• avatar

    Türkçe’nin Kaleleri: Kubbealtı Lügati
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 29 Şubat 2012 gününde yazıldı, 1025 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Kitabevlerinde gördükçe içinde kaybolduğum, zevkle ve imrenme ile inceleyegeldiğim “Misalli Büyük Türkçe Sözlük”ü birkaç ay önce nihayet tedarik ettim. Türkçe’nin bu kutlu kazanımını gecikmeli de olsa anmak istiyorum.

    Daha çok “Kubbealtı Lügati” adıyla anılan “Misalli Büyük Türkçe Sözlük” 2005 yılında yayımlandı. Ancak, sözlük, ağızdan kelimenin çıkıvermesi gibi yayımlanıvermedi elbette. Kubbealtı Vakfı’nın çatısı altında Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Tahsin Banguoğlu gibi değerli isimlerden oluşan 12 kişilik danışma kurulu ile 1972 senesinde sözlük çalışmaları başlatıldı. 1976’ya dek geçen sürede, 13-20. asırlar arasında yazılmış yüzlerce eser tarandı. Fakat, sözlük çalışmalarının göründüğü kadar kolay olmadığı tecrübeyle anlaşıldı. Birçok insan bu işi yürütemeyerek ayrıldı. Çalışmaların dağsı yükü İlhan Ayverdi’nin üzerine kaldı.

    İlhan Ayverdi, 1926 yılında Manisa-Akhisar’da doğmuş, liseyi İzmir Karataş Lisesi’nde, üniversiteyi İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuduktan sonra aynı branşta öğretmenlik yapmıştır. Yüksek mimar Ekrem Hakkı Ayverdi onun kocası, ünlü romancı Sâmiha Ayverdi ise onun görümcesidir. 1970 senesinde kurulan Kubbealtı Vakfı’nın adını koyan İlhan Ayverdi, Türk ilim hayatında kapsamlı bir sözlük hazırlayan ilk kadın olarak literatüre girmiştir.

    İlhan Ayverdi’nin ilginç bir yönü, görgülü, bilgili, çağdaş insanlar yetiştirmeyi şiar edinmiş Rifaîlik dergâhının müntesibi olması. Kendisi bu dergâhın 1925 yılına dek şeyhi olan Kenan Rifaî’nin müritlerindendi. Kenan Rifaî ki Galatasaray Lisesi mezunu, öğretmen, Fransızca Türkçe ve resim dersleri veren, Fransızca’dan tercümeler yapan, bestelenmiş ilahileri ve divan tarzı şiirleri olan, dergâhını kültür akademisi doğrultusunda geliştirmeyi ideal edinmiş bir kişi. İddiaya göre, Atatürk, zamanında ona millî eğitim bakanlığını teklif etmiş ama o “ben din insanıyım” diye kabul etmemiş. Kenan Rifaî’nin vâris olarak seçtiği, İlhan Ayverdi’nin görümcesi, hocası ve çok sevdiği dostu Sâmiha Ayverdi bir sözünde şöyle demiş:

    “Rifaî, Kadirî, Mevlevî diye ayrı ayrı isimler altında aynı ruha, aynı gayeye, aynı yürek yanığına sahip olan derviş için tekke, müşterek terbiyenin, müşterek görgünün, müşterek felsefenin pişirilip kotarıldığı yerdir.”

    Şu var ki, bu tekkede, dergâhta kullanılan güzel Türkçe, İlhan Ayverdi’nin bu olgunluğa ulaşmasında baş etmenlerden birisi sayılmalıdır.

     

    Biraz da sözlüğün içeriğinden bahsedelim:

     

    Lügati elime aldığımda ona iki bakımdan hayran kalmıştım:

    1. Her sözcükle ilgili bol bol örneklerin gösterilmesi

    2. Eski kelimelere genişçe yer vermesi

     

