<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçesi Varken &#187; Mehmet Alp BEYLİKLİ</title>
	<atom:link href="http://turkcesivarken.com/yazar/mehmet-beylikli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkcesivarken.com</link>
	<description>Başka sese benzemez ananın sesi, ararsan vardır her sözün Türkçesi.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Jul 2010 04:18:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Çek bir alfabe, millî olsun</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/cek-bir-alfabe-milli-olsun/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/cek-bir-alfabe-milli-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 01:25:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Alp BEYLİKLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[alfabe]]></category>
		<category><![CDATA[alfabeler]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[diller]]></category>
		<category><![CDATA[harf]]></category>
		<category><![CDATA[harf devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Nişanyan]]></category>
		<category><![CDATA[Sevan]]></category>
		<category><![CDATA[Sevan Nişanyan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=996</guid>
		<description><![CDATA[Sevan Nişanyan'ıñ Taraf çavlığında yayımlanan <strong>Harf Devrimi</strong> başlıklı yazısını aktarıyorum;
<blockquote>Türkler tarihin en eşsiz milletidir, onu biliyoruz, tamam, peki, güzel.
De, siz Türklerin şu eşsiz yönünü bilir miydiniz?
Tarihte sekiz ayrı alfabeyle yazılan yegâne dil Türkçedir. Bu rekora yaklaşan bir tek Farsça var, dörtte kalmış. Üçüncülük payesini paylaşan dillerin hepsi ikişer alfabede durmuşlar. Üç yapanı hatırlamıyorum. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevan Nişanyan&#8217;ıñ Taraf güncülünde yayımlanan <strong>Harf Devrimi</strong> başlıklı yazısını aktarıyorum;</p>
<blockquote><p>Türkler tarihin en eşsiz milletidir, onu biliyoruz, tamam, peki, güzel.<br />
De, siz Türklerin şu eşsiz yönünü bilir miydiniz?<br />
Tarihte sekiz ayrı alfabeyle yazılan yegâne dil Türkçedir. Bu rekora yaklaşan bir tek Farsça var, dörtte kalmış. Üçüncülük payesini paylaşan dillerin hepsi ikişer alfabede durmuşlar. Üç yapanı hatırlamıyorum.</p>
<p>Türkçeyi 8. yüzyılda ilk yazıya döktüklerinde Köktürk yazısını kullanmışlar, ki dilin yapısına tastamam uyan home-made bir alfabedir. Aradan yüz yıl geçmemiş Uygurlar Soğd yazısını adapte edip onunla yazmaya başlamışlar. Derken Türklerin yarısı Budist olunca Hindistan’dan ithal Brahmi yazısı revaç bulmuş. 11. yüzyılda Müslümanlığın gereğidir diye Arap yazısı benimsenip 800 küsur yıl onda karar kılınmış. 20. yüzyılda Türk milletlerinin yarısı Latin alfabesini, yarısı Kiril alfabesini seçti veya seçmek zorunda kaldı.</p>
<p>Ayrıca ta 14. yüzyıldan itibaren Ermeni ve Rum yazılarıyla yazılan hayli zengin bir Türkçe literatür de var.</p>
<p>Şimdi bana bu hadisenin ANLAMINI söyler misiniz? Alfabe sonuçta pratik bir iletişim aracı, bir sinyal sistemi, evet. Ama aynı zamanda bir kültür ve medeniyet alanının en temel, en tanımlayıcı ögesi, bir bakıma dinden ve dilden daha derin ortak paydası. Yunan alfabesi 2800 seneden beri Yunanlılığın herhalde tek değişmez unsuru olmuş. İbrani yazısı 2600 senedir değişmemiş, ulusal kimlikle özdeşleşmiş. Latin alfabesi 2400 yıldan beri Roma imparatorluğunun ve onun devamı olan Batı Avrupa medeniyetinin temel direğidir. Arap yazısı da öyle. Çin yazısı, Hint yazıları, Habeş yazısı, Ermeni yazısı keza.</p>
<p>Peki Türklerin çorap değiştirir gibi ikide bir yazı değiştirmesini neye yoracağız?</p>
<p>Hem bakın, düşündükçe neler geliyor akla. Tarihte dört büyük dine –Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, İslam- topluca bağlanan tek ulus var, o da Türkler. Yıllar önce bir sohbette Cemal Kafadar söylemişti de üstünde pek durmamıştım. Şimdi düşünüyorum, hakikaten fevkalade ilginç bir durum.</p></blockquote>
