• avatar

    Türklerde “güç” ile ilgili sözcükler (II)
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 4 Haziran 2013 gününde yazıldı, 320 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

     

    Önceki yazıda Türkleriñ ulusal oynu olan güreşten yola çıkıp güç, gür, güt- sözcükleriniñ Eski Türkçe *kǖ- (korumak) sözcüğünden geliyor olabileceğini öne sürmüştük (bunu yapabilmek için Çuvaşçadaki ipuçlarına dayanarak gür sözcüğünüñ uzun /ü/’lü biçimden geldiğini varsaymıştık). Elimizdeki ésin kaynağı Türklerdeki güç kavramıyla korumak kavramınıñ ilişkisiydi. Bu yazımızda ise ayakta durmak ve diz kavramlarınıñ güç ile ilişkisini izleyeceğiz.

     

    Özünde diz sözcüğünüñ yalñızca “kaval, baldır ve uyluk kemiğiniñ birleştiği yér” añlamı yoktur, bunuñ yanında “güç” añlamı da vardır. Bu añlamıñ değişli[1] olduğunu düşünsek de, okunabilen eñ eski yazılı metnimiz olan Orkun Yazıtlarında da bu añlamıyla geçmektedir, örneğin:

    başlıgıg yükündürmiş tizligig sökürmiş
    başlıyı eğdirmiş, dizliyi çöktürmüş[Ork., 735: BK D3].

    Burada Eski Türkçe tı̇̄z “diz” sözcüğü, bugünkü +li ekiniñ atası olan eki alıp tı̇̄zlig “güçlü” biçim ma añlamında kullanılmıştır. Bugün de diz çökmekgücünü yitirmek, dize gelmek/boyun eğmek [AvDS, 1984], teslim olmak” deyimi kullanılmaktadır. Bunuñ eñ açık kaynağı, diziñ kişide ayakta durmaya yarayıp ağır doğa koşullarında güçlü olmayı sağlayan uzuv olmasıdır. Daha da geñel bir bakış açısıyla, kişioğlunuñ evrimleşip ayağa kalkması da doğaya karşı güçlü olma ya da yazınıñ ilerleyen kesimlerinde daha ayrıntısına gireceğimiz kavram olan direnmek olarak da düşünülebilir. Soñuçta bu ilişki, yalñızca Türklerde bulunmaz, birçok eski toplum aynı ilişkiyi kurmuştur.

     

    Türklerde dizgücü simgelediği, başka örneklerle de pekiştirilebilir. Dahası, birçok eski toplumda olduğu gibi Sümerlerdeki türden bir simgeselliğiñ bulunuşunuñ açık olması, bu yazıya sığmayacak deñli de çok ayrıntılı bir konudur [Özakıncı, 2005]. Ben, Türkçedeki diz kavramınıñ gücü simgelediğini söylemekle yétinip tüm bu bakış açısını pekiştirmek için önce diz sözcüğünüñ kökenine bakma amacındayım. Né de olsa ben ekinbilimle değil, daha çok kökenbilimle ma sözcüklerle ilgileniyorum, ancak sağlıklı bir düşünce süreci yapabilmek için ekinbilimi bu konudan ayırmak da hiç doğru olmazdı.

     

    Gelgelelim, Eski Türkçe tı̇̄z “diz; güç” sözcüğü, uzun ünlülü olup İlk Türkçede uzun ünlü ile *tı̇̄r biçiminde kurulur, çünkü Karahanlı Türkçesinde tizdiz[Kaşgârlı, 1070], Türkmencede tı̇̄zdiz[Tekin, 1995], Özbekçe tizzediz”, Kazakça ma Kırgızcada tize  biçimlerinde iken [Leksika, 1997][Räsanen, 1969], Geñel Türkçeniñ /z/ sesleriniñ /r/ sesine karşılık geldiği Çuvaşçada çi̯r-puśśidiz[2] [Ceylan, 1997], Macarcada Eski Çuvaşçadan alınan tērd “diz” [Gombocz, 1912. Bét: 129] ma Ana Moğolcada *türeçizme, bacağıñ üst bölümü[Doerfer, 1963][Lessing, 1960] biçimindedir.

