Yazar arşivleri: Gökbey ULUÇ

avatar

Gökbey ULUÇ hakkında

Ustan Göñüle

Dokuzuncu Ünlü Kapalı E

1 Kasım 1928’de Harf Dévrimi yapıldığında, eskisine göre daha sağlam olan Lâtin damgalarıyla néredeyse tüm seslerimiz karşılanıyordu. Tümden sağlanıyor diyemiyorum; néredeyse sağlanıyor. Dilimizde yér alan, ancak kullanamadığımız için beñzerinden ayırt édemediğimiz kapalı /e/ sesi ile kimi yörelerde tümden unutulmasına karşın, kimi yörelerde olduğu gibi söylenmesini sürdüren geñizcil /n/ sesleriniñ yéñi yazı düzeneğimizde olmayışından söz édiyorum.

Bu yazıda kapalı /e/ sesine değineceğim, öte yandan geñizcil /n/ koñusunda bu bétikte bulunan Oktay’ıñ yazdığı 30. Harf Geñizcil n Sesi başlıklı yazıyı inceleyebilirsiñiz.

Kapalı /e/ sesini, açık /e/ sesinden ayırt étmek için, eñ bélirgin örñek olarak; el (bedenimiziñ bir parçası) sözcüğü ile él (şehir, ülke, devlet) sözcüklerini karşılaştırabilirsiñiz. Türkiye Türkçesinde bu sözcük /i/ sesi ile karşılanıp il, ilçe olarak yazı dilinde işlek olarak yér almaktadır. Élçi sözcüğü de yine bu kökten gelir. Beñzeri olarak et (doku parçası) ile ét- éylemlerini sesli olarak dile getiriñiz. Aradaki ayrımı sézeceksiñiz.

Kapalı /e/ ile açık /e/ sesleri, tıpkı /ı/ ile /i/ sesleri gibi birbirinden kesinkes ayrılan iki sestir. Biz Türkiye Türkleri aradaki bu ayrımı düşürsek de, Azerbaycan Türkleri söz koñusu bu ayrımı daha da keskinleştirmiştir. Öyle ki, bizim açık /e/ diye nitelendirdiğimiz ses, onlarda apaçık /e/ diye adlandırılabilir. Bunda Arapçanıñ étkisi büyüktür.

Azerbaycan, Lâtin damgalarına géçtiğinde açık /e/ için üzerine iki beñekli /a/ damgasını séçmişti: (ä). Yaklaşık 2 yıl kullandıklarında gördüler ki, yazımda sıkıntı yaratıyor. Sürekli beñek ekleme işi, yazım kolaylığını elden almaktadır; beñek içeren öbür damgaları da işiñ içine kattığımızda bu tutumlarında haklılık payı olduğunu görmekteyiz. Böylelikle beñekli /a/ damgası (ä) yérine, kapalı /e/ için kullanılan /e/ damgasını tepetaklak çévirip /ə/ biçiminde kullanmaya başladılar. Doğrusu bunda, önceden kullandıkları kiril damgalarından olan /э/’niñ de büyük étkisi vardır, diyebiliriz. Özbekler ise kapalı e için /e/ damgasını, açık e için de /a/ damgasını séçmişlerdir.

Azerbaycan’da kaldığım yıllarda yaşlı bir Azerbaycanlı; Sizde de /ə/ sesi var, ancak damgalarınızda niye yok? diye sormuştu. Kendi kullandıkları kapalı /e/ (é) damgasınıñ, bizde de o sesi vérdiğini, açık /e/’yi simgeleyen damganıñ olmadığını düşünüyorlar.

Azerbaycan Türkleri, Kiril yazısını bırakıp Latin yazısına geçtiklerinde Türk dünyasındaki yazı dilinde ortaklık düşünselerdi, kapalı /e/ için bu damgayı [é], açık /e/ için de bu damgayı [e] yéğlenmeleri gérekirdi. Bu bağlamda, bu sesleriñ ortak yazımı için sözcüklerde sıkıntı olması söz koñusu bile olamazdı. Yine de bélirtmekte yarar var; Latin yazısına geçenler arasındaki eñ yakınlık durumu Türkiye ile Azerbaycan arasında bulunmaktadır.

Türk Dili Dérneği olarak, açık ile kapalı /e/ sesleriniñ şu ân kullandığımız Latin yazı düzeneğinde de yér almasını savunuyor, aşağıda bélirtilen damgalarıñ yéğlenmesini, 31. damga olarak yér almasını savunuyor, yayınlarımızda kullanıyoruz.

Kapalı e Açık e
é e

Üstü çentikli olan damganıñ kapalı /e/ sesi için yéğlenmesi, onuñ azrak kullanılmasından ötürüdür. Böylece sık kullanımı olan açık /e/ sesiniñ yazımı daha kolay olacaktır. Beñek, çentik né deñli az olursa, yazınıñ güzelliği (estetiği) de doğru orantılı olarak artacaktır.

34 damgalı Ortak Türk Damgalığında da üzeri iki beñekli   /ä/ damgasına yér vérilmiştir. Kapalı /e/ sesine Göktürk damgalarında da yér vérilmiştir. Orkun yazıtlarında /i/ ile /e/ arası bir ses olduğundan, kimileyin /i, ı/ seslerini véren 𐰃 damgasıyla kimileyin de /e/ sesini göstermek amacıyla yazılmaksızın géçiştirilen, kısaca Orkun yazıtlarda kendine yér bulamayan kapalı /e/ sesi, Yénisey yazıtlarında yalñızca bu sese özgü 𐰅 damgasıyla gösterilmiştir.

Ortak Türk Alfabesinde Kapalı /e/

1991 yılında başlatılan ortak alfabe çalışmalarınıñ ardından Türk Şurası (Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk-Kardeşlik ve İş Birliği Kurultayı) tarafından 21-23 Mart 1993’te Antalya’da yapılan toplantıda Türki Cumhuriyetleriñ alfabelerine Q, X, W, Ň, Ä harfleriniñ eklenmesi, ortak karar olarak kabul edilmiştir. Türk Keneşi kurulu tarafından da benimsenen bu karar uygulandığı takdirde (İnceltme ve Vurgu İşaretli harfler hariç) 34 harfli bir alfabe Türk dünyasınıñ önemli bir bölümünde eñ azından protokolde yürürlüğe girmiş olacaktır.

Yazıtlarda Kapalı /e/

Orkun Yazıtlarında yér vérilmeyen kapalı /e/ sesiniñ geçtiği sözcüklerde /i/ damgasından yararlanıldığı görülmektedir; béş > bis (béş), yéti > yiti (yédi), … Bu, géñel olarak hep böyle uygulanmıştır. Eski yazıt ve yazmalarımızdan yalñızca Yenisey Yazıtlarında gördüğümüz kapalı /e/ damgası, kendini baskın biçimde dönemiñ 5. ünlüsü olarak kabul éttirmiştir. Uyuk Tarlak  Yazıtı E-1‘den bir örnek:

Sağ üst kesimde 𐰅𐰠𐰢𐰚𐰀 élimke (ilime/yurduma), altında 𐰅𐰠𐱄𐰆𐰍 éltuğ (il tuğ: yurt tuğu, bayrak, ortada 𐰅𐰠𐰢 élim (ilim, yurdum), soldakinde ise 𐰅𐰠𐰲𐰃𐰾𐰃 élçisi (élçisi) sözcüklerinde 𐰅 damgasınıñ kullanıldığını görmekteyiz. Burada géñel olarak él (il) kökü ele alınmıştır. Bugün bu sözcüğü é > i daralması olarak değerlendirip il (şehir) añlamında kullanıyor, bir de buna küçültme eki +ÇA‘yı ekleyerek ilçe diye daha küçük yérleşim birimine ad olarak kullanıyoruz.

Günümüzde Kapalı E İçeren Sözcükler

Géñel olarak ilk seslemde yér alan kapalı /e/ sesi, azrak da olsa öbür hecelerde kendini göstermektedir. Türkiye Türkçesindeki yaşayan örnekleri şöyledir:

bél (insan béli)bél (otluk béli, ahlatlı bél)bél béllemek, bél küreği, bési, bésicilik, béslenmek, bésni, béş, béşgéñ, béşik, béşli, béter, béy, béyin, béyincik, béz, bézek, bézemek, bézgin, bézmek

cécim, cér, céylan

çéç (erimemiş ham mum)çéç (posa)çéçil, çéşit

déh, déhlemek, démek, déñeme, déñemek, déñey, déri (pazar, panayır)dérlemek, dérnek, dév 

él (yabancı)élti, én (géñişlik)énli, énsiz, épey, épeyce, ér (érken)érkek, érken, érmek, érmiş, érte, éş, éşek, éşik, éşli, éşlik, éşsiz, étmek, étirmek, étki, étkin, étken, évmek (ivmek), éy, éylémek, éyin (sırt)

géce, géç (érken karşıtı)géñ (uzunluk, kenar), géñiş, géri, géyik

hél (yaldız)

kéçi, kéşik (kuşak, bélbağı)kéşiş, kéyif, küheylan

léyla, léylak, léylek

méhil, méşe, métre, méy, méydan, méyhane, méyve, méyyit

né, nére, nérede, néreden, néden, néy, néyzen

péçe, péri, périhan, périşan, péş, péşin, péşinen, péşkir, péştamal, pétek, péy, péyda, péygamber, péyke, péymane, péynir, pézevenk

réyhan

séçme, séçil, séçim, séçiş, séfil, sélim, séyahat, séyir, séyirci, séyis, séyretmet, séyyah, sézen, sézér, sézgin, sézin, sézmek

şén, şénlik, şéy, şéyda, şéyh

tél, télek, télli, tén (rutubet, vücut)térmaş, téşi, téz, tézmek

véri, vérim, vérimli, vérimsiz, vérmek

yédek, yédi, yédmek, yéğén, yéğin, yék, yékinmek, yéknesak, yékparé, yékûn, yél, yélda, yélek, yélleme, yélloz, yélpâze, yém, yémekyémin, yémiş, yén, yéñge, yéñi, yéñile, yér, yérinmek, yérli, yérmek, yérsiz, yéşim, yéter, yéti, yétik, yétim, yétki, yétkin, yétmek, yétmiş , yézit

Topluluğumuzuñ 10. Yılı Doldu

Bugün (28.08.2017) Türkçesi Varken Topluluğunuñ (turkcesivarken.com’uñ) kuruluşunuñ 10. yılı doldu. Topluluğumuz, daha soñra adını Türk Dili Dérneği olarak resmîleştirdiğinden, dérneğiñ de 10. yılı olarak değerlendirdiğimiz bugünü, Yönetim Kurulu üyeleri ile kutladık. Türkçeniñ ses bayrağını 10 yıldır taşıyor olmaktan dolayı onur duymaktayız.

