• avatar

    Türk Dil Devrimi – 2
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 15 Ekim 2011 gününde yazıldı, 451 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin çalışmalarının ardından sıra dil meselesine gelmişti. Mustafa Kemal’in bu konuyu sürekli düşündüğünü şu sözlerinden anlıyoruz:

    “Daha çocukken dersler, kitaplar arasında yuvarlanırken, hissederdim ki, bu dilin bir şeye ihtiyacı var. O ihtiyacın ne olduğunu, nasıl elde edileceğini bilmezdim. Fakat mutlaka bir şey lazım olduğunu duyardım.”

    “Eğer ben size bu meseleyi ancak son senelerde düşündüm dersem, inanmayınız. Ben tâ çocukluğumdan beri bu davayı düşünmüş bir adamım.”

    15 Eylül 1928 günü Sinop’ta halka yeni harflerle ilgili ders verirken yapıtığı konuşmada şöyle demişti:

    “…Türk dili güzeldir, zengindir. Onun bu güzelliğini, zenginliğini ortaya koymamız lazımdır. Fakat, dilde tasfiyeciliğe, yapaylığa da kaçmak istemem. Ne Türk Derneği’nin tasfiyeciliğini ne de Sebilürreşat’ın Osmanlıcılığını asla kabul edemem. (Süer Eker-Çağdaş Türk Dili, 3.baskı, s.595)”

    Sadri Maksudi’nin “Türk Dili İçin” adlı eserinin başına ‘2 Eylül 1930’ tarihinde şunları yazdı:

    “Millî his ve dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

    Eylül 1930 tarihinde:

    “Türk dili zengin, geniş bir dildir, her mefhumu ifadeye kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek lazımdır. Türk Milleti’ni ve Türk Dili’ni medeniyet tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz.”

    Aynı dönemde bir başka sözünde:

    “Öyle istiyorum ki, Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.”

    17 Şubat 1931 tarihindeki Adana seyahatinde:

    ““Türk demek dil demektir. Milliyetin çok bariz vasıflarından birisi dildir. Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk harsına, camiasına mensubiyetini iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.”

    Bütün bu sözler “Dil Devrimi”nin habercisi idi. Nitekim, 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin (bugünkü adıyla ‘Türk Dil Kurumu’) kurulmasıyla dil işlerindeki çalışmalar hız kazandı. 1932-1938 yılları arasındaki dönemi üçe ayırmak daha sistemli bir çözümleme için daha doğru olacaktır. Safhaların değişmesinde Türk Dil Kurultayları etkili olmuştur denebilir. Onlar şöyle:

    Birinci Türk Dili Kurultayı (26 Eylül-5 Ekim 1932)
    İkinci Türk Dili Kurultayı (18 Ağustos-23 Ağustos 1934)
    Üçüncü Türk Dili Kurultayı (24 Ağustos-31 Ağustos 1936)

    Birinci safha, Türkçeleştirme akımının aşırı boyutlarıyla denendiği evredir. Amaç, Türk dilinde bir tek yabancı asıllı sözcük bulundurmamaktı:

    “Türk vatanını yabancı çizmelerden beraberce kurtardık, fakat asıl kurtuluş millî benliğimizdir. Siz bana seslendiğimiz temiz Türkçe ile birbirimizi anlayarak konuşmak ihtiyacındayız. Topraklarımızı yabancı çizmelerden nasıl kurtarmışsak benliğimizi saran zehirli yılanlar gibi mikrop olan yabancı kelimelerden kurtarmak bizim için yeni bir kurtuluş savaşı olacaktır. (A. Muhtar Kumral’ın anılarından)”

    Ruşen Eşref Ünaydın’ın ‘Türk Dili Tetkik Cemiyeti Kurulduğundan İlk Kurultaya Kadar Hatıralar’ında da Mustafa Kemal şöyle konuşmuştur:

    “En iyi müdafaa usulü taarruzdur. Şu hâlde dl alanında türemiş yabancılıklara saldıralım; ağacı bir defa silkeleyelim: Görelim hangi çürükler düşecek; kalan sağlamlar bakalım ne kadardır? Dökülmeyenler, özleri ve arınmışları bulununcaya kadar biraz daha işe yarayabilir; geçici olarak!…”

    Bu katı tutumla çalışmalara başlanmıştır. Ve bu çalışmalara bütün devlet teşkilatının katkı sağlaması yolunda ‘1 Kasım 1932’ günü meclis kürsüsünden çağrıda bulunmuştur:

    “Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğe kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, alakalı olmasını isteriz.”

