<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçesi Varken &#187; Oktay DOĞANGÜN</title>
	<atom:link href="http://turkcesivarken.com/yazar/oktay-dogangun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkcesivarken.com</link>
	<description>Başka sese benzemez ananın sesi, ararsan vardır her sözün Türkçesi.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Apr 2012 08:45:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Türklerde “güç” ile ilgili sözcükler (I)</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/turklerde-guc-ile-ilgili-sozcukler-i/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/turklerde-guc-ile-ilgili-sozcukler-i/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2012 20:40:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1990</guid>
		<description><![CDATA[&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Türklerde ma birçok eski toplumda doğal yaşamıñ getirdiği kavramlardan biri güç/erk kavramıdır. Türkler bu konuda, diğer göçebe toplumlarda olduğu gibi, birçok kavram karşılığı sözcük türetmişlerdir. Günümüzden başlayacak olursak, güç ile ilgili eñ usa gelen, ulusal oynumuz güreş olur. &#160; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Güreş, yüzyıllardır Türkleriñ çocukluktan oynayageldiği bir oyun olup eñ eğlenceli güç gösterilerinden biridir. Düz bir yarışma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Türklerde ma birçok eski toplumda doğal yaşamıñ getirdiği kavramlardan biri <em>güç/erk</em> kavramıdır. Türkler bu konuda, diğer göçebe toplumlarda olduğu gibi, birçok kavram karşılığı sözcük türetmişlerdir. Günümüzden başlayacak olursak, <em>güç</em> ile ilgili eñ usa gelen, ulusal oynumuz <strong>güreş</strong> olur.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em>Güreş</em>, yüzyıllardır Türkleriñ çocukluktan oynayageldiği bir oyun olup eñ eğlenceli <em>güç</em> gösterilerinden biridir. Düz bir yarışma olmayıp yörelere ma çağlara göre türlülük gösterir. Ancak, ortak bir noktası vardır: karşılıklı <em>gür olmak</em>.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em>Gür olmak</em> dedim, çünkü <strong>güreş</strong> veya <strong>güreşmek</strong> sözcüklerindeki sırasıyla eylemlik eki <strong>-ş</strong> ile işteş çatı eki <strong>-ş-</strong> kaldırılırsa geriye kalan parça olan <strong>güre-</strong> sözcüğü, özünde <strong>gür</strong> “<em>bol ve güçlü olan”</em> sözcüğüne addan eylem yapıcı <strong>+A-</strong> eki getirilerek oluşmuştur. Buradaki <strong>güre-</strong> sözcüğü bugün “<em>(hayvan) çiftleşmek</em>” olarak yaşıyor çünkü <strong>gür</strong> sözcüğünüñ değişli bir añlamı da “<em>bol, verimli olan</em>”. Eski Türkçede ise <strong>kür</strong> sözcüğü “<em>yiğit, kabadayı</em>” añlamındadır. Démeli özünde bu sözcükler, güçle ilgilidir.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bu türden <em>güç</em> kavramını içeren Anadolu&#8217;daki ağızlarımızdan dérlemiş olduğumuz <strong>güre</strong> sözcüğümüz de bulunuyor <a href="#sdfootnote3sym"><sup>[Derleme Sözlüğü, 1932]</sup></a>. Bu sözcük “<em>kuvvetli, dinç</em>” añlamındadır, yazı dilimizde ise “<em>çiftleşmek isteyen hayvan</em>” gibi değişli añlamları da bulunuyor ki <strong>gür</strong> ile ilgisi böylece iki añlamdan da görülebilir. Bu sözcük de <strong>güre-</strong> eylemine <strong>-g</strong> eki gelerek oluşmuş ancak bu ek, Türkiye Türkçesinde önceki ünlüye kaynaşarak yitmiştir.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Tüm bu sözcükleriñ bağlı olduğu <strong>gür</strong> sözcüğünüñ <strong>gürlemek</strong> dédiğimizdeki <strong>gür (2)</strong> ile ilgisi yoktur, çünkü bu <strong>gür (2)</strong> sözcüğü yansıma bir sestir <strong>gürültü</strong>, <strong>gürül gürül</strong> gibi sözcükler bundan türer. Başından béri söz ettiğim <strong>gür</strong> sözcüğü ise añlamca <strong>güç</strong> ile ilgidir. Acaba biçimce/kökence de ilgili mi?</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Türkiye Türkçesindeki <strong>güç</strong> sözcüğü, Eski Türkçe <strong>kǖç</strong> biçiminden gelir. Bu sözcük uzun /ü/ sesiyledir çünkü uzun ünlüleri koruyan Türkmencede <strong>güyç</strong> olarak, uzun ünlüleriñ izini barındıran Yakutçada <strong>küüs</strong> olarak ma yiñe uzun ünlüleriñ izini barındıran Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesinde ek aldığında <strong>güc+</strong> olarak<a href="#sdfootnote1sym"><sup>[1]</sup></a> bulunur <a href="#sdfootnote4sym"><sup>[Tekin, 1995: 189-191]</sup></a>. Kısacası kesin olarak biliyoruz ki <strong>güç</strong> sözcüğü uzun <strong>/ü/</strong> ile olan bir <strong>*kǖ-</strong> kökünden gelebilir. Öte yandan eğer <strong>gür</strong> sözcüğü de uzun /<strong>ü</strong>/ ile olan bir köke dayanıyorsa bu iki sözcüğüñ köken bağını açıklamak için ilk adım atılmış olur, değilse iki ayrı kök kurmak géreklidir.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Çoğu kaynakta gür için bir uzun ünlü söz konusu edilmemiştir. Ancak, biliyoruz ki Ana Türkçenin uzun ünlüleri Çuvaşçada ikiz ünlü olmuşlardır <a href="#sdfootnote4sym"><sup>[Ligeti, 1938: 195]</sup></a> <a href="#sdfootnote3sym"><sup>[Tekin, 1995: 123]</sup></a>. Örneğin Ana Türkçe <strong>kǖn</strong> “<em>gün, güneş</em>” sözcüğü Çuvaşçada <strong>küen</strong> “<em>gün</em>” biçimine gelmiştir, aynı biçimde Ana Türkçe <strong>kǖz</strong> “<em>güz, soñbahar</em>” sözcüğü Çuvaşçada <strong>küer</strong> olmuştur. Tam da bu noktada <strong>gür</strong> sözcüğünüñ Çuvaşçasına baktığımızda <strong>küerüe</strong> sözcüğünü buluruz <a href="#sdfootnote7sym"><sup>[Fedotov, 1996: 3, 94-95, 100-104]</sup></a>. Démeli, ünlü ikizleşmesi tam da diğer uzun ünlülü sözcüklerdeki gibi gérçekleşmiş!</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Uzun ünlüleri ya da izlerini bulabileceğimiz Türkmencede, Moğolcada ma Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesinde bu sözcüğüñ uzun ünlü olduğuna ilişkin bir kanıt bulamayışımız, bence sürekli bir ses olan /r/ ünsüzünden kaynaklanıyor. Yakutça <strong>kür</strong> biçiminiñ de Moğolca <strong>gür</strong> biçiminden geçmiş olması üzerinde durmak gérekir<a href="#sdfootnote2sym"><sup>[2]</sup></a>. Bu durumda elimizde, Çuvaşçadan ötürü, Eski Türkçe <strong>kür</strong> “<em>gür</em>” sözcüğünüñ Ana Türkçe <strong>*kǖr</strong> biçiminden geldiğine ilişkin <em>güçlü</em> ipuçları bulunuyor. Böylelikle <strong>kǖç</strong> “güç” ile <strong>kǖr</strong> “gür” sözcükleriniñ ortak bir kökü olabilecek Ana Türkçe <strong>*kǖ-</strong> sözcüğünü kurabiliriz.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Türkçe <strong>güç</strong> ile <strong>gür</strong> sözcükleriniñ ortak kökü olabilecek Ana Türkçede bir <strong>*kǖ-</strong> sözcüğü için göze ilk *<strong>kǖ-</strong> “<em>korumak</em>” sözcüğü çarpıyor <a href="#sdfootnote4sym"><sup>[Tekin, 1995]</sup></a>. Bu sözcük, Ana Türkçe <strong>kǖt-</strong> ile <strong>kǖd-</strong> “<em>gütmek</em>” sözcükleriniñ kuramsal köküdür. Biçim olarak uygun olsa da gérçekten éş kök mü, yoksa tümüyle ayrı ancak sesteş bir kök mü bunu bilmemiz için biraz daha kurcalamamız gérekiyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Yiñe de benim yorumum, <strong>kǖç</strong> “<em>güç</em>” ma <strong>kǖr</strong> “<em>gür</em>” sözcükleriniñ <strong>kǖt-/kǖd-</strong> “<em>gütmek</em>” sözcüğüyle eñ azından añlam olarak bağdaştığı yönünde, çünkü <em>gütmek</em>/<em>korumak</em> için <em>güçlü</em> olmañız da géreklidir. Bu durumda Eski Türkler <strong>kǖç</strong> “<em>güç</em>” dédiklerinde “<em>koruma yéteneği</em>” ma <strong>kǖr</strong> dédiklerinde “<em>korur, koruyan</em>” démek istemiş olabilirler.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Kalanda, şimdiye dek yüzyıllar boyunca Türk ekininde <em>güçlü</em> olmanıñ <em>koruma</em> <em>sorumluluğu</em> da getirdiğini çok iyi biliyoruz. Örneğin, eñ kolay örnek olarak, Osmanlı kağanlığı döneminde ele geçirilen yérlerde bulunan kamuya bu añlayışla bakılmıştı: <em>biz sizi koruyalım/güdelim çünkü biz güçlüyüz, siz de bize vérgi vériñ</em>. Bunuñ dışında Orkun Yazıtlarına <a href="#sdfootnote8sym"><sup>[Ork., 735]</sup></a> ma Kutadgu Bilig bétiğine <a href="#sdfootnote9sym"><sup>[Hacib, 1069]</sup></a> bakıldığında da beñzer açılımlar görülmektedir. Géñel olarak da böyle bir toplum añlayışımız olduğu hepimizce bilinmektedir.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Güç ile ilgili sözcüklere değinmeyi başka bir yazıda sürdüreceğim.</p>
