• avatar

    “Türkçeniñ Dil Ailesi” yazısına éleştiri
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 16 Mayıs 2013 gününde yazıldı, 183 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Alp Temirbek adlı yazarımızıñ “Türkçeniñ Dil Ailesi” başlıklı yazısında Türkçeniñ hangi dil ailesine üye olduğu tartışılmış. Köşe yazarımız ve çok eskiden béri üyemiz olan Alp Temirbek’e göre, Türkçeniñ önceden Ural-Altay Dil Ailesine üye olduğu sanılmaktayken soñradan Ural Dil Ailesiniñ ayrık bir dil öbeği olduğu añlaşılmış. Ardından Temirbek, içinde Türkçeniñ de olduğu gériye kalan dilleriñ bulunduğu Altay Dil Ailesiniñ var olmadığınıñ añlaşıldığını savunmuş. Bunu kanıtlamak için ise sayı adlarını örnek göstermiş.

    Temirbek’iñ bu savunuları arasında, Ural Dil Ailesiniñ gerçekten de ayrık olduğu bilgisi doğrudur, ancak Altay Dil Ailesiniñ var olmadığına dair kesin savunuları bilimcil olmaktan oldukça uzaktır. Nitekim Temirbek yazısında hiç kaynak göstermemiştir. Kaynak göstermesi de olanaklıyken, daha açık bir déyişle kendi düşüncesini benimsemiş birçok Türklük bilimci varken, yiñe de göstermemesi, olasılıkla bu görüşleriñ eskiliği ve tartışmalı olduğu nedeniyledir. Nitekim, savunduğu görüşüñ tam tersini savunan bilimciler çoktur. Kısaca bu konu oldukça tartışmalı ve kesin söylemlerden olabildiğince uzak bir durumdadır. Temirbek burada yanlı davranmanıñ ötesinde ayrıca okuyucuya bilimlik doğruları da göstermeyip yañlış bilgiler sunmuş ve bilgi kirliliği yaratmıştır.

    Yiñe de Altay Dilleri Ailesinde sayı adlarınıñ ortak olmadığı doğrudur (Doerfer bu görüşüñ eñ ileri savunucularından biridir [Doerfer, 1963][Doerfer, 1975]), ancak olay burada bitmemektedir [Tekin, 2003][Tekin, 1993]. Çünkü sayı adlarınıñ bir dilde oluşması için öncelikle o diliñ sayıları tanıması gerekir. Örneğin, bugün hâlen sayıları olmayan boylar vardır. Bunlardan biri, Amazon kıyılarında yaşayan Piraha boyudur [Everett, 1992][Dixon ile Aikhenvald, 1999]. Pirahaca, Mura dilleriniñ yaşayan tek üyesidir çünkü diğer üyeleri Portekizceyi öğrenmiş ve kendi ağızlarını unutmuşlardır. Pirahalar saymayı hiç bilmezler, dahası “bir” añlamına gelen bir sözcükleri yoktur!

    Pirahacada sayı kavramı yerine karşılaştırma kavramı vardır: hói sözcüğü “az” kavramını, hoí sözcüğü ise “daha az” kavramını karşılamaktadır, ikisi aynı sözcük olup ton farkı bulunur. Dilbilimcileriñ (bkz. Dixon, Aikhenvald, Everett, Pesetsky, Rodrigues, Sauerland, Sheldon, Thomason, Frank) Pirahalılara yaptığı deñeylerden birinde önüne teker teker konulan on nesneniñ sayısını istenmiş. Pirahalılar sürekli hói démişlerdir. Bunuñ üzerine on nesneyi teker teker çıkararak aynı soru yöneltilmiş, bu kéz de başta yiñe hói dénirken biri altı diğerleri üç nesne kalınca hoí démeye başlamıştır (başta bu iki adıñ “bir” ile “iki” kavramlarına denk geldiği sanılmaktaydı). Buna beñzer olarak yaşayan kimi boylarda béşe ya da ona dek saymayı anca bilirler.

