<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçesi Varken &#187; Oktay DOĞANGÜN</title>
	<atom:link href="http://turkcesivarken.com/yazar/oktay-dogangun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkcesivarken.com</link>
	<description>Başka sese benzemez ananın sesi, ararsan vardır her sözün Türkçesi.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Jul 2010 04:18:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Yeŋi Türkçe Dedikleri</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/yeni-turkce-dedikleri/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/yeni-turkce-dedikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 02:05:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çavlar (Haberler)]]></category>
		<category><![CDATA[derleme sözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[harf inkilabı]]></category>
		<category><![CDATA[harf yeniliği]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıca]]></category>
		<category><![CDATA[öz türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[tarama sözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[yeni türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=638</guid>
		<description><![CDATA[Çoğunlukla görülebildiği gibi, Türkçeniŋ bugünkü durumu çok iç açıcı değil. Geŋelde sözü edilen ve eŋ çok rahatsızlık veren şey, Türkçeye giren ve girmekte olan yabancı (özellikle Batı kökenli) sözcükler oluyor. Bunuŋ istenmemesiniŋ yanında, koyu bir biçimde tüm yabancı sözcükleriŋ (Arapça ve Farsça kökenliler de dâhil olmak üzere) dilden atılmasını isteyenler var. Bunuŋ soŋucunda aŋlaşılmaz bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Çoğunlukla görülebildiği gibi, Türkçeniŋ bugünkü durumu çok iç açıcı değil. Geŋelde sözü edilen ve eŋ çok rahatsızlık veren şey, Türkçeye giren ve girmekte olan yabancı (özellikle Batı kökenli) sözcükler oluyor. Bunuŋ istenmemesiniŋ yanında, koyu bir biçimde tüm yabancı sözcükleriŋ (Arapça ve Farsça kökenliler de dâhil olmak üzere) dilden atılmasını isteyenler var. Bunuŋ soŋucunda aŋlaşılmaz bir &#8220;öz&#8221; Türkçe oluştu diyoruz. Ancak bunuŋ karşı duruşu olarak, yabancı sözcükleriŋ girmesini isteyen ve bu sözcükleri övünçle kullananlar da var. Bu da aynı biçimde aŋlaşılmaz bir &#8220;Türkçe&#8221; oluşturuyor.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Aslında bu tür akımlar ve görüşler, Türkçeniŋ her döneminde ortaya çıkmış. Türkçeyi geliştirme amacında olan ve başarılı olanlardan en soŋuncusu da Atatürk&#8217;üŋ &#8220;dil devrimi&#8221; idi. Tırŋak içine aldım, çünkü bilerek </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>dil</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> ve </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>devrim</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> sözcüklerini kullandım. Bu süreciŋ yavaş ve özünde tamamlanmamış olması nedeniyle bu </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>devrim</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">den çok, bir </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>evrim</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">sayılabilir. Ancak devrimsi yanları da göze çarpıyor. Örŋeğin, bir şeyleri devirmiş, yerine başka bir şey getirmiş. İşte olay da tam burada kopuyor: devrilen ve yerine gelen şeyler ne?!</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bugün, çoğu insanıŋ bunu umursamaması dışında, bunu ya yaŋlış aŋlayanlarıŋ ya da bilerek başka yöne çekenleriŋ olduğunu gözlemledim. Gördüğüm kadarıyla, ya neyiŋ devrilip neyiŋ yerine geldiğini bilmiyoruz, ya da bu durum, bazılarının işine gelmiyor. İşine gelmeme olayını zâten hiç bir zaman aŋlayamadım! Ancak biraz daha saf düşünüp sâdece durumu aŋlamadığımızı varsayalım.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>TIRNAK İÇİNDE DİL</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Osmanlı&#8217;da bir ulus kaygısı olmadığından, ulusal dil aŋlayışı da yoktur. Bu yüzden, yazı dili olarak kullanılan Osmanlıcayı çoğu Türkolog, Türkçe saymaz. Ben bu tartışmaya girmeyeceğim, sadece Osmanlıcanıŋ “Osmanlı ulusçuluğu” kadar yapay bir dil olarak görmekle yetineceğim. Yalnızca sarayın yazışma dili olarak kullanılmış, zamanın aydıŋları tarafından hiçbir şekilde günlük yaşama tümleştirilemeyen bir dildir. Oysa halk hep kendi dilini konuşmuş.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Türkiye&#8217;nin resmî dili olan Türkiye Türkçesi, bir Oğuz Türkçesidir. Bunuŋ dışında Oğuz öbeğinde; Azerî Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi bulunuyor. Yâni, bunlar 11. yüzyılda tek bir dildi, sonradan ayrılıklar gösterdi. Türkiye Türkçesi de özünde, Oğuzcanıŋ </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>Anadolu Lehçesi</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">ne dayanır. Buna bazıları </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>Eski Osmanlıca</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">der</span></span></span><span style="color: #000000;"><sup><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[1]</span></span></sup></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">. Bu lehçe, halk tarafından konuşulurdu. Bu, bizim sandığımız Arapça, Farsça, Türkçe karışımı üçlü dil (lisân&#8217;ül salâse) değildir, tersine şu anki konuştuğumuz Türkçeniŋ ta kendisidir! Osmanlı devletiniŋ soŋ zamanlarına doğru bilimde Arapça ve yazınıŋ büyük bir kısmında Farsça kullanılırken halk hâlâ bu Türkçeyi konuşuyordu. Ne var ki, dil devriminde &#8220;giden/devrilen&#8221; Türkçe bu değildi! Yazınıŋ ilerleyen bölümlerinde savunacağım üzere bu, geri gelen Türkçedir!</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><br />
