• avatar

    Kızıl Elma
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 19 Aralık 2014 gününde yazıldı, 794 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Türk tarihinin önemli bir yerini tutar kızıl elma, her savaştan sonra kızıl elmada görüşürüz diyerek ayrılır, her savaşa kızıl elma diyerek yola çıkarlardı. Kimi zaman Çin olmuştu kızıl elma sarı deniz kıyılarına kadar, kiminde Hindistan en uç noktasına kadar. Ve İstanbul doğunun başkenti, dünyanın  arzuladığı yer, fatih sultan mehmet gibi alp çıkana kadar ulaşılmaz olan. Elbette başarılı olmadı her zaman kızıl elma düşü tarihte Roma ele geçirilemedi ne yazık ki ya da Beç (viyana) kapısından dönüldü iki kez.

     

    Olay zaten başarılı olmak değildi hep, olay bir ülküyü barındırmaktı, ereğinin olmasıydı devletin kendi çıkmazından kurtulup gelişme, ilerleme çabasıydı. Kızıl elma ülküsü böylece 2000 yıla yakın yeni yerler ele geçirme, yayılma, gücünü düşmana artı dünyaya gösterme aracı olarak askeri yöntemleri kullandı ancak zaman değişti, batı dünyası düşünce biçimini yeniden biçimlendirdi (rönesans diyoruz kendi aramızda), bizlerse en yaptığımız işi( zamana, yere, koşullara uyum sağlamayı) beceremedik. Dünya öküzün boynuzlarından alında, güneş gezegenimizin üzerinde fır dönmeyi bıraktı, kimse dünyanın sonuna gelip düşmedi ya da günahlarımız dünyanın başımıza yıkılmasına neden olması işin gerçeği bu düşüncelerle onlardan beslenenler oturdukları tahtlardan düştüler, çevrelerinde dönüp duran insanlar artık kendi yörüngelerine yerleştiler insan içinde sıkıştığı düzeni yeniden biçimlendirdi.

     

    Peki nasıl başladı bu kabuk değiştirme, tüm dünya (avrupa) üzerindeki ölü toprağından nasıl kurtuldu ? Ne olduda 1000yıla yakın süren dogmalar yerini bilime bıraktı? Nasıl olduda 200.000 yıllık süreçte anca at arabası yapabilmişken, 3-4-5 üçgenin gizemine kapılırken (bir dönem tarikat kurulmuştur) son 300-400 yılda uzaya çıkacak dahası yerleşkeler kuracak düzeye gelmişti? Demek istediğim kısaca hepimizin eğitim öğretim yaşamımız boyunca belki yüzlerce kez karşılaştığımız bir sorunun süslenmiş biçimi yalnızca ’’Rönesans hareketinin başlamasında neler etkili olmuşutur?’’. Ee dedik ya karşılaştık pek çok kez öğrendik ne yanıt verilmesi gerektiğini ve omurilikten yanıt verdik hep ‘’ Arap eserleriyle Arapçaya çevrilmiş eski Mısır ile Roma eserlerinin çevrilmesiyle yayımlanması’’,‘’Matbaanın gelişmesiyle bilimsel düşüncenin yayılmasının kolaylaşması’’ gibi tümcelerle yanıt verdik hep ,yanlış sayılmazlardı,ancak yanıtlama biçimimiz; omurilikten, hiç düşünmeden, sorgulamadan neredeyse dogma diyebileceğimiz bir biçimde yanıt vermek bu düşünce devrimine gerçekte ne kadar Fransız kaldığımızın, devrimin filizlendiği 1400lü yıllardan bir arpa boyu ilerleyemediğimizin yalnızca eski dogmalarımızın yerine yeni dogmalar(dogma,dogmadır; neden nasıl olduğunu bilmiyorsan, sorgulamıyorsan, eleştirmiyorsan, irdelemiyorsan o dogmadır) koyduğumuzun en büyük göstergesidir.

    Peki kuramsal olarak doğru olan, yutumluk bu tümceler içlerinde ne gizliyor, omurilikten konuşmayı,yaşamayı bırakıp beynimizi kullansak bu tümceler bizlere ne anlatır? Gelin birlikte irdeleyelim bu iki tümcenin belkide bunun gibi onlarca tümcenin gerçekte ne söylemek istediğine. Bana kalırsa  ‘’ Arap eserleriyle Arapçaya çevrilmiş eski Mısır ile Roma eserlerinin çevrilmesiyle yayımlanması’’ işin özüdür, peki yazar burada ne demek istiyor. Hemen yanlış yanıtı söyliyim geçmiş dönem bilginleri evrenin tüm sırlarını çözmemişti, bu çevrilen eserlerde tüm bilgiler gizli değildi. Gerçekte anlatılmak istenense biraz daha dolambaçlı olmakla birlikte bizim ana konumuzu oluşturuyor ek olarak kaç yüzyıldır kaldığımız yeri gösteriyor. O günlerde İtalyada ya da dünyanın her köşesindeki bilim insanları latince ya da arapça bilmiyorlar mıydı? Neden kendi dillerine çevirmek gereği duydular? İşte yüz yıllık düğüm burada çözülüyor. Dönemin bilim insanları bir düşünce üretebilmek kendi diliyle çalışması gerektiğini kendi diliyle çalışması gerektiğini anlamasına karşın, 600 yıl sonra kimileri yapmaya çalıştığımız dönüşümü yanlış bulmakta belki bir yerden kulaklarına fısıldanan belkide algılayabildikleri kadarıyla günümüzde bile bilim dili yalanına sarılmakta sözde bilim dillerinin sömürüsüne kendilerini bırakmakta dahası bizleri içeriye çekmek için yırtınmaktadırlar ancak bizler yapılan yanlışları yineleme ereğinde değiliz eğer doğru yol tüm dünyaca bize gösteriliyorken biz o yanlış yola bir daha girmeyiz/girmemeliyiz düşündüğümüz bize çağrışım yapan dilde bilimsel çalışmalarda bulunmalıyız elbette kopyalamaktan sıkılıp üretim yapmak istiyorsak gerek insanlığa gerekse ülkemize katkıda bulunmak istiyorsak. Unutmadan matbayı yeniden bulmaya gerek yok belki ancak okunacak eserler üretmek bizim görevimizdir, ayrıca bizim yeni ülkümüzdür, yeni KIZIL ELMA’mızdır değişen dünyayı, değişen insanlığı yakalamamız için ele geçirmemiz gereken ilk kaledir gelecek kalelerin işaretçisidir.

     

    ‘’Kızıl elmada görüşürüz.’’

    Değerleme:

yukarı çık