İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Tımbırdayan Tellerin Dili

Telli çalgılar çalgıbilimin en geniş kolunu oluşturmaktadırlar. Bunların önemli bir bölümü, telleri çekilerek, çalınmaktadır. Bunlara Almancada Zupfinstrument, İngilizcede plucked instrument denmektedir. Türkçesi çekme çalgıdır. Çalgıbilimci Gazimihal bunlara çektirimli telliler de demektedir (14). Daha az bir bölümüyse yayla çalınmaktadır. Bunlara da yaylı çalgı denmektedir. Çekme çalgıların telleri parmakla ya da çalgıç adı verilen bir araçla çekilir. Telleri çalgıçla çekilenlere çalgıçlı çalgı (mızraplı saz, tezeneli saz), parmakla çekilenlereyse çalgıçsız çekme çalgı (mızrapsız çekme saz) denir. Altay Türkleri çalgıçsız çalınan kopuzlarına çertme komus (22), onların Sibirya içlerinde yaşayan kuzey kolu olan Şor Türkleriyse şertpe komus derler (22). Burada çertme fiske vurma anlamındadır (22). Buradan yola çıkarak bu tür çalgılara kısaca çertme çalgı denebileceği kanısındayız.

Telli çalgı kavramının adında kullanılan tel sözünün kökeni üzerinde yakın yıllara dek durulmuyordu. Eyuboğlu 1988’de bu sözün Ermenice bir alıntı olduğunu ileri sürdü (12). Bläsing, Dankoff, Eren ile Nişanyan da Eyuboğlu’nun bu görüşünü benimsediler (4, 6, 10, 20). 2001 yılında yazdığımız bir yazıda bu savı sakıntıyla karşıladığımızı belirttik (30).

Räsänen’e göre Güney Sibirya’da konuşulan Türk dilceleri olan Teleütçe ile Şorcada kalay anlamına gelen tälängär ile Matırcada teneke anlamına gelen tältä sözleri Türkçe tel’den bozma olabilir (23, 30). Yine Räsänen’e göre Teleüt Türklerinin adı Moğolcada germek anlamına gelen tele eylem kökünün türevidir. Buna göre Moğolcada telngüd kirişin gerilmesi sonunda yayı büken ip anlamına gelmektedir (23, 30). Divan’da ok temreni üzerine sarılan sırıma tili dendiği belirtilmektedir (8). Clauson, bu sözün Türkçe dil- eylem kökünün eski biçimi olan til-‘in türevi olduğunu bildirmekte, ancak bugün kullandığımız tel sözüyle birleştirmemektedir (5). Çalgıbilimci Gazimihal’e göre tel sözünün eski biçimi til olup, dil anlamındaki til sözüne yeni bir anlam yüklenmesiyle ortaya çıkmıştır (15).

Çalgıçlı çalgıların büyük bir bölümü saplıdır. Bunlara saplı çalgıçlı çalgı denir. Daha az bir bölümüyse sapsız olup, genellikle yatırılarak çalınır. Bunlara yatık saz ya da kısaca yatuğan, yatuk adları verilir.

Çoğu saplı çalgıçlı çalgılar Farsçada, içerdikleri tel sayısına göre adlandırılır. İki telli olanlarına dutar, üç telli olanlarına setar, dört telli olanlarına çartar, altı telli olanlarına şeştar denir. Setara setare, sitar, sitare adları da verilir. Bunlardan dutar dütar biçiminde incelerek, öbürkülerse değişikliğe uğramaksızın dilimize girmişlerdir.

Bunların Türkçe kökten doğal karşılıkları sırasıyla ikitelli, üçtelli, dörttelli, altıtellidir. Bunlardan ikitelli sözü Anadolu’ya özgü 2 telli başka bir çalgının da adıdır (16). Bu çalgı Mısır ile Yunanistan’a da yayılmış, adı Rumcada kitelise dönüşmüştür (16). İkitelli sözü dilimizde çiftetelli denen oyunun adının eşanlamlısı olarak da kullanılmakta olup, İstanbul’da da şimdi örgün işleyim özeği durumuna gelen eski bir köyün adıdır (16).