</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>TIRNAK İÇİNDE DEVRİM</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Mustafa Kemâl Atatürk&#8217;üŋ hızlandırdığı dil akımınıŋ devrim tanımına pek uymaması ancak bir devrim edâsı taşıması nedeniyle, buna &#8220;devrim&#8221; demek gelenek olmuştur. Burada <strong>devrim</strong> sözcüğü, yapılan şeyiŋ etkisiniŋ büyüklüğünü ifâde eden mecâzî bir kullanımdır. Hattâ, Atatürk&#8217;üŋ “dil devrimini” çoğumuz, özellikle eski nesil (örneğin babam), &#8220;harf devrimi&#8221; ya da &#8220;harf inkılâbı&#8221; olarak bilir. Çünkü Arap âbecesiniŋ Türk-Latin âbecesine geçişinden ibâret olarak bilinir. Oysa bu iki kavram aslında farklıdır. Harf inkılâbı ya da yeŋiliği, 1928&#8242;de olmuştur ve gerçekten sâdece âbeceyi ilgilendirir. Ancak &#8220;dil devrimi&#8221; diye söz edilen şey, 1932&#8242;de başlayıp 1935&#8242;te yoğunlaşan süreçtir ve âbece değişimi bunuŋ tetikleyicisidir. Kavramları gerçek anlamlarıyla ifâde etmek istersek, bu olaya &#8220;dilde arılaşma, gelişme ve halk diliniŋ resmî yazı dili hâline gelmesi&#8221; denilebilir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bu akım ile, Anadolu ağızlarından derlemeler yapılmış (Derleme Sözlüğü), eski yapıtlar taranıp Türkçe kökler bulunmuş (Tarama Sözlüğü), Anadolu dışında konuşulan Türk dillerinden yararlanılmış ve Türkçenin sözcük yapımına işlerlik kazandırılmış. Bütün bu girişimlerle ve yazı diliniŋ de toparlanmasıyla, halkıŋ eskiden beri konuştuğu bu Türkçe gelişmeye başlamış. Bu dönemden geri Orta Türkçe dönemi kapanmış ve Oğuz Türkçesiniŋ lehçeleri ayrı birer dil olma durumuna gelmeye başlamış[4]. Bu yüzden bu Türkçeye çoğunlukla &#8220;Türkiye Türkçesi&#8221; denir. Orta Türkçe dönemindeki Eski Anadolu lehçesiniŋ bugünkü hâlidir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>TIRNAK İÇİNDE ÖZ</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Dil devriminden hemen soŋra bu etkiden hareketle bazı çevreler bu işte aşırılığa kaçmıştır. Tarama Sözlüğünden bulunan onca sözcük bazen Türkçe sanılarak bazen yaŋlış aŋlamlarla Türkçeye katılmak istenmiştir. Olduğu gibi aktarılan bu sözcükler yiŋe dile zarar vermiş oldu. Örŋeğin bugün Türkçede hem <strong>otağ</strong> hem de <strong>oda</strong> sözcükleri bulunur. Oysa bunlar bir ve aynı sözcüklerdir. Sâdece, <strong>oda</strong> sözcüğü 13.yy ortalarında henüz ses dönüşümlerini geçirmediği sıralarda <strong>otag</strong> biçimindeydi. Çağataycanıŋ etkisiyle onu bir süre daha “çadır, oda” olarak kullanmayı sürdürmüşüz. Bu eŋ hafif örŋekti, yoksa dil devriminiŋ ilk ardıllarınıŋ yaptıkları çalışmalar ayrı bir yazı konusudur.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bugünlerde ise, TDK&#8217;ye atfedilen yalancı türetimlerle insanların gözü çok başarılı olarak korkutulmuş görünüyor. &#8220;Çok oturgaçlı götürgeç&#8221;, &#8220;uçan avrat&#8221; gibi sözcükler güyâ türetildi. Ne ki bunlar, türetim gücüne zarar vermiş durumda. Örneğin -gaç/-geç yapım eki bu biçimde yitirilmiş. Daha birçok işlekliğini yitirmiş ek sayılabilir. Bunlar bazı görüşlerce Türkçeye yapılan komplolar olarak görülüyor. Biz hâlâ saf düşünmeye devâm edelim.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Eminim çoğu kişi, sözcükleriŋ içinin boşaltığını düşünüyordur. Bir sözcük kullanıldığında, tam olarak o sözcüğüŋ karşıladığı kavram söylemek istenmiş midir gerçekten? O zaman, bu sözcüğüŋ Türkçe ya da yabancı kökenli olması fark eder miydi? İşte bu tür bir durumuŋ olmasınıŋ gerçek nedeni, sözcüğüŋ biçimsel olarak iyi çağrışım yapamamasıdır. Bu durumda bir sözcük, rastgele bir harf diziminden öte değildir. Yabancı sözcükler ister istemez öyledir, Türkçe bir sözcüğüŋ ise çağrışım yapması için Türkçeniŋ yapısı gereği kökünüŋ de konuşulan Türkçeye ait olması bir gerekliliktir. Örŋeğin </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>ardıç kuş</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> dediğimizde </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>ardıç</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> sözcüğünüŋ aŋlamı hiç sorgulanmaz. Sorgulansa bile, bir araştırma yapılmadıkça çağrışım yapacak hiçbir şey bulunmayabilir. Bunuŋ nedeni, Eski Türkçe</span></span></span><span style="color: #000000;"><sup><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[2]</span></span></sup></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>ār-</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">(dolaşmak, gezinmek) eyleminiŋ Türkiye Türkçesinde bulunmayıp bir iki türeviniŋ</span></span></span><span style="color: #000000;"><sup><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[3]</span></span></sup></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> kalmasıdır. Eğer bu köküŋ aŋlamını ilk kez duyduysaŋız, artık </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>ardıç</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> sözcüğünüŋ &#8220;dolaşan, gezinen&#8221; aŋlamını taşıdığı daha çok belirginleşmiş olsa gerek.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><br />
</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>TIRNAK İÇİNDE TÜRKÇE</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Osmanlı&#8217;nıŋ yazı dilindeki yozlaşması bugün halk diline inmiş görünüyor. Ancak bu kez, etki batıdan geliyor. Osmanlı&#8217;da da aydınlar doğuya özenip Arapça ve Farsça sözcük ve dil bilgisel yapıları Türkçeye zorla sokmaya çalışmışlardı (neyse ki bu, giden dille birlikte gömüldü). Ne var ki, bugün de aynı tür bir özentilikle Batı dilleri girişiyor. Ancak hâlâ saf davranıp bunun bilinçsizce yapıldığını varsayabiliriz. Ne de olsa benim için bunuŋ bilinçli ya da bilinçsiz olması değil, sonuçta olup olmaması önemli. Bugün, özellikle &#8217;80 sonrası kuşak olarak, çok az sözcükle konuşuyor ve yazıyoruz. Zâten okuduğumuzu ya da yazdığımızı kimse savunamaz. Demek ki düşünce üretmiyoruz ki yazma gereksinimimiz olmuyor!</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Türkleriŋ tarihine bakıldığında, özünde çok yazdığımız görülüyor. Durmadan yazmışız. Her gittiğimiz yerde her gördüğümüz şeyi yazmışız. Eŋ yakın örŋekle, şu ânda sadece Osmanlı Devlet arşivleri bile Avrupa&#8217;nıŋ o zamana kadar ulaşamadığı sayıda belge içeriyor</span></span></span><span style="color: #000000;"><sup><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[4]</span></span></sup></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">. Ancak 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde ne okur ne de yazar olduğumuzu görüyoruz. Şu ânda herhangi bir konudaki Türkçe kaynaklarıŋ azlığı herkesiŋ dikkatini çekmiştir. Çoğu dal için, bazı konularda Türkçe hiçbir kaynağa deŋ gelinmiyor. Bilgi üretmekten yoksun olsak bile, çeviri kültürümüzüŋ de gelişmediği çok açık. Diğer uluslar ise ellerine geçen her şeyi çevirir, bildikleri her şeyi yazar olmuşlar. Rolleri değiştirmişiz.