İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Flüt mü Kaval mı?

İlkokula giden oğlum flüt öğrencesi alıyordu.Flütünden söz ettikçe ben de bunun Türkçesinin kaval olduğunu söylüyordum. Öğretmeni flütle kavalın ayrı çalgılar olduğunu söylemiş. Bunun üzerine konuyu araştırma gereğini duydum.

Flüt sözü Fransızca flûte’ten bozma (1, 27). Fransızca flûte’un kökeniyse Latince flabeolum’a dayanıyor (46). Sözcüğün İtalyancası flauto olup, bu söz de dilimize flavta biçiminde girmiş. Sözcüğün İngilizcesi olan flute da Fransızca flûte’ten bozma (46). Sözcüğün Almanca biçimiyse Flöte.

Dar anlamda flüt sözü yan tutularak çalınan bir üflemeli çalgıyı tanımlıyor. Bu çalgının özgül adı transvers flüt. Buna oblik flüt, yan flüt de deniyor. Almancası Querflöte; Fransızcası flûte oblique (20), flûte traversière; İngilizcesi cross flute, transverse flute; İtalyancası flauto traverso.

Geniş anlamdaysa flüt sözü yan tutularak çalınan biçimlerinin yanı sıra düz tutularak çalınan biçimleri de bulunan bir üflemeli çalgı çoluğunu (familya) tanımlıyor. Bu anlamdaki flütün Osmanlıcası yeraayı müsakkab (33). Bu söz Arapça yeraa-i müsakkab’dan bozma. Sözlük anlamı delik kamış. Flüt sözünün dilimizdeki doğal karşılığı kanımızca kavaldır. Bu kavramın Yunancası aulos, Latincesi tibia’dır (7). Tibia’nın Latincedeki sözlük anlamı kaval kemiği’dir. Romalılar bu çalgıyı adı geçen kemikten yaptıklarından dolayı böyle adlandırılmıştır. Almancada da özleyin kaval kemiği anlamına gelen Schwegel (49) sözü bu anlamda kullanılır. Farsçada bu kavram kamış anlamına gelen nay sözüyle karşılanmaktadır. Benzeri bir yaklaşımla yine kamış anlamına gelen Çerkezce kamıl sözü o dilde flüt anlamına da gelmektedir (24). Eren 1942’de yazdığı Macarca bir yazıda Çuvaşçada sap anlamına gelen hamal sözünün Türkçe kamışın karşılığı olduğunu belirtmiş, Osetçe kamıl’ın da Türkçeden kalma bir alıntı olabileceğini dile getirmiştir (13). Kamıl sözü Kazan Türkçesinde tıkaç anlamına gelmektedir (25). Paasonen ile Egorov bu sözü de Çuvaşça hamal ile birleştirmektedir (13). Kùnos’a göreyse bu söz Rusça komel’den bozmadır (25). Bu verilerden Çerkezcede flüt, kamış anlamlarına gelen kamıl sözünün Türkçe kamış sözünün eski Bulgar Türkçesindeki biçimi olabileceği anlaşılmaktadır. Bulgar Türklerinin Kuban’da Çerkezler, Alanlarla (Osetlerin ataları) iç içe yaşamış oldukları, Kuban Bulgarlarının Kıpçaklaşmış torunları oldukları düşünülen Karaçay-Malkar Türklerinin bugün de Kuzey Kafkas’ta yaşadıkları göz önüne alınırsa bu sav doğru olabilir. Karaçay-Malkar Türkçesinde kamil ağaçtan yapılma fincan, kâse anlamlarına geliyor (39). Karaçaycada kamışa da kamiş deniyor (39). Dolayısıyla buradaki kamil sözünün kamıl’ın eşdeğeri olduğu anlaşılıyor.