Çartar ile şeştar sözleri dilimizde çarta, şeşta, şeşte biçimlerine de dönüşmüşlerdir (16) Bir de Osmanlıcada çeşta ya da çeşte denen bir çalgı adı vardır (16, 22). Bu çalgının adı Evliya Çelebi’de çeşda biçiminde geçmektedir (11, 16, 22). Gerek çalgıbilimciler, gerek geçmişbilimciler bu sözün kaynağını bulamamışlardır. Evliya Çelebi bunun beş telli bir çalgı olduğunu belirtmektedir. Ünlü çalgıbilimci Farmer bu çalgıya İran ile Irak’ta çaheşda dendiğini belirtmektedir (16). Tietze, Dankoff’un 1991 yılında yazdığı bir yazıya dayanarak bu sözün de şeştardan bozma olduğunu belirtmektedir (28). Bu sözün önceleri şeştar anlamında kullanıldığı, sonradansa beş telli başka bir çalgının adı olduğu, İran’a çaheşda biçiminde, bu yeni çalgının adı olarak döndüğü anlaşılmaktadır. Bugün artık kullanılmayan bu beş telli çalgının adının beştelli biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız.

6 telli başka bir çalgıya Farsçada şeşhane denmektedir (22). Bu söz dilimizde şişhaneye dönüşmüştür. Bu söz askerlikte namlusu 6 yivli tüfeği de tanımlamaktadır. Bu terimin hem askerlikteki, hem çalgıbilimdeki anlamları altıyivli biçiminde özleştirilebilir. Yiv sözü dilimizde bir yüzey üzerinde yer alan çizgi biçiminde girinti ya da çıkıntı anlamına gelmektedir (1). Burada çalgının telleri sapının üzerinde çizgi biçiminde çıkıntılar oluşturmaktadır.

Farsçada tel anlamına gelen tar sözü ayrıca iki karınlı bir telli çalgının da adıdır. Bu çalgı İran, Kafkasya, Kuzeydoğu Anadolu’da çalınır. Azerbaycan’ın ulusal çalgısıdır. Mısır Arapçasında tar sözü tef anlamındadır (17). Fas Arapçasındaysa darbukaya tariye denmektedir (3). Mısır tarının, Farsça tarın anlamı kaymış bir biçimi olabileceği, Fas tariyesininse Mısır tarından bozma olabileceği kanısındayız. Bir telli çalgı adı olarak tarın tellice biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız. Tar sözünün, özellikle Azerbaycan Türkçesinde çok köklü bir alıntı olduğunu yadsımadığımızı da belirtmek isteriz.

Saplı telli çalgıların önde gelenlerinden biri tamburdur. Arapça tanbûrdan bozmadır. Çıkardığı sese dayalı bir yansıma olduğu anlaşılmaktadır. Bu söz Farsçaya tunbûr biçiminde geçmiştir (23, 34). Bu çalgıya adını veren sesin Türkçe eşdeğeri tımbırtıdır. Buna dayanarak adını tımbır biçiminde özleştirdik (31).

Arapça tanbûr sözü Fransızcaya tambour (25), İtalyancaya tamburo biçiminde (34), davul anlamında geçmiştir. Çeşitli araçların davul biçimindeki bölümlerine de tambur denmektedir. Sözcüğün bu mırındışı anlamının Türkçesi kasnaktır (9, 31).

Ülkemizde tambur sözü adı geçen çalgının İstanbul’da geliştirilen en yetkin biçiminin de adıdır. Çalgının bu çeşidine fasıl tamburu da denmektedir. Mısırlılar çalgıya tanbûr-u kebîr-i türkî ya da kısaca tanbûr-u türkî demektedirler (16). Bu çalgı maden telli çalgıların yurdumuzdaki en gelişkin örneğidir (16).