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Eğer düşünce ya da bilgi üretseydik, tartışsaydık, konuşsaydık, yazsaydık, okusaydık; daha fazla sözcük bilme gereksinimi duyardık diye düşünüyorum. Böylece 500 sözcükle yetinmezdik (sayıyı salladım). Türkçeniŋ yetmediğini düşünmez ve bu yüzden, yabancı sözcükleriŋ girmesine izin vermezdik (onlar da girmeye can atmıyorlar ya!). İşte bu durum, &#8220;dil devrimi&#8221;yle &#8220;geri&#8221; gelen Türkçe sayılamaz; bu 500 sözcüklük dil, Türkiye Türkçesi sayılamaz. Asıl bu şey, tırnak içinde &#8220;Türkçe&#8221;dir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><em><strong>Dipçe.</strong></em></span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[1]</span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Fuat Bozkurt, “Türklerin Dili”, Kapı 2005, sayfa 330.</span></span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">[2] 5. yüzyıl ile 11. yüzyıl arası konuşulan Türkçe, Osmanlıca değil&#8230;</span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">[3] “art”, ”yorgun argın olmak”, ”aramak”, &#8230;</span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">[4] Jean Paul Roux, “Türklerin Tarihi”, Kabalcı 2005.</span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/yeni-turkce-dedikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şapkasız Çıkmam Ağbi!</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/sapkasiz-cikmam-agbi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/sapkasiz-cikmam-agbi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 00:45:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[şapka imi]]></category>
		<category><![CDATA[uzun ünlüler]]></category>
		<category><![CDATA[var olmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[Her ne kadar İstanbul ağzına göre telafuz yapsak da yazı dilinden konuşmaya ince ayrılıklar olduğu bilinir. Nitekim ilk zamanlarda Türkiye Türkçesiniŋ, okunduğu gibi yazılan ve yazıldığı gibi okunan bir dil olması istenmiştir. Soŋraları öyle olmaktan yâzmıştır ama o kadar da çok uzaklaşmamıştır. Okunuş ve yazışıŋ birebir olmaktan sapmasınıŋ eŋ büyük örŋeği, şapkanıŋ kullanımınıŋ kısıtlanmasıdır. Evet, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her ne kadar İstanbul ağzına göre telafuz yapsak da yazı dilinden konuşmaya ince ayrılıklar olduğu bilinir. Nitekim ilk zamanlarda Türkiye Türkçesiniŋ, okunduğu gibi yazılan ve yazıldığı gibi okunan bir dil olması istenmiştir. Soŋraları öyle olmaktan yâzmıştır ama o kadar da çok uzaklaşmamıştır.</p>
<p>Okunuş ve yazışıŋ birebir olmaktan sapmasınıŋ eŋ büyük örŋeği, şapkanıŋ kullanımınıŋ kısıtlanmasıdır. Evet, kısıtlanması&#8230; TDK yazım kuralları kılavuzunda hiçbir zaman şapka tamâmen kalkmış değildi. Ama TDK kendince bir mantık yaratmış. Diyor ki, eğer sözcüğüŋ şapkasızı farklı bir sözcüğe deŋk geliyorsa şapka konulur. Ama değilse şapka konulmazmış! Demeli, <em>Halam hâlâ buradayken hâlini soramayacakmışım ama halini sorabilirmişim</em>!</p>
<p>Şapkanıŋ sadece karıştırılmayacak durumlarda kullanılması bir tutarsızlıktır. Çünkü diyelim, aynı yazılan yeŋi bir sözcük dile katıldığında (bu sözcük yeŋi bir türetim de olabilir, diriltme ya da derleme de olabilir) bu kez tüm eski yazılanlar yaŋlış yazım olacak ve bu alışkanlığıŋ da o ândan başlayarak kırılması gerekecek. Ama bunlarıŋ tümünü bir yana bırakalım, bugün artık yeŋi kuşak şapkanıŋ kalktığını sanıyor, ya da zaten hiçbir zaman öğrenmedi!</p>
<p>*</p>
<p>Türkiye Türkçesinde ayrıca hiçbir dönem okunduğu gibi yazılmamış sözcükler de bulunur. Örŋeğin, <strong>var olmak</strong> yazarız ama <strong>/vaar olmak/</strong> okuruz. Oysa <strong>vardır</strong> derken <strong>/a/</strong> kısa söylenir.</p>
<p>Türk dillerinde birincil uzun ünlüler vardır. Birincil olması, onlarıŋ Ana Türkçede bulunduğu aŋlamında gelir (soŋradan olma değildir). Ancak ne yazık ki her Türk dilinde korunmamıştır. Bugün kurallı olarak uzunlukları koruyan sadece Türkmence, Halaçça ve Yakutça kalmıştır. Ayrıca Çuvaşçada uzun ünlülerin izleri açıkça barınır. Ama özünde bu kadar değil: Türkiye ve Azerbaycan Türkçelerinde de birincil uzun ünlüler korunmuştur!</p>
<p>Türkiye Türkçesinde kurallı olarak uzun ünlüler ardındaki sessizi yumuşatır (yumuşatılabilirse!). Örŋeğin, <strong>ad</strong> (isim) sözcüğü Eski Türkçedeki <strong>aat</strong> sözcüğünden gelir, Oysa <strong>at</strong> (beygir) sözcüğü kısa olduğu için yumuşamamıştır. Aynı biçimde <strong>od</strong> (ateş) sözcüğü de <strong>oot</strong> sözcüğünden gelir, oysa <strong>ot</strong> (bitki) kısa olup sert kalmıştır. Hattâ <strong>oda</strong> sözcüğü <strong>ootag</strong> (çadır, oda) sözcüğünden, o da <strong>oota-</strong> (ateş yakmak) ve soŋunda <strong>oot</strong> sözcüğünden gelir. Demeli; <strong>oda</strong>, ateş yakılıp içinde yaşanılan çadırdır. <strong>öc</strong>, <strong>öd</strong>, <strong>ödemek</strong>, <strong>yadırgamak</strong>, <strong>ard</strong> (artmak değil), <strong>ağarmak</strong> (aakarmak, ak olmak), <strong>çağırmak </strong>(çaakır-), &#8230; Örŋekler sürer gider.</p>
<p>Uzun ünlü içeren sözcüklerden biri de <strong>var</strong> sözcüğüdür (<strong>varmak</strong> değil, o kısa ünlülü). Eski Türkçede <strong>baar-</strong> sözcüğünden gelir, sık görülen /<strong>b-</strong>/ &#8216;den /<strong>v-</strong>/&#8217;ye olan dönüşümle&#8230; Demek ki Türkçedeki birincil uzun ünlüler, <strong>var olmak</strong> deyiminde korunmuştur. Bundan başka sanırım <strong>yâd</strong> (yabancı) &lt; <strong>yaat</strong> sözcüğünde korunur, tabî yaŋlış işitmiyorsam.</p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 196px; width: 1px; height: 1px;">ŋ</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/sapkasiz-cikmam-agbi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kyu Klavyeniŋ Götürdükleri</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kyu-klavyenin-goturdukleri/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kyu-klavyenin-goturdukleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 02:13:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[F klavye]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>
		<category><![CDATA[Q klavye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=491</guid>
