İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Yabancı Özel Adlarıŋ Yazımındaki Çelişki Üzerine

Geçenlerde bir yazıda Rus-Alman bir matematikçiniŋ adınıŋ Türkçedeki yazımına deŋk geldim. Adamcağızıŋ adını Almancada yazıldığı gibi, Minkowski biçiminde yazmışlar. Çoğumuz /folksvagen/ diye okunan araç markası VolksWagen‘den biliyor, Almancada w simgesi /v/ diye okunur. Minkovski, o yazımı Rus İmparatorluğu’nuŋ Alman tarafında ve Zürih’te iken kullanıyordu. Oysa Rusçada /v/ ile Минковский yani Minkovskiy yazılır.

Türk Dil Kurumu (TDK) yazım kılavuzunda, yabancı özel adlarıŋ yazımı ikiye ayrılır: (1) latin harfli dillerden gelenleriŋ yazımı ile (2) diğerleriniŋ yazımı. Örŋeğin buna göre Türkçede; Almanca özel bir ad, Almancada yazıldığı gibi yazılırken Arapça özel bir ad, okunduğu gibi yazılmalıymış. Bu durum, Almanca veya İngilizce gibi Latin kökenli abeceleri olan dilleri ayrıcalıklı kılmaz mı? Bu da, doğal olarak yabancı özel adlarıŋ okunamaması sorununu yaratıyor.

Yabancı özel adları okuyamama sorununu sık sık yaşarız. Örneğin bir matematik kitabında Fransız matematikçiniŋ adı, “Poincaré” olarak yazıldığında onu sık sık İngilizceymiş gibi /poynkeyr/ biçiminde okuduğumuz oluyor. Adam, adınıŋ böyle okunmasına biraz uyuz olurdu sanırım (tıpkı adımıŋ İngilizler tarafından /oktey/ diye okunmasına uyuz olmam gibi). Oysa bu matematikçiniŋ adı, Puankare‘dir. Diğer türlü yazıp benim Fransız abecesini okuma kurallarıyla birlikte bildiğimi varsaymak, pek de gerçekçi olmasa gerek.

Abeceler, TDK tarafından belli ki salt simge yığınları olarak görülüyor. Oysa abeceler, simge yığını olmanıŋ dışında bu simgeler arasındaki ilişkileri de içerir. Örneğin, İngiliz abecesinde ch simge dizimi /ç/ olarak okunurken yiŋe Latin kökenli abecesi olan Fransız abecesinde aynı yazım /ş/ diye okunur. Yalŋızca ilişkiler değil, ses deŋlikleri de çok ayrıktır: e simgesi İngilizcede yerine göre /i, ö, e/ okunabilirken Fransızcada /ö/ okunur (söz soŋunda ise okunmaz).

Ben kendi yaşamımda bu çelişkiye karşı çıkıyorum. Ancak çok büyük dirençle de karşılaştım. Bir keresinde bir fizik kongresinde verdiğim bir sunumuŋ soŋundaki sorular kısmında bir diŋleyici, el kaldırıp sunumumda yabancı özel adları okunduğu gibi yazmamı eleştirmişti. Eleştiriniŋ dayanak noktası, bunuŋ adları yazılan kişilere bir saygısızlık olduğunu savunmasıydı. Soru soran kişiye göre, bir adı yazıldığı gibi değil de okunduğu gibi yazarsam saygısızlık etmiş olurmuşum! Oysa ben tam tersi olduğunu düşünüyordum. Kendi adıma ben adımıŋ /oktey/ diye okunmasını istemiyorum.

Özel adlarıŋ okunduğu gibi yazılmasınıŋ saygısızlık olduğu savınıŋ devâmında “diğer uluslar böyle yapmıyor, yazıldığı gibi yazıyor” düşüncesi de vardır. Oysa durum öyle değildir. Özel adları okunduğu gibi yazan uluslara örnek verdiğimde ise Avrupada olmadıklarından dolayı ezik sayılıp “ya, o ülkeyi geç” biçiminde tepkiler alıyorum. Özellikle bu “saygısız” tepkiniŋ Azerbaycan Türkçesine yapılmasına oldukça uyuz oluyorum. Azerbaycan Türkçesinde yabancı özel adlar okunduğu gibi yazılır. Bir Azerbaycan güncesinde (gazete) “Corç Buş Bakü’yə gəlib” biçiminde bir çav (haber) görürseŋiz şaşırmayıŋ.

Türkiye’de belli ki okunduğu gibi yazma aŋlayışı, geçmiş bir dönem için oluşmuş görünüyor. Örneğin temizlik markası Cif özünde Jif biçimindedir ancak markanıŋ kendisi Türkiye’de okunduğu biçimi tescil etmiştir. Bir diğer örnek de, İzmir’e gitmişseŋiz alaŋlarıŋ adlarınıŋ türlü dünya kentleri adlarından seçildiğini görebilirsiŋiz. Bu adlar gerçekten okunduğu gibi yazılıdırlar. İzmir’de alaŋ adlarından biri olan Montrö, Fransızcada Montreux biçiminde yazılır. Yazıldığı gibi yazılsaydı, İzmir halkınıŋ o alaŋı okuma çabalarını düşleyemiyorum! Nitekim bu durum karşılıklı görünüyor. Cumhuriyet’iŋ başında Avrupa basını, Türkiye’niŋ durumundan söz ederken örneğin önderimiziŋ adını “Mustapha Kamal” biçiminde yazmıştı ve bu yadırganacak bir durum değildi. Neden bunu yapan biz olunca yadırganalım ki?