Arapça tanbûr sözünün sonuna –e küçültme eki getirilerek oluşmuş olan tanbûre sözü Osmanlıcaya tambûre (24) biçiminde geçmiş, Türkçede tamburaya dönüşmüştür. Saplı çalgıçlı çalgı anlamındadır. Kazak Türkçesiyle Kırgızcada dombra biçiminde geçer (22). Kazak Türklerinin ulusal telli çalgısının adıdır. Bu söz Türk boyları aracılığıyla domra biçiminde Rusçaya, dombra biçiminde Moğolcaya da geçmiştir (22). Osmanlılarsa bu sözü Balkanlara yaymışlardır. Boşnaklar saplı çalgıçlı çalgılarına tambura, bunların küçük olanlarına tamburica demektedirler (16). Tamburica sözü Hırvatçada gitar görünümünde, mandolin sesli saplı çalgıçlı ulusal çalgıların genel adıdır (27, 34). Bunlardan oluşan çalgı takımlarına tamburika orkestrası denmektedir (27). Sırplar bu çalgılara tamburitza demektedirler (34).

Çalgıbilimci Gazimihal tambura sözünün Anadolu’da türetilip Mısır’da sonradan tanbûre biçiminde Arapçalaştığı kanısındadır (16). Räsänen ise Arapça tanbûre’nin Aramcaya dayandığını belirtmektedir (23). Yukarıda tambur sözünü tımbır biçiminde özleştirdiğimizi belirtmiştik. Bu anlayış içerisinde tambura da tımbıra olacaktır. Halk dilimizde bu anlamda dıngıra sözü kullanılmaktadır (7, 16). Bu da yine bu tür çalgıların çıkardığı sese dayalı bir yansımadır.

Tımbıranın Farsçası tunbûre (16), Çingenecesi yoğardır (16). Bu, yongar adlı Türk gitarının (22) adından bozmadır (16). Türkçeden bozma Çingenece yoğar sözü Rumca kaynaklara gioghari biçiminde girmiştir (16).

Gövdesi oyularak yapılmış, saplı çalgıçlı Türk halk çalgılarına genelde bağlama tamburası (Gazimihal bağlama tanburası diyor (16)) ya da kısaca bağlama (1) denmektedir. Bağlama sözünün, adı geçen çoluğun (familya) içinde yer alan çalgıların titrem (perde) bağlarının bulunmasına dayalı olduğu düşünülmektedir (16). Bir tımbıranın bu tür bağlar içermesineyse bağlama düzeni denmektedir (22). Kolca kopuz denen uzun saplı kopuzun koluna titrem bağı bağlandıktan sonra adının bağlamaya dönüştüğü bildirilmektedir (18). Gazimihal, bağlamak eyleminin Türkçede kapamak anlamına da geldiği, dolayısıyla adı geçen çalgıların göğsüne kapak takılmasını da simgeleyebileceği kanısındadır (16). Yine Gazimihal’e göre bir tımbıraya tel takma işlemine de Anadolu’da bağlama denmektedir (16). Gazimihal, Evliya Çelebi’nin bu çalgının adını anmamasına dayanarak bağlama sözünün 18. yy’den başlayarak kullanıldığı kanısındadır (16). Ögel ise buna katılmayarak, Çelebi’nin İstanbul’da çalınan çalgıların adlarını derlediğini, çalgının o dönemde de Anadolu’da bu ad altında kullanılıyor olabileceğini bildirmektedir (22).

Bağlama sözü dar anlamda üç çift telli saplı çalgıçlı bir Anadolu halk çalgısını tanımlamaktadır. Kökleşik sözlüklerimizde, sözcüğün bu anlamı ön düzlemdedir (1, 19). TDK’nin sözlüğünde bağlamanın geniş anlamının karşılığı olarak bağlama sözüne saz başlığı altında yer verilmiş (1), Dil Derneği’nin sözlüğündeyse bu anlama yer verilmemiştir (19).

Çalgı anlamına gelen saz sözü çalgı takımı, tımbıra, gövdesi oyularak yapılmış Türk halk tımbırası anlamında bağlama (bağlama sözünün geniş anlamı) anlamlarına da gelmektedir (1, 19). Bağlamanın geniş anlamı kökleşik sözlüklerimizde saz başlığı altında tanımlanmıştır (1, 19).