<h3><strong>Dipçe.</strong></h3>
<div><a href="#sdfootnote1anc">[1]</a> Ana Türkçeniñ uzun ünlülerinden soñra gelen ünsüzler, Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesinde yumuşar. Türkiye Türkçesinde sözcük soñunda yiñe pekleşir.</div>
<div><a href="#sdfootnote2anc">[2]</a> Yakutça ile Moğolca arasındaki alıntılarda Mo. <strong>g-</strong> = Ya. <strong>k-</strong> deñliği için bkz. [Doerfer, 1963].</div>
<p></p>
<h3><strong>Kaynakça.</strong></h3>
<p><a href="#sdfootnote3anc">[Derleme Sözlüğü, 1932]</a> <em>Derleme Sözlüğü</em>, Türk Dil Kurumu yayınları, Ankara, 1932.</p>
<p><a href="#sdfootnote4anc">[Tekin, 1995]</a> T. Tekin, <em>Türk Dillerinde Birincil Uzun Ünlüler</em>, Simurg yayınları, İstanbul, 1995.</p>
<p><a href="#sdfootnote5anc">[Doerfer, 1963]</a> G. Doerfer, <em>Türkischehe und mongolische Elemente im Neupersischen</em>, Wiesbaden, 1963.</p>
<p><a href="#sdfootnote6anc">[Ligeti, 1938]</a> L. Ligeti, <em>Les voyelles longues en turc</em>, JA, 1938.</p>
<p><a href="#sdfootnote7anc">[Fedotov, 1996]</a> М. Р. Федотов, <em>Этимологический словарь чувашского языка</em> [Çuvaşçanıñ Kökenbilim Sözlüğü], Çeboksari, 1996.</p>
<p><a href="#sdfootnote8anc">[Ork., 735]</a> Orkun Yazıtları, 735. Baskı: T. Tekin, <em>Orhon Yazıtları</em>, Türk Dil Kurumu yayınları, Ankara, 2008.</p>
<p><a href="#sdfootnote9anc">[Y. H. Hacib, 1069]</a> Y. H. Hacib, <em>Kutadgu Bilig</em>. Baskı: R. R. Arat, <em>Kutadgu Bilig II (Çeviri)</em>, Türk Dil Kurumu yayınları, Ankara, 1974.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/turklerde-guc-ile-ilgili-sozcukler-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dile né diye özen gösterirler?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/dile-ne-diye-ozen-gosterirler/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/dile-ne-diye-ozen-gosterirler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2011 13:53:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1866</guid>
		<description><![CDATA[Dil, bir toplumuñ yansımasıdır. Bir toplum ne deñli yozlaşıyor ve özünden sapıyorsa dili de o deñli yozlaşıp özünden yāzar. Bu yozlaşmaya ve özünden sapmaya karşı duranlar, konuştukları dile bu yüzden hâkim olmaya çalışır ve tümcelerine özen gösterir. Bu özünde, doğal bir karşı duruştur. Tüm karşı duruşlarda olduğu gibi, dilde béliren bu karşı duruşuñ da öncüleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dil, bir toplumuñ yansımasıdır.</p>
<p>Bir toplum ne deñli yozlaşıyor ve özünden sapıyorsa dili de o deñli yozlaşıp özünden yāzar. Bu yozlaşmaya ve özünden sapmaya karşı duranlar, konuştukları dile bu yüzden hâkim olmaya çalışır ve tümcelerine özen gösterir. Bu özünde, <strong>doğal</strong> bir karşı duruştur.</p>
<p>Tüm karşı duruşlarda olduğu gibi, dilde béliren bu karşı duruşuñ da öncüleri bulunur. Bu öncüler, doğrudan dille ilgilenir. Bu nedenle dil akımı önderlerine iyi bakıñ, topluma da önderlik etmişlerdir!</p>
<p>Ancak sorulması beklenen soru şudur: <strong>&#8220;Dil, mâdem yozlaşmanıñ nedeni değil de soñucu ise; ne diye ona özen göstermeye çalışıyoruz? Doğrudan toplumda çözüm arasak olmaz mı?&#8221;</strong></p>
<p>Yanıt yalıñdır. Dildeki değişimi yéterince añlarsak toplumda görülen değişimi de añlayabiliriz démektir. Dahası, dildeki değişimi tersine çevirirsek ya da değişime yön vérebilirsek toplumda da beñzer bir değişiklik için büyük bir alıştırma yapmış oluruz. Ancak, işiñ çarpıcı yanı burası değildir.</p>
<p>Dile önem vérmekteki eñ çarpıcı yan, yukarıda söz ettiğim <strong>doğal karşı duruşuñ</strong> varlığıdır. Démek istediğim; karşı duruş, toplumuñ yozlaşmasına <strong>izleyici</strong> kalmak istemeyenleriñ doğal eylemi olduğundan, dile özen gösteren kişileriñ varlığı, toplumuñ yozlaşmaya karşı duruş özgücünü gösterir.</p>
<p>Dil, yiñe de, tümüyle toplumdaki yansıma değildir. Çünkü yansıma olma durumu yalñızca o kuşak içindir. Oysa dilde görülen değişim, soñraki kuşaklarıñ değişimcisidir, değişim ısısıdır. Çünkü değiştirilen dil, soñraki kuşağıñ değişimi için gérekli ortamı sağlayacaktır.</p>
<p>Dildeki değişimiñ toplumla olan ilgisi konusunu, burada böyle soyut tümcelerle yazmak yérine geçmişten örneklerle de besleyebilirdim, hem dünyanıñ hem de bu topraklarıñ yakın geçmişinde bolca örnek de vardır nitekim. Ancak, okuyucudan bu kez oturup diñlemesini değil, ilgi gösterip <strong>araştırmasını</strong> istiyorum.</p>
<p>Kimi bilgileri okumakla veya düşünmekle kalmayıp araştıranlar ve yazanlar, değişim zamanı geldiğinde izlemekle ve yorum yapmakla kalmayıp topluma <strong>etkiyenler</strong> olacaktır.</p>
<p style="text-align: right;">Oktay DOĞANGÜN<br />
<img class="alignnone alignright" src="http://turkcesivarken.com/belgeler/y-ulati_oktay.png" alt="" width="143" height="14" /></p>
<p style="text-align: right;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/dile-ne-diye-ozen-gosterirler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30. damga ñ (geŋizcil N sesi)</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/30-damga-n-genizcil-n-sesi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/30-damga-n-genizcil-n-sesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 17:21:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1673</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazı, daha önceki bir yazınıŋ güncellenmesidir. Dizi ve izletilerde “Recep İvedik”, Levent Kırca gibi güldüren kişiler, doğallık göstergesi olsun diye midir bilmiyorum, çoğu kez yöresel konuşurlar. Bu konuşmalarında yoğun bir biçimde geŋizcil seslerle konuşurlar. Ayrıca Aşık Veysel, Aşık Mahzunî gibi birçok halk ozanı ile bugün halk müziği yapan birçok sanatçı yırlarında bu sesleri kullanırlar. İşte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>Bu yazı, daha önceki bir yazınıŋ güncellenmesidir.</em></p>
<p>Dizi ve izletilerde “Recep İvedik”, Levent Kırca gibi güldüren kişiler, doğallık göstergesi olsun diye midir bilmiyorum, çoğu kez yöresel konuşurlar. Bu konuşmalarında yoğun bir biçimde geŋizcil seslerle konuşurlar. Ayrıca Aşık Veysel, Aşık Mahzunî gibi birçok halk ozanı ile bugün halk müziği yapan birçok sanatçı yırlarında bu sesleri kullanırlar. İşte bu geŋizcil seslerden biri de, bu yazı boyunca sözcüklerde <strong>ŋ</strong> olarak kullandığım, <strong>geŋizcil n</strong> sesidir.</p>
<h3>Nice bir sestir?</h3>
<p>Geŋizcil n sesi, Türkçeniŋ eski bir sesi olmakla birlikte bugün çoğu Türk dilinde hâlâ bulunur. Türkiye Türkçesiniŋ Doğu ve Rumeli ağızları dışında tüm ağızlarında vardır[1]. Öndamakla /<strong>n</strong>/ sesi vérirken, ard damakla hafif bir /<strong>ğ,g</strong>/ sesi vérilmesiyle çıkar. Bugün çoğumuz diri örneklerini yakınlarından, arkadaşlarından duyabilir; dahası okuyucunuŋ kendisi de bu sesi söylüyor olabilir. Yazınıŋ eŋ soŋ bölümünde nerelerde kullanıldığını hangi sözcüklerde bulunduğunu tek tek gösterdim.</p>
<h3>Dünü.</h3>
<p>Bugün Türkiye Türkçesiniŋ yazı dilinde bulunmamasınıŋ nédeni, Dil Devriminde (1932) ve ondan önce harf yeŋiliğinde (1928), Türkiye Türkçesiniŋ ana ağzınıŋ İstanbul ağzına yakın oluşturulmasıdır. Batı ve Rumeli ağızlarında <strong>/ğ/</strong> ve dolayısıyla <strong>/nğ, ŋ/</strong> sesi yoktur. Bu yüzden “ağaç” yérine /<strong>aaç/</strong>, “boğaz” yérine <strong>/buaz/</strong>, “olduğu” yérine <strong>/olduu/</strong> vb. denir. Dahası, geŋizcil /n/ içeren bazı sözcükler <strong>/ğ/</strong> olup aynı yitme durumuna gelir: “soŋra” yérine <strong>/soora/</strong> gibi.</p>
