• Turfan Yazmalarını Okuma Çalışması

    Gökbey ULUÇ tarafından 5 Ağustos 2009 günü yazıldı.

    Türkistan’ıñ Turfan ilinde, 20. yüzyılın başlarında yapılan kazılarda, yüzlerce bet el yazması bulundu.

    Çinçe, Moğolca, Soğdça, Uygurca gibi dillerin kullanıldığı, genellikle de dinsel konuların işlendiği yazmalar arasında Türk âbecesi, başka bir deyişle Orkun-Yenisey âbecesi ile yazılmış yapraklar da bulunmaktadır. Yazımızda, bu yapraklardan biri incelemektedir.

  • Şapkasız Çıkmam Ağbi!

    Oktay DOĞANGÜN tarafından 22 Temmuz 2009 günü yazıldı.

    Her ne kadar İstanbul ağzına göre telafuz yapsak da yazı dilinden konuşmaya ince ayrılıklar olduğu bilinir. Nitekim ilk zamanlarda Türkiye Türkçesiniŋ, okunduğu gibi yazılan ve yazıldığı gibi okunan bir dil olması istenmiştir. Soŋraları öyle olmaktan yâzmıştır ama o kadar da çok uzaklaşmamıştır. Okunuş ve yazışıŋ birebir olmaktan sapmasınıŋ eŋ büyük örŋeği, şapkanıŋ kullanımınıŋ kısıtlanmasıdır. Evet, [...]

  • Yelveren’i bilmeyen yokmuş!

    Gökbey ULUÇ tarafından 12 Temmuz 2009 günü yazıldı.

    Eski betikçileri (sahafları) dolaşırken, yaşlı bir amcanıñ baktığı satağa yâni dükkâna girdik. Amcamız, ne bilgisayar kullanıyor ne de bu tür bir aygıt. Sorduğumuz her betiği, önce düşünür, soñra “var” ya da “yok” diye yanıtlardı. Aytış koyulaşınca, içerisi epeyce ısınmaya başladı. Ben hemen araya girdim; “ya bi yelveren olsaydı keşke…” Amca, hiç duraksamadan, “yok be oğlum, hasta ediyor o” diye yanıtıñı verdi.

  • Kyu Klavyeniŋ Götürdükleri

    Oktay DOĞANGÜN tarafından 9 Temmuz 2009 günü yazıldı.

    İletmen gavurcası instant messenger yazılımlarında Türkçe yazımıŋ yoz yoz yozlaştığını hepimiz izleriz. Buna kamu arasında MeSeNe Türkçesi de denr. Özelliklerini hepimiz biliyoruz ama üstünden geçeyim biraz. Bir kere, Türkçe karakter yoktur diyemeyiz, var, ama bir tâne: ı. Bu i harfiniŋ yerinedir. Diğerleri olan ğ, ş, ö, ü, ç kesinlikle kullanılmaz. Tabi v yerine w, ayrıca [...]

  • Söylenenlerin tersine, Türkçe gelişiyor!

    Gökbey ULUÇ tarafından 8 Temmuz 2009 günü yazıldı.

    Geñelağıñ yaygınlaşmasıyla, dile duyarlı, eñ azından neler yaşandığından çavı (haberi) olan gençler sürekli yeñi akımlar düzenlemekte, “Türkçe, Turkcheleshmesing” gibisinden sözlerle birileriñi uyarmaya çalışmaktadır.

    Durum böyle olunca, bu gençleri birer av olarak gören yazar takımı, tümüyle tecimsel (ticârî) erekli betikler (kitaplar) yazmaktan geri kalmıyor. Bu betiklerde, Türkçe’niñ bitişe doğru ilerlediğiñi, yok olma süreciñe girdiğiñi, böyle giderse de ulusumuzu yitireceğimizi söyleyenler olmuştur.

  • Uydurma söz yapmayız, yapma yola sapmayız

    Gökbey ULUÇ tarafından 5 Temmuz 2009 günü yazıldı.

