• avatar

    Öz-Türkçecilik Üzerine
    0/5(1)

    tarafından 24 Aralık 2014 gününde yazıldı, 1623 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Tutturgan değilimdir. Yalnızca dilsel olarak doğru bildiğim yolda ilerlemekteyim. Demek öz-Türkçecilik gütmekteyim. Peki, öz-Türkçecilik – gerçekte – nedir? Bana kalırsa, öz-Türkçeciliğin ne olduğunu anlamak için, ne olmadığını kavramak gerekir. Öyleyse, bu denemede ilkin öz-Türkçeciliğe ilişkin kimi “önyargılar”a ya da “yanlış kanılar”a değineyim:

    Kimilerine göre, öz-Türkçecilik düpedüz bir delilik türüdür. (Nitekim N. Ataç, şimdiki öz-Türkçecilerin öncüsü olarak, bir yazısında, öz-Türkçecilik yüzünden adının “deli”ye çıktığını söylemiş.). Oysa öz-Türkçeciliğin delilikle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Tersine, öz-Türkçeci olmak, kalmak anlaklı ile/ya da uslu – belki ortalamadan anlaklı ile/ya da uslu − bulunmayı gerektirir. Doğrusu, geçmişçedeki öz-Türkçecilere baktığımızda, onların anlıksal yeterlik düzeylerinin enikonu yüksek olduğunu görürüz. (Delilik usun yitirilmesi yanında, yanlış işlemesini anlatan bir sözcük. Öz-Türkçeci, ilk ağızda güçlü usunu doğru işleten, işletme baskısında bulunan kişidir.). Gerçekte Atatürk’ten başlayarak onca çok öz-Türkçeciye deli damgasını vurma, bir-tür delilik sayılsa gerek!

    Kimileriyse daha ileri gidip söz konusu durumu özgülleştirerek öz-Türkçeciliğin “usyarılımsal”1 olduğunu savlayabilir. Ancak, öz-Türkçecilik ussal bütünlüğü gerektirdiği gibi, öz-Türkçeciler öz Türkçeyi usyarılımın artı belirtilerinden sayılan bir sanrı olarak – kuşkusuz − öne sürmezler. (Burada tin sağaltmanlığı ile tin sağaltmanlığı karşıtçılığı arasında varolan “‘Usyarılım’ diye bir sayrılık vardır.”-“Usyarılım ‘varolmayan’ bir sayrılıktır.” uyuşmazlığını ele almayacağım, alamam.)

    Öz-Türkçeciliğin bir “takınak” olduğunu düşünenler ya da sananlar az değildirler. Onlara göre, öz-Türkçeci kişi takınaklıdır. (Öyleleri öz-Türkçecilerin saplantılı olduklarını da ileri sürerler.). Oysa takınak, bir tinbilim sözcüğü olarak, “bilince takılarak korku ile bunalım yaratan, kişinin bütün çabalarına karşın kurtulamadığı sayrılıksal düşünce”2 anlamına gelir. (Tin sağaltmanları takınakları gidermede güçlük çektiklerini söylerler.). Görüldüğü üzere burada dahi delilik anıştırması, giderek suçlaması var. Ne ki, değme öz-Türkçeci, öz-Türkçeciliğin kendisinde korku ile bunalım yaratmadığını, üstelik öz-Türkçecilikten kurtulmaya çalışmadığını bilir. Bunu bilmekse ona yeter.

    Öz-Türkçeciliğin bir “benlikçilik” çeşidi olduğunu savlayanlar dahi bulunabilirler. Şu var ki, dille ilgilenerek benlik doyurma ile dil alanında uğraş vererek yararlı bir iş yapmanın sağladığı doyumu duyma birbiriyle özdeş değildir, sayılamaz. Bunlardan birincisi gerçekten benlikçiliktir. İkincisiyse dilseverliğin sağaltıcı etkisinden yararlanmadır; pek pek özsağaltım olarak görülür. (He, öz Türkçeyle – olumlu anlamda – uğraşmanın en azından böyle bir yararı var. Gelgelelim – dili bir başına kurtarmak olanaksız bulunsa da – öz-Türkçeci olarak, kalarak Türkçeye katkıda bulunma olasılığı – uzaktan bakınca sanılabileceğin tersine − o denli ufak değildir.). İyi işler iyi sonuçlar doğurur. Demek açık-düşünceli, aklanık-yürekli3 bir biçimde öz-Türkçecilik gütmenin – doğrusu, öz-Türkçecilik öyle güdülmeli − birden çok yararı var olmasına şaşmamalı.

