça </span><span style="font-size: small;"><strong>nakare </strong></span><span style="font-size: small;">sözü Arapçaya ikizkazan tüngür, Çağataycayaysa kazanlı tüngür anlamında geçmiştir (25). Osmanlılar bu sözü daha çok ikizkazan tüngür anlamında kullanmışlardır. Kökleşik sözlüklerimizde daha çok </span><span style="font-size: small;"><strong>nakkare </strong></span><span style="font-size: small;">biçiminde yer alan bu sözün özgün biçimi olan </span><span style="font-size: small;"><strong>nakare </strong></span><span style="font-size: small;">de Osmanlıcada kullanılmıştır (30).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Büyük kazanlı tüngürlere <strong>kös </strong>denir (25). Bu söz Farsça <strong>kûs</strong>tan bozmadır (1, 25, 30). Sözcüğün Farsça özgün biçimi de Osmanlıcada kullanılmıştır (30). Yukarıda bu çalgının kasnaklı eşdeğerine Türkiye Türkçesiyle Kırım Türkçesinde <strong>balaban </strong> dendiğini belirtmiş, bu sözün Farsçada tüngür anlamına gelen <strong>bâlâbân</strong>dan mı bozma olduğu, yoksa Türkçeden mi Farsçaya geçtiğinin tartışmalı bir konu olduğunu belirtmiştik.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Balaban sözü Azerbaycan ile Türkeli’nde oda düdüğü (mey) adı verilen yumuşak sesli gürdüdüğün (zurna) adıdır (43). 1435’te ölen ünlü Türk çalgıbilimcisi Meragalı Abdülkadir İbni Gaibî Farsça yapıtında bu çalgının Farsça adlarını <strong>nayçe-i bâlâbân </strong>ile <strong>nay-ı bâlâbân </strong>olarak vermiştir (16, 20, 43). Bâlâbân Farsçada <strong>yüksek sesli </strong>anlamına gelmekte, bir çalgıbilim terimi olarak tüngür anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu söz tüngür eşliğinde çalınan ney ya da neyçe anlamlarına gelmektedir (43). Oda düdüğü anlamındaki balabana <strong>balaman </strong>da deniyor (25, 43). Sözcüğün bu biçimi Doğu Anadolu’da da kullanılıyor (6). İlk bakışta bunların, Meragalı Abdülkadir’in nayçe-i bâlâbân’ı ile nay-ı bâlâbân’ından bozma oldukları izlenimi uyanıyor. Balabanla balaman sözleri iri, büyük, şişman, gürbüz anlamlarına da geliyorlar. Balaban ayrıca atmaca, doğan anlamlarına da geliyor. Tietze ile Räsänen’e göre balaban sözünün Türkiye Türkçesindeki bütün anlamları Farsça bâlâbân’dan bozma (29, 39, 43). Balaman sözünün Türkçede yavru anlamına gelen bala sözüyle olan ses, anlam yakınlığını ayrıca düşündürücü bulduğumuzu gürdüdük konusunda yazdığımız yazıda belirtmiştik. Büyük tüngür anlamındaki balabanın Türkçe mi Farsça mı olduğu konusundaki tartışmanın ayrıntılarını yukarıda tüngür anlamındaki baraban sözünü irdelerken sunmuş olduğumuzdan burada yinelemeyeceğiz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kösün Arapçasını İbni Batuta büyük tüngür anlamına gelmek üzere <strong>tabl-el kebîr </strong>olarak vermiştir (25). İbni</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Batuta bu çalgıyı İlhanlı sarayında tanımıştır (25).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eski Türkçede köse <strong>küvrüg </strong>denmekteydi (4, 7, 25). Bu söz Türkçeden Moğolcaya <strong>kö’ürge </strong>biçiminde geçmiştir (25). İlhanlılar çağında Moğolcadan Farsçaya <strong>köhürge </strong>biçiminde geçmiştir (25). İlhanlı hakanlık kösüne <strong>köhürge-i hassa </strong>denmekteydi (25). Tuğlacı, eski Türkçe küvrüg’ün bugünkü biçimini <strong>köbürge </strong>olarak vermiştir (40). Sözcüğün en uygun Türkçe karşılığının bu olduğu kanısındayız.