Flüte Arapçada yeraa-i müsakkab’ın yanı sıra kaval da deniyor. Türkçe ile Arapçada ortak olan (30), Türkçeden Bulgarca (30) ile Makedoncaya (9) da geçen kaval sözünün kökeni ayrı bir tartışma konusudur. Ahmet Vefik Paşa’ya göre bu söz Türkçe kav kökünün türevidir (2). Şemsettin Sami’ye göre Türkçe kaval sözü içi boş boru anlamına gelir. Bugünkü anlamının özgün biçimiyse kaval düdük’tür. Ona göre Arapçada geveze anlamına gelen kavval sözü de Türkçe kavaldan bozmadır (17). Çalgıbilimci Sachs’a göre de kaval Türkçedir (20). Ferheng-i Şuurî’ye göreyse kaval sözü Arapça kavvaldan bozmadır (20). Hüseyin Kâzım Kadri’ye göre kaval sözü Yunanca aulos’tan bozmadır (20).Eyuboğlu’na göre sap anlamına gelen Yunanca kaulos’tan bozmadır (14). Ona göre Yunancada kaval anlamına gelen aulos sözü de kaulos’tan bozmadır. Webster ise bu iki sözü birleştirmemektedir (46).Webster’e göre Yunanca aulos’un Latince eşdeğerleri alveus ile alvus, kaulos’unkiyse caulis’tir (46). Yunanca kaulos Sanskritçe “kulyâ: içi boş” sözüyle de birleştirilebilir (46). Nişanyan kaval sözünün kökenine soru imi koymuştur (31).

Tuğlacı dikiş dilinde boy sözünün eşanlamlısı olan bir kavalo sözüne yer verip “pantolonun ağıyla paçası arasındaki uzunluk” olduğunu belirtmiş, kökeni konusunda bilgi vermemiştir (40). Bu sözü başka sözlüklerde bulamadık. Batı dillerinde bu anlama gelen benzeri bir söz de bulamadık.

Mısır Arapçasında çifte flüte kavala denmektedir. Bu söze Türkçe sözlüğün yeni basısında da yer verilmiş, Arapça bir alıntı olduğu belirtilmemiştir (1). Bu, adı geçen sözün Türkçeden Arapçaya geçen bir veri olabileceğinin düşünüldüğü biçiminde yorumlanabilir. Dilimizde bir de deniz kıyısında yer alan salaş dam anlamına gelen bir kavala sözü var ki (2, 40) Latincede ağıl anlamına gelen caulae (boş anlamına gelen cavus’un çoğulu) (7) sözüyle birleştirilebileceğini düşünüyoruz.

Bu veriler ışığında kaval sözünün özleyin kav sözünden türetilmiş bir Türkçe nitem olduğunu, bugünse eski biçimi kaval düdük olan bir çalgının adı olduğunu düşünüyoruz. Yivsiz tüfeğe kaval tüfek denmesi (1, 27), Erzurum-Kars illerimizle (10) Odlaryurdu’nda (Azerbaycan) (19) tefe gaval denmesi bu görüşü arkalayan verilerdir.

Flütün, daha çok güdücülerin çaldığı yalınç biçimine flajole denir (35). Bu söz de kökenini flüt sözü gibi, Latince flabeolum’dan alır. Flabeolum’un eski Fransızcası olan flajol sözünün türevi olan flajolet sözü çağdaş Fransızcada flageolet olmuş (46), bu da dilimize flajole biçiminde geçmiştir. Bu söz Almancada Flageolett, İngilizcede flageolet, İtalyancada flagioletto, İspanyolcada flajole biçimini almıştır. Güdücü flütü anlamına gelmek üzere Almancada Hirtenflöte, İngilizcede shepherd’s pipe (33, 46), Farsçada nay-ı çubanî, Tacikçede noy-ı çobonî (32), Osmanlıcada kaval-ı çoban (32) sözleri kullanılır.Fransızcada özleyin zurna anlamına gelen chalumeau sözü bugün daha çok flajole anlamında kullanılmaktadır (18, 20, 34). Bu söz Yunancada kamış anlamına gelen kalamos sözünün türevi olan kalameia sözünün Latince biçimi olan calamellus’tan gelir (46). Kimi sözlüklerimize şalumo (42), şalümo (20, 40) biçimlerinde girmiştir.