<p>Osmanlı yazı dilinde ve 19. yüzyıla dek Orta Asyada yazı dili olan Çağataycada bu ses için ayrı bir damga (harf) kullanılmıştır. Damganıŋ adı <strong>nef</strong> ya da <strong>kef-i nûn</strong> (n&#8217;niŋ k&#8217;si) ya da <strong>sağır kef</strong> olup Arapçanıŋ /<strong>k</strong>/ sesi véren <strong>kef</strong> damgasına üç nokta konularak yapılıyordu: <strong>ڭ</strong>. Osmanlı yazı dilinde Türkçeniŋ pek önem görmemiş olmasına karşın bu sesiŋ barınmasınıŋ nédeni, özünde Selçuklularıŋ bu yazı dilini oluştururken hâlen geŋizcil /<strong>n</strong>/ kullanması olmalıdır. Bu damga, yiŋe Arap harfli olan Eski Çağatayca yazı dilinden kalma bir öğedir.</p>
<p>Eski Türkçe diye aŋılan Göktürk-Eski Uygur Türkçesi bu sesi içerir, zaten bu biçimde Türkçeniŋ eŋ eski dönemlerine dek uzandığı için bu ses &#8220;birincil&#8221; (aslî) bir sestir. Orhun-Yenisey âbecesinde <img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/ab/Old_Turkic_letter_NG.svg/20px-Old_Turkic_letter_NG.svg.png" alt="[en]" width="9" height="13" /> damgasıyla gösterilir ve tek başına kullanıldığında &#8220;eŋ&#8221; (eŋ yüksek, eŋ büyük gibi) sözcüğünü karşılar.</p>
<h3>Bugünü.</h3>
<p>Türk dünyasında ise bu ses çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Yalŋızca Azerbaycan ve Gagauz Türkçelerinde yoktur. Rus-Kiril âbecesi kullanan Sibirya Türkçeleri (Tuva, Tofalar, Altay, Oyrat, Yakut, Dolgan, Şor, Hakas) bu sesi <strong>Ң</strong> ile gösterirler (Kiril âbecesinde /n/ sesini veren <strong>Н</strong> damgasına bir çentik atılmış biçimidir). Aynı damgayı Kıpçak Türkçelerinden Kazak, Kırgız, Başkırt, Kalmık ve Tatar Türkçeleri de kullanır. Géri kalan Kıpçak Türkçeleri (Karaçay-Balkar, Karakalpam, Nogay, Karayim) ise <strong>Ңъ</strong> damgalarını birleştirip kullanırlar. Bizimki gibi Latin kökenli bir âbece kullanan ve bizim konuştuğumuz Türkçeye oldukça yakın olan Türkmenler bu sesi <strong>ň</strong> ile, Kırım Tatarları da <strong>ñ</strong> ile göstermektedir. Öte yandan Özbek ve Uygurlar <strong>ng</strong> damgalarını birleştirip kullanırlar (Ayrıca Uygurlar Arap âbecesinde tıpkı Osmanlı yazısındaki gibi <strong>ڭ</strong>  damgasını ve Kirilde de <strong>Ң</strong> damgasını kullanırlar).</p>
<h3>Geleceği.</h3>
<p>Biz, Türkçesi Varken Topluluğu olarak, bu sesiŋ yeŋiden yazıda kullanılmasından yanayız. Toplumda gérekli ve yéterli bilinçlendirmeyi ve yaygınlaştırmayı gérçekleştirdikten soŋra (TDK ve Dil Derneği başta olmak üzere) gérekli yérlere bu tasarımızı sunacağımız ve gérekli çabayı göstereceğimiz konusunda bir düşünceye vardık. Şimdiden üyelerimiziŋ etkin olanları arasından kimileri ve kimi izlencilerimiz değme ortamlarında bu sesi yazıda göstermeye çoktan başlamışlardır. Geŋelimiz bu sesiŋ Kırım Tatarlarında olduğu gibi ñ ile gösterilmesini savunurkan azrak birkaç ayrık görüş de bulunmaktadır. Ben ise bu durum gérçekleşene dek dilbilimindeki karşılık olan ŋ damgasını kullanma düşüncesine vardım kendi adıma.</p>
<h3>Kullanımı.</h3>
<p>Kullanıldığı yérler oldukça kolaydır, nitekim yöresel konuşanlar (kentli olsalar bile) sanki içlerine doğmuş gibi gérçekten doğru yérlerde kullanırlar. Kullanımını ulamlandırmak istersek; (1) iyelik ve tamlama eki olarak, (2) buyrum (emir) kipi olarak ve (3) bazı sözcüklerde kullanıldığını söyleyebilirim. Ayrıca üç sözcükte de istisnâ olarak geŋizcil /n/ bulunur: <strong>baŋa</strong>, <strong>saŋa</strong>, <strong>oŋa</strong>. Kullanım yérlerini aşağıda örneklerle bulabilirsiŋiz.</p>
<h4><strong>1. İyelik ve tamlama eki</strong></h4>
<p>Adlara gelen tamlamalarda kullanılan <strong>+ıŋ</strong> eki, bu sesle okunur. Örnekler:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">Seniŋ</span> adıŋ ne?&#8221;</em></p></blockquote>
<blockquote><p><em>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">Atatürk&#8217;üŋ</span> bir atı vardı<br />
Etilerden beri yaşardı&#8221;</em> [2]</p></blockquote>
<blockquote><p><em>&#8220;1335 senesi <span style="text-decoration: underline;">mayısıŋ</span> 19&#8242;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım.</em>&#8221; [3]</p></blockquote>
<h4><strong>2. Buyrum kipi</strong></h4>
<p>Buyrum kipiniŋ 2. çoğul kişi eki bu sesi içerir:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Kendiŋiz için değil, bağlı bulunduğuŋuz ulus için elbirliği ile <span style="text-decoration: underline;">çalışıŋız</span>. Çalışmalarıŋ en yükseği budur.&#8221;</em> [4]</p></blockquote>
<h4>3. İkinci kişi çekim ekleri</h4>
<p>Her türlü ikinci kişinin tekil ya da çoğul çekim ekinde kullanılır:</p>
<blockquote><p>Gidersiŋ, gittiŋ, gitmişsiŋ, &#8230;</p></blockquote>
<blockquote><p>&#8220;Siz, almakta <span style="text-decoration: underline;">olduğuŋuz</span> terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetiŋ, vatan sevgisiniŋ, fikir hürriyetiniŋ eŋ kıymetli timsali <span style="text-decoration: underline;">olacaksıŋız</span>.&#8221; [4]</p></blockquote>
<h4><strong>4. Bazı sözcüklerde</strong></h4>
<p>Bu aşağıda dizdiğim sözcükler[5] Osmanlı yazı dilinde geçip birincil geŋizcil /n/ içeren sözcüklerdir. Bu dizine Osmanlı yazı dilinde geŋizcil olup da gérçekte geŋizcil olmayan sözcükler alınmamıştır.</p>
<blockquote>
<p align="left"><strong>A</strong> aŋmak, aŋlamak, aŋlaşmak, aŋdırmak, aŋırmak, alaŋ<br />
<strong>B</strong> biŋ, beŋzemek, biŋbaşı, buŋamak, beŋiz, beŋ (yüzdeki leke)<br />
<strong>Ç</strong> çeŋe, çaŋ<br />
<strong>D</strong> deŋiz, deŋemek, doŋmak, deŋ, doŋdurma, diŋlenmek, diŋlemek, diŋmek, düŋür, doŋuz (domuz), deriŋ<br />
<strong>E</strong> eŋse, eŋ (sıfat)<br />
<strong>G</strong> geŋiş, geŋiz, göŋül<br />
<strong>İ</strong> iŋlemek, iriŋ, iŋek<br />
<strong>K</strong> koŋuşmak, kaŋlu (kağnı), karaŋlık<br />
<strong>O</strong> oŋur, oŋurga (omurga)<br />
<strong>Ö</strong> öŋ, öŋce, öŋlemek, öŋlük, öŋcü, öŋdin<br />
<strong>P</strong> pıŋar<br />
<strong>S</strong> soŋra, soŋ, siŋek, siŋir, siŋsi, siŋmek, süŋgü, saŋsar<br />
<strong>T</strong> taŋ, taŋrı, tırŋak<br />
<strong>Y</strong> yeŋi, yalŋız, yaŋlış, yaŋılmak, yalıŋ, yaŋak, yaŋaşmak, yeŋiçeri, yaŋ, yüŋ, yeŋmek, yaŋkı, yaŋsımak</p>
</blockquote>
<p style="text-align: right;"><strong>Oktay DOĞANGÜN</strong><br />
<img class="alignright" title="y-ulati_oktay.png" src="../belgeler/y-ulati_oktay.png" alt="" width="143" height="14" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>Dipçe.</h3>
<p align="left">[1] H. Boeschoten, <em>Aspects of Language Variation. Turkish Linguistics Today</em> , sayfa 150-193., 1991<br />
[2] Melih Cevdet Anday, <em>“Atatürk&#8217;ün Bir Saati Vardı”</em> (şiir).<br />
[3] Mustafa Kemâl Atatürk, <em>Nutuk</em>, sayfa 1, 1928 (Arap harfli baskı).<br />
[4] Mustafa Kemâl Atatürk özdeyişi.<br />
[5] Bu sözcük dizini, Tuğrul Çavdar&#8217;ıŋ Şemseddin Sâmî&#8217;niŋ <strong>Kâmûs-i Türkî</strong> sözlüğünden özenle derlediği sözcüklerden oluşmuş olup, özünde geŋizcil olmayan “<strong>en</strong> (boyut), <strong>engin</strong>, <strong>gelin</strong>, <strong>konuşmak</strong>, <strong>konşu</strong> (komşu), <strong>konuk</strong>, <strong>konak</strong>, <strong>ün</strong>, <strong>ünlü</strong>, <strong>yanaşmak</strong>, <strong>yan</strong>, <strong>yön</strong>, <strong>yenmek</strong>” sözcükleri çıkartılmıştır. Bu derlemesi için Tuğrul Çavdar Hocama saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.</p>
<p><em>Yazışmalık bağlantısı :</em><br />
<a href="../../../../../yazismalik/index.php?topic=779.0" target="_blank">http://turkcesivarken.com/yazismalik/index.php?topic=779.0</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/30-damga-n-genizcil-n-sesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yabancı özel adlarıŋ yazımı ve çelişkiler</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/yabanci-ozel-adlarin-yazimi-ve-celiskiler/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/yabanci-ozel-adlarin-yazimi-ve-celiskiler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Oct 2011 05:20:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1586</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazı 03/07/2009 gününde yazılmış olan yazınıŋ güncellenmişidir. Geçenlerde bir yazıda Rus-Alman bir matematikçiniŋ adınıŋ Türkçedeki yazımına denk geldiydim. Yazık, kişiniŋ adını Almancada yazıldığı gibi, démeli Minkowski olarak yazmışlar, oysa w değil v ile olmalıydı. Çoğumuz /folksvagen/ diye okunan araç markası VolksWagen&#8216;den ya da bazı araba onarıcılarınıŋ /fites/ démesinden biliyor olabilir; Almancada w damgası /v/ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>Bu yazı 03/07/2009 gününde yazılmış olan yazınıŋ güncellenmişidir.</em></p>