<p>Sayın Nişanyan <strong>Türkler</strong> adı altında, birbirinden farklı halkların tümünü aynı dili konuşuyor zannederek bu yazıyı kaleme aldı sanırım&#8230; Öncelikle bizler <strong>Oğuz</strong>&#8216;uz, Türkiye Türkleri, Azerbaycan Türkleri (<em>kuzey ve güney</em>), Gökoğuz Türkleri (<em>Gagauz</em>), Türkmenler&#8230; Bu halkların hiçbirisi târihlerinde<strong><em> Göktürk</em></strong>, <strong><em>Soğud</em></strong>, <strong><em>Brahmi</em></strong> alfabelerini kullanmadılar. Oğuzlar&#8217;dan kalma en eski yazılı eserler Arap kökenli alfabeyle başlar, günümüze ulaşabilen bu örneklerden daha eski Oğuzca metinler olmadığı için, daha önce hañgı abeceyi kullandıklarını bilemiyoruz. İlk olarak <strong>Göktürk</strong> abecesini kullandıklarını varsayarsak, Oğuzlar bu abeceden soñra <strong>Arap</strong>, ardından <strong>Latin</strong> abecesine geçmiştir, yâni sayı en fazla <strong>üç</strong>&#8216;tür, <strong>sekiz</strong> değil&#8230;</p>
<p>Eski çağlarda kullanılan abece ile inanılan dîn arasında bir bağ vardı, inanılan dîniñ kutsal metinleri hañgı abece ile yazılmışsa, insanlar o yazıyı kutsal sayma, öyle kabûl etme eğilimindeydiler. Bu nedenle dîn değiştirince geñelde abece de değiştiriliyordu.</p>
<p>Göktürklere baktığımızda <strong>millî</strong> bir inançları var, <strong>Kök Teñri</strong> dînine inanıyorlar ve kullandıkları yazı da dünyadaki üç özgün abeceden biri olan Köktürük Tamgaları. Daha soñra Uygurlar Budacılığı benimseyince Soğud kökenli yazıya geçiyorlar, ardından Müslüman olduklarında da Arap abecesini benimsiyorlar.</p>
<p>Meselâ, Ortodoks olan Ruslar da kendileri gibi Ortodoks olan Yunanlılarınñ abecesinden türetilmiş bir abece kullanıyorlar; Aziz Kiril ve kardeşi Metodiy tarafından türetilen Kiril abecesini&#8230; Sırpça, Hırvatça ve Boşnakça aynı dildir, ancak Ortodoks olan Sırplar Kiril, Katolik olan Hırvatlar ve Müslüman olan Boşnaklar Latin tabanlı abece kullanırlar. Eskiden Boşnaklar da Arap tabanlı abece kullanmaktaydılar, ancak Arap abecesi Boşnak dili için de pek uygun olmadığından Latin abecesine geçtiler. Eskiden Arap tabanlı abece kullanan Müslüman halklar arasında dilleri için uygun olmadığından Arap yazısını bırakıp Latin yazısına geçen ilk halk Arnavutlardır.</p>
<p>Yazınıñ önem kazandığı, hayatın içinde daha fazla yer almaya başladığı dönemlerde, artık inanç ile abece arasındaki bağ kopmuştur. Eski devirlerde, yazı sadece belli bir kesimin bildiği, hayatın içinde yer almayan bir unsurdu. Dergi, güncül (<em>gazete</em>), kitap gibi yazılı ürünler hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmaya başlayınca, halklar artık inanca değil, kullanılan abecenin dillerine uyup uymadığına bakar olmuşlardır. Hele ki günümüz koşullarında, yazı her yerdedir, kullandığıñız cep telefonundan, yemek piridiğiñiz fırınıñ üzerindeki düğmelere dek&#8230;</p>
<p>Türklerin ikide birde dîn değiştirdiği de doğru değildir, Nişanyan yiñe bütün Türk dili konuşan halkları sanki aynı halkmış gibi algılıyor&#8230; Oğuzlar ne zaman Budist olmuş? Manihist? Oğuzların bilinen ilk dînini yiñe Kök Teñri inancı varsayarsak, ikinci olarak İslâm&#8217;a geçmişlerdir, tâbi ki bu geçiş boyların dîn değiştirmesi şeklinde birbirlerinden bağımsız olmuştur, bir kapıdan geçer gibi hep beraber herkes aynı dîne geçmemiştir. Kimi Oğuzlar Anadoluda Hristiyan olmuştur, meselâ Karaman Türkleri Hristiyandı, mübâdele sırasında tümü Yunanistan&#8217;a gönderilerek kendi ellerimizle Yunanlılaştırıldılar. Yunan dilinde Türkçede bulunan /<strong>ı</strong>/ sesi yoktur, Türkçeden Yunanca&#8217;ya geçen sözcüklerdeki /ı/lar &gt; /i/ olur, sonuna da geñelde bir /-s/ takılır; <strong>Karamanlı</strong> Yunanca&#8217;ya geçtiğinde &gt; <strong>Karamanlis</strong> olur&#8230; Bugün Yunanistanda bu soyadı taşıyanların tümü öz be öz  <strong>Türk&#8217;tür</strong>&#8230;</p>