Flajoleye Magrip Arapçasında kasaba denmektedir (3). Bu söz de özleyin kamış anlamına gelmektedir. Osmanlı dilgibilim (anatomi) dilinde bu söz soluman (bronş) anlamına gelmekteydi (23, 29, 43, 51). Kaval kemiğine de azm-ı kasaba denmekteydi (23, 29, 43, 51).

Gerek sözlüklerimiz, gerek mırıncılarımız (müzisyen) Türkçe kaval sözünü flajole anlamında kullanmak eğilimindedirler. Oysa flajolenin dilimizdeki doğal karşılığı çoban kavalı’dır. Farsça çuban’dan bozma çoban sözünden kurtulmak için bu söz güdücü kavalı biçiminde özleştirilebilir; çünkü çoban sözünün halk dilimizdeki karşılıkları güder, güdücü’dür (10). Nitekim bu çalgının Osmanlıca adı yukarıda da belirttiğimiz gibi kaval-ı çoban’dır (32). Kaval sözünün anlamını flajoleyle ereylendirme eğiliminin altında kanımızca iki neden yatmaktadır. Bunlardan birincisi flajolenin halk çalgısı olması, dolayısıyla flütün en yaygın biçimi olmasıdır. Bu, kimi başka dillerde de böyledir. Örneğin Almancada Flöte geniş anlamda flüt, Hirtenflöte ise flajoledir. Sözlüklerde böyle yazılıdır. Ancak konuşma dilinde flajoleye Hirtenflöte denmez, kısaca Flöte denir. Flöte sözü güdücüyü, güdücü sözü de Flöte’yi çağrıştırır. İkinci bir nedense bizde Türkçe kökenli sözcükleri ilkel nesnelere yakıştırıp bunların daha gelişmiş biçimlerini yad sözlerle adlandırma alışkanlığıdır. Dolayısıyla kaval sözünün flüt anlamına geldiği, flajolenin karşılığınınsa güdücü kavalı olduğu kanısındayız. Nitekim Şemsettin Sami’nin Türkçeden Fransızcaya lûgati’nde kavalın Fransızca karşılığı flûte olarak verilmiştir (16). Adı geçen yazarın Resimli kamus-ı Fransavî’sindeyse Fransızca flûte’ün karşılığı düdük olarak verilmiştir (18). Türkçe düdük sözünü aşağıda ayrıca ele alacağız.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Romalılar flüte tibia demekteydi. Bu söz özleyin kaval kemiği anlamına gelmekteydi. Romalılar flütlerini bu kemikten yaparlardı. Tibia sözü bir dirgerlik terimi olduğundan sözlüğümüzde de yer almakta olup dirgerlikdışı anlamı kaval olarak verilmiştir (45). Flüt sözünün kaynağı olan Latince flabeolum sözüyse Roma döneminden sonra türetilmiş yeni bir terimdir.

Kaval sözü dilgibilim (anatomi) dilinde soluk borusu anlamına gelmektedir. Sözcüğe bu anlam İşçil-Elöve’ce yüklenmiş (23) olup bizce de benimsenmiştir (15, 45). İşçil-Elöve Latince adı tracheitis olan soluk borusu yangısına kavalca denmesini önermiş (23), bu önerileri de bizce benimsenmiştir (45).

Kaval sözünün flütün geniş anlamının karşılığı olduğu benimsendikten sonra flütün dar anlamının bugün kullanılan karşılığı olan yan flütün yan kaval biçiminde özleştirilmesi gerekir. Bu çalgıya, bir başka adı olan oblik flütün çevirisi olarak eğik kaval da denebilir.