Türk damgalarıyla 10. yıl kutlaması.

Topluluğumuz, kurulduğu ilk yıldan[1] başlayarak üyeleri arasında toplantılar düzenleyip aldığı yargılarla somut çalışmalar ortaya koymaya özen gösterdi. Bunlardan ilki dil bildirileri[2] bastırıp bunları dağıtarak toplumda duyarlılığıñ oluşmasına katkı sağlamaktı. İstanbul başta olmak üzere Mersin, Elazığ, Ankara, Denizli ile Lefkoşa (KKTC) illerinde dağıtım yapan arkadaşlarımız, ilgi uyandırdığı için ikinci[3] bir tasarım daha yapıp yéñiden alaña indi. Çalışmalarını yalñızca dil üzerinde tutan topluluğumuz, kimi yazılımlarıñ çévirilerini yaparak dilimize kazandırdığı için TRT 2‘niñ ilgisini çekti ve Bilişim Rüzgârı adlı izlencede ~1,5 dakikalık tanıtımı yapıldı[4]. Azerbaycan’da yayınlanan ulusal gazete Türküstan‘da topluluğumuzdan söz édildi[5]; PCnet dergisinde yérliğimiziñ (sitemiziñ) tanıtımı çıktı[6]. ZTV arkında (kanalında) Abaküs izlencesiniñ konuğu olarak kurucularımızdan Yiğit Tulga, yarım saat süren bir söyleşi vérdi. Bu izlencede topluluğumuzuñ neler yaptığından, ileriye dönük neleri yapmak istediğinden, amacımızdan ve düşüncelerimizden söz étti[7]. Tüm alañımız dilbilim olduğundan dolayı étki alañımız gittikçe arttı. Kullanıcılarıñ, üyeleriñ azı koñuklarıñ tutarlı davranışlarımızdan dolayı bize güveni arttı; saygınlığımız yükseldi. Bu doğrultuda Türk Dil Kurumu, 2011 yılında kendi yérliğinde Türkçe Gönüllüleri Ağ Kümeleri başlığı altında sıralanmış olan yérlikler arasına bizi de ekledi[8].

TRT 2 – Bilişim Rüzgârı izlencesinde topluluğumuzuñ tanıtıldığı an. 2007

Topluluğumuz, 2012 yılındaki 5. yılını, Yazışmalık – Dil Üzerine Yazışmalar adı altında dilbilimsel bir derleme çalışmasını Türkçesi Varken Topluluğu Yayınları adı altında yayımladı[9]. Bu yayımdan soñra bétik çalışmalarına önem véren topluluğumuz, Bakü’deki yapılanmasında koñuyu çok daha ileriye taşıdı. İlk kéz 2012 yılında Iğdır’da Göktürkçe Öğreneği (kursu) açılmasınıñ ardından Bakü’de de girişimlerde bulunarak bir ilki gérçekleştirdi. Burada birçok dil ilgilisini bir araya getiren topluluğumuz, soñraki günlerde “Çéviri Öbeği” oluşturarak, Göktürkçe yazmayı öğrenenlerle birlikte eski metinler üzerinde çalışmaya başladı. Irk Bitig adlı IX. yüzyıldan kalma bir el yazmasını Azerbaycan Türkçesine çéviren öbek, bu çalışmayı da Türkçesi Varken Topluluğu Yayınları adı altında yayımladı[10]. Çokça ilgi gören bu çalışma, aynı yıl içinde Uygur Özerk Bölgesindeki Uygur Türkleriniñ radyosu olan Erkin Asya‘da haber édildi. Bizimle telefon bağlantısı kurarak yayına çıkaran ark, resmi yérliğinden de izleyicilerine çalışmamızı duyurdu[11]. Şuan 6. baskısınıñ satışta olduğu bu çalışma, akademik düzeyde yoğun bir ilgi gördü. Öyle ki, Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Irk Bitig üzerine çalışma yapan ve bizim de kendisini örnek aldığımız Prof. Dr. Talât Tekin‘iñ yapıtı ile topluluğumuzuñ Azerbaycan’da ortaya çıkardığı Irk Bitig çalışmasını karşılıklı inceleyip değerlendirdi. Gülensoy Hocamızıñ 35 bétlik (sayfalık) bu değerlendirmesi, 2015 yılında yaşamını yitiren Talât Tekin Hocamız için Kazakistan’da bulunan Türk Akademisiniñ çıkardığı Prof. Dr. Talât Tekin Hatıra Kitabı‘nda yayımlandı. İran’da Arap harfleriyle çévirisi yapılan Irk Bitig, oradaki resmî İran makamlarınıñ lisans onayından soñra yayımlanacak. Irk Bitig Okumaları adını vérdiğimiz görüntülü dersler ise édersiz/ücretsiz olarak YouTube üzerinden yayınlandı[12]. Azerbaycan’daki topluluğumuz, Irk Bitig adlı bu çalışmasından soñra Dede Korkut Kitabı üzerinde de çalışmaya başladı. Üç yazı düzeneği (Türk, Arap, Lâtin) ile Dresten örneğini/nüshasını silme baştan okuyup 640 bétlik Dede Korkut Bétiği adıyla Dede Korkut Kitabı’nıñ bulunuşunuñ 200. yılında yayımladı.

Youtube üzerinde yayınlanan Irk Bitig Okumaları adlı görüntülü derslerden biri.

2014 yılında Göktürkçe Öğreniyorum bétiği ile yayınları arasına bir yéñisini daha ekleyen topluluğumuz, aynı yıl içerisinde bir dergi takımı (ekibi) oluşturarak Damga dergisi adıyla 1 Kasım 2014’te ilk kéz Türk damgalarıyla süreli yayın yapan bir basın aracı oldu. Toplamda 6 sayı çıkan dergi, bir yanında Lâtin, bir yanında Türk yazısıyla yayın yaparak amacı olan 6 sayıya ulaştı.

Yayıncılık çalışmalarıyla ivme kazanan topluluğumuz, bir yandan da konuşmalara, sunumlara katılıyor, düşüncelerini başka topluluklara aktarıyordu. Birkaç vakıfta konuşmacı olan topluluk üyelerimiz, ilerleyen zamanlarda devlet okullarında da ağırlanır olmuş ve öğrencilere sunumlar yapmaya başlamıştı.

Küçük Ayasofya’da Hoca Ahmet Yesevi Vakfınıñ konuğu olarak Millî Mefkure Birliği üyelerine sunum yaparken.

Tüm bu çalışmalar sürerken, dérnekleşme yoluna girmek isteyen topluluğumuz, 2009 yılında tüzüğünü yazmış olsa da bugünkü kurucularımızdan olan Oktay Doğangün‘üñ İtalya’ya, benim de Azerbaycan’a eğitim için gitmemizden dolayı ertelenmiş oldu. Böylece çalışmalarımızı topluluk olarak ilerletmeyi sürdürdük. 2014 yılındaki kesin dönüşümüz, vardığımız yargılar için taban oluşturmamıza olanak sağladı. 6 Ocak 2015 günü İstanbul Şirinevler’de yerimizi tutarak kurumlaşmak için adım attık. Dérnekleşme sürecini tartıştığımız günlerde dérnek adı olarak Türkçesi Varken Dérneği üzerinde de düşündük. Bu ad ile Türkçesi Varken Topluluğuna çokça beñzeyen bir ad ile varlığımızı sürdürecektik. Yine de Türk Dili Dérneği adı üzerinde daha baskın idik. Dil Araştırmaları Dérneği de adı géçen séçenekler arasında idi. Biz ise başvurumuzu Türk Dili Dérneği adıyla yaptık ve 02.02.2015 günü kuruluş günayımız olarak resmîleşti. Böylece 28.08.2007’de Türkçesi Varken Topluluğu olarak çıktığımız yolda, adımızı Türk Dili Dérneği olarak değiştirip yürümeyi sürdürür olduk. Bundan dolayı dérneğimiziñ géçmişini ve başlangıcını topluluğumuzuñ kuruluşu olarak görüyor ve bugün 10. yılımızı kutluyoruz. Topluluğuñ kurucu üyeleri, dérneğiñ de kurucuları bugün de çekirdek takımını oluşturuyor. Topluluk olarak da buluşup yargılara varıyor, yayınlar çıkarıyor, bildiriler dağıtıyorduk; dérnek olarak da yayınlar çıkarıyor, bildirimler dağıtıyoruz. Her iki dönemde de okullarda sunuma gidiyoruz, her iki dönemde de dille ilgili çalışıyoruz. Bu yüzden iki dönemimiz de birbirinden ayrılamaz bir bütündür. Adımızı değiştik diye géçmişimizi ikiye bölemeyiz. İşte bu yüzden onurla 10. yılımızı kutluyoruz.

Türkçesi Varken Topluluğunuñ Bakü’deki ilk Göktürkçe öğreneğiniñ çavı (haberi) Türküstan gazetesinde yapıldı.

10. yıl kutlamasında mumları üflemek üzere pasta başında bulunan Oktay Doğangün.

10. yıl kutlamasında Oktay ile birbirimizi kutlarken.

10. yıl kutlamasından toplu çekim.

Buraya değin yazdıklarım, topluluktan dérneğe dönüşmeye dek olanların özetiydi. Göñül isterdi ki tüm ayrıntıları paylaşalım. Bugün bu isteği biraz yérine getirerek göñlümden géçtiğince davranacağım. Bu yüzden, bir de Türkçesi Varken Topluluğuna dönüşmeden önceki dönemleri yazıyorum. Bugünlere nasıl geldiğimizi bilmek isteyenler için öykümüzü paylaşıyorum:

***

Gün içinde sürekli öksürünce babam da sağlık ocağına götürdü. Ankara’nıñ o soğuk kış günlerinde soğuk kapmamak olanaksız gibidir. Bécerebilene sévi olsun. Babam koltukta oturmuş sıramızın gelmesini beklerken, ben de bekleme odasında yérimde duramıyor, çévremi inceliyordum. Çok değişik gelmişti sağlık ocağı. Dérken bir çerçeveniñ önünde durdum. İçinde insan organlarını gösteren bir şema vardı. Çok ilgimi çektiği için öylece bakakaldım. Ancak üzerinde yazılı açıklamalardan kimilerini añlıyor, kimilerini de hiç añlamıyordum. Añlamadıklarım çok olunca sinirlenmeye başladım. “Bu organlar bizim içimizde yok mu, var! Öyleyse niye bazıları Türkçe de bazıları da yabancı? Niye hepsine Türkçe ad koymamışlar?” diye mırıldandım.

