• avatar

    Türk Dil Devrimi-4
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 6 Aralık 2011 gününde yazıldı, 4142 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Devamlı üzerinde kafa yorulan terimler meselesi gerçekten de en çözülesi sorunlardandı. Zira, teknik terimler Türkçe’ye olabildiğince uzaktı. Bu ıstılahların, Türk çocuklarının rahatça öğrenebileceği kadar yalın olması gerekiyordu. ‘Bir müsellesin mesaha-i sathiyesi kaidesi ile irtifaının hasıl-ı darbının nısfına müsavidir’ sözü bırakılıp ‘bir üçgenin alanı tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir’ sözüne geçilmesi elbette bilim alanında öğrenciler için çok daha rahat olacaktı. O nedenle Atatürk kendisi 1937 senesinde Geometri kitabı çıkarmıştır. Bu kitapta Atatürk  bizzat sözcük oluşturmuştur (artı, eksi, çarpı, bölü, üçgen vb.).

    Sözgelimi artık,

    müselles-i kaimüzzaviye değil diküçgen
    müselles-i münfericüzzaviye değil geniş açılı üçgen
    müselles-i mütesavissakayn değil ikizkenar üçgen
    murabba-i tamm değil tamkare

    İlmî terminolojide Atatürk tarafından prensip belli olmuştur. Türkçe’nin bilim dili olarak da serpilmesi için terminolojilerin Türkçeleştirilmesi; yahut dünyayı daha iyi izleyebilmek için Doğu’dan gelen terimlerin Batı’dan gelenlerle değiştirilmesi yeni rota olmuştu. Yeni dönem insanı ‘müvellidülhumuza’ demeyip ‘oksijen’ sözcüğünü kullanmaktadır. Atatürk’ün kaleme aldığı Geometri kitabında da ‘piramit, kare, paralel vb..’ Batı menşeli sözcükler eskilerinin yerine ikame edilmiştir. Bir başka önemli nokta Atatürk’ün bu kitabı yazarken “Örnek” sözcüğünün yerine “Misal” kelimesini kullanmasıdır. Hâlbuki, ‘Cep Kılavuzu’nda ‘örnek’ sözcüğü öneriler arasında bulunmaktaydı.

    Yeni terimler sadece matematik alanında değildi:

    mesturetülbüzur = kapalı tohumlular
    mucibe-i helezoniye = burma kömey
    nebat-i zatilbüzur = tohumlu bitkiler
    nüve müvellide = üretken evin

    Cemal Gültekin’in bir hatırası şöyledir:

    “Tarih 1937 Kasım ayının on üçü. Atatürk Sivas’ı şereflendirmişlerdi. Ben de Sivas’ta Maarif Müdürü olarak bulunuyordum. Atatürk, liseyi gezdiler, dokuzuncu sınıfın matematik dersine girdiler.
    Öğrencilerden birine:
    –          Defterinizdeki hendese davasını tahtada anlat!.. dediler.
    Çocuk davanın şeklini çizdi. O zamanki Arapça terimlerle anlatmaya başladı:
    –         Şu zaviye, şu zaviyeye müsavidir, mütebadil ve mütecavir zaviye olduğu için şu hatlar birbirine muvazidir, dedi.
    Atatürk, bir aralık öğretmene ve bizlere dönerek:
    –         Anlamıyorum, dediler.
    Atatürk’ün burada “anlamıyorum” sözünden ne demek istediklerini elbette ki takdir buyurursunuz!..
    Öğretmen:
    –         Paşam, programlar böyledir, dedi.
    Atatürk:
    –         Ben hoca olsam böyle okutmam.
    Öğretmen:
    –         Istılahlar henüz değişmedi.
    Atatürk:
    –         Bunu okutmak budalalıktır.
    Öğretmen:
    –         Paşam, kitaplar böyledir.
    Atatürk:
    –         Getir kitabı, dedi.
    Kitap geldi. Atatürk forma halindeki kitaba göz gezdirdikten sonra, çocuğun yanına yaklaşarak elini şu şekilde tuttular:
    –         Buna ne derler?
    Çocuk yine:
    –         Zaviye, dedi.
    Atatürk işte o zaman, gür sesiyle buna:
    –   Açı derler, açı! Dediler.
    Sonra tahtaya bir şekil çizerek bizlere bugünkü terimlerle ilk dersi verdiler.
    Bu olay üzerine durumu yüksek Bakanlığa bildirdik. Zannederim bir hafta sonra gelen bir genelgede “bu terimlerin ders yılında hemen uygulanması” bildiriliyordu. Böylece 1937 ders yılında Türkçe terimler okullarda kullanılmaya başlandı.”