<p>Velhâsıl, Türklerin öyle çorap değiştirir gibi dîn ve alfabe değiştirdiği doğru değil. Uygur&#8217;u, Kırgız&#8217;ı, Tatar&#8217;ı, Oğuz&#8217;u sanki aynı coğrafyada yaşayan ve aynı dili konuşan bir tek halkmış gibi değerlendirirsek bu gibi yañılgılara kapılabiliriz.</p>
<p>Türkler&#8217;i bir kenara bırakalım da biz esas Ermeniler&#8217;e değinelim bence, o konu daha ilginç; zirâ dünya üzerinde &#8220;<em>bir tek adamın kendi başına türettiği</em>&#8221; bir alfabeyi kullanan başka bir halk yok&#8230; Aziz Mesrop Maştots <strong>405</strong> yılında, oturup <strong>kendi kendine</strong> bir alfabe türetmiş ve o yıldan beri Ermeniler bu alfabeyi kullanıyorlar ne ilginç değil mi? Aslında Ermeni alfabesi demek yañlış <strong>Mesrop Alfabesi</strong> denmeli, Kiril alfabesi dendiği gibi&#8230; Üstelik Aziz Kiril, Aziz Mesrop gibi &#8220;<strong>sıfırdan</strong>&#8221; harf peydah etmemiş, Yunancadakı büyük harfleri esas almış, birkaç harf de İbrancadan&#8230; Aziz Mesrop ise 5-6 harfi Yunanca&#8217;dan, 4-5 harfi Latin abecesinden alıp gerisini canı istediği gibi türetmiş&#8230; Dünya üzerindeki alfabeler arasında; <strong>türeticisi</strong>,<strong> türetiliş târihi</strong> belli olan <strong>tek</strong> alfabedir. Hattâ belki de türetildiği yer, oda, masa, sandalye bile bellidir (?) Böyle millî !? bir alfabe kullanmaktansa, çorap değiştirir gibi alfabe değiştirmek yeğdir bence&#8230; Aziz Mesrop&#8217;uñ göñlü kalemi kağıt üzerinde nasıl gezdirmek istediyse o şekilde ortaya çıkmış harflerden oluşan bir alfabeyi kullanmak ne kadar millîdir? Bu arada ek bir bilgi; Gürcü abecesini de Aziz Mesrop &#8220;türetmiştir&#8221;&#8230;</p>
<p>Ben de oturup bir <strong>Türk Alfabesi</strong> türetmeye karar verdim&#8230; Ama Türkler, <em>bir adamın kendi kendine</em> kalem gezdirerek ortaya çıkardığı bir abeceyi sanırım kullanmazlar, hele hele bu alfabeye millî diyeceklerini hiç sanmam&#8230; Bizler, Ermeniler kadar eşsiz değiliz ne yapalım&#8230;</p>
<p style="text-align: right"><strong>Mehmet Alp Beylikli</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/cek-bir-alfabe-milli-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Câhil Türkler</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/cahil-turkler/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/cahil-turkler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 14:25:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Alp BEYLİKLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[alıntı kelime]]></category>
		<category><![CDATA[alıntı kelimeler]]></category>
		<category><![CDATA[alıntı sözcük]]></category>
		<category><![CDATA[alıntı sözcükler]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[dirgen]]></category>
		<category><![CDATA[dirim]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[ekin]]></category>
		<category><![CDATA[evlek]]></category>
		<category><![CDATA[fidan]]></category>
		<category><![CDATA[fide]]></category>
		<category><![CDATA[gübre]]></category>
		<category><![CDATA[nadas]]></category>
		<category><![CDATA[Nişanyan]]></category>
		<category><![CDATA[orak]]></category>
		<category><![CDATA[Sevan Nişanyan]]></category>
		<category><![CDATA[tezek]]></category>
		<category><![CDATA[tırpan]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı kelime]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı kelimeler]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı sözcük]]></category>
		<category><![CDATA[Yabancı Sözcükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=864</guid>