İşte benim öyküm böyle başlıyor; 9 yaşındayken babamıñ götürdüğü sağlık ocağındaki tablonuñ önünde kendime sorduğum sorularıñ yanıtlarını aramak için yola çıktım. Bu öykümü yıllar soñra yaptığım bir bilinçaltı yolculuğunda ortaya çıkarttım. Çünkü o döneme değin hep bana sorulan; “dil ile ilgili ne zaman çalışmaya başladın” sorusuna “küçüklüğümden beri dile ilgiliyim, ancak nedenini bilmiyorum” dérdim. Artık soran olursa bu öykümü añlatıyorum.

Aradan uzunca yıllar géçti. Lise 1’deki dönemlerimde bu konu bende yéñiden gündeme geldi. Edebiyat hocamız şunu démişti; “Türkçede iki ünsüz yanyana bulunmaz”. Ben dersi eksik dinlemişim; işin özü sözcük başında iki ünsüz yanyana bulunmaz. Bu yanlış añlama yüzünden düşünceye daldım; “Türkçede Türkçe kökenli sözcük kalmıyor” diye kendimi için için yédim. “Türkçede birinci seslem dışında /o/ ile /ö/ sesleri de olmaz” kuralını öğrenince başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Gün boyu Türkçe kökenli sözcükler bulmaya, bulunca da çok sévinmeye başladığım o günlerimi şimdi anımsayınca yüzümde bir gülümseme oluşuyor.

Dil duyarlılığımıñ yéñiden tavan yaptığı o günlerde yazım kurallarına, dildeki yanlışlara çok ilgi göstermeye başladım. Özellikle lise 2. sınıfta iyice sivrilmeye, yér yér arkadaşlarımı yanlış yazdıklarında uyarmaya, buna ilgi vérmezlerse de kızmaya başladım. Bir arkadaşımla da yazım kurallarını hiçe sayıyor diye küstük. Biraz tartışma yaşayınca soñraki günler de hiç konuşturmadık birbirimizi. Bir keresinde de İngilizce dersinde sert çıkışıp, “dilimize sürekli İngilizce sözcükleriñ girdiğini, yakında bu dersi añlamakta çok da güçlük çekmeyeceğimizi” söyleyip soñrasında hocamızı “genç kuşağa yabancı dil öğrettiği” için hainlik sıfatı eklemiştim.

Yabancı sözcükleriñ durumunu biliyor ancak elimden de çok da bir neñ gelmediği için bocalıyordum. “Büyüklerimiz bu durumu görmüyor mu, neden kimse el atmıyor?” diye yakınıp duruyordum sürekli. Lise dönemim géñel olarak yakınmayla géçip, bu işleri yapacak “büyükleri” yérmekle géçti.

Damga dergisi, 1 Kasım 2014’te Türk yazı düzeneği (Göktürk harfleriyle) yayına başlayan ilk süreli yayın olma özelliği ile topluluğumuzca 6 sayı çıkarıldı.

Liseden soñra bir işe girdiğimden, kendime bir bilgisayar almış da géñelağ üzerinden birçok kaynağa ulaşır olmuştum. 2005’li yıllarda yazışmalıklar (forumlar) çok gözde idi. Düşünceler burada paylaşılıyor, dileyen dilediği fotoğrafı burada gösteriyor, buralarda yéñi yéñi çıkan görüntüleri yorumluyorlardı. Ben de dil üzerine çalışan yazışmalıkları elimden geldiğince izliyor, okuyor, yorumlarda bulunuyordum. Kimileyin çok güzel yazılan paylaşımlar görüyor, gidip elime bir çay alıyor da zevk duyarak okuyordum. Böylesi bir dönemde bu işi tekeline alan kişiler de ortaya çıktı. Kendileriniñ dédiğiniñ üzerine söz söyletmeyen, eleştirilere bir türlü gelemeyen kişilerce birçok yazışmalıkta engellendim.

“Büyüklerimizi” beklemekle géçen günlerim, bir gün “ben de artık büyüğüm” diyerek soñ buldu. 2006 güzünde “Türkçesi Varken” adında HTML altyapılı bir tasarımla ücretsiz hizmet véren bir sunucu üzerinden ilk çalışmalarıma başladım. Bu sıra İbrahim ile tanışsam da, bir süre soñra beni yalñız bıraktı. İlk alan adımız turkcesivarken.info idi ancak bunu hiç kullanamadım. Ardınca turkcesivarken.awardspace.com alanadı ile birkaç yazı yazdım. Soñrasında daha kısa olan turkcesivarken.tr.cx üzerine géçtim. İçerik eklemek, güncel tutmak güç idi. Yéñi tanıştığım, kendini “SanalBaba” olarak tanıtan, o günlerde dil üzerine yoğunlaşan yazışmalıklarda tanıtan biri olan Yiğit Tulga ile tanıştım. Çalışmalarıma arka çıkacağını, akça (para) konusunda yardımcı olacağını söylese de, soñraki günler aramızda bir añlaşmazlık çıktı da yollarımızı ayırdık.

Türkçesi Varken Topluluğundan Cafer Uluç, Halkalı İMKB Meslek Lisesinde Türk damgaları üzerine sunum yaptıktan soñra öğrencilerle birlikte çekim yaparken.

Aradan aylar géçti. Yiğit Tulga ile yéñiden görüşmeye başlamış, “neler yapabiliriz” diye konuşuyorduk. O sıra akça da biriktirdiğimden kendi yazışmalığımızı kurubileceğimizi, buradan düşüncelerimizi herkese ulaştırabileceğimizi söyledim. Yanımda olduğunu belirtip, beni Oktay Doğangün ile tanıştırdı. Böylece yéñiden güç bulan ben, 28 Ağustos 2007’de turkcesivarken.com alan adı ile sunucusunu alıp yazışmalığı kurdum.

Bir yandan dil ile ilgili bétikler okuyarak kendimi geliştirmeye çalışıyor, bir yandan da yéñi oluşumuzuñ gelişmesi için çırpınıyordum. O günler bize çok ağır eleştiriler geldiğini iyice anımsıyorum. Bize “faşist” diyen de oldu, “dil ırkçısı” diye itham éden de… Yine de kuruluşumuzun 4. ayında TRT 2’de tanıtımımız yapıldı. Soñraki yıllarda dergilerde, çavlıklarda adımızdan söz éttirdik. Bir dönemler bizi yérenler, artık övüyordu. Üçüncü yılımızda yazılarımızı kaynak gösterenlere de denk gelmeye başladık.

2008’li yıllarda kurumsallaşmak konusunda yalñızca yazıda déğil, yaptığımız toplantılarda da bunu dile getiriyor, üstünde durmaya çalışıyorduk. 2009’da ilk ciddi adımımızı attık da tüzüğümüzü yazıvérdik. Ancak kol çekmeye (imza atmaya) yéterli kişi bulamadık. Klavye şövelyesi çıkıvéren yüzlerce kişiyi tanıma fırsatı yakaladım. Aynı yılıñ güzünde ben Azerbaycan’a, Oktay da İtalya’ya géçince kurumsallaşma işi askıya alındı. Çalışmalarımıza bu kéz géñel ağ üzerinde iyiden iyiye yüklenmeye başladık.

Bakü’de yaptıklarımızı, oradaki örgütlenmemizi añlatmayacağım. Onlar bambaşka bir yazınıñ konusu, hem yazmaya kalksam ayrı bir bétik olur. Eñ azından bir bölümünü “Göktürkçe Öğreniyorum”da yazmıştım. Sözüñ özü, Bakü’deki 5. yılımıñ soñlarına doğru, Türkiye’ye géri geleceğimden, gelmeden önce kişilerle görüşüyor, ortak yapılacak çalışmalardan söz édiyorduk. Böylece İstanbul’a geldiğim ilk gün, doğrudan bir toplantı düzenledik. 2014 Eylülünde yaptığımız bu toplantıda, Mustafa Bağcı ve kardeşim Cafer dışında kimse elini cebine atmaya, yér tutulmasına, oraya eşya alınmasına yürek édemedi. Böylece bir soñuç alınamadı. Soñraki aylarda yéñi kişilerle, yéñi tanışlarla bu iş üzerinde durduk. Böylece 6 Ocak 2015’te Şirinevler’deki şimdiki yérimizi tuttuk. Toplantı için gün belirledik. Öncesinde konuşup sözleştiğimiz, özellikle Facebook’ta dil üzerine yazılarla kendini iyice tanıtmış biriniñ şu sözleri ibret alınacak türdendir; “Yarın yağmur yağmazsa gelirim”. Bu sözü ilerleyen günlerde birçok kéz yineledik; söyleşilerimizde vurgu yaptık. “Mevsimlik dilciler” diye bir durumuñ olduğunuñ ayrımına vardık.

Cafer Uluç, 2014 yılında Konya Selçuk Üniversitesinde Göktürkçe üzerine sunum yaparken.

İlk tüzüğümüz, kısaltma sorunu -TDD kısaltması başka bir dernekçe kullanıldığı için- dernekler müdürlüğünce elimize géri vérildi. Bir süre “kısaltma ne olsun” diye düşünsek de içimize sinen bir kısaltma bulamadık. Buyüzden yéñiden bir araya gelip kısaltma olmaksızın tüzüğümüze kol çektik. İnceleme soñucu tüzüğümüzde aykırı yazılar bulunduğu gerekçesiyle onay çıkmadı. Bu kéz 3. kéz tüzük doldurmak durumunda kaldık. Dernekler müdürlüğünüñ yérliğindeki örnek tüzüğü bilgisayara indirip, yalñızca eñ üstte adımızı yazıp sunduk. Resmiyet kazanma aşamasınıñ çok da uzamaması için diretmedik. “İlerleyen günlerde asıl istediğimiz tüzüğü yazar, yine sunarız” diye yargıya varıp bu adımı aşmak istedik. Böylece 2 Şubat 2015’te onay çıktı. Artık Türk Dili Derneği adıyla kurumsal bir kimlik kazandık.

Toplantımızda bir “kuruluş bildirisi” üzerinde durduk. Ortaklaşa bir metin hazırladık ve bu konuda ivedi davranmadık. Bildirimizi Yıldız Teknik Üniversitesi’nde okuma yargısına vardık. Milli Mefkure Birliği ve BOSGEM ile ortaklaşa yürüttüğümüz çalışma soñucu YTÜ’de Göktürkçe kursları düzenleme olanağına ulaştık. 28 Şubat’ta da açılış töreni yapılacaktı. Biz de bu açılış töreninde kuruluş bildirimizi okumanıñ uygun olduğunu düşünerek bu yönde adım attık. Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki Göktürkçe konferansınun sonunda kardeşim Cafer’in, başkan yardımcısı sıfatıyla bildiriyi okunmasından dolayı da “Yıldız Bildirisi” adını vérdik.

