<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçesi Varken</title>
	<atom:link href="http://turkcesivarken.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkcesivarken.com</link>
	<description>Başka sese benzemez ananın sesi, ararsan vardır her sözün Türkçesi.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Sep 2010 12:17:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Kemandan Viyolaya Gıygı</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kemandan-viyolaya-giygi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kemandan-viyolaya-giygi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2010 10:39:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Süreyya ÜLKER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Gıygı]]></category>
		<category><![CDATA[Keman]]></category>
		<category><![CDATA[Viyola]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1286</guid>
		<description><![CDATA[Yaylı çalgı denince usumuza öncelikle keman gelir. Batıdan gelip, ilkel bir yaylı çalgı olan kemençenin büyük ölçüde yerini alan bu çalgının geçmişimizde kökü olmadığından eski kaynaklarda geçen bir Türkçe adı yoktur. Keman sözü Farsça olup özleyin yay anlamına gelir. Tokat’taki Karaçay göçmenleri kemana da kemençeye de kılkobuz demektedirler (4). Buradaki kıl sözü tel anlamında olup, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaylı çalgı denince usumuza öncelikle keman gelir. Batıdan gelip, ilkel bir yaylı çalgı olan kemençenin büyük ölçüde yerini alan bu çalgının geçmişimizde kökü olmadığından eski kaynaklarda geçen bir Türkçe adı yoktur. Keman sözü Farsça olup özleyin yay anlamına gelir. Tokat’taki Karaçay göçmenleri kemana da kemençeye de kılkobuz demektedirler (4). Buradaki kıl sözü tel anlamında olup, çalgının telli bir çalgı olduğunu vurgulamaktadır. Çalgının yaylı olduğunu vurgulamamaktadır. Tavkul bu sözün Karaçay-Malkar Türkçesinde Kafkas kemençesi, bir tür saz, balalayka anlamlarına geldiğini belirtmektedir (21). Dolayısıyla bu sözün keman, kemençe gibi özgül bir anlam yüklenmekten çok, telli çalgı anlamını taşıdığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kemanın uygun bir karşılığı olamaz.</p>
<p>Halk dilimizde bunun dışında keman anlamında kullanılan sözler, çalgının çıkardığı sesi betimleyen yansımalardır. Bunlar gıygı, dızdır, gıvgıv, gıygırak, gıygıy, kıykıdır (4). Bunların içerisinde gıygı sözünü genel dile kazandırılmaya elverişli buluyoruz. Öbürküleri de bu sözün eşanlamlıları olarak sözlüklerde yer almaya değer buluyoruz.</p>
<p>Kemanın İtalyanca adı violinodur. Viyola adlı çalgının İtalyanca adı olan viola sözünün türevidir. Bunun da Latincede kemençe anlamına gelen vitula sözünden bozma olduğu sanılmaktadır (29).  Gazimihal ise eski İtalya’da kemanların çiçek betileriyle bezendiğini, bundan dolayı menekşe anlamına gelen viola sözünün bu çalgının adı olduğunun düşünüldüğünü belirtmektedir (10). İtalyanca violino sözü Almancaya Violin, Fransızcaya violon, İngilizceye violin biçiminde girmiştir (29). Çalgının Almanca ulusal adıysa Geigedir. Bu, eski Almancada kemençe anlamına gelen gigadan bozmadır (2). Eski Almancada kemençe anlamına gelen giga, Almanca Geige sözleriyle başta gıygı olmak üzere halk dilimizde keman anlamında kullanılan yansıma sözler arasındaki ses benzerliği, eski Almanca giga’nın da yansıma olabileceğini düşündürmektedir. Çalgının Macarca adı hegedüdür (13).</p>
<p>Yaylı halk çalgılarına kemençe denmektedir. Bu söz Farsçada yay anlamına gelen keman sözünün sonuna –çe küçültme ekinin getirilmesiyle oluşturulmuş kemançe sözünden bozmadır (1). Bu sözün sözlük anlamı yaycıktır. Macar türkbilimcisi Rasonyi ise kemençe sözünü Divan’da sivrisinek anlamında geçen kimünçe, kümiçe sözleriyle birleştirerek Türkçe olduğunu ileri sürmüş, bu görüşü Gazimihal’ce de benimsenmiştir (11). Gazimihal Rasonyi’nin görüşüne erişmeden önce yazdığı sözlüğündeyse kemençe sözünün Orta Asya’da kullanılmadığını, Anadolu’da 15. yy sonlarında kullanılmaya başladığını, buna karşılık kemançenin en eski Farsça kaynaklarda dahi kullanıldığını belirtmişti (10). Clauson, Divan’daki kimünçe’nin doğru biçiminin kömiçe olduğunu, yanlışlıkla köminçe biçiminde okunduğunu, olasılıkla alıntı olduğunu belirtmektedir (3).</p>
<p>Türkeli’nde kemençe anlamında gıcak sözü kullanılmaktadır (17). Türkmenlerin cicak ile ciçak,  Özbeklerle Uygurların gıcak biçiminde kullandıkları bu söz Kırgızlarda kıyak, Batı Sibirya Tatarlarında kızak biçimine dönüşmektedir. Kıyak sözü Kırgızcada dar anlamda yaylı çalgı (keman ya da kemençe), geniş anlamdaysa çalgı demektir (17, 31). Ayrıca yay anlamında da kullanılmaktadır (17). Yaylı çalgı anlamında Karaçaylıların kılkobuzunun eşdeğeri olduğu anlaşılan kıl kıyak  sözü de kullanılmaktadır (17, 31). Bu sözün de özleyin telli çalgı anlamına gelmesi gerektiği gözükmektedir.</p>
<p>Gıcak sözü Farsçada da gıçek biçiminde kemençe anlamında kullanılmaktadır (17). Ünlü çalgıbilimci Farmer Farsça gıçek’in Türkçe gıcak’tan bozma olduğu kanısındadır (17). Ögel de Farmer’a katılmaktadır (17). Gazimihal de gıçek sözünün Farsçada sonradan belirdiğini belirtmektedir (10). Gıcak sözü kökleşik sözlüklerimizden Okyanus’a Türkçe kökten bir veri olarak gıçak biçiminde girmiştir ( 24).</p>
<p>Öte yandaysa Slobin Afgan sınırları içerisinde kalan Güney Türkeli’ndeki Türkmenlerin kullandıkları ciçak  sözünün gıcırtı anlamına gelen ciç sözüne –ak küçültme eki eklenmesiyle oluşmuş Darîce (Kâbil Farsçası) bir yansıma olduğunu belirtmiştir (17). Doerfer bu söze Farsçadaki Türkçe alıntılar arasında yer vermemiştir (6).</p>
<p>Gazimihal’e göre gıcak sözü Türkçe gıcık sözünün kökünden türemiştir (11). Bu söz gudok biçiminde eski İslavcada da geçmektedir (11). Bu verilerden eski Almanca giga, Almanca Geige, Türkçe gıygı, eski İslavca gudok, Farsça gıçek, Darîce ciçak, Türkmence cicak, Özbekçe-Uygurca gıcak, Kırgızca kıyak, Batı Sibirya Tatarcası kızak sözlerinin hepsinin yansıma olduğu, yaylı çalgının çıkardığı sesi betimlediği anlaşılmaktadır. Yansıma sözler de dilden dile değişir. Dolayısıyla giga ile Geige Almanca, gıygı ise Türkçe birer yansımadır. Geri kalanlarınsa Türkçe-Farsça-eski İslavcada ortak olduğu, köklerinin Türkçeye mi, Farsçaya mı dayandığının, konunun uzmanları arasında tartışıldığı anlaşılmaktadır. Kırgızca kıyak ile Anadolu’dan derlenen kıykı arasındaki benzerlik göze çarpmaktadır; ancak kıyak sözü Farsçadan bozma olmayıp Kırgızca bir yansımaysa Yenisey Kırgızlarının torunları olan Güney Sibirya Türkleri bu sözü niçin kullanmamakta, kemençelerine yançak komıs, okça komıs demekteler (17) ?</p>
<p>Gazimihal çekme çalgıların yaylı çalgılardan daha eski olduğu kanısındadır (10). Ögel ise Türklerde kopuzun yaylı bir çalgı olarak oluştuğu, çekme biçimlerinin sonradan geliştiği kanısındadır (17). Kopuzla yaylı çalgıların ilişkisi Güney Sibirya’da yaşayan Şor Türklerinin kemençeye yaylı kopuz anlamına gelmek üzere yançak komıs , Sagay Türklerininse oklu kopuz anlamına gelmek üzere okça komıs demelerinden de anlaşılmaktadır (17). Gagavuzların kemençeye taktıkları ad olan kovuş sözünün  (10) de kopuzdan bozma olabileceği kanısındayız. Kanımızca kemençe sözünün en uygun Türkçe kökten karşılığı yaylı kopuz olup, oklu kopuz sözü de bunun eşanlamlısı olarak sunulabilir.</p>
<p>Farsçada kemençeye gıçek ile kemançenin yanı sıra çeğane (20) ile kemane de denir. Kemane sözü kemançe gibi yaycık anlamına gelir. Keman yayı anlamında da kullanılır. Geniş anlamda kemençenin eşanlamlısı olmakla birlikte dar anlamda uzun kemençe anlamındadır. Bu anlamının doğal karşılığı  uzun yaylı kopuzdur. Kemençenin Latincesi vituladır (29). Fransızca gigua, İngilizceyle İtalyanca giga eski Almanca gigadan gelir. Bu sözle Anadolu’da keman anlamına gelen gıygı arasındaki benzerlik bize bunun yansıma olabileceğini düşündürmektedir. Latince vitula’dan bozma İngilizce fiddle sözüyse hem gıygı, hem yaylı kopuz anlamlarına gelir (29). Yaylı kopuzun Anadolu’daki ölçünlü biçimi daha çok Karadeniz Bölgesi’nde kullanılır. Bu yüzden kimi kaynaklarda bu biçiminden karadeniz kemençesi biçiminde söz edilir (10, 23). Gazimihal, bu çalgının Gagavuzyeri’nden Mısır’a dek geniş bir alanda kullanıldığını, ilk çıktığında İç Anadolu’da da önem kazandığını,  bunun da Anadolu’daki öbür yaylı kopuz çeşitleri gibi son yüzyıllarda batıdan geldiğini belirtmektedir (10).  Bunun dışında kalan başlıca yaylı kopuz çeşitleri ayaklı kemane (ayaklı yaylı kopuz), kabak kemane (kabak yaylı kopuz), kese kemanı (torba gıygısı) (10), klasik kemençedir (kökleşik yaylı kopuz).</p>
<p>Kabak yaylı kopuza kısaca kabak da denir. Ali Rıza Yalgın Güney Anadolu Türkmenlerinin bir çeşit kabağa eğit dediklerini belirlemiştir (17). Ünlü Macar çalgıbilimcisi Bela Bartok, Macarcada gıygı anlamına gelen hegedu sözüyle bu söz arasındaki ad benzerliği üzerinde durmuştur (17).</p>
<p>Torba gıygısı cepte taşınabilen küçük bir yaylı kopuz olup, cep kemençesi (10) olarak da anılır. Almancada Taschengeige, İtalyancada violino di pochetto olarak anılır (10). Arapça cep sözünden kurtulmak için cep yaylı kopuzu yerine göncük yaylı kopuzu da denebilir.</p>
<p>Kökleşik yaylı kopuz, fasıllarda kullanılan bir çalgı olup, genellikle bir halk çalgısı olarak kullanılan yaylı kopuzun en gelişmiş biçimidir. Armudî kemençe (Armutsu yaylı kopuz) (10, 23), fasıl kemençesi (10, 23), istanbul kemençesi (23) olarak da bilinir. İstanbul’a 19. yy’de Polonya’dan gelmiştir (10). Farsça armut sözünden kurtulmak için ayvamsı yaylı kopuz seçeneği de sunulabilir. Son yıllarda  Eyuboğlu ayva sözünün de Farsçadan bozma olduğunu ileri sürmüş (9); Eren ile Tietze de bu görüşe katılmışlarsa da ( 7, 8, 22) (Eyuboğlu uğraşman bir dilci olmadığından onun görüşleri uğraşman dilcilerce kaynak gösterilmemektedir. Nitekim burada da Tietze Eyuboğlu’nu değil, Eren’i kaynak göstermiştir. Oysa Eyuboğlu’nun sözlüğünün birinci basısı 1988’de, ikinci basısı 1991’de yayımlanmıştır. Eren’in ayva konusundaki yazısı 1999’da yayımlanmıştır. Eyuboğlu kendisini özengen bir dilci olmakla eleştiren Eren’i yanıtlarken çalışmalarında görüş alışverişinde bulunduğu Eren’in bu tutumunu anlayamadığını belirtmiştir. Eren ile 1978 yılında yaptığımız bir görüşmede ayva sözünün kökeni konusunda özgün bir görüşünün bulunduğunu, ancak bunu yakında yayımlanacak olan sözlüğünde açıklayacağını belirtmişti. Yakında yayımlanacağını söylediği sözlük ne yazık ki ancak 1999 yılında yayımlanabildi. Dolayısıyla Eyuboğlu’nun sözlüğünde yer alan görüşlerin bir bölümü Eren’den sözlü olarak edinilmiş olabilir. Eyuboğlu’nun bunları belirtmesi gerekirdi.  Ancak Eyuboğlu’nun  hangi bilgiyi Eren’den aldığını, hangisini almadığını bilemeyeceğimizden, ayva sözünün Farsça bir alıntı olduğu yolundaki savın en eski kaynağı olarak Eyuboğlu’nu anmamız gerekmektedir), kökleşik sözlüklerimize göre (1, 14, 18, 25) Türkçedir.</p>
<p>Yaylılar içerisinde anılması gereken önemli bir çalgı rebaptır. Yayla, çalgıçla ya da elle çalınan bir saplı telli çalgıdır. Adı, Arapça rebabdan bozmadır. Arapçada rebabe olarak da anılır (11). Bu sözün Farsça revaveden bozma olduğunu ileri süren İran kaynakları da vardır (11, 26). Rebab sözü Arapçada kopuz (ud) anlamında da kullanılmıştır (11, 26). Rebap Ortadoğu çalgıları içerisinde eski Türk kopuzuna en çok benzeyenidir. Gazimihal’e göre Arapların rebabı, İranlıların berbadıyla Türklerin kopuzu yapıca biribirine pek benzeyen çalgılardı (11, 17). Sahib-i kamus adlı yapıta göre rebab, adını ünlü yaylı kopuzcu Memdud bin Abdullah-ül Vasatî-ür Rebabî’den almaktadır (11).</p>
<p>Rebabın Türkçe adları ıklığ ile ıklıktır (17, 20). Gazimihal buradaki ık kökünün ok anlamında olduğu, sözcüğün oklu anlamına geldiği, okunsa yay anlamında kullanıldığı kanısındadır (10, 11). Ögel Gazimihal’e katılarak Sibirya’da yaşayan Şor Türklerinin Radloff’a göre ık sözünü kemençe yayı, kemençe anlamlarında kullandıklarını belirtmektedir (17).</p>
<p>Divan’da ekeme, ikeme biçimlerinde geçen bir çalgı vardır (5). Kopuza benzer bir çalgı olduğu belirtilmiştir. Ögel bu sözle ıklığın kökündeki ık sözü arasındaki benzerliği vurgulamıştır (17). Brockelmann’a göre bu çalgı bir kopuz (ud) ya da yongardı (gitar) (17). Clauson’a göre bu sözcüğün yazımı egeme olup, yaylı bir çalgıydı. Törpülemek anlamına gelen eğelemek eyleminin eski biçimi olan ege- eylem kökünün türevidir (3). Yayın tellere sürülmesinin eğeleme biçiminde yorumlandığı anlaşılmaktadır.<br />
Iklık sözü dirgerlik diline lyra denen oluşumun adı olan bir dilgibilim (anatomi) terimi olarak İşçil-Elöve’ce sokulmuş (12), bizce de kopuz’un eşanlamlısı olarak bu anlamda benimsenmiştir (25).</p>
<p>Gıygı çoluğunun ana çalgısı gıygının kendisi değil, viyoladır (30). İtalyancada gıygı çoluğundan çalgılar viyolanın İtalyanca özgün adı olan viola sözünün türevi olan adlarla anılırlar. Gıygı anlamındaki violino da bunlardan biridir. Viyolanın atası düncel bir çalgı olan viola da bracciodur (29). Kol gıygısı anlamına gelir. Bacakarasına kıstırılıp çalınan viola da gamba’nın tersine omza dayanarak çalındığından dolayı bu adı almıştır (28). Viyolanın Almanca adı olan Bratsche viola da braccio’dan bozmadır (30). Viyola gıygıdan daha uzun, ancak daha ince seslidir. Bu yüzden İtalyancada viola alto olarak da anılır (29). Genelde ince sesleri tanımlayan İtalyanca alto sözü viyola anlamında da kullanılır (29, 30). Türkçe doğal karşılıkları ince gıygı, uzun gıygıdır.</p>
<p>Gıygı çoluğundan  öbür çalgı çeşitleri kontrbas, viola da gamba ile viyolonseldir. Kontrbas, gıygı çoluğunun en büyük, en kalın sesli üyesidir. Kontrbas sözü Fransızca contrebassetan bozmadır (1). O da eski İtalyanca contrabassodan bozmadır (29). Yeni İtalyancada contrabbasso biçimine dönüşmüştür (29). Almancası Baßgeige (19), İngilizcesi bass fiddle ile bull fiddledır (29). Türkçe doğal karşılıkları kalın gıygı ile boğa gıygısıdır.</p>
<p>Viola da gamba yukarıda da belirttiğimiz gibi bacakarasına kıstırılıp çalınan bir gıygıdır. İngilizce adı violdür (28). Türkçe doğal karşılığı bacak gıygısıdır. Viyolonselin atası olan düncel bir çalgıdır.<br />
Viyolonsel viola da gamba’nın geliştirilmesiyle ortaya çıkarılmış çağcıl bir gıygıdır. Adı İtalyanca violoncellodan bozmadır (1). İtalyancada kısaca cello diye de anılır. Bu biçimi dilimize çello biçiminde aktarılmıştır (1). Almancası Kniegeigedir (19). Almancasının çevirisi olan Türkçe doğal karşılığı diz gıygısıdır.</p>
<p>Ünlü gıygıcımız Doç. Pelin Halkacı Akın’ın annemizin halasının torununun kızı olduğunu da bu arada belirtmek isteriz. Kendileri Mimar Sinan Bilgitayı Devlet Konservatuarı öğretim üyesi olup, 1999 yılından beri Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile Borusan Oda Orkestrası’nın başgıygıcısıdır (16). Ünlü tatlıyatukçu Ziya Santur babasının anneannesinin amcasının oğlu olup, o da Edirne’nin köklü çoluklarından biri olan Halkacılardandır.</p>
<p>Gıygı, yaylı kopuz, ıklığ dışında kalan başlıca yaylı çalgılar yaylı tambur ile yaylı yatuğandır. Yaylı tamburun doğal Türkçe karşılığı yaylı tımbırdır. Yaylı yatuğan yatırılarak çalınan sapsız yaylı çalgıların ortak adıdır. Bunlara Almancada Streichzither  denir (15, 27).</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>1)Ağakay  MA. Türkçe sözlük. 10. bası. TDK. Ankara, 2005.<br />
2)Brockhaus FA. Der Sprech Brockhaus. 9. Aufl. Wiesbaden, 1984.<br />
3)Clauson G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University Press. Oxford, 1972.<br />
4)Türkiye’de halk ağzından derleme sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-82.<br />
5)Divanü lûgat-it Türk dizini. TDK. Ankara, 1972.<br />
6)Doerfer G. Türkische und mongolische Elemente im neupersischen. Wiesbaden, 1963-67.<br />
7)Eren H. Ayva. Türk Dili Eylül 1999; 573: 739-48.<br />
8)Eren H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.<br />
9)Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. İstanbul, 1991 (1. bası 1988).<br />
10)Gazimihal MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.<br />
11)Gazimihal MR. Ülkelerde kopuz ve tezeneli çalgılarımız. Kültür Bak. Ankara, 1975.<br />
12)İşçil Şİ, Elöve AU. Türkçe hekimlik terimleri üzerine bir deneme. TDK. Bursa, 1944-48.<br />
13)Kerkay E. http://www.passisondiscs.co.uk/articles/hungarian_folk_instruments2.htm<br />
14)Kutlu A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 2005.<br />
15)Michel A. Streichzithern. http://www.studia-instrumentorum.de/MUSEUM/zith_streichzith.htm , 2001.<br />
16)http://muziklopedih.tripod.com/<br />
17)Ögel B. Türk kültür  tarihine giriş 9. 3. bası. Kültür Bak. Ankara, 2000.<br />
18)Redhouse. Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 1999.<br />
19)Steuerwald K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.<br />
20)XIII. yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-77.<br />
21)Tavkul U. Karaçay-Malkar Türkçesi sözlüğü. TDK. Ankara, 2000.<br />
22)Tietze A. Tarihi ve etimolojik Türkiye Türkçesi lugatı. Birinci cilt A-E. Österreichische Akademie der Wißenschaften. Simurg. İstanbul, 2002.<br />
23)http://www.tufak.org.tr/halkmuzigiçalgilari.htm<br />
24)Tuğlacı P. Okyanus 20. yüzyıl ansiklopedik Türkçe  sözlük. Pars, 1971.<br />
25)Ülker S. Ülker tıp terimleri sözlüğü. Latince-Türkçe, Türkçe-Latince. Açıklamalı 3. bası. İstanbul, 2004.<br />
26)Ülker S. Kubuzdan lavtaya kopuz. Türk Dili Dergisi Kasım-Aralık 2008; 22 (129): 22-24.<br />
27)Ülker S. Psalterion’dan santura yatuğan. Türk Dili Dergisi Mart-Nisan 2009; 22 (131): 24-26.<br />
28)http://vdgsa.org/pgs/stuff.html<br />
29)Webster’s third new international dictionary of  the English language unabridged. Könemann. Cologne, 1993.<br />
30)http://de.wikipedia.org/wiki/Bratsche , 2 Jul 2007.<br />
31)Yudahin K. Kırgız sözlüğü. Çev. Taymas AB. TDK. Ankara-İstanbul, 1945-48.</p>
<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --><strong><span style="font-size: x-small;">Türk Dili Dergisi Mayıs – Haziran 2009; 22 (132): 19 – 22</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kemandan-viyolaya-giygi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyğur Dilini Araşdırmağa Nə Zaman Başlayacıq?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/uygur-dilini-arasdirmaga-ne-zaman-baslayaciq/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/uygur-dilini-arasdirmaga-ne-zaman-baslayaciq/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Aug 2010 10:47:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Turfan]]></category>
		<category><![CDATA[Turfan Yazmaları]]></category>
		<category><![CDATA[uygurca]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1277</guid>