<p>Geçenlerde bir yazıda Rus-Alman bir matematikçiniŋ adınıŋ Türkçedeki yazımına denk geldiydim. Yazık, kişiniŋ adını Almancada yazıldığı gibi, démeli <strong>Minkowski</strong> olarak yazmışlar, oysa <strong>w</strong> değil <strong>v</strong> ile olmalıydı. Çoğumuz <strong>/folksvagen/</strong> diye okunan araç markası <strong>VolksWagen</strong>&#8216;den ya da bazı araba onarıcılarınıŋ <strong>/fites/</strong> démesinden biliyor olabilir; Almancada <strong>w</strong> damgası <strong>/v/</strong> diye okunur. İşte, <strong>Minkovski</strong>, o yazımı Rus İmparatorluğu&#8217;nuŋ Alman kesiminde ve Zürih&#8217;te iken kullanıyordu. Oysa Rusçada <strong>/v/</strong> ile <strong>Минковский</strong> yazılır, démeli <strong>Minkovskiy</strong>. Almanlar dogal olarak, Kiril abecesindeki adı kendilerine göre okunduğu gibi yazmışlar. Peki biz néden okunuşu Rusçadan almak yérine Almanlarıŋkini yazmışız? Bizde yabancı özel adlar hangi kurala göre yazılır ki?</p>
<p>Türkçede yabancı özel adlarıŋ yazımı kuralına bakmak istersek, TDK (Türk Dil Kurumu) yazım kılavuzunda, yabancı özel adlarıŋ yazımınıŋ ikiye ayrıldığını görürüz: (1) Latin kökenli âbecelerden gelenleriŋ yazımı ile (2) diğer âbecelerden gelenleriŋ yazımı. Kılavuza göre Türkçede; örneğin Almanca özel bir ad, Almancada <strong>yazıldığı gibi</strong> yazılırken Arapça özel bir adıŋ <strong>okunduğu gibi</strong> yazılması gerekiyor. Ancak sorun şu ki bu durum, tüm bu Latin kökenli âbeceleriŋ okunuş kurallarını tek tek bilmemiz gerektiğini söylemiş oluyor. Ayrıca Almanca veya İngilizce gibi Latin kökenli abeceleri olan dilleri de ayrıcalıklı kıldığı da açık. Bence bu çelişki, taplanamaz (kabul edilemez).</p>
<p>Çelişkiniŋ dibe vurmasını sağlayan başka bir durum, yine TDK&#8217;ya göre, kimi belli yér adlarına tanınan ayrıcalıktır: <strong>Londra</strong> (London), <strong>Brüksel</strong> (Bruxelles), <strong>Cenevre</strong> (Genéve), <strong>Budapeşte</strong> (Budapeste), <strong>Portekiz</strong> (Portugal), <strong>İspanya</strong> (España), <strong>Fransa</strong> (France), <strong>İngiltere</strong> (England), <strong>Amerika Birleşik Devletleri</strong> (United States of America) ve nicelerini kullanırken néden <strong>Nüv York</strong>, <strong>Mençıstır</strong>, <strong>Livırpul</strong>, ve nicelerini yazamıyoruz? Dahası, TDK ile okunduğu gibi yazıma karşı çıkan kişiler bir durumu daha atlıyor; o da yalŋızca yér adlarınıŋ değil, kişi adlarınıŋ da okunduğu gibi yazıldığı durumlarıŋ Türkçede bulunduğudur.</p>
<p>Türkçede biraz soŋra kimi örneklerini göreceğiŋiz okunduğu gibi yazıma olayına kimileri, nedense, şiddetle karşı çıkar ve bunu <strong>saygısızlık</strong> olarak nitelendirir. Saygıya yalŋızca Batı mı layık? Oysa saygısızlık, özde, <strong>doğru okuyamamak</strong> değil midir? Değilse, néden ilkokuldan beri Portekiz kâşifiŋ adını <strong>Kristof Kolomb</strong> olarak yazıyoruz? Oysa özgün biçimi <strong>Cristóvão Colombo</strong>, Latinceleşmiş biçimi ise <strong>Cristophus Colombus</strong>&#8216;tur. Néden &#8220;aşıyı <strong>Pastör</strong> buldu&#8221; diyor, <strong>Pastörize süt</strong> içiyoruz? Néden İngiliz toprak ağası <strong>Boycott</strong>&#8216;a işçileriniŋ yaptıklarından öğrenip bir ürünü <strong>Boykot</strong> édiyoruz? İzmir&#8217;e gitmişseŋiz alaŋlarıŋ adlarınıŋ Türkiye geçmişinde önemi olan dünya kentleri adlarından seçildiğini görmüşsüŋüzdür. Örneğin İzmir&#8217;de bu alaŋ adlarından biri olan <strong>Montrö</strong> (Fransız kenti <strong>Montreux</strong>), yazıldığı gibi yazılsaydı, İzmir halkınıŋ o alaŋı okuma çabalarını düşleyebiliyor musuŋuz?</p>
<p>TDK tarafından âbeceler, belli ki, yalŋızca simge yığınları olarak görülüyor. Oysa âbeceler, simge yığını olmanıŋ ötesinde, bu simgeler arasındaki ilişkileri de içerir. Örneğin, İngiliz âbecesinde <strong>-ch</strong>- dizimi <strong>/ç/</strong> olarak okunurken yiŋe Latin kökenli abecesi olan Fransız abecesinde aynı yazım <strong>/ş/</strong> diye okunur. Yalŋızca ilişkiler değil, ses deŋlikleri de dillerden dillere çok ayrıktır: <strong>e</strong> simgesi İngilizcede yérine göre <strong>/i, ö, e/</strong> okunabilirken Fransızcada /ö/ okunur (söz soŋunda ise okunmaz). İşte böyle, değme âbece ayrık kurallara iyedir. Bu da doğal olarak karşımıza yabancı <strong>özel adları okuyamama</strong> sorunu çıkarır.</p>
<p>Özünde yabancı özel adları genel olarak okuyamama sorununu sık sık yaşarız. Örneğin bir matematik bétiğinde Fransız matematikçiniŋ adı, <strong>“Poincaré”</strong> olarak yazıldığında onu sık sık İngilizceymiş gibi <strong>/poynkeyr/</strong> biçiminde okuduğumuz oluyor. Oysa bu matematikçiniŋ adı, <strong>Puankare</strong>&#8216;dir ve duysa adınıŋ böyle okunmasına biraz uyuz olurdu sanırım (tıpkı adımıŋ İngilizler tarafından <strong>/oktey/</strong> diye okunmasına uyuz olmam gibi).</p>
<p>Matematikten örnek vérmişken biri çıkıp &#8220;ancak bu kişiniŋ adınıŋ özgün biçimini bilmezsek nasıl araştırma yapacağız?&#8221; diyebilir. Tabî, biri <strong>Londra</strong> yazdığında, onuŋ özgün biçiminiŋ <strong>London</strong> olduğunu bulmak ve bilmek kolay, dahası birçok ünlü kişi için de öyle olacaktır, örneğin Aynştayn yazınca&#8230; Bunu tabî ki böyle savunamam. Ancak pek de bilinmeyen kişi ve yérlere gelince de sorun yoktur gérçekten, çünkü ayraç içine özgün biçimi yazılabilir. Ancak ondan önce şunu sorarım: Rusça ya da Arapça gibi bir dil olunca néden aynı kaygıyı taşımıyoruz?</p>
<p>Yabancı özel adlarıŋ okunduğu gibi yazımına karşı çıkarken öne sürülen eŋ büyük bahânelerden biri de, &#8220;diğer uluslar böyle yapmıyor, yazıldığı gibi yazıyor” düşüncesidir. Oysa durumuŋ gérçekte öyle olmadığını söyleyip özel adları<strong> okunduğu gibi yazan</strong> uluslara örnek verdiğimde bu kez, o özendikleri Avrupa&#8217;da olmamasından dolayı ezik sayıp “ya, o ülkeyi geç!” déniyor. Özellikle bu “saygısız” tépkiniŋ kardeş devletimiz Azerbaycan&#8217;a yapılmasına da oldukça siŋir oluyorum. Nitekim, Azerbaycan Türkçesinde yabancı özel adlar okunduğu gibi yazılır. Bir Azerbaycan güncesinde (gazete) “<strong>Mənçıstır Yunaytıd</strong> 1-0 yénildi” biçiminde bir salık (haber) görünce şaşırmayıŋ.</p>
<p>Bu arada aŋımsatmadan bu yazıyı bitiremeyeceğim; Cumhuriyet&#8217;iŋ başında Avrupa basını, Türkiye&#8217;niŋ durumundan söz ederken, örneğin önderimiziŋ adını “<strong>Mustapha Kamal</strong>” biçiminde yazmıştı ve bu yadırganacak bir durum değildi. Néden bunu yapan biz olunca yadırganalım ki?</p>
<p><strong>Oktay DOĞANGÜN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/yabanci-ozel-adlarin-yazimi-ve-celiskiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeŋi Türkçe Dedikleri</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/yeni-turkce-dedikleri/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/yeni-turkce-dedikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 02:05:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çavlar (Haberler)]]></category>
		<category><![CDATA[derleme sözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[harf inkilabı]]></category>
		<category><![CDATA[harf yeniliği]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıca]]></category>
		<category><![CDATA[öz türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[tarama sözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[yeni türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=638</guid>