    TDK dâhil hiçbir Türkçe sözlükte yukarıda saydıklarımı bir arada görememiştim. Sözgelimi, Kubbealtı Lügati, 400 müellifin 1000’e yakın yapıtının taranmasıyla elde edilmiş 100.000 misal içeriyor. Kıyasen, TDK’nin 2011 baskılı sözlüğünde ise yalnızca 34.664 örnek cümle mevcut. 1932’den beri işleyen ve koskoca bir kadroya sahip TDK, küçük sivil bir kurum, üstelik sonradan bütün sorumluluğu üstlenmiş bir kişinin yanında, amiyane tabirle, solda sıfır kalmış. Her zaman söylerim, örnek cümle bir kelimeyi kullandırma açısından en lüzumlu cihettir. Sözlüğün ikinci yönüne gelirsek, bu konuda herhangi bir sayımlama yok. Fakat, sözlüğün önsözünde şöyle bir tümce var:

    “Bu sözlük sadece yaşayan Türkçemizi değil, tarihî seyri içinde Türk dilinin kazanmış olduğu zenginlikleri de gözler önüne sermek, Türk çocuklarına geçmişleriyle bağ kurmalarında ve milletlerin tarihinde daha dün demek olan 100-150 senelik metinleri okuyup anlayabilmelerinde yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır.”

    Hakikaten 100-150 yıl daha dündür büyük bir millet için. Ancak, ne yazık ki biz daha kurucumuz Atatürk’ün Nutuk’unu, ulusumuzun en önemli şiiri İstiklal Marşı’nı anlamamak, öğrenmemek ve öğretmemekte inat ediyoruz. Sanki Türkçe 50 yıl önce doğmuş gibi, eskileri koruyarak yenileri kazanma yolu en uygunuyken, dilimizi tepetaklak edip kuşaklar arasında bile anlaşılmaz bir dil yaratarak sapkın bir yola girmişiz. Kubbealtı Vakfı da Türkçe’nin bu hazin macerasından rahatsızlık duyarak sözlük hazırlama işine girişmiş. Ne sevindiricidir ki, bu anlayışla yola çıkıp başka bir aşırılığa kaçma hatasına düşmeyerek yaşayan Türkçe’yi bütünüyle ele almışlar. Eşdeyişle, sözlükte Türkçe nehrinin eskiden gelen sözcüklerinden başka yaşayan Türkçe kelimelere ve yeni türetilen kelimelere de yer verilmiş. Sözlükte yanlış türetilmiş ve tutunmuş kelimeler varken yanlış türetilip tutunmamış kelimeler bulunmuyor. Doğru türetiler ise büyük oranda mevcut.

    Genel bilançoyu söyleyecek olursak, lügat 61.000 maddebaşı ve bunlardan türetilmiş 35.000 deyim ile 96.000 açıklamalı maddeye sahip. Şunu da belirtmek gerekir ki maddebaşını artırma konusunda özel bir çabaya girilmediği bildirilerek, örneğin fiillerin “-me” ekiyle isimleştirilen biçimleri özel anlam kazanmadıysa dâhil edilmemiş. Sonuç olarak, bu sayıları TDK ile bire bir karşılaştırmamak lazım. Çünkü, TDK bu tür türevlendirmeler bakımından Kubbealtı Lügati’nden çok çok fazla. Buna karşın, Kubbealtı Lügati, eski kelimelere geniş yer vermesinin yardımıyla TDK’nin önünde.

    Öte yandan, Kubbealtı Lügati’ne yönelteceğim birkaç eleştiri noktam var:

    • Bulunması Gereken Sözcükler: “Savlamak, düşünsel, içselleştirmek, alıntılamak, insansız, dinleti, avunç” gibi birtakım yaşayan sözcüklerin namevcut olması sözlüğün esnekliğini ve kapsayıcılığını bir miktar azaltmış. “Koşa (çift), nen (şey), sıngın (kırık, yenik), erinç (huzur), anık (hazır)” gibi Eski Türkçe’de sıkça kullanılan Türkçe menşeli sözcükler lügatte maalesef yok. Lügatteki Arapça-Farsça kökenli eski sözcüklerin bulunması istikametindeki hassasiyet Türkçe kökenli eski kelimeler konusunda ne yazık ki eksik kalmış. Tarama Sözlüğü’nden yararlanıldığı önsözde belirtilirken niçin o sözlüğün bu kadar gerisinde kalındığı meçhul. Aynı dönemdeki eserlerin tarandığı göz önüne alındığında Tarama Sözlüğü içindeki her söz Lügat’te bulunmalıydı. Yine de, “erte (sabah), ağdık (bozuk, kusurlu), saz (sarı renk), arkırı (çapraz), şol (şu)” gibi sevindirici sözcükler de var.