    Türk dilinin işlenip özgürlüğüne kavuşturulmasıyla en ileri sayılan medeniyetler arasında yer bulunacağı ülküsüyle çalışmalar yürütülüyordu. Atatürk’ün TDK için hedefi şunlardı:

    “1-   Türk Dili’nin sadeleştirilmesi halkın konuşma dili ile yazı dili arasında bir birlik ve âhenk kurulması, konuşma, edebiyat ve ilim dilimizin kesin kurallar ile tespit edilerek tarihî metinlerden ve yaşayan halk lehçelerinden taramalar, derlemeler yapılarak bir kelime ve terim hazinesi vücuda getirilmesi,
    2- Tarihî araştırmalarda belge değeri olan  ölü veya eski dillerin, metotlu bir şekilde incelenmesi ve karşılaştırmalar yapılması”

    O devreyi bir miktar Falih Rıfkı Atay’dan dinleyelim:

    “Birinci Dil Kurultayı’nda ‘Türk Dili Tetkik Encümeni’ kurulmuştu. Samih Rifat reis idi. Ruşen Eşref ve Celal Sahir’den başka üyeleri zorlamacı ve özleştirmeci takımdan idiler.
    Atatürk denemeye karar vermişti.
    Sözüme dikkat ediniz. Atatürk, bir büyük Türk’tür. O kadar büyük bir stratejidir. Halk ağzından taranan kelimelerin, sadece görünürde ve sayı bakımından zenginliği ile öz ve ileri bir Türkçe davası üzerine o kadar merakını uyandırmışlardı ki, bu deneme değerdi. Atatürk ise denemeden ürkmeyen, onun bütün risklerini kabul eden bir lider idi. Öz bir dil denemesinde son neticeleri alıncaya kadar bu teze inanmış ve bağlanmış tesiri verecek, en acayip kelimeleri bizzat kendisi Meclis kürsüsünde kullanmaktan çekinmeyecekti.”

    1 Kasım 1934’te şöyle diyordu Atatürk:

    “Kültür işlerimiz üzerine ulusça gönüllerimizin titrediğini bilirsiniz. Bu işlerin başında da Türk tarihini doğru temeller üzerine kurmak; öz Türk diline, değeri olan genişliği vermek için candan çalışmakta olduğunu söylemeliyim. Bu çalışmaların göz kamaştırıcı verimlere erişeceğine şimdiden inanabilirsiniz.”

    Hemen kapsamlı bir derleme-tarama çalışmasına girişildi. Sonunda fişler derlenerek 1934 senesinde ‘Tarama Dergisi’ yayımlandı. Bu sözcüklerin halka tanıtılması için, Atatürk üslup sahibi yazarlardan gazetelerde bu kelimelerle yazılar kaleme almasını istedi. Falih Rıfkı Atay da bunlardan birisiydi:

    “Kendini seven başyazarlardan öz Türkçe yazmalarını istedi. Ben gazetesinin başyazarı idim. Yunus Nadi’nin kolayını bulmuş olduğunu öğrenmiştim. Bildiği gibi yazar, içeri gönderir, Tarama Dergisi’nden öz Türkçe’ye çevirtirmiş. Tabii ertesi gün kendi yazdığını kendi de anlamazdı. Ben, ki pek çabuk yazarım, dörtte bir yazı çıkarıncaya kadar evdeki yemek masasının etrafında dört dönerdim.”