Çalgı anlamına gelen saz sözü kökleşik sözlüklerimize göre Farsça bir alıntıdır (1, 19, 24). Bir de kamış anlamına gelen bir saz sözü vardır. Bu sözün genellikle Türkçe olduğu düşünülmektedir (1, 24). Dil Derneği’nin sözlüğünde bu sözün de Farsça bir alıntı olduğu belirtilmiştir (19). Saz sözü Çağataycada bataklık anlamındadır (23). Räsänen bataklık anlamındaki saz sözüne yad köken göstermemekte, ancak kamış anlamındaki sazla da birleştirmemektedir (23). Eyuboğlu’na göreyse kamış anlamındaki saz, bataklık anlamındaki sazdan bozma olup Türkçedir; çalgı anlamındaki Farsça sazla karıştırılmaması gerekir (12). Gazimihal, çalgı anlamındaki sazın kamış anlamındaki Türkçe sazdan bozma olduğu kanısındadır (16). Biz çalgı anlamındaki sazın Farsça, kamış anlamındakinin Türkçe olduğu yolundaki genel kanıya katılıyoruz.

Başlıca bağlama çeşitleri baz bağlama, bulgarı, cura bağlama, meydan sazı, şarkı, yalağdır.

Baz bağlamaya kısaca baz adı da verilir. Bu söz doğan adlı kuşun Farsça adlarından biridir (10, 28, 32). Çalgının karnı doğana benzetildiği için bu adı aldığı anlaşılıyor. Kalın sesli bağlamadır. Buradan esinlenilerek kalın sesli gürdüdüğe de baz zurna denmiştir (15, 21). Kalın sesli gürdüdüğe kaba zurna da denmesinden esinlenilerek adı kaba bağlama biçiminde özleştirilebilir.

Bulgarı, Güney Anadolu’da Bolkar Dağları’na özgü bir bağlama çeşididir. Gazimihal tanbûr-u bulgarî adı altında Mısır’a dek yayıldığını belirtmektedir (14). Buradan, bu sözün tambûr-u bulgarîden bozma olduğu anlaşılmaktadır. Bulgarî biçimi de kullanılır. Adını, Bolkar Dağları’nın eski adı olan Bulgar Dağı’ndan almaktadır. Gazimihal, adı geçen dağın adını oraya eski çağlarda yerleşen Bulgar Türklerinden aldığı, bu çalgıyı da onların geliştirmiş oldukları kanısındadır (14). Adı bolkar bağlaması, bolkar tımbırı, bulgar bağlaması, bulgar tımbırı biçimlerinde özleştirilebilir.

İnce sesli kısa bağlamaya cura bağlama ya da kısaca cura denir. Farsçada curra erkek atmaca anlamına gelmektedir (10, 28, 32). Karnının erkek atmacaya benzetilmesinden ötürü bu adı almış olduğu düşünülebilir. Farsçada bir de herhangi bir küçük nesne anlamına gelen curra sözü vardır (26, 28). Nitemin anlamı buna da uymaktadır. Tietze cura bağlamanın yapısında bulunan cura sözünün Farsçada bir çalgı adı olan curradan (26) bozma olduğu kanısındadır (28); ancak Steingass’ta verilen bilgiden bunun ne tür bir çalgı olduğu anlaşılamamaktadır (26, 28, 32). Eren, bir çeşit bağlamanın adı olan cura sözünün kökeninin bilinmediğini belirterek Monchi-zadeh’nin Xurâsân adlı yapıtını kaynak göstermektedir (10, 32). İnce sesli gürdüdüğe de cura zurna denmektedir. Buradaki cura sözünün cura bağlamada geçen cura niteminden geldiği düşünülebilir. Ancak Eren, ele aldğı cura bağlamadaki cura’yı cura zurnadakiyle birleştirmemektedir (10). Tietze ise cura zurnanın curasını Arnavutça xhuraya bağlamakta, ancak Boretzky’e göre Arnavutça xhura’nın Türkçede kullanılan curadan bozma olduğunu belirtmektedir (28, 32).

