İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Türkçe’nin Kaleleri: Ötüken Türkçe Sözlük

Geldik Türkçe’nin yeni bir kalesine. Hem de en muhkem bir kalesine. Şimdiye kadarki sözlükler arasında en kapsamlısı. Kalemizin adı Ötüken Türkçe Sözlük, kahraman çerimizin adı Yaşar Çağbayır. Öncelikle sözlüğün ilginç hikâyesine göz atalım:

Yaşar Çağbayır 1925 yılında Denizli’de doğmuş. Bursa’da Türkçe öğretmenliği tahsilini aldıktan sonra 1968 yılında Ankara’da çektiği kura ile Konya-Ereğli’nin Halkapınar bucağına atanmış. Halkapınar’a vardığında tayin edildiği ortaokulun cisminin değil yalnızca isminin var olduğunu müşahede etmiş. Kolları sıvayıp bir fen öğretmeniyle birlikte bir lisenin alt katındaki iki sınıfı düzenleyerek okulu açmışlar. Bu okulun yazışma işlemleri kahramanımıza düşmüş. Düşünün ki çiçeği burnunda bir öğretmenin sırtına, henüz acemi olduğu eğitim ve öğretim yükünün yanı sıra, hiç bilmediği mevzuat işlemleri de binmiş. Günlerden bir gün bakanlıktan bir yazı gelmiş. Orada “ekteki belgenin mümzi ve temhir kılınarak iadesi” isteniyormuş. Çağbayır anlamamış bu ifadeyi. Üstelik elindeki sınırlı kaynaklarda da bulamamış “mümzi” ile “temhir” sözcüklerini. Aslına bakarsanız, yukarıdaki ifadenin dilbilgisel olarak yanlış olduğunu ileri sürebilirsiniz. Çünkü, “mümzi” sözcüğü “imza atan kişi” demek. Kelimenin edilgenleştirilip “mümza (imza atılmış)” denmesi gerekirdi bana kalırsa. Konu açılmışken, “temhir” de Farsça kökenli “mühr (mühür)” sözcüğünden Arapça vezne uydurularak türetilmiş Türkçe’ye özgü, eski dilcilerce galat bulunan bir kelime. Neyse, gönderilen yazının imzalanması ve mühürlenmesi isteniyor kısacası. Çağbayır anlamadığından umarsızca yanıtlamış: “Okulumuzda mümzi ve temhir bulunmamaktadır. Bilgilerinize arz ederim.” Belgeyi imzalatmak üzere götürdüğünde babacan kaymakam kendini gülmekten alamamış: “Deli çocuk, alttaki listeyi imzalayıp mühürlemişsin. Senden onu imzalayıp mühürlemeni istiyorlar” demiş. Çağbayır o an bu sözcüklerin anlamlarını öğrenmiş ve sonradan bürokrasiye ilişkin sözcükleri işi icabı listelemeye karar vermiş. Osmanlı Türkçesi’nin çetelesini tutmaya henüz başlamışken Ereğli’de enteresan bir olayla karşılaşmış. Bir amca minibüse çuvalını koymaya çalışıyor, fakat kaldıramıyormuş. Yardıma koşup çuvalın bir ucundan tutarak “amca sen de öteki biceğinden tut” demiş. Amca elindekini de bırakıp gülmeye başlamış. Meğerse Çağbayır’ın memleketinde çuvalın köşesi için kullanılan “bicek” kelimesinin benzeri “bicik” onlarda “meme” demekmiş. Böylelikle yerel kelimeleri de kaydetmenin gerektiğini görmüş. Bir süre sonra bu kelimeleri fişlere yazıp ayakkabı kutularında saklamaya başlamış. O kadar ki, evini taşırken bu fişler için ayrı bir römorkör tutmak zorunda kalmış. 1981’de Bakanlık’tan her sınıfta bir sözlük bulundurma yönergesi gelince sınıflara Mehmet Doğan’ın sözlüğü alınmış. Çağbayır, o sözlükte birçok eksiklik saptayıp sözlük yazarına bunları mektup ile bildirmiş. Gelen cevapta yazar “eksikleri sen tamamla” demiş. Bunun üzerine, Yaşar Çağbayır, Mehmet Doğan’ın sözlüğünü ikmal etmek için üç ay geceli gündüzlü çalışmış. 1993’te Tarım Bakanlığı’na geçince bol vakti olmuş. Önceleri esasen sözlük yazma maksadı olmamasına karşın zamanla uğraşısı ciddileşmiş. Hele 1998’de emekli olduktan sonra… Bilgisayarın, cezbedici kolaylığıyla ağırlığını hissettirdiği vakitlerde rutubetlenen, çürüyen, mürekkebi bozulan fişlerin elektronik ortama aktarılma faslı başlamış. Bu fişler, öğretmen hastalığı farenjitten muzdarip olan sözlükçümüzü rahatsız ediyormuş. Bu iş dört yıldan fazla sürmüş. Ardından etimolojik izahatlar için yaklaşık üç yıl. Sonra imla ve Osmanlı alfabesiyle yazım. Bu esnada TDK iki defa imla değişikliği yapmış. Bilgisayar karşısında 8 sene boyunca günde 8-10 saat çalıştığından ötürü sağlığı bozulmaya yüz tutmuş. Omuzları çökmüş, fizik tedavi görmüş. Bir ara kahramanımız o denli bunalmış ki evden çıktığında bilgisayarının çalınmasını istiyormuş. Ancak, bu gayretin heba olmasına vicdan elverir mi, yanına yine de çalışmalarının kopyasını almayı ihmal etmezmiş. Yazma işlerinin akabinde yayınevi bulma sorunu var ki hiç basit bir mesele değil. Öyle ya da böyle tam 38 senelik emek sözlükçünün doğumgünü olan 3 Mayıs 2007’de 5 cilt ve 5744 sayfalık devasa bir şaheserle tecessüm etmiş.