		<description><![CDATA[Doğu Türküstanın (Uyğurların yaşadığı özərk ölkə) Turfan elində Alman  araşdırmacılar bir tapınaqda əl yazmaları olduğunu necə olursa öyrənirlər. Oranın sorumlusu rahib onları vermək istəməyibdir. Çox uzun sürən bazarlıq sonucunda isə Almanlara əl yazmalarının gizlədildiyi sandıqları veribdilər. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Əski yazmaların necə tapıldığı məni həmişə mararlandırırdı. Elə bilirdim  ki, bir mağarada, bir oyuğun arasında tapılırlar. İstəyirdim ki mən də  belə bir tapıntı ələ keçirim. Ona görə də mağara kimi yerlərə girəndə  ora-bura baxır, oyuq axtarırdım. Onu da başa düşmürdüm ki, bu tapıntılar  necə olur da min, iki min il hələ də özlərini saxlaya bilibdirlər?</p>
<p><a href="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/08/turfan-1.jpg"><img class="size-medium wp-image-1278 alignright" title="turfan-1" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/08/turfan-1-300x175.jpg" alt="" width="300" height="175" /></a>Ancaq öyrəndim ki belə deyildir.<strong> Turfan</strong> əl yazmalarının tapılmağından danışacağam sizə. <strong>Doğu Türküstanın</strong> (Uyğurların yaşadığı özərk ölkə) <strong>Turfan</strong> elində <strong>Alman</strong> araşdırmacılar bir tapınaqda əl yazmaları olduğunu necə olursa  öyrənirlər. Oranın sorumlusu rahib onları vermək istəməyibdir. Çox  uzun sürən bazarlıq sonucunda isə Almanlara əl yazmalarının gizlədildiyi  <strong>sandıqları </strong>veribdilər. Demək, sandıqda saxlandıqlarına görə min  ildi ki özlərini qoruyubdular. Almanlarsa bu yazmaları alıb, ölkələrinə  aparıbdılar. İndilərdə <strong>Berlin Turfan Yazmaları Bəlgəliyində</strong> həmin əl yazmaları saxlanmaqdadır.</p>
<p>Almanlar bu yazmaların yalnızca %20-sini oxuya bilibdilər. Özəlliklə  Uyğur dilində onumsal (tibbi) yazıların yer almağı sevindiricidir.  Gəriyə isə %80 kimi çox böyük bir alan qalıbdır. <strong>Allah qoysa bunu da biz oxuyarıq.</strong></p>
<p><strong><a href="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/08/turfan-2.jpg"><img class="size-medium wp-image-1279 alignright" title="turfan-2" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/08/turfan-2-300x159.jpg" alt="" width="300" height="159" /></a>Soğd</strong> damğaları ilə yazılan əl yazmalarının bir özəlliyi də <strong>yuxarıdan </strong><strong>aşağıya</strong> doğru yazılmalarıdır. Ünlülər (saitlər) hər zaman yazılmır. Ərəb dili  kimi yerinə görə 3 ayrı halda yazılmalıdır. Belə belə xüsusiyyətləri də  var. Türk dilinə heç bir dəxli olmayan bu əlifba ucbatından yazmaları  oxumaq çətinləşibdir. Ancaq heç vaxt oxunmayacağı mənasına gəlmir bu.</p>
<p>Mən indi gənc həvəskarları, mütəxəssis araşdırmacıları bu əl yazmaları haqda işləməyə çağırıram: <strong>Gəlin %80-ini araşdırılmağı gözləyən əl yazmalarımızı oxuyağın.</strong></p>
<p>Aşağıda həmin yazmalar haqda bir neçə bədiz qoyuram ki, belkə sizi  maraqlandırar. İlgisini çəkələr üçün də bir neçə bağlantı verim:</p>
<p><a href="http://www.bbaw.de/forschung/turfanforschung/dta/">http://www.bbaw.de/forschung/turfanforschung/dta</a><br />
<a href="../turfan-yazmalarini-okuma-calismasi/">http://turkcesivarken.com/turfan-yazmalarini-okuma-calismasi</a></p>
<p><a href="http://uygurca.blogspot.com/">http://uygurca.blogspot.com</a><a href="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/08/turfan-1.jpg"><br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/uygur-dilini-arasdirmaga-ne-zaman-baslayaciq/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Borgudan Trompete Boru</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/borgudan-trompete-boru/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/borgudan-trompete-boru/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 04:17:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Süreyya ÜLKER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[borgu]]></category>
		<category><![CDATA[boru]]></category>
		<category><![CDATA[trompet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1271</guid>
		<description><![CDATA[Türkçe sözlükte boru sözü “1) Bir yerden başka bir yere sıvı, gaz gibi akışkanları iletmeye yarayan çeşitli uzunluk ve çapta olabilen boş silindir. 2) Perdesiz, pes ses veren, basit üflemeli çalgı” biçiminde tanımlanmıştır (13). Boru sözü eski Türkçede borga (24), borgu (24), borguy (6) biçimlerinde, sözcüğün bugünkü ikinci anlamını karşılamak üzere geçmektedir. Bir de Divan’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 		A:link { color: #0000ff } --><span style="font-size: x-small;">Türkçe sözlükte boru sözü “1) Bir yerden başka bir yere sıvı, gaz gibi akışkanları iletmeye yarayan çeşitli uzunluk ve çapta olabilen boş silindir. 2) Perdesiz, pes ses veren, basit üflemeli çalgı” biçiminde tanımlanmıştır (13).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Boru sözü eski Türkçede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borga </strong></span><span style="font-size: x-small;">(24), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borgu</strong></span><span style="font-size: x-small;"> (24), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borguy </strong></span><span style="font-size: x-small;">(6) biçimlerinde, sözcüğün bugünkü ikinci anlamını karşılamak üzere geçmektedir. Bir de Divan’ın III. dürümünün 220. sayfasında Atalay’ca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borı </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde okunup “ok ucuna geçirilen temren oyuğu halkası; hokka ve taş gibi şeylerin yarılmaması için  ağızlarına geçirilen halka” anlamına gelen bir söz daha vardır. İlk bakışta sözcüğün bugünkü birinci anlamının buradan kaynaklandığı izlenimi uyanmaktadır. Nitekim bu Ögel’in de gözüne çarpmış, “11.yüzyılda Kaşgarlı Mahmud, hem </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borı </strong></span><span style="font-size: x-small;">ve hem de </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borguy </strong></span><span style="font-size: x-small;">deyimlerinden söz açıyordu. Bundan dolayı bu iki sözü birbirine karıştırmamak gereklidir” demiştir (18); ancak bu sözün Clauson’ca, yanına soru imi konarak, </span><span style="font-size: x-small;"><strong>büri </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde okunması (5) bu görüşün doğruluğuna gölge düşürmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Eren ile Tietze boru sözünün mırındışı (müzikdışı) anlamının mırınsal anlamından  bozma olduğunu düşünmüş, Divan’da temren bileziği anlamında geçen borı ya da büri sözlerine değinmemişlerdir (8, 27).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Tietze, boru sözünü Türkçe dışında bir köke bağlamamaktadır (27). Doerfer, </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burguy </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünü Farsçaya giren Türkçe bir alıntı olarak değerlendirmektedir (7). Clauson ile Eren ise sözcüğün Türkçede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bırgı, pırgı, burgu </strong></span><span style="font-size: x-small;">gibi biribirinden değişik biçimlerinin bulunması dolayısıyla alıntı olabileceğini belirtmektedirler (5, 8). Eyuboğlu, sözcüğün mırındışı anlamının yol anlamına gelen Rumca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>poros </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünden bozma olduğu kanısındadır (10). Çalgıbilimci Gazimihal boru sözüyle </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bur- </strong></span><span style="font-size: x-small;">eylem kökü arasındaki bağıntının açık olduğunu belirtmektedir (11).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Bir çalgı adı olarak borunun en bilinen Osmanlıca karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nefir </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüdür. Osmanlıcaya Farsçadan geçen (13, 20) bu sözün kimi kaynaklarda </span><span style="font-size: x-small;"><strong>buk-ül nefir </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde geçmesi (5), birey, er anlamına gelen Arapça nefer’den bozma olabileceğini düşündürmektedir. Nitekim Osmanlıcaya da girmiş, bireyler topluluğu, kalabalık anlamlarına gelen ikinci bir nefir sözcüğü vardır ki, Arapçadır (20). Ögel’e göre buk-ül nefir (O buk-al nafir diyor) savaş borusu anlamına gelmektedir (18). TDK’nin Türkçe sözlüğünde, belki de bu nedenle, nefirin kökeni Farsça değil, Arapça olarak gösterilmiştir (1).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Nefirin Osmanlıca eşanlamlıları dilimize yine Farsçadan giren </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nay-ı türkî </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20) ile Arapçadan giren </span><span style="font-size: x-small;"><strong>buk</strong></span><span style="font-size: x-small;">tur (20, 27). Bu çalgının Farsçada türk düdüğü anlamına gelen bir sözle anılması, bu çalgıyı Ortadoğu’ya Türklerin getirdiğini düşündürmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Osmanlıcaya Arapçadan giren buk sözünün kökeniyse Latince </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bucina</strong></span><span style="font-size: x-small;">ya dayanmaktadır. Yine boru anlamına gelen Latince bucina sözüyse sığır anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bos </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün türevidir. Eski çağlarda borunun sığır boynuzundan yapılmasından ya da sesinin sığır sesini andırmasından kaynaklanan bir adlandırma olsa gerektir. Arapça buk sözü Türkçede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>buğ </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde yumuşamıştır (18).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Latince bucina Arapçanın yanı sıra İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>búccina </strong></span><span style="font-size: x-small;">üzerinden de dilimize </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bukçina </strong></span><span style="font-size: x-small;">(11), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bukina </strong></span><span style="font-size: x-small;"> (27) biçimlerinde girmiştir. Arapçada boruya buk’un yanı sıra </span><span style="font-size: x-small;"><strong>buka </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denmektedir (20). Kaşgarlı Mahmut ise Türkçe borguy’u Arapça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>şebbûr</strong></span><span style="font-size: x-small;">’un karşılığı olarak göstermiştir (5).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Eski çağlarda boruların daha çok boynuzdan yapılması kimi dillerde boynuz anlamına gelen sözlerle anılmasına yol açmıştır. Almanca ile İngilizce </span><span style="font-size: x-small;"><strong>horn</strong></span><span style="font-size: x-small;">, Çerkezce </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bjemıy </strong></span><span style="font-size: x-small;">(22), İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>corno </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözleri buna örnektir. Horn ile corno sözleri Latincede boynuz anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>cornu</strong></span><span style="font-size: x-small;">dan bozmadır. Çerkezce bjemıy sözüyse o dilde boynuz anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bje </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün türevidir (22).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Borunun Almancada daha yaygın olarak kullanılan bir karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Trompete</strong></span><span style="font-size: x-small;">dir. Bu, eski Almanca ile Vikingçede bu anlamda geçen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trumba, trumpa </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözlerinin türevidir (3, 31). Bu söz İngilizcede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trumpet </strong></span><span style="font-size: x-small;">(31), Fransızcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trompette </strong></span><span style="font-size: x-small;">(21), İtalyancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tromba </strong></span><span style="font-size: x-small;">(11) biçimlerinde kullanılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Latincede boruya buc(c)ina’nın yanı sıra </span><span style="font-size: x-small;"><strong>clario </strong></span><span style="font-size: x-small;">(31) ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tuba </strong></span><span style="font-size: x-small;">(4) da denmektedir. Tuba sözü, boru sözünün mırındışı anlamının karşılığı olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tubus</strong></span><span style="font-size: x-small;">un türevidir. Clario sözüyse İtalyancaya </span><span style="font-size: x-small;"><strong>clarino </strong></span><span style="font-size: x-small;">(31), İngilizceye </span><span style="font-size: x-small;"><strong>clarion </strong></span><span style="font-size: x-small;">(31) biçiminde geçmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Bir çalgı adı olarak borunun Yunancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>salpinx</strong></span><span style="font-size: x-small;">tir. Gerek Yunanca salpinx, gerek Latince tuba sözleri dilgibilim (anatomi) diline boru biçimindeki kimi örgenlerin adı olarak girmişlerdir. Bunlar, Türkçe karşılıkları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kulak borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yumurta arkı </strong></span><span style="font-size: x-small;">olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tuba auditiva [Eustachii] </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tuba uterina [Fallopii]</strong></span><span style="font-size: x-small;">dir (30). Eşanlamlıları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>salpinx auditiva </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>salpinx uterina</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır. Tuba uterina’nın Türkçesi olan yumurta arkı, adı geçen borunun başka bir adı olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ovidukt</strong></span><span style="font-size: x-small;">un çevirisidir. Tuba auditiva yaygın olarak </span><span style="font-size: x-small;"><strong>östaki borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak da bilinir. Tuba uterina’nın eksiksiz çevirisi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dölyatağı borusu</strong></span><span style="font-size: x-small;"> olup, yumurta arkının eşanlamlısı olan bir Türkçe dilgibilim terimidir. Salpinx sözü tek başına kullanıldığında yumurta arkını tanımlar.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Borunun eski Türkçe biçimleri olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borga </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borgu </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözleri dirgerlik diline İşçil-Elöve’ce salpinx anlamında sokulmuştur (12). Bunlardan borga sözü bizce yumurta arkı anlamındaki salpinx’in karşılığı olarak benimsenmiş, yumurta arkı yangısını tanımlayan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>salpingitis</strong></span><span style="font-size: x-small;">e </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borgaca </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmiştir (30). Tuba ile salpinx’in  dilgibilim (anatomi) dilindeki anlamlarının Osmanlıcası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nefir</strong></span><span style="font-size: x-small;">dir (14, 20, 29, 33).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yine boru anlamına gelen Latince buccina sözü </span><span style="font-size: x-small;"><strong>musculus buccinator </strong></span><span style="font-size: x-small;">adı verilen bir kasın adında  geçmektedir. Ağza üfleme devinimi yaptıran bu kasın dilimizdeki karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>üfürten kas</strong></span><span style="font-size: x-small;">tır(30, 34). Buc(c)ina sözü de sözlüğümüzde buccinator niteminin kökü olan dirgerlikdışı bir terim olarak yer almış, karşılığı boru olarak verilmiş, borga, borgu sözleri de bunun eşanlamlıları olarak sunulmuştur. </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Üfürten, üfürtücü </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelen buccinator niteminin dirgerlikdışı anlamı da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borucu </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak sunulmuştur (30).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Batıdan gelen maden borular Osmanlı döneminde tuğ (mehter) takımına girmiş, geleneksel boruların yanında kullanılmaya başlamıştır (18). Bununla, geleneksel boruların madenden yapılmadıklarını söylemek istemiyoruz. Madenden yapılmış borular doğuda da eskiden beri kullanılmıştır. Dede Korkut kitabında bunlardan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>“burması altun tuç borılar” </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde söz edilmektedir (18). Selçukluların sarı bakırdan (pirinç) yapılmış borular kullandıklarını, bunlara </span><span style="font-size: x-small;"><strong>boru-i pirang </strong></span><span style="font-size: x-small;">dendiğini de biliyoruz (18). Dahası  Altaylardaki Teleüt Türklerinin bile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yees komurgay </strong></span><span style="font-size: x-small;">adı verilen bakır kavallarının bulunması  madenden yapılmış üflemeli çalgıların Türk geleneğinde bulunduğunu göstermektedir (18).