    Türkçe’yi savunanları ikiye ayırabiliriz. Birisi “öz türkçeciler”, öbürü “yaşayan türkçeciler”. Öz türkçecilere  göre, tüm sözcükleriñ özü olmalıdır. Dil tümden arınmalı, yüzde yüz arı olmalıdır. Yaşayan türkçecilere göre ise, kökleşmiş, dile girmiş, karşılığı dilde olmayan sözcükler yad (yabancı) olabilir. Oysa biz topluluk olarak bunlarıñ ortasında bir yerdeyiz. Yüzde yüz arı bir diliñ olmayacağıñı bilir, böylesiñe boş [...]

  • Kekliği Düz Ovada Avlarlar

    Oktay DOĞANGÜN tarafından 4 Temmuz 2009 günü yazıldı.

    Atalarımız çok özgün deyimler ve sözler söyleyip durmuşlar. Bu söz ve deyişleriŋ öyküsünü hep merâk etmişimdir. Ama sadece sözüŋ kendisinden başka bilgi olmadığından öyküyü sözden çıkarsamaktan ötesini yapamıyorum doğal olarak. Geçen gün, bu sıradan çıkarsamalardan birini de bir arkadaşıma “çala ağız” söylediydim: “kekliği düz ovada avlarlar”. Türkçede keklik diye bir hayvan var. Sözden, kekliğiŋ kolay [...]

  • Kuantum, Nice ve Nicem Sözcükleri Üzerine

    Oktay DOĞANGÜN tarafından 3 Temmuz 2009 günü yazıldı.

    Uydurma (yaŋlış türetilmiş) sözcükler, Türkçeye yabancı dillerden alınmış sözcükleriŋ yaptığından daha çok zararlar verebilir. Alıntı sözcüğe karşılık olarak bir türetim yapılırken Türkçeniŋ yapısını bozmamaya dikkat edilmelidir. Örŋeğin; Nicem sözcüğü, ilk kez 1978′de fiziksel kimyacı ve düşün adamı Oktay Sinanoğlu tarafından önerilmişti[1]. Sözcüğüŋ soŋundaki ada gelen +m diye bir yapım eki, Türkçede bulunmuyor. Kısaca uydurma bir türetim. Ancak çarpıcı olan o ki; sözcüğüŋ geri kalanı olan nice, karşılamak istenilen sözcüğüŋ birebir karşılığıdır! …

  • Yabancı Özel Adlarıŋ Yazımındaki Çelişki Üzerine

    Oktay DOĞANGÜN tarafından 3 Temmuz 2009 günü yazıldı.

    … Türk Dil Kurumu (TDK) yazım kılavuzunda yabancı özel adlarıŋ yazımı ikiye ayrılır: latin harfli dillerden gelenleriŋ yazımı ile diğerleriniŋ yazımı. Örŋeğin buna göre Türkçede, Almanca özel bir ad Almancada yazıldığı gibi yazılırken Arapça özel bir ad okunduğu gibi yazılır. Bu durumda Almanca, İngilizce gibi Latin kökenli abeceleri olan dilleriŋ ayrıcalıklı olduğu görülüyor. Doğal olarak bu durum, yabancı dilde yazıldığı gibi yazılan yabancı özel adlarıŋ okunamaması sorununu yaratıyor. …

  • Bebek Diliniñ Türkçe’deki İzleri

    Gökbey ULUÇ tarafından 24 Haziran 2009 günü yazıldı.

    Sürekli ilgimi çekmiştir; akrabalık adlarınıñ ikilemeleri, kökenleriniñ belirsizliği eñ önemlisi de öbür dillerle birbiri arasında çok yakın benzerliğiniñ oluşu…

    baba, bebe, bibi, dede, keke, nene, ana, ata, aba, aga, eçe, eçi, çiçi…

    Bu sözcükleriñ eki, kökü yok. Başlı başlarına birer kök sözcükler. Bu kökleri oluşturanlar ise “bebekler”. Bebekleriñ ağzıñdan çıkan ilk sözcükler nasıl olmuşda büyüklerince de taplanmış (kabūl edilmiş), çok ilginç doğrusu.

yukarı çık