    Durum böyle olunca, öz-Türkçeciliği, bir sözcükle, “düzgüsüzlük” sayanların dahi bulunduklarını kestirmek güç olmasa gerek. Ancak “düzgü” kavramı, kabaca, “uyulması gereken kural” olarak tanımlandığına göre, neyin düzgü olduğunu kendi kendimize sormalıyız. Öyle ya, örneğin dilekıyarlık ya da yoz-Türkçecilik mi düzgüdür? Demek bir olumsuzluğu düzgü olarak görmek olanaklı mı? Olanaklıysa, karışıklığa ya da kuralsızlığa yol açmaz mı! Gerçekte öz-Türkçecilik düzgülülüktür anlayacağınız. (Özellikle yürürlüklü dilin – büyük ölçüde − öz Türkçe olduğu, yarının dilininse − öpöz Türkçe olmasa da − daha öz Türkçe olacağı göz önünde tutulursa…)

    Buraya değin öz-Türkçeciliğin neler olmadığı üzerinde durdum. (Doğallıkla öz-Türkçeciliğin aşırıcılık, düşçülük, soyculuk, uydurmacılık ib. olduğunu düşünenler – yazık ki! – yok değildirler. Gelgelelim onların bilime-aykırı savlarına bu yazıda yer ver(e)meyeceğim. Söz konusu savların büsbütün “geçersiz” sayılması gerektiğini bildirivermekle yetineyim.). Peki – başa dönecek olursam – öz-Türkçecilik nedir? Onun adı üstünde. Bununla birlikte, gene bir sözlüğe başvuracağım: “Öz-Türkçecilik: Türkey Türkçesinin özleşmesini isteyen, bunu sağlamaya çalışan akım”4 Demek özleştirmecilik; daha doğrusu, Türk özleştirmeciliği.

    Özleştirmecilikse “bir dili yad öğelerden aklayarak ‘katışıksız’ bir duruma getirmeyi, kendi olanaklarıyla geliştirmeyi ereklemiş/erekleyen çalışma”5 demektir. Türkçe söz konusu olduğundan, özleştirmecilik dilimizi gereksiz el sözcüklerinden, bütün yad kurallardan aklayarak geliştirme çabası ile ülküsü anlamına gelir. Kısacası, Türk özleştirmeciliği ya da öz-Türkçecilik, Türkçeyi geliştirip özleştirerek varsıllaştırma akımıdır ya da tutumudur.

    Şimdi, bir Türk – demek ökdili6 Türkçe olan bir kimse – öz-Türkçeciliğe hangi “bilimsel” gerekçeyle karşı çıkabilir, niçin karşı çıka? Şundan ötürü: Söz konusu olan onun kendi dilidir. Dahası, bu dilin daha yetkin kılınması söz konusudur. Daha çok dilsel yetkinleştirmeyse bu bireyin daha iyi düşünmesini, kendisini yeğ anlatmasını sağlayacaktır. Diyeceğim, öz-Türkçecilik “gelişimsel”, demek olumlu bir durum/tutumdur. Bu nedenle, ona bilimsel, giderek uygulayımsal düzlemlerde karşı çıkmak olanaksız.

    Kuşkusuz öz-Türkçecilik salt yad sözcüklerin yerlerine öz Türkçe karşılıklarını koyma anlamına gelmez. (Sözvarlığını özleştirme yaşamsal önem taşır; o ayrı.). Buna ek olarak dili yad kurallardan aklamak; dahası, dilin anlatım olanaklarını genişletmek gerektir. Demek biçimsel, sözdizimsel bir “geneyapılandırma”7 gerçekleştirilmelidir. (Ayrıca düzeltmeciliğin özleştirmeciliğe koşut olarak güdülmesi kaçınılmaz.)

