• avatar

    Okumak Ya Da Okumamak Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 28 Nisan 2013 gününde yazıldı, 77 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Kişi bilgi edinmek; başkalarının duygularını, düşüncelerini öğrenmek için okur. Doğallıkla okursa… Okumak kendimizi geliştirmeyi, öğrenme ongunluğunu duymayı, yazınsal tat almayı sağlar. Demek yerinizde saymamak, eşdeyişle “bilişsel” bakımdan ilerlemek istiyorsanız okursunuz. Yazın yapıtlarıysa okura verdiği tat yanında acıma, anlayış ile eşduygu1 kazandırır. Hiç okumaksızın aydın olun(a)maz. Okuma araçları ile yöntemleri ayrımlılaşsa da okuma eylemi geçilmezliğini – şimdi bile – koruyor; kişi kişi olarak kaldıkça koruyacaktır. Kısacası, karanlığın egemenliğine karşı koymak okumakla olanaklıdır. Yaşamdan anlıksal2 tatlar devşirmek de öyle. Bundan ötürü, okuma konusunu böyle bir denemeyle irdelemememde yarar var.

    Çok az okuyan bir toplum olduğumuz öteden beri söylenir. Gerçekten ulusumuzun okuryazarlık oranı bugün % 100’e yakın bulunmakla birlikte, ülkemizde yayımlanan betiklerin baskı sayısı son kerte düşüktür. Dahası, basılmış betikler – çoksatarlar dışında – uzun süre alıcılarını bekleyebiliyor. Üstelik satın alınmış betiklerin okunup okunmadığı, okunsa bile hangi ölçüde anlaşıldığı tartışma konusudur. Peki, bu hiç de “içaçıcı” olmayan durumun nedenleri neler? Demek çoğu Türk, yükseköğrenimli bireylerimizin dahi büyük bir bölümü okumayı niçin sevmiyor? Bu soruyu aşağıda yanıtlamaya çalışacağım:

    İlk ağızda – sık sık ileri sürülen − betik ederlerinin yüksekliği kanıtı üstünde durayım. Bence bu kanıt geçersiz. Şundan dolayı: Betik ederleri yüksek olsa da savurganlığa son verilirse aşağı yukarı hepimizin geçingesi3 betik satın almaya yeter. Sorun “akçasal” değildir anlayacağınız. Çok az okumaklığımızın neden(ler)ini başka alanlarda aramak gerek. Örneğin ekin alanında…

    Türk ekini genelde okumaya, özelde betik okumaya ilişkin olumsuz kimi önyargıları barındırmaktadır: Aşırı (!?) okuyan kişi delirir; “Biz okuduk da ne oldu?!”, “Okuyup büyük yeryüzü bilgini4 mi olacaksın!?”; okumak gözleri bozar, toplumdışı kılar, okuyana aylık bağlanmaz ib. Durum böyle olunca, betikseverliğin ekinsel dayantısı5 bulunmadığını görmek güç olmasa gerek. Başka bir deyişle, toplumdaki “okuma karşıtçılığı” bireyi olumsuz etkilemese dahi, okumak için toplumsal güdüleyici bulmak olanaksızdır. Böylece okumayan kişiler – yaraları var olmadığından – hiç mi hiç gocunmazlar.

    Yığınların okuyarak aydınlanması egemen toplumbirimin6 işine gelmez. Eşdeyişle sömürünün süregitmesi çok az okumamıza, bu olanaklıysa hiç okumamamıza bağlıdır. Kamuerkinin7 ilk onyılları ayrık tutulursa, yurdumuzda “bilmesinlercilik”8 güdüldüğü yadsınamaz. Öyleyse, toplumda yaygın olan, okumamanın yol açtığı bilgisizlik ile bilinçsizlik kazançsal9, yurtyönetsel10 düzlemlerde de ele alınabilir, alınmalı.

