<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçesi Varken &#187; Köşe Yazıları</title>
	<atom:link href="http://turkcesivarken.com/ulam/kose-yazilari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkcesivarken.com</link>
	<description>Başka sese benzemez ananın sesi, ararsan vardır her sözün Türkçesi.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Apr 2012 08:45:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Osmanlıca Nedir?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/osmanlica-nedir/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/osmanlica-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2012 08:44:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Çağlayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıca]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=2048</guid>
		<description><![CDATA[Aşağı yukarı bütün alanlara olduğu gibi dil alanına “kavram kargaşası” egemen. Yazık ki öyle! Örneğin Osmanlıca söz konusu olduğunda söylenenler, bu kargaşanın göstergesidir. Öyleyse, gene açıklaştırmaya gereksinim, var: Osmanlıca nedir; ne değildir? Öğrenmek isteyene, işte, gösterişsiz bir deneme: Sözlükler ile bilgilikler arasında – bencileyin – bir gezintiye çıkarsanız; Osmanlıcanın tanımında kimi eksiklerin, yanlışların bulunduğunu göreceksiniz: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Aşağı yukarı bütün alanlara olduğu gibi dil alanına “kavram kargaşası” egemen. Yazık ki öyle! Örneğin Osmanlıca söz konusu olduğunda söylenenler, bu kargaşanın göstergesidir. Öyleyse, gene açıklaştırmaya gereksinim, var: Osmanlıca nedir; ne değildir? Öğrenmek isteyene, işte, </span><span style="font-size: medium;"><em>gösterişsiz</em></span><span style="font-size: medium;"> bir deneme:</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Sözlükler ile bilgilikler arasında – bencileyin – bir gezintiye çıkarsanız; Osmanlıcanın tanımında kimi eksiklerin, yanlışların bulunduğunu göreceksiniz: İlkin Osmanlıca yerine Osmanlı Türkçesi, denebiliyor.</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote1anc" href="#sdfootnote1sym"></a><sup>1</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> İkincileyin </span><span style="font-size: medium;"><em>tüm</em></span><span style="font-size: medium;"> tanımlarda Osmanlıcanın Arapça, Farsça ile Türkçe karışımı olduğu, belirtilmiş. Üçüncü olaraksa Osmanlıca, genellikle Türkçenin bir “biçim”i ile/ya da “dönem”i olarak ele alınmakta.</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"></a><sup>2</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> Şimdi bu uygunsuzluklara birer birer değineyim:</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Osmanlıca, Türkçe değildir. Bundan ötürü, Osmanlı Türkçesi sözü, </span><span style="font-size: medium;"><em>oldukça</em></span><span style="font-size: medium;"> yaygın bir “yanlış”. Evet, Osmanlıcada Türkçe sözcükler, vardır. Dahası, Osmanlıcanın sözdizimi, büyük ölçüde Türkçenin sözdizimidir. Ayrıca Osmanlıca, köken bakımından Türk olan Osmanlıların yaratıp sonuna değin kullandıkları bir dildir. Ancak, bütün bunlar, Osmanlıcayı Türkçe saymamıza yetmez. Osmanlı yazınını anımsayalım: Gerek düzyazıda, gerek koşukta – kimi kez − % 80 oranında yad sözcüklerle karşılaşırız. Başkaca Osmanlıca sözdizimi; Arapçadan, Farsçadan epey etkilenmiştir. Örneğin bu dilde tümlemeler, Arapça ya da Farsça tümleme kuralına uygun bir biçimde oluşturulmuş; gene Arapça ile Farsça bağlaçlar yoluyla Türkçenin sözdizimine aykırı yapılar kurulmuştur. Burada söylediklerime çarpıcı bir örnek olmak üzere ünlü Osmanlı yazıncısı Namık Kemal’den şu dizekleri – Doğan Aksan aracılığıyla − aktarmam, yararlı bulunacaktır:</span></p>
<p align="JUSTIFY">“<span style="font-size: medium;">Egerçi siret zarif olunca suret latif olmasa da nakâyıstan madut olmamak lazım gelir. Fakat âsâr-ı edebiyyeyi belagat-i müedda; fesahat-i eda ihtiyacından vareste edemez. Zira bir telif ki hüsn-i ifadeden mahrum olur, havi olduğu hakâyık, çiredesti-i intihal ile maharet-i kalemiyye eshabının yemini sırasına pek kolay intikal edebileceği içün mahfazasız cevher hükmündedir.”</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote3anc" href="#sdfootnote3sym"></a><sup>3</sup></span></sup></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Görüldüğü üzere yukarıdaki örüde kullanılmış olan elli sözcükten yalnızca on üçü, </span><span style="font-size: medium;"><em>öz</em></span><span style="font-size: medium;"> Türkçedir. Buysa, yaklaşık olarak % 70 oranında yad sözcük anlamına gelir. Farsça bağlaçlar ile tümlemelerse, caba. Durum böyleyken – Osmanlıca; arı duru, doğru düzgün Türkçeymişçesine – Osmanlı Türkçesi, demenin bir artdüşünce ürünü, demek “yanıltmaca” olduğu açıktır. Şu, bir gerçek: Orta düzeyde Arapça ile Farsça bilmeksizin Osmanlıcayı büsbütün anlamak, olanaksızdır.</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote4anc" href="#sdfootnote4sym"></a><sup>4</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> (Doğallıkla koşukta anlamak – özellikle devrik tümcelerden dolayı − daha çok güçleşir.). Bundan ötürü, Osmanlıca ya da Osmanlı dili, demek gerekiyor; yoksa Osmanlı Türkçesi değil.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Osmanlıcanın Arapçadan, Farsçadan, Türkçeden </span><span style="font-size: medium;"><em>oluşma</em></span><span style="font-size: medium;"> bulunduğu da, doğru değil. Şundan ötürü: Osmanlıca, kimine – örneğin Orhan Hançerlioğlu’na – göre on altı; kimine – örneğin Yusuf Çotuksöken’e – göre yirmi beş dilden oluşmuştur. Kuşkusuz bu dillerden Arapça, Farsça ile Türkçe, başta gelir. Ne ki, Fransızca, İtalyanca, Yunanca ib. öğelerin sayısı, az değildir. Bu nedenle, Osmanlıca deyince geniş düşünüp Osmanlının kullanmış olduğu; bir bölümü, bugün bile kullanılan bütün “yad” sözcükleri anlamak gerek. (Osmanlı, ilişki kurduğu tüm uluslardan sözcük almıştır. Bunu unutmamalı.)</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Yukarıdaki açıklamalardan yola çıkarak şunu, erinçle söyleyebilirim: Osmanlıca, Türkçenin bir biçimi de değildir; bir dönemi/evresi de… Tahsin Yücel’in anlattığı üzere Türkçeyle yan yana; daha doğrusu, karşı karşıya yaşamış bir dil, söz konusu. Bu dil, süresini doldurunca, “ölü” durumuna düşmüştür. Şimdi bile kullanılan Osmanlıca sözcükler, Osmanlıcanın yaşayadurduğunu göstermez. Onlar – Püsküllüoğlu’nun deyişiyle – </span><span style="font-size: medium;"><em>ölümcül</em></span><span style="font-size: medium;"> sözcüklerdir; Türkçenin özleşmesini durduramaz. Nitekim Dil Devrimiyle başlamış süreçte sayısız yad sözcük, yerlerini öz Türkçe karşılıklara bırakmıştır. Türkçenin doğal akağı, bu; öyle kalacak, kalmalı.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Son olarak Osmanlıcanın </span><span style="font-size: medium;"><em>doğru</em></span><span style="font-size: medium;"> bir tanımını yapmam gerekiyor. Demek söylediklerimi, derleyip toparlayarak özetlemeliyim. Osmanlıca: 13. ile 20. yüzyıllar arasında Anadolu’da, Osmanlı Generkinin</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote5anc" href="#sdfootnote5sym"></a><sup>5</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> yayıldığı bütün ülkelerde kullanılmış olan; başta Arapça, Farsça ile Türkçe bulunmak üzere birçok dilden sözcük almış; Arapça ile Farsça kurallarını dahi içeren; yazın ile yönetim alanlarında geçer olmuş “yapay” dil.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Buracıkta şöyle kesinleyeyim: Osmanlıca, geride kaldı. Bundan ötürü, örübilimciler</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote6anc" href="#sdfootnote6sym"></a><sup>6</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> ile yazın geçmişbilimcilerini ilgilendirir. Biz, Türkçeye bakalım; dilimizi geliştirip özleştirerek varsıllaştırmaya çalışalım anlayacağınız. Bu yazıysa, Osmanlıca konusundaki “baş bulanıklığı”nı biraz olsun giderirse, bana ne ongun! Ben, “</span><span style="font-size: medium;"><em>Umut</em></span><span style="font-size: medium;"> kalacağına emek kalsın.” deyip yazdım. Denemem, böyle son bulsun.</span></p>
<p align="CENTER"><span style="font-size: medium;"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>
<p align="CENTER">
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;"><strong>1. </strong></span><span style="font-size: medium;">Aksan, Doğan; Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı, Bilgi Yayınevi, 1. baskı, 2007, Ankara.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;"><strong>2. </strong></span><span style="font-size: medium;">Ana-Britanika, Ana Yayımcılığı, 1994, İstanbul.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;"><strong>3. </strong></span><span style="font-size: medium;">Ateş, K.; Çotuksöken, Y.; Dizman İ.; Kul, E.; Kutlu, A.; Küçükceylan, N.; Özel, S.; Yaşayan, S.; Türkçe Sözlük, Dil Derneği Yayınları, 2. baskı, 2005, Ankara. </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;"><strong>4. </strong></span><span style="font-size: medium;">Çotuksöken, Yusuf; Türkçe Üzerine, 1: Denemeler ve Eleştiriler; Papatya Yayımcılığı, 1. baskı, 2002, İstanbul.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;"><strong>5. </strong></span><span style="font-size: medium;">Doğan, Ahmet; Osmanlıca-Türkçe Sözlük, Akçağ Yayınları, 1995, Ankara.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;"><strong>6. </strong></span><span style="font-size: medium;">Gözaydın, N.; Parlatır, İ.; Zülfikar, H.; Okul Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, 1994, Ankara. </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;"><strong>7. </strong></span><span style="font-size: medium;">Hançerlioğlu, Orhan; Türk Dili Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 3. baskı, 2000, İstanbul.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;"><strong>8. </strong></span><span style="font-size: medium;">Püsküllüoğlu, Ali; Arkadaş Türkçe Sözlük, Arkadaş Yayınevi, 3. baskı, 2000, Ankara.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;"><strong>9. </strong></span><span style="font-size: medium;">Vikipedi, www.tr.wikipedia.org </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;"><strong>10. </strong></span><span style="font-size: medium;">Yücel, Tahsin; Dil Devrimi ve Sonuçları, Can Yayınları, 4. baskı, 2007, İstanbul.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="text-decoration: underline;"><br />
dipçe:                </span></p>
<div id="sdfootnote1">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc"></a>1<span style="font-size: medium;"> Doğrusu, Osmanlıcayla ilgili yayınların çoğunda Osmanlı Türkçesi sözü, kullanılmış. Gelgelelim Genelağda Osmanlıca terimi, Osmanlı Türkçesi sözünden kat kat çok sonuç veriyor. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote2">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc"></a>2<span style="font-size: medium;"> Dil Derneğinin Türkçe Sözlük’ü, bu konuda bir </span><span style="font-size: medium;"><em>ayra</em></span><span style="font-size: medium;"> sayılabilir. Demek anılmış yapıtta Osmanlıcanın Türkçe (!?) olduğu, dile getirilmemiş; “yapay dil” olduğunun sözü edilmiş. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote3">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote3sym" href="#sdfootnote3anc"></a>3<span style="font-size: medium;"> İç, ince olunca, biçim tatlı olmasa da bu, bozar sayılmamalıdır. Ancak, yazınsal yapıtları düzgün anlatmayı yerine getirme, anlatış açıklığı gereksiniminden kurtaramaz. Şundan ötürü: Anlatım güzelliğinden yoksun olan bir yazma; içerdiği gerçekler, aşırma becerikliliği ile yazak becerisi iyelerinin sağı sırasına çok kolay geçebileceği için koruncaksız kuyum geçerliğindedir. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote4">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote4sym" href="#sdfootnote4anc"></a>4<span style="font-size: medium;"> Osmanlı abecesinin uzmanlarca dile getirilen “Türkçeye uymazlığı” söz konusu olanaksızlığı pekiştirir. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote5">
<p><a name="sdfootnote5sym" href="#sdfootnote5anc"></a>5<span style="font-size: medium;"> Generk: Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>devlet</em></span><span style="font-size: medium;">. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote6">
<p><a name="sdfootnote6sym" href="#sdfootnote6anc"></a>6<span style="font-size: medium;"> Örübilimci: Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>filolog</em></span><span style="font-size: medium;">. </span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/osmanlica-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İki Ucu Malum Değnek</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/iki-ucu-malum-degnek/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/iki-ucu-malum-degnek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2012 17:18:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Batur ALPTÜRK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Üyelerimizden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1899</guid>