		<description><![CDATA[Sevan Nişanyan&#8217;ıñ, Taraf güncülünde (gazetesinde) yayımlanan Evlek başlıklı yazısını aktarıyorum; Karasabanı toprağa saplayıp öküzleri dehledin mi tarlanın bir ucundan öbür ucuna bir yarık açılır. Bu yarığa Anadolu’da evlek derler. Domates fidesi dikmek için çapayla açtığın yarık da evlektir. İstanbul’da otururken ben de bilmezdim, sonradan öğrendim. 1490 küsur tarihli Cami-ül Fürs’te aynen bu anlamda geçiyor. Kim bilir daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevan Nişanyan&#8217;ıñ, <strong>Taraf</strong> güncülünde (<em>gazetesinde</em>) yayımlanan <strong>Evlek</strong> başlıklı yazısını aktarıyorum;</p>
<blockquote>
<p style="text-align: left">Karasabanı toprağa saplayıp öküzleri dehledin mi tarlanın bir ucundan öbür ucuna bir yarık açılır. Bu yarığa Anadolu’da <strong>evlek</strong> derler. Domates fidesi dikmek için çapayla açtığın yarık da evlektir. İstanbul’da otururken ben de bilmezdim, sonradan öğrendim.</p>
<p>1490 küsur tarihli Cami-ül Fürs’te aynen bu anlamda geçiyor. Kim bilir daha eskidir ama çok çok da eski değil, Ortaasya’dan gelen pakette yok, Türklerin bu coğrafyada öğrendiği yeni kavramlardan biri. Rumcası <em>auláki</em> diye yazılır, <strong>avláki</strong> okunur. Rumcadan Türkçeye geçişlerde kalın seslinin çoğu zaman ince sesliye döndüğünü, vurgusuz ekin de düştüğünü daha önce belirtmiştim. Dolayısıyla avláki &gt; evlek.</p>
<p>Daha da eskiye gidersek antik Yunanca <strong>aúlaks</strong>, tam aynı anlamda. Sondaki –s eril nominatif ekidir, modern Yunancada daima düşer, sesli ile yapılan ad eklerinden biri gelir, kelime vurgusu da bir sağa yürür. Misal, Eski Yu <em>phálanks</em> sopa, Yeni Yu <em>phalánga</em> aynı anlamda. Bizdeki <strong>falaka</strong> bundan mı gelir diye yüz senedir tartışmışlar, o batağa girmeye hiç niyetim yok. (Deminki kurala göre Türkçesinin *felenk olması lazım. Ama ya direkt Rumcadan değil de Arapça üzerinden gelmişse? Ya Yunancada lehçe meseleleri varsa? Tahmin edemeyeceğiniz kadar muamma bir kelime falaka.)</p>
<p>Tarımla ilgili çok kelime var halk ağzına Rumcadan aktarılan. Misal: ergátis işçi, <strong>ırgat</strong> tarım işçisi. Dikráni iki dişli çatal, <strong>dirgen</strong> aynı. Drapáni Azrailin elindeki alet, <strong>tırpan</strong> da öyle. Gírisma her çeşit çevirme, <strong>kirizma</strong> toprağı kürekle altüst etme. Neátos yenilenme, özellikle toprağın yenilenmesi için tarlayı bir yıl boş bırakma, <strong>nadas</strong> aynı şey. Phyton, okunuşu /fitón/, topraktan biten bitki, çoğulu phytiá (/fitya/); <strong>fidan</strong> ve <strong>fide</strong> aynı şey. Kopriá dışkı, <strong>gübre</strong> bunun tarımsal amaçlı kullanılan çeşidi. Mándra ağıl, <strong>mandıra</strong> keza. Daha var bir yirmi yirmibeş tane.</p>
<p>Türkler tarlada çalışmayı kimlerden öğrenmiş dersiniz?<strong> </strong> </p></blockquote>
<p style="text-align: left">Sayın Nişanyan, yazısınıñ sonunda müstehzî bir vurguyla sormuş; &#8220;<em>Türkler tarlada çalışmayı kimlerden öğrenmiş dersiniz?&#8221; <strong> </strong></em>Bu yöntemi genellikle, üstü kapalı biçimde, lâfı Türkçe&#8217;niñ ve dolayısıyla Türkleriñ aşağı, geri, gelişmemiş olduğuna getirmek isteyenler kullanır. Türkçe&#8217;deki yabancı dillerden alınma olan sözcükler örnek gösterilerek, Türkçe&#8217;niñ ne deñli yetersiz ve kıt bir dil olduğu îmâ edilir. </p>
<p style="text-align: left">Oysa, dilimizdeki çoğu yabancı kökenli sözcüğüñ, eski Türkçeleri mevcuttur. Bu konuyu başka bir başlık altında irdeleyeceğiz.</p>
