İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Tabldan Davula Tüngür I

Davul sözü geniş anlamda kasnaklı vurmalı çalgıların genel adıdır. Dar anlamdaysa geniş kasnaklı, kazansız vurmalı çalgıdır. En geniş anlamıylaysa davul sözü bateri, davul takımı sözlerinin eşanlamlısı olarak vurmalı çalgı takımı anlamındadır. Davul sözünün genellikle Arapça tabl sözünden bozma olduğu kabul edilir (1). Dilimizde oldukça eski bir alıntıdır. Divan’da tovıl biçiminde geçer (7). Çalgıbilimci Gazimihal bu sözün önceleri doğan avında kullanılan davul anlamında kullanıldığını, toğan sözünün kökü olan toğ- kökünün türevi olabileceğini, toğ sözünün önce toğıla, ardından tovıl üzerinden davula döndüğünü ileri sürmektedir (14). Bu, olabildiğince çok sayıda çalgı adını Türkçe köke bağlama çabası gibi gözükmektedir; ancak davul sözünün dilimizde köklü bir alıntı olduğunu yadsımadığımızı da belirtmek isteriz. Davul sözü Türkçe üzerinden ntaouli biçiminde Rumcaya (41), adaul biçiminde Abazacaya (32), doli biçiminde Gürcüceye (27) geçmiştir. Rumcayla Abazacada davul (32, 41), Gürcücede koltuk davulu (27) anlamındadır.

Eski Türkler şaman davuluna tüngür derlerdi (3, 29). Bu söz Altay Türklerince bugün de kullanılmaktadır (29). Bugün Altay Türkleri davula ayrıca çaluu da diyorlar (14). Bu söz tokmak anlamında da kullanılıyor (25). Radloff tüngür sözünün Moğolca bir alıntı olduğunu ileri sürmüştür (25). Ögel bu görüşe karşı çıkmakta, bu sözün, Moğolların gizli geçmişinde geçmediğini, Türkçedeyse tüngürdemek diye bir eylemin bulunduğunu bildirmektedir (25). Ögel bu sözü Anadolu’da tımbıra anlamında kullanılan dıngıra (6, 15, 26, 44) sözüyle de birleştirmektedir (25). Räsänen de Türkçe tüngür sözüne yad köken göstermemektedir (29). Bu verilerden bu sözün, davulun çıkardığı sese dayalı bir Türkçe yansıma olduğu anlaşılmaktadır.

Tüngürün dilimizdeki başka bir karşılığı barabandır. Bu söz Tatarca, Başkurtça ile Kırgızcada kullanılıyor. Rusça, Bulgarca, Sırpça gibi İslav dillerine de geçmiştir (20). Çuvaşçadaki biçimi parappandır (25). Bu sözü, yine tüngür anlamına gelen Farsça bâlâbân sözüyle birleştiren kaynaklar varsa da bu görüş genel kabul görmüş değildir. Farsça bâlâbân sözünün Türkiye Türkçesiyle Kırım Türkçesindeki eşseslisi olan balaban sözü büyük tüngür anlamına gelmektedir. Eyuboğlu, Räsänen ile Tietze balaban sözünü Farsça bir alıntı olarak sunmakla birlikte bu sözü baraban sözüyle birleştirmemişler, sözlüklerinde baraban sözüne yer vermemişlerdir (11, 29, 39). Redhouse ile Ahmet Vefik Paşa ise Türkçe balabanın bâlâbân biçiminde Farsçaya, baraban biçiminde Rusçaya geçtiğini savunmuşlardır (30, 48). Doerfer’in bu söze Farsçadaki Türkçe alıntılar arasında yer vermemesi bu görüşe katılmadığını göstermektedir (8).

Baraban sözünü Türkiye Türkçesinin sözlüğüne sokan Tuğlacı olmuş, o da balabanı Farsça bir alıntı olarak göstermesine karşın bunu barabanla birleştirmemiş, baraban sözüneyse Türkçe dışında bir kaynak göstermemiştir (40). Baraban sözünün eski Türkçe kaynaklarda yer almaması, balaban sözüyle arasındaki ses benzerliği bunun Farsça bir alıntı olabileceğini düşündüren verilerdir. Balaban sözünün yalnızca Türkiye ile Kırım’da büyük davul anlamında kullanılması, baraban sözünün Rusçanın yanı sıra Güney İslav dillerinde de yer alması böyle bir geçişin açıklanmasını güçleştirmektedir.

