İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Yaygın Yanlışlar

Yaygın yanlış*, Dil Derneğinin Türkçe Sözlük’ünde şöyle tanımlanmış: “genelleştiği için yanlışlığı, önemsenmeksizin kullanılagelen sözcük, deyim ya da terim”. (Başka sözlüklerdeyse buna benzer tanımlar, var.). Bu yazıda dilimizin “yad” öğelerindeki yaygın yanlışları, bir kıyıya bırakıp öz Türkçede yapılan kimi yaygın yanlışları, ele alacağım. Bunlar, alabildiğine çok olduğundan; yalnızca en yaygın yanlışlardan örnekler üstünde duracağım. Hele başlayayım:

Yayım ile yayın sözcüklerinin karıştırıladurduğu, söylenir. Oysa başlangıçta böyle bir karıştırma, yapılıyorduysa da; şimdi yayım sözcüğü, yok sayılıp onun yerine yayın, kullanılıyor. Bu durumda “yayımcı” *yayıncı; “yayımcılık” *yayıncılık; yayımlamaksa, *yayınlamak oluyor. Gelgelelim yayım, Os. neşir sözcüğünün karşılığıdır; yayın(lar), Os. neşriyatı karşılar; yayımlamaksa, Os. neşretmek sözlükbirimine karşılık gelir. Demek yayım sözcüğü ile türevlerini, yok saymak; birtakım anlam inceliklerini ya da ayırtıları, dile getirememeyle sonuçlanır. Nitekim olan, tüm budur. (Yazar-çizer takımının bile bu yanlışları, yapagitmesiyse, düşündürücü mü düşündürücü.). Konuyu, toparlayacak olursam; Türkçede yayım sözcüğü de, vardır; yayın sözcüğü de… İki öğeyi, karıştırmamak (örneğin “genel yayım yönetmeni” yerine genel yayın yönetmeni, dememek); dahası, yayım ile türevlerini, yok saymamak gerektir: Yayıncı, yayıncılık, yayınlamak yanlış; yayımcı, yayımcılık, yayımlamak doğrudur. Hepsi bu.

Karşıtçı sözcüğü de, hepten yok sayılmakta. Onun yerine *karşıt, kullanılıyor. Karşıtçılık yerineyse *karşıtlık, deniyor. Ancak, karşıt, Os. zıt sözcüğünün karşılığıdır; karşıtçıysa, Os. aleyhtarı, karşılar. Buna göre karşıtlık, Os. zıddiyet; karşıtçılık, Os. aleyhtarlık anlamlarındadır. Bundan ötürü, örneğin, “Akın karşıtı, karadır.” denebilir de; “başakçacılık1 karşıtları” denemez. Doğru kullanım, başakçacılık karşıtçılarıdır. (Başakçacılık karşıtı=Toplumculuk. Başakçacılık karşıtçısı=Toplumcu.). Demek gene bir yoksayma ile ona bağlı olarak kimi anlamsal ayırtıların anlatılamaması, söz konusu. Bu tür örnekler, kolayca çoğaltılabilir.

Bir de, gereksiz eklerle “biçimbozum”a uğratılan öz Türkçe sözcükler, var. Örneğin duyar, geçer, yeter sözcükleri yerine *duyarlı, *geçerli, *yeterli deniyor. Oysa – gene örneğin – “geçer belge” sözü, doğrudur; geçerli belgeyse, yaygın yanlış. Kendisi, bir önad olan geçer sözcüğüne bir önad yapma ekinin ulanmasına hiçbir gerek, yok anlayacağınız. (Dili, doğru düzgün kullanmak istiyorsak; ekleri, yerli yerinde kullanmayı, öğrenmeliyiz.2)

Ayrıca kimi öz Türkçe deyimler, yaygın bir biçimde yanlış kullanılıyor. Örneğin “alıcı gözüyle bakmak” yerine “alıcı gözle bakmak” ile “ardı, arası kesilmemek” yerine “ardı, arkası kesilmemek” gibi. Buradaki yanlışlar, önemsiz görülebilse de; deyimlerin anlamlarını − bir ölçüde − değiştirmektedir. Buysa, iletişimsel sorunlara yol açabilir.

Yaygın yanlışlar, öz Türkçe kişi adlarında dahi görülmektedir. Örneğin Kağan yerine *Kaan gibi. Oysa “kağan” sözcüğü, çok eski olup Göktürkçede “kagan” biçimindeydi. Buna karşın bugün ülkemizde *Kaan-adlı nice erkek, var. Gelin de yazıklanmayın! (Demek çocuklara öz Türkçe adlar koymak, yetmiyor; bu adları, biçimsizleştirmemek gerekiyor.)

Yok sayılmasa da; karıştırılmış, şimdi bile karıştırılan öz Türkçe sözcükler de, var. Bunların en çarpıcı örneği, türe ile tüze sözcükleridir. Başlangıçta – Dil Devriminin ilk yıllarında – yayımlanmış özleştirme kılavuzlarında, Türkçe sözlüklerde türe, Os. hukuk karşılığı olarak; tüzeyse, Os. adalet yerine önerilmişse de; sonradan – ne, olmuşsa olmuş! – türe, adalet; tüzeyse, hukuk anlamlarında kullanılmaya başlamıştır. Türe ile tüzenin “kökteş” sözcükler olduğu; söz konusu karışıklığa bunun yol açtığı, söylenebilirse de; yaygın yanlış, yaygın yanlıştır. Demek sözcükleri, özellikle öz Türkçe olanları, karıştırmamalı.