Artık sözlüğün içeriğine geçelim:

Bu muhteşem başucu eserinde Türkçe’nin tam 246.000 sözü bulunuyor. Sözlüğün kapsamı insanı heyecanlandırmaya ve parmak ısırtmaya fazlasıyla yetiyor. Sözlükte, Orhun Yazıtlarından bugüne değin geçirilmiş bütün devirlerin yanı sıra, Anadolu, Rumeli, Kıbrıs, Kerkük ağızları olmak üzere yerel sözcüklere de yer veriliyor. Zira, Yaşar Çağbayır, Türk dilini en eski çağdan bugüne kadar bir bütün olarak görüyor ve sözcük seçiminde yan tutmuyor. İşte muhtaç olduğumuz bakış. Bu sözlüğü yanına alan bir kişi 8. yüzyıldaki kitabelerimizi de okur, Orta Türkçe’yi de anlar, eskiden bugüne Anadolu Türkçesi’ni de… Buna Osmanlı dönemi Türkçesi de dâhil. Kökence inceleyecek olursak 55 bin Arapça-Farsça’dan, 10 bin de batıdan olmak üzere 65 civarında yabancı menşeli sözcük var. Bu sayı 246.000’e oranlanınca hiç de fazla olmayan bir yüzdelik çıkıyor.  Handiyse toplamın çeyreği kadar. Görüldüğü gibi Türkçe’nin bütün sözvarlığı ortaya döküldüğünde yıllar yılı takışmalara sebep olan Arapça ve Farsça kökenli sözcüklerin miktarı âdeta kuşa dönüyor. Yekûnu 500 binin üzerine çıkardığımızda bu oran çok daha azalacaktır. Dolayısıyla, rotamız onu bunu tasfiye etmek değil, sözvarlığımızı devamlı surette geliştirmek olmalıdır.