İslavcadan Türkçeye geçiş üzerindeyse pek durulmamıştır. Süleymanoğlu Yenisoy, Tatarcadaki İslavca alıntılar arasında baraban sözüne yer vermemektedir (36). Kazan Türkçesinin, Kúnos’un derlemelerine dayalı olarak Kakuk ile Baski eliyle düzenlenen söz dizininde baraban sözü yad bir kökene bağlanmamaktadır (19). Görüldüğü üzere genellikle Farsça bir alıntı olarak görülen balaban sözünün dahi Farsçaya Türkçeden geçtiği yolunda görüşler vardır.

Tüngürün Yunanca adı tympanondur (50). Bu söz yatırılarak çalınan sapsız telli çalgıyı tanımlayan yatuğan anlamına da gelir. Bu söz dumban biçiminde dilimize de tüngür anlamında geçmiştir (39). Bu, tüngürün vurmalı çalgı takımı anlamını taşımaz. Latinceye de tympanum biçiminde geçmiştir (50). Latince tympanum sözü dirgerlik dilinde cavitas tympanica adını taşıyan bir oluşumun eşanlamlısı olan bir dilgibilim (anatomi) terimidir. Adı geçen oluşumun karşılığı kulak tüngürüdür (47). Dirgerlik dilinde vurma sesinin tüngür sesi gibi ötmesi durumuna tympanicitas, bağırsaklarda ya da karın boşluğunda uçut (gaz) bulunmasına bağlı olarak karnın tüngür gibi şişmesi durumuna tympanites denir. Bunların karşılıkları sırasıyla tüngürsellik ile tüngürlemedir (47).Tympanites’in Osmanlıcası tabliyettir (47).

Tüngürün Fransızca adı tambour, İtalyancası tamburodur (50). İkisi de tımbır anlamına gelen Arapça tanbûr sözünden bozmadır. Fransızcada çeşitli araçların tüngür biçimindeki bölümlerine de tambour denmektedir (31). Sözcüğün bu anlamı tambur biçiminde Türkçeye de geçmiştir. Türkçesi kasnaktır (9, 44, 47).

Kasnaklı vurmalı çalgı anlamında tüngüre Almancada Trommel, İngilizcede drum denmektedir. Geniş kasnaklı vurmalı çalgı anlamında tüngüreyse Almancada Pauke denmektedir. Bu kavramın İngilizcede özgül bir adı yoktur. Çeşitli araçların tüngür biçiminde bölümü anlamında kasnağın Almancası Trommel, İngilizcesi drumdır (9).

Tüngüre Bulgarcada tupan (49), Makedoncayla Sırpçada tapan (5, 51) denmektedir. Gazimihal tapan sözünün Balkan Türklerince de tüngür anlamında kullanıldığını belirtmekte, bu sözü Anadolu’da yuvak anlamında kullanılan tapanla birleştirmektedir (14). Toprak sürgüsü anlamındaki tapan sözüne sözlüğünde yer veren Eren, kendisi Vidin doğumlu olmasına karşın bu sözü Bulgarca tupanla birleştirmemiştir (10). Bulgarca tupanın Yunanca tympanon’dan bozma olabileceğini, Makedonca ile Sırpça tapanınsa Bulgarca tupandan bozma olabileceğini düşünüyoruz. Derleme sözlüğünde davul anlamında tapan sözü geçmemektedir (6). Süleymanoğlu Yenisoy, tupan sözüne Türkçedeki İslavca alıntılar arasında yer vermemiştir (36).

Tüngüre Macarcada dob denmektedir (21). Gazimihal bu sözü Türkçe top sözüyle birleştirmekte, bunların yansıma olduğu kanısında olduğunu belirtmektedir (14). Macarca dob ile davul, tabl sözleri arasındaki ses yakınlığını da ilginç buluyoruz.

Vurmalı çalgı takımı anlamındaki tüngürün en bilinen adı bateridir. Davul takımı olarak da anılır. Bateri sözü Fransızca batterieden bozmadır. Almancası Schlagzeug, İngilizcesi battery, İtalyancası batteriadır. Gazimihal vurmalı çalgı anlamında depki çalgısı demeyi yeğlemektedir (14).