		<description><![CDATA[Kendimden pay biçiyorum. Küçük yaşlardayken içinde bulunduğum ortamın etkisiyle yabancı kelimelere tam anlamıyla düşman idim. Okulda divan edebiyatının metinlerini gördükçe eseflenir, televizyondaki konuşmacıların kullandığı sözcüklerin nesebine takılırdım. Eskiden yazdığım yazılarda “otobüs, televizyon” gibi sözcükleri ağza almamak gerektiğini gayet katı bir biçimde savunmuşum. Fakat, bu sözcüklerin yerine ne kullanılması gerektiği hususunda öneri getirmemişim. Tıpkı bugünün esnemez [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left">Kendimden pay biçiyorum. Küçük yaşlardayken içinde bulunduğum ortamın etkisiyle yabancı kelimelere tam anlamıyla düşman idim. Okulda divan edebiyatının metinlerini gördükçe eseflenir, televizyondaki konuşmacıların kullandığı sözcüklerin nesebine takılırdım. Eskiden yazdığım yazılarda <em>“otobüs, televizyon”</em> gibi sözcükleri ağza almamak gerektiğini gayet katı bir biçimde savunmuşum. Fakat, bu sözcüklerin yerine ne kullanılması gerektiği hususunda öneri getirmemişim. Tıpkı bugünün esnemez Öztürkçeciler gibi. Daha sonra dil hakkında kitaplar okudukça, yabancı dilleri öğrendikçe, kültürün hasiyetlerine aşina oldukça bu aşırılıkçı tutumum yatıştı. Bugün bütün tasfiyecilik akımlarını zararlı bulan bir fikre sahibim ve bundan sonra da ufak kımıldanmalar dışında bambaşka bir görüşe kayacağıma ihtimal vermiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dikkat ederseniz yukarıda bütün tasfiyecilik akımları dedim. Bunu biraz açalım. Malum ki, Türkiye’de dil konusu açıldığında birbirinden ak ile kara kadar ayrık iki kutup vardır. Birisi yeni kelimelere düşman, eskiye âşıktır. Mehmet Akif Ersoy, Namık Kemal, Şinasi gibi dönemin ciddi ediplerinin şikâyetlerine rağmen Cumhuriyet öncesi Türkçesinin tüm arızalardan uzak, mükemmel bir dil olduğunu savunurlar. Öteki ulam ise yüzyıllar boyu işlene incele edebîleşmiş koskoca bir imparatorluk dilini yadsıyıp kökten keserler. Böylece, bir anda yepyeni bir dil yaratma sevdasına düşerler. Konuştukları ve yazdıkları Türkçe ekseriyetle tadını tuzunu yitirmiş soğuk bir yemeğe benzer. Bu ulamın mensuplarına “tasfiyeci” der karşı gruptakiler. Amma velakin, ben salt Öztürkçeciler için bu tabirin kullanılmasını yanlış sayıyorum. “Tasfiye” sözcüğünün etimolojik anlamı “arıtma, saflaştırma”dır. Fikrimce, nasıl eski kelimeleri def etmek tasfiyecilikse, yenileri dilden çıkarma çabaları da artık basbayağı tasfiyeciliktir. Madem tasfiyecilik milletin uzun yıllar konuştuğu sözcükleri atarak büyük bir boşluğa, eski lisanı anlayamamaya neden oluyor; öyleyse, onyıllar önce türetilip bugün binyıllık kelimeymiş gibi yadırganmaz konuma gelen sözcükleri atmak da aynı etkiyi yaratacaktır. Örneğin, biz yıllarca “özgürlük” demişiz; kitaplarda, dergilerde, gazetelerde milyonlarca defa kullanmışız; meydanlarda bu kelimelerle bağırmışız. Şimdi kalkıp bu kelimeyi kovmak hangi akla hizmet eder?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Osmanlıcacıların uydurmacılık suçlaması da tam bir kara mizahtır. Misalen “ulus” kelimesi. Ne kullanmalıyız? “Millet”. Lügatlerimize başvuruyoruz. Bakın Kamus-ı Türkî’nin yazarı Şemseddin Sami ne diyor:</p>
<p><em>“Lisanımızda bu lügat sehven ümmet, ve ümmet lügati millet yerine kullanılıp, mesela ‘milel-i İslamiyye’ ve ‘Türk milleti’ ve bilakis ‘ümmet-i İslamiyye’ diyenler vardır; halbuki doğrusu ‘millet-i İslamiyye’ ve ‘ümem-i İslamiyye’ ve ‘Türk ümmeti’ demektir; zira millet-i İslamiyye bir, ve ümem-i İslamiyye yani din-i İslama tabi insan ise çoktur. Tashihan istimali elzemdir.”</em></p>
<p>Bir de “Lügat-i Naci”nin müellifi Muallim Naci’ye kulak verelim:</p>
<p><em>“Bir memlekette doğan yahut tavattun eden ve aynı hükûmetin idaresi tahtında yaşayan efradın heyet-i mecmuası demek olan ‘nation’ mukabilinde istimal etmemek evladır. Ona mukabil ‘kavim, ümmet’ kelimeleri kullanılabilir.”</em></p>
<p>Sadece bu mu? Osmanlı döneminde de uydurma kelime bol&#8230; Şemseddin Sami uydurma “nezaket” sözcüğü için ne demiş:</p>
<p><em>“Farsça ‘nazik’ sıfatının Arabî zum olunmasıyla masdar-ı Arabî suretinde teşkil olunmuş <strong>galat-ı fahiş</strong> bir lügattir.”</em></p>
<p>Daha onlarca örnek verilebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ey Tasfiyeciler, sizlere sesleniyorum!</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Osmanlıcacılar</strong>, sürekli kendinizle çelişiyorsunuz. Uydurma diye “anıt” sözcüğünü yeriyorsunuz, ancak ona karşı savunduğunuz “abide” kelimesi de uydurulup 1910 dolayında kullanıma sokulmuştur. Öyleyse, “anıt”ın yanına “abide”yi de mi gömelim? Yahut ikinci eleştirme noktanız da geçmişle ilişkinin kopması. Haklısınız, lakin bunu “cevap”ı yüceltip “yanıt”ı yererek yapamazsınız. Zira, “yanıt” bizim en kadim sözcüklerimizdendir. Hatta, Türkçe için “cevap”tan bile eskidir denilebilir. MÖ 2-3. Yüzyılda yaşamış Mete bizim atamız, 1453’te İstanbul’u fetheden II. Mehmet atamız; ama 11. Yüzyılda yaşamış, üstelik dev bir eser kaleme almış Yusuf Has Hacib atamız değil mi? Bugün unutulmuş <em>“yanmak (dönmek)”</em> fiilinden<em> “gene, yine, yankı, yansımak”</em> gibi kelimelerle eşkökenli olan “yanıt”, Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’inde tam 172 kez geçiyor. Onlardan rastgele birini yazıyorum:</p>
<p><em>yanut birdi odgurmuş aydı bu söz  </em></p>
<p><em>ukuşka yakın ol aya könglü tüz</em></p>
<p><em>(Odgurmuş yanıt verdi ve dedi ki: Bu söz akla yakındır ey temiz kalpli)</em></p>
<p>Madem bugün dilin kısırlaştırıldığını savunuyorsunuz, yeni kelimeleri insanların dağarcığından çıkartıp niçin daha da az kelimeli bir dil oluşturmaya çabalıyorsunuz. Bırakın bu çelişkili tutumları. Çoğu doğru olsa da birtakım yanlış türetilişli yeni kelimeler olabilir. Bunlar artık, tıpkı Osmanlı aydınlarının türettikleri gibi, dilimizin parçası olmuş durumdadır. Bunları mazeret göstererek türetim düşmanlığı yapmayalım. “Doğru şekilde türetelim” diyerek çalışmalara katkı sağlayalım, eskiyi de daima muhafaza etmek koşuluyla.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öztürkçeciler</strong>, eğer savınız Türkçe’nin kadim ve büyük bir dil olduğu yönündeyse, geçmişi inkâr edemezsiniz. Binyıldır bu millet İslam ile haşır neşir; dolayısıyla Arapça ve Farsça sözcüklerle kuşaklar boyunca alakadar. Onlardan vazgeçmek demek, bazı tarihçilere göre dünyanın Roma’dan sonra ikinci büyük imparatorluğunun, görkemli, edebî, ananevî, sanatsal mirasını reddetmek demektir. Bunun sonucunda kendimizi 50-100 senelik ülkelerle aynı kategoriye kendi ellerimizle yerleştirmiş oluruz. Böyle, dünyada tek tük ulusa nasip olacak dev bir mirası bunmak, yani beğenmemek, izahı imkânsız, akla şifa bir harekettir kanısındayım. Batı kültürü ümmetinin temel dilleri olan Latince ve Yunancaya göbekten bağlıdır. Bu ana dillerden neşet etmemiş sözcük sayısı gayet azdır. Buna mukabil, Türkçe kendi köklerinden gelmiş onbinlerce  kelime barındırmakla bu batılı dillerden ayrılmaktadır. Arapça ve Farsça ise dilimizin zenginliğine zenginlik katan, geçmişle ve öbür Türk lehçeleri ile bağımızı kuran temel unsurlardan biridir. Onlar vazgeçilemezdir. Kendileri dilden çıkma eğiliminde olsa dahi bizim izin vermememiz gerekir. Kaşgarlı Mahmut ile Yunus Emre ile Fuzuli ile Namık Kemal ile Attila İlhan ile bütünleşelim. Tarihimizle bugünümüz yekvücut olsun. Ayrıca, gelişme ve evrim de kazanılmışı muhafaza etmek koşuluyla sürgit devam etsin.</p>
<p>Antrparantez, Atatürk’ün “Dil Devrimi” yolunda ne şekilde tutum değiştirdiğini görmezlikten gelmeyin. Bunun tek tanığı Falih Rıfkı Atay değildir. Atatürk’ün nasıl bir dil arzuladığı ve bu dilin Öztürkçecilerin dili olmadığı aşikârdır. Merak buyuran, Atatürk’ün en son yazılarından biri belki sonuncusu olan vasiyetnamesini bir zahmet okuyup orada öz Türkçesinin de bulunduğu sözcükleri neden kullanmadığını bir düşünsünler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ey Türkçeseverler!</strong></p>
<p>Bir dil bir sözlük düşünün ki ikiye ayrılmış ve her bir grup sözlüğün bir yarısına kilit vurulmuş. Kendi konuşurları arasında dahi farklanan dil, nasıl olur da mahdut sözvarlığı ile edebiyata, felsefeye, bilime ve sanata zemin oluşturabilir. Kurtuluş değilse bile, dilimizin inkişafının süratlenmesi için tasfiyecilik boynuzlarını törpülemek, bu sivrilikleri Türkçe’nin yasak konmamış engin denizinin seviyesiyle hemzemin kılmak başkoşuldur. Aksi takdirde, o malum uçlu değnekten daha çok çekeceğimiz var demektir.  </p>
<p>Şubat 2012</p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong>SÖZLÜKÇÜK</strong></p>
<p><strong>ulam</strong>: grup, kategori, makule (TDK Türkçe Sözlük) / <strong>ulam ulam</strong>: sıra sıra <em> &#8220;Ulam ulam olmuş yatar yazılar / Ceylan kovar gök</em> <em>boncuklu tazılar -Karacaoğlan&#8221;</em></p>
<p><strong>sürgit</strong>: ilelebet (TDK Türkçe Sözlük)</p>
<p><strong>bunmak</strong>: beğenmemek, azımsamak, küçümsemek <em>&#8220;buldukça bunar&#8221;</em> (TDK Türkçe Sözlük)</p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong>Batur ALPTÜRK</strong></p>
<p>baturalpturk@hotmail.com</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/iki-ucu-malum-degnek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özleştirmeciliğin Gerekçesi</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/ozlestirmeciligin-gerekcesi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/ozlestirmeciligin-gerekcesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2012 06:09:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Çağlayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[özleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe özleştirmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=2023</guid>
		<description><![CDATA[Türkçenin özleşmesine katkıda bulunmuş değme kişiye… Genelde özleştirmecilik, özelde Türk özleştirmeciliği, kimilerince “boş” bir çaba sayılabilmektedir. Oysa gerek Türkçenin özleşme sürecinde aldığı azımsanamayacak yol, gerek sağgörülü dilcilerce anlatılagelenler; gerekse kişinin gözlemle, doğru uslamlamayla varabileceği gerçekler; özleştirmeciliğin bilimsel dayantısını da, kılgısal yararını da, ortaya koyar. Bundan ötürü, bu denemede özleştirmeciliğin gerekçesini – kendi düşündüklerimin, gözlemlediklerimin, okuduklarımın; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="RIGHT"><span style="font-size: medium;"><em>Türkçenin özleşmesine katkıda bulunmuş değme kişiye…</em></span></p>
<p style="text-align: left;" align="RIGHT">
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Genelde özleştirmecilik, özelde Türk özleştirmeciliği, kimilerince “boş” bir çaba sayılabilmektedir. Oysa gerek Türkçenin özleşme sürecinde aldığı azımsanamayacak yol, gerek </span><span style="font-size: medium;"><em>sağgörülü</em></span><span style="font-size: medium;"> dilcilerce anlatılagelenler; gerekse kişinin gözlemle, doğru uslamlamayla varabileceği gerçekler; özleştirmeciliğin bilimsel dayantısını da, kılgısal yararını da, ortaya koyar. Bundan ötürü, bu denemede özleştirmeciliğin gerekçesini – kendi düşündüklerimin, gözlemlediklerimin, okuduklarımın; dahası, yazdıklarımın ışığında – açıklamaya çalışacağım. İşe bilişsel/düşünsel nedenlerle başlayayım:</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Bilindiği üzere dil ile düşünce arasında dolaysız bir bağıntı, vardır: Sözcüklerle düşünür, konuşur, yazarız. Demek düşünülerimiz, dilde anlatım bulur. Bu bakımdan açık, anlaşılır, giderek üretken bir dilin gerekliliği, yadsınamaz. İşte, özleştirmecilik, bu uğurda gösterilen etkinliktir. Düzgülü</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote1anc" href="#sdfootnote1sym"></a><sup>1</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> koşullar içinde yad kavramlarla düşünmenin güçlüğünü, kimi kez olanaksızlığını, hepimiz – şu ya da bu biçimde – öğrenmişizdir. Örneğin bir uzambilim</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"></a><sup>2</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> terimi olarak Arapça </span><span style="font-size: medium;"><em>müselles </em></span><span style="font-size: medium;">sözcüğü, Arapça bilmeyen bir Türk (anadili Türkçe olan, günlük yaşamında Türkçeyi kullanan kimse) için çağrışımsız mı çağrışımsızdır. Buna karşılık, öz Türkçe “üçgen” sözcüğü, uzambilimden hiç mi hiç anlamayan bir Türke bile bir nenler çağrıştırır. Öyleyse, çağrışımsallık, özleştirmeciliğin anagerekçesidir. Bu nedenle Dil Devrimi sırasında, sonrasında genellikle çağrışımsal yeni sözcükler, bunlarınsa </span><span style="font-size: medium;"><em>en </em></span><span style="font-size: medium;">çağrışımsal olanları, tutunmuştur. (Ataç’ın Ar. </span><span style="font-size: medium;"><em>kelime</em></span><span style="font-size: medium;"> karşılığında önerip kullandığı “tilcik” biriminin tutunamayıp M.C. Anday’ın türetisi olan “sözcük” öğesinin tutunuvermiş olmasını, buna bağlamalı.)