     

    Ana Türkçedeki /r/’li biçimiñ varlığını bugünkü dire- “ayakta durmak, güç ile karşı durmak” sözcüğünde, daha doğrusu Eski Türkçesiyle tire- “diremek” sözcüğünde bulabiliriz. Ana Türkçe sözcüğe addan eylem yapan +A- eki gelmiş [Bozkurt, 2005][Erdal, 1991], /r/ sesi söz içinde kaldığı için de tiz sözcüğünde olduğu gibi /z/ olmamış [Tekin, 2003]. Bundan başka, Eski Türkçe +AgU eki alıp tiregü “direk, dayanak”, +Ak eki alıp tirek “direk” sözcükleri türemiş [Kaşgârlı, 1070][Erdal, 1991]. Bu sözcükleriñ tümü de “ayakta durmak, dik durmak, güç ile karşı durmak” gibi añlamları içermektedir. Ancak añlam yelpâzesi bunlarla kısıtlı değildir, bir de yaşamak ile ilgili añlamlar bulunur.

     

    Ölüme karşı direnmek, Türkçede diri olmakla karşılanır. Eski Türkçedeki biçimiyle tirig “diri” sözcüğü [Kaşgârlı, 1070], géñellikle sanılanıñ tersine *tir- “yaşamak” diye bir eylemden gelmez çünkü böyle bir eylem bélgelerde de geçmez başka türevleri de bulunmaz. Örneğin, dirlik, Eski Kıpçak Türkçesindeki biçimiyle tirlik sözcüğünde [Ebu Hayyan, 1312] dir- eylemine ada gelen +lik eki gelmiş olamaz! Yiñe de bu sözcüğüñ *dirilik biçiminden geldiği savunulabilir ancak Eski Kıpçak Türkçesindeki biçim bize bu tür bir ünlü düşmesiniñ pék de olanaklı olmadığını añlatıyor yoksa *tiriglik olurdu (-g eylemlik eki Türkiye Türkçesinde kendini önceki ünlüye bırakıp yiterken Eski Kıpçak Türkçesinde korunur). Bu durumda tiril- ya da günümüzdeki biçimiyle diril- sözcüklerini de düşünecek olursak, *tiri- ya da *diri- diye bir sözcüğüñ olması gerektiğini görürüz. Bu da, İlk Türkçedeki *tı̇̄r “diz; güç” sözcüğünüñ tıpkı tiregü veya tirek sözcüklerinde olduğu gibi /r/ sesi korunacak biçimde ardına eylem yapıcı ekiñ gelmesiyle türemiş olmalıdır. Bu yüzden de tirlik/dirlik sözcüğünüñ özünde *tir “diz” sözcüğüne gelen bir ekle türediği añlaşılır. Kısaca Eski Türkler dirlik “yaşama gücü” sözcüğünü diz “kişiyi ayakta tutan eklem” sözcüğünüñ İlk Türkçe biçiminden türetmiş, daha doğrusu yaşama gücü ile ayakta durmak kavramlarınıñ ilişkisini taban édinmişler!

     

    Tüm bunlardan soñra biri kalkıp niye tirsgek “dirsek” sözcüğünüñ, tiz sözcüğünüñ /r/ ‘li biçiminden gelip de tiskek “diz” sözcüğünüñ /z/ ‘li biçiminden geldiğini sorabilir. Bunuñ yanıtı, sözcüklere ekleriñ geliş çağınıñ ayrı olmasında yatar. Daha açık bir diyişle, tirsgek “dirsek”sözcüğü türediğinde Türkçe henüz /r/ ‘li bir dildi, /z/ sesi oluşmamıştı (işte bu çağa İlk Türkçe dénmektedir). Ancak tiskek “diz” sözcüğü türediğinde ise Türkçe, Çuvaşçadan ayrılıp /z/’li bir dile dönüşmüştü (bu çağa da Ana Türkçe dénmektedir). Bu yüzden Çuvaşçada tiskek “diz” sözcüğünüñ köken denktaşı bulunmaz.