    Bilindiği üzere görsellik çağında yaşıyoruz. Görsel-işitsel iletişim araçlarının gelişip enikonu yaygınlaşmış bulunması kimilerini ansal11/düşünsel uyuşukluğa itmekte. İşin kolayına kaçarak dinlemeyi, özellikle izlemeyi okumaya yeğleyenler azrak değiller. (Aşırı görselleştirme yazına da yansıdı. Okuru yormayan, görsel imgelerle donatılmış betikler birer çoksatar durumuna gelmekte.). Oysa çağcıllığı, çağdaşlığı yitirmeksizin iyi bir okur olunabilir. Yığın iletişim araçlarındansa yararlanmayı bilmeli. Yoksa bilgi toplumu (!?) “bilgisizlik toplumu”na dönüşüverecek, Bilişim Çağıysa bireylerin bilgi çarpıtma12 ile yanlış bilgilendirme13 sarmalında yitip gittikleri bir dönem sayılacak. Kuşkusuz daha dönüşmediyse, sayılmıyorsa…

    Öbür yandan eğitim-öğretim dizgemiz çocuklara, yeniyetmelere, gençlere okuma alışkanlığını kazandırmadığı gibi öğrencileri okumaktan soğutmaktadır. Anlama, öğrenme yerine bellemeye dayalı; izlenceleri çağdışı kalmış; tutkusuz, ülküsüz çalışmanları14 yalnızca aldıkları, alacakları aylığı önemseyen15 bir düzenden – doğrusu – başka nen beklen(e)mez. Demek gerçekte kişiye okuma sevgisini aşılamak için upuygun ortamlar olan okullarımız “okuryazar okumazyazmazlar” üreteduruyor. Doğallıkla geribıraktırılmışlığı silkip atmamız – bu durumlar ile koşullar içinde – olanak-dışı.

    Okumak ya da okumamak. Bütün sorunların çözülmesi için bilgilenmek, bilinçlenmek gerek. Bilgi ile bilinçse ancak okumakla edinilir. Ne ki, kişilerin okumalarını sağlamak o denli kolay değil. Gene de, bir aydının okumaması düşünülemez. “Sorum duygusu” besliyorsanız, tözünüz16 varsa kendinizi geliştirme gereğini duyarsınız. “Kendinizi geliştirdiğinizin kim ayrımında?” diye soranlara şöyle yanıt vermeli: “En azından ben bunun ayrımındayım.” Öğrenmekten tat almayı, öğrenerek ongun17 olmayı biliyorsak, okuma karşıtçılarını iplememeli, okumayı sürdürmeliyiz. Kötü, örnek alınmaz. Çevremizde iyi örnek yoksa, kendimiz iyi örnek olalım. Okuma konusu anaçizgileriyle böyle. Bir de yazma var. Onuysa – umudumu yitirmeyerek − başka bir yazıda işleyeyim. Hepimize iyi okumalar!..

    ____________________________________

    1 Os. empati.

    2 Os. entelektüel.

    3 Geçinge: Os. bütçe.

    4 Os. allame-i cihan.

    5 Dayantı: Os. temel.

    6 Toplumbirim: Os. sınıf.

    7 Kamuerki: Cumhuriyet.

    8 Os. obskürantizm (Egemen toplumbirimin çıkarlarını korumak için ezilen toplumbirimlerin nite sömürüldüğünü bilmemesini ileri süren, bilgiyi yasaklayan yönetimce [Os. siyaset])

    9 Os. ekonomik.

    10 Os. siyasi.

    11 Os. zihinsel.

    12 Os. dezenformasyon.

    13 İng. misinformation.

    14 Çalışman: Os. eleman.

    15 Ülkemizde – şimdi bile – tutkulu, ülkücü, salt akçaya değer vermeyen öğretmenler varsalar, onları yukarıdaki yargıdan uzak gördüğümü buracıkta belirtmiş olayım.

    16 Töz: Os. cevher.

    17 Os. mutlu.

    <b>Değerleme:</b>

yukarı çık