İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Küğ mü Mırın Mı? I

Fransızca musiqueten bozma müzik sözü ünlü mırınbilimci (müzikolog) Oransay’ca Divan’da geçen küğ sözüyle karşılanmıştır (19). Bilgisunarda yaptığımız araştırmada Türkçe yanlısı kimi mırın ağellerinin bu sözü bu anlamda kullandıklarını gördük.

Fransızca musique Latince musicadan, Latince musica Yunanca mousikeden, o da esin ecesi anlamına gelen Mousa’dan bozmadır (43, 46). Almancada Musik (26), İngilizcede music (24) biçimindedir. Yunanca mousike sözü Arapçaya musiki biçiminde geçip, oradan da Osmanlıcaya geçmiştir (24). Gazimihal, bu sözü musıki biçiminde yazmaktadır (11). Yıllarca yakın komşuluk yaptığımız yarlıgamalı Düdükçübaşı Halil Can bu sözün doğrusunun musıkıy olduğunu söyler, kapısına sanını “Musıkıy Öğretmeni” biçiminde yazardı. 1973’te ölen bu değerli çalgıcının adı Üsküdar İhsaniye’de doğduğu sokağa verilmiştir. Özleyin emekli emgen (eczacı) yarbay olan bu değerli kişi ayrıca Bağlarbaşı’ndaki Yüksek İslam Enstitüsü’nde (şimdiki Marmara Üniversitesi Tanrıbilim Fakültesi) din müziği öğretmeniydi. Gerçekten de bu sözün son seslemindeki “k” yazacı Osmanlıcada kaf yazacıyla yazılmaktadır (24). Dolayısıyla son seslemin kalın okunması gerekir.

Divan’da geçen küğ sözünü Clauson küg (4), Atalay kög (6) okumuşlardır. Clauson, bu sözün Uygurcada da küg biçiminde geçtiğini belirtmekte (4), Caferoğlu ise bu sözü Atalay gibi kög biçiminde vermektedir (2). Clauson ile Doerfer’e göre sözcük Çince bir alıntıdır (4, 7). Clauson’a göre Orta Çincede şarkı anlamına gelen k’iok sözünden bozmadır (4). Sözcüğün yeni Çince biçimi ch’üdür (4). Räsänen, sözcüğe yad köken vermemekte, Türkçe ile Moğolcada ortak olduğunu, Türkçe biçiminin küg olup, ezgi, ses, şarkı, titrem anlamlarına geldiğini, Moğolca biçiminin kög olup uyum, mırın anlamlarına geldiğini, Türkçedeki kög biçiminin Moğolca bir alıntı olup ölçü, ezgi, şarkı, uyum, ses, titrem anlamlarına geldiğini belirtmektedir (23).

Clauson’a göre sözcük eski Türkçede şarkı, ezgi anlamlarındadır (4). Tarama dergisinde köğ sözü makam, yöntem (usul); küğ sözüyse makam, ölçü (vezin) anlamlarında geçmektedir (27). Ögel’e göre kög aruz, gazel anlamlarınadır (22). Ögel, bu sözün Gabain, Ramstedt ile Doerfer’e göre Çince bir alıntı olduğunu, ancak kendisinin bu kanıda olmadığını belirtmektedir (22). Sözcüğe küy biçiminde yer veren Gazimihal makam anlamına geldiğini belirtmekte, kulak sözüyle konuşmak eyleminin kökü olabileceğini belirtmektedir (11).

Divan’da bir de ün anlamına gelen bir sözü geçmektedir (6). Giles’e göre bu söz Orta Çincede im, ad; çağırmak anlamlarına gelen gau sözünden bozmadır (4). Bu sözün yeni Çincesi haodur (4). Clauson, Giles’in bu kuramını inandırıcı bulmamaktadır (4). Cep kılavuzunda bu söz ün anlamında yer almıştır (3).