     

    Kısaca diz sözcüğünüñ öz añlamı “güç” ise, bu añlam çoğu türevde korunmuş. Yok eğer sözcüğüñ öz añlamı “(dik ya da ayakta durmaya yarayan) eklem” ise, bu durumda bu añlam yalñızca diz ile dirsek sözcüklerinde korunmuş görünüyor.

    Bir soñraki yazımızda, “güç” kavramını erk sözcüğünde arayacağız.

     

    Dipçe.

    [1] değişli, “mecâz, metaforik” démektir.

    [2] Ana Türkçe biçimde soñda bulunan // sesi, vurgusuz kısa /e/ ünlüsünü göstermek içindir. Çuvaşça biçimde /ç/ olmasınıñ nedeni ise, uzun ünlünüñ Çuvaşçada kurallı olarak ikiz ünlüye dönüşmesidir. Daha ayrıntılı söylersem; Ana Türkçe uzun *-ı̇̄- sesi, Çuvaşçada önce *-i olup baştaki t- sesi –i- etkisiyle ç‘leşmiştir: démeli, Ana Türkçe *tı̇̄rdiz” > Ana Çuvaşça *tii̯r > Çuvaşça çi̯rdiz” gelişimi olmuştur. Bu türden birçok örnek bulunur [Ceylan, 1997], ancak okuyucunuñ usunu, demiñ karıştırmamışsam, şimdi karıştırmak istemem.

     

    Kaynaklar.

    [AvDS, 1970] Şükrü Halûk Akalın, Recep Toparlı ma Belgin Tezcan Aksu, “Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü”, TDK yayınları, Ankara 1970.

    [Bozkurt, 2005] Fuat Bozkurt, “Türklerin Dili”, İstanbul 2005.

    [Ceylan, 1997] Emine Ceylan, “Çuvaşça Çok Zamanlı Ses Bilgisi”, TDK yayınları, Ankara 1997.

    [Ebu Hayyan, 1312] Ebu Hayyan, “Kitâb’ül İdrâk”, 1312 (Ahmet Câferoğlu, İstanbul 1931).

    [Erdal, 1991] Marcel Erdal, “Old Turkic Word Formation [Eski Türkçe Sözcük Yapısı]”, Wiesbaden 1991.

    [Gombocz, 1912] Z. Gombocz, “Die Bulgarisch Turkischen Lehnwörter in der Ungarischen Sprache [Macarca Dilindeki Bulgar Türkçesi Alıntılar]”, MSFOu 30, Helsinki 1912.

    [Kaşgârlı, 1070] Kaşgârlı Mahmûd, “Divânü Lugâti’t-Türk [Türk Dilleri Sözlüğü]”, 1070 (Seçkin Erdi ile Serap Tuğba Yurtsever, Kabalcı yayınları, İstanbul 2005).

    [Leksika, 1997] Leksika, “[Türk Dilleriniñ Karşılaştırmalı Dilbilgisi: Leksika]”, Moskova 1997.

    [Lessing, 1960] F. D. Lessing, “Mongolian-English Dictionary [Moğolca-İngilizce Sözlük]”, Berkeley, Los Angeles 1960.

    [Ork., 735] Orkun Yazıtları, Orkun Vadisi 735 (Talât Tekin, “Orhon Yazıtları”, TDK yayınları, Ankara 2008).

    [Özakıncı, 2006] Cengiz Özakıncı, “Tarih Boyunca Türklerde Dil ve Din”, Otopsi yayınları, İstanbul 2006.

    [Räsanen, 1969] M. Räsanen, “Versuch eines etymologisches Wörterbuchs der Türksprachen [Türk Dilleriniñ Kökenbilim Sözlüğü Girişimi]”, Helsinki 1969.

    [Tekin, 1995] Talât Tekin, “Türk Dillerinde Birincil Uzun Ünlüler”, Simurg yayınları, İstanbul 1995.

    [Tekin, 2003] Talât Tekin, “Makâleler 1: Altayistik”, Grafiker yayınları, Ankara 2003.

    Değerleme:

yukarı çık