<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçesi Varken</title>
	<atom:link href="http://turkcesivarken.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkcesivarken.com</link>
	<description>Başka sese benzemez ananın sesi, ararsan vardır her sözün Türkçesi.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Mar 2010 19:57:06 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Geliyom, Gidiyom Demek Dili Bozar mı?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/geliyom-gidiyom-demek-dili-bozar-mi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/geliyom-gidiyom-demek-dili-bozar-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 19:48:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[azerice]]></category>
		<category><![CDATA[bozulan türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[gelişen dil]]></category>
		<category><![CDATA[geliyom]]></category>
		<category><![CDATA[gidiyom]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul türkçesi]]></category>
		<category><![CDATA[lehçeler]]></category>
		<category><![CDATA[ortak ağız]]></category>
		<category><![CDATA[ortak türk dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=907</guid>
		<description><![CDATA[Türkçe&#8217;yi savunanlar arasında şöyle bir yanılgınıñ olduğuna denk gelmek olanaklıdır; İstanbul ağzı dışındakı tüm ağızlar yanılgılıdır, bozuntudur. O ağızlarda konuşmak dile zarar vermeniñ yanında çok da gülünçtür.
Bilinmelidir; dil devriminde ortak ağız olarak İstanbul&#8217;unku seçildi. Nedeni çok sıradan; bilgin kimseler İstanbul&#8217;daydılar. Ankara yeñi baş-il olmuştu, bildiğiniz köy idi. Özünde ana ağız olarak Ankara&#8217;nıñ alınması gerekirdi, sonuçta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçe&#8217;yi savunanlar arasında şöyle bir yanılgınıñ olduğuna denk gelmek olanaklıdır; <em>İstanbul ağzı dışındakı tüm ağızlar yanılgılıdır, bozuntudur. O ağızlarda konuşmak dile zarar vermeniñ yanında çok da gülünçtür.</em></p>
<p>Bilinmelidir; dil devriminde ortak ağız olarak İstanbul&#8217;unku seçildi. Nedeni çok sıradan; bilgin kimseler İstanbul&#8217;daydılar. Ankara yeñi baş-il olmuştu, bildiğiniz köy idi. Özünde ana ağız olarak Ankara&#8217;nıñ alınması gerekirdi, sonuçta baş il idi. Bugün Yörüklerin ağzı ile konuşuyor, yalnızca onlarıñ dilinde kalmış geñizcil n sesini de âbecemizde yaşatıyor olacaktık.</p>
<p>Dile duyarlı biriniñ yanıñda <strong>geliyom, gidiyon</strong> dediğinde demeli Yörük ağzında konuşmaya çalıştığında hemen sert çıkar; <strong>Ne biçim konuşma, dilin içine ediyorsun!</strong><em> </em>diye uyarı verir. Iğdır ağzında yaptığım konuşmalardan söz etmek bile istemiyorum, karşı tarafın alaycı devinmeleri ile sözleri gerçekten üzücü boyutta. Öyle bir durum olmuş ki artık Iğdır dışında sürekli kendimi kasarak İstanbul ağzıyla konuşmaya, sözümona <em>kırıtmaya</em>[1] çalışıyorum.</p>
<p>Şimdiki öy eki <strong>-yor</strong>&#8216;un kökenini bilsek, bunlar olmayacak azı daha seyrek olacak. Söz başındakı <strong>t &gt; d</strong> dönüşümleri Türkçeniñ bir kuralıdır. Bu yüzden Irk Bitig&#8217;iñ 24. ırkında geçen <strong>tileyür</strong> sözcüğü bugün kullandığımız <strong>diliyor</strong> sözcüğü ile birdir. Tıpkı <em>temür &gt; demir, tıl &gt; til &gt; dil</em> sözcüklerinde olduğu gibi&#8230;</p>