</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Türkçenin esenliği, özleştirmeciliğin başka bir gerekçesi olarak gösterilebilir. Demek dilsel yanlışlar, özellikle sesletim ile yazım yanlışları yapma olasılığı, yad sözcükler kullanıldığında büyümektedir. Bu konuda çarpıcı bir örnek, Osmanlıca </span><span style="font-size: medium;"><em>ikametgâh</em></span><span style="font-size: medium;"><em>ilmühaberi </em></span><span style="font-size: medium;">sözüdür. Gerçekten anılmış sözü, yükseköğrenimli Türkler bile, çoğun yanlış sesletip yazıyorlar. Gelgelelim bu sözün öz Türkçe karşılığı olan “konut belgesi”ni yanlış kullanmak – handiyse – olanaksızdır. Bundan dolayı, yad sözcüklerin doğru kullanılmasını sağlamaya çabalamak yerine öz Türkçeyi yaygınlaştırmaya uğraşmak gerek. Yoksa Türkün dilinin dönmediği ya da yazağının</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote3anc" href="#sdfootnote3sym"></a><sup>3</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> kıvıramadığı yad sözcükler, yanlış kullanılmaya yargılıdır. Yad sözcük kullanma özentisinin yol açadurduğu türlü anlatım bozukluklarıysa, caba.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Bu bağlamda güzelduyusal nedenin de sözü edilebilir. Demek Türkçenin </span><span style="font-size: medium;"><em>öz</em></span><span style="font-size: medium;"> güzelliği, özleşmeyle kendisini göstermektedir. Türkçeyi hiç bilmeyen ellerin Türkçe bir konuşmaya ya da söyleşime kulak kabarttıklarında, işittiklerini söyledikleri “ezgi” büyük ölçüde ses uyumundan kaynaklanır. Ses uyumuysa, en belirgin biçimde öz Türkçe sözcüklerle ayrımsanmaktadır. Doğallıkla burada ellerden çok, biz Türklerin Türkçeden aldığımız güzelduyusal tat, önem taşıyor. Birey, beğendiğine özenle bakar. Türkçeyi beğenmek içinse gizil</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote4anc" href="#sdfootnote4sym"></a><sup>4</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> güzelliğinin ortaya çıkarılması gerek. Bunu, ancak özleştirmeciliğin sağlayacağını söylemek, aşırı değil mi?</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Kuşkusuz yukarıda belirtilmiş nedenlerden az önemli olmamak üzere özleştirmeciliğin “ulusal ekin” açısından yararına değinmek gerekiyor: Dil, ekinin taşıyıcısı olduğu denli çok, yaratıcısıdır. Bundan ötürü, ulusal ekinimizin varsıllaşmasını istiyorsak; özleştirmecilik doğrultusunda çaba harcamamız, demek Atatürk’ün öngördüğü gibi Türkçeyi, “yad diller boyunduruğu”ndan kurtarmamız, başkoşuldur. Varsıl bir ekin ortamında kişilerin yaşamlarının boyutlanıp daha </span><span style="font-size: medium;"><em>nitelikli</em></span><span style="font-size: medium;"> bir duruma geleceği, apaçık. Evet, bu, ulusçuluk gütmeyi gerektirir. Ancak, burada saldırganca olmayan; eşdeyişle başka dillere, giderek ekinlere yaşama ülevi tanıyan bir ulusçuluk, söz konusu. Çokekinliliğin</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote5anc" href="#sdfootnote5sym"></a><sup>5</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> değil, ulusal ekinde budunsal ayrımlılıkları barındırmanın; yeryüzü ölçeğindeyse ekinsel yayılmacılık gütmemekliğin sözünü ediyorum: bütün ekinlerin, bu arada dillerin</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote6anc" href="#sdfootnote6sym"></a><sup>6</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> birlikte – daha doğrusu, yan yana − var olması. Özlemim budur.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Buraya değin bilişsel/düşünsel nedenler, Türkçenin esenliği, güzelduyu ile ulusal ekin, söz konusu edildi. Uzun-boylu düşünülürse, başka gerekçeler, bulunabilir. Ne ki, yukarıdaki nedenler, özleştirmeciliğin gereğini, yararını aydınlık bir biçimde ortaya koymaktadır. Kuşkusuz özleştirme karşıtçılarının, Türkçenin bağımsızlık savaşımına katılmalarını sağlamak, o denli kolay değil. Ayrıca yığınlar, dili kullanadurmasına karşın bu savaşımda etkin olarak yer al(a)maz. Demek iş, gene </span><span style="font-size: medium;"><em>dilsever</em></span><span style="font-size: medium;"> aydınların başlarına düşüyor. (Doğrusu, “dilsevmez” aydın tasarımlanamaz: Aydının ayırmaçlarından</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote7anc" href="#sdfootnote7sym"></a><sup>7</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> biri, dilseverliktir.). Türk özleştirmeciliği, bilimden dayanak alan, ilboyca − büyük ölçüde − benimsenmiş kutlu bir çığırdır. Bundan ötürü, gerçek aydınlarımız, Türkçenin bağımsızlık ülküsünü yaşama geçirmeye çalışagelmiş; bundan kelliyse çalışagidecekler. Öyleyse, öz Türkçe yoldaşlarına ne ongun! (Gönül, öz-Türkçecilerin çoğalmalarını ister; o ayrı. Gene de, ilkin kendi ödevimizi yapmalı; sonra başkalarından bir nenler ummalıyız. Doğallıkla umacaksak…)</span></p>
<p align="JUSTIFY">
<p align="JUSTIFY">___________________________________</p>
<div id="sdfootnote1">
<p><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc"></a>1<span style="font-size: medium;"> Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>normal</em></span><span style="font-size: medium;">. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote2">
<p><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc"></a>2<span style="font-size: medium;"> Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>geometri</em></span><span style="font-size: medium;">. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote3">
<p><a name="sdfootnote3sym" href="#sdfootnote3anc"></a>3<span style="font-size: medium;"> Yazak: Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>kalem</em></span><span style="font-size: medium;">. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote4">
<p><a name="sdfootnote4sym" href="#sdfootnote4anc"></a>4<span style="font-size: medium;"> Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>potansiyel</em></span><span style="font-size: medium;">. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote5">
<p><a name="sdfootnote5sym" href="#sdfootnote5anc"></a>5<span style="font-size: medium;"> Çokekinlilik: İng. </span><span style="font-size: medium;"><em>multiculturalism</em></span><span style="font-size: medium;">. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote6">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote6sym" href="#sdfootnote6anc"></a>6<span style="font-size: medium;"> Kimi gelecekbilimciler, bundan yüzyıl sonra, demek 2112’de, yeryüzünde </span><span style="font-size: medium;"><em>yalnızca</em></span><span style="font-size: medium;"> İngilizce, İspanyolca ile Mandarinin ([eskiden Çin’in kamusal dili olmuş] bir Kuzey Çin diyeleğinin) kalmış olacağını, kestirmiş. Bu kestirime göre Türkçe dahi, yüzyıl içinde “ölü” bir dil durumuna düşecek. Ancak ben, buna olasılık vermiyorum. Nice çağı arda koymuş Türkçe, 22. yüzyıl ile ötesinde de yaşayacaktır anlayacağınız. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote7">
<p><a name="sdfootnote7sym" href="#sdfootnote7anc"></a>7<span style="font-size: medium;"> Ayırmaç: Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>farika</em></span><span style="font-size: medium;">, </span><span style="font-size: medium;"><em>karakteristik</em></span><span style="font-size: medium;">. </span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/ozlestirmeciligin-gerekcesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkçe&#8217;nin Kaleleri: Kubbealtı Lügati</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/turkcenin-kaleleri-kubbealti-lugati/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/turkcenin-kaleleri-kubbealti-lugati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Feb 2012 07:35:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Batur ALPTÜRK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Üyelerimizden]]></category>
		<category><![CDATA[kubbealtı]]></category>
		<category><![CDATA[lügat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1912</guid>
		<description><![CDATA[Kitabevlerinde gördükçe içinde kaybolduğum, zevkle ve imrenme ile inceleyegeldiğim “Misalli Büyük Türkçe Sözlük”ü birkaç ay önce nihayet tedarik ettim. Türkçe’nin bu kutlu kazanımını gecikmeli de olsa anmak istiyorum. Daha çok “Kubbealtı Lügati” adıyla anılan “Misalli Büyük Türkçe Sözlük” 2005 yılında yayımlandı. Ancak, sözlük, ağızdan kelimenin çıkıvermesi gibi yayımlanıvermedi elbette. Kubbealtı Vakfı’nın çatısı altında Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kitabevlerinde gördükçe içinde kaybolduğum, zevkle ve imrenme ile inceleyegeldiğim “Misalli Büyük Türkçe Sözlük”ü birkaç ay önce nihayet tedarik ettim. Türkçe’nin bu kutlu kazanımını gecikmeli de olsa anmak istiyorum.</p>
<p>Daha çok “Kubbealtı Lügati” adıyla anılan “Misalli Büyük Türkçe Sözlük” 2005 yılında yayımlandı. Ancak, sözlük, ağızdan kelimenin çıkıvermesi gibi yayımlanıvermedi elbette. Kubbealtı Vakfı’nın çatısı altında Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Tahsin Banguoğlu gibi değerli isimlerden oluşan 12 kişilik danışma kurulu ile 1972 senesinde sözlük çalışmaları başlatıldı. 1976’ya dek geçen sürede, 13-20. asırlar arasında yazılmış yüzlerce eser tarandı. Fakat, sözlük çalışmalarının göründüğü kadar kolay olmadığı tecrübeyle anlaşıldı. Birçok insan bu işi yürütemeyerek ayrıldı. Çalışmaların dağsı yükü İlhan Ayverdi’nin üzerine kaldı.</p>
<p>İlhan Ayverdi, 1926 yılında Manisa-Akhisar’da doğmuş, liseyi İzmir Karataş Lisesi’nde, üniversiteyi İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuduktan sonra aynı branşta öğretmenlik yapmıştır. Yüksek mimar Ekrem Hakkı Ayverdi onun kocası, ünlü romancı Sâmiha Ayverdi ise onun görümcesidir. 1970 senesinde kurulan Kubbealtı Vakfı’nın adını koyan İlhan Ayverdi, Türk ilim hayatında kapsamlı bir sözlük hazırlayan ilk kadın olarak literatüre girmiştir.</p>
<p>İlhan Ayverdi’nin ilginç bir yönü, görgülü, bilgili, çağdaş insanlar yetiştirmeyi şiar edinmiş Rifaîlik dergâhının müntesibi olması. Kendisi bu dergâhın 1925 yılına dek şeyhi olan Kenan Rifaî’nin müritlerindendi. Kenan Rifaî ki Galatasaray Lisesi mezunu, öğretmen, Fransızca Türkçe ve resim dersleri veren, Fransızca’dan tercümeler yapan, bestelenmiş ilahileri ve divan tarzı şiirleri olan, dergâhını kültür akademisi doğrultusunda geliştirmeyi ideal edinmiş bir kişi. İddiaya göre, Atatürk, zamanında ona millî eğitim bakanlığını teklif etmiş ama o “ben din insanıyım” diye kabul etmemiş. Kenan Rifaî’nin vâris olarak seçtiği, İlhan Ayverdi’nin görümcesi, hocası ve çok sevdiği dostu Sâmiha Ayverdi bir sözünde şöyle demiş:</p>
<p><em>“Rifaî, Kadirî, Mevlevî diye ayrı ayrı isimler altında aynı ruha, aynı gayeye, aynı yürek yanığına sahip olan derviş için tekke, müşterek terbiyenin, müşterek görgünün, müşterek felsefenin pişirilip kotarıldığı yerdir.”</em></p>
<p>Şu var ki, bu tekkede, dergâhta kullanılan güzel Türkçe, İlhan Ayverdi’nin bu olgunluğa ulaşmasında baş etmenlerden birisi sayılmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biraz da sözlüğün içeriğinden bahsedelim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Lügati elime aldığımda ona iki bakımdan hayran kalmıştım:</p>
<p><em>1. Her sözcükle ilgili bol bol örneklerin gösterilmesi</em></p>
<p><em>2. Eski kelimelere genişçe yer vermesi</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>TDK dâhil hiçbir Türkçe sözlükte yukarıda saydıklarımı bir arada görememiştim. Sözgelimi, Kubbealtı Lügati, 400 müellifin 1000’e yakın yapıtının taranmasıyla elde edilmiş 100.000 misal içeriyor. Kıyasen, TDK’nin 2011 baskılı sözlüğünde ise yalnızca 34.664 örnek cümle mevcut. 1932’den beri işleyen ve koskoca bir kadroya sahip TDK, küçük sivil bir kurum, üstelik sonradan bütün sorumluluğu üstlenmiş bir kişinin yanında, amiyane tabirle, solda sıfır kalmış. Her zaman söylerim, örnek cümle bir kelimeyi kullandırma açısından en lüzumlu cihettir. Sözlüğün ikinci yönüne gelirsek, bu konuda herhangi bir sayımlama yok. Fakat, sözlüğün önsözünde şöyle bir tümce var:</p>
<p><em>“Bu sözlük sadece yaşayan Türkçemizi değil, tarihî seyri içinde Türk dilinin kazanmış olduğu zenginlikleri de gözler önüne sermek, Türk çocuklarına geçmişleriyle bağ kurmalarında ve milletlerin tarihinde daha dün demek olan 100-150 senelik metinleri okuyup anlayabilmelerinde yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır.”</em></p>
