İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Tabldan Davula Tüngür II

Gövdesi kasnak yerine kazandan oluşan tüngürlere kazanlı tüngür denmektedir (25). Bunlara Almancada Keßelpauke (35), İngilizcede kettledrum (50) denir. Bunların bir bölümü iki kazanlıdır. Bunlara da çift kazanlı tüngür denir (25). Bunun adı ikizkazan tüngür biçiminde özleştirilebilir. Fransızcada kazanlı tüngür anlamına gelen timbale sözü timbal biçiminde dilimize de girmiştir (1, 13, 23). Bu söz Orta Fransızca tamballedan bozmadır. Orta Fransızca tamballe İspanyolca atabaldan, o da Arapçada tüngür anlamına gelen et tabldan bozmadır (50). Gazimihal, bu sözün çoğulu olan timbalesin Fransızcada ikizkazan tüngür anlamında kullanıldığını belirtmektedir (13). Farsça nakare sözü Arapçaya ikizkazan tüngür, Çağataycayaysa kazanlı tüngür anlamında geçmiştir (25). Osmanlılar bu sözü daha çok ikizkazan tüngür anlamında kullanmışlardır. Kökleşik sözlüklerimizde daha çok nakkare biçiminde yer alan bu sözün özgün biçimi olan nakare de Osmanlıcada kullanılmıştır (30).

Büyük kazanlı tüngürlere kös denir (25). Bu söz Farsça kûstan bozmadır (1, 25, 30). Sözcüğün Farsça özgün biçimi de Osmanlıcada kullanılmıştır (30). Yukarıda bu çalgının kasnaklı eşdeğerine Türkiye Türkçesiyle Kırım Türkçesinde balaban dendiğini belirtmiş, bu sözün Farsçada tüngür anlamına gelen bâlâbândan mı bozma olduğu, yoksa Türkçeden mi Farsçaya geçtiğinin tartışmalı bir konu olduğunu belirtmiştik.

Balaban sözü Azerbaycan ile Türkeli’nde oda düdüğü (mey) adı verilen yumuşak sesli gürdüdüğün (zurna) adıdır (43). 1435’te ölen ünlü Türk çalgıbilimcisi Meragalı Abdülkadir İbni Gaibî Farsça yapıtında bu çalgının Farsça adlarını nayçe-i bâlâbân ile nay-ı bâlâbân olarak vermiştir (16, 20, 43). Bâlâbân Farsçada yüksek sesli anlamına gelmekte, bir çalgıbilim terimi olarak tüngür anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu söz tüngür eşliğinde çalınan ney ya da neyçe anlamlarına gelmektedir (43). Oda düdüğü anlamındaki balabana balaman da deniyor (25, 43). Sözcüğün bu biçimi Doğu Anadolu’da da kullanılıyor (6). İlk bakışta bunların, Meragalı Abdülkadir’in nayçe-i bâlâbân’ı ile nay-ı bâlâbân’ından bozma oldukları izlenimi uyanıyor. Balabanla balaman sözleri iri, büyük, şişman, gürbüz anlamlarına da geliyorlar. Balaban ayrıca atmaca, doğan anlamlarına da geliyor. Tietze ile Räsänen’e göre balaban sözünün Türkiye Türkçesindeki bütün anlamları Farsça bâlâbân’dan bozma (29, 39, 43). Balaman sözünün Türkçede yavru anlamına gelen bala sözüyle olan ses, anlam yakınlığını ayrıca düşündürücü bulduğumuzu gürdüdük konusunda yazdığımız yazıda belirtmiştik. Büyük tüngür anlamındaki balabanın Türkçe mi Farsça mı olduğu konusundaki tartışmanın ayrıntılarını yukarıda tüngür anlamındaki baraban sözünü irdelerken sunmuş olduğumuzdan burada yinelemeyeceğiz.

Kösün Arapçasını İbni Batuta büyük tüngür anlamına gelmek üzere tabl-el kebîr olarak vermiştir (25). İbni

Batuta bu çalgıyı İlhanlı sarayında tanımıştır (25).

Eski Türkçede köse küvrüg denmekteydi (4, 7, 25). Bu söz Türkçeden Moğolcaya kö’ürge biçiminde geçmiştir (25). İlhanlılar çağında Moğolcadan Farsçaya köhürge biçiminde geçmiştir (25). İlhanlı hakanlık kösüne köhürge-i hassa denmekteydi (25). Tuğlacı, eski Türkçe küvrüg’ün bugünkü biçimini köbürge olarak vermiştir (40). Sözcüğün en uygun Türkçe karşılığının bu olduğu kanısındayız. Özleyin kıllardan oluşan sancak anlamına gelen tuğ sözü Karahanlılarca hakanlık tüngürü ya da köbürgesi anlamında da kullanılmıştır (7, 25).