    Matematik sözcüğünün Türkçe’ye alındığını günü ise Ahmet Cevat Emre şöyle anlatmaktadır:

    “Gazi, artık en büyük önemi terim komisyonlarına veriyordu. Bu komisyonlar ellerinden geldiği kadar cep kılavuzundan, taramalardan, derlemelerden, Divandan… Ve başka kaynaklardan araç alıp şaşılacak ölçüde çok terim uyduruyorlardı.

    Gazi bu çalışma biçimini durduracak hiçbir emir vermedi. Ancak akşamları, konuşarak, komisyonlara sağlam prensipler aşılamaya bakıyordu:

    Doğu (İslam-Arap) kültürünün terimleri atılacak! Batı terimlerinin Türkçe karşılıkları aranacak.

    Bulunacak Türkçe karşılık Batı teriminin kavramını anlatabilmelidir. Karşılık, terimin kavramını anlatmıyorsa alınmayacak.

    Batı terimi Türk fonetiğine uygun imla (ortografi) ile millîleştirilip alınacak; bu terim artık Türkçe sayılarak ortaokul ve lise öğretiminde kullanılacak.

    Gazi bütün komisyonların hazırladığı uzun listeleri gözden geçiremezdi; buna vakti yoktu. Yalnız riyaziye (matematik) komisyonunun terimlerini kendi kontrolü altına almış, birer birer tartışmasını yaptırarak alınacak terimleri, Türk imlasıyla tespite çalışmıştı.

    İlk terim riyaziye kelimesi idi. Komisyonun listesinde bu terime bir karşılık bulunmamıştı. Tartışma başladı:

    Gazi: “Riyaziye nerden gelir, anlamı nedir?”

    Komisyon Başkanı: “Efendim, riyazat’tan gelir, sofuların sıkı perhizi demektir.”

    Gazi: “Bunun Batı terimi nedir?”

    Komisyon Başkanı: “Fransızcası mathematique, İngilizcesi mathematics, Almancası mathematik’tir, efendim.”

    Gazi: “Anlamı nedir?”

    Komisyon başkanı: “Sayılabilen, ölçülebilen şeylerin sayılması, ölçülmesi yollarını araştıran birimler demektir.”

    Gazi: “Burada sofuların, perhizlerin işi yoktur. Bu terimin Türkçesi matematik’tir, efendim.”

    Terim, böyle bir tartışmadan sonra, matematik olarak alınmıştır.”

    Akil Muhtar Özen’in hatıratında Mustafa Kemal’in terimler hakkındaki düşüncesini görebiliyoruz:

    “Söz konusu tabirler, beynelmilel ilim sahasında kolaylıkla ilerlememize manidir.”

    “Fen terimleri o surette yapılmalı ki manaları ancak istenilen şeyi ifade edebilsin.”

    Atatürk 1938 yılında şu sözü söylemiş:

    “Dil işimizde henüz bir istikrara varamadık, daha pek çok çalışmak lazımdır. (Çağdaş Türk Dili-Süer Eker, 3. baskı, s.605)”

    Atatürk’ün son yazdığı yazılardan biri, belki sonuncusu Atatürk’ün vasiyetnamesidir. 5 Eylül 1938’de kendi el yazısıyla kaleme aldığı vasiyetnamenin metni aynen şöyledir:

    “Malik olduğum bütün nukut ve hisse senetleriyle Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne atideki şartlarla, terk ve vasiyet ediyorum:

    1.Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi , İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.

    2.Her seneki nemadan, bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça yaşadıkları müddetçe, Makbule’ye ayda bin, Afet’e 800, Sabiha Gökçen’e 600, Ülkü’ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki yüzer lira verilecektir.

    3.Sabiha Gökçen’e bir ev de alınabilecek , ayrıca para verilecektir.

    4.Makbule’nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.

    5.İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.

    6.Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.”

