Atalarımız çok özgün deyimler ve sözler söyleyip durmuşlar. Bu söz ve deyişleriŋ öyküsünü hep merâk etmişimdir. Ama sadece sözüŋ kendisinden başka bilgi olmadığından öyküyü sözden çıkarsamaktan ötesini yapamıyorum doğal olarak. Geçen gün, bu sıradan çıkarsamalardan birini de bir arkadaşıma “çala ağız” söylediydim: “kekliği düz ovada avlarlar”.
Türkçede keklik diye bir hayvan var. Sözden, kekliğiŋ kolay bir av olduğu aŋlaşılıyor zaten (ben hiç keklik avlamadım). Nitekim “kekliği düz ovada avlarlar” sözü; kolayca kandırılmış/tuzağa düşürülmüş, demeli, keklenmiş kişilere söylenilir; onları keklikle beŋzeştirerek. Ne de olsa durum çantada kekliktir.
Söz konusu deyimlerdeki “keklik” sözcüğündeki +lik eki, açıkça “keklenmeye uygun” aŋlamı katmış oluyor. Demek ki kek diye bir kavram var! Evet var: “aptal, bön” aŋlamına geliyor. Kökenini bilmiyorum, bileni de bilmiyorum. Ama bildiğini sananı biliyorum.
Sevan Nişanyan, sözlüğünde bu kek sözcüğü ile Kürtçeden alınan keko (amca, ağabey) sözcüklerini bir ve aynı düşünmüş!
keko/kek
xx/a aptal, bön ~ Kürd keko ağabey, dayı
Eh, ilk üç harfi tutuyor da aŋlamları tutmuyor. Sanıyorum Nişanyan, keko sözcüğünüŋ Türkçedeki aŋlamından etkilenmiş. Argoda keko bir hakâret hitabı gibidir, ancak bu açık bir aŋlam kaymasıdır çünkü Kürtçe hitap sözcükleriniŋ hakâret gibi bir aŋlamla argolaşması yaygın bir durum. Örŋeğin Mersin ve Adana yörelerinde keko (ağabey), kıro (arkadaş), bırçı (gelmek), kürt ve beŋzeri sözcükler kötü niyetli hitap ifâde eder. Bu, biraz da Kürtleri aşağı görme eğiliminden gelir (ne yazık ki). Buna karşılık, keklik sözcüğü 11. yüzyılda yazılmış Kaşgârlı Mahmûd’uŋ Divânü Lugâti’t-Türk sözlüğünde kekelik/keklik olarak geçiyor. Arada 9 yüzyıllık bir fark var. Kürtçeden keko sözcüğünü alalı 50 yıl olmamıştır.
Oktay DOĞANGÜN











