İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Tahsin Yücel’in Dili ile Yazıncılığı

Türkçeyle, Türk yazınıyla ilgilenip Tahsin Yücel’in yapıtlarını tanımamış kimse, yoktur. Bu denemede söz konusu yazarımızın dilsel anlayışını, yazınsal tutumunu ele almak istiyorum. (Yücel’in – çevirilerle – 130 dolayında yayımlanmış betiği, var. Ben, bunların şimdilik yirmisini okumuş olmakla birlikte; uzcunun bellibaşlı yapıtlarını devirip bunların iletilerini kavradığım düşüncesiyle kendimde eleştirmenlik “yetki”sini, buldum. Doğallıkla bu yazıdaki görüşler, büyük ölçüde kişisel/özneldir. Doğrusu deneme[cilik] bu anlama gelir.)

Tahsin Yücel’in dil bakımından en çok üstünde durulan yönü, kullandığı yeni sözcükler olagelmiştir. Demek Yücel, öz-Türkçeci olarak ün salmış. Peki, bu yargı, doğru mudur? Pek sayılmaz. Şundan ötürü: O, enikonu tutunmuş öz Türkçe sözcükler dışında azrak yeni sözcük kullanmıştır. Yazarın kişisel türetileriyse, yok gibidir. Nitekim Yücel, son genöyküsü olan Sonuncu’da – kendimin yaptığı sayıma göre − yaklaşık olarak % 80 oranında öz Türkçe öğeye yer vermiş. Ayrıca bütün yapıtlarında “ve” bağlacını, bol bol kullanmış. Bunlarsa, onu öz-Türkçeci değil; öz Türkçeye eğilimli ya da sıcak bakan bir yazıncı saymamız gerektiğini, gösterir. (Yücel’in Dil Devrimi ve Sonuçları-adlı yapıtında; dahası, kimi savyazılarında Türk özleştirmeciliğini savunmuş olması, bu gerçeği değiştirmez: Dilde önem taşıyan; kuramdan çok, “uygulama”dır. Günümüzde öz-Türkçeci sayılmak için yazı dilinde en azından % 95 öz Türkçe sözcük oranını, yakalayıp korumak gerekiyor.)

Tahsin Yücel, başka bir dil özelliği olarak yöresel atasözlerinden, deyimlerden, sözcüklerden… çok az yararlanmıştır. Bu yararlanmaysa, onun gençlik anlatılarından öteye geçmemiş. (Yücel, doğup büyüdüğü Elbistan’a özgü sayılabilecek birtakım dilsel kullanımları, örneğin ilk öykülerinde yansıtmakla yetinmiştir anlayacağınız.). Onun olgunluk ile yaşlılık ürünleri, “genel dil” üzerinde kuruludur. Bunuysa, erken yaşta İstanbul’da yerleşip Elbistan’dan kopmuş bulunmasıyla açıklamak, olanaklı. Ne olursa olsun; ben, bu denli çok yapıt kotarıp yayımlamış bir yazıncının yöresel dile – bir Yaşar Kemal ölçüsünde olmasa bile − daha çok yer vermesini, beklerdim.

Öbür yandan Tahsin Yücel, genelde dil yanlışlarından, özelde anlatım bozukluklarından büsbütün arınmış değildir. Demek onun örülerinde örneğin yazım yanlışlarından geçilmez. (Yazar, aşağı yukarı bütün Türk aydınları gibi kişisel yazımı, onamıştır. Üstelik onun yazımsal olarak Fransızcadan esinlendiği ya da etkilendiği, açıktır.). Ayrıca betiklerinde deyim yanlışları, gereksiz sözcükler (sözcük savurganlığı), tümleç eksikliği ib. gibi dilsel bozarlarla sık sık karşılaşılabiliyor. Bundan ötürü, anlatımının savrukça olduğu, söylenebilir. Oysa özdeş yazar, başka genöykücülerin, örneğin Orhan Pamuk’un dilini, kıyasıya yermiştir. Buysa, “karşıtlamlı”1 bir durum, yaratmış. Kısacası Yücel, kendi deyişiyle yandan-çarklı bir dil kullanmaktan kurtulamamıştır.