<p>Hakikaten 100-150 yıl daha dündür büyük bir millet için. Ancak, ne yazık ki biz daha kurucumuz Atatürk’ün Nutuk’unu, ulusumuzun en önemli şiiri İstiklal Marşı’nı anlamamak, öğrenmemek ve öğretmemekte inat ediyoruz. Sanki Türkçe 50 yıl önce doğmuş gibi, eskileri koruyarak yenileri kazanma yolu en uygunuyken, dilimizi tepetaklak edip kuşaklar arasında bile anlaşılmaz bir dil yaratarak sapkın bir yola girmişiz. Kubbealtı Vakfı da Türkçe’nin bu hazin macerasından rahatsızlık duyarak sözlük hazırlama işine girişmiş. Ne sevindiricidir ki, bu anlayışla yola çıkıp başka bir aşırılığa kaçma hatasına düşmeyerek yaşayan Türkçe’yi bütünüyle ele almışlar. Eşdeyişle, sözlükte Türkçe nehrinin eskiden gelen sözcüklerinden başka yaşayan Türkçe kelimelere ve yeni türetilen kelimelere de yer verilmiş. Sözlükte yanlış türetilmiş ve tutunmuş kelimeler varken yanlış türetilip tutunmamış kelimeler bulunmuyor. Doğru türetiler ise büyük oranda mevcut.</p>
<p>Genel bilançoyu söyleyecek olursak, lügat 61.000 maddebaşı ve bunlardan türetilmiş 35.000 deyim ile 96.000 açıklamalı maddeye sahip. Şunu da belirtmek gerekir ki maddebaşını artırma konusunda özel bir çabaya girilmediği bildirilerek, örneğin fiillerin <em>“-me”</em> ekiyle isimleştirilen biçimleri özel anlam kazanmadıysa dâhil edilmemiş. Sonuç olarak, bu sayıları TDK ile bire bir karşılaştırmamak lazım. Çünkü, TDK bu tür türevlendirmeler bakımından Kubbealtı Lügati’nden çok çok fazla. Buna karşın, Kubbealtı Lügati, eski kelimelere geniş yer vermesinin yardımıyla TDK’nin önünde.</p>
<p>Öte yandan, Kubbealtı Lügati’ne yönelteceğim birkaç eleştiri noktam var:</p>
<ul>
<li>Bulunması Gereken Sözcükler:<em> “Savlamak, düşünsel, içselleştirmek, alıntılamak, insansız, dinleti, avunç”</em> gibi birtakım yaşayan sözcüklerin namevcut olması sözlüğün esnekliğini ve kapsayıcılığını bir miktar azaltmış.<em> “Koşa (çift), nen (şey), sıngın (kırık, yenik), erinç (huzur), anık (hazır)”</em> gibi Eski Türkçe’de sıkça kullanılan Türkçe menşeli sözcükler lügatte maalesef yok. Lügatteki Arapça-Farsça kökenli eski sözcüklerin bulunması istikametindeki hassasiyet Türkçe kökenli eski kelimeler konusunda ne yazık ki eksik kalmış. Tarama Sözlüğü’nden yararlanıldığı önsözde belirtilirken niçin o sözlüğün bu kadar gerisinde kalındığı meçhul. Aynı dönemdeki eserlerin tarandığı göz önüne alındığında Tarama Sözlüğü içindeki her söz Lügat’te bulunmalıydı. Yine de, <em>“erte (sabah), ağdık (bozuk, kusurlu), saz (sarı renk), arkırı (çapraz), şol (şu)”</em> gibi sevindirici sözcükler de var.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Etimoloji:<em> “Kılavuz, ümük, ılıman, kavkı”</em> gibi sözcükler yad kökenli gösterilmiş<em>. “Sapan, öykünmek, bağnaz, bayındır”</em> gibi sözcüklerin kökeni belirsiz olarak belirtilmiş. Hatta, bazı fikirler alıntılanarak yabancı olabileceği yönünde ibareler koyulmuş. İlginçtir, <em>“sıra, örnek, ören”</em> gibi tartışmalı, üstelik yabancı kökenli olduklarına dair kanaatin daha egemen olduğu kelimelerin kökeninin ise Türkçe olduğu açıklanmış.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>“Görev, işlev, türev”</em> gibi<em> “-v”</em> eki ile türetilen sözcüklerin<em>; “yargıtay, sayıştay”</em> gibi <em>“-tay”</em> ekiyle oluşturulan sözcüklerin, Kırgız, Çağatay, Moğol vb. kökenli olduğu belirtilmektense<em> “yanlış türetme”</em> olarak yaftalanması beni rahatsız etti. Amma velakin, en tartışmalı <em>“-sal/sel”</em> eki meselesi ise sınırlı sözcükte görülen ekin işlekleştirilmesi olarak ifade edilmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Fikir Belirtilen Sözcükler: Sözlüğün içinde şöyle bir ibare var:</li>
</ul>
<p><em>“Sözlük genellikle fikir yürütmez, tespit eder.”</em> Ancak, <em>“evrensel, saygın, okul, aşama, ayrıcalık, egemenlik”</em> gibi kelimelere seçilen misaller doğrudan olmasa da dolaylı olarak fikir bildirimi hükmünde. Doğrusu, bu tutumu hoş karşılamadım. <em>“Evrensel”</em> maddesindeki misal şöyle:</p>
<p><em>“Evrensel hangi Türkçe kökten türetilmiştir, sakın üniversal’dan olmasın? Çünkü ikisinin de anlamı aynı kapıya çıkıyor da (Ahmet</em> <em>Kabaklı).</em></p>
<p> Bu tür misallerin, okura kelimeyi kullandırması açısından hiçbir yararı yoktur. Gereksiz, yalnızca kelimenin niteliği hakkında olumsuz fikir bildirmek için bir çaba olarak görülmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p> Sonuç olarak, her ne kadar sözlükteki noksanları, kusurları, öznel kanaat doğrultusunda getirilen eleştirileri belirtsek de bahsettiğimiz lügat, Türk sözlükçülüğünde başköşeye yerleşecek liyakattedir. Dahası, 34 yıllık müthiş bir gayretin altında imzası bulunan İlhan Ayverdi, övgülerin en güzeline layıktır. Şundan dolayı ki, sözlük yazmak bir ölümlü için kazançlı bir iş değildir. Türkçe’ye yarışır bir sözlük için fazla olmayan 34 yıl, bir insan için yarım ömürdür. Nitekim, 2005’te Kubbealtı Lügati yayımlandıktan 4 yıl sonra 2009’da, İlhan Ayverdi ebedî âleme göçmüştür. Özünü Türkçe’ye adamış bir insan, eserini yayımlayıp semeresini almaya başlayacakken vefat etti. O nedenle, kaliteli sözlük yazmak ancak halis niyetlerle, gönüllülükle olur. Kendi cebini düşünen insan sözlük yazmaz. İlhan Ayverdi de bize ve Türkçe’ye bu kıymetli, tatminkâr, çoğu yönden koskoca TDK’den bile gelişkin sözlüğü armağan edip dünyadan göçtü.  Söz ettiğimiz aksaklıklar onun şanını denizde damla ve güneşte zerre kadar azaltmıyor. Onun bu aziz hatırası karşısında kendisini saygıyla ve şükranla yâd ediyorum. Toprağı bol olup rahmet denizine gark olsun.</p>
<p>Şubat 2012</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>SÖZLÜKÇÜK</strong></p>
<p><strong>sayımlama: </strong>istatistik (TDK Türkçe Sözlük)</p>
<p><strong>öz: </strong>kendi -zamir olarak- (TDK Türkçe Sözlük) <em>&#8220;Nem var ki laf edem özümden / Mahveyle beni benim gözümden &#8211; Fuzuli&#8221;</em></p>
<p><em></em> </p>
<p><strong>Batur ALPTÜRK</strong></p>
<p>baturalpturk@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/turkcenin-kaleleri-kubbealti-lugati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türklerde “güç” ile ilgili sözcükler (I)</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/turklerde-guc-ile-ilgili-sozcukler-i/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/turklerde-guc-ile-ilgili-sozcukler-i/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2012 20:40:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1990</guid>
		<description><![CDATA[&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Türklerde ma birçok eski toplumda doğal yaşamıñ getirdiği kavramlardan biri güç/erk kavramıdır. Türkler bu konuda, diğer göçebe toplumlarda olduğu gibi, birçok kavram karşılığı sözcük türetmişlerdir. Günümüzden başlayacak olursak, güç ile ilgili eñ usa gelen, ulusal oynumuz güreş olur. &#160; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Güreş, yüzyıllardır Türkleriñ çocukluktan oynayageldiği bir oyun olup eñ eğlenceli güç gösterilerinden biridir. Düz bir yarışma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Türklerde ma birçok eski toplumda doğal yaşamıñ getirdiği kavramlardan biri <em>güç/erk</em> kavramıdır. Türkler bu konuda, diğer göçebe toplumlarda olduğu gibi, birçok kavram karşılığı sözcük türetmişlerdir. Günümüzden başlayacak olursak, <em>güç</em> ile ilgili eñ usa gelen, ulusal oynumuz <strong>güreş</strong> olur.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em>Güreş</em>, yüzyıllardır Türkleriñ çocukluktan oynayageldiği bir oyun olup eñ eğlenceli <em>güç</em> gösterilerinden biridir. Düz bir yarışma olmayıp yörelere ma çağlara göre türlülük gösterir. Ancak, ortak bir noktası vardır: karşılıklı <em>gür olmak</em>.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<em>Gür olmak</em> dedim, çünkü <strong>güreş</strong> veya <strong>güreşmek</strong> sözcüklerindeki sırasıyla eylemlik eki <strong>-ş</strong> ile işteş çatı eki <strong>-ş-</strong> kaldırılırsa geriye kalan parça olan <strong>güre-</strong> sözcüğü, özünde <strong>gür</strong> “<em>bol ve güçlü olan”</em> sözcüğüne addan eylem yapıcı <strong>+A-</strong> eki getirilerek oluşmuştur. Buradaki <strong>güre-</strong> sözcüğü bugün “<em>(hayvan) çiftleşmek</em>” olarak yaşıyor çünkü <strong>gür</strong> sözcüğünüñ değişli bir añlamı da “<em>bol, verimli olan</em>”. Eski Türkçede ise <strong>kür</strong> sözcüğü “<em>yiğit, kabadayı</em>” añlamındadır. Démeli özünde bu sözcükler, güçle ilgilidir.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bu türden <em>güç</em> kavramını içeren Anadolu&#8217;daki ağızlarımızdan dérlemiş olduğumuz <strong>güre</strong> sözcüğümüz de bulunuyor <a href="#sdfootnote3sym"><sup>[Derleme Sözlüğü, 1932]</sup></a>. Bu sözcük “<em>kuvvetli, dinç</em>” añlamındadır, yazı dilimizde ise “<em>çiftleşmek isteyen hayvan</em>” gibi değişli añlamları da bulunuyor ki <strong>gür</strong> ile ilgisi böylece iki añlamdan da görülebilir. Bu sözcük de <strong>güre-</strong> eylemine <strong>-g</strong> eki gelerek oluşmuş ancak bu ek, Türkiye Türkçesinde önceki ünlüye kaynaşarak yitmiştir.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Tüm bu sözcükleriñ bağlı olduğu <strong>gür</strong> sözcüğünüñ <strong>gürlemek</strong> dédiğimizdeki <strong>gür (2)</strong> ile ilgisi yoktur, çünkü bu <strong>gür (2)</strong> sözcüğü yansıma bir sestir <strong>gürültü</strong>, <strong>gürül gürül</strong> gibi sözcükler bundan türer. Başından béri söz ettiğim <strong>gür</strong> sözcüğü ise añlamca <strong>güç</strong> ile ilgidir. Acaba biçimce/kökence de ilgili mi?</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Türkiye Türkçesindeki <strong>güç</strong> sözcüğü, Eski Türkçe <strong>kǖç</strong> biçiminden gelir. Bu sözcük uzun /ü/ sesiyledir çünkü uzun ünlüleri koruyan Türkmencede <strong>güyç</strong> olarak, uzun ünlüleriñ izini barındıran Yakutçada <strong>küüs</strong> olarak ma yiñe uzun ünlüleriñ izini barındıran Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesinde ek aldığında <strong>güc+</strong> olarak<a href="#sdfootnote1sym"><sup>[1]</sup></a> bulunur <a href="#sdfootnote4sym"><sup>[Tekin, 1995: 189-191]</sup></a>. Kısacası kesin olarak biliyoruz ki <strong>güç</strong> sözcüğü uzun <strong>/ü/</strong> ile olan bir <strong>*kǖ-</strong> kökünden gelebilir. Öte yandan eğer <strong>gür</strong> sözcüğü de uzun /<strong>ü</strong>/ ile olan bir köke dayanıyorsa bu iki sözcüğüñ köken bağını açıklamak için ilk adım atılmış olur, değilse iki ayrı kök kurmak géreklidir.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Çoğu kaynakta gür için bir uzun ünlü söz konusu edilmemiştir. Ancak, biliyoruz ki Ana Türkçenin uzun ünlüleri Çuvaşçada ikiz ünlü olmuşlardır <a href="#sdfootnote4sym"><sup>[Ligeti, 1938: 195]</sup></a> <a href="#sdfootnote3sym"><sup>[Tekin, 1995: 123]</sup></a>. Örneğin Ana Türkçe <strong>kǖn</strong> “<em>gün, güneş</em>” sözcüğü Çuvaşçada <strong>küen</strong> “<em>gün</em>” biçimine gelmiştir, aynı biçimde Ana Türkçe <strong>kǖz</strong> “<em>güz, soñbahar</em>” sözcüğü Çuvaşçada <strong>küer</strong> olmuştur. Tam da bu noktada <strong>gür</strong> sözcüğünüñ Çuvaşçasına baktığımızda <strong>küerüe</strong> sözcüğünü buluruz <a href="#sdfootnote7sym"><sup>[Fedotov, 1996: 3, 94-95, 100-104]</sup></a>. Démeli, ünlü ikizleşmesi tam da diğer uzun ünlülü sözcüklerdeki gibi gérçekleşmiş!</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Uzun ünlüleri ya da izlerini bulabileceğimiz Türkmencede, Moğolcada ma Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesinde bu sözcüğüñ uzun ünlü olduğuna ilişkin bir kanıt bulamayışımız, bence sürekli bir ses olan /r/ ünsüzünden kaynaklanıyor. Yakutça <strong>kür</strong> biçiminiñ de Moğolca <strong>gür</strong> biçiminden geçmiş olması üzerinde durmak gérekir<a href="#sdfootnote2sym"><sup>[2]</sup></a>. Bu durumda elimizde, Çuvaşçadan ötürü, Eski Türkçe <strong>kür</strong> “<em>gür</em>” sözcüğünüñ Ana Türkçe <strong>*kǖr</strong> biçiminden geldiğine ilişkin <em>güçlü</em> ipuçları bulunuyor. Böylelikle <strong>kǖç</strong> “güç” ile <strong>kǖr</strong> “gür” sözcükleriniñ ortak bir kökü olabilecek Ana Türkçe <strong>*kǖ-</strong> sözcüğünü kurabiliriz.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Türkçe <strong>güç</strong> ile <strong>gür</strong> sözcükleriniñ ortak kökü olabilecek Ana Türkçede bir <strong>*kǖ-</strong> sözcüğü için göze ilk *<strong>kǖ-</strong> “<em>korumak</em>” sözcüğü çarpıyor <a href="#sdfootnote4sym"><sup>[Tekin, 1995]</sup></a>. Bu sözcük, Ana Türkçe <strong>kǖt-</strong> ile <strong>kǖd-</strong> “<em>gütmek</em>” sözcükleriniñ kuramsal köküdür. Biçim olarak uygun olsa da gérçekten éş kök mü, yoksa tümüyle ayrı ancak sesteş bir kök mü bunu bilmemiz için biraz daha kurcalamamız gérekiyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Yiñe de benim yorumum, <strong>kǖç</strong> “<em>güç</em>” ma <strong>kǖr</strong> “<em>gür</em>” sözcükleriniñ <strong>kǖt-/kǖd-</strong> “<em>gütmek</em>” sözcüğüyle eñ azından añlam olarak bağdaştığı yönünde, çünkü <em>gütmek</em>/<em>korumak</em> için <em>güçlü</em> olmañız da géreklidir. Bu durumda Eski Türkler <strong>kǖç</strong> “<em>güç</em>” dédiklerinde “<em>koruma yéteneği</em>” ma <strong>kǖr</strong> dédiklerinde “<em>korur, koruyan</em>” démek istemiş olabilirler.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Kalanda, şimdiye dek yüzyıllar boyunca Türk ekininde <em>güçlü</em> olmanıñ <em>koruma</em> <em>sorumluluğu</em> da getirdiğini çok iyi biliyoruz. Örneğin, eñ kolay örnek olarak, Osmanlı kağanlığı döneminde ele geçirilen yérlerde bulunan kamuya bu añlayışla bakılmıştı: <em>biz sizi koruyalım/güdelim çünkü biz güçlüyüz, siz de bize vérgi vériñ</em>. Bunuñ dışında Orkun Yazıtlarına <a href="#sdfootnote8sym"><sup>[Ork., 735]</sup></a> ma Kutadgu Bilig bétiğine <a href="#sdfootnote9sym"><sup>[Hacib, 1069]</sup></a> bakıldığında da beñzer açılımlar görülmektedir. Géñel olarak da böyle bir toplum añlayışımız olduğu hepimizce bilinmektedir.</p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Güç ile ilgili sözcüklere değinmeyi başka bir yazıda sürdüreceğim.</p>