<strong> </strong>Özleyin kıllardan oluşan sancak anlamına gelen <strong>tuğ </strong>sözü Karahanlılarca <strong>hakanlık tüngürü </strong>ya da <strong>köbürgesi </strong>anlamında da kullanılmıştır (7, 25). </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tuğ (Mehter) takımlarıyla tekkelerde çalınan bir çeşit küçük ikizkazan tüngüre <strong>kudüm </strong>denmektedir (1). Bu, Arapça <strong>kudûm</strong>dan bozmadır. Sözcük Osmanlıcaya <strong>kudum </strong>biçiminde de girmiştir (30). Bir de geliş anlamına gelen bir Arapça kökenli Osmanlıca kudum sözü vardır. Redhouse bunu, bir çalgı adı olan kudumdan ayırmıştır; ancak kudüm denen çalgının, gelen konukları karşılama törenlerinde çalınması dolayısıyla bu adı almış olabileceğini düşünüyoruz. Bu törenlere Osmanlıcada <strong>kudumiye </strong>denmekteydi (30). Kudümün adının <strong>ikizkazan tüngürcük </strong>biçiminde özleştirilebileceğini düşünüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Koltuk tüngürü </strong>Kafkas’ta koltuğa kıstırılarak çalınan iki ağızlı bir tüngür çeşididir. Genel dilde haykırış anlamına gelen Arapça <strong>nara </strong>sözü bu çalgının Azerbaycan’daki adıdır. Gürcücede davuldan bozma <strong>doli </strong>adıyla anılır (27). Çeçencede <strong>gaval </strong>adıyla çalınır (22). Bu söz Azerbaycan’da tef anlamında kullanılır (12, 42). Oradan geçtiği anlaşılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Tamtam</strong>, dilimizde Afrika yerlilerinin çaldığı tüngür anlamındadır (1, 23). Dilimize Fransızcadan geçmiştir. Fransızcada elle çalınan tüngür anlamındadır (31). Kökeni Hintçeye dayanır. Hintçede iki ağzı ortasından dar olan uzun bir tüngürün adıdır (50). İngilizcede <strong>tam-tam </strong>biçimi bulunmakla birlikte daha çok <strong>tom-tom </strong>biçiminde Hintçedeki özgün anlamında kullanılır (50). Ayrıca daha çok <strong>gong </strong>adıyla bilinen tokmaklı zilin de adıdır (1, 23). Tamtam sözünün Hintçe bir yansıma olduğu anlaşılmaktadır. Bu yüzden olsa gerek sözlüklerimizde yad kökenli olduğu belirtilmemiştir (1, 23). Yansıma sözler de dillere göre değişmektedir. Nitekim tamtam biçimi İngilizcenin yapısına pek uygun bulunmamış olmalı ki tom-tom biçimine dönüşmüştür. Bu yansımanın Türkçenin yapısına uygun biçimi <strong>domdom</strong>dur. Nitekim halk dilimizde domdom tüngür anlamındadır (6). Üstokul (Lise) öğrencisiyken sıraların üzerine elimizle vurarak tüngür çalardık. Sınıf arkadaşlarımız okulu bitirdikten on yıl sonra buluşmamız konusunda sözleştiğimiz bir belgeye bizden domdomcu diye söz eden tümceler yazmışlardı. Bu sözü kimseden öğrenmemişlerdi; ancak Türkçenin yapısı onlara bu sözü söyletmişti. Dolayısıyla Hintçe tamtamın Türkçe doğal karşılığının domdom olduğu kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bir ağzı açık, ince kasnaklı tüngüre <strong>tef </strong>denmektedir. Genellikle üzerine pul ya da zil takılarak şıkırdatılır. Eski Türklerin tüngür adını verdikleri şaman davulu da özleyin tef biçiminde bir çalgıydı (25); ancak kökleşik tüngürler gibi tokmakla çalınıyordu. Tef sözü Farsça <strong>def</strong>ten bozmadır (1). Def biçimi de dilimizde kullanılmaktadır. Tefin Arapçası <strong>daire</strong>dir. Bu söz de dilimize bu anlamda <strong>dayra </strong>biçiminde girmiştir (39). İspanyolcada, çöğür adlı telli çalgının, kökü Yunanca pandoura’ya dayanan adından bozma <strong>pandero </strong>adıyla anılır (13). Bu söz Fas Arapçasına <strong>bendir </strong>biçiminde geçmiştir (52). Bu bendir sözü de 1980 sonrasında dilimize girmiştir (52). Dilimizde, özellikle karagöz oyununda tef anlamında kullanılan <strong>pandili </strong>sözü de Yunanca pandoura’dan bozma Rumca bir alıntıdır (30).