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Evliya Çelebi batıdan gelen, madenden yapılmış boruları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>turumpata borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak adlandırarak “Alaman’da, Pırak kalesinde peyda olup, alaylarında çalarlar” demiştir (9, 18). Bu anlatımdan, bu borunun Bohem Hanlığı’nın başkenti olan Prag’da, bir ordu bandosunun çalgısı olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır (18). Bu boru başka kaynaklarda </span><span style="font-size: x-small;"><strong>durumpata borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">(18), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tulumpata </strong></span><span style="font-size: x-small;">(25) biçimlerinde de geçmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere Almanca kökenli trompet sözü İngilizce, Fransızca, İtalyanca gibi çeşitli batı dillerinde çeşitli biçimlerde yazılıp okunarak boru sözünün çalgıbilimsel anlamını genel olarak karşılamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Tanzimat döneminde yukarıda tanımladığımız yalınç batı borusuna boru denmiş, trompet sözü biçimle anlam kaymasına uğrayarak trampet biçiminde, boru eşliğinde çalınan kucak davulunun adı olmuş, trompetin dilimize uyarlanmış eski söylenişleri unutulmuştur (11). Nizam-ı Cedit ordusunun trompetçilerine </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borazan </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmiştir (11). Bu söz Türkçe boru sözünün sonuna Farsça –zen eki getirilerek oluşturulmuştur. Zamanla borazan sözü de anlam kaymasına uğrayarak çağcıl yalınç boru anlamında boru sözünün eşanlamlısı olarak kullanılmaya başlamıştır. Dolayısıyla bir çalgıbilim terimi olarak boru sözü geniş anlamda kapaçsız (perdesiz) üflemeli çalgıların genel adını, dar anlamdaysa bu tür çalgıların yalınç bir örneği olan, batı kaynaklı bir bakır üflemeli çalgı olan borazanı tanımlamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Borular </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düz </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burmalı </strong></span><span style="font-size: x-small;">olabilmektedir. Düz borulara </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fanfar </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Bu söz Fransızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fanfare</strong></span><span style="font-size: x-small;">dan bozmadır. Bu Fransızca söz </span><span style="font-size: x-small;"><strong>boru ezgisi </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelen yansıma bir sözdür (31). Bir çalgı adı olarak doğal Türkçe karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düz boru</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Başlıca boru çeşitleri </span><span style="font-size: x-small;"><strong>corno di caccia, işaret borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kerrenay</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır. Corno di caccia avcıların kullandıkları bir boru çeşididir. Corno di caccia İtalyancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>av borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmektedir (31). Bu boruya Almancada yine av borusu anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Jagthorn</strong></span><span style="font-size: x-small;">un yanı sıra </span><span style="font-size: x-small;"><strong>orman borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Waldhorn </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denmektedir (23). İngilizcedeyse </span><span style="font-size: x-small;"><strong>doğal boru </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>natural horn </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (31).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">İşaret borusu işaret amaçlı sesler çıkarmaya yarayan yalınç bir boru çeşidi olup adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>im borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilmesi gerekir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Kerrenay kalın sesli uzun borulara verilen addır. Tuğ (Mehter) takımlarında kullanılan bu borunun kaynağının Tibet olduğu sanılmaktadır (18). Kerrenay sözü Farsça olup, bu çalgı İstanbul’a İran’dan gelmiştir (18). Kırgızcaya </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kereney </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde Türkçeleşerek girmiştir (18, 19). Radloff özgün Farsça biçiminin </span><span style="font-size: x-small;"><strong>gurrenay </strong></span><span style="font-size: x-small;">olduğu kanısındadır (18). Kimi Farsça sözlüklerdeyse adı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kurenay </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde geçmektedir. Görüldüğü üzere sözcüğün Farsça doğru biçimi konusunda görüş birliği yoktur (18). Doğal Türkçe karşlığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>uzun boru</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yalınç bir çalgı olan boru sarı bakırdan (pirinç) yapılmış birçok kapaçlı (perdeli) ya da tokaçlı (pistonlu) üflemeli çalgının anasıdır. Bu çalgılar, sarı bakırdan yapılmış borularla birlikte bir öbek oluştururlar. Bunlara Almancada teneke  üflemeli çalgı anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Blechblasinstrument</strong></span><span style="font-size: x-small;"> (23), Fransızcada bakır anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>cuivre </strong></span><span style="font-size: x-small;">(11, 21), İngilizcede sarı bakır (pirinç) üflemeli çalgı anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>brass wind instrument </strong></span><span style="font-size: x-small;">(31) denir. Ülkemizde bunlar yaygın olarak </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bakır üflemeli çalgı </strong></span><span style="font-size: x-small;">adıyla anılmaktadır. Gazimihal ise bunları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>teneke saz </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak adlandırmayı yeğlemektedir (11, 23). Farsça saz yerine Türkçe çalgıyı, teneke yerine de bakırı yeğliyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Teneke yerine bakırı yeğlememizin nedenlerinden biri teneke sözünün dilimizde yaptığı olumsuz çağrışım, ikincisiyse kökeni konusundaki kuşkumuz. Kökleşik sözlüklerimizin Türkçe dışında bir kökene bağlamadığı teneke sözü (1, 13, 20) Räsänen’e göre Farsça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tunak</strong></span><span style="font-size: x-small;">tan (19), Eyuboğlu’na göre Rumca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tenekos</strong></span><span style="font-size: x-small;">tan (10) bozmadır. İngilizcede kalay anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tin </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüyle de ilginç bir ses, anlam yakınlığı vardır; çünkü teneke kalaylı sac demektir. Kökleşik sözlüklerimizin yine Türkçe dışında bir kökene bağlamadığı bakır sözüyse Räsänen’e göre Farsçadan bozmadır (19). Tietze, Räsänen’i kaynak göstererek İran kökenli olduğunu belirtmiştir (27). Eyuboğlu Türkçe bak- köküne bağlayamadığını, dolayısıyla kökenini bilemediğini belirtmiştir (10). Bakraç sözünü ele alan Eren, adı geçen sözün yapısında bulunan bakır sözünün kökenine değinmemiştir (8).  Clauson Türkçe dışında bir kökene bağlamamıştır (5). Räsänen’in görüşünü sakıntıyla karşılıyor, bakır sözünün, dilimizdeki yeri doldurulamayacak bir varlığımız olduğunu düşünüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yukarıda düz boru anlamına geldiğini belirttiğmiz fanfar sözü bakır üflemeli çalgılardan oluşan takım anlamına da gelmektedir. Bu anlamda </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fanfar mızıkası </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denmektedir (11). Bu kavramın Almancası teneke mırını (müziği) takımı anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Blechmusik-kapelle </strong></span><span style="font-size: x-small;">(23), Fransızcası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fanfare</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İngilizcesi sarı bakır (pirinç) çalgı takımı anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>brass band</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İtalyancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fanfara</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır (11). Bu kavramın kısaca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sarıçalgı </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilip </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bakır üflemeli çalgı takımı, bakır üflemeliler takımı </strong></span><span style="font-size: x-small;">terimlerinin de eşanlamlı seçenekler olarak sunulabileceği kanısındayız. Çalgı sözünün mırın (müzik) takımı (28), mırın topluluğu (1), çalgı takımı (28) anlamlarına da geldiği kökleşik sözlüklerimizde belirtilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Boru dışında kalan bakır üflemeli çalgıların başlıcaları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>büğlü, Flügelhorn, fransız kornosu, kornet, ofikleid, sakshorn, saksofon, saksotromba, trombon,  trompet, tuba</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Büğlü</strong></span><span style="font-size: x-small;"> sözü Fransızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bugle</strong></span><span style="font-size: x-small;">den bozmadır (1). Fransızca bugle de Latincede küçük sığır anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>buculus</strong></span><span style="font-size: x-small;">tan bozmadır. Onun da kökü sığır anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bos </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüdür. Dolayısıyla bu söz boru anlamına gelen Latince bucina sözüyle kökteştir. Fransızca bugle sözü özleyin borunun en yalınç örneği olan işaret borusu anlamına gelir (31). Sonradan, kapaçlı (perdeli) ya da tokaçlı (pistonlu) bakır üflemeli çalgıların küçük bir örneğinin adı olmuştur (1, 13, 31). Geniş anlamdaysa Flügelhorn’dan tuba’ya dek değişen bütün kapaçlı ya da tokaçlı bakır üflemeli çalgıların genel adıdır. Gazimihal, eski bandocuların </span><span style="font-size: x-small;"><strong> </strong></span><span style="font-size: x-small;"> bu sözü </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bükülü </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde Türkçeleştirdiklerini belirtmektedir (11).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Flügelhorn</strong></span><span style="font-size: x-small;">, </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kanat borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelen Almanca bir çalgı adıdır. Adını, sürek avında kanatlardan saldırı yapacak avcılara komut vermek amacıyla kullanılmış olmasından dolayı almıştır (31). İç çapı kornetinkinden küçük olan, kapaçlı (perdeli) bir bakır üflemeli çalgıdır (31).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Fransız kornosu </strong></span><span style="font-size: x-small;">av borusundan türetilmiş, burmaları teker biçiminde olan, kapaçlı (perdeli) bir bakır üflemeli çalgıdır (31). Geniş anlamda boruyu tanımlayan, İtalyancadan bozma </span><span style="font-size: x-small;"><strong>korno </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü dar anlamda bu çalgının adının eşanlamlısıdır (31). Bu çalgının adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tekerboru </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Kornet</strong></span><span style="font-size: x-small;">, trompete benzeyen, ancak daha boğuk bir ses çıkaran, kapaçlı (perdeli) bir bakır üflemeli çalgıdır (31). Adı, İtalyancada  boru anlamına gelen corno sözünün sonuna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>–et </strong></span><span style="font-size: x-small;">küçültme soneki getirilerek oluşturulmuştur. Eski Türkçede boru anlamına gelen borga sözünün sonuna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>–t </strong></span><span style="font-size: x-small;">soneki getirilerek, adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borgat </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız. Yineldoğuş (Rönesans) döneminde bu söz ağaçtan yapılmış bir borunun adıydı (31). Bu boru kilise söylenklerine (koro) eşlik ederdi. Borgat sözü, terimin bu anlamını da karşılayabilir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Ofikleid açgıçlı bükülüler </strong></span><span style="font-size: x-small;">(anahtarlı büğlüler) sınıfından bir bakır üflemeli çalgıdır (31). Adı, Fransızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ophicléide</strong></span><span style="font-size: x-small;">den bozmadır (31). Bu da Yunancada yılan anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ophis </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile açgıç (anahtar) anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kleis </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözcüklerinden oluşur. Yılan gibi burmalı oluşundan dolayı böyle adlandırılmıştır. İngilizcede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ophicleide </strong></span><span style="font-size: x-small;">(31), İtalyancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>officleide </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ofleide</strong></span><span style="font-size: x-small;"> (11), İspanyolcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ofigle </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ofiglo </strong></span><span style="font-size: x-small;">(11) adıyla anılır. Almancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Ophikleid</strong></span><span style="font-size: x-small;">in yanı sıra </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yılan borusu </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Schlangenhorn </strong></span><span style="font-size: x-small;">(11, 23) adıyla da anılır. Yılan borusu sözünün uygun bir Türkçe karşılık olduğu kanısındayız. Bu arada ağaç üflemeli çalgıların titrem (perde) deliklerini açıp kapatan, bakır üflemelilerinse kapaçlarını (perde) ya da tokaçlarını (piston) indirip kaldıran küçük kaldıraçlara </span><span style="font-size: x-small;"><strong>açgıç </strong></span><span style="font-size: x-small;">(anahtar) ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>parmak açgıcı </strong></span><span style="font-size: x-small;">(finger key) dendiğini, üzerinde 6 açgıcı bulunan bükülülere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>açgıçlı bükülü </strong></span><span style="font-size: x-small;">(key bugle) dendiğini, yılan borusunun yanı sıra yukarıda söz ettiğimiz tekerboruyla aşağıda ele alacağımız trompetin birer açgıçlı bükülü olduklarını belirtmekte yarar görüyoruz (31).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Sakshorn </strong></span><span style="font-size: x-small;">Belçikalı çalgıbilimci Antoine Joseph (Adolphe) Sax’ça geliştirilen bir bakır üflemeli çalgı çoluğudur (familya) (31). İngilizce özgün adı saxhorn olup Sax borusu anlamına gelir. Eski Türkçede boru anlamına gelen borgu sözünden yararlanılarak adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burmaborgu </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız. Sax’ın öz adı Antoine Joseph olmakla birlikte Adolphe adıyla tanınmıştır (31).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Sax’ın geliştirdiği başka bir ünlü çalgı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>saksofon</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur. Bir bakır üflemeli çalgı olmakla birlikte ağzına klarnet gibi sipsi takılır. Açgıçlarla (Anahtar) donanmıştır. Bir orkestra çalgısıdır (31).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Saksofon sözü dilimize Fransızcadan geçmiştir (13). Fransızca özgün biçimi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>saxophone</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur (1). İngilizceye de Fransızcadan geçmiştir (31). Almancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Saxophon</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur. Sözcüğün Türkçe yazımı TDK ile  Dil Derneği arasında anlaşmazlık konusudur. Dil Derneği saksofon biçiminde yazarken (13), TDK </span><span style="font-size: x-small;"><strong>saksafon </strong></span><span style="font-size: x-small;">yazımını yeğlemektedir (1). Redhouse’da yer almamaktadır (20). Okyanus Türkçe sözlükte de saksofon biçiminde geçmektedir (28). Sax ile Fransızcada ses anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>phone </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözcüklerinden oluşur. Fransızca phone’un kökeni de Yunanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong> phonos</strong></span><span style="font-size: x-small;">a dayanır. Çalgının boru gibi burmalı olmasına karşılık zurna çoluğundan (familya) çalgıların kimi özelliklerini de taşıdığı göz önüne alınarak adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burmadüdük </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Adolphe Sax’ın geliştirdiği başka bir çalgı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>saksotromba</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır. Burmaborguyla burmadüdük gibi tutunmamıştır. </span><span style="font-size: x-small;"><strong> </strong></span><span style="font-size: x-small;">1845’te burmaborguyla birlikte geliştirilmiş, 1867’de kullanımdan kalkmıştır (17). İtalyancadan bozma olup özgün adı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>saxotromba</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır. Sax ile boru anlamına gelen tromba sözcüklerinden oluşur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi İtalyanca tromba sözü eski Almanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trumba</strong></span><span style="font-size: x-small;">dan bozmadır. Adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burmaborga </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Başka bir bakır üflemeli çalgı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trombon</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur. Adı İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trombone</strong></span><span style="font-size: x-small;">den bozmadır (31). Boru anlamına gelen, Almancadan bozma İtalyanca tromba sözünün sonuna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>–one </strong></span><span style="font-size: x-small;">soneki getirilerek oluşturulmuş bir terimdir. İngilizce ile Fransızcada da trombone diye adlandırılır. Almancadaysa boru anlamına gelen Latince bucina sözünden bozma </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Posaune </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüyle adlandırılır (31). Eski Türkçede boru anlamına gelen borgu sözünün sonuna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>–n </strong></span><span style="font-size: x-small;">soneki getirilerek </span><span style="font-size: x-small;"><strong>borgun </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yukarıda boru kavramının hem Osmanlıcası nefir olan geniş anlamının, hem de Osmanlıcası borazan olan dar anlamının batıdan gelen karşılığı olduğunu gördüğümüz </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trompet </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü ayrıca kapaçlı (perdeli) bir bakır üflemeli çalgının da adıdır (31). Trompet sözü sözlüklerimize bu anlamıyla girmiştir (13). Sözcüğün bu anlamı dilimize Fransızcadan girmiştir. Sözcüğün Almanca, Fransızca, İngilizce biçimlerini yukarıda vermiş olduğumuzdan burada yinelemeyeceğiz; ancak boru anlamındaki trompetin İtalyancası trombayken, bu çalgınınki </span><span style="font-size: x-small;"><strong>trombetta</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır (11). Bu çalgının adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burmaboru </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız. Böylelikle borga, borgu, boru sözlerinin burma sözüne eklenmesiyle 3 ayrı terim elde etmiş olduk. Bu terimin, düz olmayan boruların genel adı olan burmalı boruyla karışmayacağını sanıyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yukarıda Latincede boru anlamına geldiğini gördüğümüz </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tuba </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü İtalyancada en büyük bakır üflemeli çalgının adıdır. Bu söz bu yazımıyla bütün çağdaş batı dilleriyle bizim sözlüklerimize de bu anlamıyla girmiştir. Bu çalgının adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kocaboru </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Kalın sesli kocaboruya </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bas tuba </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Doğal karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kalın kocaboru</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur. Özleyin kaba zurna anlamına gelen Fransızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bombardon </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü kalın kocaboru anlamında da kullanılmaktadır (31). Bu söz İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bombardone</strong></span><span style="font-size: x-small;">den bozmadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Tatlı sesli bir kocaboru çeşidine </span><span style="font-size: x-small;"><strong>euphonium </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (31). Adı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tatlıses </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebilir.</span><span style="font-size: x-small;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Kalın kocaborunun daha çok çerisel çalgı takımlarında kullanılan bir çeşidi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>helikon </strong></span><span style="font-size: x-small;">adını taşır. Fransızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>hélicon</strong></span><span style="font-size: x-small;">dan bozmadır (31). Sarmal yay anlamına gelen Yunanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>helix </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün sonuna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>–on </strong></span><span style="font-size: x-small;">soneki getirilerek oluşturulmuş bir terimdir. </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Sarmalboru </strong></span><span style="font-size: x-small;"> biçiminde özleştirilebilir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Burmaborgu (Sakshorn) çoluğunun kocaborusuna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sakstuba </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. İngilizce özgün biçimi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>saxtuba</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır (31). Bu çalgıya </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bas sakshorn </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denir. Bunun İngilizce özgünü </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bass saxhorn</strong></span><span style="font-size: x-small;">dur (31). Bu çalgının adları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>burmakocaboru, kalın burmaborgu </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçimlerinde özleştirilebilir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yazımıza son vermeden önce kaval, boru ya da zurna çoluğuna girmeyen üflemeli çalgılar olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ağız mızıkası </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>melodika</strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da kısaca değinmek istiyoruz. Ağız mızıkasına </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ağız armonikası </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denmektedir. Mızıka sözü İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>musica</strong></span><span style="font-size: x-small;">dan bozma olup dilimize Tanzimat döneminde çalgı, çalgı takımı anlamlarında girmiştir (11). Armonika sözü de İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>armonica</strong></span><span style="font-size: x-small;">dan bozma olup çeşitli körüklü çalgıların adlandırılmasında kullanılan bir terimdir. Özleyin ud anlamına gelen eski Türkçe kopuz sözü Karaçay’dan Altay’a dek uzanan çok geniş bir alanda çeşitli Türk  topluluklarınca çeşitli körüklü çalgıların adlandırılmasında kullanılmaktadır (18, 26). Bunun ayrıntısına burada girmek istemiyoruz; çünkü bu, dizilemli (klavyeli) çalgıların ele alınacağı başka bir çalışmanın konusudur. Buna dayanarak ağız mızıkasının adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ağız kopuzu </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilmesinin uygun olacağını düşünüyoruz. Ağız kopuzunun Almancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Mundharmonika</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır. Avusturya’da ağız piyanosu anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Mundklavier </strong></span><span style="font-size: x-small;">de denir (2). Piyanonun Türkçesi sözlüğümüzde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>usul </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak önerilmiştir (30). Latincede sevecen anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>pius </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün türevi olan İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piano </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü mırında (müzik) bir çalgı adı olmasının yanı sıra bir ezginin alçak sesle çalınmasını buyuran bir komuttur. Türkçe usul sözü, sözcüğün bu anlamının dilimizdeki doğal karşılığıdır. Dolayısıyla ağız kopuzunun eşanlamlısının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ağız usulu </strong></span><span style="font-size: x-small;">olabileceği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Melodika </strong></span><span style="font-size: x-small;">Hohner’ce </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Melodica </strong></span><span style="font-size: x-small;">adıyla 1950 yılında üretilen dizilemli (klavyeli) bir üflemeli çalgının satınsal (ticarî) adıdır (16). Dolayısıyla başka kuruluşlar bu çalgıyı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Melodion </strong></span><span style="font-size: x-small;">(Suzuki), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Melodia </strong></span><span style="font-size: x-small;">(Diana), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Pianica </strong></span><span style="font-size: x-small;">(Yamaha), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Clavietta </strong></span><span style="font-size: x-small;">gibi başka adlar altında üretmektedirler (32).Yine bu yüzden melodika sözü birçok sözlüğe girmemektedir (1, 20, 28, 31). Bu söze yer verdiğini gördüğümüz tek Türkçe sözlük Dil Derneği’nin sözlüğüdür (13). Wikipedia adlı İngilizce e-bilgilikte (e-ansiklopedi) de </span><span style="font-size: x-small;"><strong>melodica </strong></span><span style="font-size: x-small;">yazımıyla bir çalgı olarak yer almaktadır (32).  Melodica sözü İtalyanca olup Latincede ezgi anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>melodia</strong></span><span style="font-size: x-small;">nın türevidir. Bu sözün de kökeni Yunanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>melôidia</strong></span><span style="font-size: x-small;">ya dayanır (31). Üflemeli piyano anlamına gelen İngilizce </span><span style="font-size: x-small;"><strong>wind piano </strong></span><span style="font-size: x-small;">terimi bu çalgının satınsal olmayan tek karşılığıdır (15). Bizim de çocukluğumuzda çalmış olduğumuz bu çalgının doğal Türkçe karşılığının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>üflemeli usul </strong></span><span style="font-size: x-small;">olduğu kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>
<ol>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ağakay 	MA. Türkçe sözlük. 10. bası. TDK. Ankara, 2005.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://cgi.ebay.at/Alte-VERMONA-Weltmeister-Mundharmonika-Harmonika_W0QQ"><span style="font-size: xx-small;">http://cgi.ebay.at/Alte-VERMONA-Weltmeister-Mundharmonika-Harmonika_W0QQ</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;">.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Brockhaus 	FA. Der Sprach Brockhaus. 9. Aufl. Wiesbaden, 1984.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Cassell’s 	Latin dictionary. Macmillan. USA, 1982.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Clauson 	G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. 	University Pres. Oxford, 1972.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Divanü 	lûgat-it Türk dizini. TDK. Ankara, 1972.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Doerfer 	G. Türkische und mongolische Elemente im neupersischen. Wiesbaden, 	1963-67.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Eren 	H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Evliya 	Çelebi seyahatnamesi. 2. kitap. Çev. Danışman Z. Zuhuri Danışman 	Yayınevi. İstanbul, 1969.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Eyuboğlu 	İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. 	İstanbul, 1991.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Gazimihal 	MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">İşçil 	Şİ, Elöve AU. Türkçe hekimlik terimleri üzerine bir deneme. 	TDK. Bursa, 1944-48.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Kutlu 	A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman  İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, 	Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 	2005.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Lûgat-ı 	tıb. Cemiyet-i Tıbbiye-i  Osmaniye. İstanbul, 1900.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://www.melodicas.com/melodica_is_a_wind_instrument_cr.htm"><span style="font-size: xx-small;">http://www.melodicas.com/melodica_is_a_wind_instrument_cr.htm</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;">, 	16 Nov 2006.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://www.melodicas.com/melodicas.htm.%20Welcome%20to%20Melodicas.com"><span style="font-size: xx-small;">http://www.melodicas.com/melodicas.htm. 	Welcome to Melodicas.com</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;">, 	8 Jul 2007.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://www.8notets.com/f/29_155996.asp.Saxotromba"><span style="font-size: xx-small;">http://www.8notets.com/f/29_155996.asp.Saxotromba</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;">, 	26 Feb 2006.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ögel 	B. Türk kültür tarihine giriş 8. Kültür Bak. Ankara, 1987.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Räsänen 	M. Versuch eines etymologischen Wörterbuchs der Türksprachen. 	Lexica Societatis Fenno-Ugricae. Helsinki, 1969.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Redhouse. 	Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 	1999.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Saraç 	T. Fransızca-Türkçe büyük sözlük. TDK. Ankara, 1976.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Sıj 	Erdoğan R. Çerkes müziği ve 	çalgıları.http://www.grupyorum.net/tavir/goruntu.php?makale_id=723&amp;Formtavir_Sorting=2.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Steuerwald 	K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Osmanlıcadan 	Türkçeye söz karşılıkları  tarama dergisi. TDTC. İstanbul, 	1934.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">XIII. 	yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan 	toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü. TDK. Ankara, 1967-77.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Tavkul 	U. Karaçay-Malkar Türkçesi sözlüğü. TDK. Ankara, 2000.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Tietze 	A. Tarihi ve etimolojik Türkiye Türkçesi lugatı. Birinci cilt 	A-E. Österreichische Akademie der Wißenschaften. Simurg. İstanbul, 	2002.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Tuğlacı 	P. Okyanus 20. yüzyıl ansiklopedik  Türkçe sözlük. Pars. 1971.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Unat 	EK, İhsanoğlu E, Vural S. Osmanlıca tıp terimleri sözlüğü. 	TTK. Ankara, 2004.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Ülker 	tıp terimleri sözlüğü. Açıklamalı 3. bası. İstanbul, 2004.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Webster’s 	third new international dictionary of the English language 	unabridged. Könemann.  Cologne, 1993.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Melodica"><span style="font-size: xx-small;">http://en.wikipedia.org/wiki/Melodica</span></a></span></span><span style="font-size: xx-small;">, 	6 Jul 2007.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Zeren 	Z. Lâtince-Türkçe-Osmanlıca anatomi sözlüğü ve Türk anatomi 	terimleri. 2. bası. İÜTF. İstanbul, 1959.</span></li>
<li><span style="font-size: xx-small;">Zeren 	Z. (Kısa) sistematik insan anatomisi. İstanbul, 1971. </span></li>
</ol>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-size: x-small;">(Türk Dili Dergisi Ocak-Şubat 2008; 21(124): 32-37) </span></p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 5399px; width: 1px; height: 1px;"><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-size: x-small;">(Türk Dili Dergisi Ocak-Şubat 2008; 21(124): 32-37) </span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/borgudan-trompete-boru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Flüt mü Kaval mı?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/flut-mu-kaval-mi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/flut-mu-kaval-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 17:31:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Süreyya ÜLKER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[flüt]]></category>
		<category><![CDATA[kaval]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1262</guid>
		<description><![CDATA[İlkokula giden oğlum flüt öğrencesi alıyordu.Flütünden söz ettikçe ben de bunun Türkçesinin kaval olduğunu söylüyordum. Öğretmeni flütle kavalın ayrı çalgılar olduğunu söylemiş. Bunun üzerine konuyu araştırma gereğini duydum. Flüt sözü Fransızca flûte’ten bozma (1, 27). Fransızca flûte’un kökeniyse Latince flabeolum’a dayanıyor (46). Sözcüğün İtalyancası flauto olup, bu söz de dilimize flavta biçiminde girmiş. Sözcüğün İngilizcesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: x-small;">İlkokula giden oğlum flüt öğrencesi alıyordu.Flütünden söz ettikçe ben de bunun Türkçesinin kaval olduğunu söylüyordum. Öğretmeni flütle kavalın ayrı çalgılar olduğunu söylemiş. Bunun üzerine konuyu araştırma gereğini duydum.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Flüt sözü Fransızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte</strong></span><span style="font-size: x-small;">’ten bozma (1, 27). Fransızca flûte’un kökeniyse Latince </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flabeolum</strong></span><span style="font-size: x-small;">’a dayanıyor (46). Sözcüğün İtalyancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flauto </strong></span><span style="font-size: x-small;">olup, bu söz de dilimize </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flavta </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde girmiş. Sözcüğün İngilizcesi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flute </strong></span><span style="font-size: x-small;">da Fransızca flûte’ten bozma (46). Sözcüğün Almanca biçimiyse </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Flöte</strong></span><span style="font-size: x-small;">.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Dar anlamda flüt sözü yan tutularak çalınan bir üflemeli çalgıyı tanımlıyor. Bu çalgının özgül adı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>transvers flüt</strong></span><span style="font-size: x-small;">. Buna </span><span style="font-size: x-small;"><strong>oblik flüt, yan flüt </strong></span><span style="font-size: x-small;">de deniyor. Almancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Querflöte</strong></span><span style="font-size: x-small;">; Fransızcası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte oblique </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte traversière</strong></span><span style="font-size: x-small;">; İngilizcesi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>cross flute, transverse flute</strong></span><span style="font-size: x-small;">; İtalyancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flauto traverso</strong></span><span style="font-size: x-small;">.