Geniş kasnaklı, kazansız vurmalı çalgı anlamındaki tüngürün kaba, cura, yassı olmak üzere 3 çeşidi vardır (14, 25). Kaba tüngüre meydan davulu da denir (25). Bu, alan tüngürü biçiminde özleştirilebilir. Geniş kasnaklı küçük tüngüre cura davul denir. Cura sözü çeşitli çalgıların küçük çeşitlerinin adlandırılmasında kullanılmaktadır. Sözcüğün Farsçada küçük nesne anlamına gelen curradan (34, 39) ya da erkek atmaca anlamına gelen Farsça curradan (10, 39) bozma olduğu sanılmaktadır (43, 44). Tietze cura zurna sözünde geçen curanın Arnavutça xhuradan bozma olduğunu ileri sürmüş (39), ancak Boretzky’e göre bu sözün Arnavutçaya Türkçeden geçtiğini belirtmiştir (39, 43, 44). Eren cura bağlamada geçen curanın kökeninin bilinmediğini Monchi-zadeh’nin Xurâsân adlı yapıtını kaynak göstererek belirtmiştir (10). Gazimihal cura zurnada geçen curanın Türkçede şarkı anlamına gelen yır sözünün türevi olabileceğini belirtmiştir (16). Bu konuyu gürdüdüğü ele aldığımız yazımızda irdeleyerek Gazimihal’in yaklaşımının olabildiğince çok sayıda çalgı adını Türkçe kökene bağlama çabası olarak yorumlanabileceğini; ancak Eren ile Tietze’nin verdikleri bilgilerden de gerek Türkçede kullanılan cura, gerekse bunun Farsça eşdeğeri olan curra sözlerinin çeşitli anlamları arasındaki bağıntının karmaşık olduğunun anlaşıldığını belirtmiştik (43). Bu çalgının Türkçe doğal karşılığı küçük tüngürdür.

Kasnaklı vurmalı çalgı anlamında tüngürün başlıca çeşitleri dümbelek, kazanlı tüngür, koltuk tüngürü, tamtam, tef, trampettir. Çanak biçiminde, tek ağızlı küçük tüngürlere dümbelek denmektedir (23). Bu söz Farsça tablekten bozmadır (25, 39). Farsça tablek de Arapça tabl sözünün sonuna –ek küçültme eki getirilerek oluşturulmuştur. Nitekim, çalgının Arapça adı da küçük davul anlamına gelen tabl-ı sagîrdir (25). Dümbelek sözü eski kaynaklarda deblek (25, 37), deplek (25, 37), dümbek (25, 30); halk dilinde debildek ile depildek (6, 25) biçimlerinde de geçmektedir. Kimi kaynaklar dümbeleğin Farsça özgün biçimini dûnbek (1) ya da dünbek (11, 30) olarak vermektedir. Dümbelek sözü ister tablekten, ister dünbekten bozma olsun, dümbek biçimi üzerinden dönüşmüş olmalıdır. Dümbek sözünün Türkçede Çağataycaya dek izlenmesi (25), dûnbeğin, Farsça tableğin Türkçe üzerinden Farsçaya dönen bir biçimi olabileceğini de düşündürmektedir; ancak Doerfer Farsçadaki Türkçe alıntılar arasında bu söze yer vermemiştir (8). Gerek eski kaynaklarda, gerek halk dilinde geçen öbür biçimler Ögel’e göre Türklerin Farsça tableği Türkçe tepmek eylemiyle kaynaştırmaları sonucu oluşmuştur (25). Tietze Meninski’yi kaynak göstererek Farsça tablek’in Türkçede ilk aldığı biçimin deblek olup dümbek, dümbelek biçimlerinin bunun başkantıları olduğunu belirtmekte, dünbek biçiminde Farsça bir sözden de söz etmemektedir (39).

Dümbeleğe Fransızca ile İngilizcede tambourin denmektedir (40, 50). Bu söz tüngür anlamına gelen Fransızca tambourdan bozmadır (50). O da tımbır anlamına gelen Arapça tanbûrdan bozmadır. Tambourin sözü Fransızcada tef anlamına da gelmektedir (31, 50). İngilizcedeyse tef anlamına gelen tamburin sözü tambourine biçiminde yazılarak dümbelek anlamına gelen tambourin’den ayrılmaktadır (50). Buradan yola çıkarak dümbeleğin adının tımbırdak biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız. Dümbelek sözünün genel dilimizle uyumlu, köklü bir alıntı olduğunu yadsımadığımızı da belirtmek isteriz.

Gövdesi boğumlu bir çeşit Arap tımbırdağına darbuka denmektedir (23). Bu çalgıya Fas Arapçasında tariye denmektedir (2). Bu sözün, Mısır Arapçasında tef anlamına gelen tar sözünden, onun da Farsçada tel anlamına gelen tar sözünden bozma olduğu kanısındayız (44). Almancada darbukaya Handtrommel denmektedir (35). Bunun çevirisi olan el tüngürünün, bu çalgının dilimizdeki doğal karşılığı olduğu kanısındayız (Sürecek).

 

Türk Dili Dergisi Temmuz – Ağustos 2009; 23 (133): 31 – 33