Tuğ (Mehter) takımlarıyla tekkelerde çalınan bir çeşit küçük ikizkazan tüngüre kudüm denmektedir (1). Bu, Arapça kudûmdan bozmadır. Sözcük Osmanlıcaya kudum biçiminde de girmiştir (30). Bir de geliş anlamına gelen bir Arapça kökenli Osmanlıca kudum sözü vardır. Redhouse bunu, bir çalgı adı olan kudumdan ayırmıştır; ancak kudüm denen çalgının, gelen konukları karşılama törenlerinde çalınması dolayısıyla bu adı almış olabileceğini düşünüyoruz. Bu törenlere Osmanlıcada kudumiye denmekteydi (30). Kudümün adının ikizkazan tüngürcük biçiminde özleştirilebileceğini düşünüyoruz.

Koltuk tüngürü Kafkas’ta koltuğa kıstırılarak çalınan iki ağızlı bir tüngür çeşididir. Genel dilde haykırış anlamına gelen Arapça nara sözü bu çalgının Azerbaycan’daki adıdır. Gürcücede davuldan bozma doli adıyla anılır (27). Çeçencede gaval adıyla çalınır (22). Bu söz Azerbaycan’da tef anlamında kullanılır (12, 42). Oradan geçtiği anlaşılmaktadır.

Tamtam, dilimizde Afrika yerlilerinin çaldığı tüngür anlamındadır (1, 23). Dilimize Fransızcadan geçmiştir. Fransızcada elle çalınan tüngür anlamındadır (31). Kökeni Hintçeye dayanır. Hintçede iki ağzı ortasından dar olan uzun bir tüngürün adıdır (50). İngilizcede tam-tam biçimi bulunmakla birlikte daha çok tom-tom biçiminde Hintçedeki özgün anlamında kullanılır (50). Ayrıca daha çok gong adıyla bilinen tokmaklı zilin de adıdır (1, 23). Tamtam sözünün Hintçe bir yansıma olduğu anlaşılmaktadır. Bu yüzden olsa gerek sözlüklerimizde yad kökenli olduğu belirtilmemiştir (1, 23). Yansıma sözler de dillere göre değişmektedir. Nitekim tamtam biçimi İngilizcenin yapısına pek uygun bulunmamış olmalı ki tom-tom biçimine dönüşmüştür. Bu yansımanın Türkçenin yapısına uygun biçimi domdomdur. Nitekim halk dilimizde domdom tüngür anlamındadır (6). Üstokul (Lise) öğrencisiyken sıraların üzerine elimizle vurarak tüngür çalardık. Sınıf arkadaşlarımız okulu bitirdikten on yıl sonra buluşmamız konusunda sözleştiğimiz bir belgeye bizden domdomcu diye söz eden tümceler yazmışlardı. Bu sözü kimseden öğrenmemişlerdi; ancak Türkçenin yapısı onlara bu sözü söyletmişti. Dolayısıyla Hintçe tamtamın Türkçe doğal karşılığının domdom olduğu kanısındayız.

Bir ağzı açık, ince kasnaklı tüngüre tef denmektedir. Genellikle üzerine pul ya da zil takılarak şıkırdatılır. Eski Türklerin tüngür adını verdikleri şaman davulu da özleyin tef biçiminde bir çalgıydı (25); ancak kökleşik tüngürler gibi tokmakla çalınıyordu. Tef sözü Farsça deften bozmadır (1). Def biçimi de dilimizde kullanılmaktadır. Tefin Arapçası dairedir. Bu söz de dilimize bu anlamda dayra biçiminde girmiştir (39). İspanyolcada, çöğür adlı telli çalgının, kökü Yunanca pandoura’ya dayanan adından bozma pandero adıyla anılır (13). Bu söz Fas Arapçasına bendir biçiminde geçmiştir (52). Bu bendir sözü de 1980 sonrasında dilimize girmiştir (52). Dilimizde, özellikle karagöz oyununda tef anlamında kullanılan pandili sözü de Yunanca pandoura’dan bozma Rumca bir alıntıdır (30).

Mısır Arapçasında tefe Farsça bir alıntı olan defin yanı sıra rik ile tar adları da verilir (17). Bunların arasında ince ayrımlar da vardır. Mısır’ın varsıl bir tef ekincine iye olduğu anlaşılmaktadır. Buradaki tar sözünün Farsçada tel anlamına gelen tardan bozma olabileceği kanısındayız (43).