Oktay DOĞANGÜN

 

7 cevap

  1. avatar Gökbey ULUÇ dedi ki:

    Bu konuda yapılan eñ sık yañlışlardan biri de, yad (yabancı) adlarıñ önce İngilizce’ye göre yazılışı ardından dilimizi alışınıdır.

    Örñeğin; “Мария Шарапова” adıñı “Maria Shrapova” diye yazarlar. Oysa “Mariya Şarapova” yazmaları gerekir.

    Kiril ile Japon, Tabgaç, Kore âbeceleriñde bunu sık görüyoruz. Soñ yıllarda Arap adlarıñda da böyle olmaya başladı. Bir bakıyorsun “Mohamad” yazmış “Hussein” yazmış; oysa bu adları biz de kullanıyoruz.

  2. avatar Eftal GEZER dedi ki:

    Ne yazık ki günümüzde “Montrö Antlaşması” nı “Montreux” şeklinde yazanlar var. Örneğin 2008-2009 eğitim-öğretim yılındaki T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük kitabında konu ile ilgili çizilen resimde yapıldığı gibi…

  3. avatar Şâkir AŞÇI dedi ki:

    Söylediklerinize katılıyorum, seslendirme kargaşasını engellemek için yapılabilecek en matıklı şey yabancı adları okunduğu gibi yazmaktır. Azerbaycan güncesindeki uygulama çok güzel; ne yazık ki Türkiye’de öyle kökleşmiş bir anlayış var ki hangi açıdan yaklaşırsak yaklaşalım bazı şeylerin değişmesi çok zor.

  4. avatar Zafer Öztürk dedi ki:

    Uğrola, İstiklal caddesinde bulunan Alman kitap evinde,
    Elif Şafak’ın Aşk romanı üzerinde yazarın adı, ” Elif Shafak” olarak yazılmıştı. Geçmiş gün bir kütüphanede Yaşar Kemal’in adını, ” Yashar Kemal” olarak yazdıklarını gördüm. Bazı önemli yazarlarımızın yabancı sözcük kullanma gerektiğinde okudunduğu gibi yazmayı yeğlediklerini görmekteyim. Önemli olan doğru seslendirmek mi, doğru yazmak mı ( o dile göre)? Görülüyorki yabancılar doğru seslendirmeyi ve kendi dil bilgi kurallarını daha önemsedikleri için okunduğu gibi yazmaktalar. Biz neden yapmayalım ki?

  5. avatar zafer Öztürk dedi ki:

    Bulgarcanın bir özelliği dolayısıyla Bulgar yayıncılar adlarımızın telaffuz edilebilmesi için bizim “Ö”lerin önüne bir “İ” harfi koyarlardı : Kemal İozer, İozdemir Ince.

    Adlarımızın böyle yazıldığını sanan ve şiirlerimizi Bulgarcadan çeviren İspanyollar, Portekizliler de adımızı “Y” harfiyle başlatınca, o “Yozer” oluyordu, ben de “Yozdemir”.

    Böylece kendi yozluklarımızla (!) dalga geçiyorduk.

    Yukarıdaki yazı, sayın Özdemir İnce’nin yazısından alıntıdır.
    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12006423&tarih=2009-07-05

  6. avatar Oktay DOĞANGÜN dedi ki:

    Çok yararlı ve çarpıcı örŋekleriŋiz için sağoluŋ 🙂

  7. Yabancı adlar Türkçe’de seslendirildiği gibi yazılmalı, Azerbaycan Türkçesindeki gibi…Önemli olan seslendirimdir.Kimileri, özel adların aynen yazılması gerektiğini, aksinin saygısızlık olacağını söylerler, oysa telaffuzda hata yapmak bence daha büyük bir saygısızlıktır.Öte yandan bu saygı neden latin abecesi kullanmayan halklara gösterilmiyor? O halde Arap adlarının tümünü Arap abecesiyle, Rusça adları Kiril abecesiyle, Korece adları Hangıl ile yazmamız lâzım, bu saygıya yalnızca batılılar mı layık?

    Bir batılı “Çankırı” yazacağı zaman, abecesinde “olmayan” harfleri kullanamayarak “Cankiri” yazar ve bu bir saygısılık değildir, aynı biçimde bizler de “Vaşington” yazmalıyız, benim abecemde w yok kimse kusura bakmasın.Batı hayranlarını ve uşaklarını memnun edeceğim diye dilimi bozamam.Türkiye’de yaşayan bir Türk olarak, ana dilimi kullanmam demokratik ve kültürel hakkım zannediyorum, olmazsa bir de “Türk Açılımı” yapıversinler…

Yorumlar kapatıldı.