Düz tutularak çalınan flüte ülkemizde blok flüt, düz flüt, flütdüs, kaval flüt denmektedir. Bu çalgının adı da düz kaval biçiminde düzeltilmelidir. Bu çalgının adlarından olan flütdüs Fransızcada tatlı kaval anlamına gelen flûte douce’ten bozmadır. Bu çalgıya Fransızcada düz kaval anlamına gelmek üzere flûte droite de denir (20). Çalgının ülkemizde en bilinen adı olan blok flüt sözü Almanca Blockflöte’den bozmadır. Bu çalgıya Almancada boyuna flüt anlamına gelmek üzere Längsflöte de denir (49). Adı geçen çalgının İngilizce adlarıysa English flute ile recorder’dır. İtalyancadaysa Fransızcada olduğu gibi tatlı kaval anlamına gelen flauto dolce terimi kullanılır.

Güdücü kavalıyla birlikte ele alınması gereken bir kavram çoban düdüğü’dür. Güdücü düdüğü biçiminde özleştirilmesi gereken bu terimin güdücülerin çaldığı kaval, zurna, mey, gayda gibi her türlü üflemeli çalgıyı kapsaması gerektiği kanısındayız. Bu kavram İtalyancada piffara, piffaro, piffero terimleriyle adlandırılmaktadır (46). Bu sözlerin kökeni boru anlamına gelen Latince pipa sözüne dayanmaktadır (46).

Bu arada kavalların dilli, dilsiz olmak üzere ikiye ayrıldıklarını, gelişmiş kavalların genellikle dilli olduklarını, güdücü kavallarınınsa genellikle dilsiz olduklarını belirtmekte yarar görüyoruz (38).

Kavalın Farsça adı olan nay sözü Osmanlıcaya da geçmiştir (33). Bu söz dar anlamda, adı geçen çalgının uzun biçimlerini tanımlar. Nayın bu anlamının dilimizdeki doğal karşılığı uzun kaval’dır. Nay sözü ayrıca, daha çok Mevlevîlerin eğik tutarak çaldıkları, kamıştan yapılmış bir çeşit kavalın da adıdır. Bu çalgı ülkemizde daha çok ney adıyla bilinir. Bu çalgının eski kaynaklarda yer alan Türkçe karşılığı düdük’tür (37). Düdük sözünün bu anlamı İnegöllü Yusuf oğlu Mehmet oğlu Mustafa’nın 16. yy’de Farsçadan Türkçeye düzenlediği “Câmi-ül Fürs” adlı sözlükte yer almaktadır (37). Yine o kaynağa göre neyzene düdük çalıcı denmektedir (37). Amasyalı Deşişî Mehmet Efendi’nin 1580 yılında Mısır Beylerbeyi Hasan Paşa adına “Et-tuhfet-üs-seniyye” adıyla düzenlediği Farsçadan Türkçeye sözlükteyse Farsça nayzen’in karşılığı düdükçü olarak verilmiştir (37). 16. yy bilginlerinden Musa Merkez Efendi oğlu Mehmet Efendi’nin “Babus-ül-vâsıt” adlı Arapçadan Türkçeye sözlüğündeyse Arapçada yan gözle bakış anlamına gelen hızar sözü “birbirine düdükçü bakışı bakmak” biçiminde tanımlanmıştır (37).

Düdük sözünün eski biçimi olan tütek sözü Divan’a dek izlenebilmektedir (11). Divan’da ibrik gibi nesnelerin emziği olarak tanımlanmıştır. Clauson’a göre duman ya da buğu salmak anlamına gelen tütemek eyleminin türevidir (8). Bu eylemin kendisi Divan’da yer almamakla birlikte tütetmek biçimindeki türevi yer almaktadır (11). Bugün bu anlamda kullandığımız tütmek eylemi tütemekten bozmadır (8). Özleyin emzik anlamına gelen bu söz zaman içerisinde ses çıkaran boruların genel adı olmuştur. Odlaryurdu’nun (Azerbaycan) kimi yörelerinde kimi kaval çeşitlerine düdük, kimi yörelerindeyse tütek denmektedir (4, 32).