    Birileri Türkçenin – Dil Devriminden bu yana – yeterince çok özleştiği; bundan dolayı, öz-Türkçecilik gütmeye “gerek” kalmadığı görüşünü ortaya atabilir. Ne ki, dar anlamda Osmanlıca kalıntıları olan Arapça, Farsça sözcükler dilimizden daha – bütünüyle – atıl(a)madığı gibi, Türkçenin sözvarlığındaki Fransızca öğeler − büyük ölçüde − duraduruyor. Üstüne üstlük yeni yeni İngilizce birimler – çoğun bilinçsizce – dile sokulagidiyor. Bu durumlar, koşullar içinde öz-Türkçecilik gütmeyi – demek Dil Devrimini − sürdürmek gerektiği apaçık.

    Doğallıkla öz-Türkçecilik güderken, yad diller arasında ayrım gözetmemeli, erey tanımamalı. (Oysa örneğin şimdiki Türk Dil Kurumu, Arapça, Farsça sözcüklere sonsuz bir “tatlıgörü” gösterip Batı dilleri sözcüklerini özleştirmeye çalışıyor. Buysa TDK’nin başlangıçtaki özgörevine, uzgörüsüne aykırı düşmekte.). Demek öz-Türkçeciliği doğru düzgün gütmeli; yoksa çelişik çülüşük değil.

    Son olarak – demek öz-Türkçeciliğin ne olduğunu, neler olmadığını gösterdikten sonra − şu gerçeği duraksamaksızın – bu bağlamda daha nice söz söylenebileceğini unutmayarak − dile getireyim: Türkçe konusunda öz-Türkçecilik dışında usauygun bir “seçenek” ya da “umar” yoktur. (Bütün o dilsel sapkınlıklar [Fransızcacılık, İngilizcecilik, İngitürkçecilik, karma-dilcilik, Osmanlıcacılık, yoz-Türkçecilik…] birer seçenek ya da umar sayıl[a]maz.). Bundan ötürü, dil söz konusu olduğunda, bu gerçeği anımsamada yarar vardır. Yoksa şu ya da bu dilsel sapkınlığa düşmek çok kolay. İşin sevindirici yanıysa şu: Günümüzde öz8 Türkçe bilim, eğitim-öğretim, uz9 (özellikle yazın10) yapılabiliyor. Demek Türkçe, özyeter bir ekin dili. Doğal olarak daha çok geliştirilmeli; geliştiriliyor da. Bunları kuşkusuz kimilerinin yeregeldiği öz-Türkçecilere verecekliyiz.

    2011 Açarayı-2014 Aralığı

    Seyhan

    __________________________

    1 1. Os. şizofrenik.

    2 2. Orhan Hançerlioğlu’nun Türk Dili Sözlüğü’ne bk.

    3 3. Os. temiz-kalpli.

    4 4. Ali Püsküllüoğlu’nun Türkçe Sözlük’üne bk.

    5 5. Dil Derneğinin Türkçe Sözlük’üne bk.

    6 6. Os. anadili. (“Ana” sözcüğü öz Türkçe değildir: Etice annastan kökenlenmiştir.)

    7 7. Os. yenidenyapılandırma. (“Yeni” sözcüğü dahi öz Türkçe sayılmaz: Hint-Avrupa dilleri-kökenlidir.)

    8 8. Öz, burada “katışıksız” anlamına gelse de, % 95 oranındaki özlüğü, bir örüyü öz Türkçe saymak için yeter bulduğumu belirteyim. (% 100 öz Türkçe kullanılabiliyorsa, bu – doğallıkla − daha olumludur.)

    9 9. Os. sanat.

    10 10. Nitekim bu denemenin dili söz konusu gerçeği ortaya koymakta.

    Değerleme:

yukarı çık