		<description><![CDATA[Çoğunlukla görülebildiği gibi, Türkçeniŋ bugünkü durumu çok iç açıcı değil. Geŋelde sözü edilen ve eŋ çok rahatsızlık veren şey, Türkçeye giren ve girmekte olan yabancı (özellikle Batı kökenli) sözcükler oluyor. Bunuŋ istenmemesiniŋ yanında, koyu bir biçimde tüm yabancı sözcükleriŋ (Arapça ve Farsça kökenliler de dâhil olmak üzere) dilden atılmasını isteyenler var. Bunuŋ soŋucunda aŋlaşılmaz bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Çoğunlukla görülebildiği gibi, Türkçeniŋ bugünkü durumu çok iç açıcı değil. Geŋelde sözü edilen ve eŋ çok rahatsızlık veren şey, Türkçeye giren ve girmekte olan yabancı (özellikle Batı kökenli) sözcükler oluyor. Bunuŋ istenmemesiniŋ yanında, koyu bir biçimde tüm yabancı sözcükleriŋ (Arapça ve Farsça kökenliler de dâhil olmak üzere) dilden atılmasını isteyenler var. Bunuŋ soŋucunda aŋlaşılmaz bir &#8220;öz&#8221; Türkçe oluştu diyoruz. Ancak bunuŋ karşı duruşu olarak, yabancı sözcükleriŋ girmesini isteyen ve bu sözcükleri övünçle kullananlar da var. Bu da aynı biçimde aŋlaşılmaz bir &#8220;Türkçe&#8221; oluşturuyor.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Aslında bu tür akımlar ve görüşler, Türkçeniŋ her döneminde ortaya çıkmış. Türkçeyi geliştirme amacında olan ve başarılı olanlardan en soŋuncusu da Atatürk&#8217;üŋ &#8220;dil devrimi&#8221; idi. Tırŋak içine aldım, çünkü bilerek </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>dil</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> ve </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>devrim</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> sözcüklerini kullandım. Bu süreciŋ yavaş ve özünde tamamlanmamış olması nedeniyle bu </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>devrim</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">den çok, bir </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>evrim</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">sayılabilir. Ancak devrimsi yanları da göze çarpıyor. Örŋeğin, bir şeyleri devirmiş, yerine başka bir şey getirmiş. İşte olay da tam burada kopuyor: devrilen ve yerine gelen şeyler ne?!</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bugün, çoğu insanıŋ bunu umursamaması dışında, bunu ya yaŋlış aŋlayanlarıŋ ya da bilerek başka yöne çekenleriŋ olduğunu gözlemledim. Gördüğüm kadarıyla, ya neyiŋ devrilip neyiŋ yerine geldiğini bilmiyoruz, ya da bu durum, bazılarının işine gelmiyor. İşine gelmeme olayını zâten hiç bir zaman aŋlayamadım! Ancak biraz daha saf düşünüp sâdece durumu aŋlamadığımızı varsayalım.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>TIRNAK İÇİNDE DİL</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Osmanlı&#8217;da bir ulus kaygısı olmadığından, ulusal dil aŋlayışı da yoktur. Bu yüzden, yazı dili olarak kullanılan Osmanlıcayı çoğu Türkolog, Türkçe saymaz. Ben bu tartışmaya girmeyeceğim, sadece Osmanlıcanıŋ “Osmanlı ulusçuluğu” kadar yapay bir dil olarak görmekle yetineceğim. Yalnızca sarayın yazışma dili olarak kullanılmış, zamanın aydıŋları tarafından hiçbir şekilde günlük yaşama tümleştirilemeyen bir dildir. Oysa halk hep kendi dilini konuşmuş.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Türkiye&#8217;nin resmî dili olan Türkiye Türkçesi, bir Oğuz Türkçesidir. Bunuŋ dışında Oğuz öbeğinde; Azerî Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi bulunuyor. Yâni, bunlar 11. yüzyılda tek bir dildi, sonradan ayrılıklar gösterdi. Türkiye Türkçesi de özünde, Oğuzcanıŋ </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>Anadolu Lehçesi</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">ne dayanır. Buna bazıları </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>Eski Osmanlıca</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">der</span></span></span><span style="color: #000000;"><sup><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[1]</span></span></sup></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">. Bu lehçe, halk tarafından konuşulurdu. Bu, bizim sandığımız Arapça, Farsça, Türkçe karışımı üçlü dil (lisân&#8217;ül salâse) değildir, tersine şu anki konuştuğumuz Türkçeniŋ ta kendisidir! Osmanlı devletiniŋ soŋ zamanlarına doğru bilimde Arapça ve yazınıŋ büyük bir kısmında Farsça kullanılırken halk hâlâ bu Türkçeyi konuşuyordu. Ne var ki, dil devriminde &#8220;giden/devrilen&#8221; Türkçe bu değildi! Yazınıŋ ilerleyen bölümlerinde savunacağım üzere bu, geri gelen Türkçedir!</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><br />
</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>TIRNAK İÇİNDE DEVRİM</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Mustafa Kemâl Atatürk&#8217;üŋ hızlandırdığı dil akımınıŋ devrim tanımına pek uymaması ancak bir devrim edâsı taşıması nedeniyle, buna &#8220;devrim&#8221; demek gelenek olmuştur. Burada <strong>devrim</strong> sözcüğü, yapılan şeyiŋ etkisiniŋ büyüklüğünü ifâde eden mecâzî bir kullanımdır. Hattâ, Atatürk&#8217;üŋ “dil devrimini” çoğumuz, özellikle eski nesil (örneğin babam), &#8220;harf devrimi&#8221; ya da &#8220;harf inkılâbı&#8221; olarak bilir. Çünkü Arap âbecesiniŋ Türk-Latin âbecesine geçişinden ibâret olarak bilinir. Oysa bu iki kavram aslında farklıdır. Harf inkılâbı ya da yeŋiliği, 1928&#8242;de olmuştur ve gerçekten sâdece âbeceyi ilgilendirir. Ancak &#8220;dil devrimi&#8221; diye söz edilen şey, 1932&#8242;de başlayıp 1935&#8242;te yoğunlaşan süreçtir ve âbece değişimi bunuŋ tetikleyicisidir. Kavramları gerçek anlamlarıyla ifâde etmek istersek, bu olaya &#8220;dilde arılaşma, gelişme ve halk diliniŋ resmî yazı dili hâline gelmesi&#8221; denilebilir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bu akım ile, Anadolu ağızlarından derlemeler yapılmış (Derleme Sözlüğü), eski yapıtlar taranıp Türkçe kökler bulunmuş (Tarama Sözlüğü), Anadolu dışında konuşulan Türk dillerinden yararlanılmış ve Türkçenin sözcük yapımına işlerlik kazandırılmış. Bütün bu girişimlerle ve yazı diliniŋ de toparlanmasıyla, halkıŋ eskiden beri konuştuğu bu Türkçe gelişmeye başlamış. Bu dönemden geri Orta Türkçe dönemi kapanmış ve Oğuz Türkçesiniŋ lehçeleri ayrı birer dil olma durumuna gelmeye başlamış[4]. Bu yüzden bu Türkçeye çoğunlukla &#8220;Türkiye Türkçesi&#8221; denir. Orta Türkçe dönemindeki Eski Anadolu lehçesiniŋ bugünkü hâlidir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>TIRNAK İÇİNDE ÖZ</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Dil devriminden hemen soŋra bu etkiden hareketle bazı çevreler bu işte aşırılığa kaçmıştır. Tarama Sözlüğünden bulunan onca sözcük bazen Türkçe sanılarak bazen yaŋlış aŋlamlarla Türkçeye katılmak istenmiştir. Olduğu gibi aktarılan bu sözcükler yiŋe dile zarar vermiş oldu. Örŋeğin bugün Türkçede hem <strong>otağ</strong> hem de <strong>oda</strong> sözcükleri bulunur. Oysa bunlar bir ve aynı sözcüklerdir. Sâdece, <strong>oda</strong> sözcüğü 13.yy ortalarında henüz ses dönüşümlerini geçirmediği sıralarda <strong>otag</strong> biçimindeydi. Çağataycanıŋ etkisiyle onu bir süre daha “çadır, oda” olarak kullanmayı sürdürmüşüz. Bu eŋ hafif örŋekti, yoksa dil devriminiŋ ilk ardıllarınıŋ yaptıkları çalışmalar ayrı bir yazı konusudur.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bugünlerde ise, TDK&#8217;ye atfedilen yalancı türetimlerle insanların gözü çok başarılı olarak korkutulmuş görünüyor. &#8220;Çok oturgaçlı götürgeç&#8221;, &#8220;uçan avrat&#8221; gibi sözcükler güyâ türetildi. Ne ki bunlar, türetim gücüne zarar vermiş durumda. Örneğin -gaç/-geç yapım eki bu biçimde yitirilmiş. Daha birçok işlekliğini yitirmiş ek sayılabilir. Bunlar bazı görüşlerce Türkçeye yapılan komplolar olarak görülüyor. Biz hâlâ saf düşünmeye devâm edelim.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Eminim çoğu kişi, sözcükleriŋ içinin boşaltığını düşünüyordur. Bir sözcük kullanıldığında, tam olarak o sözcüğüŋ karşıladığı kavram söylemek istenmiş midir gerçekten? O zaman, bu sözcüğüŋ Türkçe ya da yabancı kökenli olması fark eder miydi? İşte bu tür bir durumuŋ olmasınıŋ gerçek nedeni, sözcüğüŋ biçimsel olarak iyi çağrışım yapamamasıdır. Bu durumda bir sözcük, rastgele bir harf diziminden öte değildir. Yabancı sözcükler ister istemez öyledir, Türkçe bir sözcüğüŋ ise çağrışım yapması için Türkçeniŋ yapısı gereği kökünüŋ de konuşulan Türkçeye ait olması bir gerekliliktir. Örŋeğin </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>ardıç kuş</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> dediğimizde </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>ardıç</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> sözcüğünüŋ aŋlamı hiç sorgulanmaz. Sorgulansa bile, bir araştırma yapılmadıkça çağrışım yapacak hiçbir şey bulunmayabilir. Bunuŋ nedeni, Eski Türkçe</span></span></span><span style="color: #000000;"><sup><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[2]</span></span></sup></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>ār-</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">(dolaşmak, gezinmek) eyleminiŋ Türkiye Türkçesinde bulunmayıp bir iki türeviniŋ</span></span></span><span style="color: #000000;"><sup><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[3]</span></span></sup></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> kalmasıdır. Eğer bu köküŋ aŋlamını ilk kez duyduysaŋız, artık </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>ardıç</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> sözcüğünüŋ &#8220;dolaşan, gezinen&#8221; aŋlamını taşıdığı daha çok belirginleşmiş olsa gerek.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><br />