		<description><![CDATA[İletmen gavurcası instant messenger yazılımlarında Türkçe yazımıŋ yoz yoz yozlaştığını hepimiz izleriz. Buna kamu arasında MeSeNe Türkçesi de denr. Özelliklerini hepimiz biliyoruz ama üstünden geçeyim biraz. Bir kere, Türkçe karakter yoktur diyemeyiz, var, ama bir tâne: ı. Bu i harfiniŋ yerinedir. Diğerleri olan ğ, ş, ö, ü, ç kesinlikle kullanılmaz. Tabi v yerine w, ayrıca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İletmen</strong> gavurcası <strong>instant messenger</strong> yazılımlarında Türkçe yazımıŋ yoz yoz yozlaştığını hepimiz izleriz. Buna kamu arasında <strong>MeSeNe Türkçesi</strong> de denr. Özelliklerini hepimiz biliyoruz ama üstünden geçeyim biraz. Bir kere, Türkçe karakter yoktur diyemeyiz, var, ama bir tâne: <strong>ı</strong>. Bu <strong>i</strong> harfiniŋ yerinedir. Diğerleri olan <strong>ğ</strong>, <strong>ş</strong>, <strong>ö</strong>, <strong>ü</strong>, <strong>ç</strong> kesinlikle kullanılmaz. Tabi <strong>v</strong> yerine <strong>w</strong>, ayrıca <strong>ğ</strong>/<strong>g</strong> yerine <strong>q</strong> kullanmak sadece gelenektendir.</p>
<p>Özünde Türkçeseverler bu duruma oldukça kızar, siŋirlenir; belki de öyle yapan arkadaşlarıyla tartışırlar bile. Oysa ben kızmıyorum, dinginim bu konuda. Çünkü, böyle yapmayıp özenle yazı yazmak daha çok enerji harcamak demektir. Bunu <strong>doğal</strong> karşılıyorum. Bir doğabilimci (fizikçi) olarak söylüyorum, doğada her şey <strong>eŋ az eylem ilkesi</strong>ne göre devinir. Demek istediğim, bir ışık bir yerden bir yere giderken eŋ az enerji harcayacağı yolu seçme eğilimindedir. Doğa böyleyken, doğanıŋ parçası olan insanlarıŋ böyle olmamasını bekleyemezsiŋiz. İnsanlarıŋ pek azı enerji harcamayı göze alır (Fizikte de bir yerden bir yere giden ışığıŋ da pek azı bunu yapar). <em></em></p>
<p><em>&#8220;Peki, düzgün Türkçe yazmak çok enerji mi gerektiriyor?&#8221;</em> diyenleri duyar gibi oldum. Kesinlikle bunu söylemek istemiyorum. Tersine, söylemek istediğim, yazmakta kullanılan aracıŋ Türkçe yazarken çok enerji harcattığıdır! Bu araç, <strong>Q klavyedir</strong>, benim deyimimle<strong> Kyu düğmelik</strong>. Köşeye Türkçe düğmeleri kakmasından <strong>devşirme</strong> de diyebilirsiŋiz.</p>
<p>Her diliŋ kendi düğmelik düzeni var (Fransızlar A düğmelik, Almanlar qwertz düğmelik kullanırlar). Türkçeniŋ düğmeliği <strong>Fe düğmelik</strong>tir. İhsan Yener, 1946&#8242;da bir Türk düğmeliğiniŋ ölçünleşmesi, standardlaşması üzerinde durmuş. Bunuŋ üzerine zamanınıŋ İhtisas Komisyonu on parmak Türkçe yazımı uzmanlıkla belirleyip 20 Ekim 1955 günü Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi&#8217;nden çıkarmış. En çok kullanılan harfler en ulaşılabilir yerlerde. Oysa kyu düğmelikte tam tersi.</p>
<p>Peki, ne oldu da kyu düğmeliğe zorlandık? Neden bilgisayar kuruluşları başta fe düğmelikli bilgisayarlar verirken birden kyu&#8217;ya gittiler? Klavye üretimi konusunda bir bahâne olmadığı da açık, çünkü kyu veya fe oluşu düğmeleriŋ yerleştirilmesiyle ilgili. Dizüstümüŋ güvencesi söz konusu olmasa gereç kutumu alır kyu düğmeleriŋ yerlerini değiştirip fe yapardım kendi ellerimle. İnsanıŋ diktatör olup kyu&#8217;yu yasaklayası geliyor. Bu sorun çözümlenmezse, düzgün yazım diye bir şey kalmayacak gibi görünüyor.</p>
<p style="text-align: right;">Oktay DOĞANGÜN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kyu-klavyenin-goturdukleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kekliği Düz Ovada Avlarlar</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kekligi-duz-ovada-avlarlar/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kekligi-duz-ovada-avlarlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 18:30:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Çavlar (Haberler)]]></category>
		<category><![CDATA[keklik]]></category>
		<category><![CDATA[keko]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>
		<category><![CDATA[Sevan Nişanyan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=457</guid>
		<description><![CDATA[Atalarımız çok özgün deyimler ve sözler söyleyip durmuşlar. Bu söz ve deyişleriŋ öyküsünü hep merâk etmişimdir. Ama sadece sözüŋ kendisinden başka bilgi olmadığından öyküyü sözden çıkarsamaktan ötesini yapamıyorum doğal olarak. Geçen gün, bu sıradan çıkarsamalardan birini de bir arkadaşıma &#8220;çala ağız&#8221; söylediydim: &#8220;kekliği düz ovada avlarlar&#8221;. Türkçede keklik diye bir hayvan var. Sözden, kekliğiŋ kolay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Atalarımız çok özgün deyimler ve sözler söyleyip durmuşlar. Bu söz ve deyişleriŋ öyküsünü hep merâk etmişimdir. Ama sadece sözüŋ kendisinden başka bilgi olmadığından öyküyü sözden çıkarsamaktan ötesini yapamıyorum doğal olarak. Geçen gün, bu sıradan çıkarsamalardan birini de bir arkadaşıma &#8220;çala ağız&#8221; söylediydim: <strong>&#8220;kekliği düz ovada avlarlar&#8221;</strong>.
</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
Türkçede <strong>keklik</strong> diye bir hayvan var. Sözden, kekliğiŋ kolay bir av olduğu aŋlaşılıyor zaten (ben hiç keklik avlamadım). Nitekim &#8220;kekliği düz ovada avlarlar&#8221; sözü; kolayca kandırılmış/tuzağa düşürülmüş, demeli, <strong>keklenmiş</strong> kişilere söylenilir; onları <strong>keklik</strong>le beŋzeştirerek. Ne de olsa durum<strong> çantada keklik</strong>tir.
</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
Söz konusu deyimlerdeki &#8220;keklik&#8221; sözcüğündeki <strong>+lik</strong> eki, açıkça &#8220;keklenmeye uygun&#8221; aŋlamı katmış oluyor. Demek ki <strong>kek</strong> diye bir kavram var! Evet var: &#8220;aptal, bön&#8221; aŋlamına geliyor. Kökenini bilmiyorum, bileni de bilmiyorum. Ama bildiğini sananı biliyorum.
</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
Sevan Nişanyan, sözlüğünde bu <strong>kek</strong> sözcüğü ile Kürtçeden alınan <strong>keko</strong> (amca, ağabey) sözcüklerini bir ve aynı düşünmüş!</p>
<blockquote><p><strong>keko/kek </strong><br />
xx/a  <em>aptal, bön</em> ~ <strong>Kürd</strong> <em>keko</em> ağabey, dayı</p></blockquote>
<p>Eh, ilk üç harfi tutuyor da aŋlamları tutmuyor. Sanıyorum Nişanyan, <strong>keko</strong> sözcüğünüŋ Türkçedeki aŋlamından etkilenmiş. Argoda <strong>keko</strong> bir hakâret hitabı gibidir, ancak bu açık bir aŋlam kaymasıdır çünkü Kürtçe hitap sözcükleriniŋ hakâret gibi bir aŋlamla argolaşması yaygın bir durum. Örŋeğin Mersin ve Adana yörelerinde <strong>keko</strong> (ağabey), <strong>kıro</strong> (arkadaş), <strong>bırçı</strong> (gelmek), <strong>kürt</strong> ve beŋzeri sözcükler kötü niyetli hitap ifâde eder. Bu, biraz da Kürtleri aşağı görme eğiliminden gelir (ne yazık ki). Buna karşılık, <strong>keklik</strong> sözcüğü 11. yüzyılda yazılmış Kaşgârlı Mahmûd&#8217;uŋ Divânü Lugâti&#8217;t-Türk sözlüğünde <strong>kekelik/keklik</strong> olarak geçiyor. Arada 9 yüzyıllık bir fark var. Kürtçeden <strong>keko</strong> sözcüğünü alalı 50 yıl olmamıştır.