Küğ sözü Fasçaya kûk biçiminde düzen (akort) anlamında geçmiştir (4). Dilimizde telli çalgıları kurmaya yarayan burgu, kulak anlamında yer alan kök sözünün Farsça kûk’tan bozma olduğu bilinmektedir (1). Buradaki Farsça kûk’un, Türkçe küğden bozma kûk olduğu anlaşılmaktadır. Räsänen ise Osmanlıcada düzen (akort) anlamına gelen kök sözünün, küğün Moğolca biçimi olan kög’den bozma olduğu kanısındadır (23).

Bu verilerden küğ sözünün, dilimize Çinceden geçtiği sanılan, mırınla ilgili çeşitli anlamları olan, ancak mırın anlamına gelmeyen bir söz olduğu anlaşılmaktadır. Sözcük, kaynağı olduğu sanılan Çincede de mırın anlamına gelmemekte, yalnızca Moğolcada mırın anlamına gelmektedir. Moğolcadan dilimize geçtiği düşünülen “ö”lü biçimleri (köğ, kök) dahi dilimizde mırın anlamında değildir.

Dirgerlik dilinin özleştirilmesinin öncülerinden olan Dr. Şefik İbrahim İşçil eski Yunan esin ecesi Mousa’nın adından kaynaklandığı ileri sürülen müzik sözünün eski Türkçede kalgı (dans) anlamına gelen büzik sözünden bozma olduğu kanısındadır (15). İşçil’in bu yaklaşımı bizde bu sözün yansıma olabileceği kanısını uyandırmıştır (43). Halk dilimizde mızıklamak, mızık mızık, mızılamak, mızıldamak, mızıramak gibi sözlerin müzikle ilgili anlamlarının olması bu kanımızı pekiştirmiştir (43). Buradan yola çıkarak müzik sözünü mızık biçiminde özleştirmek köken bakımından yanlış olmazdı; ancak bu söz, mızıkçı biçimiyle değişik bir anlam taşıdığından anlam bakımından yanlış olurdu (43).

Dilimizde mırın kırın etmek diye bir deyim vardır. Eren, buradaki mırın sözünün burundan bozma olduğu kanısındadır (8, 43). Kırınsa halk dilimizde kalgı (dans) anlamındadır (5, 43). Buradan esinlenerek yine müzikle ilgili bir yansıma olan mırıldanma, mırıltı sözleriyle kökteş bir mırın sözünün (burundan bozma mırından ayrı !) müziğin uygun bir karşılığı olabileceğini düşünerek sözlüğümüzde bu sözü önermiştik (43). Müzik sözü dirgerlik dilinde müzik tedavisi anlamına gelen müzikoterapi teriminde geçmekte olup, karşılığı mırınsağaltım biçiminde verilmiştir (43).

Batı mırın dilinin dayandığı İtalyancada ince, keskin sesler alto; kalın, tok sesler basso nitemiyle adlandırılır. Bu kavramların Türkçe doğal karşılıkları ince, keskin; kalın, toktur. Bu kavramların Farsça kökenli Osmanlıcaları tiz ile pesttir. Pest sözü dilimizde pes biçiminde de kullanılır. İtalyanca basso dilimizde bas biçimini de almıştır. Alto sözü çalgıbilimde ince gıygı (viyola) denen çalgının da adlarındandır (42). Sözcüğün bu anlamı viola altodan bozmadır (46).

Genel dilde araç anlamına gelen instrumentum sözü çalgıbilimde çalgı anlamındadır. Dilimizde bu anlamda saz sözü de kullanılır. Çalgıya Çincede kung-hou denir (22). Bu söz eski Uygur Türkçesine de girmiştir.

Dirgerlik dilinde örgen (organ) anlamına gelen Yunanca organon ile Latince organum sözleri çalgıbilimde çalgı anlamındadır. Bu sözler dar anlamda koltuk sipsisini (org) tanımlarlar (45). Mırını konu edinen bilime müzikoloji, çalgıları konu edinen bilime organoloji denir. Karşılıkları mırınbilim ile çalgıbilimdir. Çalgı çalan kişiye müzisyen denir. Fransızca musicienden bozmadır (1). Latincesi musicustur (11). Türkçe doğal karşılığı çalgıcıdır.