<p>Eski dilde vâr olan bu <strong>-yür</strong> ekiniñ kökeni <strong>yörü-</strong> den gelir. Orkun yazıtlarından da bildiğimiz gibi /ü/ ile /ö/ sesleri ayırt edilemiyordu. Batı illerimizde ulayı Özbeklerde buna benzeyen bir kullanım bulunmaktadır; <em>gelip turıng</em>. <strong>Dur</strong> sözcüğünüñ eskin biçimi olan <strong>tur-</strong> söz konusudur burada&#8230; Oğuz dillerinde <strong>yörür</strong> önceleri ayrı denirmiş, soñraları kökleşmiş, her bir ağızda türlü biçimleri bitmiş. Örñeğin <em>Kafkas Türkçesinde</em>[2] şöyle bir değişim süreci izlemiş;</p>
<p><em>gele yörür &gt; geleyör &gt; geleyür &gt; geliyir &gt; gelir</em></p>
<p>Bir süre soñra <strong>yörür</strong> sözcüğü ekleşiyor ulayı kısalmaya uğruyor. Önceleri <strong>-ür</strong> kısmını yitiriyor, ardından <strong>-yör</strong> de kalan ünlü /ö/ sesi Oğuz dillerinde bir bir değişiyor. Anadoluda kalınlaşıp<strong> -yor</strong> olurken, Türkmenlerde <strong>-yAr</strong> oluyor. Gagavuzlarda /y/ sesi de düşerek <strong>-Ar</strong> biçimini alıyor. Eñ düzgünü Kafkaslarda yaşanıyor, her ünlü için bir biçimi oluşuyor; <strong>-Xr, -yXr</strong> gibi olağan derecede güzel yeñi bir ek olmuş oluyor. Yeri gelmiş iken demeden geçmeyeyim; ortak bir Türk dili oluşturulacaksa şimdiki öy eki olarak Kafkaflarınkınıñ alınmasını isterim, bu yönde çıkış ederim.</p>
<p><em><strong>Yörü-</strong> sözcüğü nasıl olur da ek olur?</em> Gibi bir düşünce oluşabilir usuñuzda; bunuñ beñzer örñekleri günümüzde yaşanmaktadır. Bu bir gelişim olduğundan, yaşanmaması ne kötü olurdu. <strong>Bilim</strong> sözcüğünü ele aladım. Bu yeñi bir kavram, daha bir yüzyıl bile olmadı oluşalı ançıp bugün için ekleşme sürecinde de görmekteyiz kendisini&#8230; Kimse <strong>gök bilimi</strong> demez <strong>gökbilim</strong> der, <strong>añlam bilimi </strong>demez <strong>añlambilim</strong>, <strong>dil bilimi </strong>değil <strong>dilbilim</strong> der; hatta <strong>dilbilimsel </strong>gibi bir sözcüğü betiklerinde kullananları da görmekteyiz. Bu, gün gibi aydın görünen bir olaydır; <strong>-bilim</strong> artık ekleşmiş bir sözcüktür. Kim bilebilir, ileride <strong>-im</strong> kısmı düşüp yalnızca <strong>-bil</strong> olarak kalmasın! Dilbil, añlambil, gökbil&#8230;</p>
<p>Göñül isterdi; <strong>yörü-</strong> sözcüğü Kafkaslarda olduğu gibi olsaydı tüm lehçelerde, ne uyumlu olurdu. Ançıp Anadoluda kalınlaşmış <strong>-yor</strong> biçimini almış. Bu dil ölü olmadığı için sürekli kendine geliştirmek istediğinden durmamış, kısalmayı sürdürmüş. <strong>Gidiyorum</strong> diyenlere <strong>nere gidiyon</strong> demiş. <strong>Nereye varıyorsun</strong> olmuş <strong>havaryon</strong>: <em>hara (nere) varıyorsun (varyon)</em></p>
<p>Bunlar dilin gelişimidir, bu nedenle her bir ağızda konuşulan bildik, arı Türkçedir. Yörükleriñ ağzı ortak ağız seçilseydi, kimbilir İstanbul ağzını eleştirenlere yazıyor olacaktım. Kuşkum yok; İstanbul ağzına da diyeceklerdi <strong>çox uzadıyon sözü&#8230;</strong></p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong></p>
<p><strong></strong>____________<br />
[1] Iğdır&#8217;da İstanbul ağzı ile konuşmaya çalışanlara söylenen söz, damga.<br />
[2] Azerbaycan, İran ulayı Ardahan, Iğdır, Kars gibi yerleşim bölgelerinde konuşulan Türk diline verdiğim geñel ad.<strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/geliyom-gidiyom-demek-dili-bozar-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Azerbaycan&#8217;da Sessiz Dil Devrimi</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 16:27:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[altın çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Ana Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[arı dil]]></category>
		<category><![CDATA[arındırma]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[azerice]]></category>
