• Şapkasız Çıkmam Ağbi!

    Oktay DOĞANGÜN tarafından 22 Temmuz 2009 gününde yazıldı.

    Her ne kadar İstanbul ağzına göre telafuz yapsak da yazı dilinden konuşmaya ince ayrılıklar olduğu bilinir. Nitekim ilk zamanlarda Türkiye Türkçesiniŋ, okunduğu gibi yazılan ve yazıldığı gibi okunan bir dil olması istenmiştir. Soŋraları öyle olmaktan yâzmıştır ama o kadar da çok uzaklaşmamıştır.

    Okunuş ve yazışıŋ birebir olmaktan sapmasınıŋ eŋ büyük örŋeği, şapkanıŋ kullanımınıŋ kısıtlanmasıdır. Evet, kısıtlanması… TDK yazım kuralları kılavuzunda hiçbir zaman şapka tamâmen kalkmış değildi. Ama TDK kendince bir mantık yaratmış. Diyor ki, eğer sözcüğüŋ şapkasızı farklı bir sözcüğe deŋk geliyorsa şapka konulur. Ama değilse şapka konulmazmış! Demeli, Halam hâlâ buradayken hâlini soramayacakmışım ama halini sorabilirmişim!

    Şapkanıŋ sadece karıştırılmayacak durumlarda kullanılması bir tutarsızlıktır. Çünkü diyelim, aynı yazılan yeŋi bir sözcük dile katıldığında (bu sözcük yeŋi bir türetim de olabilir, diriltme ya da derleme de olabilir) bu kez tüm eski yazılanlar yaŋlış yazım olacak ve bu alışkanlığıŋ da o ândan başlayarak kırılması gerekecek. Ama bunlarıŋ tümünü bir yana bırakalım, bugün artık yeŋi kuşak şapkanıŋ kalktığını sanıyor, ya da zaten hiçbir zaman öğrenmedi!

    *

    Türkiye Türkçesinde ayrıca hiçbir dönem okunduğu gibi yazılmamış sözcükler de bulunur. Örŋeğin, var olmak yazarız ama /vaar olmak/ okuruz. Oysa vardır derken /a/ kısa söylenir.

    Türk dillerinde birincil uzun ünlüler vardır. Birincil olması, onlarıŋ Ana Türkçede bulunduğu aŋlamında gelir (soŋradan olma değildir). Ancak ne yazık ki her Türk dilinde korunmamıştır. Bugün kurallı olarak uzunlukları koruyan sadece Türkmence, Halaçça ve Yakutça kalmıştır. Ayrıca Çuvaşçada uzun ünlülerin izleri açıkça barınır. Ama özünde bu kadar değil: Türkiye ve Azerbaycan Türkçelerinde de birincil uzun ünlüler korunmuştur!

    Türkiye Türkçesinde kurallı olarak uzun ünlüler ardındaki sessizi yumuşatır (yumuşatılabilirse!). Örŋeğin, ad (isim) sözcüğü Eski Türkçedeki aat sözcüğünden gelir, Oysa at (beygir) sözcüğü kısa olduğu için yumuşamamıştır. Aynı biçimde od (ateş) sözcüğü de oot sözcüğünden gelir, oysa ot (bitki) kısa olup sert kalmıştır. Hattâ oda sözcüğü ootag (çadır, oda) sözcüğünden, o da oota- (ateş yakmak) ve soŋunda oot sözcüğünden gelir. Demeli; oda, ateş yakılıp içinde yaşanılan çadırdır. öc, öd, ödemek, yadırgamak, ard (artmak değil), ağarmak (aakarmak, ak olmak), çağırmak (çaakır-), … Örŋekler sürer gider.

    Uzun ünlü içeren sözcüklerden biri de var sözcüğüdür (varmak değil, o kısa ünlülü). Eski Türkçede baar- sözcüğünden gelir, sık görülen /b-/ ‘den /v-/’ye olan dönüşümle… Demek ki Türkçedeki birincil uzun ünlüler, var olmak deyiminde korunmuştur. Bundan başka sanırım yâd (yabancı) < yaat sözcüğünde korunur, tabî yaŋlış işitmiyorsam.

    ŋ
yukarı çık