Perdeden Tuşa Dokunak I

Farsça perde sözünün çalgıbilimde çeşitli anlamları vardır. Terimin ana anlamı sesin yükseklik ya da alçaklık derecesidir. Terimin bu anlamı bugün daha çok dilimize Fransızca üzerinden giren ton sözüyle (1) dile getirilmektedir. Fransızca ton Latincede gerim anlamına gelen tonustan, o da Yunanca tonostan bozmadır (40). Sözcüğün Sanskritçe biçiminin tana olması (40) Hint-Avrupa dillerinin ortak bir verisi olabileceğini düşündürmektedir. Sözcük Almancada Ton (3), İngilizcede tone (40) biçiminde kullanılmaktadır.

Ton sözü TDK’nin yazın terimleri sözlüğünde sesin söze, dizeye kattığı değişik duyguyla anlam değeri olarak tanımlanmış, karşılığı ayrınç olarak verilmiştir (7). Ton sözü önkbilimde (kromatik) bir rengin koyuluk ya da açıklık derecesini tanımlamaktadır. Türkçe ayrınç sözünün, tonun bu anlamının da uygun bir karşılığı olduğunu Türkçe renk adları konusunda dergimizde yazdığımız bir yazımızda belirtmiştik (31). Ton sözünün sesbilimsel anlamının karşılığı TDK’ce 1978 yılında yayımlanan özleştirme kılavuzunda titrem olarak verilmiştir (18). Bu söz daha sonra bu anlamda çeşitli sözlüklere girmiştir (10, 36, 38, 39). Dil Derneği’nin yazın terimleri sözlüğüyle Göğüş’ün anlatım terimleri sözlüğünde tonun sesle ilgili bütün anlamları titrem sözüyle karşılanmış, ayrınç sözüne yer verilmemiştir (8, 9). Dolayısıyla ayrınç sözü artık önkbilimle sınırlı bir terimdir.

Bir ağırlık birimini tanımlayan ton sözü Fransızca tonnedan bozma ayrı bir sözcüktür (1). Fransızca tonne da fıçı anlamına gelen Orta Latince tonna ya da tunnadan bozmadır (3, 27, 40). Sözlüğümüzde halk dilimizde fıçı anlamında kullanılan batlak sözünü ağırlık birimi anlamındaki tonun karşılığı olarak önermiştik (36).

Perde sözü çalgıbilimde titrem dışında kimi bakır üflemeli çalgıların titremini değiştiren döner supapları; ağaç üflemeli çalgıların, üzerine parmakla basılınca her biri değişik titremde ses çıkaran delikleri; telli çalgıların titrem aralıklarını gösteren bağları; klavyeli çalgıların, dokunulunca, her biri değişik titremde ses çıkaran birimlerini tanımlar.

Kimi bakır üflemeli çalgıların titremini değiştiren döner supap anlamındaki perdeye Almancada, supap anlamına gelmek üzere Ventil (21); İngilizcede valve ya da ventil (40) denir. Bu tür bakır üflemeli çalgılara perdeli bakır üflemeli çalgı denir. Kimi bakır üflemeli çalgılarınsa titremi inip kalkan bir piston aracılığıyla değişir. Bunlara da pistonlu bakır üflemeli çalgı denir. Fransızcadan bozma supap sözünün karşılıkları kapaç (4, 13, 28, 36) ile devrilir kapaktır (28, 36). Fransızca pistonun karşılığıysa tokaçtır (13). Dolayısıyla bu çalgıların adları kapaçlı bakır üflemeli çalgı ile tokaçlı bakır üflemeli çalgı biçiminde özleştirilmelidir. Nitekim bakır üflemeli çalgıları ele aldığımız yazımızda bu anlamdaki perdeden kapaç, pistondan tokaç olarak söz etmiştik (33).

Ağaç üflemeli çalgıların, her biri değişik titremde ses çıkaran deliklerini tanımlayan perdeye perde deliği de denir. Bu kavrama Almancada hava deliği anlamına gelmek üzere Luftloch (21), İngilizcede vent (40) denir. Türkçe doğal karşılığı titrem deliğidir.

Telli çalgıların titrem aralıklarını gösteren bağ anlamındaki perdeye perde bağı da denir. Bağlama adlı telli çalgının adı perde bağları içermesine dayalıdır (34). Bu çalgı, perde bağı olmayan kolca kopuza perde bağları bağlanmasıyla ortaya çıkmıştır (34). Perde bağına Almancada Bund (21), İngilizcede fret (40) denir. Türkçe doğal karşılığı titrem bağıdır. Nitekim telli çalgıları ele aldığımız yazımızda bu anlamdaki perdeden titrem bağı olarak söz etmiştik (34).

