İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Tabldan Davula Tüngür III

Tüngür kavramının kapsamına girmeyen vurmalı çalgılar gong, kastanyet, kaşık, zil, zilli maşa, zilli teftir. Bu çalgılardan kaşık dışındakilerin adları Türkçe değildir. Gong, bir maden tokmakla çalınan, madenden yapılmış bir ağırşaktan oluşan bir çalgıdır. Gong sözü Malayca bir yansıma sözdür (50). Bu yansımanın Türkçedeki karşılığı danktır. Dolayısıyla adının dank biçiminde özleştirilmesi gerekir. Bu çalgının Çince adı çeng (4), Hintçe adı tamtamdır (50). Hintçe adı sözlüklerimize de girmiştir (1, 23). Bu söz Fransızcaya; tam-tam, tom-tom biçimlerinde İngilizceye de geçmiştir (50). İngilizcede daha çok tom-tom biçimi kullanılır. Gerek Hintçede, gerek batı dillerinde, yukarıda belirttiğimiz üzere domdom adlı tüngürün de adıdır (50). Gong sözü yumruk oyununda durma ya da başlama komutu veren bir aracın da adıdır. Terimin bu anlamının karşılığı yumruk oyunları terimleri sözlüğünde çan olarak verilmiştir (18). Dank sözünün bu anlam için de daha uygun bir karşılık olacağı kanısındayız.

Kastanyet, parmaklara takılan iki zilden oluşan bir çalgı olup, bu ziller biribirine vurularak çalınır. Sözcük, Fransızca castagnetteden bozmadır (1). Sözcüğün kökeni kestane anlamına gelen Latince castaneaya dayanır (50). Dilimizde çalpara adıyla anılır. Halk dilinde çarpana biçimi de görülür (6). Eren, Eyuboğlu ile Redhouse’a göre dört bölüm anlamına gelen Farsça çarpâreden bozmadır (10, 11, 30). Tietze’ye göreyse Türkçe çarparadan bozmadır (39). Ögel de, Tietze bu görüşünü belirttiği sözlüğünü yayımlamadan yıllarca önce bu çalgıdan çarpara biçiminde söz ediyordu (25). Tietze’nin görüşüne katılıyor, çalparayı Türkçe kökten bir söz olarak değerlendiriyoruz. Çalparanın kaynağı olan çarpara sözü de bu anlamda hem kimi kökleşik sözlüklerde (30), hem halk dilinde (6) yer almaktadır.

Redhouse ile Tuğlacı çağana, çağanak sözlerini de çalpara anlamında göstermektedirler (30, 40). Redhouse’a göre çağana Farsça bir alıntıdır; çağanak da onun bir başkantısıdır (30). Tuğlacı ise çağana sözünün Türkçe çağırmaktan geldiğini, çağanak’ınsa Farsça çeğaneden bozma olduğunu belirtmektedir (39). Çeğane sözü Farsçada kemençe demektir (37). Tietze adı geçen sözlere böyle bir anlam yüklememekte, çağana sözünün Farsça çeğane’den bozma olduğunu, bu sözün daha çok çeng-ü çağana ya da çalgı çağana deyimlerinde kullanıldığını belirtmektedir (39). Türkçe sözlükte çengüçegane çalgılı eğlenti demektir (1). Çeng-ü çeğane Farsçada zille kemençe anlamına gelmektedir. Bu deyim dilimizde çeng-i çağana üzerinden çalgı çağanak’a dönüşmüştür (1). “Çalgılı, neşeli, gürültülü bir biçimde” anlamına gelmektedir (1). Eski kaynaklarda çağnamak haykırmak anlamındadır (37). Çağanak sözünün bu eylemin türevi olduğu anlaşılmaktadır. Halk dilimizde çağanak sözü çalgı anlamında da kullanılmaktadır (33). Bu verilerden zille kemençe anlamına gelen Farsça çeng-ü çeğane’nin Türkçede çalgıyla haykırış anlamına gelen Türkçe çalgı çağanak’a dönüştüğü anlaşılmaktadır. Kısacası çağana Farsça çeğane’den bozmadır. Çağanaksa Türkçe çağnamanın türevidir; ancak ikisi de çalpara anlamı taşımaz.