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Mısır Arapçasında tefe Farsça bir alıntı olan <strong>def</strong>in yanı sıra <strong>rik </strong>ile <strong>tar </strong>adları da verilir (17). Bunların arasında ince ayrımlar da vardır. Mısır’ın varsıl bir tef ekincine iye olduğu anlaşılmaktadır. Buradaki tar sözünün Farsçada tel anlamına gelen tardan bozma olabileceği kanısındayız (43).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Fransızcada tefe <strong>tambourin </strong>denmektedir (31, 50). Yukarıda bu sözün Fransızcada tımbırdak anlamına geldiğini de görmüştük. Yukarıda da belirttiğimiz üzere bu söz Arapça <strong>tanbûr</strong>dan bozmadır (50). Tımbırdağa tambourin diyen İngilizler tef anlamındaki <strong>tamburin</strong>i <strong>tambourine </strong>biçiminde yazarak ayırırlar (50). Fransızlar tefe <strong>bask tüngürü </strong>anlamına gelmek üzere <strong>tambour de basque </strong>da derler (50). İtalyanlar da <strong>tamburo basko </strong>derler (13).Tefin eski Türkçe adı <strong>tümrüg</strong>dür (4, 25). Atalay bu sözü günümüz Türkçesine <strong>dümrük </strong>biçiminde aktarmıştır (7). Bu söz Anadolu’da <strong>dumru </strong>biçimini almıştır (25, 37). Erzurum-Kars yöremizle Azerbaycan’da tefe <strong>gaval </strong>denmektedir (6, 12). Bu söz kavaldan bozma olup, adı geçen çalgının bir ağzının açık oluşunu betimlemektedir (42). Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu söz Çeçenceye koltuk tüngürü anlamında geçmiştir (22).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tefin en uygun Türkçe karşılığının <strong>dumru </strong>olduğu kanısındayız. Atalay’ın Divan çevirisinde sunduğu <strong>dümrük </strong>de ikinci bir seçenek olabilir. Azerbaycan’da kullanılan gaval sözünden esinlenerek <strong>kaval tüngür </strong>sözünü de üçüncü bir seçenek olarak öneriyoruz. Bu, kaval tüfek, kaval düdük gibi, adı geçen oluşumların içlerinin boş olduğunu anlatan örneklerle uyumlu bir öneridir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">İki özel sopayla çalınan küçük tüngüre <strong>trampet </strong>denmektedir (23). Bu, genellikle çalgı takımlarında kucağa asılarak çalınır. Boru takımları gibi trampet takımları vardır. Tuğ (Mehter) takımlarında bu çalgı vardı. Ögel tuğ takımlarında kullanılan bu çalgıdan <strong>davulcuk, kucak davulu </strong>olarak söz etmektedir (25). Gazimihal, batılıların eskiden trampete <strong>türk tüngürü </strong>dediklerini belirtmektedir (13). Tanzimat döneminde bu tüngür, İtalyanca adı olan <strong>tamburo </strong>biçiminde anılmaya başlamıştır (13). Arapçada tımbır anlamına gelen <strong>tanbûr </strong>sözünden bozma olan tamburo sözü İtalyancada geniş anlamda tüngür, dar anlamdaysa trampet anlamındadır (13). Bu sözün Fransızca eşdeğeri olan <strong>tambour </strong>da hem tüngür, hem trampet anlamındadır (31). İngilizcedeyse trampete <strong>side drum, snare drum </strong>denmektedir (50). Tanzimat döneminde trampete tamburo, boruya <strong>trombetta </strong>denmiş, ancak kısa bir süre sonra asker trombettaya boru, tamburoya <strong>tranpeta </strong>demeye başlamış, tranpeta da dönem içerisinde trampete dönüşmüştür (13). Gazimihal trampet sözünün, trampet takımlarının topluca çaldıkları bu çalgının çıkardığı sesin yansıması olduğu kanısındadır (13). Trampet takımlarının boru takımlarıyla birlikte bulunması bu yansıma sözü boru anlamındaki trombetta’ya yaklaştırmıştır (13). Gazimihal’in bu yaklaşımının etkisiyle olsa gerek, Tuğlacı trampet sözüne yad köken göstermemiştir (40). Kökleşik sözlüklerimizdeyse Fransızca boru anlamına gelen <strong>trompette </strong>sözünden bozma olduğu belirtilmektedir (1).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Halk dilimizde trampete <strong>lepirdek </strong>denmektedir (6, 14). Denizli’den derlenmiş bir veridir. Trampet sözünün yapıca Türkçe sayılamayacağı kanısındayız. Trompet sözüyle ilişkisi açıktır. Bir çalgı adının anlamının kayması, alıntılarda çokça görülen bir durumdur. Farsçada tüngür anlamına gelen bâlâbân Türkçede oda düdüğü anlamına gelen balabana, Arapçada tımbır anlamına gelen tanbûr İtalyancada tüngür anlamına gelen tamburoya, Latincede çöğür anlamına gelen pandura İspanyolcada tef anlamına gelen panderoya, Farsçada tel anlamına gelen tar Mısır Arapçasında tef anlamına gelen tara dönüşmüştür. Dolayısıyla trompet sözünün anlamı da kayarak trampete dönüşmüş olması Türkçe sayılmasını gerektirmez.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Öte yandan trampet sözüyle İngilizce ile Felemenkçede tüngür anlamına gelen <strong>drum</strong>, Almancada yine tüngür anlamına gelen <strong>Trommel </strong>sözleri arasındaki ses yakınlığı da ilginçtir. Webster’e göre bu sözler olasılıkla yansımadır (50). Dolayısıyla İtalyanca trombetta’nın, anlamı da kayarak trampete dönüşmesinde bu çalgının çıkardığı sesin etkisinin de yadsınamayacağı açıktır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Trampetin en uygun karşılığının halk dilimizde kullanılan bir yansıma söz olan lepirdek olduğu kanısındayız. Çalgının düncel adları olan kucak davuluyla davulcuğun <strong>kucak tüngürü </strong>ile <strong>tüngürcük </strong>biçiminde lepirdeğin eşanlamlıları olarak sunulmasından yanayız (Sürecek).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;"><span style="font-size: x-small;">Türk Dili Dergisi Eylül – Ekim 2009; 23 (134): 31 – 33</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/tabldan-davula-tungur-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tabldan Davula Tüngür I</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/tabldan-davula-tungur-i/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/tabldan-davula-tungur-i/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Aug 2009 06:55:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Süreyya ÜLKER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[davul]]></category>
		<category><![CDATA[tabl]]></category>
		<category><![CDATA[tüngür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1786</guid>