Maddebaşı sayısı 170-175 bin, maddeiçi de 70-75 bin. (Aslında bu denli büyük sözlük “kamus” denmeyi hak ediyor.) Kamusun başında yararlanılan, kısmen ya da tamamen taranan eserlerin dizelgesi sunulmuş ki tam 35 sayfa. Takribî 1700 eser. Bunlardan başka, lügatler, makaleler, gramer kitapları var. Özetle, sözlüğün kaynakçası bile başlı başına bir sözlük.

Kelimeler genel olarak beş kategoriye ayrılmış:

eT (Eski Türkçe): Orhun yazıtlarından 13.yy’a kadarki dönem

eAT (Eski Anadolu Türkçesi): 13-15. yy’lar arası

OsT (Osmanlı Türkçesi): 15. yy’dan cumhuriyete kadarki dönem

ağız (ağızlar): bölgesel kelimeler (Anadolu, Balkanlar, Trakya, Kıbrıs, Kerkük)

ve ibare bulunmayan günümüze ait sözcükler.

 

Çağbayır Sözlüğü’nün bir diğer özelliği 5. cildin sonuna yerleştirdiği, Osmanlı Türkçesi’ne ait kelimelerin Osmanlı harfleriyle yazıldığı 235 sayfalık dizini. Benim hesaplamalarıma göre 40-45 bin sözcük eski yazıyla dizinlenmiş. İlgililer için faydalı bir bölüm.

Kamusu açar açmaz önsöz ve içindekilerden evvel Türkçe üzerine söylenmiş, iki farklı kişiden iki farklı söz ile karşılaşıyoruz. İlki Gazi Atatürk’ün millî his ile millî dil arasındaki kuvvetli bağı vurguladığı sözü; ikincisi ise büyük sözlükçümüz Şemseddin Sami’nin Kamus-ı Türkî’nin “ifade-i meram”ında sözlük ve dilbilgisine değindiği söz: “Lügati ve kavaidi mazbut olmayan lisanın hiçbir vakit elsine-i edebiyeden addolunmak iddiasına salahiyeti olamaz, zira bu iki kitap edebiyatın esasıdır …” Çağbayır’ın kendisine Büyük Sözlükçü’yü örnek alması ve onun öğüdünü şiar edinmesi takdir edilesi bir hürmetkârlık. Kamusta, Divanü Lügat’it-Türk’ün, Orhun Yazıtları’nın, Kutadgu Bilig’in sözcükleri mevcut. Tarama Sözlüğü’nün kelimeleri de muhtemelen tümüyle aktarılmış. Derleme Sözlüğü’nden de kökeni açıklanmışlar ile yaygın kullanılanlar alınmış. Bunlardan başka, bazı sözcükler var ki baktığım diğer kaynaklarda denk gelmedim. Sözgelimi, “amaka” diye bir kelime var ki “avcılıkta ‘ben vurdum’ iddiasında bulunma” olarak anlamlandırılmış. Veyahut “bayraşmak” kelimesi. “Bayram yapmak, eğlenmek” denerek açıklanmasıyla beraber bir not eklenmiş ki hayli ilgi çekici: “Mevlana’nın geriye benzeşim yoluyla türettiği bir kelime.” Bu ve benzer pek çok kelimeyi sözlüğü karıştırırken görebilirsiniz. Gerek Antik Türkçe gerek Uygur-Hakaniye-Oğuz Türkçeleri gerek Eski Anadolu Türkçesi’ne has berrak sözcükler gerek Osmanlı döneminin ağdalı kelimatı gerek yöresel sözler ki her biriyle karşılaştıkça insanı mest ediyor gerekse Çağdaş Türkiye Türkçesi’ne ait yeni türetilmişler de dâhil olmak üzere tümen tümen kelimeler aynı kapaklar arasında, aynı sayfalar içinde sıram sıram dizili. Bu harika bir şey. Bu noktada görev ediplerimize düşüyor. Onlar sözlükteki bu ham hazineyi işleyip standartlaştırıp ölçünlü dile mal etmeliler.

