Geçenlerde bir yazıda Rus-Alman bir matematikçiniŋ adınıŋ Türkçedeki yazımına deŋk geldim. Adamcağızıŋ adını Almancada yazıldığı gibi, Minkowski biçiminde yazmışlar. Çoğumuz /folksvagen/ diye okunan araç markası VolksWagen‘den biliyor, Almancada w simgesi /v/ diye okunur. Minkovski, o yazımı Rus İmparatorluğu’nuŋ Alman tarafında ve Zürih’te iken kullanıyordu. Oysa Rusçada /v/ ile Минковский yani Minkovskiy yazılır.
Türk Dil Kurumu (TDK) yazım kılavuzunda yabancı özel adlarıŋ yazımı ikiye ayrılır: latin harfli dillerden gelenleriŋ yazımı ile diğerleriniŋ yazımı. Örŋeğin buna göre Türkçede, Almanca özel bir ad Almancada yazıldığı gibi yazılırken Arapça özel bir ad okunduğu gibi yazılır. Bu durumda Almanca, İngilizce gibi Latin kökenli abeceleri olan dilleriŋ ayrıcalıklı olduğu görülüyor. Doğal olarak bu durum, yabancı dilde yazıldığı gibi yazılan yabancı özel adlarıŋ okunamaması sorununu yaratıyor.
Abeceler (alfabeler), TDK tarafından belli ki sadece simge yığını (kümesi) olarak görülüyor. Oysa abeceler, simge yığını olmanıŋ dışında simgeler arasındaki ilişkileri de içerir. Örŋeğin, İngiliz abecesinde ch simge dizimi /ç/ olarak okunurken yiŋe Latin kökenli abecesi olan Fransız abecesinde /ş/ diye okunur. Sadece ilişkiler değil, ses deŋlikleri de çok farklıdır: e simgesi İngilizcede yerine göre /i, ö, e/ okunabilirken Fransızcada /ö/ okunur.
Bir matematik kitabında bir Fransız matematikçi “Poincaré” olarak yazıldığında onu İngilizceymiş gibi /poynkeyr/ biçiminde okuduğumuz çok oluyor. Adam, adınıŋ böyle okunmasına biraz uyuz olurdu sanırım (tıpkı adımıŋ İngilizler tarafından /oktey/ diye okunmasına uyuz olduğum gibi). Oysa bu matematikçiniŋ adı, Puankare‘dir. Diğer türlü yazıp benim Fransız abecesini bildiğimi varsaymak hiç de gerçekçi olmasa gerek.
Bir keresinde bir fizik kongresinde verdiğim bir sunumuŋ soŋundaki sorular kısmında bir diŋleyici, el kaldırıp sunumumda yabancı özel adları okunduğu gibi yazmamı eleştirmişti. Eleştiriniŋ dayanak noktası, bunuŋ adları yazılan kişilere bir saygısızlık yaptığım savıydı. Soru soran kişiye göre, bir adı yazıldığı gibi değil de okunduğu gibi yazarsam saygısızlık etmiş olurmuşum! Oysa ben tam tersi olduğunu düşünüyordum.
Özel adlarıŋ okunduğu gibi yazılmasınıŋ saygısızlık olduğu savınıŋ devâmında “diğer uluslar böyle yapmıyor, yazıldığı gibi yazıyor” düşüncesi de vardır. Oysa durum öyle değil. Özel adları okunduğu gibi yazan uluslara örŋek verdiğimde ise Avrupada olmadıklarından dolayı ezik sayılıp “ya, o ülkeyi geç” biçiminde tepkiler alıyorum. Özellikle bu saygısız tepkiniŋ Azerbaycan Türkçesine yapılmasına oldukça uyuz oluyorum. Azerbaycan Türkçesinde yabancı özel adlar okunduğu gibi yazılır. Bir Azerbaycan güncesinde (gazete) “Corç Buş Bakü’yə gəlib” biçiminde bir çav (haber) görürseŋiz şaşırmayıŋ.
Türkiye’de belli ki bu aŋlayış bir zaman için oluşmuş görünüyor. Örŋeğin temizlik markası Cif özünde Jif biçimindedir ancak markanıŋ kendisi okunduğu biçimi Türkiye’de tescil etmiştir. Bir diğer örŋek de, İzmir’e gitmişseŋiz alaŋlarıŋ adlarınıŋ çeşitli dünya kentleri adlarından seçildiğini görebilirsiŋiz. Bu adlar gerçekten okunduğu gibi yazılıdırlar. İzmir’de alaŋ adlarından biri olan Montrö, Fransızcada Montreux biçiminde yazılır. Yazıldığı gibi yazılsaydı, İzmir halkınıŋ o alaŋı okuma çabalarını düşleyemiyorum. Nitekim bu durum karşılıklıdır. Cumhuriyet’iŋ başında Avrupa basını Türkiye’niŋ durumundan söz ederken önderimiziŋ adını “Mustapha Kamal” biçiminde yazmıştı ve bu yadırganacak bir durum değildi. Neden bunu yapan biz olunca yadırganalım ki?
Oktay DOĞANGÜN
![]()










