İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Türetilen yeñi sözcükleri kullanmak

Türetilen yeñi sözcükleri kullanmak, yıllardır kullandığımız sözcükleri bir kıyıya bırakmak doğru mudur  dahası  olanaklı mıdır ?

Olanaksız olması için bir neden yok. İlk başlarda yadırgamañız olağandır ancak üç beş kullanımdan soñra yıllardır kullanıyormuşsuñuz gibi alışacağımızdan kuşkum yok.

Kimileri Türkçeleşmiş(!) sözcüklerin değişemeyeceğini söyler, bu yönde direterek konuşurlar. Bu kişiler “dil devrimi“nden çavsız (habersiz) mıdırlar, bilemem ancak bize yağılık (düşmanlık) ettikleri kesindir.

Gerek iki yıl önce olsun gerek sekizyüz yıl önce olsun, dilimize haçan (ne zaman) girerse girsin tüm sözcükler ayıklanmalıdır. “Metamorfoz” bizim için nasıl yad bir söz ise “merhaba” da o kadar yaddır.

Ulu önder Atatürk’ün yarım kalan “dil devrimi” sonuca ulaştırılmalıdır. Buna karşı çıkanların Türklüğündeñ kuşku duyarım. Hañı ulustan olursa olsun (İngiliz, Arap, Japon…) öz değerlerini benimseyemeyen, dışlayan ya da öteki uluslardan alçak görenlerin kanı bozuktur. Bunlar farkında olmadan devşirme olmuşlardır. Onlar bunu taplamazlar (kabul etmezler) ancak ulusu için çalışanların da ayaklarını çelmesini iyi bilirler. Türkçe’niñ gücüne inanmayan, dil devrimine karşı çıkanlarıñ hamısı (kamusu, hepisi) benim gözümde birer devşirmedir. Bu üç, beş çapulcu karşı çıkıyor diye de dilimden cayamam, yeñi sözcükleri benimsemiyorlar diye ben de kullanmayı bırakamam…

Bunların yanısıra iyi niyetli kardaşlarımız da yeñi sözcükleri kullanmaya çalışıyorlar. Ne ki, yalnızca kendi aralarında…

Türkçe’yi umursamayanlarıñ yanlarıñda olduklarında, çekinip konuşmuyorlar. Benim yanımda “betiz” diyen öte yanda “resim” diyor. Alay edilmekten, anlaşılmamaktan çekiniyor olmalılar. Peki “öteki” dediklerim de böyle düşünüyorlar mı?

Ruminantlarda oluşan mastitis ve abortus semptomlarının etiyolojisi…” diye yazıyor öğrence (ders) betiklerimizde… Öğrenci añlarmış, añlamazmış yazanıñ umurunda mıdır: Değildir! Çünkü bu yazım biçimi evrenselliktir; bilimiñ evrenselliğiymiş (!) Ancak orada şöyle yazsaydı olabilir miydi? :

Gevişgetirenlerde oluşan meme yangısı ilen yavru atımı belirtilerinin etkeni…

Böyle bir yazımda biliyurttakı (üniversitedeki) öğrenci de anlar ilkokula giden çocuk da… Sonuçta Iğdır’ daki meme yangısının etkeni ile Aşkabat’ taki inekte oluşan meme yangısının etkeni birebirdir. İşte bilimin evrenselliği budur.

Çekimser arkadaşlara önerim, yeñi sözcüklerin yaygınlaştırılması konusunda biraz yüzsüzlük yapmalarıdır. Tıpkı yad sözleri dilimize sokanlar gibi biz de öz Türkçe sözcükleri sokalım, diriltelim.

Genelağda “resim” yerine “imaj” dahası, doğrudan “image” diye yazanlar olduğunu görüyorum. Kim ne demiş bunların umurlarında mı? Hiç de değil, öyle ise onlar “imaj” dedikçe biz “betiz” diyeceğiz, onlar “kod” dedikçe biz “yiv” diyeceğiz, onlar PC dedikçe biz BS diyeceğiz…

Yeñi sözcüklerin tutmayacağına inananlar, yüreklenmek için Osmanlıca, Türkçe karşılaştırması yapmalılar. Nice Türkçeleşmiş “sanılan” sözcüğün istenildiğinde değişebileceğini kendiliklerinden görebilirler.

müselles : üçgen
tayyare : uçak
nispet : oran
şimal : kuzey
Teşrini-evvel : Ekim
asel : bal

Bunlar gibi binlerce sözcük dilden atılmıştır. “Harf” yerine “damga” denilemeyeceğini söyleyenlerin bir oğurlar “şimal” için “asel” için dediklerini unutmayalım.

Osmanlıca bir betin örneği vereyim. Şeyhülislam Esad Efendi‘nin 1725-32 yılları arasında yazılan “Lehcet-ül Lugat” adlı sözlüğünün önsözü; 18. yüzyıl Osmanlıcası’nın bir örneği…

“Amed-i medid ve ahd-i ba’iddir ki daniş-gâh-ı istifadede nihade-i zanu-yı taleb etmekle arzu-yı kesb-i edeb kılıp gerçi irre-i ahen-i berd-i gûşiş-i bî-müzd zerre-i fulad-ı fu’ad-ı infihamı hıred edemeyip şecere bî-semere-i isti’daddan yek-bar-ı imkân intişar-ı nüşare-i asar-ı hayr-ül me’ad as’ab-ı min-hart-ül katad olup ancak piş-nigâh-ı ihvan ve hullanda hem-ayar-ı nühas-ı hassas olan hey’et-i danişveriyi zaharif-i tafazzul ile temviye ve tezyin edip bezm-gâh-ı sühan-gûyanda iksar-ı sersere ile ser-halka-i ihvab-ı hava-ayin olmuş idim.”

Dil devriminden önce de “aydın kesimi” bundan yalın konuşmuyordu. Ama bir de şimdiki yazı dilimize bir bakın; bakarkörlerden değilseniz ne denli büyük bir devrim olduğunu görürsünüz. Türetilen yeñi sözcüklerin tutunmasının ne denli olanaklı olduğunu biraz olsun görmüşsünüzdür umarım.

Ayrıca İsrailoğulları’ nın ölü bir dil olan, yalnızca betiklerde geçen İbranice’ yi dirilterek kullanıma soktuklarını görmenizi isterim.

Tek yapmamız gereken; bir uyutma kuramı olan Türkçeleşmiştir(!) savını bir kıyıya koyup yürekli davranmamızdır. Yalnızca dile girmekte olan sözcüklerle değil, dildeki tüm yad sözlerle savaşmalıyız.

Türkçeleşmiştir (!) savının özü “UYDURUK’ TUR”, bu savın ardına sığınmak “KAYTARMACILIKTIR, UYUŞUKLUKTUR”.

Gökbey ULUÇ