<p style="text-align: left">Bu yazıda, yalñızca Nişanyan&#8217;ıñ verdiği örneklere değinelim, meselâ; ırgat &lt; Yunanca <strong>ergátês</strong> (<em>εργάτης</em>) &lt; <strong>ergázomai</strong> (<em>εργάζομαι</em>) &#8220;<em>çalışmak</em>&#8220; kökünden; Türkçesi <strong>işçi</strong>, <strong>çalışan</strong>, dirgen &lt; Yunanca <strong>dikráni</strong> (<em>δικράνι</em>) <strong>di</strong> &#8220;<em>iki</em>&#8221; + <strong>kranon</strong> &#8220;<em>boynuz</em>&#8220;, halk ağzılarında <strong>çatal</strong> da denir, ayrıca burada bir sorun var, Yunanca <strong>dikráni</strong> &gt; Türkçe&#8217;ye geçerken neden /<strong>r</strong>/ ile /<strong>k</strong>/ yer değiştirmiş?<strong> Dikráni</strong>&#8216;nin &gt; *<strong>dikren</strong> olması daha mantıklı olmaz mıydı? Üstelik bir de /<strong>k</strong>/ &gt; /<strong>g</strong>/ olmuş !? Göçüşme olmuş *<strong>dikren</strong> &gt; *<strong>dirken</strong> o da &gt; <strong>dirgen</strong> olmuş denebilir.</p>
<p style="text-align: left"> Benim şöyle bir düşüncem var;  Türkçe *<strong>ti</strong>- &#8220;<em>dik olmak</em>&#8221; kökünden &gt; <strong>dik</strong>- &#8220;<em>dikmek, dik konuma getirmek</em>&#8221; &gt; <strong>dir</strong>- &#8220;<em>yaşamak 2) ayakta olmak 3) canlı olmak</em>&#8221; &gt; <strong>diril</strong>- &#8220;<em>dirilmek, canlanmak</em>&#8221; (edilgen) &gt; <strong>dirilt</strong>- <em>&#8220;canlandırmak 2) ayağa kaldırmak&#8221;</em>, Eski Türkçe <strong>tire</strong>- &#8220;diremek&#8221; &gt; <strong>tirek</strong> &#8220;sütun, direk&#8221;, dönüşlü hâli <strong>diren</strong>-, ettirgen hâli <strong>diret</strong>-, ağızlarda yaşamakta olan <strong>dirim</strong> &#8220;<em>hayat 2) sağlık</em>&#8220;, &#8220;ölümlük dirimlik&#8221;, <strong>diri</strong> <em>&#8220;canlı&#8221;,</em> <strong>dik</strong> <em>&#8220;vertikal, âmûdî&#8221;</em> vb.<em> </em></p>
<p style="text-align: left">Kısaca, aynı kökten; *<strong>tirgen</strong> &gt; <strong>dirgen</strong> olmuş diyebiliriz (?)  Anadoluda &#8220;<em>dayama direği</em>&#8221; añlamına da gelir <strong>dirgen</strong>&#8230;</p>
<p style="text-align: left">Türklerin, tarlada çalışmayı bildiklerini, bunu kimseden öğrenmediklerini düşünüyorum, <strong>orak</strong>, <strong>tarla</strong>, <strong>orum / orut</strong> &#8221;<em>biçilmiş, orulmuş ot</em>&#8221; (&lt;<strong>or</strong>- <em>biçmek</em>) <strong>ekin</strong>, <strong>saban</strong>, <strong>ekim</strong>, <strong>darı </strong>&#8220;<em>her tür hubûbat</em>&#8220;, <strong>arpa</strong>, <strong>buğday</strong>, <strong>burçak</strong>  gibi kelimelerin tamamı Türkçe kökenlidir.</p>
<p style="text-align: left"><strong>Mandıra</strong>&#8216;nıñ Türkçesi <strong>ağıl</strong>,<strong> </strong>diğer Yunanca kelimeleriñ añlamca karşılıkları da her dilde vardır, <strong>nadas</strong> &#8220;yenileme&#8221; demek, çok matah bir añlamı yok, <strong>gübre</strong>&#8216;niñ Türkçesi <strong>tezek</strong>, <strong>kirizma</strong> &#8220;döndürme, çevirme&#8221; demek, <strong>fidan</strong> ve çoğulu <strong>fide</strong>&#8216;niñ Türkçesi ise <strong>bitki</strong>, daha eski Türkçesi <strong>ösüm</strong> (&lt;<strong>ös</strong>- &#8220;<em>bitmek, büyümek, yetişmek&#8221;</em>) Anadolu ağzılarında <strong>ösmek</strong> &#8220;<em>büyümek, boy atmak</em>&#8221; fiili yaşamaktadır. <strong>Tırpan</strong> ise Yunanca <strong>drepô </strong>(δρεπω) &#8220;<em>biçmek, ormak</em>&#8221; fiilinden &gt; <strong>drépanon</strong> (δρέπανον) yâni Türkçe <strong>or</strong>- &gt; <strong>orak</strong> ile añlamdaş&#8230;</p>
<p style="text-align: left">Yazınıñ başında da değindiğim gibi, dilimizdeki çoğu yabancı kelimeniñ bu şekilde, gerek eski, gerekse hâli hazırda var olan karşılıklarını bulabilyoruz. Ancak, Türkçe&#8217;de gerçekten de, ne Eski Türkçe&#8217;de, ne de ağızlarda karşılığı olmayan yabancı kökenli kelimeler de var. Kelimeleriñ, Türkçeleşmiş biçimleriñi yazmayacağım, aldığımız dildeki biçimleri ile aktaracağım;</p>
<p style="text-align: left"><strong>pozavak</strong> &lt; Ermenice ; <strong>poz</strong> &#8220;hayat kadını&#8221; + <strong>avak</strong> &#8220;bey, baş, sâhip&#8221;</p>