Fransızcada tefe tambourin denmektedir (31, 50). Yukarıda bu sözün Fransızcada tımbırdak anlamına geldiğini de görmüştük. Yukarıda da belirttiğimiz üzere bu söz Arapça tanbûrdan bozmadır (50). Tımbırdağa tambourin diyen İngilizler tef anlamındaki tamburini tambourine biçiminde yazarak ayırırlar (50). Fransızlar tefe bask tüngürü anlamına gelmek üzere tambour de basque da derler (50). İtalyanlar da tamburo basko derler (13).Tefin eski Türkçe adı tümrügdür (4, 25). Atalay bu sözü günümüz Türkçesine dümrük biçiminde aktarmıştır (7). Bu söz Anadolu’da dumru biçimini almıştır (25, 37). Erzurum-Kars yöremizle Azerbaycan’da tefe gaval denmektedir (6, 12). Bu söz kavaldan bozma olup, adı geçen çalgının bir ağzının açık oluşunu betimlemektedir (42). Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu söz Çeçenceye koltuk tüngürü anlamında geçmiştir (22).

Tefin en uygun Türkçe karşılığının dumru olduğu kanısındayız. Atalay’ın Divan çevirisinde sunduğu dümrük de ikinci bir seçenek olabilir. Azerbaycan’da kullanılan gaval sözünden esinlenerek kaval tüngür sözünü de üçüncü bir seçenek olarak öneriyoruz. Bu, kaval tüfek, kaval düdük gibi, adı geçen oluşumların içlerinin boş olduğunu anlatan örneklerle uyumlu bir öneridir.

İki özel sopayla çalınan küçük tüngüre trampet denmektedir (23). Bu, genellikle çalgı takımlarında kucağa asılarak çalınır. Boru takımları gibi trampet takımları vardır. Tuğ (Mehter) takımlarında bu çalgı vardı. Ögel tuğ takımlarında kullanılan bu çalgıdan davulcuk, kucak davulu olarak söz etmektedir (25). Gazimihal, batılıların eskiden trampete türk tüngürü dediklerini belirtmektedir (13). Tanzimat döneminde bu tüngür, İtalyanca adı olan tamburo biçiminde anılmaya başlamıştır (13). Arapçada tımbır anlamına gelen tanbûr sözünden bozma olan tamburo sözü İtalyancada geniş anlamda tüngür, dar anlamdaysa trampet anlamındadır (13). Bu sözün Fransızca eşdeğeri olan tambour da hem tüngür, hem trampet anlamındadır (31). İngilizcedeyse trampete side drum, snare drum denmektedir (50). Tanzimat döneminde trampete tamburo, boruya trombetta denmiş, ancak kısa bir süre sonra asker trombettaya boru, tamburoya tranpeta demeye başlamış, tranpeta da dönem içerisinde trampete dönüşmüştür (13). Gazimihal trampet sözünün, trampet takımlarının topluca çaldıkları bu çalgının çıkardığı sesin yansıması olduğu kanısındadır (13). Trampet takımlarının boru takımlarıyla birlikte bulunması bu yansıma sözü boru anlamındaki trombetta’ya yaklaştırmıştır (13). Gazimihal’in bu yaklaşımının etkisiyle olsa gerek, Tuğlacı trampet sözüne yad köken göstermemiştir (40). Kökleşik sözlüklerimizdeyse Fransızca boru anlamına gelen trompette sözünden bozma olduğu belirtilmektedir (1).

Halk dilimizde trampete lepirdek denmektedir (6, 14). Denizli’den derlenmiş bir veridir. Trampet sözünün yapıca Türkçe sayılamayacağı kanısındayız. Trompet sözüyle ilişkisi açıktır. Bir çalgı adının anlamının kayması, alıntılarda çokça görülen bir durumdur. Farsçada tüngür anlamına gelen bâlâbân Türkçede oda düdüğü anlamına gelen balabana, Arapçada tımbır anlamına gelen tanbûr İtalyancada tüngür anlamına gelen tamburoya, Latincede çöğür anlamına gelen pandura İspanyolcada tef anlamına gelen panderoya, Farsçada tel anlamına gelen tar Mısır Arapçasında tef anlamına gelen tara dönüşmüştür. Dolayısıyla trompet sözünün anlamı da kayarak trampete dönüşmüş olması Türkçe sayılmasını gerektirmez.

Öte yandan trampet sözüyle İngilizce ile Felemenkçede tüngür anlamına gelen drum, Almancada yine tüngür anlamına gelen Trommel sözleri arasındaki ses yakınlığı da ilginçtir. Webster’e göre bu sözler olasılıkla yansımadır (50). Dolayısıyla İtalyanca trombetta’nın, anlamı da kayarak trampete dönüşmesinde bu çalgının çıkardığı sesin etkisinin de yadsınamayacağı açıktır.

Trampetin en uygun karşılığının halk dilimizde kullanılan bir yansıma söz olan lepirdek olduğu kanısındayız. Çalgının düncel adları olan kucak davuluyla davulcuğun kucak tüngürü ile tüngürcük biçiminde lepirdeğin eşanlamlıları olarak sunulmasından yanayız (Sürecek).

 

Türk Dili Dergisi Eylül – Ekim 2009; 23 (134): 31 – 33