Bir daha bir çocuk bir çerçeveniñ önüne géçip de “Neden bunuñ Türkçeleri yok” démesin diye, bir daha bir yéñiyétme “Büyüklerimiz ne zaman ilgilenecekler” diye kaygılanmasın diye Türk Dili Derneği bu sorumluluğu omuzlarına almıştır.

Türk Dili Derneği, Türk diline uğurlar getirsin.

Türk Dili Dérneği olarak, Van’a bağlı Ulupamir Kırgız köyündeki Ulupamir Ortaokuluna giden Cafer Uluç ve Fatih Emiroğlu, sunum soñrası öğrencilerle birlikte bediz çekinirken. 2015

YILDIZ BİLDİRİSİ

Elinden ne geliyorsa, önce onunla işe başla. – Gaspıralı

Türkçe, yüzyıllardan béri türlü odaklarca gérek düzenli olarak gérek de bireysel olarak yıpratılmaktadır. Sürekli yérilmekte, aşağılanmaya çalışılmaktadır; ancak Türkçe, yapılan onca saldırıya karşın toplumda mayalanan ozanlarıyla, érmişleriyle, düşünürleriyle karşı durup Türkçemizi bu güne taşımışlardır. Günümüzde bireysel olarak yapılan bu özvériniñ bir ileri aşamaya geçmesi, örgütlü bir yapılanmaya gitmesi gérekmektedir.

Türkçesi Varken Topluluğu 2007 yılında işte bu géreksinimden ötürü kurulmuştur. Dilbilimsel çalışmalara yoğunluk véren, Türkçeniñ varsıllığını bozmayı değil, özleştirme çalışmalarıyla daha da pékiştirmeyi savunan, Türkler arasında ortak bir dil için çalışmalar yürüten, eskin damgalarımız üzerine ilgi uyandıran yapılanmamız, 2015 yılında dérnekleşme süreciniñ soñuna gelmiş, Türk Dili Dérneği adıyla 2 Şubat 2015’te kurumsallaşmıştır.

Diller, bélirli odaklarıñ déğil, onu konuşanlarıñ elinde gelişir. Bu soñ derece önemli görevi, kurumlarıñ üzerine almaktan kaçınmasından dolayı Türk Dili Dérneği’niñ kurulması kaçınılmaz olmuştur.

Türk Dili Dérneği’niñ amacı; târihî ve çağdaş Türk dil ve ağızlarını korumak, yaşatmak, dilbilimsel ölçütler ışığında araştırmak ve araştırma ortamına katkıda bulunmaktır.

Bu amaçlar doğrultusuda Türkçeye göñül véren, Türkçeniñ gelişmesi için tér dökmek isteyen herkesi aramızda görmek bize kıvanç vérecektir.

28 Şubat 2015

Türk Dili Dérneğiniñ kurucularından Cafer Uluç, Yıldız Teknik Üniversitesinde “Yıldız Bildirisi”ni okurken.

Dipçe:

[1] 1. İstanbul buluşması duyurusu: 18.06.2008 http://turkcesivarken.com/yazismalik/viewtopic.php?f=83&t=1113
[2] İlk dil bildirisiniñ çalışma béti: 16.10.2007 http://turkcesivarken.com/yazismalik/viewtopic.php?f=221&t=321
[3] İkinci dil bildirisiniñ çalışma béti: 29.08.2011 http://turkcesivarken.com/yazismalik/viewtopic.php?f=221&t=5888
[4] TRT 2 – Bilişim Rüzgârı: 09.12.2007 http://www.youtube.com/watch?v=JR5QVxVMuq4
[5] Türküstan gazetesinde tanıtım: 02.05.2010 http://turkcesivarken.com/yazismalik/viewtopic.php?f=221&t=2906
[6] PCnet dergisinde tanıtım: 20.06.2008 http://turkcesivarken.com/yazismalik/viewtopic.php?f=221&t=1117
[7] ZTV Abaküs izlencesi: 14.11.2008 https://www.youtube.com/watch?v=x5GzpnXECEE
[8] Türk Dil Kurumu yérliğindeki Türkçe Gönüllüleri Ağ Kümeleri başlığı 06.10.2011 http://www.tdk.org.tr/TR/Genel/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF9312FEB68290DD11
[9] Yazışmalık – Dil Üzerine Yazışmalar:
http://kitapstore.com/Magaza/Urun/277578/Kitap/Kisisel-Yayinlar/Yazismalik-Dil-Uzerine-Yazismalar/
[10] “Irk Bitig – Kadim Uygur Dilinde Yazılmış Fal Kitabı”, Gökbey Uluç, Aygün Hüseynli, İrana İbrahimova, Özcan Kır, Ceyran Serkanbeyova, Dilber Mehdiyeva, 2013, Kutlu Yayınevi
[11] Erkin Asya radyosundaki haber: 18.07.2013
http://www.rfa.org/uyghur/xewerler/medeniyet-tarix/qedimi-uyghur-07172013170916.html
[12] Irk Bitig Okumaları dersleri: https://www.youtube.com/watch?v=nEScYbwn7fw

 
PDF belgesi olarak da buradan ulaşabilirsiniz:
http://turkdilidernegi.org.tr/belgeler/TVT-TDD-10-Yil.pdf

8. yılımız kutlu olsun: 28 Ağustos 2007-2015

Bugün Türkçesi Varken Topluluğu‘nun (turkcesivarken.com’un) kuruluşunun 8. yılı doldu. Özleştirme akımının bayrağını 8 yıldır taşıyor olmaktan dolayı onur duymaktayız. Bugünlere nasıl geldiğimizi bilmek isteyenler için öykümüzü yazdım;

***

Gün içinde sürekli öksürünce babam da sağlık ocağına götürdü. Ankara’nıñ o soğuk kış günlerinde soğuk kapmamak olanaksız gibidir. Bécerebilene sévi olsun. Babam koltukta oturmuş sıramızın gelmesini beklerken, ben de bekleme odasında yérimde duramıyor, çévremi inceliyordum. Çok değişik gelmişti sağlık ocağı. Dérken bir çerçeveniñ önünde durdum. İçinde insan organlarını gösteren bir şema vardı. Çok ilgimi çektiği için öylece bakakaldım. Ancak üzerinde yazılı açıklamalardan kimilerini añlıyor, kimilerini de hiç añlamıyordum. Añlamadıklarım çok olunca sinirlenmeye başladım. “Bu organlar bizim içimizde yok mu, var! Öyleyse niye bazıları Türkçe de bazıları da yabancı? Niye hepsine Türkçe ad koymamışlar?” diye mırıldandım.

İşte benim öyküm böyle başlıyor; 9 yaşındayken babamıñ götürdüğü sağlık ocağındaki tablonuñ önünde kendime sorduğum sorularıñ yanıtlarını aramak için yola çıktım. Bu öykümü yıllar soñra yaptığım bir bilinçaltı yolculuğunda ortaya çıkarttım. Çünkü o döneme değin hep bana sorulan; “dil ile ilgili ne zaman çalışmaya başladın” sorusuna “küçüklüğümden beri dile ilgiliyim, ancak nedenini bilmiyorum” dérdim. Artık soran olursa bu öykümü añlatıyorum.

Aradan uzunca yıllar géçti. Lise 1’deki dönemlerimde bu konu bende yéñiden gündeme geldi. Edebiyat hocamız şunu démişti; “Türkçede iki ünsüz yanyana bulunmaz”. Ben dersi eksik dinlemişim; işin özü sözcük başında iki ünsüz yanyana bulunmaz. Bu yanlış añlama yüzünden düşünceye daldım; “Türkçede Türkçe kökenli sözcük kalmıyor” diye kendimi için için yédim. “Türkçede birinci seslem dışında /o/ ile /ö/ sesleri de olmaz” kuralını öğrenince başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Gün boyu Türkçe kökenli sözcükler bulmaya, bulunca da çok sévinmeye başladığım o günlerimi şimdi anımsayınca yüzümde bir gülümseme oluşuyor.

Dil duyarlılığımıñ yéñiden tavan yaptığı o günlerde yazım kurallarına, dildeki yanlışlara çok ilgi göstermeye başladım. Özellikle lise 2. sınıfta iyice sivrilmeye, yér yér arkadaşlarımı yanlış yazdıklarında uyarmaya, buna ilgi vérmezlerse de kızmaya başladım. Bir arkadaşımla da yazım kurallarını hiçe sayıyor diye küstük. Biraz tartışma yaşayınca soñraki günler de hiç konuşturmadık birbirimizi. Bir keresinde de İngilizce dersinde sert çıkışıp, “dilimize sürekli İngilizce sözcükleriñ girdiğini, yakında bu dersi añlamakta çok da güçlük çekmeyeceğimizi” söyleyip soñrasında hocamızı “genç kuşağa yabancı dil öğrettiği” için hainlik sıfatı eklemiştim.

Yabancı sözcükleriñ durumunu biliyor ancak elimden de çok da bir neñ gelmediği için bocalıyordum. “Büyüklerimiz bu durumu görmüyor mu, neden kimse el atmıyor?” diye yakınıp duruyordum sürekli. Lise dönemim géñel olarak yakınmayla géçip, bu işleri yapacak “büyükleri” yérmekle géçti.

Liseden soñra bir işe girdiğimden, kendime bir bilgisayar almış da géñelağ üzerinden birçok kaynağa ulaşır olmuştum. 2005’li yıllarda yazışmalıklar (forumlar) çok gözde idi. Düşünceler burada paylaşılıyor, dileyen dilediği fotoğrafı burada gösteriyor, buralarda yéñi yéñi çıkan görüntüleri yorumluyorlardı. Ben de dil üzerine çalışan yazışmalıkları elimden geldiğince izliyor, okuyor, yorumlarda bulunuyordum. Kimileyin çok güzel yazılan paylaşımlar görüyor, gidip elime bir çay alıyor da zevk duyarak okuyordum. Böylesi bir dönemde bu işi tekeline alan kişiler de ortaya çıktı. Kendileriniñ dédiğiniñ üzerine söz söyletmeyen, eleştirilere bir türlü gelemeyen kişilerce birçok yazışmalıkta engellendim.