Kamus namustur. Bunun bilincinde olarak Yaşar Çağbayır nefis bir sözlüğün mümzisi olmuştur. Ancak, Çağbayır’ın hayali 546 bin sözcük içerecek biçimde sözlüğün kapsamını genişletmekmiş. Allah ona güç kuvvet versin. Ama bu mesaj özellikle yeni nesle ulaşmalıdır, birileri bu işe el atmalı ve Çağbayır’ın bu dileğini yerine getirmelidir. Sözlük bilhassa deyim ve atasözleri bakımından geliştirilmeye müsait. Basılı kitapların yanında oluşturulacak bir CD’de örnek cümleler sergilenebilir. Yıldan yıla sözlüklerimiz gelişmeli. Eskiler ne demiş: Sözlükle güreş tutulmaz.

Kelime avcısı Yaşar Çağbayır, ne mutlu ki hayatta. El ermez güç yetmez addolunan bir işi omuzlayıp bir ömür pahasına 38 yıl emenerek eşsiz bir kamus hazırlamakla Türkçe’nin ocağını yeşertmiş ve dilimize taze can vermiştir. Bugün onun efece celadeti ve özverisi sayesinde pişirip kotarıp önümüze koyduğu şaheserin günden güne zevkine varıyoruz. Söke’de yaşamını sürdüren Yaşar Çağbayır’a ve öylesine büyük riski göze alıp böylesine doyurucu bir hazineyi elimize ulaştıran Ötüken Neşriyat’a gönül borçluyuz. 

Haziran 2012

 

SÖZLÜKÇÜK

çeri: asker “Her kapıda bir kişi yüz bin çerisi ile / Aşk kılıcın kuşanıp cümle kırasım gelir” –Yunus Emre

müşahede: görme; gözlem “Dem-i visalde hoştur ruhun müşahedesi / Alessabah verir seyredince ab-ı safa” –Ruhî-i Bağdâdî

umarsız: çaresiz “Düşlerin parlayıp söndüğü yerde / Buluşmak seninle bir akşamüstü / Umarsız şarkılar dudağımda bir yarım ezgi / Sığınmak gözlerine sığınmak bir akşamüstü” –Zülfü Livaneli

yönerge: talimat, direktif (TDK Türkçe Sözlük)

ikmal: bütünleme, tamamlama “Hüsni ağzunda ki cem itdüm ne icmal olısar / Gîsûn tafsil kıldun yani ikmal olısar” –Kadı Burhaneddin

tecessüm: cisimleşme “Bir peri tecessüm edip önüne çıktı.” –Kamus-ı Türkî

dizelge: liste (TDK Türkçe Sözlük)

takribî: yaklaşık (TDK Türkçe Sözlük)

mümzi: imza atan “Bu senedin mümzisi kimdir?” –Kamus-ı Türkî

ölçünlü: standart (TDK Türkçe Sözlük)

celadet: yiğitlik, kahramanlık “Fazilet güneşiyle koyun koyuna yattım / Celadetle şahlandım, gururla at oynattım” –Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu

emenmek: emek vermek, zahmet çekmek “ ‘ol bu ışta telim emgendi = o adam, bu işte çok emendi, çok yoruldu’. Bundan alınarak ‘Xan karşıka emgendi’ denir ki ‘Han saraya indi’ demektir; şöyle ki ‘Han bu yolda yoruldu ve indi’ anlamınadır. Bu söz, beyler ve büyükler için çok ince bir söz olarak söylenir.” –Kaşgarlı Mahmud

kamus: büyük sözlük “Mahşer gibi afakını sarmış zulümatın / Teşrihine kamusu yetişmez kelimatın” –Mehmet Akif

tümen tümen: pek çok, onbinlerce “Melik olsan tümen yıl memlekette / Geçirsen ömrü daim saltanatta” –Antepli İbrahim bin Bâli

 

Batur ALPTÜRK

baturalpturk@hotmail.com