<h3><strong>Dipçe.</strong></h3>
<div><a href="#sdfootnote1anc">[1]</a> Ana Türkçeniñ uzun ünlülerinden soñra gelen ünsüzler, Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesinde yumuşar. Türkiye Türkçesinde sözcük soñunda yiñe pekleşir.</div>
<div><a href="#sdfootnote2anc">[2]</a> Yakutça ile Moğolca arasındaki alıntılarda Mo. <strong>g-</strong> = Ya. <strong>k-</strong> deñliği için bkz. [Doerfer, 1963].</div>
<p></p>
<h3><strong>Kaynakça.</strong></h3>
<p><a href="#sdfootnote3anc">[Derleme Sözlüğü, 1932]</a> <em>Derleme Sözlüğü</em>, Türk Dil Kurumu yayınları, Ankara, 1932.</p>
<p><a href="#sdfootnote4anc">[Tekin, 1995]</a> T. Tekin, <em>Türk Dillerinde Birincil Uzun Ünlüler</em>, Simurg yayınları, İstanbul, 1995.</p>
<p><a href="#sdfootnote5anc">[Doerfer, 1963]</a> G. Doerfer, <em>Türkischehe und mongolische Elemente im Neupersischen</em>, Wiesbaden, 1963.</p>
<p><a href="#sdfootnote6anc">[Ligeti, 1938]</a> L. Ligeti, <em>Les voyelles longues en turc</em>, JA, 1938.</p>
<p><a href="#sdfootnote7anc">[Fedotov, 1996]</a> М. Р. Федотов, <em>Этимологический словарь чувашского языка</em> [Çuvaşçanıñ Kökenbilim Sözlüğü], Çeboksari, 1996.</p>
<p><a href="#sdfootnote8anc">[Ork., 735]</a> Orkun Yazıtları, 735. Baskı: T. Tekin, <em>Orhon Yazıtları</em>, Türk Dil Kurumu yayınları, Ankara, 2008.</p>
<p><a href="#sdfootnote9anc">[Y. H. Hacib, 1069]</a> Y. H. Hacib, <em>Kutadgu Bilig</em>. Baskı: R. R. Arat, <em>Kutadgu Bilig II (Çeviri)</em>, Türk Dil Kurumu yayınları, Ankara, 1974.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/turklerde-guc-ile-ilgili-sozcukler-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkçe&#8217;nin Kaleleri: TDK Türkçe Sözlük 11. Baskı (2011)</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/turkcenin-kaleleri-tdk-turkce-sozluk-11-baski-2011/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/turkcenin-kaleleri-tdk-turkce-sozluk-11-baski-2011/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 20:48:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Batur ALPTÜRK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Üyelerimizden]]></category>
		<category><![CDATA[sözlük]]></category>
		<category><![CDATA[TDK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1953</guid>
		<description><![CDATA[TDK Türkçe Sözlük’ün 11. baskısının 2011 yılında çıkacağı öngörülüyordu. 2010’un son aylarında gazetelerdeki haberlerle ne kadar meraklansam da sözlüğü elime alabilmek için 2012 yılının şubat ayını beklemek zorunda kaldım. Yayımın gecikmesine karşılık sözlüğün ucuz fiyatı övgüye değer. &#160; TDK Türkçe Sözlük incelendiğinde, sözlüğün bir önceki baskısına kıyasla ciddi oranda artan söz miktarı ilgi çekici. Dilerseniz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>TDK Türkçe Sözlük’ün 11. baskısının 2011 yılında çıkacağı öngörülüyordu. 2010’un son aylarında gazetelerdeki haberlerle ne kadar meraklansam da sözlüğü elime alabilmek için 2012 yılının şubat ayını beklemek zorunda kaldım. Yayımın gecikmesine karşılık sözlüğün ucuz fiyatı övgüye değer.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>TDK Türkçe Sözlük incelendiğinde, sözlüğün bir önceki baskısına kıyasla ciddi oranda artan söz miktarı ilgi çekici. Dilerseniz, ilkin TDK’nin şimdiye dek çıkardığı sözlüklere bir bakalım:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birinci baskı (1945): 25.574 maddebaşı + 6530 maddeiçi = 32.104 madde</p>
<p>İkinci baskı (1955): 25.516 maddebaşı + 10.222 maddeiçi = 35.738 madde</p>
<p>Üçüncü baskı (1959): 27.033 maddebaşı + 10.788 maddeiçi = 37.921 madde</p>
<p>Dördüncü baskı (1966): 27.013 maddebaşı + 10.656 maddeiçi = 37.669 madde</p>
<p>Beşinci baskı (1969): 27.753 maddebaşı + 10.717 maddeiçi = 38.470 madde</p>
<p>Altıncı baskı (1974): 31.693 maddebaşı + 13.485 maddeiçi = 45.178 madde</p>
<p>Yedinci baskı (1983): 40.836 maddebaşı + 18.891 maddeiçi = 59.727 madde</p>
<p>Sekizinci baskı (1988): 46.825 maddebaşı + 16.496 maddeiçi = 63.321 madde</p>
<p>Dokuzuncu baskı (1998): 60.152 maddebaşı + 13.555 maddeiçi = 73.707 madde</p>
<p>Onuncu baskı (2005): 63.818 maddebaşı + 13.589 maddeiçi = 77.407 madde</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>11. baskıya eklenen yeni söz sayısı 14.885. Bu sayı bir önceki baskıda 3.700 idi. 15 bine yakın söz artışının bazı sebepleri var. Bunlardan bir tanesi<em> “-bilmek”</em> ile hemen hemen her eylemin birleşik fiil hâlinin sözlüğe katılması. Başkaca,<em> “-vermek”</em> ile oluşturulan birleşik fiillerin sayısı da artırılmış. Tabii bunların bir de<em> “-me”</em> ile isimleştirilmiş biçimleri mevcut. Sözgelişi, önceki baskıya ilaveten <em>“ısınmak”</em> kökünden<em> “ısınabilme, ısınabilmek, ısınıverme, ısınıvermek, ısındırabilme, ısındırabilmek, ısı tedavisi, günısı, ısıl işlem, küresel ısınma”</em> sözleri eklenmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bunlardan özge,<em> “güvenli, güzide”</em> gibi sözcükler varken belki göz ardı ediş dolayısıyla sözlüğe yazılmamış <em>“güvenlilik, güzidelik”</em> gibi birtakım sözcüklerin türevleri de eklenmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kimi içmaddelere de ciddi olarak el atılmış. Sözgelimi, 10. baskıda <em>“güzel”</em>in içmaddesinde yalnızca<em> “güzel olmak, güzelim”</em> olmak üzere 2 söz varken, 11. baskıda aynı kelimenin içmaddesine 7 söz daha ilave edilerek 9 içmaddeye yükseltilmiş. Atasözü ve deyim açısından sözlüğün zenginleştirilmesi en sevinilesi hususlardan birisi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlk kez bu baskıda il ve ilçe adları sözlüğe dâhil edilmiş. 900 dolayında ilçe ve 81×3=243 (çünkü iller <em>Ankara, Ankaralı, Ankaralılık</em> şeklinde üçerli eklenmiş) olmak üzere 1100-1200 sözcük kazandırılmış lügate.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>TDK Türkçe Sözlük’ün 11. Baskısı 77.005 maddebaşı ve 15.287 maddeiçi olmak üzere 92.292 söz içeriyor. 34.664 örnek cümleyle maddeler aydınlatılmaya çalışılmış ki bu sayı yetersiz. Sözlükte 53.451 isim, 12.666 sıfat, 3.312 zarf, 88 zamir, 40 edat, 299 ünlem, 50 bağlaç, 9.912 fiil bulunuyor. Toplam 79.818. Bu sayı ile maddebaşının uyuşmaması bazı sözcüklerin birden fazla sözcük türüne ait olmasından kaynaklanıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yeri gelmişken bir kavramdan bahsetmem gerek. Son birkaç baskıda<em> “sözvarlığı”</em> diye bir kavram kullanılıyor ki meğer bildiğimiz anlamda değilmiş. Maddebaşı ile maddeiçini toplayınca elde edilen sayı<em> “sözvarlığı”</em> diye anılırdı. Lakin, bu baskıda toplam 92 bin madde varken 122 bin de sözvarlığı bulunmaktaymış. Maddebaşı yahut maddeiçi olmayan hangi kelime var ki sayıyı 30 bin kadar artırmış? Sözlüğün bu konuda açıklaması şöyle: <em>“söz, terim, deyim, ek ve anlamdan oluşan 122.423 sözvarlığı”.</em> Söz, terim, deyim zaten ya maddebaşıdır ya da maddeiçidir. Ekler sonda bulunuyor ki hepsini toplasan 1.000 etmez. Geriye “anlam” diye bir şey kalıyor ki ne benim böyle bir kavram hakkında bilgim var ne de sözlükte izah edilmiş. Şöyle bir mantık yürüttüğümde de sonuç alamadım: Eski sözlükte sözvarlığı 104.481. Bu baskıda 14.885 yeni söz ve 17.961 yeni anlam varmış. Yeni sözvarlığı bu sayıların toplamı nispetinde artmış olmalı. Ama, bunları toplayınca da sonuç 137.327 çıkıyor. Yani doğru olmuyor. Kısacası, ben bu yeni sözvarlığı kavramından hiçbir şey anlamadım. Zaten TDK’de de çelişkiler, tutarsızlıklar var. TDK’nin 1998’de yayımlanan dokuzuncu baskısının önsözünden bir cümleyi aynen naklediyorum:</p>
<p><em>“Elinizde bulunan 9. baskı Türkçe Sözlük’ün sözvarlığı ise 60.000 madde başında ve 14.000 madde içinde olmak üzere 75.000 civarında bir sayıya ulaşmış bulunmaktadır.&#8221;</em></p>
<p>Şimdi de yeni sözlüğün önsözünde 9. baskı hakkında yazılanları görelim:</p>
<p>  <em>“…Sunuş yazısında sözlerin yazımı açısından 1996 yılında yayımlanan İmla Kılavuzu ile büyük ölçüde uyumun sağlandığı belirtilen dokuzuncu baskı Türkçe Sözlük’te söz, terim, deyim, ek ve anlamdan oluşan 98.107 sözvarlığı bulunmaktadır. Bu sözvarlığını 60.152 maddebaşı, 13.555 maddeiçi söz oluşturmaktadır.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte görüyorsunuz ki TDK kendi içinde bile net değil. Bu noktada TDK eleştiriyi hak ediyor mu? Bence hak ediyor. Yıllardır kullanılagelen anlamlar bir günde değiştirilmemeli. Hele ki böyle muğlak, ne olduğu bilinmeyen anlamlara çekilmesi büyük yanlış.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tekrar sözlüğün içeriğine dönecek olursak, bazı kelimelere verilen yeni anlamların hoşuna gittiğini söylemeliyim:</p>
<p><em><strong>vaybabamcı: </strong>Kalabalıkta hızla çarptığı kişiye kazayla çarptığını söyleyip özür dilerken karşısındakinin cüzdanını çekip alan kimse.</em></p>
<p><em><strong>pislikçi: </strong>Ağza alınan bir miktar sarı leblebiyi çiğneyerek birinin üstüne püskürtüp üzerinde pislik olduğu bahanesiyle cebindeki paraları çalan kimse.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Etimoloji hususunda da bazı değişiklikler var. Öncekinde Farsça olarak gösterilen <em>“talan”</em> sözcüğü bu baskıda Türkçe gösterilmiş. Ancak, pek çok dilcinin Türkçe <em>“yağı (düşman)”</em> ile eşkökenli gösterdiği <em>“yağma”</em> hâlâ Farsça’dan gelmiş gösteriliyor. <em>“Bora”</em> sözcüğü de İtalyanca’dan gelmiş sözlüğe göre. Bilmiyorum, belki de bu kökenlemeler doğrudur. Ben sadece gözüme çarpan birkaç noktayı paylaşmak istedim. 92.292 söz içeren lügatin alıntı kelime istatistiklerine bakalım:</p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div>
<p><em>Arapça: 6.516</em></p>
<p><em>Fransızca: 5.540</em></p>
<p><em>Farsça: 1.375</em></p>
<p><em>İtalyanca: 607</em></p>
<p><em>İngilizce: 518</em></p>
<p><em>Rumca: 448</em></p>
<p><em>Almanca: 105</em></p>
<p><em>Latince: 68</em></p>
<p><em>Rusça: 39</em></p>
<p><em>Yunanca: 37</em></p>
<p><em>İspanyolca: 31</em></p>
<p><em>Ermenice: 24</em></p>
<p><em>Bulgarca: 22</em></p>
<p><em>Macarca: 15</em></p>
<p><em>Japonca: 13</em></p>
<p><em>Moğolca: 12</em></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geriye kalan dillerden gelenler tek haneli rakamlarda. Toplam 15-16 bin yabancı kökenli sözcüğümüz var. Dikkatinizi çekerim ki bunlar köken değil, alıntılanan dil. Sözgelimi,<em> “rasyonel, grafik”</em> gibi Fransızca kökenli bilenen kelimeler esasen kökence Latince ve Yunanca’ya ait. Fransızca bu dillerden kelimeyi alıntılayıp kendine mal etmiş, tıpkı Türkçe’nin Fransızca’dan alıp kendileştirmesi gibi. Başka bir deyişle<em>, “rasyonel, grafik vb.”</em> sözcükler ne kadar Türkçe ise o kadar Fransızca’dır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir noktaya temas etmeden geçemeyeceğim. Sayımlamada Soğdca’dan 2 sözcük bize geçmiş olarak gösteriliyor. Lakin, sözlükte <em>“kent, tamu, uçmak”</em> kelimeleri zaten Soğdca 3 kelime ediyor. Binnetice, burada ciddi bir yanlışlık var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sözlüğün sonuna eklenen bilgiler iyi düşünülmüş. Türkçe’nin ayrıntılıca açıklanmış özellikleri, Türkçe’nin kullandığı alfabeler, Mors alfabesi, yazım kuralları, noktalama işaretleri, yapım ve çekim ekleri, dilekçe özgeçmiş e-posta yazma konusunda talimatlar, birim çevrimleri, Romen rakamları, takvimler ve takvimler arası çevrimler, Güneş sistemi, Dünya, Türkiye ve ülke bilgileri (bayrakları, konumları, başkentleri vs.), ulusal ve uluslararası kurum adlarının kısaltmaları, sözlükteki örneklerin kaynakları, kaynakça gibi aşağı yukarı 100 sayfa tutan yararlı bilgiler bulunuyor. Böylece, sözlüğün başvuru kaynağı olma niteliği pekiştirilmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1932’den bu yana faal olan TDK, şimdiye dek aslî görevi olduğu hâlde bir etimoloji hazırlayamadı. Türkçe sözcüklerin hangi devirlerde kullanıldığını örneklerle gösteren mufassal bir Tarihsel Türkçe Sözlük de 80 senedir yayımlanamamıştır. Maalesef, tüm enerjisini Türkçe’deki yabancı kökenli sözcükleri nasıl kesip atacağına hasretmiş kurum yetkilileri, hem dünyada 220 milyon konuşuruyla dünya dilleri arasında 5. sırada bulunan bir lisanın en teşkilatlı ve en etkili müessesesi olan Türk Dil Kurumu’na, hem de 1983’e değin 50 bin sözvarlığına ulaşamamış bir dil yaratarak Türkçe’ye yazık etmiştir. Günümüzün TDK’si daha ılımlı bir yol izleyerek birtakım hataları da düzeltmektedir. Buradan TDK’nin bir vaadini de duyurmak istiyorum. Sabık başkan Şükrü Haluk Akalın, 2013 yılı sonunda TDK tarafından etimoloji sözlüğünün çıkacağını vadetmişti. Dilerim ki bu vaat yerine gelir. Buna karşılık, Tarihsel Türkçe Sözlük hakkında net bir salık yok.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonuç olarak, bir önceki baskıdan bu yana günde ortalama 6-7 kelime eklenerek TDK tarihinde rekor oranla varsıllaştırılan yeni baskı her yönüyle kaliteli ve gerçekten satın alınması gereken bir kaynak. Ayrıca, bu kalitenin bu denli ucuza satılması da TDK’nin halkı bilgilendirmeyi önceleyen takdir edilesi tavrını ortaya koyuyor. Bu sözlük elbette, tıpkı her sözlük gibi, mükemmel değil. Bence en büyük eksikliği, örnek konusundaki yetersizliği ve fazla güncel kalması. Kapsama çizgisini en az 100 yıl öncesine kadar götürmeli (Örneğin, Nutuk&#8217;un sözcüklerinin birçoğu sözlükte yok).  Bakalım, olasılıkla 6-7 sene sonra  yayımlanacak yeni baskısında bunlar değişecek mi? Yeni baskıda 100.000 sözün yakalanması dileğiyle bu sözlük için Türk Dil Kurumu’na teşekkürlerimi sunuyorum. Diğer taraftan, önümüzdeki yıllarda TDK’nin seleflerinden miras edindiği ataleti üzerinden atıp yapısının da akademiye dönüştürülüp profesyonel insanların eliyle etkin bir rol oynamasını, büyük projelerin altına imza atmasını temenni ediyorum.</p>