“Büyüklerimizi” beklemekle géçen günlerim, bir gün “ben de artık büyüğüm” diyerek soñ buldu. 2006 güzünde “Türkçesi Varken” adında HTML altyapılı bir tasarımla ücretsiz hizmet véren bir sunucu üzerinden ilk çalışmalarıma başladım. Bu sıra İbrahim ile tanışsam da, bir süre soñra beni yalñız bıraktı. İlk alan adımız turkcesivarken.info idi ancak bunu hiç kullanamadım. Ardınca turkcesivarken.awardspace.com alanadı ile birkaç yazı yazdım. Soñrasında daha kısa olan turkcesivarken.tr.cx üzerine géçtim. İçerik eklemek, güncel tutmak güç idi. Yéñi tanıştığım, kendini “SanalBaba” olarak tanıtan, o günlerde dil üzerine yoğunlaşan yazışmalıklarda tanıtan biri olan Yiğit Tulga ile tanıştım. Çalışmalarıma arka çıkacağını, akça (para) konusunda yardımcı olacağını söylese de, soñraki günler aramızda bir añlaşmazlık çıktı da yollarımızı ayırdık.

Aradan aylar géçti. Yiğit Tulga ile yéñiden görüşmeye başlamış, “neler yapabiliriz” diye konuşuyorduk. O sıra akça da biriktirdiğimden kendi yazışmalığımızı kurubileceğimizi, buradan düşüncelerimizi herkese ulaştırabileceğimizi söyledim. Yanımda olduğunu belirtip, beni Oktay Doğangün ile tanıştırdı. Böylece yéñiden güç bulan ben, 28 Ağustos 2007’de turkcesivarken.com alan adı ile sunucusunu alıp yazışmalığı kurdum.

Bir yandan dil ile ilgili bétikler okuyarak kendimi geliştirmeye çalışıyor, bir yandan da yéñi oluşumuzuñ gelişmesi için çırpınıyordum. O günler bize çok ağır eleştiriler geldiğini iyice anımsıyorum. Bize “faşist” diyen de oldu, “dil ırkçısı” diye itham éden de… Yine de kuruluşumuzun 4. ayında TRT 2’de tanıtımımız yapıldı. Soñraki yıllarda dergilerde, çavlıklarda adımızdan söz éttirdik. Bir dönemler bizi yérenler, artık övüyordu. Üçüncü yılımızda yazılarımızı kaynak gösterenlere de denk gelmeye başladık.

2008’li yıllarda kurumsallaşmak konusunda yalñızca yazıda déğil, yaptığımız toplantılarda da bunu dile getiriyor, üstünde durmaya çalışıyorduk. 2009’da ilk ciddi adımımızı attık da tüzüğümüzü yazıvérdik. Ancak kol çekmeye (imza atmaya) yéterli kişi bulamadık. Klavye şövelyesi çıkıvéren yüzlerce kişiyi tanıma fırsatı yakaladım. Aynı yılıñ güzünde ben Azerbaycan’a, Oktay da İtalya’ya géçince kurumsallaşma işi askıya alındı. Çalışmalarımıza bu kéz géñel ağ üzerinde iyiden iyiye yüklenmeye başladık.

Bakü’de yaptıklarımızı, oradaki örgütlenmemizi añlatmayacağım. Onlar bambaşka bir yazınıñ konusu, hem yazmaya kalksam ayrı bir bétik olur. Eñ azından bir bölümünü “Göktürkçe Öğreniyorum”da yazmıştım. Sözüñ özü, Bakü’deki 5. yılımıñ soñlarına doğru, Türkiye’ye géri geleceğimden, gelmeden önce kişilerle görüşüyor, ortak yapılacak çalışmalardan söz édiyorduk. Böylece İstanbul’a geldiğim ilk gün, doğrudan bir toplantı düzenledik. 2014 Eylülünde yaptığımız bu toplantıda, Mustafa Bağcı ve kardeşim Cafer dışında kimse elini cebine atmaya, yér tutulmasına, oraya eşya alınmasına yürek édemedi. Böylece bir soñuç alınamadı. Soñraki aylarda yéñi kişilerle, yéñi tanışlarla bu iş üzerinde durduk. Böylece 6 Ocak 2015’te Şirinevler’deki şimdiki yérimizi tuttuk. Toplantı için gün belirledik. Öncesinde konuşup sözleştiğimiz, özellikle Facebook’ta dil üzerine yazılarla kendini iyice tanıtmış biriniñ şu sözleri ibret alınacak türdendir; “Yarın yağmur yağmazsa gelirim”. Bu sözü ilerleyen günlerde birçok kéz yineledik; söyleşilerimizde vurgu yaptık. “Mevsimlik dilciler” diye bir durumuñ olduğunuñ ayrımına vardık.

İlk tüzüğümüz, kısaltma sorunu -TDD kısaltması başka bir dernekçe kullanıldığı için- dernekler müdürlüğünce elimize géri vérildi. Bir süre “kısaltma ne olsun” diye düşünsek de içimize sinen bir kısaltma bulamadık. Buyüzden yéñiden bir araya gelip kısaltma olmaksızın tüzüğümüze kol çektik. İnceleme soñucu tüzüğümüzde aykırı yazılar bulunduğu gerekçesiyle onay çıkmadı. Bu kéz 3. kéz tüzük doldurmak durumunda kaldık. Dernekler müdürlüğünüñ yérliğindeki örnek tüzüğü bilgisayara indirip, yalñıca eñ üstte adımızı yazıp sunduk. Resmiyet kazanma aşamasınıñ çok da uzamaması için diretmedik. “İlerleyen günlerde asıl istediğimiz tüzüğü yazar, yine sunarız” diye yargıya varıp bu adımı aşmak istedik. Böylece 2 Şubat 2015’te onay çıktı. Artık Türk Dili Derneği adıyla kurumsal bir kimlik kazandık.

Toplantımızda bir “kuruluş bildirisi” üzerinde durduk. Ortaklaşa bir metin hazırladık ve bu konuda ivedi davranmadık. Bildirimizi Yıldız Teknik Üniversitesi’nde okuma yargısına vardık. Milli Mefkure Birliği ve BOSGEM ile ortaklaşa yürüttüğümüz çalışma soñucu YTÜ’de Göktürkçe kursları düzenleme olanağına ulaştık. 28 Şubat’ta da açılış töreni yapılacaktı. Biz de bu açılış töreninde kuruluş bildirimizi okumanıñ uygun olduğunu düşünerek bu yönde adım attık. Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki Göktürkçe konferansınun sonunda kardeşim Cafer’in, başkan yardımcısı sıfatıyla bildiriyi okunmasından dolayı da “Yıldız Bildirisi” adını vérdik.

TÜRK DİLİ DÉRNEĞİ

[YILDIZ BİLDİRİSİ]

Elinden ne geliyorsa, önce onunla işe başla. – Gaspıralı

Türkçe, yüzyıllardan béri türlü odaklarca gérek düzenli olarak gérek de bireysel olarak yıpratılmaktadır. Sürekli yérilmekte, aşağılanmaya çalışılmaktadır; ancak Türkçe, yapılan onca saldırıya karşın toplumda mayalanan ozanlarıyla, érmişleriyle, düşünürleriyle karşı durup Türkçemizi bu güne taşımışlardır. Günümüzde bireysel olarak yapılan bu özvériniñ bir ileri aşamaya geçmesi, örgütlü bir yapılanmaya gitmesi gérekmektedir.

Türkçesi Varken Topluluğu 2007 yılında işte bu géreksinimden ötürü kurulmuştur. Dilbilimsel çalışmalara yoğunluk véren, Türkçeniñ varsıllığını bozmayı değil, özleştirme çalışmalarıyla daha da pékiştirmeyi savunan, Türkler arasında ortak bir dil için çalışmalar yürüten, eskin damgalarımız üzerine ilgi uyandıran yapılanmamız, 2015 yılında dérnekleşme süreciniñ soñuna gelmiş, Türk Dili Dérneği adıyla 2 Şubat 2015’te kurumsallaşmıştır.

Diller, bélirli odaklarıñ déğil, onu konuşanlarıñ elinde gelişir. Bu soñ derece önemli görevi, kurumlarıñ üzerine almaktan kaçınmasından dolayı Türk Dili Dérneği’niñ kurulması kaçınılmaz olmuştur.

Türk Dili Dérneği’niñ amacı; târihî ve çağdaş Türk dil ve ağızlarını korumak, yaşatmak, dilbilimsel ölçütler ışığında araştırmak ve araştırma ortamına katkıda bulunmaktır.

Bu amaçlar doğrultusuda Türkçeye göñül véren, Türkçeniñ gelişmesi için tér dökmek isteyen herkesi aramızda görmek bize kıvanç vérecektir.

28 Şubat 2015

Bir daha bir çocuk bir çerçeveniñ önüne géçip de “Neden bunuñ Türkçeleri yok” démesin diye, bir daha bir yéñiyétme “Büyüklerimiz ne zaman ilgilenecekler” diye kaygılanmasın diye Türk Dili Derneği bu sorumluluğu omuzlarına almıştır.

Türk Dili Derneği, Türk diline uğurlar getirsin.

Gökbey Uluç

Hatay’da Göktürkçe Öğreneği (Kursu)

İlk kez Iğdır‘da düzenlediğim, daha sonra da 5 kez Bakü‘de verdiğim Göktürkçe kurslarını Hatay‘da da sürdürdüm. Şimdiye değin ülkülerden (ideolojilerden) bağımsız idi, şimdiyse ilk kez bir ülkü kurumunun düzenlemesi ile gerçekleştirdik. Bu bakımdan Hatay Ülkü Ocakları bir ilk oldu.


Öğreneğimiz (kursumuz) üzerine izlenimlerimi, hem de Hatay‘a olan yolcuğulumda başımdan geçenleri de yazacağım. Böylesi güzel günleri yazıya geçirmesen suç işlemiş sayılırım.

Hatay`daki Göktürkçe dersinden bir görüntü.

8 Ağustos – Bakü

Bakü‘deki uçağımız yaklaşık 2 saatlik bir gecikme ile kalkınca, Nahçıvan‘daki otobüsü de kaçırmış oldum dolayısıyla. Bu yüzden Iğdır‘a geçmek için başka yolları denemeye kalkım. Derken yolda bir Macır ile tanıştım; şimdiye değin iki Macır tanıdığım vardı, ikisi da çok nitelikli kişilerdi, sandım bu da öyle. Bu arkadaşın yüzünden geceyi bir parkta geçirmek durumunda kaldık. Onun gibi umursamaz olmayı isterdim; çimenlere uzanmış öylece horlayabiliyor olmayı.