</p>
<p style="text-align: right;">Oktay DOĞANGÜN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kekligi-duz-ovada-avlarlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuantum, Nice ve Nicem Sözcükleri Üzerine</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kuantum-nice-ve-nicem-sozcukleri-uzerine/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kuantum-nice-ve-nicem-sozcukleri-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 19:42:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[nice]]></category>
		<category><![CDATA[nicem]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=426</guid>
		<description><![CDATA[Uydurma (yaŋlış türetilmiş) sözcükler, Türkçeye yabancı dillerden alınmış sözcükleriŋ yaptığından daha çok zararlar verebilir. Alıntı sözcüğe karşılık olarak bir türetim yapılırken Türkçeniŋ yapısını bozmamaya dikkat edilmelidir. Örŋeğin; Nicem sözcüğü, ilk kez 1978'de fiziksel kimyacı ve düşün adamı Oktay Sinanoğlu tarafından önerilmişti[1]. Sözcüğüŋ soŋundaki ada gelen +m diye bir yapım eki, Türkçede bulunmuyor. Kısaca uydurma bir türetim. Ancak çarpıcı olan o ki; sözcüğüŋ geri kalanı olan nice, karşılamak istenilen sözcüğüŋ birebir karşılığıdır! ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Uydurma (yaŋlış türetilmiş) sözcükler, Türkçeye yabancı dillerden alınmış sözcükleriŋ yaptığından daha çok zararlar verebilir. Alıntı sözcüğe karşılık olarak bir türetim yapılırken Türkçeniŋ yapısını bozmamaya dikkat edilmelidir. <span style="font-weight: normal;">Örŋeğin; </span><strong>nicem</strong> sözcüğü, ilk kez 1978&#8242;de fiziksel kimyacı ve düşün adamı Oktay Sinanoğlu tarafından<span style="font-weight: normal;"> <strong>kuantum</strong> sözcüğünüŋ karşılığı olarak</span> önerilmişti[1]. Sözcüğüŋ soŋundaki ada gelen <strong>+m</strong> diye bir yapım eki Türkçede bulunmuyor. Kısaca <em>uydurma</em> bir türetim. Ancak çarpıcı olan o ki; sözcüğüŋ geri kalanı olan <strong>nice</strong>, karşılamak istenilen sözcüğüŋ birebir karşılığıdır! Bunu görebilmek için <strong>quantum</strong> ve <strong>nice</strong> sözcükleriniŋ kökenlerine karşılaştırmalı olarak bakma niyetindeyim.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">1619&#8242;da İngilizceye “pay, hisse, miktar” aŋlamıyla Latincededen geçen <strong>quantum</strong> sözcüğü, ünlü fizikçi Maks Plank&#8217;ıŋ[2] 1900&#8242;daki ünlü makâlesiyle fizikte kullanılmaya başlandı. Latince <strong>quantum</strong> sözcüğü, Latince <strong>quam</strong> (ne kadar) sözcüğünden, o da <strong>que</strong> (ne) sözcüğünden geliyor. İngilizcedeki <strong>quantity</strong> (nicelik, miktar); <strong>quantify</strong> (niceleme, miktar belirtme); <strong>question</strong> (soru); <strong>query</strong> (sorgu, istetme); <strong>to quest</strong> (sormak); Fransızcadeki <strong>que</strong> (ne); İspanyolcadeki <strong>que</strong> (ne) vb. sözcükler hep aynı kökten geliyor.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Türkçe <strong>nice</strong> sözcüğü ise şaşırtıcı bir biçimde beŋzer bir kökenleme içeriyor. Sözcük, ilk kez Orkun yazıtlarında <strong>néçe</strong> ve <strong>nénçe</strong> biçimlerinde görülüyor[3][4], Geŋel Türkçe kökü <strong>né</strong> (ne) biçimindedir. Anadolu Türkçesi ağızlarında sıklıkla kullanılırken yazı dilimizde <strong>nice</strong> sözcüğü, sadece &#8216;çokluk, miktar&#8217; aŋlamıyla kullanılıyor. Azerbaycan Türkçesinde <strong>neçə</strong> (nasıl, ne kadar) çok sık geçer. Türkmence <strong>nēçe</strong>, Kazakça, Özbekçe <strong>neçe</strong>, vb. birçok Türk dilinde barınıyor. Türkçede <strong>nicelik</strong> (quantity, miktar), <strong>nicele-</strong> (quantify, miktar belirtme), <strong>nicel</strong> (quantitative) sözcükleri de kökteşi olarak bulunuyor.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Görüldüğü gibi Avrupa dillerindeki köken ile Türkçedeki köken örtüşüyor; aynı aŋlamdaki kökten beŋzer bir türetimle günümüze ulaşmış iki sözcük. Bu yüzden, fizikte <strong>nicem kuramı</strong> yerine <strong>niceler kuramı</strong> demek daha aŋlamlıdır, üstelik uydurma bir sözcük değil, hattâ bilinen eŋ eski aŋlaşılır kaynakta (Orkun yazıtlarında) bulunan bir sözcük kullanılmış olur. Aynı biçimde <strong>ışık nicesi</strong> (light quanta), <strong>nicelenme</strong> (quantization) gibi terimler de düşünülebilir.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Oktay DOĞANGÜN</strong><br />
<img class="alignnone" title="y-ulati_oktay.png" src="http://turkcesivarken.com/belgeler/y-ulati_oktay.png" alt="" width="143" height="14" /></p>
<h3>Kaynakça.</h3>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">[1] Oktay Sinanoğlu, Fiziksel Kimya Terimleri Sözlüğü, TDK yayınları, Ankara, 1978.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">[2] 1918 Nobel ödüllü Alman fizikçi, Max Karl Ernst Ludwig Planck (1858 &#8211; 1947).</p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">[3] Talât Tekin, Orhon Yazıtları, TDK yayınları, Ankara, 2005.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">[4] Talât Tekin, Tonyukuk Yazıtı, Simurg yayınları, Ankara, 1994.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kuantum-nice-ve-nicem-sozcukleri-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yabancı Özel Adlarıŋ Yazımındaki Çelişki Üzerine</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/yabanci-ozel-adlarin-yazimindaki-celiski-uzerine/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/yabanci-ozel-adlarin-yazimindaki-celiski-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 18:19:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>
		<category><![CDATA[özel adların yazılışı]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı özel adlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=394</guid>