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Geniş anlamdaysa flüt sözü yan tutularak çalınan biçimlerinin yanı sıra düz tutularak çalınan biçimleri de bulunan bir üflemeli çalgı çoluğunu (familya) tanımlıyor. Bu anlamdaki flütün Osmanlıcası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yeraayı müsakkab </strong></span><span style="font-size: x-small;">(33). Bu söz Arapça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yeraa-i müsakkab</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan bozma. Sözlük anlamı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>delik kamış</strong></span><span style="font-size: x-small;">. Flüt sözünün dilimizdeki doğal karşılığı kanımızca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kaval</strong></span><span style="font-size: x-small;">dır. Bu kavramın Yunancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>aulos</strong></span><span style="font-size: x-small;">, Latincesi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tibia</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır (7). Tibia’nın Latincedeki sözlük anlamı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kaval kemiği</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dir. Romalılar bu çalgıyı adı geçen kemikten yaptıklarından dolayı böyle adlandırılmıştır. Almancada da özleyin kaval kemiği anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Schwegel </strong></span><span style="font-size: x-small;">(49) sözü bu anlamda kullanılır. Farsçada bu kavram kamış anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nay </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüyle karşılanmaktadır. Benzeri bir yaklaşımla yine kamış anlamına gelen Çerkezce </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kamıl </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü o dilde flüt anlamına da gelmektedir (24). Eren 1942’de yazdığı Macarca bir yazıda Çuvaşçada sap anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>hamal </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün Türkçe kamışın karşılığı olduğunu belirtmiş, Osetçe </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kamıl</strong></span><span style="font-size: x-small;">’ın da Türkçeden kalma bir alıntı olabileceğini dile getirmiştir (13). Kamıl sözü Kazan Türkçesinde tıkaç anlamına gelmektedir (25). Paasonen ile Egorov bu sözü de Çuvaşça hamal ile birleştirmektedir (13). Kùnos’a göreyse bu söz Rusça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>komel</strong></span><span style="font-size: x-small;">’den bozmadır (25). Bu verilerden Çerkezcede flüt, kamış anlamlarına gelen kamıl sözünün Türkçe kamış sözünün eski Bulgar Türkçesindeki biçimi olabileceği anlaşılmaktadır. Bulgar Türklerinin Kuban’da Çerkezler, Alanlarla (Osetlerin ataları) iç içe yaşamış oldukları, Kuban Bulgarlarının Kıpçaklaşmış torunları oldukları düşünülen Karaçay-Malkar Türklerinin bugün de Kuzey Kafkas’ta yaşadıkları göz önüne alınırsa bu sav doğru olabilir. Karaçay-Malkar Türkçesinde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kamil </strong></span><span style="font-size: x-small;">ağaçtan yapılma fincan, kâse anlamlarına geliyor (39). Karaçaycada kamışa da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kamiş </strong></span><span style="font-size: x-small;">deniyor (39). Dolayısıyla buradaki kamil sözünün kamıl’ın eşdeğeri olduğu anlaşılıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Flüte Arapçada yeraa-i müsakkab’ın yanı sıra kaval da deniyor. Türkçe ile Arapçada ortak olan (30), Türkçeden Bulgarca (30) ile Makedoncaya (9) da geçen kaval sözünün kökeni ayrı bir tartışma konusudur. Ahmet Vefik Paşa’ya göre bu söz Türkçe </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kav </strong></span><span style="font-size: x-small;">kökünün türevidir (2). Şemsettin Sami’ye göre Türkçe kaval sözü içi boş boru anlamına gelir. Bugünkü anlamının özgün biçimiyse </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kaval düdük</strong></span><span style="font-size: x-small;">’tür. Ona göre Arapçada geveze anlamına gelen kavval sözü de Türkçe kavaldan bozmadır (17). Çalgıbilimci Sachs’a göre de kaval Türkçedir (20). Ferheng-i Şuurî’ye göreyse kaval sözü Arapça kavvaldan bozmadır (20). Hüseyin Kâzım Kadri’ye göre kaval sözü Yunanca aulos’tan bozmadır (20).Eyuboğlu’na göre sap anlamına gelen Yunanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kaulos</strong></span><span style="font-size: x-small;">’tan bozmadır (14). Ona göre Yunancada kaval anlamına gelen aulos sözü de kaulos’tan bozmadır. Webster ise bu iki sözü birleştirmemektedir (46).Webster’e göre Yunanca aulos’un Latince eşdeğerleri </span><span style="font-size: x-small;"><strong>alveus </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>alvus</strong></span><span style="font-size: x-small;">, kaulos’unkiyse </span><span style="font-size: x-small;"><strong>caulis</strong></span><span style="font-size: x-small;">’tir (46). Yunanca kaulos Sanskritçe “</span><span style="font-size: x-small;"><strong>kulyâ: </strong></span><span style="font-size: x-small;">içi boş” sözüyle de birleştirilebilir (46). Nişanyan kaval sözünün kökenine soru imi koymuştur (31).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Tuğlacı dikiş dilinde boy sözünün eşanlamlısı olan bir </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kavalo </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüne yer verip “pantolonun ağıyla paçası arasındaki uzunluk” olduğunu belirtmiş, kökeni konusunda bilgi vermemiştir (40). Bu sözü başka sözlüklerde bulamadık. Batı dillerinde bu anlama gelen benzeri bir söz de bulamadık.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Mısır Arapçasında çifte flüte </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kavala </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Bu söze Türkçe sözlüğün yeni basısında da yer verilmiş, Arapça bir alıntı olduğu belirtilmemiştir (1). Bu, adı geçen sözün Türkçeden Arapçaya geçen bir veri olabileceğinin düşünüldüğü biçiminde yorumlanabilir. Dilimizde bir de deniz kıyısında yer alan salaş dam anlamına gelen bir kavala sözü var ki (2, 40) Latincede ağıl anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>caulae </strong></span><span style="font-size: x-small;">(boş anlamına gelen cavus’un çoğulu) (7) sözüyle birleştirilebileceğini düşünüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Bu veriler ışığında kaval sözünün özleyin kav sözünden türetilmiş bir Türkçe nitem olduğunu, bugünse eski biçimi kaval düdük olan bir çalgının adı olduğunu düşünüyoruz. Yivsiz tüfeğe </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kaval tüfek </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmesi (1, 27), Erzurum-Kars illerimizle (10) Odlaryurdu’nda (Azerbaycan) (19) tefe </span><span style="font-size: x-small;"><strong>gaval </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmesi bu görüşü arkalayan verilerdir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Flütün, daha çok güdücülerin çaldığı yalınç biçimine </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flajole </strong></span><span style="font-size: x-small;">denir (35). Bu söz de kökenini flüt sözü gibi, Latince </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flabeolum</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan alır. Flabeolum’un eski Fransızcası olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flajol </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün türevi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flajolet </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü çağdaş Fransızcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flageolet </strong></span><span style="font-size: x-small;">olmuş (46), bu da dilimize flajole biçiminde geçmiştir. Bu söz Almancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Flageolett</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İngilizcede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flageolet</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İtalyancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flagioletto</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İspanyolcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flajole </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçimini almıştır. Güdücü flütü anlamına gelmek üzere Almancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Hirtenflöte</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İngilizcede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>shepherd’s pipe </strong></span><span style="font-size: x-small;">(33, 46), Farsçada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nay-ı çubanî</strong></span><span style="font-size: x-small;">, Tacikçede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>noy-ı çobonî </strong></span><span style="font-size: x-small;">(32), Osmanlıcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kaval-ı çoban </strong></span><span style="font-size: x-small;">(32) sözleri kullanılır.Fransızcada özleyin zurna anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>chalumeau </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü bugün daha çok flajole anlamında kullanılmaktadır (18, 20, 34). Bu söz Yunancada kamış anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kalamos </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün türevi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kalameia </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün Latince biçimi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>calamellus</strong></span><span style="font-size: x-small;">’tan gelir (46). Kimi sözlüklerimize </span><span style="font-size: x-small;"><strong>şalumo </strong></span><span style="font-size: x-small;">(42), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>şalümo </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20, 40) biçimlerinde girmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Flajoleye Magrip Arapçasında </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kasaba </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (3). Bu söz de özleyin kamış anlamına gelmektedir. Osmanlı dilgibilim (anatomi) dilinde bu söz soluman (bronş) anlamına gelmekteydi (23, 29, 43, 51). Kaval kemiğine de </span><span style="font-size: x-small;"><strong>azm-ı kasaba </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmekteydi (23, 29, 43, 51).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Gerek sözlüklerimiz, gerek mırıncılarımız (müzisyen) Türkçe kaval sözünü flajole anlamında kullanmak eğilimindedirler. Oysa flajolenin dilimizdeki doğal karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>çoban kavalı</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır. Farsça çuban’dan bozma çoban sözünden kurtulmak için bu söz </span><span style="font-size: x-small;"><strong>güdücü kavalı </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebilir; çünkü çoban sözünün halk dilimizdeki karşılıkları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>güder</strong></span><span style="font-size: x-small;">, </span><span style="font-size: x-small;"><strong>güdücü</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dür (10). Nitekim bu çalgının Osmanlıca adı yukarıda da belirttiğimiz gibi kaval-ı çoban’dır (32). Kaval sözünün anlamını flajoleyle ereylendirme eğiliminin altında kanımızca iki neden yatmaktadır. Bunlardan birincisi flajolenin halk çalgısı olması, dolayısıyla flütün en yaygın biçimi olmasıdır. Bu, kimi başka dillerde de böyledir. Örneğin Almancada Flöte geniş anlamda flüt, Hirtenflöte ise flajoledir. Sözlüklerde böyle yazılıdır. Ancak konuşma dilinde flajoleye Hirtenflöte denmez, kısaca Flöte denir. Flöte sözü güdücüyü, güdücü sözü de Flöte’yi çağrıştırır. İkinci bir nedense bizde Türkçe kökenli sözcükleri ilkel nesnelere yakıştırıp bunların daha gelişmiş biçimlerini yad sözlerle adlandırma alışkanlığıdır. Dolayısıyla kaval sözünün flüt anlamına geldiği, flajolenin karşılığınınsa güdücü kavalı olduğu kanısındayız. Nitekim Şemsettin Sami’nin Türkçeden Fransızcaya lûgati’nde kavalın Fransızca karşılığı flûte olarak verilmiştir (16). Adı geçen yazarın Resimli kamus-ı Fransavî’sindeyse Fransızca flûte’ün karşılığı düdük olarak verilmiştir (18). Türkçe düdük sözünü aşağıda ayrıca ele alacağız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yukarıda da belirttiğimiz gibi Romalılar flüte tibia demekteydi. Bu söz özleyin kaval kemiği anlamına  gelmekteydi. Romalılar flütlerini bu kemikten yaparlardı. Tibia sözü bir dirgerlik terimi olduğundan sözlüğümüzde de yer almakta olup dirgerlikdışı anlamı kaval olarak verilmiştir (45). Flüt sözünün kaynağı olan Latince flabeolum sözüyse Roma döneminden sonra türetilmiş yeni bir terimdir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Kaval sözü dilgibilim (anatomi) dilinde soluk borusu anlamına gelmektedir. Sözcüğe bu anlam İşçil-Elöve’ce yüklenmiş (23) olup bizce de benimsenmiştir (15, 45). İşçil-Elöve Latince adı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tracheitis </strong></span><span style="font-size: x-small;">olan soluk borusu yangısına </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kavalca </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmesini önermiş (23), bu önerileri de bizce benimsenmiştir (45).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Kaval sözünün flütün geniş anlamının karşılığı olduğu benimsendikten sonra flütün dar anlamının bugün kullanılan karşılığı olan yan flütün </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yan kaval </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilmesi gerekir. Bu çalgıya, bir başka adı olan oblik flütün çevirisi olarak </span><span style="font-size: x-small;"><strong>eğik kaval </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denebilir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Düz tutularak çalınan flüte ülkemizde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>blok flüt, düz flüt, flütdüs, kaval flüt </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Bu çalgının adı da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düz kaval </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde düzeltilmelidir. Bu çalgının adlarından olan flütdüs Fransızcada tatlı kaval anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte douce</strong></span><span style="font-size: x-small;">’ten bozmadır. Bu çalgıya Fransızcada düz kaval anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte droite </strong></span><span style="font-size: x-small;">de denir (20). Çalgının ülkemizde en bilinen adı olan blok flüt sözü Almanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Blockflöte</strong></span><span style="font-size: x-small;">’den bozmadır. Bu çalgıya Almancada boyuna flüt anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Längsflöte </strong></span><span style="font-size: x-small;">de denir (49). Adı geçen çalgının İngilizce adlarıysa </span><span style="font-size: x-small;"><strong>English flute </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile </span><span style="font-size: x-small;"><strong>recorder</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır. İtalyancadaysa Fransızcada olduğu gibi tatlı kaval anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flauto dolce </strong></span><span style="font-size: x-small;">terimi kullanılır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Güdücü kavalıyla birlikte ele alınması gereken bir kavram </span><span style="font-size: x-small;"><strong>çoban düdüğü</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dür. </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Güdücü düdüğü </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilmesi gereken bu terimin güdücülerin çaldığı kaval, zurna, mey, gayda gibi her türlü üflemeli çalgıyı kapsaması gerektiği kanısındayız. Bu kavram İtalyancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piffara, piffaro, piffero </strong></span><span style="font-size: x-small;">terimleriyle adlandırılmaktadır (46). Bu sözlerin kökeni boru anlamına gelen Latince </span><span style="font-size: x-small;"><strong>pipa </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüne dayanmaktadır (46).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Bu arada kavalların </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dilli, dilsiz </strong></span><span style="font-size: x-small;"> olmak üzere ikiye ayrıldıklarını, gelişmiş kavalların genellikle dilli olduklarını, güdücü kavallarınınsa genellikle dilsiz  olduklarını belirtmekte yarar görüyoruz (38).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Kavalın Farsça adı olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nay </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü Osmanlıcaya da geçmiştir (33). Bu söz dar anlamda, adı geçen çalgının uzun biçimlerini tanımlar. Nayın bu anlamının dilimizdeki doğal karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>uzun kaval</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır. Nay sözü ayrıca, daha çok Mevlevîlerin eğik tutarak çaldıkları, kamıştan yapılmış bir çeşit kavalın da adıdır. Bu çalgı ülkemizde daha çok </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ney </strong></span><span style="font-size: x-small;">adıyla bilinir. Bu çalgının eski kaynaklarda yer alan Türkçe karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düdük</strong></span><span style="font-size: x-small;">’tür (37). Düdük sözünün bu anlamı İnegöllü Yusuf oğlu Mehmet oğlu Mustafa’nın 16. yy’de Farsçadan Türkçeye düzenlediği “Câmi-ül Fürs” adlı sözlükte yer almaktadır (37). Yine o kaynağa göre neyzene </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düdük çalıcı </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (37). Amasyalı Deşişî Mehmet Efendi’nin 1580 yılında Mısır Beylerbeyi Hasan Paşa adına “Et-tuhfet-üs-seniyye” adıyla düzenlediği Farsçadan Türkçeye sözlükteyse Farsça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nayzen</strong></span><span style="font-size: x-small;">’in karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düdükçü</strong></span><span style="font-size: x-small;"> olarak verilmiştir (37). 16. yy bilginlerinden Musa Merkez Efendi oğlu Mehmet Efendi’nin “Babus-ül-vâsıt” adlı Arapçadan Türkçeye sözlüğündeyse Arapçada yan gözle bakış anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>hızar </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü “birbirine </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düdükçü bakışı </strong></span><span style="font-size: x-small;">bakmak” biçiminde tanımlanmıştır (37).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Düdük sözünün eski biçimi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tütek </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü Divan’a dek izlenebilmektedir (11). Divan’da ibrik gibi nesnelerin emziği olarak tanımlanmıştır. Clauson’a göre duman ya da buğu salmak anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tütemek </strong></span><span style="font-size: x-small;">eyleminin türevidir (8). Bu eylemin kendisi Divan’da yer almamakla birlikte </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tütetmek </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçimindeki türevi yer almaktadır (11). Bugün bu anlamda kullandığımız </span><span style="font-size: x-small;"><strong>tütmek </strong></span><span style="font-size: x-small;">eylemi tütemekten bozmadır (8). Özleyin emzik anlamına gelen bu söz zaman içerisinde ses çıkaran boruların genel adı olmuştur. Odlaryurdu’nun (Azerbaycan) kimi yörelerinde kimi kaval çeşitlerine düdük, kimi yörelerindeyse tütek denmektedir (4, 32).