<p>Şubat 2012</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>SÖZLÜKÇÜK</strong></p>
<p><strong>özge: </strong>başka  (TDK Türkçe Sözlük)  <em>“Güzel sever diye isnat ederler / Benim haktan özge sevdiğim mi var?” -Karacaoğlan</em></p>
<p><strong>salık: </strong>haber (TDK Türkçe Sözlük)   <em>&#8220;Bilirsin ey Süleyman-ı zamane / Salık ver varam ol şah-ı cihane&#8221; -Fazilet</em></p>
<p><strong>varsıl:</strong> zengin (TDK Türkçe Sözlük)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batur ALPTÜRK</strong></p>
<p>baturalpturk@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/turkcenin-kaleleri-tdk-turkce-sozluk-11-baski-2011/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tin Sağaltmanlığı Terimcesinde Ufak Bir Özleştirme Denemesi</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/tin-sagaltmanligi-terimcesinde-ufak-bir-ozlestirme-denemesi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/tin-sagaltmanligi-terimcesinde-ufak-bir-ozlestirme-denemesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 13:50:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Çağlayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[özleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[sağaltmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[tin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1892</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı çağında ülkemizdeki sağlıkbilim öğretiminin Fransızca olarak yapılması – sonradan Fransızca öğretim, bırakılmış olsa da – Türk sağaltmanlık terimcesini, büyük ölçüde Fransızcalaştırmıştır. Doğallıkla Dil Devrimiyle terimlerin de özleştirilmesine girişilmiş; ancak, sağlıkbilim alanında gereken dilsel arılaşma, bugüne değin sağlanamamıştır. (Bundan çıkarsanacak vargılardan biri şu: Yad dille öğretim; çekinceli, dokuncalı, sakıncalıdır. [Günümüzde Fransızcanın yerini almış bulunan İngilizceyse, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Osmanlı çağında ülkemizdeki sağlıkbilim öğretiminin Fransızca olarak yapılması – sonradan Fransızca öğretim, bırakılmış olsa da – Türk sağaltmanlık terimcesini, büyük ölçüde Fransızcalaştırmıştır. Doğallıkla Dil Devrimiyle terimlerin de özleştirilmesine girişilmiş; ancak, sağlıkbilim alanında </span><span style="font-size: medium;"><em>gereken</em></span><span style="font-size: medium;"> dilsel arılaşma, bugüne değin sağlanamamıştır. (Bundan çıkarsanacak vargılardan biri şu: Yad dille öğretim; çekinceli, dokuncalı, sakıncalıdır. [Günümüzde Fransızcanın yerini almış bulunan İngilizceyse, Türkçe bağlamında ağır sorunların doğmasına yol açıyor; bu gidişle yol açmayı sürdürecek.]). Söz konusu yetersizlik, sağlıkbilimcilerimizin çoğunun “sıradan yurttaş”ın anla(ya)madığı terimlerle dolu bir dili koruyarak kendilerine duyulan gereksinimi, diri tutmak istemesiyle açıklanabilir. Ayrıca sağlık kesimi çalışanlarının – özellikle sağaltmanların − öteden beri kullanılan yad terimleri, “Böyle gelmiş; böyle gider.” tutumuyla özleştirmekten kaçındıkları ya da varolan öz Türkçe karşılıkları denlemedikleri, söylenebilir. Ne olursa olsun; sağaltmanlık terimcemiz, bugün – konuyla ilgili kimi örülerde % 80 oranını aşmış bir biçimde – yaddır.</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote1anc" href="#sdfootnote1sym"></a><sup>1</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> (Üstelik son onyıllarda sağaltmanlık terimleri, yazık ki, İngilizceden dışalımlanıyor!)</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Bundan ötürü, örneğin bir otun tanıtmalığını okurken ya da bir sağaltmanın konuşmasını dinlerken; o konuda uzman değilsek, kullanılan dili anlamakta güçlük çekiyoruz. (Değme dilde terimlerin büsbütün anlaşılması, </span><span style="font-size: medium;"><em>belirli</em></span><span style="font-size: medium;"> bir öğrenim görmeyi gerektirir. Benim burada sözünü ettiğim sorun, hiçbir çağrışım güçleri bulunmayan yad sözcüklerden yararlanıladurmasıdır.). Oysa bir sayrının ya da sayrı yakınının – uzman olmasa bile − söz konusu sayrılığa ilişkin terimleri, en azından çağrışımsal olarak kavrayabilmesi, demek belleğindeki bilgilerle ilişkilendirebilmesi gerektir. Doğrusu, genelde dilimizi özleştirmenin, özelde sağaltmanlık terimcesini Türkçeleştirmenin anagerekçesi, bu. Özleştirmeye “ussal” nedenlerle karşı çıkılamaz anlayacağınız.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tin sağaltmanlığına gelince; son yıllarda tin sağaltmanlarıyla </span><span style="font-size: medium;"><em>kaynaşma</em></span><span style="font-size: medium;"> baskısında kalmam, beni bu anabilim dalının terimcesini – hiç değilse kendimi ilgilendirdiği denli çok – özleştirmeye yöneltti. Evet, bu alandaki çoğu Fransızca olan yad terimlere duyarsız bulunamazdım. Ne de olsa – kendi çapımda – bir özleştirmendim. Özleştirmenlikse, ilk ağızda kişinin kendi yaşamıyla ilintili sözcükleri Türkçeleştirmesini, gerektirir(di). Aşağıda sunduğum dizelge, işte, bu gerektirimin bir sonucu olup yalnızca “kişisel türetiler”imi, içermektedir. Demek başkalarınca doğrusu özleştirilmiş bulunan tin sağaltmanlığı terimlerini, bu dizelgeye almadım. Kuşkusuz bunların hepsi, birer öneri niteliğindedir: Onanabilir de, onanmayabilir de. Yeğ karşılıklarıysa – önerici, kim olursa olsun – benimsemeye davrantılıyım. Uzatmayayım; alın, benden size bir tutam Türkçe tin sağaltmanlığı terimi:</span></p>
<p align="JUSTIFY">
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Akımla sarsma: Elektroşok</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Aşırı etkin: Hiperaktif</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Aşırı-etkinlik: Hiperaktivite</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Bunaltıgiderici: Anksiyolitik </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Çıldırıgiderici: Antipsikotik</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Çıldırısal: Psikotik </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Çılgın: Manyak</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Çılgın-çökkün: Manik-depresif</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"></a><sup>2</sup></span></sup></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Çökeğen/çökkünleştirici: Depresif</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Çökkünlük: Depresyon</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Çökkünlükgiderici: Antidepresan </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Gücenti: Kompülsiyon </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">İkiuçlu: Bipolar</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Küme sağaltımı: Grup terapisi</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Takınaklı: Obsesif</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Takınaklı-gücentili: Obsesif-kompülsif</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tin argınlığı: Psikasteni </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tin sağaltımcısı: Psikoterapist</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tin sağaltımı: Psikoterapi </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tin sağaltmanı: Psikiyatr </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tin sağaltmanlığı: Psikiyatri</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tin sayrılığı: Psikopati</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tin sayrısı: Psikopat</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Toplum korkusu: Sosyal fobi</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Toplumdan-korkan: Sosyal fobik </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Usuyarık: Şizofren</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Usyarılımsal: Şizofrenik </span><span style="font-size: medium;"><em>ile </em></span><span style="font-size: medium;">şizoit</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Usyarılımsal-duygulanımsal: Şizoafektif </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Uyanıklık: Dikkat</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Yılgı keşiği:</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote3anc" href="#sdfootnote3sym"></a><sup>3</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> Panik atak</span></p>
<p align="JUSTIFY">
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Görüldüğü üzere tin sağaltmanlığı terimcesi, tinbiliminkiyle örtüşüyor. Yukarıdaki dizelge, bu alanda sık sık kullanılan terimlerden bir bölümünü, kapsamakta. Bunların çoğu, yad biçimleriyle ilboy diline dahi geçmiştir. (Söz konusu terimlerin ilboyca genellikle yanlış kullanılmasıysa, </span><span style="font-size: medium;"><em>ayrıca</em></span><span style="font-size: medium;"> ele alınmalı.). Diyeceğim, Türk tin sağaltmanlığındaki; dahası, Türk sağlıkbilimindeki Fransızcacılığa hepten karşıyım. Son dönemdeki İngilizceciliğe de… Sorunun çözülmesi için gene dilsel bilgi, bilinç, saygı, sevgi ib.ni kazan(dır)ma gerekli. Yoksa Türk sağaltmanlarının çoğunluğunda görülen dilsevmezlik/Türkçe yağılığı, varlığını sürdüregidecek; sağlıkbilim terimcesi, yadlığını – büyük ölçüde – koruyacaktır. Bu durum, kimilerinin yararına olsa da sağlıkbilimsel olanaklardan yararlanagelen yığınlar ile Türkçe için dokuncalıdır. Öyleyse, sağlıkbilimde de özleştirmecilik gütmekten kaçınmamalıyız. Sağaltmanların dilinden tanıtmalıklarınkine varasıya “anlaşılırlık” hepimizin özlemi olsa gerek. Bu özlemi, en azından bundan kelli gidermeye çalışmalı. </span></p>
<p>______________________________</p>
<div id="sdfootnote1">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc"></a>1<span style="font-size: medium;"> İşin acıklı yanı, Türkçe sağlıkbilim sözlükleri – bir iki değerli yapıt dışında – </span><span style="font-size: medium;"><em>uğraşı-dışı</em></span><span style="font-size: medium;"> kullanıcının sağlıkbilim dilini anlamasına elverecek nitelikte bulunmaktan uzaktır. Demek aşağı yukarı hiçbir “özleştirme” düşüncesi gütmeksizin anıklanmış. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote2">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc"></a>2<span style="font-size: medium;"><em>Manik-depresif</em></span><span style="font-size: medium;"> yerine daha önce “taşkın-çökümlü” karşılığı, önerilmişti. Ancak, ben çılgın-çökkünün daha uygun (tutunabilir) bir karşılık olduğu kanısındayım. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote3">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote3sym" href="#sdfootnote3anc"></a>3<span style="font-size: medium;"><em>Keşik</em></span><span style="font-size: medium;"> sözcüğünün Moğolca-kökenli (&lt;kezik) olduğunun; gerçekte “sıra, gezek” anlamına geldiğinin ayrımındayım. Ben, bu sözcüğü, eşanlamlı “atak, kriz, nöbet” sözlükbirimlerine yeğledim. (Doğallıkla burada bir anlam genişlemesine uğratma, söz konusu. Bir de, Moğolcanın Türkçeyle yakın hısım olması, etmendir. Keşik yerine öpöz Türkçe bir sözcük türetmekse, oldukça güç.) </span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/tin-sagaltmanligi-terimcesinde-ufak-bir-ozlestirme-denemesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tahsin Yücel&#8217;in Dili ile Yazıncılığı</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/tahsin-yucelin-dili-ile-yazinciligi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/tahsin-yucelin-dili-ile-yazinciligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 16:14:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Çağlayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Tahsin Yücel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1888</guid>
