İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Uydurmacılık Suçlaması

Güzel dil Türkçe bize.
Başka dil gece bize

Ziya Gökalp

 

Uydurmacılık, öz-Türkçecilerin en çok karşılaştıkları suçlamadır. Bundan ötürü, bu yazı, bir “savunum” özeti sayılır. Demek burada bilimdışı uydurmacılık suçlamasını, kimi bilimsel kanıtlarla çürütmeye çalışacağım. İşe koyulayım:

Bilindiği üzere Türk Dil Devrimi sırasında, sonrasında özleştirme çalışmaları, yapılırken; şu yöntemlere başvurulmuş; şimdi bile başvuruluyor, başvurulmalı: 1. Sözcük türetme (varolan köklerden, eklerden yararlanarak örnekseme yoluyla yeni sözcükler oluşturma;1 örneğin “sağlam” sözcüğü, örneksenerek yaratılmış “toplam” sözcüğü gibi). 2. Anadolu ağızlarının sözvarlığından yararlanma (ilboy dilinden sözcükler derleyip onları, genel dile sokma; örneğin Arapça mükâfat yerine önerilip tutundurulmuş “ödül” sözcüğü gibi). 3. Diriltmece (Türkçenin eski çağlarında kullanılmış olup çağdaş Türkey Türkçesinde ölü bulunan sözcükleri, diriltme; örneğin Ar. cevap yerine kullanılan “yanıt” sözcüğü gibi). 4. Başka Türk dillerinden, diyeleklerinden sözcükler alma; örneğin Kazan Türkçesinden (Tatarcadan) alınıp Ar. rey yerine konmuş bulunan “oy” sözcüğü gibi.

Şimdi, bütün bu yöntemlerde uydurmacılıkla suçlanabilecek bir öğe, yok. Peki, uydurmacılık suçlaması, neden kaynaklanmakta? Hele düşüneyim: Karşıdevrimciler – demek Dil Devrimi karşıtçıları – yukarıda belirtilmiş özleştirme yöntemlerinden en çok sözcük türetmeyi, yermişlerdir. Öyleyse, sözcük türetme üstünde biraz durmalı: Demin anlattığım gibi sözcük türetmede, varolan – az ya da çok işlek – ekler, işletilerek yeni sözcükler, türetilir. Ayrıca, iki ya da daha çok sözlükbirimden yeni bir sözcük, ortaya getirmek, olanaklıdır. Gerçekte bu yöntem, Türkçenin başlangıcından beri uygulanmakta. Demek Dil Devrimine gelesiye Türkçenin sözvarlığındaki öz Türkçe sözcüklerin çoğu, şu ya da bu biçimde türetilmişti. (Örneğin “başlık” ile “beşibiryerde” sözcükleri gibi.). Kolayca anlaşıldığı üzere dilin “doğal” bir yönelimi olan türetmeciliği, uydurmacılık olarak adlandırmak, uygun değildir. Bundan ötürü, öz-Türkçeciliği, uydurmacılık2 saymak, yakışık almaz.

Karşıdevrimcilerin – öteden beri − birtakım “takınaklar”ı, vardır. -sal/-sel ekiyse, bunlardan biri. Söz konusu ek, Dil Devriminden önce yalnızca “kumsal” ile “uysal” örneklerinde yaşıyorken; Dil Devrimiyle bu eke çok geniş bir kullanım alanı, açılmış; demek işlerlik, kazandırılmıştır. Öyleyse, karşıdevrimci topluluğun işlek-olmayan eklerin işletilmesine karşı çıktığı, söylenebilir. Ancak, niçin?.. Öyle ya, öz Türkçe eklerin işletilmesinde ne sakınca, bulunuyor? Dahası, bütün türetilmiş sözcükleri, uydurma diye niteleyivermek, yanlış kaçmaz mı? Oysa, dilin özleştirilmesine hepten karşı olununca; bu yöneltideki tüm çabaları, etkinlikleri, uydurmacılık olarak damgalamak, kaçınılmazdır.

Kimileyin karşıdevrimci sayılamayacak kişilerce birtakım yeni sözcüklerin gerçekten uydurma olduğu, ileri sürülür. Örneğin “simge” sözcüğü gibi. Ne ki, bu sözcüğün bile Anadolu’da (Adana ağzında) “im” anlamına gelen bir kökü, vardır: sim. Demek burada dahi uydurmalık, söz konusu değil. Kaldı ki, bu tür sözcükler, azraktır. Koskoca Dil Devrimi, sayılı sözcük yüzünden karalanamaz.