Ya “ülkü” sözcüğü ile türevlerinin başlarına gelmişlere ne, buyrulur?! Ülkü, Osmanlıcadaki ideal ile mefkûre sözcüklerinin öpöz Türkçe karşılığıdır. Ülkücüyse, gerçekte idealist,demektir; yoksa MHP’li anlamında değil. Buna benzer bir biçimde ülkücülük, idealizm3 anlamına gelir; yoksa MHP yandaşlığı, demek sayılmaz. Ne ki, ülkemizdeki yurtyönetimi, “bilimsel” bir dayantıya otur(tul)madığından; anılmış öz Türkçe sözcükler, ilkin anlam daralmasına, sonra anlam kaymasına uğratılmış; böylece ülkü ile türevlerinin – gerçek anlamlarıyla – tutunması, yazık ki, engellenmiştir! Bununla birlikte, ülkü, ülkücü, ülkücülük ib., pırıl pırıl sözcükler olup tutundurulmayı, beklemekte. Doğallıkla ideal, idealist, idealizm ib. yerlerine…

Burada sesletimsel yaygın yanlışlara değinmemde yarar, bulunuyor. Demek örneğin öz Türkçe “yarın” sözcüğü, çoğun *yârın ya da – daha kötüsü – *yârin biçiminde sesletiliyor. Bu yanlış konusunda Osmanlıcanın olumsuz etkisinin sözü, edilebilir. (Doğrusu, Osmanlıcanın “olumlu” etkisi, görülmemiştir!). Bununla birlikte, ölçünlü Türkey Türkçesinde uzun ünlü, öz Türkçe öğelerde var olmadığından; yarın sözcüğünün iki seslemindeki ünlüler, kısa okunmalı. Güzelim yarını, yanlış sesletimle karartmamalı anlayacağınız.

Yaygın sesletim yanlışlarına değinmişken; k’lerin “ka” diye okunmasına dokunmaksızın geçemeyeceğim. Gerçekten Türklerin çoğunluğu, k’leri, “ka” diye okuyaduruyor. Oysa Türk abecesindeki imcelerin okunuşları, Dil Devriminden de önce bir yasayla belirlenmişti: Bütün ünsüzler, sonlarına birer “e” getirilerek okunur. K/k’yse, “ayra” değildir; demek bu yasadan bağışık tutulamaz. (Kimi kez h’lerin “aş” ya da “ha”, r’lerin “er” diye; dahası, tüm imcelerin İngilizce uyarınca okunduğunun ayrımındayım. Gelgelelim onlar, şimdilik yaygın yanlışlar değil. [K’deki sorun, gene Osmanlıcadan ileri geliyor olabilir. Öyleyse, dilimizi, Osmanlıcanın bütün dokuncalı etkilerinden kurtarmamız gerek.])

Doğallıkla yaygın yanlışlara karşı bunca çok söz söylemiş beni, “doğrucu Davut” olmayla suçlayacak okurlar, var olabilirler. Ancak, ben, yalnızca – genelde yaşamsal, özelde dilsel – doğruların ardındayım. Demek aşırı doğruculuk, gütmüyorum. Doğrusu, kendi yaşamımda, dilimde dahi kimi yanlışlar – ister istemez − bulunur. (Yeryüzünde yanlışsız kişi, yoktur.). Dayatmacı da sayılmam. Benimki, bir tür yol-göstericiliktir. Göz göre göre yanlış, yapmamak gerek; eşdeyişle yanlışçı olmamalı. Benim demek istediğim, bu. Bir yaygın yanlışlar yağızyerinde4 yaşayageldiğimiz, ortada. (Öyle ki, yaygın yanlışlar; sözlüklerde, yazım kılavuzlarında yer almıştır.). Gelin, bu yağızyerde yaşayagitmeyelim. Yaşam niteliğimizi, iyileştirmeyi diliyorsak; işe dilimizden başlamalıyız: Dil güzelleştikçe; yaşam güzelleşir. Bunun tersi de, doğrudur. Bu denemede öz-Türkçesel yaygın yanlışların bir bölümünü, ele aldım. Gerçekte dilimizdeki yad öğelerle ilgili yaygın yanlışlar, çok daha artıktır. Bundan ötürü, öz Türkçenin yanlış kullanıldığı, ileri sürülemez. (Yad sözcüklerle yanlış yapma olasılığının daha büyük olduğu, bilinen bir gerçektir.). Sorun, öz Türkçede değil; öz Türkçeyi, kullananlarda anlayacağınız. Gene de, doğru doğrudur; yanlışsa yanlış. Bence bir yanlış, ne denli yaygın olursa olsun onu, yapmaktan kaçınmak gerek. Doğrunun yanlış, yanlışın doğru sayıldığı bir ortamda yaşadığımızın bilincindeyim. Bu, bizi yıldırmak, bir yana; doğruculuğumuzu bilemeli. Yanlışlarla savaşım, yeryüzünde hiçbir doğrucu kalmayasıya sürmeli. Yanlışların egemenliğini, tanımak kolaydır; onlarla savaşmaksa, çetin. Sizi bilmem; ben, güç yolu, yeğlemekteyim. Güç, ancak doğru yolu…

_______________________________

* Yaygın yanlış teriminin Osmanlıca karşılığı olan galatımeşhur – sözcüğü sözcüğüne – “ünlü bozukluk/yanlış” anlamına gelirse de; yaygın yanlış, daha uygun bir söz sayılsa gerek.

1 Os. kapitalizm.

2 Bu bağlamda örneğin “benimki”, “biri”, “kimi” yerlerine benimkisi, birisi, kimisi eyitmek de, yanlıştır. Dil, şakaya gelmez. Bundan dolayı, ona özen göstermemiz gerek.

3İdealizmi, “düşüncecilik” de, karşılar.

4 Yağızyer: Os. cehennem.