<p style="text-align: left"><strong>ruspî</strong> &lt; Farsça رسپى ; &#8220;hayat kadını&#8221;</p>
<p style="text-align: left"><strong>fâhişe</strong> &lt; Arapça فاحشة ; &#8220;utanmaz, ahlâksız&#8221; &lt; <strong>fâhiş</strong> فاحش  / <strong>fuhuş</strong> فحش</p>
<p style="text-align: left"><strong>kârhâne</strong> &lt; Farsça كارخانه ; &#8220;fuhşiyat yeri&#8221;</p>
<p style="text-align: left"><strong>kahba</strong> &lt; Arapça قحبة ; &#8220;hayat kadını&#8221;</p>
<p style="text-align: left"><strong>zînâ</strong> &lt; Arapça زناء ; &#8220;gayrimeşrû ilişki&#8221;</p>
<p style="text-align: left"><strong>kulampara</strong> &lt; Farsça ; غلام پرست ; <strong>gulâm</strong> &#8220;oğlan&#8221; + <strong>perest</strong> &#8220;seven, tapan, düşkün&#8221;</p>
<p style="text-align: left"><strong>zampara</strong> &lt; Farsça زن پرست ; <strong>zen</strong> &#8220;kadın&#8221; + <strong>perest</strong></p>
<p style="text-align: left"><strong>kotoş &lt;</strong> Ermenice <strong>;</strong> &#8220;boynuz&#8221;</p>
<p style="text-align: left">Daha bunlar gibi pekçok sözcük var. Bu Türkler de hiçbir şey bilmiyorlarmış, iyi ki Anadolu&#8217;ya gelmişler de kültürleri artmış. Ben de Sayın Nişanyan gibi soruyla bitireyim; Türkler pozavak&#8217;lığı, ruspî&#8217;liği, fuhuş&#8217;u kimlerden öğrenmiş dersiniz?</p>
<p style="text-align: right"><strong>Mehmet Alp Beylikli</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/cahil-turkler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geri dönenler !?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/geri-donerlermi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/geri-donerlermi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 13:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Alp BEYLİKLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[katı]]></category>
		<category><![CDATA[kayı]]></category>
		<category><![CDATA[kaytarmak]]></category>
		<category><![CDATA[Nişanyan]]></category>
		<category><![CDATA[Sevan Nişanyan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=804</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıda, <strong>Kayı</strong> sözcüğü üzerinden kimi irdelemelerde bulunacağız. Sevan Nişanyan, Taraf gazetesindeki 16.03.2009 târihli <strong>Kayı</strong> başlıklı yazısında şöyle diyor;
<blockquote>Geçen gün “Kayı boyunun adı dönme demek” diye yazdım, gene epeyce heyecanlara yol açtı. TDK’nın web sitesi <strong>Kayı</strong> için “sağlam, güçlü, sert” diyormuş, tabii, bir Türk Boyunun adı başka ne olabilir? “Belgelerini açıkla” diye bindiler tepeme.</blockquote>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazıda, <strong>Kayı</strong> sözcüğü üzerinden kimi irdelemelerde bulunacağız. Sevan Nişanyan, Taraf güncülündeki (<em>gazetesindeki</em>) <strong>Kayı</strong> başlıklı yazısında şöyle diyor;</p>
<blockquote><p>Geçen gün “Kayı boyunun adı dönme demek” diye yazdım, gene epeyce heyecanlara yol açtı. TDK’nın web sitesi <strong>Kayı</strong> için “sağlam, güçlü, sert” diyormuş, tabii, bir Türk Boyunun adı başka ne olabilir? “Belgelerini açıkla” diye bindiler tepeme.</p>
<p>Boynumuz kıldan ince, açıklayalım. Önce TDK bu tanımı nereden bulmuş diye merak ettim, baktım. A) Ortaasya Türkçesinde, B) TDK’nın derlediği, erken Türkiye Türkçesinin söz varlığını veren Tarama Sözlüğünde, C) Çağataycada, D) Osmanlı Türkçesinin en kapsamlı kaynağı olan Meninski sözlüğünde, E) yine TDK’nin Anadolu ağızlarının söz varlığından derlediği Derleme Sözlüğünde böyle bir anlama rastlamadım. Mutlaka benim bilmediğim başka kaynakları vardır. Devlet sırrı değilse belki açıklarlar.</p>