		<description><![CDATA[... Türk Dil Kurumu (TDK) yazım kılavuzunda yabancı özel adlarıŋ yazımı ikiye ayrılır: latin harfli dillerden gelenleriŋ yazımı ile diğerleriniŋ yazımı. Örŋeğin buna göre Türkçede, Almanca özel bir ad Almancada yazıldığı gibi yazılırken Arapça özel bir ad okunduğu gibi yazılır. Bu durumda Almanca, İngilizce gibi Latin kökenli abeceleri olan dilleriŋ ayrıcalıklı olduğu görülüyor. Doğal olarak bu durum, yabancı dilde yazıldığı gibi yazılan yabancı özel adlarıŋ <strong>okunamaması</strong> sorununu yaratıyor. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Geçenlerde bir yazıda Rus-Alman bir matematikçiniŋ adınıŋ Türkçedeki yazımına deŋk geldim. Adamcağızıŋ adını Almancada yazıldığı gibi, <strong>Minkowski</strong><span style="font-weight: normal;"> biçiminde yazmışlar</span>. Çoğumuz <strong>/folksvagen/</strong> diye okunan araç markası <strong>VolksWagen</strong>&#8216;den biliyor, Almancada <strong>w</strong> simgesi <strong>/v/</strong> diye okunur. Minkovski, o yazımı Rus İmparatorluğu&#8217;nuŋ Alman tarafında ve Zürih&#8217;te iken kullanıyordu. Oysa Rusçada <strong>/v/</strong> ile <strong>Минковский</strong> yani <strong>Minkovskiy</strong> yazılır.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Türk Dil Kurumu (TDK) yazım kılavuzunda yabancı özel adlarıŋ yazımı ikiye ayrılır: latin harfli dillerden gelenleriŋ yazımı ile diğerleriniŋ yazımı. Örŋeğin buna göre Türkçede, Almanca özel bir ad Almancada yazıldığı gibi yazılırken Arapça özel bir ad okunduğu gibi yazılır. Bu durumda Almanca, İngilizce gibi Latin kökenli abeceleri olan dilleriŋ ayrıcalıklı olduğu görülüyor. Doğal olarak bu durum, yabancı dilde yazıldığı gibi yazılan yabancı özel adlarıŋ <strong>okunamaması</strong> sorununu yaratıyor.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Abeceler (alfabeler), TDK tarafından belli ki sadece simge yığını (kümesi) olarak görülüyor. Oysa abeceler, simge yığını olmanıŋ dışında simgeler arasındaki ilişkileri de içerir. Örŋeğin, İngiliz abecesinde <strong>ch</strong> simge dizimi <strong>/ç/</strong> olarak okunurken yiŋe Latin kökenli abecesi olan Fransız abecesinde <strong>/ş/</strong> diye okunur. Sadece ilişkiler değil, ses deŋlikleri de çok farklıdır: e simgesi İngilizcede yerine göre /i, ö, e/ okunabilirken Fransızcada /ö/ okunur.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Bir matematik kitabında bir Fransız matematikçi <strong>“Poincaré”</strong> olarak yazıldığında onu İngilizceymiş gibi <strong>/poynkeyr/</strong> biçiminde okuduğumuz çok oluyor. Adam, adınıŋ böyle okunmasına biraz uyuz olurdu sanırım (tıpkı adımıŋ İngilizler tarafından <strong>/oktey/</strong> diye okunmasına uyuz olduğum gibi). Oysa bu matematikçiniŋ adı, <strong>Puankare</strong>&#8216;dir. Diğer türlü yazıp benim Fransız abecesini bildiğimi varsaymak hiç de gerçekçi olmasa gerek.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Bir keresinde bir fizik kongresinde verdiğim bir sunumuŋ soŋundaki sorular kısmında bir diŋleyici, el kaldırıp sunumumda yabancı özel adları okunduğu gibi yazmamı eleştirmişti. Eleştiriniŋ dayanak noktası, bunuŋ adları yazılan kişilere bir saygısızlık yaptığım savıydı. Soru soran kişiye göre, bir adı yazıldığı gibi değil de okunduğu gibi yazarsam saygısızlık etmiş olurmuşum! Oysa ben tam tersi olduğunu düşünüyordum.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Özel adlarıŋ okunduğu gibi yazılmasınıŋ saygısızlık olduğu savınıŋ devâmında “diğer uluslar böyle yapmıyor, yazıldığı gibi yazıyor” düşüncesi de vardır. Oysa durum öyle değil. Özel adları okunduğu gibi yazan uluslara örŋek verdiğimde ise Avrupada olmadıklarından dolayı ezik sayılıp “ya, o ülkeyi geç” biçiminde tepkiler alıyorum. Özellikle bu saygısız tepkiniŋ Azerbaycan Türkçesine yapılmasına oldukça uyuz oluyorum. Azerbaycan Türkçesinde yabancı özel adlar okunduğu gibi yazılır. Bir Azerbaycan güncesinde (gazete) “Corç Buş Bakü&#8217;yə gəlib” biçiminde bir çav (haber) görürseŋiz şaşırmayıŋ.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Türkiye&#8217;de belli ki bu aŋlayış bir zaman için oluşmuş görünüyor. Örŋeğin temizlik markası Cif özünde Jif biçimindedir ancak markanıŋ kendisi okunduğu biçimi Türkiye&#8217;de tescil etmiştir. Bir diğer örŋek de, İzmir&#8217;e gitmişseŋiz alaŋlarıŋ adlarınıŋ çeşitli dünya kentleri adlarından seçildiğini görebilirsiŋiz. Bu adlar gerçekten okunduğu gibi yazılıdırlar. İzmir&#8217;de alaŋ adlarından biri olan <strong>Montrö</strong>, Fransızcada <strong>Montreux</strong> biçiminde yazılır. Yazıldığı gibi yazılsaydı, İzmir halkınıŋ o alaŋı okuma çabalarını düşleyemiyorum. Nitekim bu durum karşılıklıdır. Cumhuriyet&#8217;iŋ başında Avrupa basını Türkiye&#8217;niŋ durumundan söz ederken önderimiziŋ adını “<strong>Mustapha Kamal</strong>” biçiminde yazmıştı ve bu yadırganacak bir durum değildi. Neden bunu yapan biz olunca yadırganalım ki?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Oktay DOĞANGÜN</strong><br />
<img title="y-ulati_oktay.png" src="../belgeler/y-ulati_oktay.png" alt="" width="143" height="14" /></p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/yabanci-ozel-adlarin-yazimindaki-celiski-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30. Damga: Geŋizcil N</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/30-damga-genizcil-n-nn/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/30-damga-genizcil-n-nn/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2009 19:53:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[30. damga]]></category>