Genel dilimizde düdük sözü, içinden hava ya da buğu geçirilince keskin ses çıkaran im aracı anlamında kullanılmaktadır (1, 27). Halk dilimizde boru, kaval anlamlarında da kullanılmaktadır (10). Dirgerlik dilinde düdük sözü gırtlak (10, 15, 45), düdüklük ise kolka (aorta) (10, 15, 36, 45) anlamına gelmektedir.

Eyuboğlu düdüğün Rusçasının dudha, dudeşka; Sırpçasının dudka, dudak olduğunu belirtmiş; ancak bu sözlerin adı geçen dillere Türkçeden geçip geçmediği yolunda bilgi vermemiştir (14). Blaskovics Çekçede gayda anlamına gelen dudy sözünün Osmanlıca düdük sözünden bozma olduğunu belirtmektedir (5). Ünlü çalgıbilimci Sachs Almancada gayda anlamına gelen Dudelsack sözüyle bu sözün kaynağı olan dudeln eyleminin Türkçe düdükten bozma olduğu kanısındadır (21); ancak Brockhaus’a göre dudeln eylemi yansımadır (6). Öten nesnelerin düt diye ses çıkarması eski Türkçe tüte- kökünün de yansıma olabileceğini ister istemez düşündürmektedir.

Türklerin mey ya da balaban dedikleri yumuşak sesli zurnaya Ermeniler duduk, Gürcüler duduki demektedir (41). Ermeni kaynakları buradaki duduk sözünün Rusça bir alıntı olduğunu savunmakta, bir yandan da bunun öz Ermenicesi olan dziranapog sözünü yerleştirmeye çalışmaktadırlar (44). Bu söz kayısı ağacı anlamına gelmektedir. Ermenice duduğun Türkçe düdükten bozma olmayıp Rusça bir alıntı olduğu yolundaki görüşü inandırıcı bulmuyoruz.

Ney anlamındaki Farsça nay sözü Arapçaya da geçmiştir. Bu çalgıya Mısır’da ayrıca selamiye, suffara adları da verilmektedir (50). Bunlardan ilkinin zurna anlamına gelen Yunanca kalameia’dan bozma olduğunu sanıyoruz. İkincisiyse Arapçada özleyin im aracı olarak kullanılan düdük (whistle) anlamına gelmektedir. İngilizcedeyse neye kamış boru anlamına gelmek üzere reedpipe denmektedir (33).

Nay sözünün türevi olan Farsça nayçe sözünün sözlük anlamı kamışçıktır. Osmanlıcaya da girmiş olan bu söz (33) güdücü kavalı, kısa kaval anlamlarına gelmektedir. İkinci anlamı ülkemizde daha çok neyçe sözüyle adlandırılmaktadır. Neyçe sözü dokumacıların kullandığı küçük kamışın da adıdır (1, 27). Bunun adının kavalcık biçiminde özleştirilebileceğini düşünüyoruz.

Ağaçtan oyulan uzun kavala halk dilimizde ada düdüğü denmektedir (10). Ögel’e göre burada ada sözü sazlık, kovalıklarla çevrili otlak anlamındadır (10, 32). Kara ağızlıklı ada düdüğüneyse Ankara yöresinde karabaş düdük denmektedir (10, 21).

İnce sesli kısa kavala çığırtma denmektedir. Düz tutularak çalınan çığırtmaya sipsi (28), yan tutularak çalınanınaysa fifre ya da piferi denmektedir.

Sipsi sözü en geniş anlamıyla üflemeli çalgı demektir. Bu anlamıyla Arapça mizmar’ın karşılığıdır. Nitekim Divan’da sipsinin eski biçimi olan sıbızgu Arapça mizmarın karşılığı olarak verilmiştir (11). Bu söz Radloff’ça Kazan Türkçesinden sıbızgı biçiminde derlenmiştir (36).