Çalgıbilimci Gazimihal Türkçe çalgı adlarında geçen cura sözünün Divan’da şarkı anlamında geçen yır sözünün türevi olabileceğini belirtmektedir (15). Bu konuyu gürdüdüğü ele aldığımız yazımızda irdeleyerek Gazimihal’in yaklaşımının olabildiğince çok sayıda çalgı adını Türkçe kökene bağlama çabası olarak yorumlanabileceğini; ancak Eren ile Tietze’nin verdikleri bilgilerden de gerek Türkçede kullanılan cura, gerekse bunun Farsça eşdeğeri olan curra sözlerinin çeşitli anlamları arasındaki bağıntının karmaşık olduğunun anlaşıldığını belirtmiştik (32). Cura bağlamaya halk dilimizde tokur denmektedir (7, 16). Gazimihal, bu sözün çöğürden bozma olduğu kanısındadır (16). Cura bağlama sözü ince bağlama biçiminde de özleştirilebilir. Cura sözünün dilimizde kökleşmiş bir alıntı olduğunu belirtmekte de yarar görüyoruz.

Meydan sazı, bağlama çoluğundan çalgıların en büyüğüdür (16). Âşık sazı, divan sazı, on iki telli saz adlarıyla da anılır (16). Adı onikitelli, alan bağlaması, kurul bağlaması, on iki telli bağlama, ozan bağlaması biçimlerinde özleştirilebilir.

Şarkı 6 telli bir bağlama çeşididir. Gazimihal’ce 1940 yılında Gaziantep’te Mıstık Ağa adında bir çalgı yapımcısından derlenmiştir (16). Aksoy’un Gaziantep ağzı adlı yapıtıyla derleme sözlüğünde geçmemektedir (2, 7). Şarkı sözü Evliya Çelebi’de 4 telli bir çeşit Türkmen tımbırının adı olarak geçmektedir (22). Farmer bu tımbırın Mısır’da tanbûr-u şarkî adıyla anıldığını bildirmektedir (22). Şarkı sözünün buradan bozma olduğu anlaşılmaktadır. 6 telli bağlama anlamındaki şarkı doğu bağlaması, 4 telli Türkmen tımbırı anlamındaki şarkıysa doğu tımbırı biçiminde özleştirilebilir.

Yalağ yine Gazimihal’ce 1940 yılında Gaziantep’te Mıstık Ağa’dan 4 telli bağlama anlamında derlenmiştir (16). Bu söz de Aksoy’un Gaziantep ağzı adlı yapıtıyla derleme sözlüğünde geçmemektedir (2, 7).

Yukarıda ele aldığımız çalgılar (ikitelli, üçtelli, dörttelli, altıtelli, beştelli, altıyivli, tellice, tımbır, bağlama) dışında kalan başlıca tımbıra çeşitleri ağız tamburası, bozuk tamburası, cümbüş, cünbüş, gitar, ırızva, pandura, ravza, ud ile yeltemedir. Bunlardan gitar, pandurayla ud ayrı birer çalışmaya konu olması gereken tımbıra çoluklarıdır.

Ağız tamburası ağız boşluğunun devinimleriyle titreştirilerek çalınan bir telli çalgıdır (22, 36). Osmanlıca adı ağız tambûresidir (Evliya Çelebi’de ağız tanbûresi biçiminde geçiyor (11, 16, 22)). Farsça adı olan çeng-i dehen de Osmanlıcaya girmiştir. Almancası ağız davulu anlamına gelmek üzere Maultrommeldir (35). İngilizcesi Yahuda harpı anlamına gelmek üzere Jew’s harptır (24). Rusça adı vargandır (35).

Bu çalgı Orta Asya’da yaygın olarak kullanılır. Türkmenler gopiz, Özbekler çang kobız, Kazaklar şan kobız derler (22). Kırgızlar maden ağız tamburasına temir komus; Tuvalılar kamış ağız tamburasına huluzun komus, ağaç ağız tamburasınaysa ıyaç komus derler (22). Türkçe doğal karşılıkları ağız tımbırası ile ağız davuludur. Arapçadan bozma davul sözünün eski Türkçe biçimi kullanılarak ağız tüngürü de denebilir.

Bozuk tamburası (16) (Ahmet Vefik Paşa bozuk tanburası diyor (33)) kısaca bozuk olarak anılır. Düzeninin bozuk olmasına dayalı bir adlandırmadır. Rumcaya mpousouki, Arnavutçaya buzuk biçiminde geçmiş, Rumcadan Türkçeye buzuki biçiminde dönmüştür (16).