Ağaçtan yapılmış çalparaya şakşak denmektedir (6, 35). Bu söz genel dilde hokkabazların ellerinde şaklattıkları ağaç maşanın adı olan bir yansıma sözdür (1, 23). Sözcüğün çalgıbilimsel anlamı Redhouse’ca bir çeşit büyük çalpara olarak tanımlanmıştır (30). Derleme sözlüğüyle Steuerwald ise sözcüğün bu anlamına ağaçtan yapıldığını belirterek açıklık getirmişlerdir. Ağaç çalpara sözü şakşak sözünün çalgıbilimsel anlamının doğal bir eşanlamlısıdır. Kuzeybatı Kafkas’ta eskiden kullanılan bir çeşit şakşak incir ağacından yapılmış, ağızları kürek biçiminde 12 puldan oluşmaktaydı. Bu pullar, saplarından geçirilen bir iple biribirilerine tutturulmuştu. Çalgı, el çırpma sesine benzer bir ses vermekteydi. Bu çalgıya Abazacada ayinkaga (32), Çerkezcede faç’ıç (32), Karaçay-Malkar Türkçesinde hars kalak (22, 38), Osetçede kartsganak (32) denmektedir. Karaçaycada hars el çırpma anlamındadır. Bu söz, Divan’da kars biçiminde geçmektedir (7). Clauson’a göre yansımadır (4). Türkçeden Farsçaya bir çeşit giysi anlamında geçen bu söz, Doerfer’e göre Çince bir alıntıdır (8). Kalak sözüyse Karaçaycayla Kumukçada kürek anlamındadır (29, 38). Räsänen’e göre Türkçedir (29). Bu verilerden Karaçayca hars kalağın hars küreği anlamına geldiği, Osetçe kartsganak’ın da ondan bozma olduğu anlaşılmaktadır. Türkçe şakşak sözünün bu çalgıyı çok güzel tanımladığı kanısındayız. Bugün bu çalgı yerine biribirine ya da bir ağaç sıraya vurulan iki tahta kullanılmaktadır. Özleyin bu ilkel çalgının, yukarıda tanımladığımız düncel çalgının kaynağı olduğu bildirilmektedir (32). Çalgının bu yalınç biçimleri de Kuzeybatı Kafkas dillerinde yukarıda verdiğimiz adlarla anılmaktadır (32, 38). Türkiye’de yaşayan Karaçay göçmenleri Türkiye Türkçesi konuşurken, hars kalak sözünü hars tahtası biçiminde çevirerek kullanırlar (Yalova Çiftlikköy’den kişisel derleme).

Büyük bir maden çanak biçimindeki çalgıya dilimizde zil denmektedir. İki zilin biribirine vurulmasıyla çalınır. Bunun dışında zil sözü çalgıbilimde çalpara teki, zilli tefin pulları, zilli maşaya takılan küçük eklentileri de tanımlamaktadır. Genel dildeyse çalmak üzere kurulmuş düzeneği tanımlamaktadır. Zilin çalgıbilimsel anlamları Farsçada çeng sözüyle karşılanmaktadır (4). Bu söz ayrıca eğrikopuz (harp) , kopuz (ud) anlamlarına da gelmektedir (4, 45). Farsça çeng sözü eğrikopuzla zil anlamlarında sanc biçiminde Arapçaya da geçmiştir (26). Farsçada zile zeng de denmektedir (37). Gerek çeng, gerek zeng sözleri Osmanlıcaya da girmiştir (30).

Çalgıbilimsel anlamda zilin Yunanca adı kymbalondur (50). Bu söz Latincede cymbalum, İtalyancada cembalo, İngilizcede cymbal olmuştur (50). İtalyanca cembalo ayrıca klavsen, tatlıyatuk (santur) anlamlarına da gelmektedir (46). Zile Almancada çanak anlamına gelmek üzere Becken denmektedir (35). Gazimihal, bu çalgıya Almancada eskiden türk çanağı (o türk sahanı diyor) anlamına gelmek üzere türkischer Teller (Teller özleyin tabak demektir. Burada çanak sözü daha uygun bir karşılıktır) dendiğini belirtmektedir (13). Bu, adı geçen çalgının tuğ (mehter) takımlarından batıya geçtiğini göstermektedir. Batı dillerinde çalgı çoğul olarak anılmaktadır. Örneğin İngilizcede cymbals, Almancada türkische Teller denmektedir (13). Almanca Becken hem tekil, hem çoğul olduğundan değişmemektedir. Bu, biribirine vurularak çalınan iki zilin iki bölümlü tek bir çalgı olduğunu vurgulamaya dayalı bir yaklaşımdır.

