İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Yaşar Kemal’i Okurken…

Yaşar Kemal – bütün büyük yazıncılar gibi – bir “sözcük büyücüsü”dür. Onun yuvarlağına girdiğinizde, türlü türlü kişi durumları yanında doğa-kişi, kişi-kişi savaşımlarına tanık olursunuz. Yapıtlarında yöreselden evrensele uzanan çizgide kişiliğin çektiği acıları – handiyse – iliklerinizde duyarsınız. O, yalnızca iyi bir anlatıcı değil; uz bir budunbilimci, tinbilimci ile toplumbilimci sayılır. Yazarın gerçekten tatlı olan anlatımına kapılıp şu ya da bu anlatısını okumayı bitirince, burnunuzun direği sızlayacaktır. Doğallıkla duyarlığınızı büsbütün yitirmemişseniz… (Yazının işlevlerinden biri, okur duyarlığını bileme değil midir? Öyleyse, nitelikli yazar, bireyin iç yuvarlağını etkinleştirmeyi – Yaşar Kemal gibi – bilmeli.)

Bir “dilsever” olarak Yaşar Kemal’den söz açmışken, onun diline değinmemek – kuşkusuz − olmaz. Y. Kemal’in en önemli dilsel özelliği; yöresel sözcüklere, deyimlere, atasözlerine… çokça yer vermiş bulunmasıdır. Öyle ki, Ali Püsküllüoğlu, ünlü genöykücümüzün yapıtlarındaki bu tür öğeleri, Yaşar Kemal Sözlüğü adı altında derlemiş.1 Y. Kemal’in doğup büyüdüğü Kadirli yöresi ağzına özgü bu kullanımlar, buram buram Anadolu kokuyor. İşte, size onlardan kimi örnekler: alıp yatırmak (birdenbire, hızla koşup, yitip gitmek, kaçıp gitmek), bastık (pestil, özellikle üzüm ya da incir pestili), cikilti (böceklerin ya da kuşların çıkardığı ses), çaman (kebap), döngele (güzün kökünden kopup bozkırda uçan bir bitki, kişi başı denli büyük bir diken) ib.

Y. Kemal, yöresel dil öğelerini kullanmakta Fakir Baykurt, Orhan Kemal, Osman Şahin gibi yazarlarımızla özdeş ulamda yer almıştır. Oysa birçok Türk yazıncısı, söz konusu öğelere – nedense? – hiç ilgi göstermemiş, göstermiyor. Bununla birlikte, örneğin yöresel sözcükleri kullanmaktan çekinmemeliyiz. Türkçeyi geliştirip özleştirerek varsıllaştırma, ilboy dilinden de yararlanmayı gerektirir. Nitekim Dil Devrimi sürecinde ortaya konmuş Derleme Sözlüğü2, bu düşünceyi tanıtlamaktadır. İlboy dilinden genel dile geçerek yad bir kullanımı karşılayan değme öz Türkçe öğe; genelde Türk ekininin, özelde dilimizin kazanımları olacaktır.

Yöresel söz değerlerini önemsemiş bulunması, Y. Kemal’in olumlu dil özelliğidir anlayacağınız. Bu bağlamda olumsuz özellik olarak anlatımsal savrukluktan ileri gelmiş dil yanlışları anılabilir. Y. Kemal’in bütün yapıtlarında – örneğin – anlatım bozukluğundan geçilmez.3 Buysa, bir yazar için “bozar” sayılır. Onda söz konusu anlatım bozukluklarına ek olarak yazım yanlışları göze çarpar: Yazar, düzeltme ile kesme imlerini, duraklı çekeyi4 hiç kullanmamıştır. Bunlarda hızlı yazma kaygısının etkisi varsayılabilir. Ancak, yanlış yanlıştır. Bir yazıncı, hele Y. Kemal gibi bir ulu, ilk ağızda dili doğru düzgün kullanmayla yükümlüdür. (Kimse, kendisini dilsel kurallardan bağışık tutamaz, tutmamalı.)