</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>TIRNAK İÇİNDE TÜRKÇE</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Osmanlı&#8217;nıŋ yazı dilindeki yozlaşması bugün halk diline inmiş görünüyor. Ancak bu kez, etki batıdan geliyor. Osmanlı&#8217;da da aydınlar doğuya özenip Arapça ve Farsça sözcük ve dil bilgisel yapıları Türkçeye zorla sokmaya çalışmışlardı (neyse ki bu, giden dille birlikte gömüldü). Ne var ki, bugün de aynı tür bir özentilikle Batı dilleri girişiyor. Ancak hâlâ saf davranıp bunun bilinçsizce yapıldığını varsayabiliriz. Ne de olsa benim için bunuŋ bilinçli ya da bilinçsiz olması değil, sonuçta olup olmaması önemli. Bugün, özellikle &#8217;80 sonrası kuşak olarak, çok az sözcükle konuşuyor ve yazıyoruz. Zâten okuduğumuzu ya da yazdığımızı kimse savunamaz. Demek ki düşünce üretmiyoruz ki yazma gereksinimimiz olmuyor!</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Türkleriŋ tarihine bakıldığında, özünde çok yazdığımız görülüyor. Durmadan yazmışız. Her gittiğimiz yerde her gördüğümüz şeyi yazmışız. Eŋ yakın örŋekle, şu ânda sadece Osmanlı Devlet arşivleri bile Avrupa&#8217;nıŋ o zamana kadar ulaşamadığı sayıda belge içeriyor</span></span></span><span style="color: #000000;"><sup><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[4]</span></span></sup></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">. Ancak 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde ne okur ne de yazar olduğumuzu görüyoruz. Şu ânda herhangi bir konudaki Türkçe kaynaklarıŋ azlığı herkesiŋ dikkatini çekmiştir. Çoğu dal için, bazı konularda Türkçe hiçbir kaynağa deŋ gelinmiyor. Bilgi üretmekten yoksun olsak bile, çeviri kültürümüzüŋ de gelişmediği çok açık. Diğer uluslar ise ellerine geçen her şeyi çevirir, bildikleri her şeyi yazar olmuşlar. Rolleri değiştirmişiz.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Eğer düşünce ya da bilgi üretseydik, tartışsaydık, konuşsaydık, yazsaydık, okusaydık; daha fazla sözcük bilme gereksinimi duyardık diye düşünüyorum. Böylece 500 sözcükle yetinmezdik (sayıyı salladım). Türkçeniŋ yetmediğini düşünmez ve bu yüzden, yabancı sözcükleriŋ girmesine izin vermezdik (onlar da girmeye can atmıyorlar ya!). İşte bu durum, &#8220;dil devrimi&#8221;yle &#8220;geri&#8221; gelen Türkçe sayılamaz; bu 500 sözcüklük dil, Türkiye Türkçesi sayılamaz. Asıl bu şey, tırnak içinde &#8220;Türkçe&#8221;dir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><em><strong>Dipçe.</strong></em></span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[1]</span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Fuat Bozkurt, “Türklerin Dili”, Kapı 2005, sayfa 330.</span></span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">[2] 5. yüzyıl ile 11. yüzyıl arası konuşulan Türkçe, Osmanlıca değil&#8230;</span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">[3] “art”, ”yorgun argın olmak”, ”aramak”, &#8230;</span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">[4] Jean Paul Roux, “Türklerin Tarihi”, Kabalcı 2005.</span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/yeni-turkce-dedikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şapkasız Çıkmam Ağbi!</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/sapkasiz-cikmam-agbi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/sapkasiz-cikmam-agbi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 00:45:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[şapka imi]]></category>
		<category><![CDATA[uzun ünlüler]]></category>
		<category><![CDATA[var olmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[Her ne kadar İstanbul ağzına göre telafuz yapsak da yazı dilinden konuşmaya ince ayrılıklar olduğu bilinir. Nitekim ilk zamanlarda Türkiye Türkçesiniŋ, okunduğu gibi yazılan ve yazıldığı gibi okunan bir dil olması istenmiştir. Soŋraları öyle olmaktan yâzmıştır ama o kadar da çok uzaklaşmamıştır. Okunuş ve yazışıŋ birebir olmaktan sapmasınıŋ eŋ büyük örŋeği, şapkanıŋ kullanımınıŋ kısıtlanmasıdır. Evet, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her ne kadar İstanbul ağzına göre telafuz yapsak da yazı dilinden konuşmaya ince ayrılıklar olduğu bilinir. Nitekim ilk zamanlarda Türkiye Türkçesiniŋ, okunduğu gibi yazılan ve yazıldığı gibi okunan bir dil olması istenmiştir. Soŋraları öyle olmaktan yâzmıştır ama o kadar da çok uzaklaşmamıştır.</p>
<p>Okunuş ve yazışıŋ birebir olmaktan sapmasınıŋ eŋ büyük örŋeği, şapkanıŋ kullanımınıŋ kısıtlanmasıdır. Evet, kısıtlanması&#8230; TDK yazım kuralları kılavuzunda hiçbir zaman şapka tamâmen kalkmış değildi. Ama TDK kendince bir mantık yaratmış. Diyor ki, eğer sözcüğüŋ şapkasızı farklı bir sözcüğe deŋk geliyorsa şapka konulur. Ama değilse şapka konulmazmış! Demeli, <em>Halam hâlâ buradayken hâlini soramayacakmışım ama halini sorabilirmişim</em>!</p>
<p>Şapkanıŋ sadece karıştırılmayacak durumlarda kullanılması bir tutarsızlıktır. Çünkü diyelim, aynı yazılan yeŋi bir sözcük dile katıldığında (bu sözcük yeŋi bir türetim de olabilir, diriltme ya da derleme de olabilir) bu kez tüm eski yazılanlar yaŋlış yazım olacak ve bu alışkanlığıŋ da o ândan başlayarak kırılması gerekecek. Ama bunlarıŋ tümünü bir yana bırakalım, bugün artık yeŋi kuşak şapkanıŋ kalktığını sanıyor, ya da zaten hiçbir zaman öğrenmedi!</p>
<p>*</p>
<p>Türkiye Türkçesinde ayrıca hiçbir dönem okunduğu gibi yazılmamış sözcükler de bulunur. Örŋeğin, <strong>var olmak</strong> yazarız ama <strong>/vaar olmak/</strong> okuruz. Oysa <strong>vardır</strong> derken <strong>/a/</strong> kısa söylenir.</p>
<p>Türk dillerinde birincil uzun ünlüler vardır. Birincil olması, onlarıŋ Ana Türkçede bulunduğu aŋlamında gelir (soŋradan olma değildir). Ancak ne yazık ki her Türk dilinde korunmamıştır. Bugün kurallı olarak uzunlukları koruyan sadece Türkmence, Halaçça ve Yakutça kalmıştır. Ayrıca Çuvaşçada uzun ünlülerin izleri açıkça barınır. Ama özünde bu kadar değil: Türkiye ve Azerbaycan Türkçelerinde de birincil uzun ünlüler korunmuştur!</p>
<p>Türkiye Türkçesinde kurallı olarak uzun ünlüler ardındaki sessizi yumuşatır (yumuşatılabilirse!). Örŋeğin, <strong>ad</strong> (isim) sözcüğü Eski Türkçedeki <strong>aat</strong> sözcüğünden gelir, Oysa <strong>at</strong> (beygir) sözcüğü kısa olduğu için yumuşamamıştır. Aynı biçimde <strong>od</strong> (ateş) sözcüğü de <strong>oot</strong> sözcüğünden gelir, oysa <strong>ot</strong> (bitki) kısa olup sert kalmıştır. Hattâ <strong>oda</strong> sözcüğü <strong>ootag</strong> (çadır, oda) sözcüğünden, o da <strong>oota-</strong> (ateş yakmak) ve soŋunda <strong>oot</strong> sözcüğünden gelir. Demeli; <strong>oda</strong>, ateş yakılıp içinde yaşanılan çadırdır. <strong>öc</strong>, <strong>öd</strong>, <strong>ödemek</strong>, <strong>yadırgamak</strong>, <strong>ard</strong> (artmak değil), <strong>ağarmak</strong> (aakarmak, ak olmak), <strong>çağırmak </strong>(çaakır-), &#8230; Örŋekler sürer gider.</p>