Çalgı takımına bando denir. Bu söz Tanzimat döneminde dilimize giren İtalyanca banda musicadan bozmadır. Bu İtalyanca söz önce banda biçiminde kısaltılmış, ardından bando biçimine dönüşmüştür (11). İtalyancada da bu takıma kısaca banda denir (11). Bu terimle özleyin her türlü çalgı takımı anlatılmak istenirse de bizde bando denince genellikle törenlerde boy gösteren üflemeli-vurmalı çalgı takımı anlaşılır (1, 16). Banda musica’nın musica bileşeni de dilimize önce musika biçiminde çalgı takımı anlamında girmiş, ardından mızıkaya dönüşmüştür (11).

Mızıka sözü dilimizde çalgı, el kopuzu (el armonikası) anlamlarında da kullanılır (45). Dilimizde çalgı takımına kısaca çalgı da denir (34, 38). Bando gibi iki seslemli, kısa bir terimin yine iki seslemli, kısa bir terim olan çalgı sözüyle karşılanmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmek isteriz.

Müslüman Türk devletlerinin geleneksel çalgı takımlarına mehter takımı denir. Mehter sözü Farsçada büyük, üstün anlamlarına gelen mihter sözünden bozmadır (24). Mehter sözü Osmanlıcada kâhya anlamında da kullanılmıştır (24). Bugün mehter takımı denince usa ordu mehteri gelmektedir. Oysa eski Türk devletlerinin devlet mehteri de vardı (21). Batı, mehter takımını Osmanlı ordusundan tanımıştır. Kölemen, İlhanlı, Safevî, Timurlu, Babürlü ordularının da mehter takımları vardı (21). Gazimihal’e göre mehter sözünün çalgıbilimsel anlamının eski Türkçe karşılığı tuğdur (11). Özleyin kıllardan yapılmış sancak anlamına gelip, bu anlamı günümüze dek gelen bu söz, Kaşgarlı Mahmut’a göre hakanlık tüngürü (davulu) ya da köbürgesi (kösü) anlamına da gelmekteydi (6). Ögel’e göre Karahanlılar bu sözü mehter anlamında da kullanıyorlardı (21). Kökleşik sözlüklerimizin yad bir kökene bağlamadığı bu söz (1, 16), Clauson ile Räsänen’e göre Çince bir alıntıdır (4, 23). Türkçe ile Moğolcada ortak olup, Farsçaya da giren bu sözün kökeninin Çince olduğu yolundaki görüşü Doerfer kuşkuyla karşılamakta (7), yapıtında bu söze geniş yer ayıran Ögel ise bu görüşü gündeme dahi getirmemektedir (20). Eyuboğlu ise tuğ sözünü kıl anlamındaki tüy sözüyle birleştirmiştir (10). Görüldüğü üzere tuğ sözünün Türkçe kökten mi geldiği, yoksa çok eski bir Çince alıntı mı olduğu, tartışılan bir konudur. Biz, bu sözü Çinceye dayandıran görüşleri sakıntıyla karşılıyor, bu sözü Türk ekinç geçmişinin yeri doldurulamayacak bir verisi olarak görüyoruz. Biz de Gazimihal gibi mehter takımının dilimizdeki en uygun karşılığının tuğ takımı olduğu kanısını taşıyoruz.

Ögel, Mısır Kölemen ordusunda tuğ takımının öncü savaşçılardan oluştuğunu, bu öncü birliğe çalış dendiğini (21), Türkçe çalış sözünün Arapçaya caluş biçiminde geçtiğini (20) bildirmektedir. Çalış sözü Kıpçakçayla (33) Osmanlıcada (24) savaş anlamına gelmektedir. Bu yüzden bu sözle öncü seçkin savaşçıların mı anlatılmak istendiği, yoksa tuğ takımının mı anlatılmak istendiği çok açık değildir. Ancak Doerfer Türkçe çalış sözünün Farsçaya çalgı çalmak, çalan ile çalışçı sözlerinin de çalgıcı anlamında geçtiğini bildirmektedir (7). Bu bilgi Mısır’daki caluş’un tuğ takımı olabileceğini düşündürmektedir.