		<description><![CDATA[Türkçeyle, Türk yazınıyla ilgilenip Tahsin Yücel’in yapıtlarını tanımamış kimse, yoktur. Bu denemede söz konusu yazarımızın dilsel anlayışını, yazınsal tutumunu ele almak istiyorum. (Yücel’in – çevirilerle – 130 dolayında yayımlanmış betiği, var. Ben, bunların şimdilik yirmisini okumuş olmakla birlikte; uzcunun bellibaşlı yapıtlarını devirip bunların iletilerini kavradığım düşüncesiyle kendimde eleştirmenlik “yetki”sini, buldum. Doğallıkla bu yazıdaki görüşler, büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Türkçeyle, Türk yazınıyla ilgilenip Tahsin Yücel’in yapıtlarını tanımamış kimse, yoktur. Bu denemede söz konusu yazarımızın dilsel anlayışını, yazınsal tutumunu ele almak istiyorum. (Yücel’in – çevirilerle – 130 dolayında </span><span style="font-size: medium;"><em>yayımlanmış</em></span><span style="font-size: medium;"> betiği, var. Ben, bunların şimdilik yirmisini okumuş olmakla birlikte; uzcunun bellibaşlı yapıtlarını devirip bunların iletilerini kavradığım düşüncesiyle kendimde eleştirmenlik “yetki”sini, buldum. Doğallıkla bu yazıdaki görüşler, büyük ölçüde kişisel/özneldir. Doğrusu deneme[cilik] bu anlama gelir.)</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tahsin Yücel’in dil bakımından en çok üstünde durulan yönü, kullandığı yeni sözcükler olagelmiştir. Demek Yücel, öz-Türkçeci olarak ün salmış. Peki, bu yargı, doğru mudur? Pek sayılmaz. Şundan ötürü: O, enikonu tutunmuş öz Türkçe sözcükler dışında </span><span style="font-size: medium;"><em>azrak</em></span><span style="font-size: medium;"> yeni sözcük kullanmıştır. Yazarın kişisel türetileriyse, yok gibidir. Nitekim Yücel, son genöyküsü olan Sonuncu’da – kendimin yaptığı sayıma göre − yaklaşık olarak % 80 oranında öz Türkçe öğeye yer vermiş. Ayrıca bütün yapıtlarında “ve” bağlacını, bol bol kullanmış. Bunlarsa, onu öz-Türkçeci değil; öz Türkçeye eğilimli ya da sıcak bakan bir yazıncı saymamız gerektiğini, gösterir. (Yücel’in Dil Devrimi ve Sonuçları-adlı yapıtında; dahası, kimi savyazılarında Türk özleştirmeciliğini savunmuş olması, bu gerçeği değiştirmez: Dilde önem taşıyan; kuramdan çok, “uygulama”dır. Günümüzde öz-Türkçeci sayılmak için yazı dilinde en azından % 95 öz Türkçe sözcük oranını, yakalayıp korumak gerekiyor.)</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tahsin Yücel, başka bir dil özelliği olarak yöresel atasözlerinden, deyimlerden, sözcüklerden… çok az yararlanmıştır. Bu yararlanmaysa, onun gençlik anlatılarından öteye geçmemiş. (Yücel, doğup büyüdüğü Elbistan’a </span><span style="font-size: medium;"><em>özgü</em></span><span style="font-size: medium;"> sayılabilecek birtakım dilsel kullanımları, örneğin ilk öykülerinde yansıtmakla yetinmiştir anlayacağınız.). Onun olgunluk ile yaşlılık ürünleri, “genel dil” üzerinde kuruludur. Bunuysa, erken yaşta İstanbul’da yerleşip Elbistan’dan kopmuş bulunmasıyla açıklamak, olanaklı. Ne olursa olsun; ben, bu denli çok yapıt kotarıp yayımlamış bir yazıncının yöresel dile – bir Yaşar Kemal ölçüsünde olmasa bile − daha çok yer vermesini, beklerdim.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Öbür yandan Tahsin Yücel, genelde dil yanlışlarından, özelde anlatım bozukluklarından </span><span style="font-size: medium;"><em>büsbütün</em></span><span style="font-size: medium;"> arınmış değildir. Demek onun örülerinde örneğin yazım yanlışlarından geçilmez. (Yazar, aşağı yukarı bütün Türk aydınları gibi kişisel yazımı, onamıştır. Üstelik onun yazımsal olarak Fransızcadan esinlendiği ya da etkilendiği, açıktır.). Ayrıca betiklerinde deyim yanlışları, gereksiz sözcükler (sözcük savurganlığı), tümleç eksikliği ib. gibi dilsel bozarlarla sık sık karşılaşılabiliyor. Bundan ötürü, anlatımının savrukça olduğu, söylenebilir. Oysa özdeş yazar, başka genöykücülerin, örneğin Orhan Pamuk’un dilini, kıyasıya yermiştir. Buysa, “karşıtlamlı”</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote1anc" href="#sdfootnote1sym"></a><sup>1</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> bir durum, yaratmış. Kısacası Yücel, kendi deyişiyle yandan-çarklı bir dil kullanmaktan kurtulamamıştır.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tahsin Yücel’in yazıncılığına gelince; biçemini – yerinde kullandığı öz Türkçe sözcükler, ayrık tutulursa – beğenmediğim, okurca anlaşılmış olsa gerek. (Onda doğa betimlerine düşgelmenin çok güç olması, bendeki bu beğenmezliği pekiştirmiştir.). Ancak, yazın biçimden oluşma değildir. Demek bir de, içerik bileşenini, göz önüne almak gerekir. Bundan dolayı, Yücel’in onca çok betikte ne anlattığı ya da anlatmak istediği, sorulabilir. Ben, kendi payıma bu soruyu, şöyle yanıtlayabilirim: Yazarın izdemlerinden</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"></a><sup>2</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> biri, belki en önemlisi, Türk aydınının ağlatısal yalnızlığıdır. Başka bir izdem olarak tüketim toplumu bireyinin açmazı; daha doğrusu çıkmazı, söz konusu edilebilir. Bunlar, kurmaca yapıtlarda, demek genöykülerde, öykülerde göze çarpar. Araştırma-inceleme ile/ya da deneme ulamına sokulabilecek betiklerdeyse Dil Devriminden yapısalcılığa, göstergebilimden yazınsal çözümlemeye varasıya türlü başlıklar altında bir yazıncının ekinsel birikimi, ortaya konmuştur. Doğallıkla Yücel, Fransız dili ile yazını bilmeni/uzmanı bir göstergebilimci olması nedeniyle çoğun Fransız yazarlarının yapıtlarına eğilmiş; yaşamı, bir “göstergeler dizgesi” olarak algılamıştır. Başkaca gerek budunbilimde, gerek dilbilimde, gerekse göstergebilimde </span><span style="font-size: medium;"><em>yapısalcı </em></span><span style="font-size: medium;">yöntemi, benimsemiştir. Bu arada gündemdeki sorunlara hep uzmanlık alanı olan dil ile yazın açılarından yaklaşmış. Örneğin Sonuncu’da yaptığı gibi aşırmacılık olgusunu, yazınsallaştırmış.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tahsin Yücel, gerçekten bir “alay” ile “yergi” ustasıdır. Bu konulardaki uzluğu, onun kurmaca yapıtlarına </span><span style="font-size: medium;"><em>gerçekdışı</em></span><span style="font-size: medium;"> bir kalık vermiş olsa da onların okur üzerindeki etkisini artırmıştır. Yazarın istediğiyse, tüm budur. Bundan ötürü, Yücel beni, değme betiğiyle dilsel olarak umut kırıklığına uğratırken; yazınsal olarak sarsalamakta. Kuşkusuz kendisi, ülkemizin yetiştirdiği sayılı gerçek aydından biridir. Üstelik onun Türk yazınına sağladığı katkı, yadsınamaz. Gelgelelim gönül, Türkçeye daha çok kulluk etmesini isterdi. Gene de, dili – uğraşıdaşlarınınkiyle</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote3anc" href="#sdfootnote3sym"></a><sup>3</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> karşılaştırıldığında – arı duru, doğru düzgün görünüyor. En azından dilkıyar/yozlaştırmacı olmadığı, söylenebilir. Evet, söz uçar; yazı kalır. Bir yazarı, yazdıklarıyla değerlendirmek gerektir; yoksa yaz(a)madıklarıyla değil. Yücel’inse bütün yapıtları, ortada. O, doğurgan bir yazar olarak yepyeni yapıtlar verecektir umarım. Ne ki, onun dilsel anlayışı ile yazınsal tutumu, bu yaştan sonra değişmeyeceğinden; olumlu ile olumsuz yanları, özdeş kalacaktır. Dahası – karşıdevrimciler, ne derlerse desinler – onun öz Türkçeye yakınlık duyması, bir artı sayılacak; gelecek kuşaklarca da okunmasını sağlayacaktır. Bence Tahsin Yücel, öz Türkçeye başvurduğu; bir de, yurdumuzun ekinsel sorunlarını, dile getirdiği ölçüde başarılıdır.</p>
<p>_____________________________<br />
</span></p>
<div id="sdfootnote1">
<p><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc"></a>1<span style="font-size: medium;"> Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>paradoksal</em></span><span style="font-size: medium;">. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote2">
<p><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc"></a>2<span style="font-size: medium;"> İzdem: Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>tema</em></span><span style="font-size: medium;">.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote3">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote3sym" href="#sdfootnote3anc"></a>3<span style="font-size: medium;"> Onların yapıtlarındaki dilsel-yazınsal değer ile niteliği, saptamak üzere örneğin “çoksatarlar”a bakılabilir. Görünüm, hiç de </span><span style="font-size: medium;"><em>içaçıcı </em></span><span style="font-size: medium;">bulunmayacaktır.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/tahsin-yucelin-dili-ile-yazinciligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dile né diye özen gösterirler?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/dile-ne-diye-ozen-gosterirler/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/dile-ne-diye-ozen-gosterirler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2011 13:53:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1866</guid>
		<description><![CDATA[Dil, bir toplumuñ yansımasıdır. Bir toplum ne deñli yozlaşıyor ve özünden sapıyorsa dili de o deñli yozlaşıp özünden yāzar. Bu yozlaşmaya ve özünden sapmaya karşı duranlar, konuştukları dile bu yüzden hâkim olmaya çalışır ve tümcelerine özen gösterir. Bu özünde, doğal bir karşı duruştur. Tüm karşı duruşlarda olduğu gibi, dilde béliren bu karşı duruşuñ da öncüleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dil, bir toplumuñ yansımasıdır.</p>
<p>Bir toplum ne deñli yozlaşıyor ve özünden sapıyorsa dili de o deñli yozlaşıp özünden yāzar. Bu yozlaşmaya ve özünden sapmaya karşı duranlar, konuştukları dile bu yüzden hâkim olmaya çalışır ve tümcelerine özen gösterir. Bu özünde, <strong>doğal</strong> bir karşı duruştur.</p>
<p>Tüm karşı duruşlarda olduğu gibi, dilde béliren bu karşı duruşuñ da öncüleri bulunur. Bu öncüler, doğrudan dille ilgilenir. Bu nedenle dil akımı önderlerine iyi bakıñ, topluma da önderlik etmişlerdir!</p>
<p>Ancak sorulması beklenen soru şudur: <strong>&#8220;Dil, mâdem yozlaşmanıñ nedeni değil de soñucu ise; ne diye ona özen göstermeye çalışıyoruz? Doğrudan toplumda çözüm arasak olmaz mı?&#8221;</strong></p>
<p>Yanıt yalıñdır. Dildeki değişimi yéterince añlarsak toplumda görülen değişimi de añlayabiliriz démektir. Dahası, dildeki değişimi tersine çevirirsek ya da değişime yön vérebilirsek toplumda da beñzer bir değişiklik için büyük bir alıştırma yapmış oluruz. Ancak, işiñ çarpıcı yanı burası değildir.</p>
<p>Dile önem vérmekteki eñ çarpıcı yan, yukarıda söz ettiğim <strong>doğal karşı duruşuñ</strong> varlığıdır. Démek istediğim; karşı duruş, toplumuñ yozlaşmasına <strong>izleyici</strong> kalmak istemeyenleriñ doğal eylemi olduğundan, dile özen gösteren kişileriñ varlığı, toplumuñ yozlaşmaya karşı duruş özgücünü gösterir.</p>
<p>Dil, yiñe de, tümüyle toplumdaki yansıma değildir. Çünkü yansıma olma durumu yalñızca o kuşak içindir. Oysa dilde görülen değişim, soñraki kuşaklarıñ değişimcisidir, değişim ısısıdır. Çünkü değiştirilen dil, soñraki kuşağıñ değişimi için gérekli ortamı sağlayacaktır.</p>
<p>Dildeki değişimiñ toplumla olan ilgisi konusunu, burada böyle soyut tümcelerle yazmak yérine geçmişten örneklerle de besleyebilirdim, hem dünyanıñ hem de bu topraklarıñ yakın geçmişinde bolca örnek de vardır nitekim. Ancak, okuyucudan bu kez oturup diñlemesini değil, ilgi gösterip <strong>araştırmasını</strong> istiyorum.</p>
<p>Kimi bilgileri okumakla veya düşünmekle kalmayıp araştıranlar ve yazanlar, değişim zamanı geldiğinde izlemekle ve yorum yapmakla kalmayıp topluma <strong>etkiyenler</strong> olacaktır.</p>
<p style="text-align: right;">Oktay DOĞANGÜN<br />
<img class="alignnone alignright" src="http://turkcesivarken.com/belgeler/y-ulati_oktay.png" alt="" width="143" height="14" /></p>
<p style="text-align: right;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/dile-ne-diye-ozen-gosterirler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaygın Yanlışlar</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/yaygin-yanlislar/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/yaygin-yanlislar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Dec 2011 20:54:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Çağlayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[özleşme]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış türetimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1833</guid>