    Bu örneği düşündüğümüzde eğer eski çağlarda bir Ana Altay Dili var olmuşsa (bkz. Talat Tekin, Radloff, Ramstedt, Poppe, Doerfer, Starostin, Sevortyan ve diğerleri), birazdan söz édeceğimiz üzere çok büyük olasılıkla çok eski çağlar söz konusu olduğundan, sayma kavramı da henüz bulunmamış olabilir. Dahası, Altay dilleriniñ ayrışma dönemlerine göre durum değişebilir. Temirbek’iñ vérdiği Altay Dillerindeki sayı adları karşılaştırmasından önce şunu iyi düşünmek gerekir: örneğin “bir” añlamındaki sözcük néreden gelmektedir?

    Türkçeden yola çıkarak bu soruya yanıt arayalım. Türkçede bir sözcüğü, Çuvaşçadaki pǐrǐ biçimi [Ceylan, 1997] ve Yakutçadaki biir biçimi [Tekin, 1995] göz önüne alınınca, Ana Türkçe *biirǐ biçiminde olduğu görülebilir (buradaki ǐ damgası kısa /i/ sesi añlamındadır). Bu sözcük tüm Türk dillerinde “1 sayısı” anlamında kullanılsa da gerçekte né démektir? Bunuñ yanıtını size Moğolcadan vérmek isterim. Moğolcada büri sözcüğü “her” anlamındadır [Sun Zhu, 1990]. Bu sözcüğüñ Ana Moğolcada *büüri/*biiri olduğu ses denkliklerinden görülebilir (bu ses denkliklerine ayrıntılarıyla girmek bizi konudan uzaklaştıracaktır). Bu durumda Ana Türkçe *biirǐ ile Ana Moğolca *büüri/*biiri sözcükleri aynı sözcük olabilirler!

    Gerçekten bu iki sözcük éş ise (kaldı ki, éş oldukları bilinmektedir [Martin, 1966: 67][Ramstedt, 1935: 67][Starostin 1991: 73, 99, 277]), Ana Altayca sözcüğüñ gerçek añlamınıñ “her, her biri” olduğu da savunulabilir. Démek ki, sayı adları denk olmasa bile, temel kavramlarda ortaklık bulunmaktadır. Sayı adları ise, sayı kavramınıñ gelişmesiyle birlikte oluşmuş/türetilmiştir ve tam bu sıralarda da bu diller zaten ayrışmışsa ayrı sayı adlarınıñ bulunması soñ derece doğal olacaktır.

    Alp Temirbek’iñ yazısındaki bir diğer konu da Japonca ve Koreceniñ Altay dili olduğu savını “ileri gitme” ile nitelemesidir. Bu konuda bir ileri gidiş olduğunu düşünmesi bence çok çok, bu konuda doğru kaynakları okumamasıyla ilgili olabilir. Çünkü Japonca ve Koreceniñ Altay dili olmasını uçuk bir sav olarak nitelendirmek 1950’lere ait bir bakış açısıdır. Artık Japonca ve Koreceniñ Altay dili olabileceği gerçekten bilim topluluğunuñ ciddiye aldığı bir sorudur. Bu konudaki gecikmeniñ ve eski bakış açısınıñ (Temirbek’iñ bakış açısınıñ) oluşmasınıñ eñ büyük nédeni, Japoncayı Altay dili olarak ilk düşünenlerden Martin’iñ bétikleriniñ [Martin, 1966][Martin, 1967] pek dağınık ve birçok olasılığı bir arada bulunduran birer bétik olmasındandır. Bu nédenle Martin’iñ savları pek kandırıcı olmamıştır. Oysa bugün birçok Türklük bilimci bu soruna daha ciddiyetle eğilmiş ve olasılıklarıñ çoğunu eleyip birçok sorunu çözüme kavuşturmuştur [Tekin, 1993][Robbeets, 2005][Miller, 1980][Alexander, 2010].