<p>Uzun ünlü içeren sözcüklerden biri de <strong>var</strong> sözcüğüdür (<strong>varmak</strong> değil, o kısa ünlülü). Eski Türkçede <strong>baar-</strong> sözcüğünden gelir, sık görülen /<strong>b-</strong>/ &#8216;den /<strong>v-</strong>/&#8217;ye olan dönüşümle&#8230; Demek ki Türkçedeki birincil uzun ünlüler, <strong>var olmak</strong> deyiminde korunmuştur. Bundan başka sanırım <strong>yâd</strong> (yabancı) &lt; <strong>yaat</strong> sözcüğünde korunur, tabî yaŋlış işitmiyorsam.</p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 196px; width: 1px; height: 1px;">ŋ</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/sapkasiz-cikmam-agbi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kyu Klavyeniŋ Götürdükleri</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kyu-klavyenin-goturdukleri/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kyu-klavyenin-goturdukleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 02:13:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[F klavye]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>
		<category><![CDATA[Q klavye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=491</guid>
		<description><![CDATA[İletmen gavurcası instant messenger yazılımlarında Türkçe yazımıŋ yoz yoz yozlaştığını hepimiz izleriz. Buna kamu arasında MeSeNe Türkçesi de denr. Özelliklerini hepimiz biliyoruz ama üstünden geçeyim biraz. Bir kere, Türkçe karakter yoktur diyemeyiz, var, ama bir tâne: ı. Bu i harfiniŋ yerinedir. Diğerleri olan ğ, ş, ö, ü, ç kesinlikle kullanılmaz. Tabi v yerine w, ayrıca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İletmen</strong> gavurcası <strong>instant messenger</strong> yazılımlarında Türkçe yazımıŋ yoz yoz yozlaştığını hepimiz izleriz. Buna kamu arasında <strong>MeSeNe Türkçesi</strong> de denr. Özelliklerini hepimiz biliyoruz ama üstünden geçeyim biraz. Bir kere, Türkçe karakter yoktur diyemeyiz, var, ama bir tâne: <strong>ı</strong>. Bu <strong>i</strong> harfiniŋ yerinedir. Diğerleri olan <strong>ğ</strong>, <strong>ş</strong>, <strong>ö</strong>, <strong>ü</strong>, <strong>ç</strong> kesinlikle kullanılmaz. Tabi <strong>v</strong> yerine <strong>w</strong>, ayrıca <strong>ğ</strong>/<strong>g</strong> yerine <strong>q</strong> kullanmak sadece gelenektendir.</p>
<p>Özünde Türkçeseverler bu duruma oldukça kızar, siŋirlenir; belki de öyle yapan arkadaşlarıyla tartışırlar bile. Oysa ben kızmıyorum, dinginim bu konuda. Çünkü, böyle yapmayıp özenle yazı yazmak daha çok enerji harcamak demektir. Bunu <strong>doğal</strong> karşılıyorum. Bir doğabilimci (fizikçi) olarak söylüyorum, doğada her şey <strong>eŋ az eylem ilkesi</strong>ne göre devinir. Demek istediğim, bir ışık bir yerden bir yere giderken eŋ az enerji harcayacağı yolu seçme eğilimindedir. Doğa böyleyken, doğanıŋ parçası olan insanlarıŋ böyle olmamasını bekleyemezsiŋiz. İnsanlarıŋ pek azı enerji harcamayı göze alır (Fizikte de bir yerden bir yere giden ışığıŋ da pek azı bunu yapar). <em></em></p>
<p><em>&#8220;Peki, düzgün Türkçe yazmak çok enerji mi gerektiriyor?&#8221;</em> diyenleri duyar gibi oldum. Kesinlikle bunu söylemek istemiyorum. Tersine, söylemek istediğim, yazmakta kullanılan aracıŋ Türkçe yazarken çok enerji harcattığıdır! Bu araç, <strong>Q klavyedir</strong>, benim deyimimle<strong> Kyu düğmelik</strong>. Köşeye Türkçe düğmeleri kakmasından <strong>devşirme</strong> de diyebilirsiŋiz.</p>
<p>Her diliŋ kendi düğmelik düzeni var (Fransızlar A düğmelik, Almanlar qwertz düğmelik kullanırlar). Türkçeniŋ düğmeliği <strong>Fe düğmelik</strong>tir. İhsan Yener, 1946&#8242;da bir Türk düğmeliğiniŋ ölçünleşmesi, standardlaşması üzerinde durmuş. Bunuŋ üzerine zamanınıŋ İhtisas Komisyonu on parmak Türkçe yazımı uzmanlıkla belirleyip 20 Ekim 1955 günü Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi&#8217;nden çıkarmış. En çok kullanılan harfler en ulaşılabilir yerlerde. Oysa kyu düğmelikte tam tersi.</p>
<p>Peki, ne oldu da kyu düğmeliğe zorlandık? Neden bilgisayar kuruluşları başta fe düğmelikli bilgisayarlar verirken birden kyu&#8217;ya gittiler? Klavye üretimi konusunda bir bahâne olmadığı da açık, çünkü kyu veya fe oluşu düğmeleriŋ yerleştirilmesiyle ilgili. Dizüstümüŋ güvencesi söz konusu olmasa gereç kutumu alır kyu düğmeleriŋ yerlerini değiştirip fe yapardım kendi ellerimle. İnsanıŋ diktatör olup kyu&#8217;yu yasaklayası geliyor. Bu sorun çözümlenmezse, düzgün yazım diye bir şey kalmayacak gibi görünüyor.</p>
<p style="text-align: right;">Oktay DOĞANGÜN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kyu-klavyenin-goturdukleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kekliği Düz Ovada Avlarlar</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kekligi-duz-ovada-avlarlar/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kekligi-duz-ovada-avlarlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 18:30:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çavlar (Haberler)]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[keklik]]></category>
		<category><![CDATA[keko]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>
		<category><![CDATA[Sevan Nişanyan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=457</guid>
		<description><![CDATA[Atalarımız çok özgün deyimler ve sözler söyleyip durmuşlar. Bu söz ve deyişleriŋ öyküsünü hep merâk etmişimdir. Ama sadece sözüŋ kendisinden başka bilgi olmadığından öyküyü sözden çıkarsamaktan ötesini yapamıyorum doğal olarak. Geçen gün, bu sıradan çıkarsamalardan birini de bir arkadaşıma &#8220;çala ağız&#8221; söylediydim: &#8220;kekliği düz ovada avlarlar&#8221;. Türkçede keklik diye bir hayvan var. Sözden, kekliğiŋ kolay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Atalarımız çok özgün deyimler ve sözler söyleyip durmuşlar. Bu söz ve deyişleriŋ öyküsünü hep merâk etmişimdir. Ama sadece sözüŋ kendisinden başka bilgi olmadığından öyküyü sözden çıkarsamaktan ötesini yapamıyorum doğal olarak. Geçen gün, bu sıradan çıkarsamalardan birini de bir arkadaşıma &#8220;çala ağız&#8221; söylediydim: <strong>&#8220;kekliği düz ovada avlarlar&#8221;</strong>.
</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
Türkçede <strong>keklik</strong> diye bir hayvan var. Sözden, kekliğiŋ kolay bir av olduğu aŋlaşılıyor zaten (ben hiç keklik avlamadım). Nitekim &#8220;kekliği düz ovada avlarlar&#8221; sözü; kolayca kandırılmış/tuzağa düşürülmüş, demeli, <strong>keklenmiş</strong> kişilere söylenilir; onları <strong>keklik</strong>le beŋzeştirerek. Ne de olsa durum<strong> çantada keklik</strong>tir.
</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
Söz konusu deyimlerdeki &#8220;keklik&#8221; sözcüğündeki <strong>+lik</strong> eki, açıkça &#8220;keklenmeye uygun&#8221; aŋlamı katmış oluyor. Demek ki <strong>kek</strong> diye bir kavram var! Evet var: &#8220;aptal, bön&#8221; aŋlamına geliyor. Kökenini bilmiyorum, bileni de bilmiyorum. Ama bildiğini sananı biliyorum.
</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
Sevan Nişanyan, sözlüğünde bu <strong>kek</strong> sözcüğü ile Kürtçeden alınan <strong>keko</strong> (amca, ağabey) sözcüklerini bir ve aynı düşünmüş!</p>
<blockquote><p><strong>keko/kek </strong><br />
xx/a  <em>aptal, bön</em> ~ <strong>Kürd</strong> <em>keko</em> ağabey, dayı</p></blockquote>
<p>Eh, ilk üç harfi tutuyor da aŋlamları tutmuyor. Sanıyorum Nişanyan, <strong>keko</strong> sözcüğünüŋ Türkçedeki aŋlamından etkilenmiş. Argoda <strong>keko</strong> bir hakâret hitabı gibidir, ancak bu açık bir aŋlam kaymasıdır çünkü Kürtçe hitap sözcükleriniŋ hakâret gibi bir aŋlamla argolaşması yaygın bir durum. Örŋeğin Mersin ve Adana yörelerinde <strong>keko</strong> (ağabey), <strong>kıro</strong> (arkadaş), <strong>bırçı</strong> (gelmek), <strong>kürt</strong> ve beŋzeri sözcükler kötü niyetli hitap ifâde eder. Bu, biraz da Kürtleri aşağı görme eğiliminden gelir (ne yazık ki). Buna karşılık, <strong>keklik</strong> sözcüğü 11. yüzyılda yazılmış Kaşgârlı Mahmûd&#8217;uŋ Divânü Lugâti&#8217;t-Türk sözlüğünde <strong>kekelik/keklik</strong> olarak geçiyor. Arada 9 yüzyıllık bir fark var. Kürtçeden <strong>keko</strong> sözcüğünü alalı 50 yıl olmamıştır.