Sipsi genel dilimizde gemici düdüğü, zurnanın dudaklara gelen kamış bölümünü tanımlamaktadır (1, 27). Eski kaynaklarda zurna anlamında da kullanılmıştır (37). Üflemeli çalgı anlamındaki sipsinin Arapçası olan mizmar sözü de Mısır’da zurna anlamında kullanılmaktadır (33). Sipsi sözü Mısır Arapçasına cura zurna anlamında sibs biçiminde girmiştir (50). Üflemeli çalgının Macarcası olan sip (20) sözünün de Türkçe sipsiden bozma olabileceği kanısındayız. Çalgıbilimci Gazimihal üflemeli çalgı yerine ötkü çalgısı demeyi yeğlemektedir (21).

Dirgerlik dilinde sipsi sözü bir kanala ya da boşluğa yerleştirmeye yarayan küçük boru anlamına gelen can(n)ula ile Osmanlıca adı mizmar olan gırtlak dili anlamına gelmektedir (23, 45). Gırtlak diline sıbızgı da denmektedir (15, 23, 45). Bu karşılıklar İşçil-Elöve’ce önerilmiş (23), bizce de benimsenmiştir. Kanül takma işlemini tanımlayan cannulisatio’ya da sipsileme denmektedir (45).

Yan tutularak çalınan çığırtma anlamına gelen fifre sözü Fransızca bir alıntıdır (1, 27). Fransızca fifre Almancada düdük anlamına gelen Pfeife sözünden bozmadır (46). Bunun da kökeni Latincede boru anlamına gelen pipa sözüne dayanır (46). İtalyancada güdücü düdüğü anlamına gelen piffara, piffaro, piffero sözleri dar anlamda fifre anlamına gelirler (20). Gazimihal Tanzimat döneminde fifreye pifferi dendiğini (piferi olmalı), bunun da İtalyanca piffero’dan bozma olduğunu belirtmektedir (20).

Fifreye İngilizcede fife denmektedir (46). Bu da Almanca Pfeife’den bozmadır (46). Almancadaysa enine düdük anlamına gelmek üzere Querpfeife denir (35). Gazimihal Tanzimat döneminde askerin fifreye çığırtma dediğini belirtmektedir (20). Bu kavramın yan çığırtma biçiminde özleştirilmesi gerektiği kanısındayız.

Yan tutularak çalınan kısa kavala pikolo (1) ya da pikolo flüt denmektedir. İtalyanca flauto piccolo’dan bozmadır (20). Almancası Pikkolo ya da Pikkoloflöte (6), Fransızcası picolo ya da piccolo, İngilizcesi piccolo ya da piccolo flute’tur (46). Oktaven (20), oktav flütü (20), oktavyen flüt (Gazimihal’de oktaviant flüt) (20) olarak da anılır. Bu sonuncular sesinin ölçünlü yan kavaldan bir sekizli (oktav) daha ince olduğunu vurgularlar (1). Bu bağlamda bu çalgıya Almancada Oktavflöte (20); Fransızcada flûte octaviante (20), octavin; İngilizcede octave flute (46), İtalyancada ottavino (20) denir. Pikolo flütün dilimizdeki doğal karşılığı kısa yan kaval’dır. Oktav flütünün çevirisi olarak sekizli kavalı olarak da adlandırılabilir. Yan çığırtma bunun daha ince sesli olan bir çeşididir.

İki borulu kavala çifte flüt denmektedir. Bu çalgıya Gaziantep yöresinde zambır denmektedir (12). Bu sözün Arapçada zurna anlamına gelen zamr’dan ya da arı anlamına gelen zenbur’dan bozma olduğu sanılmaktadır (12). Arapçası micviz’dir (3). Irak’ta mitbik (3), Mısır’da kavala (22), zumara (3, 22) adlarıyla da anılır. Bunlardan kavalanın Türkçe kavaldan bozma olduğunun sanıldığını yukarıda belirtmiştik. Çifte flütün dilimizdeki doğal karşılığı koşa kaval’dır. Bu çalgının çeşitli biçimlerinin Odlaryurdu’ndan (Azerbaycan) Fergana’ya dek uzanan bir alanda koş balaban, koşa dilli tüydük, koş düdük, koş nay gibi adlarla anıldığını Ögel’den öğreniyoruz (32). Mısır’da kullanılıp Türkçe olduğu sanılan kavala sözü de koşa kavalın eşanlamlısı olarak sözlüklerimizde yer alabilir.