    Bir gün Atatürk’ün sofrasında bir olay cereyan etti. Falih Rıfkı Atay’dan:

    “Bu dar özleştirme sıkıntıları içinde, bir gün, arkadaşlarından birine bir nutuk söylettiğini hatırlıyorum. Hiçbir yabancı kelime kullanmayacaktı. Ayağa kalktı, nutuk bir kekelemeden ibaretti. Kendisine dedim ki:
    – Sanki İç Asya’dan gelen biri size derdini anlatmaya çalışıyor. Ama derdi nedir, galiba hiçbirimiz öğrenemedik.
    Güldü.
    Sonra yalnız olduğumuz bir gün:
    – Çocuğum beni dinle. Türkçe’nin hiçbir yabancı kelimeye ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin iddiasını tecrübe ettik. Dili bir çıkmaza saplamışızdır. Dili bu çıkmazda bırakırlar mı? Bırakmazlar.. Biz de çıkmazdan kurtarma şerefini başkalarına bırakamayız.”

    İsmail Habip Sevük ve arkadaşlarına:

    “Bu dil işi bu tutumla sökmeyecek. Ben öldükten sonra döneceklerine ben kendim dönerim”

    Bu söz bir dönüm noktasıydı. İkinci Dil Kurultayı’ndan sonra tasfiyeciliğe fren vurmaya başlayacaktı Atatürk. Atatürk’ün o eski üslubu da değişmeye başlayacaktı. Bu bakımdan 3 Eylül 1934 tarihinde İsveç Veliahdı Prens Güstav Adolf şerefine Çankaya Köşkü’nde irat edilen sözler yerinde bir örnek:

    “Altes Ruayâl,
    Bu gece, yüce konuklarımıza, Türkiye’ye uğur getirdiklerini söylerken duyduğum, tükel özgü bir kıvançtır. Burada kaldığınız uzca, sizi sarmaktan hiç durmayacak ılık sevgi içinde, bu yurtta, yurdunuz için beslenmiş duyguların bir yankısını bulacaksınız.
    İsveç-Türk uluslarının kazanmış oldukları utkuların silinmez damgalarını tarih taşımaktadır. Süerdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır.
    Ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini, o denli yaltırıklı yöntemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özence değer değildir.
    Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar; baysal utkusu.
    Altes Ruayâl,
    Yetmiş beşinci doğum yılında oğuz babanız, bütün acunda saygılı bir sevginin söyüncü ile çevrelendi. Genlik, baysal içinde erk sürmenin gücü işte bundadır.
    Ünlü babanız, yüksek Kralınız Beşinci Güstav’ın gönenci için en ıssı dileklerimi sunarken, Altes Ruvayâl, sizin Altes Ruvayâl, Prenses Louise, sevimli kızınız Altes Prenses İngrid’in esenliğine, tüzün İsveç Ulusunun gönencine içiyorum.”

    Yahut 26 Eylül 1934 günü Dil Bayramı dolayısıyla verdiği kutlama demeci:

    “Dil Bayramı’ndan ötürü Türk Dili Araştırma Kurumu Genel Özeği’nden, ulusal kurumlardan, türlü orunlardan birçok kutunbilikler aldım. Gösterilen güzel duygulardan kıvanç duydum. Ben de kamuyu kutlarım.”

    Ama bu safha yavaş yavaş kapanıyordu. Ahmet Cevat Emre anılarında şöyle der:

    “Bu uydurma dil bir müddet yazılarda tecrübe edildi, hatta böyle konuşanlar bile oldu. Rahmetli Kâzım Dirik bu dili çatır çatır konuşurdu. Bir akşam sofrada böyle konuşmuştu. Gazi yüzüne bakmış, gülümsemiş, ‘birbirimizi anlamaz olduk’ buyurmuştu.
    O geceden itibaren özleştirmecilik, Gazi için, iflas etmişti. Fakat geri dönmek de çok güçleşmişti.”

    Bir sonraki yazımda Türk Dil Devrimi’nin normalleşme döneminin üzerinde duracağım.

     

    Batur ALPTÜRK

    baturalpturk[kıvrım]hotmail[nokta]com

     

    Değerleme:

yukarı çık