Zil sözü Eyuboğlu’na göre çıngırak anlamına gelen Farsça zel sözünden bozmadır (11). Zel de Sanskritçede zil anlamına gelen jalliden bozmadır (11). Ahmet Vefik Paşa’ya göre de Farsça bir alıntıdır (14, 48). Gazimihal’e göre Farsçada araç anlamına gelen zir (13) sözünden bozma olabileceği gibi yansıma da olabilir (14). Bizce bu söz yansıma olsa dahi Türkçenin yapısına uygun bir yansıma değildir. Çünkü Türkçede zil sesi zır biçiminde yansıtılır.

Eski Türkçede çang biçiminde geçen (4, 10) çan sözüyle Farsçada zil, Çincede dank anlamına gelen çeng sözleri arasındaki ses benzerliği, bu sözler arasında bir kökteşlik aranmasına yol açmıştır (4). Clauson’a göre bunların hepsi birer yansımadır; ancak Karahanlı Türkçesinde zil anlamında kullanılan çang sözü kesinlikle Farsça çeng’den bozmadır (4). Eren, bugün kullandığımız anlamdaki çan sözünün Türkçe olduğunu belirtmiş, bu sözü zil anlamına gelen çeng ile birleştirmemiştir (10). Räsänen’e göreyse çan, Farsça çeng’den bozmadır (29). Bu veriler ışığında çanı Türkçe, çeng’i Farsça sayıyoruz.

Halk dilimizde büyük zile (maden çanak) çarpana denmektedir (6). Bu söz çalpara, zilli maşa, zilli tef anlamlarına da gelmektedir (6). Kısacası bütün zilli çalgıların ortak adıdır. Bu sözün, zilin genel dilde çalmak için kurulmuş düzenek anlamını da başarılı bir biçimde karşılayabileceği kanısındayız.

Halk dilimizde küçük zile tıkır denmektedir (6). Küçük zille çalparayı oluşturan iki zilden her biri, zilli maşaya takılan zillerden her biri, zilli tefe takılan pullardan her birini anlıyoruz. Kısacası tıkır başlı başına bir çalgı olmayıp, çeşitli zilli çalgıların zil niteliğindeki bölümlerinin adıdır. Zil sözünün genel dilimizle uyumlu, köklü bir alıntı olduğunu yadsımadığımızı da belirtmek isteriz.

Zilli maşa, bir maşaya takılmış tıkırlardan oluşan bir çalgıdır. Farsçadan bozma maşanın karşılığı tutaçtır (24, 28, 40, 47). Dolayısıyla bu terim tıkırlı tutaç biçiminde özleştirilebilir. Yukarıda belirttiğimiz üzere bu çalgıya halk dilimizde çarpana da denmektedir (6).

Zilli tef, üzerine pullar takılı dumrudur (25). Pullu tef olarak da bilinir (25). Pullu dumru, tıkırlı dumru biçimlerinde özleştirilebilir. Yukarıda belirttiğimiz üzere bu çalgıya halk dilimizde çarpana da denmektedir (6). Tef ziline tef pulu da denmektedir. Farsça adı zeng-i deftir (25, 37). Eski kaynaklarda adı dumru pulu biçiminde geçmektedir (37). Bu, tef pulunun karşılığıdır. Tef zilinin karşılığı olarak dumru tıkırı sözü de ikinci bir seçenek olarak sunulabilir.