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Genel dilimizde düdük sözü, içinden hava ya da buğu geçirilince keskin ses çıkaran im aracı anlamında kullanılmaktadır (1, 27). Halk dilimizde boru, kaval anlamlarında da kullanılmaktadır (10). Dirgerlik dilinde düdük sözü gırtlak (10, 15, 45), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düdüklük </strong></span><span style="font-size: x-small;">ise kolka (aorta) (10, 15, 36, 45) anlamına gelmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Eyuboğlu düdüğün Rusçasının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dudha, dudeşka</strong></span><span style="font-size: x-small;">; Sırpçasının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dudka, dudak </strong></span><span style="font-size: x-small;">olduğunu belirtmiş; ancak bu sözlerin adı geçen dillere Türkçeden geçip geçmediği yolunda bilgi vermemiştir (14). Blaskovics Çekçede gayda anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dudy </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün Osmanlıca düdük sözünden bozma olduğunu belirtmektedir (5). Ünlü çalgıbilimci Sachs Almancada gayda anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Dudelsack </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüyle bu sözün kaynağı olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dudeln </strong></span><span style="font-size: x-small;">eyleminin Türkçe düdükten bozma olduğu kanısındadır (21); ancak Brockhaus’a göre dudeln eylemi yansımadır (6). Öten nesnelerin </span><span style="font-size: x-small;"><strong>düt </strong></span><span style="font-size: x-small;">diye ses çıkarması eski Türkçe tüte- kökünün de yansıma olabileceğini ister istemez düşündürmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Türklerin </span><span style="font-size: x-small;"><strong>mey </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>balaban </strong></span><span style="font-size: x-small;">dedikleri yumuşak sesli zurnaya Ermeniler </span><span style="font-size: x-small;"><strong>duduk</strong></span><span style="font-size: x-small;">, Gürcüler </span><span style="font-size: x-small;"><strong>duduki </strong></span><span style="font-size: x-small;">demektedir (41). Ermeni kaynakları buradaki duduk sözünün Rusça bir alıntı olduğunu savunmakta, bir yandan da bunun öz Ermenicesi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dziranapog </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünü yerleştirmeye çalışmaktadırlar (44). Bu söz </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kayısı ağacı </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmektedir. Ermenice duduğun Türkçe düdükten bozma olmayıp Rusça bir alıntı olduğu yolundaki görüşü inandırıcı bulmuyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Ney anlamındaki Farsça nay sözü Arapçaya da geçmiştir. Bu çalgıya Mısır’da ayrıca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>selamiye, suffara </strong></span><span style="font-size: x-small;">adları da verilmektedir (50). Bunlardan ilkinin zurna anlamına gelen Yunanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kalameia</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan bozma olduğunu sanıyoruz. İkincisiyse Arapçada özleyin im aracı olarak kullanılan düdük (whistle) anlamına gelmektedir.  İngilizcedeyse neye kamış boru anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>reedpipe </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (33).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Nay sözünün türevi olan Farsça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>nayçe </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünün sözlük anlamı kamışçıktır. Osmanlıcaya da girmiş olan bu söz (33) </span><span style="font-size: x-small;"><strong>güdücü kavalı, kısa kaval </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamlarına gelmektedir. İkinci anlamı ülkemizde daha çok </span><span style="font-size: x-small;"><strong>neyçe </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüyle adlandırılmaktadır. Neyçe sözü dokumacıların kullandığı küçük kamışın da adıdır (1, 27). Bunun adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kavalcık </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceğini düşünüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Ağaçtan oyulan uzun kavala halk dilimizde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ada düdüğü </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (10). Ögel’e göre burada ada sözü sazlık, kovalıklarla çevrili otlak anlamındadır (10, 32). Kara ağızlıklı ada düdüğüneyse Ankara yöresinde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>karabaş düdük </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (10, 21).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">İnce sesli kısa kavala </span><span style="font-size: x-small;"><strong>çığırtma </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Düz tutularak çalınan çığırtmaya </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sipsi </strong></span><span style="font-size: x-small;">(28), yan tutularak çalınanınaysa </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fifre </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piferi </strong></span><span style="font-size: x-small;"> denmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Sipsi sözü en geniş anlamıyla üflemeli çalgı demektir. Bu anlamıyla Arapça </span><span style="font-size: x-small;"><strong>mizmar</strong></span><span style="font-size: x-small;">’ın karşılığıdır. Nitekim Divan’da sipsinin eski biçimi olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sıbızgu </strong></span><span style="font-size: x-small;">Arapça mizmarın karşılığı olarak verilmiştir (11). Bu söz Radloff’ça Kazan Türkçesinden </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sıbızgı </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde derlenmiştir (36).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Sipsi genel dilimizde gemici düdüğü, zurnanın dudaklara gelen kamış bölümünü tanımlamaktadır (1, 27). Eski kaynaklarda zurna anlamında da kullanılmıştır (37). Üflemeli çalgı anlamındaki sipsinin Arapçası olan mizmar sözü de Mısır’da zurna anlamında kullanılmaktadır (33). Sipsi sözü Mısır Arapçasına </span><span style="font-size: x-small;"><strong>cura zurna </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamında </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sibs </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde girmiştir (50). Üflemeli çalgının Macarcası olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sip </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20) sözünün de Türkçe sipsiden bozma olabileceği kanısındayız. Çalgıbilimci Gazimihal üflemeli çalgı yerine </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ötkü çalgısı </strong></span><span style="font-size: x-small;">demeyi yeğlemektedir (21).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Dirgerlik dilinde sipsi sözü bir kanala ya da boşluğa yerleştirmeye yarayan küçük boru anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>can(n)ula </strong></span><span style="font-size: x-small;">ile Osmanlıca adı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>mizmar </strong></span><span style="font-size: x-small;">olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>gırtlak dili </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmektedir (23, 45). Gırtlak diline </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sıbızgı </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denmektedir (15, 23, 45). Bu karşılıklar İşçil-Elöve’ce önerilmiş (23), bizce de benimsenmiştir. Kanül takma işlemini tanımlayan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>cannulisatio</strong></span><span style="font-size: x-small;">’ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sipsileme </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (45).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yan tutularak çalınan çığırtma anlamına gelen fifre sözü Fransızca bir alıntıdır (1, 27). Fransızca fifre Almancada düdük anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Pfeife </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünden bozmadır (46). Bunun da kökeni Latincede boru anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>pipa </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözüne dayanır (46). İtalyancada güdücü düdüğü anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piffara, piffaro, piffero </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözleri dar anlamda fifre anlamına gelirler (20). Gazimihal Tanzimat döneminde fifreye </span><span style="font-size: x-small;"><strong>pifferi </strong></span><span style="font-size: x-small;">dendiğini (</span><span style="font-size: x-small;"><strong>piferi</strong></span><span style="font-size: x-small;"> olmalı), bunun da İtalyanca piffero’dan bozma olduğunu belirtmektedir (20).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Fifreye İngilizcede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fife </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (46). Bu da Almanca Pfeife’den bozmadır (46). Almancadaysa enine düdük anlamına gelmek üzere </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Querpfeife </strong></span><span style="font-size: x-small;">denir (35). Gazimihal Tanzimat döneminde askerin fifreye çığırtma dediğini belirtmektedir (20). Bu kavramın </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yan çığırtma </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilmesi gerektiği kanısındayız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yan tutularak çalınan kısa kavala </span><span style="font-size: x-small;"><strong>pikolo </strong></span><span style="font-size: x-small;">(1) ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>pikolo flüt </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. İtalyanca </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flauto piccolo</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan bozmadır (20). Almancası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Pikkolo </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Pikkoloflöte </strong></span><span style="font-size: x-small;">(6), Fransızcası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>picolo </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piccolo</strong></span><span style="font-size: x-small;">, İngilizcesi </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piccolo </strong></span><span style="font-size: x-small;">ya da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>piccolo flute</strong></span><span style="font-size: x-small;">’tur (46). </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Oktaven </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>oktav flütü </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>oktavyen flüt </strong></span><span style="font-size: x-small;">(Gazimihal’de oktaviant flüt) (20) olarak da anılır. Bu sonuncular sesinin ölçünlü yan kavaldan bir sekizli (oktav) daha ince olduğunu vurgularlar (1). Bu bağlamda bu çalgıya Almancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Oktavflöte </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20); Fransızcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte octaviante </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>octavin</strong></span><span style="font-size: x-small;">; İngilizcede </span><span style="font-size: x-small;"><strong>octave flute </strong></span><span style="font-size: x-small;">(46), İtalyancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ottavino </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20) denir. Pikolo flütün dilimizdeki doğal karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kısa yan kaval</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır. Oktav flütünün çevirisi olarak </span><span style="font-size: x-small;"><strong>sekizli kavalı </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak da adlandırılabilir. Yan çığırtma bunun daha ince sesli olan bir çeşididir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">İki borulu kavala </span><span style="font-size: x-small;"><strong>çifte flüt </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Bu çalgıya Gaziantep yöresinde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>zambır </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (12). Bu sözün Arapçada zurna anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>zamr</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan ya da arı anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>zenbur</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan bozma olduğu sanılmaktadır (12). Arapçası </span><span style="font-size: x-small;"><strong>micviz</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dir (3). Irak’ta </span><span style="font-size: x-small;"><strong>mitbik </strong></span><span style="font-size: x-small;">(3), Mısır’da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kavala </strong></span><span style="font-size: x-small;">(22), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>zumara </strong></span><span style="font-size: x-small;">(3, 22) adlarıyla da anılır. Bunlardan kavalanın Türkçe kavaldan bozma olduğunun sanıldığını yukarıda belirtmiştik. Çifte flütün dilimizdeki doğal karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>koşa kaval</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır. Bu çalgının çeşitli biçimlerinin Odlaryurdu’ndan (Azerbaycan) Fergana’ya dek uzanan bir alanda </span><span style="font-size: x-small;"><strong>koş balaban, koşa dilli tüydük, koş düdük, koş nay </strong></span><span style="font-size: x-small;">gibi adlarla anıldığını Ögel’den öğreniyoruz (32). Mısır’da kullanılıp Türkçe olduğu sanılan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kavala </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü de koşa kavalın eşanlamlısı olarak sözlüklerimizde yer alabilir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Borularından biri deliksiz olan koşa kavala Hatay’da </span><span style="font-size: x-small;"><strong>argıl, argun </strong></span><span style="font-size: x-small;">adları verilmektedir (10, 21). Bu sözlerin, adı geçen çalgının Arapça adı olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>argul</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dan bozma oldukları anlaşılmaktadır (21). Argul sözünün de Yunancada çalgı anlamına gelen </span><span style="font-size: x-small;"><strong>organon </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözünden bozma olduğu sanılmaktadır (21). Bu çalgıya Filistin’de </span><span style="font-size: x-small;"><strong>yargul </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir (3). Bu çalgının Gaziantep yöresinde de çalındığını belirten Ekici bunu </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dem sesli zambır </strong></span><span style="font-size: x-small;">olarak anmaktadır (12). Çünkü perde delikleri olmayan boru dem tutmaya yaramaktadır. Bu çalgının adının </span><span style="font-size: x-small;"><strong>eşideliksiz </strong></span><span style="font-size: x-small;">biçiminde özleştirilebileceğini düşünüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Arapçada eşideliksizin uzun olanına </span><span style="font-size: x-small;"><strong>argul-ül kebîr</strong></span><span style="font-size: x-small;"> (21, 47), kısa olanına </span><span style="font-size: x-small;"><strong>argul-ül sagîr</strong></span><span style="font-size: x-small;"> (21, 47), kısacık olanına </span><span style="font-size: x-small;"><strong>argul-ül asgar </strong></span><span style="font-size: x-small;"> (47) denmektedir. Bunların doğal karşılıkları sırasıyla </span><span style="font-size: x-small;"><strong>uzun eşideliksiz, kısa eşideliksiz, kısacık eşideliksiz</strong></span><span style="font-size: x-small;"> olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yan yana dizili çok sayıda borucuktan oluşan kavala </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Pan flütü </strong></span><span style="font-size: x-small;">denmektedir. Burada Yunanca Pan sözü orman tanrısının adıdır. Bu çalgı ülkemizde </span><span style="font-size: x-small;"><strong>ağız orgu </strong></span><span style="font-size: x-small;">(32), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>mıskal </strong></span><span style="font-size: x-small;">(1, 27, 33), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>musikar </strong></span><span style="font-size: x-small;">(33) adlarıyla da anılmaktadır. Bunlardan musikar Farsçadır. Mıskal ise Farsça musikarın Arapçaya geçen biçimidir (1, 27, 33). Bu çalgıya Farsçada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>bişe muşte, musikar-ı hıtay, muşta-i çinî, şin </strong></span><span style="font-size: x-small;">adları da verilmektedir (20). Bunlardan sonuncusunun Çince </span><span style="font-size: x-small;"><strong>şeng</strong></span><span style="font-size: x-small;">’den (48) bozma olduğunu sanıyoruz. Arapçada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>mustak sinî </strong></span><span style="font-size: x-small;">de denmektedir ki Farsça muşta-i çinî’den bozmadır (20). Bu veriler bu çalgının Ortadoğu’ya Çin’den geldiğini göstermektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Çalgıya Almancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Mundorgel </strong></span><span style="font-size: x-small;">(48), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>Panflöte, Papageienflöte </strong></span><span style="font-size: x-small;">(35); Fransızcada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>flûte de Pan </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20), </span><span style="font-size: x-small;"><strong>orgue à bouche </strong></span><span style="font-size: x-small;">(20); Yunancada </span><span style="font-size: x-small;"><strong>syrinx </strong></span><span style="font-size: x-small;">(46) denmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yunanca syrinx’in sözlük anlamı boru olup dirgerlik dilinde Türkçe karşılıkları </span><span style="font-size: x-small;"><strong>akarca, akınak, savakça, sızınak </strong></span><span style="font-size: x-small;">olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>fistula </strong></span><span style="font-size: x-small;">(45); Türkçe karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>içiteç </strong></span><span style="font-size: x-small;">olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>şırınga </strong></span><span style="font-size: x-small;">(45) anlamına gelmektedir. Şırınga sözü de syrinx’ten bozmadır. Tinlibilim (Zooloji) dilindeyse kuşlara özgü ses çıkarma örgeni olan </span><span style="font-size: x-small;"><strong>göğüs gırtlağı </strong></span><span style="font-size: x-small;">anlamına gelmektedir (26, 45).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Pan flütünün dilimizdeki doğal karşılığı </span><span style="font-size: x-small;"><strong>dizi kaval</strong></span><span style="font-size: x-small;">’dır. Almanca Papageienflöte’nin çevirisi olarak </span><span style="font-size: x-small;"><strong>kakavan kavalı </strong></span><span style="font-size: x-small;">sözü de eşanlamlı olarak önerileblir. Arapça papağanın Türkçesi olan kakavan sözü yadırgatıcı bulunuyorsa genel dille uyumlu bir seçenek olarak </span><span style="font-size: x-small;"><strong>papağan kavalı </strong></span><span style="font-size: x-small;">da denebilir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">1) Ağakay MA. Türkçe sözlük. 10.bası. TDK. Ankara, 2005.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">2) Ahmet Vefik Paşa. Lehce-i Osmanî. TDK. Ankara, 2000.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">3) al.bab.com. Arab musical instruments.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">4) atlas.musigi-dunya.az.Tutak.