Yeri gelmişken değineyim. İşin özü Iğdırda epey Macır var; sarışın gök gözlü… Gerçi onların çoğusu Rus, demeli sürgüne gönderilmis Malakanlar. Sorsan; ben Türküm, Azeriyim derler. Eriyip gitmişler artık. Macırlar yeni geldiklerinden, bir iki kuşak da olsa kendilerini biliyorlar.

10 Ağustos – Iğdır
Bugün doğum günüm; 26 yaşıma girdim. Ancak büyük ızdırap, keder ve benzeri kötü duygularla girdim. Çünkü ben, çift sayıları sevmiyorum. Şimdi bütün yıl boyunca 26 diyeceğim, aman Tanrım! Ancak gün içinde ilginç olaylar da yaşadım, günüm biraz eğlenceli oldu.

Eğlenceli olay şu; Iğdır’da kamp yapmış yaklaşık 10 İtalyan plakalı karavana denk geldim. Petrol dükkanının önündeydiler gerçi. Neyse efendim, satıcı ile sorun yaşıyorlardı. Uno lira dedim, gülümsedi, grazie dedi. Ben de o sıra sağ elimi sinemin üzerine vurup eyvallah ile karşılık verdim. Ardınca öbür karavandakiler de geldi, yardımcı oldum. O sıra güleç biri “…….. Kars” deyince “ayy nooov, davay go tu Kars, yörüyün gedirik” dedim. Beni öndeki karavana aldılar, Kars’a götürdüm. Emekli teyze, amcalarla takılmak eğlenceli geldi, Tarzanca anlaşsak da… Bizim yaşlıların ölüm ma kıyamet sohbetlerinden bin kat iyi.

Ayrıca değinmek istediğim konuysa; Türkiye’deki arkadaşlarımın ad günün, Azerbaycan’daki arkadaşlarımın ise doğum günün diye yaptığı kutlama sözcükleridir. Değiştokuş yapılması, iyi bir etkileşim olduğunu da göstermektedir.

12 Ağustos – Diyarbakır
Kürtlerin böylesi yoğun olduğu bir ile ilk kez geldiğim için ufak da olsa bir ilginçlik duydum. Gelişmiş bir il yapılanması var, yeni dikintiler, yeni yerleşim birimleri… Ancak tarım topraklarının üzerine yapılanmış olmaları kötü… Ekim, biçim konusunu çok boşvermişler.

Otogardan ayrılırken de başka bir ilginç duruma denk geldim. Bizim aracımıza 13 genç bindi; saçları çeri (asker) tıraşı olmuş, 20li yaşlarında gençler… Hepsi de buşkulu (heyecanlı) idiler. Urukları (aileleri) de aşağıda alkışlıyor, ıslık çalıyor, ellerini ağızlarına vurarak sesler çıkarıyorlardı. En büyük asker bizim asker sözleri ile çocuklarını havaya atışlarını da söyleyeyim. Çeriliğe gittiği için, Türk ordusuna katıldığı için sevinen Kürt gençleri ma onların urukları.

Beni şaşırtan bir başka olay ise, Iğdırdan Hataya doğrudan bir otobüs bulunması oldu. Yolculuğumu Has Diyarbakır işletmesi ile yaptım. Sunumları çok iyi, nerdeyse 2 saatte bir (her il geçtiğimizde) içecek verdiler. Hatta akşam üzeri dondurma bile dağıttılar. Yine de, hareket halinde iken sürücülerin yer değiştirmesi sıradan bir olaymış gibi karşılandı. 

13-19 Ağustos – Hatay
Antakya öğretmenevine yerleşip biraz olsun dinlendim. Uzun bir yolculuk sonrası su altına girip de, uzanmak gibisi yok. 

Ülkü ocağına gidip başkan Naci Akkaya ile uzunca bir aytıştık (sohbet ettik). Akşama doğru ise ülkü ocağının ortaokul çocuklarına düzenlediği kamp uygulamasının kapanış törenine katıldık. Törene MHP Hatay milletvekili Şefik Çirkin de katıldı.


Ertesi gün ilk dersimize başladık. Kardeşim Cafer de İstanbuldan geldi. Böylece ders görüntülerimizi çekip kurgulamalarıyla uğraştı.


İlgiden dolayı çok mutlu olduğumu belirteyim. Ders süremizi 1 saat olarak düzenlemiştik ancak, öylesi bilgiye aç gözlerle bakan öğrenciler vardı ki, dersi bölmeye bir türlü kıyamadım. Bu yüzden derslerim çok hızlı geçti de, kimi öğrenciler ikinci günün sonunda adlarını yazmaya başladılar.




Ders saatlarimiz akşam üzeri olduğundan, gündüzleri şehri geziyor, yöresel yemeklerin tadına bakıyordum. Sağ olsunlar, ülkü ocağındaki arkadaşlar beni yalnız koymadılar. Künefesi ünlüdür, bir de burda ye deseler de, İstanbulda yediklerimden pek bir ayrım bulamadım. Kağıt kebabı, kendilerine özgü dürüm köfteleri, dönerleri… Bunları çok beğensem de, en çok övgüyü haytalı adlı tatlılarına dizerim. Özel kaşığını bile tasarlamışlar. Yeniden Hataya gider olur da, haytalı yemeden dönersem kendimi bağışlamam.

Haytalı

Diyarbakır Licede PKKlı anıtı dikilmesine karşın (bu yazıyı yazdığım sıra TSK anıtı çoktan yıkmıştı), ocağın düzenlediği eyleme katıldıktan sonra, akşam son dersimize geçtik. Katılımcı arkadaşlara bitirme sınavı yaptıktan sonra, geçer not alanlara bitirme belgelerini verdik.




Hataydan çok güzel duygular, çok olumlu izlenimlerle ayrıldım. Caferin de dediği gibi, burası sanki İstanbulun bir ilçesi. Çok tanıdık, çok içten bir yerleşim birimi. Kendimi hiç yabancı bilmedim. Sanarsın 40 yıllık Hataylıyım. 

Cafer ile birlikte konakladığımız öğretmenevinin önünde.

20 Ağustos – Iğdır
Bugün kendimi hz. Yusuf gibi bildim. Şöyle oldu; köy arabasına bindiğimizde, ne hikmetse nerdeyse tümü kadın yolculardı. Boş yere geçtikten sonra yaşlı bir kadın ne yaraşıxlı oğlandı dedi, sonra yanındaki heye vallah diye sürdürdü. Derken orta yaşlı bir Kürt teyze, yanımdaki kız arkadaşıma dönüp bu senin eşindir diye sordu, o da dalgasına evet dedi. Kadın sen yalan söylersin, oğlan gözel, seni niye alsın dediğinde gülümsedim, sonra bizimki ile güzellik konusunda tartıştılar. Bir iki maşallah ile olay bitti. Yokluktan olsa gerek tüm bunlar.


21 Ağustos – Nahçıvan
Nahçıvan uçağındaki 23 çocuktan söz etmeyeceğim; yoo, yoo… Nahçıvanlıların nüfusu artırarak yeryüyüzünü ele geçirme politikalarını artık biliyorum. Hem alıştım da, umursamıyorum. Benim sözünü etmek istediğim, yanımda oturan 33 yaşındaki genç Nahçıvanlının, Iğdır harasıdı ki diye bana sorduğu sorudur. Kendimi, yeşil kartını yitirdiği için kolundaki bileziklerden birini bozdurmak durumunda kalan bir abla gibi şaşkın biliyorum.


22 Ağustos – Bakü
Gece geldiğim Baküde, 4 saatlik uykunun ardından kalkıp sınav notlarıma son kez göz attım. Günün ilk sınavı bizeydi, yetişdim de. Hem güzel bir sonuç aldım.


Tanrıya kutkıvanç olsun, 2 yedigüne (haftaya) sığdırdığımız bu çalışmalarımızda bir eksiklik olmadı. Tüm işlerimiz yolunda gitti, tüm planlarımız aksamadan gerçekleşti. Hem Hatay‘ın güzel kişilerini, hem de Akdeniz‘i tanımış, görmüş oldum.

GÖKTÜRKÇE ÖĞRENİYORUM yayınlandı!

Herkes için Göktürkçe Dersleri: GÖKTÜRKÇE ÖĞRENİYORUM adlı çalışmam, 19 Şubatta Bakü’de basımdan çıktı. Türkçesi Varken Topluluğu Yayınları‘nıñ 3. bétiği kutlu olsun.

Sipariş vérmek isteyenler 0539 923 5499 ile iletişime geçebilecekleri gibi, ulucname@gmail.com’a da yazabilirler.

ÖNSÖZ

Şimdiye değin Türk yazılarınıñ özel öğretimi yapılmadığı için, öğretilmeye nereden başlanacağı, nasıl olacağı yönünde bilgiler bulunmamaktadır. Bilimteylerde1 üstünkörü öğredilse de, özel olarak nice olacağı konusunda elimizde kaynak bulunmadığı için bu çalışmaya odaklandım. Burada yazdıklarım, kişisel deneyimlerimiñ soñucudur. Elde éttiğim vérileri kamuya sunuyorum.

Deneyimlerime Iğdır’da başladım, Bakü’de sürdürdüm. Iğdır’daki deneyimlerimi tutanak olarak yazdım, Bakü’de de aşamalı olarak uyguladım. Böylece 6 aşamalı öğrenme yordamı geliştirdim. İlk iki aşamada damgaları, üçüncü aşamada yazım kurallarını, dördüncü aşamada sayıları, béşinci aşamada günümüz dilinden örnekleri, altıncı aşamada da el yazmalarına géçtim. Böylece 2 yédigünlük2 bir çalışma süresi bize yéterli oldu. 6 derse işi çözenler, aynı gün öğrenenler, 2 saat için bitirenler de bulunmaktadır.

Bu bétikte okuyacaklarınız, yalñızca eski dili öğretmeyecek, günümüzde de nice yazabileceğinizi, kullanabileceğinizi gösterecektir. Bu bağlamda hem bilimtey öğrencilerine yararlı olacak, hem de özel ilgi gösteren kişilere yol gösterecektir.

Çektiğim görüntüleri3 izleyip de, okuldaki Göktürkçe dersinden 90 üzeri notlar aldığı için teşekkür éden yüzlerce öğrenci oldu.

Artık kolayca yazabildiğini, eski yazmaları okuyabildiğini, günümüz dilini damgalarla işleyebildiğini bildiren binlerce kişi var. Kimisi özel notlarını, kimi günlüğünü, kimisi de anılarını damgalarla yazıyor.