Dilimizde çalgı anlamında kullanılan Farsça kökenli saz sözü geleneksel doğu çalgılarından oluşan çalgı takımı anlamına gelen saz takımı anlamında da kullanılır (1). Terimin bu anlamı doğu çalgısı, doğu çalgı takımı biçimlerinde özleştirilebilir. Saz sözü bağlama, tımbıra anlamlarında da kullanılır (41).

Çekme çalgıları çalmak için kullanılan araca çalgıç denir (1, 11, 12, 16). Bu araç dilimizde Arapçadan bozma mızrap, Farsçadan bozma tezene, İtalyancadan bozma pena adlarıyla da anılır. Mızrabın Arapça özgün biçimi mızrab, tezenenin Farsça özgün biçimi taziyane, penanın İtalyanca özgün biçimi pennadır (1). Gazimihal, tezene sözünün eski Türkçede kaçmak anlamına gelen tezmek eyleminin (6) türevi olduğu kanısındadır (12); ancak Doerfer Farsçadaki Türkçe alıntılar arasında taziyane sözüne yer vermemiştir (7). Farsçada çalgıca zahme de denir (12). İtalyanca penna sözü tüy anlamına gelen Latince penna sözünden kaynaklanır (46). Çalgıçların kuş tüyünden yapılmasına ya da biçimce kuş tüyünü andırmalarına dayalı bir adlandırma olmalıdır.

Çalgıca Yunancada plektron, Latincede plectrum denir (46). Latincesi Yunancadan bozmadır. Plektron sözü Yunancada özleyin tokmak anlamına gelir (46). Latince plectrum sözü dirgerlik dilinde tokmak biçiminde çeşitli oluşumların adlandırılmasında kullanılan bir dilgibilim (anatomi) terimidir. Bunların en önemlilerinden biri kulakta yer alan tokmak biçiminde bir kemikçiktir. Bu kemikçik ülkemizde daha çok çekiç adıyla bilinir. Latincede daha çok malleus adıyla bilinir (43). Biz, çekiç sözünün Farsça bir alıntı olduğu kanısını taşıdığımızdan tokmak demeyi yeğliyoruz (43). Latincede plectrum adıyla anılan bir başka önemli oluşum küçük dildir. Plectrum, bu örgenin az bilinen bir adı olup, daha çok uvula adıyla anılır (43). Yunanca plektronun Latinceleşmiş başka bir biçimi olan plectron sözü dirgerlik dilinde kimi dirikılların (basil) dölbirimlenme (sporlanma) sırasında aldıkları tokmaksı biçimi tanımlar. Karşılığı sözlüğümüzde yine tokmak olarak verilmiştir (43).

Yatuğan çalgıçları değişik biçimlerde olur; buna bağlı olarak değişik adlar alırlar. Örneğin kalun (kanun) parmağa takılan, tırnak biçiminde bir çalgıçla çalınır. Buna tırnak denir. Tatlıyatuk (Santur) ise tokmak biçiminde çalgıçlarla çalınır. Bunlara da tokmak denir (42).

Yaylı çalgılar keman yayı adı verilen özel bir yayla çalınır. Özleyin keman sözü Farsçada yay anlamına gelir (11). Önceleri keman yayı anlamında kullanılmış, kemancıya kemanî denmiş, zamanla kemanînin kökü olan keman sözünün çalgının adı olduğu sanılarak ülkemizde bugünkü anlamında kullanılmaya başlamıştır (11). Keman yayı anlamında kullanılan başka bir Farsça alıntı kemanedir. Özleyin yaycık anlamına gelir. Çalgıbilimde yaylı kopuz (kemençe) anlamında da kullanılır (43). Özellikle uzun yaylı kopuzlara kemane denir (43). Keman yayının Türkçe karşılıkları kopuz yayı ile kopuz okudur (43). Halk dilimizde gıvgıç ile sürgeç sözleri de bu anlamda kullanılır (5).