    Sayı adları konusuna dönecek olursak, bir dil ailesinde sayı adlarınıñ ortak olamaması durumunuñ, o dili konuşanlarıñ sayıları tanımıyor olduğu çağlarda ayrışmanıñ gerçekleşmiş olabileceğinden ileri geldiğini söylemiştik. Bu olasılık Altay dilleri için hiç de göz ardı édilecek bir durum değildir. Çünkü Altay dilleriniñ eskiliği gerçekten şaşırtıcıdır. Altay dilleriniŋ yaşı sorusuna dilbilimciler doğal olarak eğilmişlerdir. Altay dilleriniñ, geçmişte önce Ana Türkçe (Türkçe ve Çuvaşça), Ana Moğolca, Ana Mançu-Tuñuzca, Ana Japonca ve Ana Korece diye ayrıştığı düşünülür. Aşağıda, bir de Miller’ıñ ara geçiş dillerinden de söz ettim, ancak etkin olarak o dilleri taban almaya gerek duyulmaz.

    Dil kandaşlığı kanıtlamaya yaramayan ancak kandaşlık varsayımı doğrultusunda dilleriñ ayrışma sürecine ışık tutan glottochronology ya da lexicostatistics adında bir yöntemle Kore-Japon anadiliniñ, diğer adıyla Ada ve Yarımada Altaycasınıñ, Ana Japonca ve Ana Korece olarak ayrışması bundan 4632±379 yıl önce olduğu saptanmış [Martin, 1966: 185-251] (sayılar 1967 yılına göredir). Bu yöntemde Miller, 256 sözcüğü kullanarak ve bunlarıñ dildeki korunum oranlarından yola çıkarak sayımlarını gerçekleştirmiştir.

    Beñzer biçimde Mançu-Japon-Kore anadilinin, diğer adıyla Kuzey ve Ada Altaycasınıñ, Ana Mançu-Tuñuz ve Ana Japon ayrışması bundan 6195 yıl önce, Ana Mançu-Tuñuz ve Ana Korece ayrışması ise bundan 5550 yıl önce olduğu gösterişmiştir ve bu soñuçların kazılardaki 4526±200, 4500±300, 5105±65 gibi tarihlemelerle uyum içinde olduğu da bélirtilmiştir [Miller, 1970: 82, 83].

    Bu bilgilerden yola çıkarak diğer Altay dilleriniñ ayrışması bélli bir yañılgı oranıyla öngörülebilir (ya da aynı yöntemi diğerleri için de uygulamak olanaklıdır). Bu bilgilere bakıldığında ayrışma hızınıñ ortalama 1240 yıllık bir süreçle olduğu görülmüştür. Bunu birim adım olarak alırsak [Tuna, 1977], daha doğrusu hızıñ değişmediğini varsayarsak (ki gerçekte hafiften azalır) Ana Tuñuzcanıñ bundan 5872 yıl önce Ana Moğolcanıñ bundan 7112 yıl önce ve soñunda Ana Türkçeniñ ise bundan 8352 yıl önce ayrıştığı görülebilir. Bunlardan hareketle Ana Altaycanıñ bundan 8972 (yanılgı: -295, +349) yıl önce ayrıştığı görülür.

    Géri kalan ayrışmaları da söylersek: Moğol-Mançu-Tuñuz-Japon-Kore anadiliniŋ, diğer adıyla Doğu Ana Altaycasınıñ bundan 7732 yıl önce, Mançu-Tuñuz-Japon-Kore anadiliniñ, diğer adıyla Kuzey ve Yarımada Ana Altaycasınıñ bundan 6492 yıl önce ve Japon-Kore anadiliniŋ, diğer adıyla Yarımada ve Ada Ana Altaycasınıñ bundan 5252 yıl önce ayrıştığı sayımlanmış olur.