		<category><![CDATA[genizcil n]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[... Geŋizcil n sesi, Türkçeniŋ eski bir sesi olmakla birlikte bugün çoğu Türk dilinde hâlâ bulunur. Türkiye Türkçesiniŋ Doğu ve Rumeli ağızları dışında tüm ağızlarında vardır[1]. Öndamakla /n/ sesi verirken, art damakla hafif bir /ğ,g/ sesi verilmesiyle çıkar. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Dizi ve filmlerde “Recep İvedik”, Levent Kırca gibi güldüren kişiler, doğallık göstergesi olsun diye midir bilmiyorum, çoğu kez yöresel konuşurlar. Bu konuşmalarında yoğun bir biçimde geŋizcil sesler çıkarırlar. Bunlardan biri de <strong>geŋizcil n</strong> sesidir.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Geŋizcil n sesi, Türkçeniŋ eski bir sesi olmakla birlikte bugün çoğu Türk dilinde hâlâ bulunur. Türkiye Türkçesiniŋ Doğu ve Rumeli ağızları dışında tüm ağızlarında vardır[1]. Öndamakla /<strong>n</strong>/ sesi verirken, art damakla hafif bir /<strong>ğ,g</strong>/ sesi verilmesiyle çıkar.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Bugün Türkiye Türkçesiniŋ yazı dilinde bulunmamasınıŋ nedeni, Dil Devriminde (1932) ve ondan önce harf yeŋiliğinde (1928), Türkiye Türkçesiniŋ ana ağzınıŋ İstanbul ağzına yakın oluşturulmasıdır. Batı ve Rumeli ağızlarında <strong>/ğ/</strong> ve dolayısıyla <strong>/nğ, ŋ/</strong> sesi yoktur. Bu yüzden “ağaç” yerine /<strong>aaç/</strong>, “boğaz” yerine <strong>/buaz/</strong>, “olduğu” yerine <strong>/olduu/</strong> vb. denir. Hattâ, geŋizcil /n/ içeren bazı sözcükler <strong>/ğ/</strong> olup aynı yitme durumuna gelir: “soŋra” yerine <strong>/soora/</strong> gibi.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Osmanlı yazı dilinde ve 19. yüzyıla dek Orta Asyada yazı dili olan Çağataycada bu ses için bir harf kullanılmıştır. Harfiŋ adı <strong>nef</strong> ya da <strong>kef-i nûn</strong> (n&#8217;niŋ k&#8217;si) olup Arapçanıŋ <strong>kef</strong> harfine üç nokta konularak yapılıyordu: <span style="font-family: Tahoma;"><strong>ڭ</strong></span>. Osmanlı yazı dilinde Türkçe pek önem görmemiş olduğu hâlde bu sesiŋ barınması özünde Selçuklularıŋ bu yazı dilini oluştururken hâlen geŋizcil /n/ kullanması olmalıdır. Bu harf, yiŋe Arap harfli olan Eski Çağatayca yazı dilinden kalma bir öğedir.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Kullanıldığı yerler oldukça kolaydır, nitekim yöresel konuşanlar (şehirli olsalar bile) sanki içlerine doğmuş gibi doğru yerlerde kullanırlar. Kullanımını sınıflandırmak istersek; (1) iyelik ve tamlama eki olarak, (2) buyrum/emir kipi olarak ve (3) bazı sözcüklerde kullanıldığını söyleyebilirim. Ayrıca üç sözcükte de istisnâ olarak geŋizcil /n/ bulunur: <strong>baŋa</strong>, <strong>saŋa</strong>, <strong>oŋa</strong>. Kullanım yerlerini aşağıda bulabilirsiŋiz.</p>
<h3><strong>1. İyelik ve tamlama eki</strong></h3>
<p>Adlara gelen tamlamalarda kullanılan <strong>+ıŋ</strong> eki, bu sesle okunur. Örŋekler:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Seniŋ adıŋ ne?&#8221;</em></p></blockquote>
<blockquote><p><em>&#8220;Atatürk&#8217;üŋ bir atı vardı<br />
Etilerden beri yaşardı&#8221;</em> [2]</p></blockquote>
<blockquote><p><em>&#8220;1335 senesi mayısıŋ 19&#8242;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım.</em>&#8221; [3]</p></blockquote>
<h3><strong>2. Buyrum kipi</strong></h3>
<p>Buyrum kipiniŋ 2. çoğul kişi eki bu sesi içerir:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Kendiŋiz için değil, bağlı bulunduğuŋuz ulus için elbirliği ile çalışıŋız. Çalışmalarıŋ en yükseği budur.&#8221;</em> [4]</p></blockquote>
<h3><strong>3. Bazı sözcüklerde</strong></h3>
<p>Bu aşağıda dizdiğim sözcükler[5] Osmanlı yazı dilinde geçip birincil geŋizcil /n/ içeren sözcüklerdir. Bu dizine Osmanlı yazı dilinde geŋizcil olup da gerçekte geŋizcil olmayan sözcükler alınmamıştır.</p>
<blockquote>
<p align="left"><strong>A</strong> aŋmak, aŋlamak, aŋlaşmak, aŋdırmak, aŋırmak, alaŋ<br />
<strong>B</strong> biŋ, beŋzemek, biŋbaşı, buŋamak, beŋiz, beŋ (yüzdeki leke)<br />
<strong>Ç</strong> çeŋe, çaŋ<br />
<strong>D</strong> deŋiz, deŋemek, doŋmak, deŋ, doŋdurma, diŋlenmek, diŋlemek, diŋmek, düŋür, doŋuz (domuz), deriŋ<br />
<strong>E</strong> eŋse, eŋ (sıfat)<br />
<strong>G</strong> geŋiş, geŋiz, göŋül<br />
<strong>İ</strong> iŋlemek, iriŋ, iŋek<br />
<strong>K</strong> koŋuşmak, kaŋlu (kağnı), karaŋlık<br />
<strong>O</strong> oŋur, oŋurga (omurga)<br />
<strong>Ö</strong> öŋ, öŋce, öŋlemek, öŋlük, öŋcü, öŋdin<br />
<strong>P</strong> pıŋar<br />
<strong>S</strong> soŋra, soŋ, siŋek, siŋir, siŋsi, siŋmek, süŋgü, saŋsar<br />
<strong>T</strong> taŋ, taŋrı, tırŋak<br />
<strong>Y</strong> yeŋi, yalŋız, yaŋlış, yaŋılmak, yalıŋ, yaŋak, yaŋaşmak, yeŋiçeri, yaŋ, yüŋ, yeŋmek, yaŋkı, yaŋsımak</p></blockquote>
<p style="text-align: right;"><strong>Oktay DOĞANGÜN</strong><br />
<img title="y-ulati_oktay.png" src="../belgeler/y-ulati_oktay.png" alt="" width="143" height="14" /></p>
<h2>Kaynakça.</h2>
<p align="left">[1] H. Boeschoten, <em>Aspects of Language Variation. Turkish Linguistics Today</em> , sayfa 150-193., 1991</p>
<p align="left">[2] Melih Cevdet Anday, <em>“Atatürk&#8217;ün Bir Saati Vardı”</em> (şiir).</p>
<p align="left">[3] Mustafa Kemâl Atatürk, <em>Nutuk</em>, sayfa 1, 1928 (Arap harfli baskı).</p>
<p align="left">[4] Mustafa Kemâl Atatürk özdeyişi.</p>
<p align="left">[5] Bu sözcük dizini, Tuğrul Çavdar&#8217;ıŋ Şemseddin Sâmî&#8217;niŋ <strong>Kâmûs-i Türkî</strong> sözlüğünden özenle derlediği sözcüklerden oluşmuş olup, özünde geŋizcil olmayan “<strong>en</strong> (boyut), <strong>engin</strong>, <strong>gelin</strong>, <strong>konuşmak</strong>, <strong>konşu</strong> (komşu), <strong>konuk</strong>, <strong>konak</strong>, <strong>ün</strong>, <strong>ünlü</strong>, <strong>yanaşmak</strong>, <strong>yan</strong>, <strong>yön</strong>, <strong>yenmek</strong>” sözcükleri çıkartılmıştır. Bu derlemesi için Tuğrul Çavdar Hocama saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.</p>
<p align="left">
<p><em>Yazışmalık bağlantısı :</em><br />
<span style="color: #000080;"><span lang="zxx"><span style="text-decoration: underline;"><a href="../../../../../yazismalik/index.php?topic=779.0" target="_blank">http://turkcesivarken.com/yazismalik/index.php?topic=779.0</a></span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