		<description><![CDATA[Davul sözü geniş anlamda kasnaklı vurmalı çalgıların genel adıdır. Dar anlamdaysa geniş kasnaklı, kazansız vurmalı çalgıdır. En geniş anlamıylaysa davul sözü bateri, davul takımı sözlerinin eşanlamlısı olarak vurmalı çalgı takımı anlamındadır. Davul sözünün genellikle Arapça tabl sözünden bozma olduğu kabul edilir (1). Dilimizde oldukça eski bir alıntıdır. Divan’da tovıl biçiminde geçer (7). Çalgıbilimci Gazimihal bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Davul sözü geniş anlamda kasnaklı vurmalı çalgıların genel adıdır. Dar anlamdaysa geniş kasnaklı, kazansız vurmalı çalgıdır. En geniş anlamıylaysa davul sözü </span><span style="font-size: small;"><strong>bateri, davul takımı </strong></span><span style="font-size: small;">sözlerinin eşanlamlısı olarak vurmalı çalgı takımı anlamındadır. Davul sözünün genellikle Arapça </span><span style="font-size: small;"><strong>tabl </strong></span><span style="font-size: small;">sözünden bozma olduğu kabul edilir (1). Dilimizde oldukça eski bir alıntıdır. Divan’da </span><span style="font-size: small;"><strong>tovıl </strong></span><span style="font-size: small;">biçiminde geçer (7). Çalgıbilimci Gazimihal bu sözün önceleri doğan avında kullanılan davul anlamında kullanıldığını, toğan sözünün kökü olan toğ- kökünün türevi olabileceğini, toğ sözünün önce </span><span style="font-size: small;"><strong>toğıl</strong></span><span style="font-size: small;">a, ardından tovıl üzerinden davula döndüğünü ileri sürmektedir (14). Bu, olabildiğince çok sayıda çalgı adını Türkçe köke bağlama çabası gibi gözükmektedir; ancak davul sözünün dilimizde köklü bir alıntı olduğunu yadsımadığımızı da belirtmek isteriz. Davul sözü Türkçe üzerinden </span><span style="font-size: small;"><strong>ntaouli </strong></span><span style="font-size: small;">biçiminde Rumcaya (41), </span><span style="font-size: small;"><strong>adaul </strong></span><span style="font-size: small;">biçiminde Abazacaya (32), </span><span style="font-size: small;"><strong>doli </strong></span><span style="font-size: small;">biçiminde Gürcüceye (27) geçmiştir. Rumcayla Abazacada davul (32, 41), Gürcücede koltuk davulu (27) anlamındadır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eski Türkler şaman davuluna <strong>tüngür </strong>derlerdi (3, 29). Bu söz Altay Türklerince bugün de kullanılmaktadır (29). Bugün Altay Türkleri davula ayrıca <strong>çaluu </strong>da diyorlar (14). Bu söz tokmak anlamında da kullanılıyor (25). Radloff tüngür sözünün Moğolca bir alıntı olduğunu ileri sürmüştür (25). Ögel bu görüşe karşı çıkmakta, bu sözün, Moğolların gizli geçmişinde geçmediğini, Türkçedeyse <strong>tüngürdemek </strong>diye bir eylemin bulunduğunu bildirmektedir (25). Ögel bu sözü Anadolu’da tımbıra anlamında kullanılan <strong>dıngıra </strong>(6, 15, 26, 44) sözüyle de birleştirmektedir (25). Räsänen de Türkçe tüngür sözüne yad köken göstermemektedir (29). Bu verilerden bu sözün, davulun çıkardığı sese dayalı bir Türkçe yansıma olduğu anlaşılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tüngürün dilimizdeki başka bir karşılığı <strong>baraban</strong>dır. Bu söz Tatarca, Başkurtça ile Kırgızcada kullanılıyor. Rusça, Bulgarca, Sırpça gibi İslav dillerine de geçmiştir (20). Çuvaşçadaki biçimi <strong>parappan</strong>dır (25). Bu sözü, yine tüngür anlamına gelen Farsça <strong>bâlâbân </strong>sözüyle birleştiren kaynaklar varsa da bu görüş genel kabul görmüş değildir. Farsça bâlâbân sözünün Türkiye Türkçesiyle Kırım Türkçesindeki eşseslisi olan <strong>balaban </strong>sözü büyük tüngür anlamına gelmektedir. Eyuboğlu, Räsänen ile Tietze balaban sözünü Farsça bir alıntı olarak sunmakla birlikte bu sözü baraban sözüyle birleştirmemişler, sözlüklerinde baraban sözüne yer vermemişlerdir (11, 29, 39). Redhouse ile Ahmet Vefik Paşa ise Türkçe balabanın bâlâbân biçiminde Farsçaya, baraban biçiminde Rusçaya geçtiğini savunmuşlardır (30, 48). Doerfer’in bu söze Farsçadaki Türkçe alıntılar arasında yer vermemesi bu görüşe katılmadığını göstermektedir (8).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Baraban sözünü Türkiye Türkçesinin sözlüğüne sokan Tuğlacı olmuş, o da balabanı Farsça bir alıntı olarak göstermesine karşın bunu barabanla birleştirmemiş, baraban sözüneyse Türkçe dışında bir kaynak göstermemiştir (40). Baraban sözünün eski Türkçe kaynaklarda yer almaması, balaban sözüyle arasındaki ses benzerliği bunun Farsça bir alıntı olabileceğini düşündüren verilerdir. Balaban sözünün yalnızca Türkiye ile Kırım’da büyük davul anlamında kullanılması, baraban sözünün Rusçanın yanı sıra Güney İslav dillerinde de yer alması böyle bir geçişin açıklanmasını güçleştirmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">İslavcadan Türkçeye geçiş üzerindeyse pek durulmamıştır. Süleymanoğlu Yenisoy, Tatarcadaki İslavca alıntılar arasında baraban sözüne yer vermemektedir (36). Kazan Türkçesinin, Kúnos’un derlemelerine dayalı olarak Kakuk ile Baski eliyle düzenlenen söz dizininde baraban sözü yad bir kökene bağlanmamaktadır (19). Görüldüğü üzere genellikle Farsça bir alıntı olarak görülen balaban sözünün dahi Farsçaya Türkçeden geçtiği yolunda görüşler vardır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tüngürün Yunanca adı <strong>tympanon</strong>dur (50). Bu söz yatırılarak çalınan sapsız telli çalgıyı tanımlayan <strong>yatuğan </strong>anlamına da gelir. Bu söz <strong>dumban </strong>biçiminde dilimize de tüngür anlamında geçmiştir (39). Bu, tüngürün vurmalı çalgı takımı anlamını taşımaz. Latinceye de <strong>tympanum </strong>biçiminde geçmiştir (50). Latince tympanum sözü dirgerlik dilinde <strong>cavitas tympanica </strong>adını taşıyan bir oluşumun eşanlamlısı olan bir dilgibilim (anatomi) terimidir. Adı geçen oluşumun karşılığı <strong>kulak tüngürü</strong>dür (47). Dirgerlik dilinde vurma sesinin tüngür sesi gibi ötmesi durumuna <strong>tympanicitas</strong>, bağırsaklarda ya da karın boşluğunda uçut (gaz) bulunmasına bağlı olarak karnın tüngür gibi şişmesi durumuna <strong>tympanites </strong>denir. Bunların karşılıkları sırasıyla <strong>tüngürsellik </strong>ile <strong>tüngürleme</strong>dir (47).Tympanites’in Osmanlıcası <strong>tabliyet</strong>tir (47).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tüngürün Fransızca adı <strong>tambour</strong>, İtalyancası <strong>tamburo</strong>dur (50). İkisi de tımbır anlamına gelen Arapça tanbûr sözünden bozmadır. Fransızcada çeşitli araçların tüngür biçimindeki bölümlerine de tambour denmektedir (31). Sözcüğün bu anlamı <strong>tambur </strong>biçiminde Türkçeye de geçmiştir. Türkçesi <strong>kasnak</strong>tır (9, 44, 47).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kasnaklı vurmalı çalgı anlamında tüngüre Almancada <strong>Trommel</strong>, İngilizcede <strong>drum </strong>denmektedir. Geniş kasnaklı vurmalı çalgı anlamında tüngüreyse Almancada <strong>Pauke </strong>denmektedir. Bu kavramın İngilizcede özgül bir adı yoktur. Çeşitli araçların tüngür biçiminde bölümü anlamında kasnağın Almancası <strong>Trommel</strong>, İngilizcesi <strong>drum</strong>dır (9).