Klavyeli çalgıların, her biri değişik titremde ses çıkaran birimlerini tanımlayan perdeye tuş da denir. Bu, Fransızca touchetan bozmadır (1). Fransızca touche sözü dokunmak anlamına gelen toucher eyleminin türevidir (20). Fransızca toucher de Latin halk dilinde vurmak anlamına gelen toccare eyleminden bozmadır (40). Bu kavramın Almancası Taste (21), İngilizcesi açgıç (anahtar) anlamına gelen keydir (40).

Gazimihal, tuş sözünü dokunak (5, 11), diş (5, 20, 21) sözleriyle karşılamıştır. Mıhçıoğlu ise dokunaç demiştir (14); ancak bu söz kimi omurgasızların başında bulunup, dokunmaya yarayan oynar uzantıyı tanımlayan tentakülün karşılığıdır (16, 36). Dolayısıyla Gazimihal’in önerilerini uygun buluyoruz.

Tuş sözü boyamda fırça vuruş biçimi anlamına gelmektedir (20). Tuğlacı, bu anlamının karşılığını çalış biçiminde vermiştir (27). Kılıç oyununda kılıcın ucunun yarıştaşa değmesini tanımlar (1, 12). Tayla, bu anlamının karşılığını dürtüş biçiminde vermiştir (25). Güreşte sırtın yere gelmesini ya da getirilmesini tanımlar (12). Bu anlamının doğal karşılıkları sırtını yere getirme, sırtı yere gelmedir.

Bir çalgının ya da başka bir aracın bir dizi dokunaktan oluşan bölümüne klavye denir. Bu söz Fransızca clavierden bozmadır (1). Fransızca clavier Latincede açgıç (anahtar) anlamına gelen clavisten bozmadır (40). Klavyeye Almancada Klaviatur ya da Tastatur denir (5, 21). İkincisi daha çok yazıncak (daktilo), bilgisayar gibi çalgıdışı araçlarda kullanılır (21). Fransızcada clavier’nin yanı sıra claviature de denir (5). Bu söz genellikle yalnızca org adı verilen çalgıda kullanılır (5). İngilizcede claviature ya da açgıç tahtası anlamına gelmek üzere keyboard denir (40).

Gazimihal, klavyenin karşılığı olarak dokunaklık, elçin, perdelik sözlerini önermiştir (14). Mıhçıoğlu ise dizilem denmesini önermiştir (14). Farsça perde sözünü içeren perdelik sözünden kesinlikle kaçınılması gerektiğini düşünüyor, Mıhçıoğlu’nun önerisini benimsiyoruz.

Perde sözü genel dilde pencereye ya da bir açıklığın önüne gerilen örtü anlamındadır. Gazimihal’e göre perde sözü Farsçada makam anlamındadır. Öbür anlamlarını Türkçede yüklenmiştir. Genel dildeki anlamını da bakır üflemeli çalgı kapacı anlamındaki perdeden değişmeceli olarak yüklenmiştir (5). Genel dildeki perdenin Türkçe kökten karşılıkları gergi (1, 22, 23, 36), dutuk (23, 36), kaplav (22, 36), tutuktur (22, 23, 36). Perde sözü genel dilde ayrıca iki boşluğu biribirinden ayıran oluşumları tanımlayan bölme anlamına da gelir. Görmükteyse (Tiyatro) bir görmük yapıtının bölümünü tanımlar (9, 15).

Dokunaklardan oluşan dizilemi olan çalgılara dizilemli çalgı ya da dokunaklı çalgı denir. Dizilemli çalgılar körüklü, telli, borulu ya da üflemeli olabilirler. Körüklü çalgılar akordeon genel adıyla anılır. Başlıca telli dizilemli çalgılar klavikord, klavsen ile piyanodur. Borulu dizilemli çalgıya org denir. Üflemeli dizilemli çalgıya da ağız usulu (melodika) denir. Bunu üflemeli çalgılar arasında ele almıştık.

Geniş anlamda körüklü çalgıların genel adı olan akordeon, dar anlamda körüklü çalgıların en gelişkin ölçünlü biçiminin adıdır. Akordeon sözü Fransızca accordéondan bozmadır (1). Sözlüklerimize akordiyon biçiminde de girmiştir (1). Almanca adı gemici piyanosu anlamına gelmek üzere Schifferklavierdir (21). Körüklü çalgı anlamındaki akordeona Almancada Handzuginstrument de denir (43).

Türklerin düncel telli çalgısının adı olan kopuz sözünün türevleri bugün çeşitli Türk boylarınca akordeon anlamında kullanılmaktadır. Türklüğün en önemli çalgısı olan kopuza burada çalgı anlamı yüklenmektedir. Gazimihal, kopuz denen çalgının ortadan kalkacağı çağlarda kopuz adının çalgı anlamında yaşamasının doğal olduğunu belirtmektedir. Karaçay-Malkar Türkçesinde yalınç bir körüklü çalgı olan mızıkaya tüz kobuz denirken akordeona ters kobuz denir (24). Radloff, Güney Sibirya’da yaşayan Teleüt Türklerinin akordeona kat komus dediklerini bildirmiştir (17). Ögel’e göre buradaki kat sözü körüğün katlı oluşunu simgeliyor olabilir (17). Gazimihal, akordeona Kafkas’ta kâğıt kopuz dendiğini bildirmektedir (6).