Ulaşabildiğim kişilerle yüzyüze dersler géçtim. Öğrenekler açtım. Ulaşamadıklarıma da géñelağ üzerinden, çektiğimiz görüntülerle el uzattım. Şimdi de bu çalışmalarımı burada toplayıp elle tutulur bir ürüne dönüştürdüm.

Türk ulusunuñ dili hep var olsun diye, kendi sözünü kendi damgalarıyla yazsın diye, ben de bu bétiği yazdım.

Gökbey Uluç
Bakü – 2014

Özleştirilen Sözcüğü İşitir İşitmez Añlamayı Umma Yanılgısı Üzerine

Bir diliñ konuşucusunuñ çok olması, onu çok da önemli kılmaz. Türkçe için eñ çok konuşulan 5. dil dénir. Ağızlar da işiñ içine katılarak böyle duygusal bir göstergeye ulaşılmıştır. Böyle saymayı sürdürürsek, belki de adını ilk kéz işittiğiñiz Bengalce’niñ 8. sırada olduğunu görürüz. Bangladeş’iñ kamusal dili. Önemli mi? Bu bağlamda, bizim karşıdaşlarımız bilim yapılabilen diller olmalıdır. Özleştirme tabanlı dil gelişimine arka çıkmalı, nitelikli bir dil yaratma sürecine katkı sağlamalıyız.

Özleştirme diyoruz ancak çoğu kéz de yanlış añlaşılıyoruz. Özleştirme akımındaki eñ büyük yanlış algılama, öne sürülen yéñi sözcüğün işitilir işitilmez añlaşılacak olmasıdır. Bu yanlış algı, yéñi sözcük türetmek isteyenleri belli bir sözcük öbeğiniñ çévresinde dolandırırken, konuşucuları da bilinen sözcüklerin dışına açılmamaya salık vérmektedir. Türkçe kökenli olması, onu ilk işittiğinizde añlayacaksınız añlamına gelmez.

Öy sözcüğü Türkçe kökenli olup, zaman añlamına gelir. “Günde üç öyün yémek yénir” tümcesinde işlettiğimiz öyün sözcüğü de bu kökten gelir. Ancak çoğunluklu bu yanlış yazılır; öğün. Öğünmek ise apayrı başka bir sözcüğümüzdür. Bu yanlış üzerinde durmayacağım. Kişileriñ karşısına öy sözcüğü ile çıktığımızda, bizi yadırgıyorlar. Zaman añlaşılır da, öy añlaşılmaz déniyor.

Ne édeceğiz peki? Karşımızda böyle bir soru duruyor? Dilimizi özleştireceğiz de, bunu günlük konuşma dilimizde, tüm toplumca bilinen sözcükler üzerinden mi édeceğiz?

Kişioğlunda böyle bir algılama bulunmakta; yad sözcük yérine önerilen sözcüğü işitir işitmez kavrayacağını, añlayacağını, belleyeceğini sanmakta. İşiñ kötü yanı, yéñi sözcük türetmek isteyenlerin de büyük bir çoğunluğu bu yanılgıyı yaşamakta. Soñuçta ortaya, kısır bir döngü çıkmakta. Bundan kendine pay çıkaranlar da karşı durup, dilimizi kısırlaştırıyorlar, varsıllığımızı yok édiyorlar… gibisinden sözlerle kendilerinde güç buluyorlar.

Dilimiz soñdan eklemeli bir dil diye, bütün yéñi sözcükleri de bu yolla üreteceğimiz yanılgısından kurtulmalıyız. Göz, gözlük, gözlükçü, gözlükçülükGöz ile ilgili tüm kavramları göz kökü üzerine indirgememeliyiz. Konuşmak, danışmak gibi sözcüklere ek olarak aytmak sözünü de işlekleştirmeliyiz. Bu gibi biñlerce örneğimiz bulunmakta.

Bizim amacımız, bilgi çağını karşılayabilecek bir dil yaratmaktır. Bizim amacımız, bilgi çağından soñra gelecek olan çağa, dilimizi işlek bırakabilecek özgücü vérmektir. Bunuñ için de, Türkçe’niñ bütün söz varlığından yararlanmalı, olası kısır döngüleriñ önüne géçmeliyiz. Sözcük dağarcığı kısıtlı, çok az okuyan, kendini geliştirmeyen kişileriñ göñlü olsun diye de, bu amacımızdan géri kalmayacağız. Görkemli bir ulusuñ, olağanüstü bir dili olmalı.

Özleştirme, Türk Dillerini Bölüyor mu?

Yad kökenli sözcükleriñ yérine anadilimizden karşılıklar buluyor, diriltiyor, türetiyoruz diye, kimileyin işitilmedik söz bırakmayanlar oluyor.

“Efendim; biz özleşiyoruz ancak, öbür Türk yurtları ile aramızda uçurum oluşuyor, birbirimizden ayrılıyoruz. Dolayısıyla bu yaptığınız, dili geliştirmek déğil, baltalamak oluyor.” 

Bunuñla yétinmeyip, satkın (hain) yapanlar da bulunmaktadır. Daha ileri gidip, dışgüçlerce beslendiğimizi, onlara çalıştığımızı, onlardan akça aldığımızı diyenler de oldu.

İster 3 yıl önce olsun, ister de 300 yıl önce olsun, yad söz yad sözdür. Kontak ne denli yadsa, merhaba da bir o denli yaddır. İkisine de bakış açımız birdir. Uygulamak istediğimiz éşittir.

Özleştirmeniñ bizi öbür Türk uluslarından ayırdığı, aramızı açtığı doğrudur. Buna karşı çıkmıyorum. Örneğin tümü kompüter/kompyuter dérken, biz kalkıp bilgisayar diyor, ortaklığı aradan kaldırıyoruz. Size, bu konuda biñlerce örnek sunabilecekken, eñ añlaşılır olanı ile yétineceğim.

Bu durumda ne olacak? Özleşmeyi kesecek miyiz?

Bunu yapmayacağız; özleşmeyi durmayacağız. Bizler, -burada Anadolu Türkleri adına yazıyorum- özleşmeyi sürdüreceğiz. Öbür Türk ulusları uyuşuk davranıyor, ellerini taşın altına sokmuyorlar diye, amacımızdan cayacak déğiliz. Onlarca yıldır, başka uluslarıñ egemenliğinde yaşadıkları için, adımızı kara çıkarmaları yétmezmiş gibi, bir de uyuşuk davranıp utançlarını silmemeleri için onlara kızmayacak déğiliz. Biz özleşiyorsak, onlar da özleşecek.

Arayı açan biz déğil, tembel tembel oturanlardır. Biz çalışıyoruz, dilimiziñ gelişmesi için uğraşıyoruz. Çağı yakalamak adına çabalıyoruz. Oturan, yatan kardeşlerimize kızarız kuşkusuz. Eski Oğuzlarda, savaşa katılmayanlara, at üstünde ok atamayanlara, yatuk dérlerdi. Bugün için biz de, yatuklar yüzünden obadan dışarı çıkmamazlık étmeyeceğiz.

Konuyla ilgili başka yazılar:

http://kokturukce.blogspot.com/2010/05/ortak-turk-dili-icin-neler-yaplabilir.html
http://kokturukce.blogspot.com/2011/12/ozlestirme-yabanclastryor-mu.html
http://kokturukce.blogspot.com/2011/03/azerbaycanda-ozlesmeye-baks-acs.html

III. Göktürkçe Kursu da Bitti

2011 yılından bu yana Türk damgalarınıñ öğrenilmesi adına çalışmalarda bulunuyor; kurs açıyor, toplu öğrenimlerin olmasını sağlıyorum. İlk kursumu (bundan böyle öğrenek diyeceğim) 2011 yılında Iğdır’da çocuklara géçmiştim.[1] Buradaki deneyimlerimi bir günlüğe yazmış, hangi damganıñ daha öncelikli öğretilmesi gerektiğini, hangisiniñ öğrenme güçlüğünüñ ne düzeyde olduğunu birbir belirlemiş, öğretim süreci için bir yordam çıkarmıştım. 2012 yılınıñ soñlarına doğru da daha ileri çalışmalara atılmak istemiş, soñucu olarak da Türkem Dersanesiyle anlaşmış, Göktürkçe üzerine öğrenek açılmasını sağlamıştım. Böylece Azerbaycan Bakü’de ilk kéz Göktürkçe üzerine özel bir işletmede, üstelik ödenişsiz bir öğrenek açılmış bulundu.[2] Bu, Bakü’deki I. öğrenek, benim içinse II. öğrenek olarak géçmişimizdeki yérini aldı.

Ocak 2013’de bir sınav yaparak, II. öğrenek katılımcılarını mezun étmiş ulayı böylece somut bir iş görebileceğimizi Azerbaycan’daki soydaşlarımıza kanıtlamış bulununca, III. öğreneğimize ilgi daha çok oldu. Bakü’deki ilk öğreneğimize 90 kadar kişiniñ başvurup bilgi almasına karşın, II. öğreneğimize 180 kadar kişi başvurdu. Bunlardan 40 kadarı kayıt yaptırıp 27’si öğrenek soñuna değin katılımlarını eksik étmediler.

DSCI0548

Bakü’deki I. öğreneği bitirenler arasından istekli bir öbek, derinlemesine öğrenmek istediklerini söyleyince, onlarla yéñi bir öğrenme öbeği oluşturdum. Bugün için çalışmalarını sürdürüyorlar. Irk Bitig’i baştan ayağa okuyup, Azerbaycan Türkçesine çévirme çalışmasını sorunsuz bir biçimde ilerletiyorlar. %30’luk bir bölümünü bitirdiklerini söyleyebilirim.

Bakü’deki II. öğrenek öğrencileriyle de yéñi bir çalışmaya giriştim. Bu çalışmam, bütün bir öğreneği, baştan soñuna değin görüntüleyip, géñelağ üzerinden yayınlamaktı. Başardım. Tüm öğrenek olmasa da, 5 öğreneğimizi çekebildik. Bu 5 öğreneği izleyerek Irk Bitig üzerinde çalışabilecek, onu okuyup añlayabilecek düzeye çıkabilirsiniz.[3] Kolay olmadı. Kamera niteliksiz de olsa, ortam koşulları çok iç açıcı olmasa da, ortaya bir ürün çıkarabildiğim için mutluyum.

DSCI0551

Üçüncü ayın 7’si 2013’de yaptığım bitirme sınavı ile, Bakü’deki II. öğreneğimi de bitirmiş bulundum. Sınavıñ 1. sorusu Irk Bitig’deki bir ırkın okunmasını istiyordu. Öğrenciler, aldıkları 3 yédigünlük öğrenimle bile bunu kolayca okuyup géçtiler.