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tüngüre Bulgarcada <strong>tupan </strong>(49), Makedoncayla Sırpçada <strong>tapan </strong>(5, 51) denmektedir. Gazimihal tapan sözünün Balkan Türklerince de tüngür anlamında kullanıldığını belirtmekte, bu sözü Anadolu’da yuvak anlamında kullanılan tapanla birleştirmektedir (14). Toprak sürgüsü anlamındaki tapan sözüne sözlüğünde yer veren Eren, kendisi Vidin doğumlu olmasına karşın bu sözü Bulgarca tupanla birleştirmemiştir (10). Bulgarca tupanın Yunanca tympanon’dan bozma olabileceğini, Makedonca ile Sırpça tapanınsa Bulgarca tupandan bozma olabileceğini düşünüyoruz. Derleme sözlüğünde davul anlamında tapan sözü geçmemektedir (6). Süleymanoğlu Yenisoy, tupan sözüne Türkçedeki İslavca alıntılar arasında yer vermemiştir (36).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tüngüre Macarcada <strong>dob </strong>denmektedir (21). Gazimihal bu sözü Türkçe <strong>top </strong>sözüyle birleştirmekte, bunların yansıma olduğu kanısında olduğunu belirtmektedir (14). Macarca dob ile davul, tabl sözleri arasındaki ses yakınlığını da ilginç buluyoruz. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Vurmalı çalgı takımı anlamındaki tüngürün en bilinen adı <strong>bateri</strong>dir. <strong>Davul takımı </strong>olarak da anılır. Bateri sözü Fransızca <strong>batterie</strong>den bozmadır. Almancası <strong>Schlagzeug</strong>, İngilizcesi <strong>battery</strong>, İtalyancası <strong>batteria</strong>dır. Gazimihal vurmalı çalgı anlamında <strong>depki çalgısı </strong>demeyi yeğlemektedir (14).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Geniş kasnaklı, kazansız vurmalı çalgı anlamındaki tüngürün <strong>kaba, cura, yassı </strong>olmak üzere 3 çeşidi vardır (14, 25). <strong>Kaba tüngür</strong>e <strong>meydan davulu </strong>da denir (25). Bu, <strong>alan tüngürü </strong>biçiminde özleştirilebilir. Geniş kasnaklı küçük tüngüre <strong>cura davul </strong>denir. Cura sözü çeşitli çalgıların küçük çeşitlerinin adlandırılmasında kullanılmaktadır. Sözcüğün Farsçada küçük nesne anlamına gelen <strong>curra</strong>dan (34, 39) ya da erkek atmaca anlamına gelen Farsça <strong>curra</strong>dan (10, 39) bozma olduğu sanılmaktadır (43, 44). Tietze cura zurna sözünde geçen curanın Arnavutça <strong>xhura</strong>dan bozma olduğunu ileri sürmüş (39), ancak Boretzky’e göre bu sözün Arnavutçaya Türkçeden geçtiğini belirtmiştir (39, 43, 44). Eren cura bağlamada geçen curanın kökeninin bilinmediğini Monchi-zadeh’nin Xurâsân adlı yapıtını kaynak göstererek belirtmiştir (10). Gazimihal cura zurnada geçen curanın Türkçede şarkı anlamına gelen <strong>yır </strong>sözünün türevi olabileceğini belirtmiştir (16). Bu konuyu gürdüdüğü ele aldığımız yazımızda irdeleyerek Gazimihal’in yaklaşımının olabildiğince çok sayıda çalgı adını Türkçe kökene bağlama çabası olarak yorumlanabileceğini; ancak Eren ile Tietze’nin verdikleri bilgilerden de gerek Türkçede kullanılan cura, gerekse bunun Farsça eşdeğeri olan curra sözlerinin çeşitli anlamları arasındaki bağıntının karmaşık olduğunun anlaşıldığını belirtmiştik (43). Bu çalgının Türkçe doğal karşılığı <strong>küçük tüngür</strong>dür.