<p>Peki, ne buldum? Eski Uygurca <strong>kaymak</strong>: “dönmek, geri dönmek” (Clauson sf. 674, M. Erdal sf. 775). Divan-ı Lugat-i Türk’te <strong>gerü kaydı</strong>: “yüzünü veya yönünü çevirdi”, <strong>kayığ yer</strong>: “ana yoldan sapan yer”. Çağatayca <strong>kaymak</strong> “bükülmek, dönmek, olduğu yerde geri dönmek”, <strong>kayık</strong>: “bükülmüş” (Pavet de Courteille sf. 416). Eski Kıpçakçada kaymak yok, ama kayıtmak var. Codex Cumanicus’ta <strong>kaytmak</strong>, Kitab-ül İdrak’ta <strong>kayıtmak</strong>: “dönmek, avdet etmek”.</p>
<p>Dede Korkut’ta da “dönmek” anlamında <strong>kayıtmak</strong> geçiyor. “Av avlayalım&#8230;kayıtalım otağımıza düşelim, yeyelim, içelim.” “Dirse hanın hatunu kayıttı gerü döndü.”</p>
<p>Anladığım kadarıyla kaymak fiili Türkiye Türkçesinde belki <strong>ayağı kaymak</strong> (= ayağı burkulmak) deyiminin etkisiyle anlam kaymasına uğrayınca, “dönmek” yerine bir süre <strong>kayıtmak</strong> ve <strong>kayıkmak</strong> kullanılmış, sonra bunlar da tedavülden düşmüş.</p>
<p>Kayı “boyunun” adın nereden geliyor, vallahi bilmem; kimse de bilmiyor. Ama TDK’nin, başka kanıt görmedikçe işkembe-i kübradan atmışlar diyeceğim tanımına oranla, “dönme” bana sanki daha makulmüş görünüyor. Hatta Kaşgarlı Mahmud’a inanırsak “sapık” diye de çevirebiliriz belki.</p>
<p>varılan fiil kökleri ya da sözcüklerin başına yıldız (<em>asteriks</em>) konur, <em>&#8220;setleşmek, katı hâle gelmek</em>&#8221; anlamındaki *<strong>kay</strong>- fiili de bu gruptan. <em>&#8220;geri dönmek</em>&#8221; añlamındaki <strong>kay</strong>- ise yukarıdaki alıntılardada da görüldüğü üzere yazılı kaynaklarda geçmekte.</p></blockquote>
<p>Sayın Nişanyan, iki <em>ayrı</em> fiili birbiriyle karıştırmış gözüküyor. Türkçe&#8217;de birbiri ile alâkası olmayan iki <strong>kay</strong>- fiili var, biri Nişanyan&#8217;ıñ yazısıñda değindiği &#8220;<em>dönmek 2) geri dönmek</em>&#8221; añlamındakı, diğeri ise <em>&#8220;sertleşmek, katılaşmak&#8221;</em> añlamına gelen <strong>kay</strong>- fiili.</p>
<p>Dilbilimde, yazılı kaynaklarda geçmeyen, ancak var olduğu kanaatine varılan fiil kökleri ya da sözcüklerin başına yıldız (<em>asteriks</em>) konur, <em>“setleşmek, katı hâle gelmek</em>” anlamındaki *<strong>kay</strong>- fiili de bu gruptan. <em>“geri dönmek</em>” añlamındaki <strong>kay</strong>- ise yukarıdaki alıntılardada da görüldüğü üzere yazılı kaynaklarda geçmekte.</p>
<p>Eski Türkçe&#8217;den günümüz Türkçesine geçişte gerçekleşen ses değişimlerinden biri /-<strong>d</strong>/ sesinin &gt; /-<strong>y</strong>/ olmasıdır. Örneğin, <strong><em>kıdıg</em></strong> &gt; <strong>kıyı</strong> olmuştur, tabii burada bir başke ses hâdisesi olan sonses /-<strong>g</strong>/&#8217;niñ düşmesi de var. <strong><em>Kudruk</em></strong> &gt; <strong>kuyruk</strong>, <strong><em>kudug</em></strong> &gt; <strong>kuyu</strong> vb.</p>
<p>Varsayımcıl (<em>hipotetik</em>) bir *<strong>ka</strong>- &#8220;<em>sert hâle gelmek</em>&#8221; fiili düşünülebilir. Bu kökten *<strong>kad</strong>- <em>&#8220;sertleşmek, katılaşmak</em>&#8221; varsayımı mantıklıdır. Aynı kökten gelen, <strong>kaya</strong> muhtemelen &lt; *<strong>kadag</strong>&#8216;dan evrilme. Buradan hareketle, <strong>kayı</strong>&#8216;nıñ da öncül biçiminin *<strong>kadıg</strong> &#8220;<em>sert, katı, sağlam</em>&#8221; olduğunu düşünebiliriz.</p>
<p>Yâni, TDK&#8217;nıñ verdiği añlam doğru gözüküyor. Anadolu Yörük ağızlarında bu kökten gelen, unutulmamış pekçok sözcük var; <strong>kayrak</strong> &#8220;<em>küçük yassı taş 2) döşeme taşı 3) disk</em>&#8220;, <strong>kayır</strong> <em>&#8220;çakıl taşı 2) sert, katı, çetin 3) ufalanmış kaya parçası&#8221;</em>, <strong>kayran</strong> <em>&#8220;taşlı, ekime elverişli olmayan set yüzeyli alan</em>&#8220;, <strong>kaygan</strong> <em>&#8220;düz kaya parçası 2) mermer</em>&#8221; (<em>ikinci anlam &#8220;kaymak, sürçmek&#8221; anlamından gelen ayrı bir kelime olabilir</em>.) <strong>kaygın</strong> <em>&#8220;yassı, kat kat olmuş taşlar</em>&#8220;, <strong>kayanak</strong> &#8220;<em>düz taş</em>&#8220;.</p>