</p>
<p style="text-align: right;">Oktay DOĞANGÜN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kekligi-duz-ovada-avlarlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuantum, Nice ve Nicem Sözcükleri Üzerine</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kuantum-nice-ve-nicem-sozcukleri-uzerine/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kuantum-nice-ve-nicem-sozcukleri-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 19:42:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[nice]]></category>
		<category><![CDATA[nicem]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=426</guid>
		<description><![CDATA[Uydurma (yaŋlış türetilmiş) sözcükler, Türkçeye yabancı dillerden alınmış sözcükleriŋ yaptığından daha çok zararlar verebilir. Alıntı sözcüğe karşılık olarak bir türetim yapılırken Türkçeniŋ yapısını bozmamaya dikkat edilmelidir. Örŋeğin; Nicem sözcüğü, ilk kez 1978'de fiziksel kimyacı ve düşün adamı Oktay Sinanoğlu tarafından önerilmişti[1]. Sözcüğüŋ soŋundaki ada gelen +m diye bir yapım eki, Türkçede bulunmuyor. Kısaca uydurma bir türetim. Ancak çarpıcı olan o ki; sözcüğüŋ geri kalanı olan nice, karşılamak istenilen sözcüğüŋ birebir karşılığıdır! ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Uydurma (yaŋlış türetilmiş) sözcükler, Türkçeye yabancı dillerden alınmış sözcükleriŋ yaptığından daha çok zararlar verebilir. Alıntı sözcüğe karşılık olarak bir türetim yapılırken Türkçeniŋ yapısını bozmamaya dikkat edilmelidir. <span style="font-weight: normal;">Örŋeğin; </span><strong>nicem</strong> sözcüğü, ilk kez 1978&#8242;de fiziksel kimyacı ve düşün adamı Oktay Sinanoğlu tarafından<span style="font-weight: normal;"> <strong>kuantum</strong> sözcüğünüŋ karşılığı olarak</span> önerilmişti[1]. Sözcüğüŋ soŋundaki ada gelen <strong>+m</strong> diye bir yapım eki Türkçede bulunmuyor. Kısaca <em>uydurma</em> bir türetim. Ancak çarpıcı olan o ki; sözcüğüŋ geri kalanı olan <strong>nice</strong>, karşılamak istenilen sözcüğüŋ birebir karşılığıdır! Bunu görebilmek için <strong>quantum</strong> ve <strong>nice</strong> sözcükleriniŋ kökenlerine karşılaştırmalı olarak bakma niyetindeyim.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">1619&#8242;da İngilizceye “pay, hisse, miktar” aŋlamıyla Latincededen geçen <strong>quantum</strong> sözcüğü, ünlü fizikçi Maks Plank&#8217;ıŋ[2] 1900&#8242;daki ünlü makâlesiyle fizikte kullanılmaya başlandı. Latince <strong>quantum</strong> sözcüğü, Latince <strong>quam</strong> (ne kadar) sözcüğünden, o da <strong>que</strong> (ne) sözcüğünden geliyor. İngilizcedeki <strong>quantity</strong> (nicelik, miktar); <strong>quantify</strong> (niceleme, miktar belirtme); <strong>question</strong> (soru); <strong>query</strong> (sorgu, istetme); <strong>to quest</strong> (sormak); Fransızcadeki <strong>que</strong> (ne); İspanyolcadeki <strong>que</strong> (ne) vb. sözcükler hep aynı kökten geliyor.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Türkçe <strong>nice</strong> sözcüğü ise şaşırtıcı bir biçimde beŋzer bir kökenleme içeriyor. Sözcük, ilk kez Orkun yazıtlarında <strong>néçe</strong> ve <strong>nénçe</strong> biçimlerinde görülüyor[3][4], Geŋel Türkçe kökü <strong>né</strong> (ne) biçimindedir. Anadolu Türkçesi ağızlarında sıklıkla kullanılırken yazı dilimizde <strong>nice</strong> sözcüğü, sadece &#8216;çokluk, miktar&#8217; aŋlamıyla kullanılıyor. Azerbaycan Türkçesinde <strong>neçə</strong> (nasıl, ne kadar) çok sık geçer. Türkmence <strong>nēçe</strong>, Kazakça, Özbekçe <strong>neçe</strong>, vb. birçok Türk dilinde barınıyor. Türkçede <strong>nicelik</strong> (quantity, miktar), <strong>nicele-</strong> (quantify, miktar belirtme), <strong>nicel</strong> (quantitative) sözcükleri de kökteşi olarak bulunuyor.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Görüldüğü gibi Avrupa dillerindeki köken ile Türkçedeki köken örtüşüyor; aynı aŋlamdaki kökten beŋzer bir türetimle günümüze ulaşmış iki sözcük. Bu yüzden, fizikte <strong>nicem kuramı</strong> yerine <strong>niceler kuramı</strong> demek daha aŋlamlıdır, üstelik uydurma bir sözcük değil, hattâ bilinen eŋ eski aŋlaşılır kaynakta (Orkun yazıtlarında) bulunan bir sözcük kullanılmış olur. Aynı biçimde <strong>ışık nicesi</strong> (light quanta), <strong>nicelenme</strong> (quantization) gibi terimler de düşünülebilir.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Oktay DOĞANGÜN</strong><br />
<img class="alignnone" title="y-ulati_oktay.png" src="http://turkcesivarken.com/belgeler/y-ulati_oktay.png" alt="" width="143" height="14" /></p>
<h3>Kaynakça.</h3>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">[1] Oktay Sinanoğlu, Fiziksel Kimya Terimleri Sözlüğü, TDK yayınları, Ankara, 1978.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">[2] 1918 Nobel ödüllü Alman fizikçi, Max Karl Ernst Ludwig Planck (1858 &#8211; 1947).</p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">[3] Talât Tekin, Orhon Yazıtları, TDK yayınları, Ankara, 2005.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">[4] Talât Tekin, Tonyukuk Yazıtı, Simurg yayınları, Ankara, 1994.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kuantum-nice-ve-nicem-sozcukleri-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yabancı Özel Adlarıŋ Yazımındaki Çelişki Üzerine</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/yabanci-ozel-adlarin-yazimindaki-celiski-uzerine/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/yabanci-ozel-adlarin-yazimindaki-celiski-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 18:19:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>
		<category><![CDATA[özel adların yazılışı]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı özel adlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=394</guid>
		<description><![CDATA[... Türk Dil Kurumu (TDK) yazım kılavuzunda yabancı özel adlarıŋ yazımı ikiye ayrılır: latin harfli dillerden gelenleriŋ yazımı ile diğerleriniŋ yazımı. Örŋeğin buna göre Türkçede, Almanca özel bir ad Almancada yazıldığı gibi yazılırken Arapça özel bir ad okunduğu gibi yazılır. Bu durumda Almanca, İngilizce gibi Latin kökenli abeceleri olan dilleriŋ ayrıcalıklı olduğu görülüyor. Doğal olarak bu durum, yabancı dilde yazıldığı gibi yazılan yabancı özel adlarıŋ <strong>okunamaması</strong> sorununu yaratıyor. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Geçenlerde bir yazıda Rus-Alman bir matematikçiniŋ adınıŋ Türkçedeki yazımına deŋk geldim. Adamcağızıŋ adını Almancada yazıldığı gibi, <strong>Minkowski</strong><span style="font-weight: normal;"> biçiminde yazmışlar</span>. Çoğumuz <strong>/folksvagen/</strong> diye okunan araç markası <strong>VolksWagen</strong>&#8216;den biliyor, Almancada <strong>w</strong> simgesi <strong>/v/</strong> diye okunur. Minkovski, o yazımı Rus İmparatorluğu&#8217;nuŋ Alman tarafında ve Zürih&#8217;te iken kullanıyordu. Oysa Rusçada <strong>/v/</strong> ile <strong>Минковский</strong> yani <strong>Minkovskiy</strong> yazılır.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Türk Dil Kurumu (TDK) yazım kılavuzunda, yabancı özel adlarıŋ yazımı ikiye ayrılır: (1) latin harfli dillerden gelenleriŋ yazımı ile (2) diğerleriniŋ yazımı. Örŋeğin buna göre Türkçede; Almanca özel bir ad, Almancada yazıldığı gibi yazılırken Arapça özel bir ad, okunduğu gibi yazılmalıymış. Bu durum, Almanca veya İngilizce gibi Latin kökenli abeceleri olan dilleri ayrıcalıklı kılmaz mı? Bu da, doğal olarak yabancı özel adlarıŋ <strong>okunamaması</strong> sorununu yaratıyor.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Yabancı özel adları okuyamama sorununu sık sık yaşarız. Örneğin bir matematik kitabında Fransız matematikçiniŋ adı, <strong>“Poincaré”</strong> olarak yazıldığında onu sık sık İngilizceymiş gibi <strong>/poynkeyr/</strong> biçiminde okuduğumuz oluyor. Adam, adınıŋ böyle okunmasına biraz uyuz olurdu sanırım (tıpkı adımıŋ İngilizler tarafından <strong>/oktey/</strong> diye okunmasına uyuz olmam gibi). Oysa bu matematikçiniŋ adı, <strong>Puankare</strong>&#8216;dir. Diğer türlü yazıp benim Fransız abecesini okuma kurallarıyla birlikte bildiğimi varsaymak, pek de gerçekçi olmasa gerek.</p>
<p>Abeceler, TDK tarafından belli ki salt simge yığınları olarak görülüyor. Oysa abeceler, simge yığını olmanıŋ dışında bu simgeler arasındaki ilişkileri de içerir. Örneğin, İngiliz abecesinde <strong>ch</strong> simge dizimi <strong>/ç/</strong> olarak okunurken yiŋe Latin kökenli abecesi olan Fransız abecesinde aynı yazım <strong>/ş/</strong> diye okunur. Yalŋızca ilişkiler değil, ses deŋlikleri de çok ayrıktır: <strong>e</strong> simgesi İngilizcede yerine göre <strong>/i, ö, e/</strong> okunabilirken Fransızcada /ö/ okunur (söz soŋunda ise okunmaz).</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Ben kendi yaşamımda bu çelişkiye karşı çıkıyorum. Ancak çok büyük dirençle de karşılaştım. Bir keresinde bir fizik kongresinde verdiğim bir sunumuŋ soŋundaki sorular kısmında bir diŋleyici, el kaldırıp sunumumda yabancı özel adları okunduğu gibi yazmamı eleştirmişti. Eleştiriniŋ dayanak noktası, bunuŋ adları yazılan kişilere bir saygısızlık olduğunu savunmasıydı. Soru soran kişiye göre, bir adı yazıldığı gibi değil de okunduğu gibi yazarsam saygısızlık etmiş olurmuşum! Oysa ben tam tersi olduğunu düşünüyordum. Kendi adıma ben adımıŋ /oktey/ diye okunmasını istemiyorum.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Özel adlarıŋ okunduğu gibi yazılmasınıŋ saygısızlık olduğu savınıŋ devâmında “diğer uluslar böyle yapmıyor, yazıldığı gibi yazıyor” düşüncesi de vardır. Oysa durum öyle değildir. Özel adları okunduğu gibi yazan uluslara örnek verdiğimde ise Avrupada olmadıklarından dolayı ezik sayılıp “ya, o ülkeyi geç” biçiminde tepkiler alıyorum. Özellikle bu &#8220;saygısız&#8221; tepkiniŋ Azerbaycan Türkçesine yapılmasına oldukça uyuz oluyorum. Azerbaycan Türkçesinde yabancı özel adlar okunduğu gibi yazılır. Bir Azerbaycan güncesinde (gazete) “Corç Buş Bakü&#8217;yə gəlib” biçiminde bir çav (haber) görürseŋiz şaşırmayıŋ.</p>
<p>Türkiye&#8217;de belli ki okunduğu gibi yazma aŋlayışı, geçmiş bir dönem için oluşmuş görünüyor. Örneğin temizlik markası Cif özünde Jif biçimindedir ancak markanıŋ kendisi Türkiye&#8217;de okunduğu biçimi tescil etmiştir. Bir diğer örnek de, İzmir&#8217;e gitmişseŋiz alaŋlarıŋ adlarınıŋ türlü dünya kentleri adlarından seçildiğini görebilirsiŋiz. Bu adlar gerçekten okunduğu gibi yazılıdırlar. İzmir&#8217;de alaŋ adlarından biri olan <strong>Montrö</strong>, Fransızcada <strong>Montreux</strong> biçiminde yazılır. Yazıldığı gibi yazılsaydı, İzmir halkınıŋ o alaŋı okuma çabalarını düşleyemiyorum! Nitekim bu durum karşılıklı görünüyor. Cumhuriyet&#8217;iŋ başında Avrupa basını, Türkiye&#8217;niŋ durumundan söz ederken örneğin önderimiziŋ adını “<strong>Mustapha Kamal</strong>” biçiminde yazmıştı ve bu yadırganacak bir durum değildi. Neden bunu yapan biz olunca yadırganalım ki?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Oktay DOĞANGÜN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/yabanci-ozel-adlarin-yazimindaki-celiski-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