Eğlentilerde kullanılan, madenden yapılmış yalınç tımbıralara cümbüş adı verilmektedir (22). Farsça cünbüşten bozma cümbüş sözü eğlenti anlamına gelmektedir. Bu çalgının adı eğlendire biçiminde özleştirilebilir. Cümbüş sözünün Farsça özgün biçimi olan cünbüş sözü Babür’ün Vekayi adlı yapıtında o dönemde Babürlü İlhanlığı’nda kullanılan bir tımbıranın adı olarak geçmektedir (22). Eğlendirenin 2. anlamı bu düncel çalgının karşılığı olabilir.

Irızva Ali Rıza Yalgın’ca Güney Anadolu Türkmenlerinden derlenmiş, 4 burmalı, 3 telli bir tımbıradır (22). Rızva, karadüzen adlarıyla da anılır (22). Özergin ırızva, rızva sözlerinin Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği başka bir çalgının adı olan ravza sözünden (11, 16, 22) bozma olabileceği kanısındadır (22). Dolayısıyla bu çalgının Türkçe kökten adı karadüzendir. Evliya Çelebi’nin bu çalgıdan karadüzen adıyla, ravzadan ayrı bir çalgı olarak söz etmesi (11, 16, 22), Türkçe karadüzen sözünün, bu çalgının daha köklü, daha doğru bir adı olduğunu göstermektedir. Ögel, bu çalgının Anadolu Türkmenlerinin yanı sıra Balkanlardan Türkeli’ne dek çok geniş bir alanda kullanılmış olduğunu, adını düzeninden almış olabileceğini, bu terimin belirli bir çalgı türü olmaktan çok bağlama düzeniyle bozuk düzenden ayrı bir düzen olduğu anlaşılan karadüzene uyan çalgıların ortak adı olabileceğini belirtmektedir (22). Yalgın, Güney Anadolu’da büyük karadüzenlere baz ırızva, küçüklerineyse cura ırızva dendiğini belirtmektedir (16, 22). Bunların adları kaba karadüzen, ince karadüzen biçiminde özleştirilebilir.

Irızva sözünün kaynağı olduğu sanılan Arapça kökenli Osmanlıca ravza sözü bahçe (Lehce-i Osmanî’de bayındır bahçe (33); Kamus-ı Türkî’de suyuyla çimeni bol olan bahçe (13); Okyanus’ta ağaçlı, çiçekli bahçe (29); Redhouse’da bahçe (garden) (24)), cennet (24), çayır (24), yatır (24), yeşerek (vaha) (24) anlamlarına gelmektedir. Bu adlandırmadan, Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği ravza adlı çalgının (11, 16, 22) bahçelerde, çayırlarda, yeşil alanlarda çalınan bir çalgı olduğu anlaşılmaktadır. Adı çayır tımbırası biçiminde özleştirilebilir.

Yelteme sözü coşturucu anlamına gelmektedir. Dede Korkut Kitabı’nda geçen “yelteme çaldı” deyiminin “kopuzu coşturucu bir biçimde çaldı” anlamına mı geldiği, yoksa “yelteme adlı kopuzu çaldı” anlamına mı geldiği açık değildir (16, 22). Evliya Çelebi’deyse yelteme sözü bir çeşit tımbıra anlamındadır (11, 16, 22). Gazimihal, Evliya Çelebi’nin anlatımındaki anlam açıklığına dayanarak Dede Korkut’un yeltemesinin bir çeşit kopuz olması gerektiğini, bu sözün kolca kopuzun eşanlamlısı olabileceğini belirtmektedir (16). Bu anlatımlardan yelteme sözünün Dede Korkut döneminde bir çeşit kopuzun, Evliya Çelebi çağındaysa kopuz niteliğinde olmayıp, Akşemsettin torunu Hamdi Çelebi oğlu Şemsi Çelebi’ce geliştirilen 2 telli bir tımbıranın adı olduğu anlaşılmaktadır (11, 16, 22).