Öğrenek çalışmalarımız sürecek. İlkyaz bayramından (nevruz) soñra, benim için IV, Bakü’deyse III. olacak öğreneğimizi başlatacağım. Büyük olasılık 25.03.2013 olacak. Yine de gelişmeleri bildireceğim.

Dipçe:                     
[1] http://kokturukce.blogspot.com/2011/07/cocuklara-gokturkce-ogretme-deneyimi.html
[2] http://kokturukce.blogspot.com/2013/02/bakude-gokturkce-kursu.html
[3] http://www.youtube.com/watch?v=ER5ZpxKIeyc

Bakü’de Göktürkçe Kursu

Azerbaycan’ıñ başkenti Bakü’de 8 Ocak 2013’te Göktürkçe öğreneğine (kursuna) başladık. 29 Ocak’taki yazılı sınavla da bitirdik.

2011 yazında Iğdır’da obamızdaki çocuklara vérdiğim öğrenek deneyimine güvenerek, böyle bir girişimde bulunma yönünde düşünce belirdi önce. Bunu, Türkem Dersanesi’niñ yönetimine bildirdiğimde olumlu karşıladılar. Elnur Manafov bey, sağolsun dersaneniñ tüm olanaklarını sundu. Böylece biz de, Aralık 2012’de bol bol tanıtım yapmaya géçtik. 3 yédigünlük tanıtımıñ soñunda, 17 kişilik bir başvuru almış, bunuñ 14’ünü ilk derste görmüştük. Öğreneğimiz ödenişsiz olup, tüm araç gereçler de yine kurumca karşılıksız dağıltı.

Göktürkçe üzerine daha önce özel kurumlarda böylesi bir uygulama oldu mu, bilmiyorum. Sanırım bir ilk olarak değerlendirilebilir. Kişisel öğrenimleri es géçiyorum. Yoksa, Iğdır’daki 1 aylık deneyimim bundan daha önce gelir. Orada, çocuklar üzerinde bir deneyim yaşamıştım. Hangi damgayı daha hızlı öğreniyor, hangi damgayı yazmakta çetinlik çekiyorlar gibisinden günlük tutmuş, ileride bir kılavuz anıklanacaksa, bu günlükten yararlanılabilir diye de saklamıştım. Nitekim, bu günlüğümüñ bir beñzerini Türk Dil Kurumu’na da gönderdim. Géribildirimde bulunmadılar ya, neyse.

Tanıtımlarda 7 Ocak’ta ders başlayacak dések de, katılımcılarıñ uygun öy dilimlerine göre geliş gidişlerini gözönüne alıp, öğrenek çizelgesi çıkardığımızda, bir günlük bir gécikme ile 8 Ocak’ta başladık. Iğdır’daki deneyimlerimi, birileriniñ birgün kılavuz anıklar diye düşündüğüm günlüğümüñ yardımıyla çıkardığım yöntemi uygulamaya koyuldum. Öğrenmek için od fışkıran gözleri gördükçe, daha bir istekli añlattım dersleri. Böylece, 2. dersiñ soñunda öğrenciler damgalarıñ tümünü biliyor, adlarını yazabiliyor, günlük dilden sözcükleri bol yanlışlarla yazabiliyorlardı.

2. dersimizden soñra Türküstan çavlığında (gazetesinde) tanıtımımız yapıldı. Dersdeki görüntülerimizi çekip, yérlikler üzerinde paylaştık. Böylece, géñelağ üzerinden kendimizi daha iyi pazarladık. İlk başlarda tanımımızı yaparken, bizim göñül adamış kişiler olduğumuzu düşünüyorlar, gérçekleşmeyecek hoş bir istek arkasından gittiğimizi sanıyorlardı. Oysa şimdi, ortada somut görülen bir iş, bu işi yapan kişiler olunca düşünceler değişti.

Génelağ üzerinden bolca ileti aldık. Dersleriñ ağ üzerinden yayınlanması düşüncesini dile getiren arkadaşlarımız olsa da, ben bu düşünceyi şimdi uygulamayı doğru bulmadım. Çünkü, daha önce böylesi bir deneyimim yoktu. Doğaçlama gidiyordum derslerde. Doğrudur, ilk başlarda izlediğim bir yol yordam vardı da, şimdi o yordamıñ dışına çıktım. Iğdır Günlüğü, damgalarıñ öğrenilmesi üzerine çocuklar üzerindeki deneyimlerimdi. Bu deneyimle çok kısa sürede damgaları öğrettikten soñrası için bir düşüncem yoktu. İşte! Bu yüzden, bu öğreneği çekmek, görütlü (vidyolu) ders oluşturmak konusuna soğuk davrandım. Ancak yine de, böylesi bir uygulama için kolları sıvadım. Daha soñraki dönemlerde açılacak bölüt (sınıf) üzerinde bunu gérçekleştirecektim. Bu düşüncelerle yola çıkıp, birkaç çizim bile yaptım.

İlerleyen günlerde, öğrenciler uzun uzun bétinler yazmaya başladılar. Evde yazıp getirmelerini istiyordum. Bölütte ise, daha çok Orkun Yazıtları üzerinde duruyor, kolay añlaşılabilir bétinler üzerinde alıştırmalar yapıyorduk. Soñ derslerde daha çok Irk Bitig üzerinden gittim. Çünkü orada kullanılan dil, çok daha açık, çok daha añlaşılabilirdi. Onsuz da bu öğrenekten çıkardığım eñ açık deneyimlerden biri, daha doğrusu çıkarımlardan biri; Irk Bitig üzerinden öğretim yapılmasıdır. Ancak yine de, “Türk Oğuz beyleri, duyun işitin; üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, seniñ ulusunu, töreni kim bozabilir” gibisinden en bilindik, eñ ünlü sözleri de es géçmedim.

Çoğu kéz şunu işittim; “Neden Göktürkçe öğretiyorsun?”. Şunu dédim hep, “Bu yazıtlar bizim ortak kalıtımız (mirasımız), ortak değerlerimizdir. Ulusumuzu daha yakından tanımak için”.

Arada bir dersimize konuk öğrenciler de geldi. Konuk bir hoca getirip, 1 saatliğine de olsa, bizimle olması için çabaladım, ancak bu soñuçsuz kaldı. Çağrımızı géri çéviren hocaya kırıldım.

Soñuç olarak 29 Ocak’ta yazılı sınav yaptım. Sınavda 5 soru sordum. Irk Bitig’iñ 11. ırkını çetinlik çekmeden tüm öğrenciler okudu. Öbür 4 sorunuñ 2’si yazım kuralları, öbür 2’si de damgalar arası çévirmeleri içeriyordu. Sınav kâğıtlarını kendime sakladım. Bu konudaki bencilliğimi añlayışla karşılayın. Sınav soñrası anı olsun diye bedizlerimizi de çektirdik. Bedizde tüm arkadaşları bir yérde görmek isterdim açıkcası ancak, sınava soñraki saat diliminde gelecek arkadaş olmayınca, birkaçımız çıkamadı.

Bugün için 11 kişi daha Göktürkçe biliyor. Eski el yazmalarımızı okuyabilecek özgüce kavuştu. Günlük dilimizi kolaylıkla damgalarla yazabilecek düzeye erişti. Üstelik tüm bunlar, 3 yédigünlük, sözüm ona 3 haftalık bir öğretimiñ soñucunda oldu.

Öğrenek, başarıyla soñuçlandığı için, sözlerimi övünerek yazıyorum. Gelecek dönemlerde yéñi bölütler açacağız. Daha güzel düşüncelerim de var. Gérçekleştirmeden yazmak istemiyorum. Bittiğinde, böylesi bir tutanakla bildiririm.

Basından:

http://kokturukce.blogspot.com/2013/02/bakude-gokturkce-kursu.html
http://www.dgtyb.org/news/1874.html
http://www.turkustan.net/Medeniyyet/goyturk-dili-kursunda-sertifikatlar-verildi-haberi/664/
http://dilcilik.blogspot.com/2013/02/goyturk-dili-kursunda-ilk-sertifikatlar.html
http://www.publika.az/index.php?action=static_detail&static_id=37589&project_id=48
http://kokturukce.blogspot.com/2011/08/gokturkce-ogreneginin-sonucu.html

Messi Çanak Çömlek Patlattı

Kimi kavramlarıñ Türkçesiniñ olmadığı söylenir. Gérçekten de öyle yad kökenli sözcükler bulunur, Türkçe ile ilgilenen, özleştirme çalışmalarına göñül adamış kişiler bile bu kavramlar karşısında boynu bükük, sessiz kalmışlardır. Örneğin performans sözcüğü… Bu sözcüğe karşılık olarak “başarım” önerilse de, pek yéğlenmemektedir. Oysa “beceri”, bu sözcüğüñ birebir karşılığıdır.

Yanlış da olsa, karşılık bulunamayan kavramlar epey vardır. Örneğin tepik (futbol) gibi oyunlarda, oyun bozulmasına denilen “faul” sözcüğü… Ben, bu kavram önerilmiş kullanılabilir bir sözcüğe denk gelmedim. Azı “ofsayt” sözcüğü de öyle. Yine de Azerbaycan’da “kenardan veziyet” deseler bile, kullandıkları sözcükler Arapça kökenlidir.

Géçen géce yolda yürürken saklambaç oynayan çocuklara denk geldim. Çocuklardan biri oyun kuralını bozduğu için içlerinden bir başkası “çanak çömlek patladı, çanak çömlek  patladı…” diye bağırmaya başladı. Oynanan oyun ile çanağın çömleğin ne ilgisi var? Demek, kural bozulması, bir ürünüñ çatlayıp kırılması ile bağdaştırılmış. Yoksa, söylenen sözle, oynanan oyun arasında ufacık da olsa bir ilişki bulunmamakdadır, görülmemekdedir.

Düşünüldüğünde, oyunda kural bozulmasını karşılayan faul sözcüğünü, çanak çömlek patladı ile eş değer olarak görürüz.

Messi* faul yaptı.
Messi çanak çömlek patlattı. / Messi çanak kırdı. / Messi çömlek patlattı.

Öneriniñ yadırganması yüksek olasılıkdır. İşin doğrusu, tüm önerilen sözcükleriñ kaçınılmaz karşılanışları böyledir. Bizden oldukları için, tanıdık geldikleri için, söz konusu kavramı karşıladıkları için…

“Pas atmak, pas vérmek” sözcüğünü karşılayan “ötürmek” eylemimiz de yine kıyıda kullanılmayı beklemektedir. Eñ azından Azerbaycan’da kullanımda, işlek durumda olması da sévindirici sayılabilir.

* Messi: Arjantinli tepik oyuncusu.