    Atatürk’ün son üslubu bu metinde gözükmektedir. Görüldüğü üzere, yazı ne tasfiyeci ne Osmanlıcacı anlayışla yazılmış, aşırılıklardan uzak, bugünkü dile yakın olarak değerlendirilebilir. Mesela, metindeki yad kökenli sözcüklerin Cep Kılavuzu’ndaki karşılıkları gösterelim:

    Malik = iye
    Nukut yok, nakd = akça, para
    Hisse = pay, ülüş, hisse
    Senet = belgit
    Menkul = taşınır, taşınan
    Gayrimenkul bulunamadı
    Emval = mallar
    Ati = gelecek, atı, ileri
    Şart = şart, örük, baylav
    Terk bulunamadı
    Vasiyet = tutsu
    Nema = ürem
    Sene = yıl
    Nisbet = nispet, oran
    Şeref = şeref, onur
    Mahfuz = saklı
    Müddet = süre, vakit, zaman
    Emr = emir, buyru
    Tahsil = irdel, öğrenim
    İkmal etmek = bütünlemek, tamlamak, tümlemek, bitirmek
    Muhtac = muhtaç
    Mütebaki = kalan
    Mikdar = nicelik, kemiyet
    Tahsis etmek = özgülemek

    Bu biçem değişimini Attilâ İlhan’ın bir makalesi vasıtasıyla Falih Rıfkı Atay’dan aktaralım:

    “Tesbit/4. ”…Atatürk’ün 934, 935, 936, 937, 938 nutukları, şimdi önümdedir. Büyük inkılapçıyı dahi, bu eserler üzerinde yürür görüyoruz. Atatürk bu nutuklarda yerleşen, tutan birçok kelimeyi kullanmakta devam etmiştir. Fakat mesela ‘millet’ yerine ‘ulus’u, 934’te kullanmış; 935, 936, 937 senelerinde ‘millet’ kelimesini tercih etmiştir. Nutuklarında ‘ulusal’ bir sene daha yaşamıştır. Fakat 36, 37’de, onun yerinde ‘millî’yi buluyoruz. Keza ‘tinel’i, ‘manevi’ ile, ‘oy’u ‘rey’ ile, ‘önerge’yi ‘teklif’ ile, ‘taptamak’ı ‘tatbik etmek’ ile, ‘kural’ı ‘kaide’ ile, ‘arsıulusal’ı, ‘beynelmilel’ ve ‘enternasyonal’ ile, ‘kınav’ı ‘faaliyet’ ile değiştirmiştir…”

    26 Eylül 1938’deki Atatürk’ün şu sözü ile yazımıza yavaş yavaş son verelim :

     “Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi içn her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hale getirmeliyiz.”

    Ve 1 Kasım 1938’de TBMM‘nin açılışında hastalığı sebebiyle Başbakan Celal Bayar‘a okuttuğu Meclisi açış konuşması:


    Dil Kurumu en güzel ve feyizli bir iş olarak türlü ilimlere ait Türkçe terimleri tespit etmiş ve bu suretle dilimiz yabancı dillerin tesirinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır.
    Bu yıl okullarımızda tedrisatın Türkçe terimlerle yazılmış kitaplarla başlamış olmasını kültür hayatımız için mühim bir hadise olarak kaydetmek isterim.

    Böylelikle Türk Dil Devrimi’nin tüm aşamalarını olabildiğince nesnel biçimde ve bol alıntılarla masaya yatırmaya çalıştım. Atatürk’ün aşırılıkları deneyip makul düzeye geldiğini okuduk. Kapsayıcı olmasını istediğimden yazı çok uzadı. Ama bilgi bakımından şişkin olması asıl önemsediğim nokta idi. 

    Yazı dizimizin,

    birincisinde Dil Devrimi öncesi Türkçe’nin içinde bulunduğu durumu;

    ikincisinde Dil Devrimi’nin başlangıç yıllarındaki aşırı özleştirmeci yönelimleri;

    üçüncüsünde Dil Devrimi çalışmalarının normalleşme dönemini;

    dördüncüsünde ise özellikle terimler üzerine yapılan çalışmaları irdeledik.  

     

    Batur ALPTÜRK

    baturalpturk@hotmail.com

    Değerleme:

yukarı çık