Birtakım eleştirmenlere göre Y. Kemal’in genöyküleri düzayak, yalınkattır. Bundan ötürü, onları 19. yüzyıl genöykü geleneği içinde ele almak gerekir. Böylece Y. Kemal, uygulayımsal bakımdan örneğin Balzak’la bir tutulmuştur. Demek ünlü yazarımızın bırakın artçağcılığı5, çağcılığı6 yakalayamadığı söylenebilir.7 Bana kalırsa, Y. Kemal, “toplumcu gerçekçi” bir yazar olarak kendisine uygun gelen biçemi yaratıp uygulayımı kullanmıştır. Yazında önem taşıyan, işlevsellik olduğundan; yazıncının nite anlattığından çok, neyi anlattığına bakmalı. Yazar, iletisini okura yollasın da, nite yollarsa yollasın anlayacağınız. Doğallıkla dilsel arılığı, doğruluğu, giderek güzelduyusallığı gözeterek…

Y. Kemal, yöresel dil öğelerinden yararlanması yanında Anadolu söylen(ce)lerini, boş inançlarını, ilboy öykülerini, olağanüstülemelerini8 yazınsal gereç olarak kullanmıştır. Türlü ekinlerin izlerini taşıyan Anadolu uygarlığının “tümgörü”sünü9 onda bulmak olanaklıdır. Bu açıdan Y. Kemal’in bütün yapıtları, dilsel-yazınsal araştırmalar için olduğu denli çok, budunbetimsel incelemeler için varsıl gereç sağlayabilir. Kim ne derse desin; kimse, bu toprakları Y. Kemal’in yaptığı biçimde anlat(a)mamıştır. Doğrusu, onu bu büyük kılmış. Bu nedenle ona – öykünmecilik düzeyinde olsun – yaklaşabilmiş bir yazarımız yoktur.

Ak-çağşaklı10 pınarlar, çangal-boynuzlu geyikler, mis gibi bulgur pilavı ile yarpuz kokusu; Meryemce’nin deve hıncı; Çukurova’daki erken başakçacılığın acımasızlığı; “şaşırtıcı” bir imgelem ib. Y. Kemal deyince, usuma gelenler bunlar. Okur, abur cubur betikleri okumak yerine Y. Kemal’in yapıtlarını tatla devirebilir. Kuşkusuz değme okurun onu alımlayıp anlamlandırarak özümleyişi ayrımlı olacaktır. Gene de, bütün Y. Kemal yapıtları; barış, kardeşlik ile özgürlük çağrısında bulunan bir anıt sayılır. (Kimi kez Osmanlıcaya kayıverse de, onun gönlü – besbelli − öz Türkçeden yanadır. [Nitekim Dil Devrimi ürünlerinden dahi yararlanmış olması, bunu göstermekte.]). İşte, Y. Kemal’i okurken düşündüklerim; daha doğrusu, düşündüklerimin bir bölümü… Yoksa onculayın bir ustayı böyle bir yazıda özetlemek, ne olanaklı!

________________________________

1 İyi ki derlemiş! Ben, böyle sözlüklerin başka birtakım yazarlarımız için de anıklanması gerektiği kanısındayım.

2 Ağızlardan söz(cük) derleme çalışması sürdürülmelidir. Yoksa Dil Devrimini sürdürme – bir ölçüde – olanaksızlaşacaktır. (Günümüzde bu tür bir etkinliğin – gelişmiş uygulayımbilim yardımıyla – daha kolay yapılacağınıysa göz ardı etmemek gerek.)

3 Öyle ki, Atilla Aygün, Son Dönem Yazınımızda Anlatım Bozuklukları-adlı betiğinde Y. Kemal’den bol bol örnek tümce alıntılamış. Aygün’ün Y. Kemal’e karşı bir artdüşüncesi ile/ya da önyargısı var mıydı; onu bilemem.

4 Duraklı çeke: Os. noktalı virgül.

5 Artçağcılık: Os. postmodernizm.

6 Çağcılık: Os. modernizm.

7 Burada yapıtları artçağcıl diye nitelenegelen Orhan Pamuk’un Y. Kemal’le karşılaştırıladurması gündeme geliyor. Nobel Yazın Ödülü, Pamuk’un mu, Y. Kemal’in mi “ülev”iydi? O, ayrı bir tartışma konusu. (Bu deneme, Y. Kemal’e özgülenmiştir.)

8 Olağanüstüleme: Os. destan.

9 Tümgörü: Os. panorama.

10 Bu ile buna benzer yöresel sözcükler için Yaşar Kemal Sözlüğü’ne bk.