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">5) Blaskovics J. Çek dilinde Türkçe kelimeler. VIII. Türk dil kurultayında okunan bilimsel bildiriler. TDK. Ankara, 1960, s. 87-112.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">6) Brockhaus FA. Der Sprach Brockhaus. 9. Aufl. Wiesbaden, 1984.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">7) Cassell’s Latin dictionary. Macmillan. USA, 1982.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">8 ) Clauson G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University Press. Oxford, 1972.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">9) Dautovski D. Instruments. dragandautovski.com.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">10) Türkiye’de halk ağzından derleme sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-82.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">11) Divanü lûgat-it Türk dizini. TDK. Ankara, 1972.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">12) Ekici S. Gaziantep yöresi halk çalgılarından zambır üzerine bir araştırma. turkuler.com.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">13) Eren H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">14) Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. İstanbul, 1991.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">15) Feneis H. Resimli anatomi sözlüğü. 6. bası. Çev. Ülker S. İnkılâp. İstanbul, 1993.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">16) Fraşerî ŞS. Türkçeden Fransızcaya lûgat. Mihran. İstanbul, 1885.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">17) Fraşerî ŞS. Kamus-ı Türkî. İstanbul, 1899.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">18) Fraşerî ŞS. Resimli kamus-ı Fransavî. İstanbul, 1901.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">19) Gafarov S. Müzik enstrümanlarında totemleşme olgusu ve Türklerin gözdesi düz flüt. Müzik ve Bilim (muzikbilim.com) Eylül 2005; 4.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">20) Gazimihal MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">21) Gazimihal MR. Türk nefesli çalgıları. Kültür Bak. Ankara, 1975.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">22) Hanna H. Preservation of the endangered cultural assets of the traditional Egyptian storytellers heritage and its instruments and tools. curl.haxx.se 2007.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">23) İşçil Şİ, Elöve AU. Türkçe hekimlik terimleri üzerine bir deneme. TDK. Bursa, 1944-48.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">24) kafkas.org.tr. Müzik aletleri.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">25) Kakuk Z, Baski İ. Kasantatarisches Wörterverzeichnis Aufgrund der Sammlung von Ignác Kúnos. TDK. Ankara, 1999.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">26) Karol S, Suludere Z, Ayvalı C. Biyoloji terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1998.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">27) Kutlu A, Yaşayan S, Ateş K, Dizman İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2. bası. Dil Derneği. Ankara, 2005.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">28) discoverturkey.com.  Sipsi. Kültür Bak.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">29) Lûgat-ı tıb. Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye. İstanbul, 1900.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">30) medinaportal.net. Nây.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">31) Nişanyan S. Sözlerin soyağacı. Adam. İstanbul, 2002.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">32) Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 8. Kültür Bak. Ankara, 1987.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">33) Redhouse. Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 1999.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">34) Saraç T. Fransızca-Türkçe büyük sözlük. TDK. Ankara, 1976.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">35) Steuerwald K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">36) Osmanlıcadan Türkçeye söz karşılıkları tarama dergisi. TDTC. İstanbul, 1934.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">37) XIII. Yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-77.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">38) Tarlabaşı B. Dilli kaval hakkında. burhantarlabasi.com.tr.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">39) Tavkul U. Karaçay-Malkar Türkçesi sözlüğü. TDK. Ankara, 2000.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">40) Tuğlacı P. Okyanus 20.yüzyıl ansiklopedik Türkçe sözlük. Pars. 1971.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">41) turkuler.com. Mey.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">42) Türkay K, Koçak S, Ünal S. Uygulayım terimleri sözlüğü. 2. bası. TDK. Ankara, 1980.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">43) Unat EK, İhsanoğlu E, Vural S. Osmanlıca tıp terimleri sözlüğü. TTK. Ankara, 2004.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">44) uslanmam.com. Duduk-Balaban.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">45) Ülker tıp terimleri sözlüğü. Açıklamalı 3. bası. İstanbul, 2004.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">46) Webster’s third new international dictionary of the English language unabridged. Könemann. Cologne, 1993.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">47) en.wikipedia.org. Arghul.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">48) de.wikipedia.org. Mundorgel.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">49) de.wikipedia.org. Schwegel.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">50) Wolter C. Musikinstrumente der arabischen Musik. papyrus-magazin.de/archiv/2002-2003/märz/3-4  2003.</span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;">51) Zeren Z. Lâtince-Türkçe- Osmanlıca anatomi sözlüğü ve Türk anatomi terimleri. 2. bası. İÜTF. İstanbul, 1959.</span></p>
<p>(Türk Dili Dergisi Kasım-Aralık 2007; 21(123): 19-25)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/flut-mu-kaval-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaz Dağları Yazıtı</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kaz-daglari-yaziti/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kaz-daglari-yaziti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2010 14:28:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[kaz dağları]]></category>
		<category><![CDATA[kaz dağları yazıtı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1236</guid>
		<description><![CDATA[Kaz Dağlarına gezmeye giden Işık Tekin beyden bir ileti aldım. İletisinde ilginç yazılar gördüğünü, bunları da araştırınca Türk damgalarına çok benzettiğini söylemişti. Ben de heyecanla o bedizleri görmek istediğimi bildirdim, kendisinden tezlikle göndermesini diledim. Gönderince de şöyle bir baktım ulayı aşağıdakı sonuçları çıkardım. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaz Dağlarına gezmeye giden <strong>Işık Tekin</strong> beyden bir ileti aldım. İletisinde ilginç yazılar gördüğünü, bunları da araştırınca Türk damgalarına çok benzettiğini söylemişti. Ben de heyecanla o bedizleri görmek istediğimi bildirdim, kendisinden tezlikle göndermesini diledim. Gönderince de şöyle bir baktım ulayı aşağıdakı sonuçları çıkardım.</p>
<p><strong>Işık Tekin beyin ayrıntılı açıklaması:</strong><br />
<em>Kaz dağları milli parkı; Kaz dağları tabiki çok geniş bir alan ve koruma altına alınmış. Gidiş güzergahımız ve çıkılabilen tek yolun olduğu güzergah Zeytinli beldesi ardından Mehmetalan köyü ardından park girişi var orada park giriş ücretini ve yanınıza kılavuz arkadaşı alıp parka giriyorsunuz. Askeriyenin revize ettiği toprak yol var yol bir dağ yoluna göre oldukça geniş ve kullanışlı. Tırmanış esnasında sağlı sollu ara ara çeşmeler mevcut bahsettiğim çeşme zirveye yakın bir yerlerdedi tahminen (NOT: Bölgede Tozlu yaylası adında bir yayla mevcut muhtemelen o yüksekliklerde)<br />
</em><br />
<em>Çeşmenin hikayesi daha önce bahsettiğim gibi yol çalışmaları esnasında askeriye tarafından düzenlenmiş. Mermerci arkadaş eski taş üzerindeki yazıları da aynen yenisi üzerine geçirmiş. Bana rehberimin verdiği bilgi buydu. Hatta yazıları kendisine sorduğumda bilmediğini, bir kaç kişinin de merak edip yazıları not ettiğini ama kimsenin geri dönmediğini belirtti.<br />
</em><br />
<em>Tabi ondan sonra 1726 rakımda Sakız Türbesininin bulunduğu  Yörük ve Türkmenlerin şenlik yaptıkları  zirve düzlükleri mevcut.</em></p>
<p><strong>Okuma Çalışması</strong><br />
Kaz Dağlarında olduğu için adını <strong>Kaz Dağları Yazıtı</strong> olarak koyuyorum.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/07/kazdaglari-yaziti-1.jpg"><img class="size-full wp-image-1237    aligncenter" title="kazdaglari-yaziti-1" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/07/kazdaglari-yaziti-1.jpg" alt="" width="324" height="432" /></a></p>
<p>Burada açık aydın göründüğü gibi <strong>tozlu göre edremit</strong> yazıyor. Büyük olasılık, yazıyı mermere aktaran usta /y/ damgasının silikliği yüzünden yukarıdakı çatalları birleştirmedi, ortaya ne /y/ ne de adam akıllı /g/ damgası çıktı. Kuşkusuz orada <strong>yöre</strong> yazılmak istenmiş. Bu yüzden <strong>tozlu yöre edremit</strong> olarak okunmalıdır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/07/kazdaglari-yaziti-2.jpg"><img class="size-full wp-image-1238  aligncenter" title="kazdaglari-yaziti-2" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/07/kazdaglari-yaziti-2.jpg" alt="" width="324" height="432" /></a></p>
<p>Bu kısımda ise, <strong>mengmed şerip ıpalaslan</strong> yazıyor. İlk sözcük <strong>mehmet</strong>, ikinci sözcük <strong>şerif</strong>, üçüncü sözcük ise <strong>alpaslan</strong> olmalıdır. Dolayısıyla ortaya <strong>Mehmet Şerif Alpaslan</strong> gibi bir kişi adı çıkıyor.</p>
<p><strong>Yazının Geçmişi Ne Olabilir?</strong><br />
Yazının çok fazla bir geçmişi olduğunu düşünmüyorum. İkinci bedizde gördüğümüz yanılgılar böyle düşünmeme neden oldu. Özellikle <strong>mehmet</strong> yerine <strong>mengmed</strong> yazması bana ilginç geldi. Şundan ötrü; Türk damgalarının sayısal ortama aktarılmış biçiminde /h/ yerine /ng/ damgası yerleştirilmiştir. Düğmelik (klavye) düzeninde /h/ ye bastığınızda genizcil n /ng/ damgası çıkar. Sanırım biri bilgisayarda yazdırıp, kazıması için ustaya vermiş. Buna göre taş çatlasa 20 yıllık bir geçmişi var.</p>
<p><strong>Şerif</strong> sözcüğünce ise /f/ yerine /p/ kullanımı; günümüzdeki /f/ seslerinin eskiden /p/ sesinden dönüştüğü kuralının bilinmesinden dolayı olmuştur.</p>
<p><strong>Alpaslan</strong> sözcüğündeki yanılgıyı da ustaya bağlıyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kaz-daglari-yaziti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TürkçeVizyon &#8211; Uluslararası Türkçe Yır Şenliği 2010</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/turkcevizyon-uluslararasi-turkce-yir-senligi-2010/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/turkcevizyon-uluslararasi-turkce-yir-senligi-2010/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 May 2010 21:45:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çavlar (Haberler)]]></category>
		<category><![CDATA[eurovision]]></category>
		<category><![CDATA[türkçevizyon]]></category>
		<category><![CDATA[turkvision]]></category>
		<category><![CDATA[turkvizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1224</guid>
		<description><![CDATA[Bu yıl ikincisi düzenlenen Avrovizyon bénzeri <strong>Türkçevizyon</strong> bu gece (31.05.2010) <strong>kutlanmaya çalışıldı</strong>(!)

İlk yarışmaya 16 ülke katılmışken bu kez toplamda 25 ülke boy gösterdi. Katılan ülkeler arasında Türk kökenli olmayanlar da vardı. Türk kökenli olanlar kendi ağızları ile söylerken öbürleri İstanbul Türkçesi ile yazıp besteledikleri yırları ile katıldılar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl ikincisi düzenlenen Avrovizyon bénzeri <strong>Türkçevizyon</strong> bu gece (31.05.2010) <strong>kutlanmaya çalışıldı</strong>(!)</p>
<p>İlk yarışmaya 16 ülke katılmışken bu kez toplamda 25 ülke boy gösterdi. Katılan ülkeler arasında Türk kökenli olmayanlar da vardı. Türk kökenli olanlar kendi ağızları ile söylerken öbürleri İstanbul Türkçesi ile yazıp besteledikleri yırları ile katıldılar.</p>
<p>Açıkçası birincisinden çavım, bilgim yoktu ancak ikincisini baştan sona izledim. Türkçeniñ gelişimi için yadırganamaz bir örgütlenme diyebilirim. Olmasına gérçek añlamda sévindiğimi de bildirmek isterim. Ancak, bir iki eleştirim olacak.</p>
<p>İkincisi düzenlenen bir yarışma neden bu denli çırakca, amatörce oldu? Filistinli kız yırıñı söylerken yıltırıklar kesildi. Uluslararası bir yarışma da bunuñ olması béklenemez. Kendi adıma söylüyorum, o ân utancımdan yériñ dibine girdim. Çok sönük bir yarışma oldu. İzlemeye gelenler neredeyse yoktu. Oturakları gösteriyor, bomboş. İlk olmasından ötrü, sokaktan toplayacağınız kişilere 10 lira verip yarışma sonuna dek oturmalarını sağlayabilirdiniz. Yéterli tanıtım yapılmadı. Ürdün&#8217;den katılımcı olmuş ancak Ürdünlüleriñ bu yarışmadan çavları bile olduğunu sanmıyorum. Yiğidi öldür, hakkını yeme démişler; sunucunuñ payını vérmek gerek. İşini uzmanca yaptı.</p>
<p>Umarım soñrakı yarışmalarda daha ustaca, daha uzmanca bir örgütlenme olur ulayı devletimiz de bu etkinliğe iyelenir de Avrovizyon düzeyinde bir yarışma olur.</p>
<p>Eñ azından başlangıcı yaptıkları için tüm emeği géçenleri yürekten kutlarım, vâr oluñ.</p>
<p><a href="http://www.trt.net.tr/turkcevizyon" target="_blank">http://www.trt.net.tr/turkcevizyon</a></p>
<p><a href="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/05/turkcevizyon2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1232" title="turkcevizyon2" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/05/turkcevizyon2.jpg" alt="" width="645" height="484" /><br />
</a><a href="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/05/turkcevizyon1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1233" title="turkcevizyon1" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/05/turkcevizyon1.jpg" alt="" width="645" height="484" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/turkcevizyon-uluslararasi-turkce-yir-senligi-2010/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göktürk Damgaları Evrensel Yiv Ölçünlerinde</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/gokturk-damgalari-evrensel-yiv-olcunlerinde/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/gokturk-damgalari-evrensel-yiv-olcunlerinde/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Apr 2010 13:45:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çavlar (Haberler)]]></category>
		<category><![CDATA[damga]]></category>
		<category><![CDATA[evrensel yiv]]></category>
		<category><![CDATA[göktürkçe]]></category>
		<category><![CDATA[orkun]]></category>
		<category><![CDATA[unicode]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1133</guid>
		<description><![CDATA[Bir süre önce şu[1] başlıkta bildirdiğimiz gibi <strong>Göktürk damgaları evrensel yiv démeli unicode ölçünlerine yükseltildi.</strong> Bu ne añlama geliyor? Şuna; artık Lâtin damgalarını yazdığıñız gibi Türk damgalarını da özgürce yazabileceksiñiz. Aşağıda gördüğüñüz gibi <strong>GOOGLE'da arama bile yapabileceksiñiz.</strong> [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süre önce şu[1] başlıkta bildirdiğimiz gibi <strong>Göktürk damgaları evrensel yiv démeli unicode ölçünlerine yükseltildi.</strong> Bu ne añlama geliyor? Şuna; artık Lâtin damgalarını yazdığıñız gibi Türk damgalarını da özgürce yazabileceksiñiz. Aşağıda gördüğüñüz gibi <strong>GOOGLE&#8217;da arama bile yapabileceksiñiz.</strong></p>
<p><a href="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/04/google-gokturkce.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1134" title="google-gokturkce" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/04/google-gokturkce.jpg" alt="" width="547" height="284" /></a><br />
Ancak bir sorunumuz var; bu evrensel yivin (unicode 5.2.0) soñ sürümü, yalnızca soñ sürüm yayınlayan yazılımlarda çalışıyor. Örñeğin Firefox, GIMP gibi&#8230; Bu yüzden bir öngörüş olarak 5 yıl içinde tüm yéryüzüne yayılır diye düşünüyorum.</p>
<p>Bilgisayarlarda görüntüleyebilmek için şu[2] başlantıya tıklayıp, yazıtürünü kuruñ. Kullanıp yazmak içinse, bu[3] bağlantıya tıklayıp <strong>Emir Yâsin Sarı</strong>&#8216;nıñ anıkladığı belgeyi okuyuñ. Belgede 3 ayrı işletim dizgesi (Linux-Windows-Macintosh) için yordamlar añlatılmaktadır.</p>
<p>Ayrıca bu özelliği kullanarak açılmış iki de yérliğimiz bulunmaktadır. Örñek olması açısından inceleyebilirsiñiz. Biri benim kişisel günlüğüm; <a href="http://gokbeyuluc.wordpress.com/" target="_blank">http://gokbeyuluc.wordpress.com</a> öbürü de E. Y. Sarı&#8217;nıñ günlüğü; <a href="http://fankibiber.wordpress.com/" target="_blank">http://fankibiber.wordpress.com</a></p>
<p><strong>dipçe:</strong><br />
[1] <a href="../yazismalik/index.php?topic=1069.msg8129#new" target="_blank">http://turkcesivarken.com/yazismalik/index.php?topic=1069.msg8129#new</a><br />
[2] <a href="../belgeler/orkun2.ttf" target="_blank">http://turkcesivarken.com/belgeler/orkun2.ttf</a> (sağ tıkla farklı kaydet &#8216;i seç)<br />
[3] <a href="../belgeler/orkunsayisal.rar" target="_blank">http://turkcesivarken.com/belgeler/orkunsayisal.rar</a><br />
[4] <a href="http://turkcesivarken.com/yazismalik/index.php?topic=2859.0">http://turkcesivarken.com/yazismalik/index.php?topic=2859.0</a> Sorularıñız için&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/gokturk-damgalari-evrensel-yiv-olcunlerinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çek bir alfabe, millî olsun</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/cek-bir-alfabe-milli-olsun/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/cek-bir-alfabe-milli-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 01:25:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Alp BEYLİKLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[alfabe]]></category>
		<category><![CDATA[alfabeler]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[diller]]></category>
		<category><![CDATA[harf]]></category>
		<category><![CDATA[harf devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Nişanyan]]></category>
		<category><![CDATA[Sevan]]></category>
		<category><![CDATA[Sevan Nişanyan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=996</guid>
		<description><![CDATA[Sevan Nişanyan'ıñ Taraf çavlığında yayımlanan <strong>Harf Devrimi</strong> başlıklı yazısını aktarıyorum;
<blockquote>Türkler tarihin en eşsiz milletidir, onu biliyoruz, tamam, peki, güzel.
De, siz Türklerin şu eşsiz yönünü bilir miydiniz?