Borularından biri deliksiz olan koşa kavala Hatay’da argıl, argun adları verilmektedir (10, 21). Bu sözlerin, adı geçen çalgının Arapça adı olan argul’dan bozma oldukları anlaşılmaktadır (21). Argul sözünün de Yunancada çalgı anlamına gelen organon sözünden bozma olduğu sanılmaktadır (21). Bu çalgıya Filistin’de yargul denmektedir (3). Bu çalgının Gaziantep yöresinde de çalındığını belirten Ekici bunu dem sesli zambır olarak anmaktadır (12). Çünkü perde delikleri olmayan boru dem tutmaya yaramaktadır. Bu çalgının adının eşideliksiz biçiminde özleştirilebileceğini düşünüyoruz.

Arapçada eşideliksizin uzun olanına argul-ül kebîr (21, 47), kısa olanına argul-ül sagîr (21, 47), kısacık olanına argul-ül asgar (47) denmektedir. Bunların doğal karşılıkları sırasıyla uzun eşideliksiz, kısa eşideliksiz, kısacık eşideliksiz olacaktır.

Yan yana dizili çok sayıda borucuktan oluşan kavala Pan flütü denmektedir. Burada Yunanca Pan sözü orman tanrısının adıdır. Bu çalgı ülkemizde ağız orgu (32), mıskal (1, 27, 33), musikar (33) adlarıyla da anılmaktadır. Bunlardan musikar Farsçadır. Mıskal ise Farsça musikarın Arapçaya geçen biçimidir (1, 27, 33). Bu çalgıya Farsçada bişe muşte, musikar-ı hıtay, muşta-i çinî, şin adları da verilmektedir (20). Bunlardan sonuncusunun Çince şeng’den (48) bozma olduğunu sanıyoruz. Arapçada mustak sinî de denmektedir ki Farsça muşta-i çinî’den bozmadır (20). Bu veriler bu çalgının Ortadoğu’ya Çin’den geldiğini göstermektedir.

Çalgıya Almancada Mundorgel (48), Panflöte, Papageienflöte (35); Fransızcada flûte de Pan (20), orgue à bouche (20); Yunancada syrinx (46) denmektedir.

Yunanca syrinx’in sözlük anlamı boru olup dirgerlik dilinde Türkçe karşılıkları akarca, akınak, savakça, sızınak olan fistula (45); Türkçe karşılığı içiteç olan şırınga (45) anlamına gelmektedir. Şırınga sözü de syrinx’ten bozmadır. Tinlibilim (Zooloji) dilindeyse kuşlara özgü ses çıkarma örgeni olan göğüs gırtlağı anlamına gelmektedir (26, 45).

Pan flütünün dilimizdeki doğal karşılığı dizi kaval’dır. Almanca Papageienflöte’nin çevirisi olarak kakavan kavalı sözü de eşanlamlı olarak önerileblir. Arapça papağanın Türkçesi olan kakavan sözü yadırgatıcı bulunuyorsa genel dille uyumlu bir seçenek olarak papağan kavalı da denebilir.

KAYNAKÇA

1) Ağakay MA. Türkçe sözlük. 10.bası. TDK. Ankara, 2005.

2) Ahmet Vefik Paşa. Lehce-i Osmanî. TDK. Ankara, 2000.

3) al.bab.com. Arab musical instruments.

4) atlas.musigi-dunya.az.Tutak.

5) Blaskovics J. Çek dilinde Türkçe kelimeler. VIII. Türk dil kurultayında okunan bilimsel bildiriler. TDK. Ankara, 1960, s. 87-112.

6) Brockhaus FA. Der Sprach Brockhaus. 9. Aufl. Wiesbaden, 1984.

7) Cassell’s Latin dictionary. Macmillan. USA, 1982.

8 ) Clauson G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University Press. Oxford, 1972.