Sesleriyle yarım sesleri sıralı bir düzen içerisinde olan çalgılara diyatonik, yarım seslerin biribirini izlediği çalgılaraysa kromatik denir (11). Bunların karşılıkları yalın (11) ile alacadır (11, 26, 34). Bunlar sırasıyla Fransızca diatonique ile chromatiqueten bozmadır (11). Fransızca diatonique Latince diatonicus üzerinden Yunanca diatonikosa, chromatique de Latince chromaticus üzerinden Yunanca chromatikosa gider (46). İngilizceleri diatonic ile chromatictir (46). Bu nitemler çalgıların yanı sıra diziler (gam) için de kullanılır. Dizilerde düz nitemi yalına yeğlenir (11, 34). Kromatik nitemi ak ışığı çözümleyen mercekleri de tanımlar (43). Nitemin bu mırındışı anlamının dilimizdeki karşılıkları önkser (43) ile renkserdir (35). Türkçe kökten önkser nitemini Farsça renk sözünü içeren ikincisine yeğliyoruz.

Körüğü açılınca başka, kapatılınca başka ses çıkaran körüklü çalgılar Almancada wechseltönig nitemiyle anılır (47). Türkçe doğal karşılığı almaşık seslidir (45).

Do’dan do’ya sekiz sesten oluşan ses dizisine mırın dilinde oktav denir (16). Bu, Fransızca octavedan bozmadır (1). O da Latincede sekizinci anlamına gelen octavustan bozmadır (46). Almancası Oktave, İtalyancası ottavadır (11). Gazimihal, karşılığını sekizli olarak vermiştir (11). Tuğlacı bu sözü 8 kişice çalınmak üzere bestelenmiş yapıt anlamına gelen oktetin karşılığı olarak göstermektedir (34). Çalgıbilimci Gazimihal’in yaklaşımına katılıyor, bu sözün oktet anlamında da kullanılıp kullanılmaması ya da oktete başka bir karşılık bulunması işini mırıncılara bırakıyoruz. Oktav sözü kılıç oyununda Türkçe karşılığı sekizinci çelgi olan bir kavramın adıdır (30).

Dizeğin başına konan ime anahtar denir (16). Bu söz Rumca anoichtariden bozmadır (9, 32). Bu kavramın Almancası Schlüßel, Fransızcası clé ile clef, İngilizcesi key, İtalyancası chiave, Latincesi clavistir. Halk dilimizde anahtar anlamında kullanılan, aç- kökünden çok sayıda sözcükten biri olan açgıç sözünün (5) bu anlamda kullanılabileceğini düşünüyoruz. Çalgıbilimdeyse anahtar sözü, daha çok parmak anahtarı olarak adlandırılan kavramın kısa adıdır. Bu, ağaç üflemeli çalgıların titrem (perde) deliklerini açıp kapatan, bakır üflemelilerinse kapaçlarını (perde) ya da tokaçlarını (piston) indirip kaldıran küçük kaldıraçların adıdır (38). Üflemeli çalgılar üzerine yazdığımız bir yazımızda bu adları açgıç, parmak açgıcı biçiminde vermiştik (38). İngilizcesi finger key ile key (46), Fransızcası clédir (11).

Belli bir kurala göre yaratılan ses dizisine melodi denir. Bu söz Fransızca mélodieden bozmadır (1). Fransızca mélodie Latince melodiadan, o da Yunanca melôidiadan bozmadır (46). İngilizcesi melodydir (46). Türkçesi ezgidir (1, 16). Osmanlıcaya da giren Arapçası nağmedir (1, 16, 24). Arapça hevadan bozma hava sözü de bu anlamda yaygın olarak kullanılır (1, 16, 24) (Sürecek).

Türk Dili Dergisi Mayıs – Haziran 2010; 23 (138): 35 – 38