Tahsin Yücel’in yazıncılığına gelince; biçemini – yerinde kullandığı öz Türkçe sözcükler, ayrık tutulursa – beğenmediğim, okurca anlaşılmış olsa gerek. (Onda doğa betimlerine düşgelmenin çok güç olması, bendeki bu beğenmezliği pekiştirmiştir.). Ancak, yazın biçimden oluşma değildir. Demek bir de, içerik bileşenini, göz önüne almak gerekir. Bundan dolayı, Yücel’in onca çok betikte ne anlattığı ya da anlatmak istediği, sorulabilir. Ben, kendi payıma bu soruyu, şöyle yanıtlayabilirim: Yazarın izdemlerinden2 biri, belki en önemlisi, Türk aydınının ağlatısal yalnızlığıdır. Başka bir izdem olarak tüketim toplumu bireyinin açmazı; daha doğrusu çıkmazı, söz konusu edilebilir. Bunlar, kurmaca yapıtlarda, demek genöykülerde, öykülerde göze çarpar. Araştırma-inceleme ile/ya da deneme ulamına sokulabilecek betiklerdeyse Dil Devriminden yapısalcılığa, göstergebilimden yazınsal çözümlemeye varasıya türlü başlıklar altında bir yazıncının ekinsel birikimi, ortaya konmuştur. Doğallıkla Yücel, Fransız dili ile yazını bilmeni/uzmanı bir göstergebilimci olması nedeniyle çoğun Fransız yazarlarının yapıtlarına eğilmiş; yaşamı, bir “göstergeler dizgesi” olarak algılamıştır. Başkaca gerek budunbilimde, gerek dilbilimde, gerekse göstergebilimde yapısalcı yöntemi, benimsemiştir. Bu arada gündemdeki sorunlara hep uzmanlık alanı olan dil ile yazın açılarından yaklaşmış. Örneğin Sonuncu’da yaptığı gibi aşırmacılık olgusunu, yazınsallaştırmış.

Tahsin Yücel, gerçekten bir “alay” ile “yergi” ustasıdır. Bu konulardaki uzluğu, onun kurmaca yapıtlarına gerçekdışı bir kalık vermiş olsa da onların okur üzerindeki etkisini artırmıştır. Yazarın istediğiyse, tüm budur. Bundan ötürü, Yücel beni, değme betiğiyle dilsel olarak umut kırıklığına uğratırken; yazınsal olarak sarsalamakta. Kuşkusuz kendisi, ülkemizin yetiştirdiği sayılı gerçek aydından biridir. Üstelik onun Türk yazınına sağladığı katkı, yadsınamaz. Gelgelelim gönül, Türkçeye daha çok kulluk etmesini isterdi. Gene de, dili – uğraşıdaşlarınınkiyle3 karşılaştırıldığında – arı duru, doğru düzgün görünüyor. En azından dilkıyar/yozlaştırmacı olmadığı, söylenebilir. Evet, söz uçar; yazı kalır. Bir yazarı, yazdıklarıyla değerlendirmek gerektir; yoksa yaz(a)madıklarıyla değil. Yücel’inse bütün yapıtları, ortada. O, doğurgan bir yazar olarak yepyeni yapıtlar verecektir umarım. Ne ki, onun dilsel anlayışı ile yazınsal tutumu, bu yaştan sonra değişmeyeceğinden; olumlu ile olumsuz yanları, özdeş kalacaktır. Dahası – karşıdevrimciler, ne derlerse desinler – onun öz Türkçeye yakınlık duyması, bir artı sayılacak; gelecek kuşaklarca da okunmasını sağlayacaktır. Bence Tahsin Yücel, öz Türkçeye başvurduğu; bir de, yurdumuzun ekinsel sorunlarını, dile getirdiği ölçüde başarılıdır.

_____________________________

1 Os. paradoksal.

2 İzdem: Os. tema.

3 Onların yapıtlarındaki dilsel-yazınsal değer ile niteliği, saptamak üzere örneğin “çoksatarlar”a bakılabilir. Görünüm, hiç de içaçıcı bulunmayacaktır.