Bu veriler ışığında akordeona körüklü kopuz denebileceği kanısındayız. Almanca Schifferklavier’in çevirisi olan gemici piyanosu da gemici usulu biçiminde özleştirilerek ikinci bir seçenek olarak sunulabilir. Piyanonun Türkçesi olarak sunduğumuz usul sözünü aşağıda piyanoyu ele alırken açıklayacağız. Akordeonun geniş anlamının doğal karşılığının körüklü çalgı olduğu açıktır. Gemici usuluyla körüklü kopuz bu sözün eşanlamlıları olacaktır.

Akordeon sözü dirgerlik dilinde bir sargı bezinin körük gibi katlanmasıyla oluşturulan burun baskurutunu (tampon) tanımlayan akordeon sisteminde geçmektedir. Karşılığı sözlüğümüzde körük dizgesi olarak verilmiştir (36). Körüklü kopuz çoluğunun ana çalgısı olan körüklü kopuz dışında kalan başlıca körüklü çalgı çeşitleri bandoneon, el armonikası, garmon ile konsertinadır.

İtalyanca armonicadan bozma armonika sözü en geniş anlamıyla körüklü çalgı demektir. Daha dar anlamda, körüklü çalgıların anası olan körüklü kopuzu tanımlar. En dar anlamdaysa el armonikasını tanımlar. Bu kavram Almancada Harmonika ya da Ziehharmonika (21), Fransızca ile İngilizcede harmonica (40) biçiminde adlandırılır. Sözcüğün anlamı ülkelere göre de değişir. Örneğin Almanca Harmonika sözü Almanya’da el armonikası, Avusturya’da körüklü kopuz anlamında kullanılır (41). İtalyanca armonica uyum anlamına gelen armonianın türevi olup, o da Latince harmoniadan bozmadır (40). Dilimizde armonik biçiminde de söylenir. Almanca Ziehharmonika sözü körüklü armonika anlamında olup, adı geçen çalgıyı Mundharmonika denen ağız kopuzundan ayırmak için kullanılır.

El armonikası yalınç bir körüklü çalgıdır. Dokunakları körük açılırken başka, kapanırken başka ses çıkarırlar. Yani almaşık seslidir (wechseltönig). Almancada bu çalgıya Handharmonika denir (21). Bu, yine çalgıyı ağız kopuzu anlamına gelen Mundharmonika’dan ayırmaya yönelik bir adlandırmadır.

El armonikasına dilimizde mızıka da denir. Bu, mırın (müzik) anlamına gelen İtalyanca musicadan bozmadır (1). Mızıka sözü dilimizde çalgı, çalgı takımı anlamlarında da kullanılır. Kırgızlar bu çalgıya kol zurnası, kimi Türk boylarıysa el zurnası derler (6). Körüklü kopuza ters kobuz diyen Karaçay-Malkar Türkleri bu çalgıya tüz kobuz derler (24). Türkçe doğal karşılığı el kopuzudur. Küçük el kopuzuna bandoneon denir. Bandonyon biçiminde de yazılabilir. Alman Heinrich Band eliyle geliştirilmiştir (42). Adını ondan alır. Almanca özgün adı Bandoniondur (42). İspanyolcaya bandoneón biçiminde geçmiştir (40). Bandoneon biçimi buradan bozmadır (40). İngilizcede her iki biçim de kullanılır (40). Adı el kopuzcuğu biçiminde özleştirilebilir. Daha çok Güney Amerika’da kullanılır.

Garmon, Rusya’nın Tula kentinde geliştirilen bir körüklü kopuz çeşididir. Bu yüzden tula akordeonu olarak da anılır (41). Rusya’dan eski sovyet cumhuriyetlerine de yayılmıştır. Avrasya halk ezgilerinin çalınmasına elverişli, tok sesli bir körüklü kopuzdur. Dokunakları serttir. Yarım sesleri vermeyen yalınç biçimlerinin yanı sıra bunları da veren gelişkin biçimleri de vardır. Garmon sözü Almanca Harmonadan bozma Rusça bir sözdür (41). Rusya’nın en ünlü garmon yapınağı (fabrika) Tataristan’ın başkenti Kazan’dadır. Buna dayanarak adının kazan körüklü kopuzu biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız (Sürecek).

 

Türk Dili Dergisi Ocak – Şubat 2010; 23 (136): 34 – 36