<div style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px;"><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 		H3 { margin-bottom: 0.21cm } 		H3.western { font-family: "Arial", sans-serif } 		H3.cjk { font-family: "DejaVu Sans" } 		H3.ctl { font-family: "Tahoma" } 		H2 { margin-bottom: 0.21cm } 		H2.western { font-family: "Arial", sans-serif; font-size: 14pt; font-style: italic } 		H2.cjk { font-family: "DejaVu Sans"; font-size: 14pt; font-style: italic } 		H2.ctl { font-family: "Tahoma"; font-size: 14pt; font-style: italic } 		A:link { so-language: zxx } -->Dizi ve filmlerde “Recep İvedik”, Levent Kırca gibi güldüren kişiler, doğallık göstergesi olsun diye midir bilmiyorum, çoğu kez yöresel konuşurlar. Bu konuşmalarında yoğun bir biçimde geŋizcil sesler çıkarırlar. Bunlardan biri de <strong>geŋizcil n</strong> sesidir.</p>
<p>Geŋizcil n sesi, Türkçeniŋ eski bir sesi olmakla birlikte bugün çoğu Türk dilinde hâlâ bulunur. Türkiye Türkçesiniŋ Doğu ve Rumeli ağızları dışında tüm ağızlarında vardır[1]. Öndamakla /<strong>n</strong>/ sesi verirken, art damakla hafif bir /<strong>ğ,g</strong>/ sesi verilmesiyle çıkar.</p>
<p>Bugün Türkiye Türkçesiniŋ yazı dilinde bulunmamasınıŋ nedeni, Dil Devriminde (1932) ve ondan önce harf yeŋiliğinde (1928), Türkiye Türkçesiniŋ ana ağzınıŋ İstanbul ağzına yakın oluşturulmasıdır. Batı ve Rumeli ağızlarında <strong>/ğ/</strong> ve dolayısıyla <strong>/nğ, ŋ/</strong> sesi yoktur. Bu yüzden “ağaç” yerine /<strong>aaç/</strong>, “boğaz” yerine <strong>/buaz/</strong>, “olduğu” yerine <strong>/olduu/</strong> vb. denir. Hattâ, geŋizcil /n/ içeren bazı sözcükler <strong>/ğ/</strong> olup aynı yitme durumuna gelir: “soŋra” yerine <strong>/soora/</strong> gibi.</p>
<p>Osmanlı yazı dilinde ve 19. yüzyıla dek Orta Asyada yazı dili olan Çağataycada bu ses için bir harf kullanılmıştır. Harfiŋ adı <strong>nef</strong> ya da <strong>kef-i nûn</strong> (n&#8217;niŋ k&#8217;si) olup Arapçanıŋ <strong>kef</strong> harfine üç nokta konularak yapılıyordu: <span style="font-family: Tahoma;"><strong>ڭ</strong></span>. Osmanlı yazı dilinde Türkçe pek önem görmemiş olduğu hâlde bu sesiŋ barınması özünde Selçuklularıŋ bu yazı dilini oluştururken hâlen geŋizcil /n/ kullanması olmalıdır. Bu harf, yiŋe Arap harfli olan Eski Çağatayca yazı dilinden kalma bir öğedir.</p>
<p>Kullanıldığı yerler oldukça kolaydır, nitekim yöresel konuşanlar (şehirli olsalar bile) sanki içlerine doğmuş gibi doğru yerlerde kullanırlar. Kullanımını sınıflandırmak istersek; (1) iyelik ve tamlama eki olarak, (2) buyrum/emir kipi olarak ve (3) bazı sözcüklerde kullanıldığını söyleyebilirim. Ayrıca üç sözcükte de istisnâ olarak geŋizcil /n/ bulunur: <strong>baŋa</strong>, <strong>saŋa</strong>, <strong>oŋa</strong>. Kullanım yerlerini aşağıda bulabilirsiŋiz.</p>
<h3 class="western"><strong>1. İyelik ve tamlama eki</strong></h3>
<p>Adlara gelen tamlamalarda kullanılan <strong>+ıŋ</strong> eki, bu sesle okunur. Örŋekler:</p>
<p><em>&#8220;Seniŋ adıŋ ne?&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Atatürk&#8217;üŋ bir atı vardı<br />
Etilerden beri yaşardı&#8221;</em> [2]</p>
<p><em>&#8220;1335 senesi mayısıŋ 19&#8242;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım.</em>&#8221; [3]</p>
<h3 class="western"><strong>2. Buyrum kipi</strong></h3>
<p>Buyrum kipiniŋ 2. çoğul kişi eki bu sesi içerir:<br />
<em>&#8220;Kendiŋiz için değil, bağlı bulunduğuŋuz ulus için elbirliği ile çalışıŋız. Çalışmalarıŋ en yükseği budur.&#8221;</em> [4]</p>
<h3 class="western"><strong>3. Bazı sözcüklerde</strong></h3>
<p>Bu aşağıda dizdiğim sözcükler[5] Osmanlı yazı dilinde geçip birincil geŋizcil /n/ içeren sözcüklerdir. Bu dizine Osmanlı yazı dilinde geŋizcil olup da gerçekte geŋizcil olmayan sözcükler alınmamıştır.</p>
<p align="left"><strong>A</strong> aŋmak, aŋlamak, aŋlaşmak, aŋdırmak, aŋırmak, alaŋ<br />
<strong>B</strong> biŋ, beŋzemek, biŋbaşı, buŋamak, beŋiz, beŋ (yüzdeki leke)<br />
<strong>Ç</strong> çeŋe, çaŋ<br />
<strong>D</strong> deŋiz, deŋemek, doŋmak, deŋ, doŋdurma, diŋlenmek, diŋlemek, diŋmek, düŋür, doŋuz (domuz), deriŋ<br />
<strong>E</strong> eŋse, eŋ (sıfat)<br />
<strong>G</strong> geŋiş, geŋiz, göŋül<br />
<strong>İ</strong> iŋlemek, iriŋ, iŋek<br />
<strong>K</strong> koŋuşmak, kaŋlu (kağnı), karaŋlık<br />
<strong>O</strong> oŋur, oŋurga (omurga)<br />
<strong>Ö</strong> öŋ, öŋce, öŋlemek, öŋlük, öŋcü, öŋdin<br />
<strong>P</strong> pıŋar<br />
<strong>S</strong> soŋra, soŋ, siŋek, siŋir, siŋsi, siŋmek, süŋgü, saŋsar<br />
<strong>T</strong> taŋ, taŋrı, tırŋak<br />
<strong>Y</strong> yeŋi, yalŋız, yaŋlış, yaŋılmak, yalıŋ, yaŋak, yaŋaşmak, yeŋiçeri, yaŋ, yüŋ, yeŋmek, yaŋkı, yaŋsımak</p>
<p align="left">
<h2 class="western">Kaynakça.</h2>
<p align="left">[1] H. Boeschoten, <em>Aspects of Language Variation. Turkish Linguistics Today</em> , sayfa 150-193., 1991</p>
<p align="left">[2] Melih Cevdet Anday, <em>“Atatürk&#8217;ün Bir Saati Vardı”</em> (şiir).</p>
<p align="left">[3] Mustafa Kemâl Atatürk, <em>Nutuk</em>, sayfa 1, 1928 (Arap harfli baskı).</p>
<p align="left">[4] Mustafa Kemâl Atatürk özdeyişi.</p>
<p align="left">[5] Bu sözcük dizini, Tuğrul Çavdar&#8217;ıŋ Şemseddin Sâmî&#8217;niŋ <strong>Kâmûs-i Türkî</strong> sözlüğünden özenle derlediği sözcüklerden oluşmuş olup, özünde geŋizcil olmayan “<strong>en</strong> (boyut), <strong>engin</strong>, <strong>gelin</strong>, <strong>konuşmak</strong>, <strong>konşu</strong> (komşu), <strong>konuk</strong>, <strong>konak</strong>, <strong>ün</strong>, <strong>ünlü</strong>, <strong>yanaşmak</strong>, <strong>yan</strong>, <strong>yön</strong>, <strong>yenmek</strong>” sözcükleri çıkartılmıştır. Bu derlemesi için Tuğrul Çavdar Hocama saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.</p>
<p align="left">
<p><em>Yazışmalık bağlantısı :</em><br />
<span style="color: #000080;"><span lang="zxx"><span style="text-decoration: underline;"><a href="../yazismalik/index.php?topic=779.0" target="_blank">http://turkcesivarken.com/yazismalik/index.php?topic=779.0</a></span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/30-damga-genizcil-n-nn/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