    Eğer gerçekten varsa, Ana Altaycanıñ 8972 yıllık bir dil olması, Poppe’niñ de söylediği üzere, bundan yaklaşık 5300 yıl önce ayrışmaya başladığı düşünülen Hint-Avrupa dilinden oldukça eski bir dil bileşiminden söz edildiğini gösterir! Bundan 8000 yıl önceki Altay boylarınıñ sayıları bilmemesi soñ derece doğal olsa gerek! Ancak burada şaşırılacak bir durum yoktur çünkü görece Altay dilleriniñ değişmeye direnişli olduğunu iyi bir gözlemle de görebiliriz. Bugün neredeyse eñ uzak iki Türk dili olan Türkiye Türkçesi ile Tuva Türkçesi, Yunanca ve Fransızcaya göre çok daha ortak özelliğe sahiptir. Yavaş değişen bir dil ailesi, doğrudan eskiliği gerektirir. Eskilik ise kimi kavramlarıñ olmadığı zamanları işâret éder.

    Soñuç olarak, köşe yazarımız Alp Temirbek bu saydığım bilgileri göz önüne alsaydı, yazısını belki daha güzel bilgilerle donatabilir ve benim de usuma gelmeyen tümüyle başka bilgiler de vérebilirdi. Belki de iki görüş arasındaki ayrımları sunarak okuyucuyu aydıñlatabilir, soñunda da kendi görüşünü vérerek okuyucuyu kendi görüşüne yakınlaştırmaya çalışabilirdi. Yiñe de sağlık olsun.

     

    Kaynaklar.

    [Alexander, 2010] Vovin Alexander, “Korea-Japonica: A Re-Evaluation of A Common Genetic Origin” [Kore-Japonca: Ortak Kandaş bir Köken Değerlendirmesi], Hawaii 2010.
    [Ceylan, 1997] Emine Ceylan, “Çuvaşça Çok Zamanlı Ses Bilgisi”, Ankara 1997.
    [Dixon ile Aikhenvald, 1999] R. M. W. Dixon, Alexandra Aikhenvald ile diğerleri, “The Amazonian Languages” [Amazon Dilleri], Cambridge 1999.
    [Doerfer, 1963] Gerard Doerfer, “Türkische und Mongolische Elemente im Neupersischen”, Weisbaden 1963.
    [Doerfer, 1975] Gerard Doerfer, “Proto-Turkic: Reconstruction Problems” [Ana Türkçe: Kurgulama Sorunları], Türk Araştırmaları Yıllığı Belleten, Ankara 1975.
    [Everett, 1992] D. L. Everett, “A Língua Pirahã e a Teoria da Sintaxe: Descrição, Perspectivas e Teoria” [Pirahã Dili ve Añlamcil Kuramı: Tanım, Bakış Açısı ve Kuram], Doktora savı, 1992.
    [Martin, 1967]
    [Martin, 1966] Samuel E. Martin, “Lexical Evidence relating Korean to Japanese” [Koreceyi Japoncayla İlişkilendiren Sözlüksel Kanıt], 1966.
    [Miller, 1967] Roy  Miller, “The Japanese Language” [Japonca], Chicago-London 1970.
    [Miller, 1980] Roy Miller, “Origins of the Japaneese Language” [Japoncanıñ Kökleri], Seattle 1980.
    [Ramstedt, 1935] G. J. Ramstedt, Ka—lmü™kis™hes ‡Wörterb˜uc™h [Kaulmukça— Sƒözlük“], Helsinki 1935.
    [Robbeets, 2005]
    [Starostin, 1991] Starostin, “Алтайская проблема и происхождение японского языка” [Altay Dili sorunu ve Japoncanın Kökeni], 1991.
    [Sun Zhu, 1990] Sun Zhu, , Şangay 1990.
    [Tekin, 1993] Talat Tekin, “Japonca ve Altay Dilleri”, Ankara 1993.
    [Tekin, 1995] Talat Tekin, “Türk Dillerinde Birincil Uzun Ünlüler”, İstanbul 1995.
    [Tekin, 2003] „Talat Tekin, “Ma—kâleler I: Alt—yistik”, Ankara 2003.
    [Tuna, 1977] Osman Nedim Tuna, “Altay Dilleri Teorisi”, Türk Dili dergisi, 1970.

    Değerleme:

yukarı çık