 

KAYNAKÇA

 

  1. Ağakay MA. Türkçe sözlük. 10. bası. TDK. Ankara, 2005.
  2. Aksoy ÖA. Gaziantep ağzı. TDK. İstanbul, 1945-1946.
  3. http://www.al-bab.com/arab/music/instruments.htm
  4. Bläsing U. Anmerkungen zum armenischen Lehnwortschatz im türkeitürkischen. Folia Orientalia 1992-1993; 79: 19-53.
  5. Clauson G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University Press. Oxford, 1972.
  6. Dankoff R. Armenian loanwords in Turkish. Harassowitz. Wiesbaden, 1995.
  7. Türkiye’de halk ağzından derleme sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-82.
  8. Divanü lûgat-it Türk dizini. TDK. Ankara, 1972.
  9. Ediger E, Dündar T, Güyagüler T. Madencilik terimleri kılavuzu. TDK. Ankara, 1979.
  10. Eren H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.
  11. Evliya Çelebi seyahatnamesi. 2. kitap. Çev. Danışman Z. Zuhuri Danışman Yayınevi. İstanbul, 1969.
  12. Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. Sosyal Yayınlar. İstanbul, 1988.
  13. Fraşerî ŞS. Kamus-ı Türkî. İstanbul, 1899.
  14. Gazimihal MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.
  15. Gazimihal MR. Türk nefesli (ötkü) çalgıları. Kültür Bak. Ankara, 1975.
  16. Gazimihal MR. Ülkelerde kopuz ve tezeneli sazlarımız. Kültür Bak. Ankara, 1975.
  17. Hanna H. Preservation of the endangered cultural assets of the traditional Egyptian storytellers heritage and its instruments and tools. http://curl.haxx.se/mail/lib-2007-06/0090.html , 11 Jun 2007.
  18. Kurt İ. Bağlama ve bağlama ailesinin tanımlanmasındaki sorunlar. http://www.turkuler.com/yazi/baglamavebaglama.asp
  19. Kutlu A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 2005.
  20. Nişanyan S. Sözlerin soyağacı. Çağdaş Türkçenin etimolojik sözlüğü. Adam. İstanbul, 2002.
  21. Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 8. 3. bası. Kültür Bak. Ankara, 2000.
  22. Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 9. 3. bası. Kültür Bak. Ankara, 2000.
  23. Räsänen M. Versuch eines etymologischen Wörterbuchs der Türksprachen. Lexica Societatis Fenno-Ugricae. Helsinki, 1969.
  24. Redhouse. Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 1999.
  25. Saraç T. Fransızca-Türkçe büyük sözlük. TDK. Ankara, 1976.
  26. Steingass F. A comprehensive Persian-English dictionary including the Arabic words and phrases to be met with in Persian literature. 3. ed. London, 1947.
  27. http://www.tamburica-cindrof.at/instrumente/deutsch/Bugarija.html
  28. Tietze A. Tarihi ve etimolojik Türkiye Türkçesi lugatı. Birinci cilt A-E. Österreichische Akademie der Wißenschaften. Simurg. İstanbul, 2002.
  29. Tuğlacı P. Okyanus 20. yüzyıl ansiklopedik Türkçe sözlük. Pars, 1971.
  30. Ülker S. Resimli anatomi sözlüğü adlı çeviri yapıtımızla Ülker tıp terimleri sözlüğünün Türk dilgibilim diline katkıları. Dirgerin Sesi 2001; 11: 10-18.
  31. Ülker S. Ülker tıp terimleri sözlüğü. Latince-Türkçe, Türkçe-Latince. Açıklamalı 3. bası. İstanbul, 2004.
  32. Ülker S. Zurnadan obuaya gürdüdük. Türk Dili Dergisi Mart-Nisan 2008; 21(125): 32-36.
  33. Ahmet Vefik Paşa. Lehce-i Osmanî. Haz. Toparlı R. TDK. Ankara, 2000.
  34. Webster’s third new international dictionary of the English language unabridged. Könemann. Cologne, 1993.
  35. http://de.wikipedia.org/wiki/Maultrommel , 10 Jul 2007.
  36. Yudahin K. Kırgız sözlüğü. Çev. Taymas AB. TDK. Ankara-İstanbul, 1945-1948.

Türk Dili Dergisi Mayıs-Haziran 2008; 21(126): 18-21