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kasnaklı vurmalı çalgı anlamında tüngürün başlıca çeşitleri <strong>dümbelek, kazanlı tüngür, koltuk tüngürü, tamtam, tef, trampet</strong>tir. Çanak biçiminde, tek ağızlı küçük tüngürlere <strong>dümbelek </strong>denmektedir (23). Bu söz Farsça <strong>tablek</strong>ten <strong> </strong>bozmadır (25, 39). Farsça tablek de Arapça tabl sözünün sonuna –ek küçültme eki getirilerek oluşturulmuştur. Nitekim, çalgının Arapça adı da küçük davul anlamına gelen <strong>tabl-ı sagîr</strong>dir (25). Dümbelek sözü eski kaynaklarda <strong>deblek </strong>(25, 37), <strong>deplek </strong>(25, 37), <strong>dümbek </strong>(25, 30); halk dilinde <strong>debildek</strong> ile <strong>depildek </strong>(6, 25) biçimlerinde de geçmektedir. Kimi kaynaklar dümbeleğin Farsça özgün biçimini <strong>dûnbek </strong> (1) ya da <strong>dünbek </strong>(11, 30) olarak vermektedir. Dümbelek sözü ister tablekten, ister dünbekten bozma olsun, dümbek biçimi üzerinden dönüşmüş olmalıdır. Dümbek sözünün Türkçede Çağataycaya dek izlenmesi (25), dûnbeğin, Farsça tableğin Türkçe üzerinden Farsçaya dönen bir biçimi olabileceğini de düşündürmektedir; ancak Doerfer Farsçadaki Türkçe alıntılar arasında bu söze yer vermemiştir (8). Gerek eski kaynaklarda, gerek halk dilinde geçen öbür biçimler Ögel’e göre Türklerin Farsça tableği Türkçe tepmek eylemiyle kaynaştırmaları sonucu oluşmuştur (25). Tietze Meninski’yi kaynak göstererek Farsça tablek’in Türkçede ilk aldığı biçimin deblek olup dümbek, dümbelek biçimlerinin bunun başkantıları olduğunu belirtmekte, dünbek biçiminde Farsça bir sözden de söz etmemektedir (39).</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dümbeleğe Fransızca ile İngilizcede <strong>tambourin </strong>denmektedir (40, 50). Bu söz tüngür anlamına gelen Fransızca <strong>tambour</strong>dan bozmadır (50). O da tımbır anlamına gelen Arapça <strong>tanbûr</strong>dan bozmadır. Tambourin sözü Fransızcada tef anlamına da gelmektedir (31, 50). İngilizcedeyse tef anlamına gelen <strong>tamburin </strong>sözü <strong>tambourine </strong>biçiminde yazılarak dümbelek anlamına gelen tambourin’den ayrılmaktadır (50). Buradan yola çıkarak dümbeleğin adının <strong>tımbırdak </strong>biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız. Dümbelek sözünün genel dilimizle uyumlu, köklü bir alıntı olduğunu yadsımadığımızı da belirtmek isteriz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Gövdesi boğumlu bir çeşit Arap tımbırdağına <strong>darbuka </strong>denmektedir (23). Bu çalgıya Fas Arapçasında <strong>tariye </strong>denmektedir (2). Bu sözün, Mısır Arapçasında tef anlamına gelen <strong>tar </strong>sözünden, onun da Farsçada tel anlamına gelen <strong>tar </strong>sözünden bozma olduğu kanısındayız (44). Almancada darbukaya <strong>Handtrommel </strong>denmektedir (35). Bunun çevirisi olan <strong>el tüngürü</strong>nün, bu çalgının dilimizdeki doğal karşılığı olduğu kanısındayız (Sürecek).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;"><span style="font-size: x-small;">Türk Dili Dergisi Temmuz – Ağustos 2009; 23 (133): 31 – 33</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/tabldan-davula-tungur-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