Tarihte sekiz ayrı alfabeyle yazılan yegâne dil Türkçedir. Bu rekora yaklaşan bir tek Farsça var, dörtte kalmış. Üçüncülük payesini paylaşan dillerin hepsi ikişer alfabede durmuşlar. Üç yapanı hatırlamıyorum. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevan Nişanyan&#8217;ıñ Taraf güncülünde yayımlanan <strong>Harf Devrimi</strong> başlıklı yazısını aktarıyorum;</p>
<blockquote><p>Türkler tarihin en eşsiz milletidir, onu biliyoruz, tamam, peki, güzel.<br />
De, siz Türklerin şu eşsiz yönünü bilir miydiniz?<br />
Tarihte sekiz ayrı alfabeyle yazılan yegâne dil Türkçedir. Bu rekora yaklaşan bir tek Farsça var, dörtte kalmış. Üçüncülük payesini paylaşan dillerin hepsi ikişer alfabede durmuşlar. Üç yapanı hatırlamıyorum.</p>
<p>Türkçeyi 8. yüzyılda ilk yazıya döktüklerinde Köktürk yazısını kullanmışlar, ki dilin yapısına tastamam uyan home-made bir alfabedir. Aradan yüz yıl geçmemiş Uygurlar Soğd yazısını adapte edip onunla yazmaya başlamışlar. Derken Türklerin yarısı Budist olunca Hindistan’dan ithal Brahmi yazısı revaç bulmuş. 11. yüzyılda Müslümanlığın gereğidir diye Arap yazısı benimsenip 800 küsur yıl onda karar kılınmış. 20. yüzyılda Türk milletlerinin yarısı Latin alfabesini, yarısı Kiril alfabesini seçti veya seçmek zorunda kaldı.</p>
<p>Ayrıca ta 14. yüzyıldan itibaren Ermeni ve Rum yazılarıyla yazılan hayli zengin bir Türkçe literatür de var.</p>
<p>Şimdi bana bu hadisenin ANLAMINI söyler misiniz? Alfabe sonuçta pratik bir iletişim aracı, bir sinyal sistemi, evet. Ama aynı zamanda bir kültür ve medeniyet alanının en temel, en tanımlayıcı ögesi, bir bakıma dinden ve dilden daha derin ortak paydası. Yunan alfabesi 2800 seneden beri Yunanlılığın herhalde tek değişmez unsuru olmuş. İbrani yazısı 2600 senedir değişmemiş, ulusal kimlikle özdeşleşmiş. Latin alfabesi 2400 yıldan beri Roma imparatorluğunun ve onun devamı olan Batı Avrupa medeniyetinin temel direğidir. Arap yazısı da öyle. Çin yazısı, Hint yazıları, Habeş yazısı, Ermeni yazısı keza.</p>
<p>Peki Türklerin çorap değiştirir gibi ikide bir yazı değiştirmesini neye yoracağız?</p>
<p>Hem bakın, düşündükçe neler geliyor akla. Tarihte dört büyük dine –Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, İslam- topluca bağlanan tek ulus var, o da Türkler. Yıllar önce bir sohbette Cemal Kafadar söylemişti de üstünde pek durmamıştım. Şimdi düşünüyorum, hakikaten fevkalade ilginç bir durum.</p></blockquote>
<p>Sayın Nişanyan <strong>Türkler</strong> adı altında, birbirinden farklı halkların tümünü aynı dili konuşuyor zannederek bu yazıyı kaleme aldı sanırım&#8230; Öncelikle bizler <strong>Oğuz</strong>&#8216;uz, Türkiye Türkleri, Azerbaycan Türkleri (<em>kuzey ve güney</em>), Gökoğuz Türkleri (<em>Gagauz</em>), Türkmenler&#8230; Bu halkların hiçbirisi târihlerinde<strong><em> Göktürk</em></strong>, <strong><em>Soğud</em></strong>, <strong><em>Brahmi</em></strong> alfabelerini kullanmadılar. Oğuzlar&#8217;dan kalma en eski yazılı eserler Arap kökenli alfabeyle başlar, günümüze ulaşabilen bu örneklerden daha eski Oğuzca metinler olmadığı için, daha önce hañgı abeceyi kullandıklarını bilemiyoruz. İlk olarak <strong>Göktürk</strong> abecesini kullandıklarını varsayarsak, Oğuzlar bu abeceden soñra <strong>Arap</strong>, ardından <strong>Latin</strong> abecesine geçmiştir, yâni sayı en fazla <strong>üç</strong>&#8216;tür, <strong>sekiz</strong> değil&#8230;</p>
<p>Eski çağlarda kullanılan abece ile inanılan dîn arasında bir bağ vardı, inanılan dîniñ kutsal metinleri hañgı abece ile yazılmışsa, insanlar o yazıyı kutsal sayma, öyle kabûl etme eğilimindeydiler. Bu nedenle dîn değiştirince geñelde abece de değiştiriliyordu.</p>
<p>Göktürklere baktığımızda <strong>millî</strong> bir inançları var, <strong>Kök Teñri</strong> dînine inanıyorlar ve kullandıkları yazı da dünyadaki üç özgün abeceden biri olan Köktürük Tamgaları. Daha soñra Uygurlar Budacılığı benimseyince Soğud kökenli yazıya geçiyorlar, ardından Müslüman olduklarında da Arap abecesini benimsiyorlar.</p>
<p>Meselâ, Ortodoks olan Ruslar da kendileri gibi Ortodoks olan Yunanlılarınñ abecesinden türetilmiş bir abece kullanıyorlar; Aziz Kiril ve kardeşi Metodiy tarafından türetilen Kiril abecesini&#8230; Sırpça, Hırvatça ve Boşnakça aynı dildir, ancak Ortodoks olan Sırplar Kiril, Katolik olan Hırvatlar ve Müslüman olan Boşnaklar Latin tabanlı abece kullanırlar. Eskiden Boşnaklar da Arap tabanlı abece kullanmaktaydılar, ancak Arap abecesi Boşnak dili için de pek uygun olmadığından Latin abecesine geçtiler. Eskiden Arap tabanlı abece kullanan Müslüman halklar arasında dilleri için uygun olmadığından Arap yazısını bırakıp Latin yazısına geçen ilk halk Arnavutlardır.</p>
<p>Yazınıñ önem kazandığı, hayatın içinde daha fazla yer almaya başladığı dönemlerde, artık inanç ile abece arasındaki bağ kopmuştur. Eski devirlerde, yazı sadece belli bir kesimin bildiği, hayatın içinde yer almayan bir unsurdu. Dergi, güncül (<em>gazete</em>), kitap gibi yazılı ürünler hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmaya başlayınca, halklar artık inanca değil, kullanılan abecenin dillerine uyup uymadığına bakar olmuşlardır. Hele ki günümüz koşullarında, yazı her yerdedir, kullandığıñız cep telefonundan, yemek piridiğiñiz fırınıñ üzerindeki düğmelere dek&#8230;</p>
<p>Türklerin ikide birde dîn değiştirdiği de doğru değildir, Nişanyan yiñe bütün Türk dili konuşan halkları sanki aynı halkmış gibi algılıyor&#8230; Oğuzlar ne zaman Budist olmuş? Manihist? Oğuzların bilinen ilk dînini yiñe Kök Teñri inancı varsayarsak, ikinci olarak İslâm&#8217;a geçmişlerdir, tâbi ki bu geçiş boyların dîn değiştirmesi şeklinde birbirlerinden bağımsız olmuştur, bir kapıdan geçer gibi hep beraber herkes aynı dîne geçmemiştir. Kimi Oğuzlar Anadoluda Hristiyan olmuştur, meselâ Karaman Türkleri Hristiyandı, mübâdele sırasında tümü Yunanistan&#8217;a gönderilerek kendi ellerimizle Yunanlılaştırıldılar. Yunan dilinde Türkçede bulunan /<strong>ı</strong>/ sesi yoktur, Türkçeden Yunanca&#8217;ya geçen sözcüklerdeki /ı/lar &gt; /i/ olur, sonuna da geñelde bir /-s/ takılır; <strong>Karamanlı</strong> Yunanca&#8217;ya geçtiğinde &gt; <strong>Karamanlis</strong> olur&#8230; Bugün Yunanistanda bu soyadı taşıyanların tümü öz be öz  <strong>Türk&#8217;tür</strong>&#8230;</p>
<p>Velhâsıl, Türklerin öyle çorap değiştirir gibi dîn ve alfabe değiştirdiği doğru değil. Uygur&#8217;u, Kırgız&#8217;ı, Tatar&#8217;ı, Oğuz&#8217;u sanki aynı coğrafyada yaşayan ve aynı dili konuşan bir tek halkmış gibi değerlendirirsek bu gibi yañılgılara kapılabiliriz.</p>
<p>Türkler&#8217;i bir kenara bırakalım da biz esas Ermeniler&#8217;e değinelim bence, o konu daha ilginç; zirâ dünya üzerinde &#8220;<em>bir tek adamın kendi başına türettiği</em>&#8221; bir alfabeyi kullanan başka bir halk yok&#8230; Aziz Mesrop Maştots <strong>405</strong> yılında, oturup <strong>kendi kendine</strong> bir alfabe türetmiş ve o yıldan beri Ermeniler bu alfabeyi kullanıyorlar ne ilginç değil mi? Aslında Ermeni alfabesi demek yañlış <strong>Mesrop Alfabesi</strong> denmeli, Kiril alfabesi dendiği gibi&#8230; Üstelik Aziz Kiril, Aziz Mesrop gibi &#8220;<strong>sıfırdan</strong>&#8221; harf peydah etmemiş, Yunancadakı büyük harfleri esas almış, birkaç harf de İbrancadan&#8230; Aziz Mesrop ise 5-6 harfi Yunanca&#8217;dan, 4-5 harfi Latin abecesinden alıp gerisini canı istediği gibi türetmiş&#8230; Dünya üzerindeki alfabeler arasında; <strong>türeticisi</strong>,<strong> türetiliş târihi</strong> belli olan <strong>tek</strong> alfabedir. Hattâ belki de türetildiği yer, oda, masa, sandalye bile bellidir (?) Böyle millî !? bir alfabe kullanmaktansa, çorap değiştirir gibi alfabe değiştirmek yeğdir bence&#8230; Aziz Mesrop&#8217;uñ göñlü kalemi kağıt üzerinde nasıl gezdirmek istediyse o şekilde ortaya çıkmış harflerden oluşan bir alfabeyi kullanmak ne kadar millîdir? Bu arada ek bir bilgi; Gürcü abecesini de Aziz Mesrop &#8220;türetmiştir&#8221;&#8230;</p>
<p>Ben de oturup bir <strong>Türk Alfabesi</strong> türetmeye karar verdim&#8230; Ama Türkler, <em>bir adamın kendi kendine</em> kalem gezdirerek ortaya çıkardığı bir abeceyi sanırım kullanmazlar, hele hele bu alfabeye millî diyeceklerini hiç sanmam&#8230; Bizler, Ermeniler kadar eşsiz değiliz ne yapalım&#8230;</p>
<p style="text-align: right"><strong>Mehmet Alp Beylikli</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/cek-bir-alfabe-milli-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saatler Olsun!</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/saatler-olsun/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/saatler-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 16:10:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[anlamsız söz kullanımları]]></category>
		<category><![CDATA[çok yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[hapşırmak]]></category>
		<category><![CDATA[saatler olsun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1079</guid>
		<description><![CDATA[Ondan soñra yaşamımda bir çok yérde bu türden kullanımlar işitmeye başladım. Ne var ki, artık babam dışında kimseden <strong>sıhhatler olsun</strong> sözünü işitmedim. Tüm kamuoyu <strong>saatler olsun</strong> diyor. Ançıp şimdilerde bu bana ilginç gelmektedir. <strong>Sıhhat</strong> sözü <strong>sağlık</strong> démektir. Sıhhatler olsun; <strong>sağlıklar olsun</strong> diye çevirilir. Hadı <strong>sağlık olsun</strong> diye daha düzgün bir çeviri yapalım. Benim añlamadığım şu; <strong>saçını, sakalını kestirenlere neden sağlık olsun diyoruz?</strong>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Béş-altı yaşlarında yuyunduktan soñra oturma odasına girdiğimde, kalabalık ev ahâlisi <strong>saatler olsun</strong> derdi bana. Oysa yunağa girip yıkanmayı, çimmeyi hiç sévmeyen ben, karşı çıkar; <strong>ne saatleri, aylar olsun</strong> diye çığırırdım.</p>
<p>Yédi yaşındaydım. Babamıñ elinden tutmuş éve doğru gidiyorduk. Saçlarımı yéñi kestirmiştim. Yolda komşumuz ile denk geldik. Bana <strong>saatler olsun</strong> dédi. Añlamamıştım, babama doğru başımı kaldırıp <strong>niye benden saati soruyor</strong> démiştim. Babam da gülerek, <strong>sıhhatler olsun diyor, sağol démelisiñ</strong> dédi.</p>
<p>Ondan soñra yaşamımda bir çok yérde bu türden kullanımlar işitmeye başladım. Ne var ki, artık babam dışında kimseden <strong>sıhhatler olsun</strong> sözünü işitmedim. Tüm kamuoyu <strong>saatler olsun</strong> diyor. Ançıp şimdilerde bu bana ilginç gelmektedir. <strong>Sıhhat</strong> sözü <strong>sağlık</strong> démektir. Sıhhatler olsun; <strong>sağlıklar olsun</strong> diye çevirilir. Hadı <strong>sağlık olsun</strong> diye daha düzgün bir çeviri yapalım. Benim añlamadığım şu; <strong>saçını, sakalını kestirenlere neden sağlık olsun diyoruz?</strong></p>
<p>Buna bénzer bir kullanım da <strong>çok yaşa</strong>&#8216;dır. Hapşıran, tıksıran birine bunu söylüyoruz. Dédiklerine göre; hapşırma sırasında yüreğin de içinde bulunduğu bir takım organlar bir anlığına duruyormuş. Kaslar inanılmaz aşamada kasılıyor, bağırdakı tüm havayı dışarı atmaya çalışıyormuş. Öyle ki, o sırada göz kapakları açık olan biriniñ gözleri, yuvalarından fırlayabilirmiş. Bu yüzden ölüm tehlikesi géçiren kişiye <strong>çok yaşa</strong> dilekleri iletilmekte imiş. İyi güzel de yéryüzünüñ géçmişinde böyle bir olaya nerede denk gelindi? Bu yaşıma dek hapşırdım ancak soñunda bir neñ olmadı, kuşkum yok sizlerde de bir neñ olmadı.</p>
<p>Soñuç olarak añlamsız bulduğum bu sözleri kullanmamaya karar vérdim. Artık biri yüzünü kırptığında, saçlarını kestirdiğinde azı hapşırdığında hiç bir söz démiyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/saatler-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkçe Yazıldığı Gibi Okunan Bir Dil midir?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/turkce-yazildigi-gibi-okunan-bir-dil-midir/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/turkce-yazildigi-gibi-okunan-bir-dil-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Mar 2010 08:09:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[azerice]]></category>
		<category><![CDATA[dil bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yazıldığı gibi okunan bir dil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1071</guid>
		<description><![CDATA[Ne var; <strong>Azerbaycan Türkçesi okunduğu gibi yazılmaz.</strong> Üstelik derslerinde de bunuñ böyle olmadığı söylenir. Örñeğin <strong>isteyir</strong> yazarlar ançıp okurken <strong>isdiyir</strong> derler. <strong>İsteyir diye okursan yañlış olur.</strong> Eylemlerin soñu <strong>-maq</strong> ile biter ancak okurken, konuşurken bu <strong>-max</strong> olur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dil iki türlüdür; <strong>yazı dili</strong> ulayı <strong>konuşma dili</strong>. Bu ikisi arasında göze çarpan ayrımlar vardır ançıp bu ayrımlar soñ derece doğaldır, olağandır.</p>
<p>Konuşma diliniñ kişiye verdiği tat ile yazı diliniñ verdiği arasında uçurumlar vardır. Okuduğunuz bir yazı sizi hüzünlendirmiş olabilir ancak bir başkasına añlattığınızda durum aynı sonuçla bitmeyebilir. Konuşma sırasındakı yüz devinmeleriniz, ağız-kaş biçimleriniz karşı tarafda diñleme duygusu uyandırabilir. Bu nedenlerle ikisini bir kalıba koymak yañlış olur. Şöyle konuşuyor olabilirsiniz<strong>; Soora ona dooru dönüp didim ki; booayı yahalıyı veir, sooanları ezmesin.</strong> Ançıp bu sözleri yazmak istediğiniz ortaya şu çıkacaktır;<strong> Sonra ona doğru dönüp dedim ki; boğayı yakala, soğanları ezmesin.</strong></p>
<p>Burada ilginizi çekti mi bilmiyorum; yazdığımız gibi okuduk. <strong>Sonra</strong> yazdık ançıp okurken <strong>soora</strong> demedik. Bu kısımda yapılan yorum yanlışları var. Yazdığımız gibi okumuyormuşuz! <strong>Sonra</strong> yazıp <strong>soora</strong> diye okusaydık dediğiniz doğru olurdu. <strong>Soora</strong> diye okunması için <strong>soora yazarsıñ.</strong> Soñuç yine değişmez.</p>
<p><strong>Boğa</strong> yazısını <strong>booa</strong> diye okumanıñ nedeni; Türkçede /ğ/ sesiniñ yañlış öğretilmesinden ileri gelir. <strong>Bu ses Türkiyede erimiş, yok olmuşdur.</strong> Tek işi kendinden önce gelen ünlüyü uzatmaktır. Yazı birliği sağlanması ereği ile dilde kullanımı sürdürülmektedir. Lâtin âbecesine yeñi geçen Gagavuz Türkleri /ğ/ sesine yazılarında yer vermezler, yazılması gereken yerde ünlüyü uzatırlar.</p>
<p><strong>Değil</strong> sözcüğü <strong>diil gibi</strong> söylenir. Dedik az önce /ğ/ sesi yoktur, öyle ise <strong>deeil</strong> olur. Burada bilinmesi gereken sözcükte geçen /e/ sesleriniñ âbecemizde kullanmadığımız <strong>kapalı e</strong> olduğudur. Azericede bu ses gösterilir ançıp bizim âbecede yer verilmemiştir. Kapalı e sesi /i/ ile /e/ arası bir ses verir. Bundan ötürü <strong>deeil</strong> dediğinizde <strong>diil</strong> gibi bir sözcük duymanız soñ derece olağandır.</p>
<p>Ne var; <strong>Azerbaycan Türkçesi okunduğu gibi yazılmaz.</strong> Üstelik derslerinde de bunuñ böyle olmadığı söylenir. Örñeğin <strong>isteyir</strong> yazarlar ançıp okurken <strong>isdiyir</strong> derler. <strong>İsteyir diye okursan yañlış olur.</strong> Eylemlerin soñu <strong>-maq</strong> ile biter ancak okurken, konuşurken bu <strong>-max</strong> olur.</p>
<p>Azerice ile karşılaştırma yapıldığında asıl ayrım ortaya çıkar. Bizdeki amaç, <strong>yazıldığı gibi konuşmaya çalışmaktır</strong>. Dil Devrimi süreci incelendiğinde de epey yol alındığı görülür.</p>
<div><strong>Sonuç olarak Türkçe; yazıldığı gibi okunan ançıp yazıldığı gibi konuşulmayan bir dildir.</strong><strong> </strong></div>
<div></div>
<div style="text-align: right;"><strong>Gökbey ULUÇ</strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/turkce-yazildigi-gibi-okunan-bir-dil-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