KAYNAKÇA

1)Ağakay MA. Türkçe sözlük. 10. bası. TDK. Ankara, 2005.
2)http://al-bab.com/arab/music/instruments.htm
3)Caferoğlu A. Eski Uygur Türkçesi sözlüğü. TDK. İstanbul, 1968.
4)Clauson G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University Press. Oxfor, 1972.
5)http://www.dragandautovski.com.mk/instr.htm
6)Türkiye’de halk ağzından derleme sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-82.
7)Divanü lûgat-it Türk dizini. TDK. Ankara, 1972.
8)Doerfer G. Türkische und mongolische Elemente im neupersichen. Wiesbaden, 1963-67.
9)Ediger E, Dündar T, Güyagüler T. Madencilik terimleri kılavuzu. TDK. Ankara, 1979.
10)Eren H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.
11)Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. İstanbul, 1991.
12)Gafarov S. Müzik enstrümanlarında totemleşme olgusu ve Türklerin gözdesi düz flütü. http://muzikbilim.com/4e_2005/gafarov_s.html
13)Gazimihal MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.
14)Gazimihal MR. Türk vurmalı çalgıları (Türk depki çalgıları). Kültür Bak. Ankara, 1975.
15)Gazimihal MR. Ülkelerde kopuz ve tezeneli çalgılarımız. Kültür Bak. Ankara, 1975.
16)Gazimihal MR. Türk nefesli (ötkü) çalgıları. Kültür Bak. Ankara, 1975.
17)Hanna H. Preservation of the endangered cultural assets of the traditional Egyptian storytellers heritage and its instruments and tools. http://curl.haxx.se/mail/lib-2007-06/0090.html , 11 Jun 2007.
18)Işıtman N. Yumrukoyunu terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1968.
19)Kakuk Z, Baski İ. Kasantatarisches Wörterverzeichnis Aufgrund der Sammlung von Ignác Kúnos. TDK. Ankara, 1999.
20)Karahasanoğlu Ata S. http://www.turkuler.com/thm/mey.asp
21)Kerkay E. Hungarian folk instruments. Part one. http://www.passiondiscs.co.uk/articles/hungarian_folk_instruments1.htm
22)Ketencoğlu M. Kuzey Kafkasya. Bölgesel müzikal genellemeler. Röportajlar/Yazılar. http://www.muammerketencoglu.com/roportajlar.php?id=yaz21
23)Kutlu A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 2005.
24)Orta öğretim terimleri kılavuzu. TDK. Ankara, 1963.
25)Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 8. 3. bası. Kültür Bak. Ankara, 2000.
26)Ögel S. Türk kültür tarihine giriş 9. 3. bası. Kültür Bak. Ankara, 2000.
27)Özkan Melaşvili A. Gürcüstan. İstanbul, 1968.
28)Öztürk O, Yörükoğlu A, Gülmezoğlu E, Örs Y, Özdemir E, Göçen E. Hekimlik terimleri kılavuzu. 2. bası. TDK. Ankara, 1980.
29)Räsänen M. Versuch eines etymologischen Wörterbuchs der Türksprachen. Lexica Societatis Fenno-Ugricae. Helsinki, 1969.
30)Redhouse. Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 1999.
31)Saraç T. Fransızca-Türkçe büyük sözlük. TDK. Ankara, 1976.
32)Sıj Erdoğan R. Çerkes müziği ve çalgıları. http://www.grupyorum.net/tavir/goruntu.php?makale_id=723&Formtavir_Sorting=2…
33)Türkiye’de halk ağzından söz derleme dergisi. TDK. İstanbul, 1939-42.
34)Steingass F. A comprehensive Persian-English dictionary including the Arabic words and phrases to be met with in Persian literature. 3. ed. London, 1947.
35)Steuerwald K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.
36)Süleymanoğlu Yenisoy H. Tarih boyunca Slav-Türk dil ilişkileri. TDK. Ankara, 1998.
37)XIII. yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-77.
38)Tavkul U. Karaçay-Malkar Türkçesi sözlüğü. TDK. Ankara, 2000.
39)Tietze A. Tarihi ve etimolojik Türkiye Türkçesi lugatı. Birinci cilt A-E. Österreichische Akademie der Wißenschaften. Simurg. İstanbul, 2002.
40)Tuğlacı P. Okyanus 20. yüzyıl ansikopedik Türkçe sözlük. Pars, 1971.
41)Tuncay F, Karatzas A. Türkçe-Yunanca sözlük. Doğu Dil ve Kültürleri Merkezi. Atina, 2000.
42)Ülker S. Flüt mü kaval mı? Türk Dili Dergisi Kasım-Aralık 2007; 21(123): 19-25.
43)Ülker S. Zurnadan obuaya gürdüdük. Türk Dili Dergisi Mart-Nisan 2008; 21(125): 32-36.
44)Ülker S. Tımbırdayan tellerin dili. Türk Dili Dergisi Mayıs-Haziran 2008; 21 (126): 18-21.
45)Ülker S. Kubuzdan lavtaya kopuz. Türk Dili Dergisi Kasım-Aralık 2008; 22 (129): 22-24.
46)Ülker S. Psalterion’dan santura yatuğan. Türk Dili Dergisi Mart-Nisan 2009; 22 (131): 24-26.
47)Ülker S. Ülker tıp terimleri sözlüğü. Latince-Türkçe, Türkçe-Latince. 4. bası. İstanbul, 2009.
48)Ahmet Vefik Paşa. Lehce-i Osmanî. Haz. Toparlı R. TDK. Ankara, 2000.
49)http://www.virtualmuseum.ca/Exhibitions/Instruments/Anglais/IIadb_c_txt03_en.html
50)Webster’s third new international dictionary of the English language unabrdiged. Könemann. Cologne, 1993.
51)http://en.wikipedia.org/wiki/Music_of_Serbia , 21 Jan 2008.
52)http://tr.wikipedia.org/wiki/Bendir , 16 Haziran 2007.

Türk Dili Dergisi Kasım – Aralık 2009; 23 (135): 26 – 28