Türk özleştirmeciliğinde3 uydurmacılık olarak görülebilecek bir edime bugüne değin düşgelinmemiş midir? Benim usuma – bu konuyla ilgili olarak – salt bir örnek, geldi: Dilbilimcilerimizden Özcan Başkan, Dilde Yaratıcılık-adlı yapıtının özdeş-adlı yazısında Belçikalı özdekbilimci Van Helmont’un eski Yunanca-kökenli “kaos” sözcüğünü, biraz değiştirerek “gaz” sözcüğünü, hiç yoktan yarattığını; bugün İngilizcede bu uydurma kökten türemiş 30 denli çok terimin kullanıldığını, söylemiş. Başkan’a göre Türkçede bunculayın ekler, dahası kökler, yaratarak yeni sözcükler, elde etmek, olanaklı. Örneğin -bef, -biy, -büç gibi yeni ekler, oluşturulabilir. Üstelik “yök” kökü, yaratılarak – yökçü, yökteş, yökkeç, yöklenti, yöklence, yökelge, yökümtırak, yökümsü, yökülesi, yökgiller, yöküştay gibi – bir dizi sözcük, üretilebilir. Böylece “Türkçenin gizilgüç olarak saklı duran sözcük yaratma düzeneği, devinime geçirilerek” dilimizin daha çok varsıllaşması, sağlanacaktır. Kuşkusuz, yazarın bu önerisi, aradan geçmiş nice yıla karşın yaşama geçiril(ebil)miş değil. Demek – şimdilik – kimsenin ek ile/ya da kök yarattığı, yok.4 Eşdeyişle özleştirmecilikte gene yukarıda anılmış dört yöntem, uygulanıyor. Doğrusu, ek ile/ya da kök yaratma, en son başvurulması, gereken umardır. Daha öbür yöntemler, büsbütün tüketilmedi anlayacağınız. Bir dilbilimcinin uygulama alanına konmamış önerisinden dolayı özleştirmeciliği, uydurmacılıkla özdeşleştirmeyse, “sağlıklı” bir yaklaşım olmasa gerek.

İşin ilginç yanı, öz-Türkçecileri, uydurmacılıkla suçlayagelen karşıdevrimcilerin kendileri, uydurmacılığın en iyi örneklerini, sergilemişlerdir. Örneğin – şimdi bile öz-Türkçecilere kara çalmak üzere gündeme getirilen − kimi sözcükler, karşıdevrimcilerce basbayağı uydurulmuştur. (Yazdırgaç [sözümona “kalem” anlamında] ile yazgaç [sözümona “defter” karşılığında] gibi. Örnekler, çoğaltılabilir.). Doğallıkla hiçbir özleştirmen, böyle sözcükleri, önermemiştir. Ancak, karşıdevrimcilerin yaymacalarında bu tür sözde karşılıklar, sık sık kullanılıyor. Birtakım bilgisiz, bilinçsiz kimselerin söz konusu yaymacaya aldanmasıysa, düşündürücü, üzücü.

Uzun sözün kısası, öz-Türkçecilere yönelik uydurmacalık suçlaması, dayanaksızdır. Bununla birlikte, o, Dil Devriminin başlangıcından beri gündemde. Nitekim bu suçlamaya uğramamış bir özleştirmen, yoktur. Oysa, bugün karşıdevrimciler, Dil Devriminin uydurma (!?) ürünlerini, bolca kullanmaktan kendilerini, alıkoyamıyorlar. Demek Dil Devrimi, bu denli “başarılı” olmuştur. Kuşkusuz özleştirmecilik gütmeyi, sürdürmek gerek. Buysa, uydurmacılık gibi boş suçlamalara kulak asmayıp doğru bilinen yolda ilerlemekle olanaklı. Şunu, hep anımsamalı: Suçlamak, kolay; anlamak, güçtür. Yapıcı olmaksa, hepten çetin. Ne diyeyim!: Karşıdevrimciler dahi – bir gün – “dil gerçeği”ni, kavrarlar umarım. Bu arada biz öz-Türkçeciler, kendi çığırımızda yürüyegidelim. Gerçek aydınlık, bunu, gerektirir de ondan…

__________________________________

1Sözcük türetme, bileştirme yoluyla da olanaklıdır. Örneğin “bilgisayar” sözcüğünde olduğu gibi.

2Karşıdevrimciler, “uydurmak” eyleminin “imge gücünden yararlanarak gerçekdışı bir nen, söylemek” anlamından yararlanageliyor; daha doğrusu, bu anlamı, kötüye kullanagidiyorlar. Böylece öz-Türkçeciler – sözümona – birer yalancı oluyorlar!

3Gene karşıdevrimciler ile onların ekmeklerine yağ sürenler, özleştirmecilik yerine Osmanlıca “tasfiyecilik” sözcüğünü, kullanırlar. Buradaysa “tasfiye” sözcüğünün “kaldırma, kapatma, yok etme” gibi olumsuz anlamlarından çağrışımsal olarak yararlanma, söz konusu: Sanki özleştirmenler, Türkçeyi, kaldırmaya ya da yok etmeye çalışaduruyorlar!

4Gerçekte bir dildeki bütün kök sözcüklerin uydurma olduğu, söylenebilir. Örneğin öz Türkçe “taş” sözcüğünün kökeni olarak “dış” sözcüğü, gösterilmektedir. Peki, dış sözcüğünün kökeni, nedir? Ya da özdeş nesneye İngilizcede niçin “stone” denmiştir? (Stone sözcüğünün kökeni olaraksa eski İngilizce “stãn” sözcüğü, gösterilir. Peki, stãn sözcüğünün kökeni, nedir?). Besbelli dilbilimdeki “gösterenlerin nedensizliği ilkesi”ni, onamak gerekiyor. Yoksa, işin içinden çıkılası değil.