9) Dautovski D. Instruments. dragandautovski.com.

10) Türkiye’de halk ağzından derleme sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-82.

11) Divanü lûgat-it Türk dizini. TDK. Ankara, 1972.

12) Ekici S. Gaziantep yöresi halk çalgılarından zambır üzerine bir araştırma. turkuler.com.

13) Eren H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.

14) Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. İstanbul, 1991.

15) Feneis H. Resimli anatomi sözlüğü. 6. bası. Çev. Ülker S. İnkılâp. İstanbul, 1993.

16) Fraşerî ŞS. Türkçeden Fransızcaya lûgat. Mihran. İstanbul, 1885.

17) Fraşerî ŞS. Kamus-ı Türkî. İstanbul, 1899.

18) Fraşerî ŞS. Resimli kamus-ı Fransavî. İstanbul, 1901.

19) Gafarov S. Müzik enstrümanlarında totemleşme olgusu ve Türklerin gözdesi düz flüt. Müzik ve Bilim (muzikbilim.com) Eylül 2005; 4.

20) Gazimihal MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.

21) Gazimihal MR. Türk nefesli çalgıları. Kültür Bak. Ankara, 1975.

22) Hanna H. Preservation of the endangered cultural assets of the traditional Egyptian storytellers heritage and its instruments and tools. curl.haxx.se 2007.

23) İşçil Şİ, Elöve AU. Türkçe hekimlik terimleri üzerine bir deneme. TDK. Bursa, 1944-48.

24) kafkas.org.tr. Müzik aletleri.

25) Kakuk Z, Baski İ. Kasantatarisches Wörterverzeichnis Aufgrund der Sammlung von Ignác Kúnos. TDK. Ankara, 1999.

26) Karol S, Suludere Z, Ayvalı C. Biyoloji terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1998.

27) Kutlu A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 2005.

28) discoverturkey.com. Sipsi. Kültür Bak.

29) Lûgat-ı tıb. Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye. İstanbul, 1900.

30) medinaportal.net. Nây.

31) Nişanyan S. Sözlerin soyağacı. Adam. İstanbul, 2002.

32) Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 8. Kültür Bak. Ankara, 1987.

33) Redhouse. Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 1999.

34) Saraç T. Fransızca-Türkçe büyük sözlük. TDK. Ankara, 1976.

35) Steuerwald K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.

36) Osmanlıcadan Türkçeye söz karşılıkları tarama dergisi. TDTC. İstanbul, 1934.

37) XIII. Yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-77.

38) Tarlabaşı B. Dilli kaval hakkında. burhantarlabasi.com.tr.

39) Tavkul U. Karaçay-Malkar Türkçesi sözlüğü. TDK. Ankara, 2000.

40) Tuğlacı P. Okyanus 20.yüzyıl ansiklopedik Türkçe sözlük. Pars. 1971.

41) turkuler.com. Mey.

42) Türkay K, Koçak S, Ünal S. Uygulayım terimleri sözlüğü. 2. bası. TDK. Ankara, 1980.

43) Unat EK, İhsanoğlu E, Vural S. Osmanlıca tıp terimleri sözlüğü. TTK. Ankara, 2004.

44) uslanmam.com. Duduk-Balaban.

45) Ülker tıp terimleri sözlüğü. Açıklamalı 3. bası. İstanbul, 2004.

46) Webster’s third new international dictionary of the English language unabridged. Könemann. Cologne, 1993.

47) en.wikipedia.org. Arghul.

48) de.wikipedia.org. Mundorgel.

49) de.wikipedia.org. Schwegel.

50) Wolter C. Musikinstrumente der arabischen Musik. papyrus-magazin.de/archiv/2002-2003/märz/3-4 2003.

51) Zeren Z. Lâtince-Türkçe- Osmanlıca anatomi sözlüğü ve Türk anatomi terimleri. 2. bası. İÜTF. İstanbul, 1959.

(Türk Dili Dergisi Kasım-Aralık 2007; 21(123): 19-25)