<p>Ayrıca Moğolca <strong>kayrmag</strong> <em>&#8220;taş parçası, çakıl</em>&#8221; bu sözcükteki *<strong>kayr-</strong> fiil olmalıdır = Türkçe *<strong>kayır-</strong><em> &#8220;sertleşmek&#8221;</em> gibi, bir başka fiile daha ulaşıyoruz. Türkçe&#8217;de fiillerden, <em>&#8220;parçacık, partikül adları</em>&#8221; yapan /+<strong>mUk</strong>/ eki de Moğolca&#8217;da kullanılır /+<strong>mAg</strong>/ olarak. Bu bağlamda *<strong>kayır</strong>- fiilinden &gt; *<strong>kayırmık</strong> = Moğolcası ile <strong>kayrmag </strong>&#8220;<em>küçük taş parçası, çakıl</em>&#8220; oldukça mantıklı duruyor. Türkçe&#8217;den, yörük ağızlarında yaşamakta olan birkaç örnek verirsek; <strong>yasmık</strong> &#8220;<em>mercimek</em>&#8221; (<em>küçük yassı şey anlamında</em>), <strong>kıymık</strong> <em>&#8220;küçük kıyıntı parçası</em>&#8220;, <strong>çiğnemik</strong> &#8220;<em>ağızda çiğnenmiş yiyecek parçası, lokma</em>&#8221; vb.</p>
<p>Dilimizdeki, aynı kökten gelen bir diğer sözcük de <strong>katı</strong> sözcüğü. Bu sözcüğüñ eski biçimi <strong>katıg</strong>, muhtemelen bir de *<strong>kat</strong>- <em>&#8220;kas katı olmak, fazlasıyla sertleşmek</em>&#8221; şeklinde pekiştirici /+<strong>k</strong>/ ekli bir başka fiilimiz var.</p>
<p>Nişanyan, ilgili yazısıñı şöyle bitirmiş;</p>
<blockquote><p>Kayı “boyunun” adın nereden geliyor, vallahi bilmem; kimse de bilmiyor. Ama TDK’nin, başka kanıt görmedikçe işkembe-i kübradan atmışlar diyeceğim tanımına oranla, “dönme” bana sanki daha makulmüş görünüyor. Hatta Kaşgarlı Mahmud’a inanırsak “sapık” diye de çevirebiliriz belki.</p></blockquote>
<p>Öncelikle &#8220;<em>dönme</em>&#8221; gibi bir añlam pek  mümkün gözükmemekte. Ayrıca, kim nerden nereye dönmüş olabilir? <em>Dönme</em> tâbiri, sâdece <strong>Sabetaycılar</strong> için kullanılan ve oldukça yeñi bir tanım. O devirlerde bir Oğuz boyu için <strong>kayığ</strong> &#8220;<em>dönmüş, geri dönmüş</em>&#8221; denmesi pek mantıklı değil. Ayrıca <strong>kay</strong>- fiili, &#8220;<em>dönmek</em>&#8220;ten ziyâde <em>&#8220;geri dönmek</em>&#8221; anlamı taşır. Bu bağlamda Nişanyan&#8217;ıñ dediğine katılsak bile <strong>kayığ</strong> &#8220;<em>geri dönen, geri gelen</em>&#8221; añlamına sâhip olur. Belki de <em>&#8220;atayurduna geri dönenler</em>&#8221; añlamındadır, zirâ Türkleriñ anayurdu iddia edildiği gibi orta asya değil, <strong>Hazar</strong> bölgesi, <strong>Kafkasya&#8217;</strong>dır.</p>
<p>Bir diğer düzeltilmesi gereken hâtâ da şu; Kaşgarlı Mahmud&#8217;uñ, <strong>Divanü Lugati&#8217;t-Türk</strong> adlı eserinde<strong>, kayı</strong> için &#8220;<em>sapık</em>&#8221; gibi bir tanımlama bulunmamakta.</p>
<p>DLT&#8217;deki madde şöyle ;</p>
<blockquote>
<p style="text-align: center"><span style="color: #003399"><strong>Kayığ</strong></span> قيغ<br />
“Oğuzlardan bir oymak”.</p>
</blockquote>
<p>Ayrı bir sözcük olan bir diğer <strong>kayığ</strong> tanımı;</p>
<blockquote>
<p style="text-align: center"><span style="color: #003399"><strong>kayığ</strong></span> قيغ<br />
“kayığ yer = yoldan sapa olan yer”.</p>
</blockquote>
<p style="text-align: left">Görüldüğü gibi ayrı bir sözcük olan diğer <strong>kayığ</strong>&#8216;ıñ añlamı &#8220;<em>sapık</em>&#8221; değil, &#8220;<em>sapa</em>&#8220;. Sayın Nişanyan <strong>kay</strong>-&#8217;ları birbiri ile karıştırdığı gibi, <em>sapık</em> ile <em>sapa</em>&#8216;yı da karıştırmış gözüküyor.</p>
<p style="text-align: left">
<p style="text-align: right"><strong>Mehmet Alp Beylikli</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/geri-donerlermi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