		<description><![CDATA[Yaygın yanlış*, Dil Derneğinin Türkçe Sözlük’ünde şöyle tanımlanmış: “genelleştiği için yanlışlığı, önemsenmeksizin kullanılagelen sözcük, deyim ya da terim”. (Başka sözlüklerdeyse buna benzer tanımlar, var.). Bu yazıda dilimizin “yad” öğelerindeki yaygın yanlışları, bir kıyıya bırakıp öz Türkçede yapılan kimi yaygın yanlışları, ele alacağım. Bunlar, alabildiğine çok olduğundan; yalnızca en yaygın yanlışlardan örnekler üstünde duracağım. Hele başlayayım: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: medium;">Yaygın yanlış*, Dil Derneğinin Türkçe Sözlük’ünde şöyle tanımlanmış: “genelleştiği için yanlışlığı, önemsenmeksizin kullanılagelen sözcük, deyim ya da terim”. (Başka sözlüklerdeyse buna benzer tanımlar, var.). Bu yazıda dilimizin “yad” öğelerindeki yaygın yanlışları, bir kıyıya bırakıp öz Türkçede yapılan kimi yaygın yanlışları, ele alacağım. Bunlar, alabildiğine çok olduğundan; yalnızca </span><span style="font-size: medium;"><em>en</em></span><span style="font-size: medium;"> yaygın yanlışlardan örnekler üstünde duracağım. Hele başlayayım:</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Yayım ile yayın sözcüklerinin karıştırıladurduğu, söylenir. Oysa başlangıçta böyle bir karıştırma, yapılıyorduysa da; şimdi yayım sözcüğü, </span><span style="font-size: medium;"><em>yok </em></span><span style="font-size: medium;">sayılıp onun yerine yayın, kullanılıyor. Bu durumda “yayımcı” *yayıncı; “yayımcılık” *yayıncılık; yayımlamaksa, *yayınlamak oluyor. Gelgelelim yayım, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>neşir </em></span><span style="font-size: medium;">sözcüğünün karşılığıdır; yayın(lar), Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>neşriyat</em></span><span style="font-size: medium;">ı karşılar; yayımlamaksa, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>neşretmek </em></span><span style="font-size: medium;">sözlükbirimine karşılık gelir. Demek yayım sözcüğü ile türevlerini, yok saymak; birtakım anlam inceliklerini ya da ayırtıları, dile getirememeyle sonuçlanır. Nitekim olan, tüm budur. (Yazar-çizer takımının bile bu yanlışları, yapagitmesiyse, düşündürücü mü düşündürücü.). Konuyu, toparlayacak olursam; Türkçede yayım sözcüğü de, vardır; yayın sözcüğü de… İki öğeyi, karıştırmamak (örneğin “genel yayım yönetmeni” yerine genel yayın yönetmeni, dememek); dahası, yayım ile türevlerini, yok saymamak gerektir: Yayıncı, yayıncılık, yayınlamak yanlış; yayımcı, yayımcılık, yayımlamak doğrudur. Hepsi bu.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Karşıtçı sözcüğü de, hepten yok sayılmakta. Onun yerine *karşıt, kullanılıyor. Karşıtçılık yerineyse *karşıtlık, deniyor. Ancak, karşıt, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>zıt </em></span><span style="font-size: medium;">sözcüğünün karşılığıdır; karşıtçıysa, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>aleyhtar</em></span><span style="font-size: medium;">ı, karşılar. Buna göre karşıtlık, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>zıddiyet</em></span><span style="font-size: medium;">; karşıtçılık, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>aleyhtarlık</em></span><span style="font-size: medium;"> anlamlarındadır. Bundan ötürü, örneğin, “Akın karşıtı, karadır.” denebilir de; “başakçacılık</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"></a><sup>1</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> karşıtları” denemez. Doğru kullanım, başakçacılık karşıtçılarıdır. (Başakçacılık karşıtı=Toplumculuk. Başakçacılık karşıtçısı=Toplumcu.). Demek gene bir yoksayma ile ona bağlı olarak kimi anlamsal ayırtıların anlatılamaması, söz konusu. Bu tür örnekler, kolayca çoğaltılabilir.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Bir de, </span><span style="font-size: medium;"><em>gereksiz</em></span><span style="font-size: medium;"> eklerle “biçimbozum”a uğratılan öz Türkçe sözcükler, var. Örneğin duyar, geçer, yeter sözcükleri yerine *duyarlı, *geçerli, *yeterli deniyor. Oysa – gene örneğin – “geçer belge” sözü, doğrudur; geçer</span><span style="font-size: medium;"><em>li </em></span><span style="font-size: medium;">belgeyse, yaygın yanlış. Kendisi, bir önad olan geçer sözcüğüne bir önad yapma ekinin ulanmasına hiçbir gerek, yok anlayacağınız. (Dili, doğru düzgün kullanmak istiyorsak; ekleri, yerli yerinde kullanmayı, öğrenmeliyiz.</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote3anc" href="#sdfootnote3sym"></a><sup>2</sup></span></sup><span style="font-size: medium;">)</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Ayrıca kimi öz Türkçe deyimler, yaygın bir biçimde </span><span style="font-size: medium;"><em>yanlış </em></span><span style="font-size: medium;">kullanılıyor. Örneğin “alıcı gözüyle bakmak” yerine “alıcı gözle bakmak” ile “ardı, arası kesilmemek” yerine “ardı, arkası kesilmemek” gibi. Buradaki yanlışlar, önemsiz görülebilse de; deyimlerin anlamlarını − bir ölçüde − değiştirmektedir. Buysa, iletişimsel sorunlara yol açabilir. </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Yaygın yanlışlar, öz Türkçe kişi adlarında dahi görülmektedir. Örneğin Kağan yerine *Kaan gibi. Oysa “kağan” sözcüğü, çok eski olup Göktürkçede “kagan” biçimindeydi. Buna karşın bugün ülkemizde *Kaan-adlı nice erkek, var. Gelin de yazıklanmayın! (Demek çocuklara öz Türkçe adlar koymak, yetmiyor; bu adları, </span><span style="font-size: medium;"><em>biçimsiz</em></span><span style="font-size: medium;">leştirmemek gerekiyor.)</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Yok sayılmasa da; karıştırılmış, şimdi bile karıştırılan öz Türkçe sözcükler de, var. Bunların en </span><span style="font-size: medium;"><em>çarpıcı</em></span><span style="font-size: medium;"> örneği, türe ile tüze sözcükleridir. Başlangıçta – Dil Devriminin ilk yıllarında – yayımlanmış özleştirme kılavuzlarında, Türkçe sözlüklerde türe, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>hukuk </em></span><span style="font-size: medium;">karşılığı olarak; tüzeyse, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>adalet</em></span><span style="font-size: medium;"> yerine önerilmişse de; sonradan – ne, olmuşsa olmuş! – türe, adalet; tüzeyse, hukuk anlamlarında kullanılmaya başlamıştır. Türe ile tüzenin “kökteş” sözcükler olduğu; söz konusu karışıklığa bunun yol açtığı, söylenebilirse de; yaygın yanlış, yaygın yanlıştır. Demek sözcükleri, özellikle öz Türkçe olanları, karıştırmamalı.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Ya “ülkü” sözcüğü ile türevlerinin başlarına gelmişlere ne, buyrulur?! Ülkü, Osmanlıcadaki </span><span style="font-size: medium;"><em>ideal</em></span><span style="font-size: medium;"> ile </span><span style="font-size: medium;"><em>mefkûre</em></span><span style="font-size: medium;"> sözcüklerinin öpöz Türkçe karşılığıdır. Ülkücüyse, gerçekte </span><span style="font-size: medium;"><em>idealist</em></span><span style="font-size: medium;">,</span><span style="font-size: medium;">demektir; yoksa MHP’li anlamında değil. Buna benzer bir biçimde ülkücülük, </span><span style="font-size: medium;"><em>idealizm</em></span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote4anc" href="#sdfootnote4sym"></a><sup>3</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> anlamına gelir; yoksa MHP yandaşlığı, demek sayılmaz. Ne ki, ülkemizdeki yurtyönetimi, “bilimsel” bir dayantıya otur(tul)madığından; anılmış öz Türkçe sözcükler, ilkin anlam daralmasına, sonra anlam kaymasına uğratılmış; böylece ülkü ile türevlerinin – gerçek anlamlarıyla – tutunması, yazık ki, engellenmiştir! Bununla birlikte, ülkü, ülkücü, ülkücülük ib., pırıl pırıl sözcükler olup tutundurulmayı, beklemekte. Doğallıkla </span><span style="font-size: medium;"><em>ideal</em></span><span style="font-size: medium;">, </span><span style="font-size: medium;"><em>idealist</em></span><span style="font-size: medium;">, </span><span style="font-size: medium;"><em>idealizm</em></span><span style="font-size: medium;"> ib. yerlerine…</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Burada sesletimsel yaygın yanlışlara değinmemde yarar, bulunuyor. Demek örneğin öz Türkçe “yarın” sözcüğü, çoğun *yârın ya da – daha kötüsü – *yârin biçiminde sesletiliyor. Bu yanlış konusunda Osmanlıcanın olumsuz etkisinin sözü, edilebilir. (Doğrusu, Osmanlıcanın “olumlu” etkisi, görülmemiştir!). Bununla birlikte, ölçünlü Türkey Türkçesinde uzun ünlü, öz Türkçe öğelerde var olmadığından; yarın sözcüğünün iki seslemindeki ünlüler, </span><span style="font-size: medium;"><em>kısa </em></span><span style="font-size: medium;">okunmalı. Güzelim yarını, yanlış sesletimle karartmamalı anlayacağınız.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Yaygın sesletim yanlışlarına değinmişken; k’lerin “ka” diye okunmasına dokunmaksızın geçemeyeceğim. Gerçekten Türklerin çoğunluğu, k’leri, “ka” diye okuyaduruyor. Oysa Türk abecesindeki imcelerin okunuşları, Dil Devriminden de önce bir yasayla belirlenmişti: Bütün ünsüzler, sonlarına birer “e” getirilerek okunur. K/k’yse, “ayra” değildir; demek bu yasadan </span><span style="font-size: medium;"><em>bağışık</em></span><span style="font-size: medium;"> tutulamaz. (Kimi kez h’lerin “aş” ya da “ha”, r’lerin “er” diye; dahası, tüm imcelerin İngilizce uyarınca okunduğunun ayrımındayım. Gelgelelim onlar, şimdilik yaygın yanlışlar değil. [K’deki sorun, gene Osmanlıcadan ileri geliyor olabilir. Öyleyse, dilimizi, Osmanlıcanın bütün dokuncalı etkilerinden kurtarmamız gerek.])</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Doğallıkla yaygın yanlışlara karşı bunca çok söz söylemiş beni, “doğrucu Davut” olmayla suçlayacak okurlar, var olabilirler. Ancak, ben, yalnızca – genelde yaşamsal, özelde dilsel – doğruların ardındayım. Demek </span><span style="font-size: medium;"><em>aşırı</em></span><span style="font-size: medium;"> doğruculuk, gütmüyorum. Doğrusu, kendi yaşamımda, dilimde dahi kimi yanlışlar – ister istemez − bulunur. (Yeryüzünde yanlışsız kişi, yoktur.). Dayatmacı da sayılmam. Benimki, bir tür yol-göstericiliktir. Göz göre göre yanlış, yapmamak gerek; eşdeyişle yanlışçı olmamalı. Benim demek istediğim, bu. Bir yaygın yanlışlar yağızyerinde</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote5anc" href="#sdfootnote5sym"></a><sup>4</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> yaşayageldiğimiz, ortada. (Öyle ki, yaygın yanlışlar; sözlüklerde, yazım kılavuzlarında yer almıştır.). Gelin, bu yağızyerde yaşayagitmeyelim. Yaşam niteliğimizi, iyileştirmeyi diliyorsak; işe dilimizden başlamalıyız: Dil güzelleştikçe; yaşam güzelleşir. Bunun tersi de, doğrudur. Bu denemede öz-Türkçesel yaygın yanlışların bir bölümünü, ele aldım. Gerçekte dilimizdeki yad öğelerle ilgili yaygın yanlışlar, çok daha artıktır. Bundan ötürü, öz Türkçenin yanlış kullanıldığı, ileri sürülemez. (Yad sözcüklerle yanlış yapma olasılığının daha büyük olduğu, bilinen bir gerçektir.). Sorun, öz Türkçede değil; öz Türkçeyi, kullananlarda anlayacağınız. Gene de, doğru doğrudur; yanlışsa yanlış. Bence bir yanlış, ne denli yaygın olursa olsun onu, yapmaktan kaçınmak gerek. Doğrunun yanlış, yanlışın doğru sayıldığı bir ortamda yaşadığımızın bilincindeyim. Bu, bizi yıldırmak, bir yana; doğruculuğumuzu bilemeli. Yanlışlarla savaşım, yeryüzünde hiçbir doğrucu kalmayasıya sürmeli. Yanlışların egemenliğini, tanımak kolaydır; onlarla savaşmaksa, çetin. Sizi bilmem; ben, güç yolu, yeğlemekteyim. Güç, ancak doğru yolu…</span></p>
<p align="JUSTIFY">
<p>_______________________________</p>
<div id="sdfootnote1">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc"></a>*<span style="font-size: medium;"> Yaygın yanlış teriminin Osmanlıca karşılığı olan </span><span style="font-size: medium;"><em>galatımeşhur</em></span><span style="font-size: medium;"> – sözcüğü sözcüğüne – “ünlü bozukluk/yanlış” anlamına gelirse de; yaygın yanlış, daha uygun bir söz sayılsa gerek.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote2">
<p><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc"></a>1<span style="font-size: medium;"> Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>kapitalizm</em></span><span style="font-size: medium;">.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote3">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote3sym" href="#sdfootnote3anc"></a>2<span style="font-size: medium;"> Bu bağlamda örneğin “benimki”, “biri”, “kimi” yerlerine </span><span style="font-size: medium;"><em>benimkisi</em></span><span style="font-size: medium;">, </span><span style="font-size: medium;"><em>birisi</em></span><span style="font-size: medium;">, </span><span style="font-size: medium;"><em>kimisi</em></span><span style="font-size: medium;"> eyitmek de, yanlıştır. Dil, şakaya gelmez. Bundan dolayı, ona özen göstermemiz gerek. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote4">
<p><a name="sdfootnote4sym" href="#sdfootnote4anc"></a>3<span style="font-size: medium;"><em>İdealizm</em></span><span style="font-size: medium;">i, “düşüncecilik” de, karşılar.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote5">
<p><a name="sdfootnote5sym" href="#sdfootnote5anc"></a>4<span style="font-size: medium;"> Yağızyer: Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>cehennem</em></span><span style="font-size: medium;">.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/yaygin-yanlislar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