     

    • Etimoloji: “Kılavuz, ümük, ılıman, kavkı” gibi sözcükler yad kökenli gösterilmiş. “Sapan, öykünmek, bağnaz, bayındır” gibi sözcüklerin kökeni belirsiz olarak belirtilmiş. Hatta, bazı fikirler alıntılanarak yabancı olabileceği yönünde ibareler koyulmuş. İlginçtir, “sıra, örnek, ören” gibi tartışmalı, üstelik yabancı kökenli olduklarına dair kanaatin daha egemen olduğu kelimelerin kökeninin ise Türkçe olduğu açıklanmış.

     

    “Görev, işlev, türev” gibi “-v” eki ile türetilen sözcüklerin; “yargıtay, sayıştay” gibi “-tay” ekiyle oluşturulan sözcüklerin, Kırgız, Çağatay, Moğol vb. kökenli olduğu belirtilmektense “yanlış türetme” olarak yaftalanması beni rahatsız etti. Amma velakin, en tartışmalı “-sal/sel” eki meselesi ise sınırlı sözcükte görülen ekin işlekleştirilmesi olarak ifade edilmiş.

     

    • Fikir Belirtilen Sözcükler: Sözlüğün içinde şöyle bir ibare var:

    “Sözlük genellikle fikir yürütmez, tespit eder.” Ancak, “evrensel, saygın, okul, aşama, ayrıcalık, egemenlik” gibi kelimelere seçilen misaller doğrudan olmasa da dolaylı olarak fikir bildirimi hükmünde. Doğrusu, bu tutumu hoş karşılamadım. “Evrensel” maddesindeki misal şöyle:

    “Evrensel hangi Türkçe kökten türetilmiştir, sakın üniversal’dan olmasın? Çünkü ikisinin de anlamı aynı kapıya çıkıyor da (Ahmet Kabaklı).

     Bu tür misallerin, okura kelimeyi kullandırması açısından hiçbir yararı yoktur. Gereksiz, yalnızca kelimenin niteliği hakkında olumsuz fikir bildirmek için bir çaba olarak görülmektedir.

     

     Sonuç olarak, her ne kadar sözlükteki noksanları, kusurları, öznel kanaat doğrultusunda getirilen eleştirileri belirtsek de bahsettiğimiz lügat, Türk sözlükçülüğünde başköşeye yerleşecek liyakattedir. Dahası, 34 yıllık müthiş bir gayretin altında imzası bulunan İlhan Ayverdi, övgülerin en güzeline layıktır. Şundan dolayı ki, sözlük yazmak bir ölümlü için kazançlı bir iş değildir. Türkçe’ye yarışır bir sözlük için fazla olmayan 34 yıl, bir insan için yarım ömürdür. Nitekim, 2005’te Kubbealtı Lügati yayımlandıktan 4 yıl sonra 2009’da, İlhan Ayverdi ebedî âleme göçmüştür. Özünü Türkçe’ye adamış bir insan, eserini yayımlayıp semeresini almaya başlayacakken vefat etti. O nedenle, kaliteli sözlük yazmak ancak halis niyetlerle, gönüllülükle olur. Kendi cebini düşünen insan sözlük yazmaz. İlhan Ayverdi de bize ve Türkçe’ye bu kıymetli, tatminkâr, çoğu yönden koskoca TDK’den bile gelişkin sözlüğü armağan edip dünyadan göçtü.  Söz ettiğimiz aksaklıklar onun şanını denizde damla ve güneşte zerre kadar azaltmıyor. Onun bu aziz hatırası karşısında kendisini saygıyla ve şükranla yâd ediyorum. Toprağı bol olup rahmet denizine gark olsun.

    Şubat 2012

     

    SÖZLÜKÇÜK

    sayımlama: istatistik (TDK Türkçe Sözlük)

    öz: kendi -zamir olarak- (TDK Türkçe Sözlük) “Nem var ki laf edem özümden / Mahveyle beni benim gözümden – Fuzuli”

     

    Batur ALPTÜRK

    baturalpturk@hotmail.com

    Değerleme:

yukarı çık