		<category><![CDATA[dil bildirisi]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi ve sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[dil yaratmak]]></category>
		<category><![CDATA[dile duyarlılık]]></category>
		<category><![CDATA[dili bozanlar]]></category>
		<category><![CDATA[dilimizi bozan emolar]]></category>
		<category><![CDATA[eski Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[özleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yeni sözcük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=999</guid>
		<description><![CDATA[Bakacak yayınlarınıñ Azerbaycan’da özgür olduğu dönemler, kimbilir kimseniñ ayrımında olmadan sessiz bir devrimi başlattı. Şuan için diyebilirim, tüm Azerbaycan toplumu İstanbul Türkçesini añlıyor. Genç kuşağın kimi öy kendi aralarında İstanbul ağzında konuştukları da oluyor, ne var ki yaşlılar añlamasına karşın, konuşamıyorlar, konuştuklarında da gülmeli oluyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;deki dil devriminiñ ne güçlüklerle yaşandığını yaşlılarımız çok iyi biliyor. Biz ise onların bize añlattıklarını, yazıp-çizdiklerini okuyarak neler yaşandığını öğreniyoruz. Bugün çok sıradan bir biçimde kullandığımız sözcüklerle bile o dönemlerde nasıl alay edildiğini öğrenmek, çok şaşırtmıştı beni. Toplum ağızlarından yazı diline aktarılan <em>ödül, düş</em> gibi masum sözcüklere kara çalanların olduğunu bilmek üzücü olsa da, bugün için bize güç vermekte, ders olmaktadır.</p>
<p>Cumhuriyetin yeñi kurulduğu dönemlerdeki yazılarda geçen Türkçe sözcük oranı %35 iken, günümüzde %95&#8242;lere değin çıkmaktadır. Bu devrim, bitmiş değil; bugün için de tüm hızıyla sürmektedir. Sevindirici olan, yalnızca Türkiye sınırları içerisinde tıkanıp kalmamış, Azerbaycan&#8217;dan Tabgaçeli&#8217;ne değin uzanmasıdır. Özellikle Tabgaçeli&#8217;nde yaşayan Salar Türkleri bu konuya çok önem veriyorlar. Öz dilden olan sözcükleri, uyarlayarak yeñi oluşturdukları Lâtin tabanlı yazı dillerine aktarmaktadırlar. Öyle ki, üzerinde birçok tartışma yaptığımız -sAl ekine değin alıp, kullanıma sokmuşlar.</p>
<p>Bakacak yayınlarınıñ Azerbaycan&#8217;da özgür olduğu dönemler, kimbilir kimseniñ ayrımında olmadan sessiz bir devrimi başlattı. Şuan için diyebilirim, tüm Azerbaycan toplumu İstanbul Türkçesini añlıyor. Genç kuşağın kimi öy kendi aralarında İstanbul ağzında konuştukları da oluyor, ne var ki yaşlılar añlamasına karşın, konuşamıyorlar, konuştuklarında da gülmeli oluyor.</p>
<p>Bu durumun soñradan ayrımına varılmış olmalı&#8230; Türk dizileriniñ çevirisiz yayınlanmasına yasak getirildi. Ruslar kızmasın diye, yansız bir karar aldık diye Rusça yayınlara da aynı yasak uygulandı. Gerekçe olarak Türkiye Türkçesi yad dil olarak gösterildi ulayı Azerbaycan diline zarar verdiği söylendi. Bu durumu kimi yurttaşları da onayladı. Onlara göre bir ülkede başka bir ülkeniñ dili ile yayın yapılması uygun değildi. Evet, Türkiye Türkçesini yad dil olarak görenler de bulunmaktadır.</p>
<p>İnanılmaz ama Türk dizileriniñ büyük etkisi olduğunu Behram Caferoğlu şöyle söylüyor; &#8220;Öyle olmuştu ki, küçük çocuklar birbirlerine -nasılsın efendim- diye selam verip, İstanbul ağzında konuşuyorlardı.&#8221; Belgeselin birinde Türkçe kursuna gelen Kırgız öğrenciye &#8220;Neden Türkçe öğrenmek istiyorsunuz?&#8221; diye sorulduğunda şu yanıt alınmış idi; &#8220;Türk dizilerini daha iyi añlamak için&#8230;&#8221; Bir başkası ise; &#8220;Türkiye ürünleriniñ kullanım kılavuzlarını okuyabilmek için&#8230;&#8221;</p>
<p>Yasağa karşın diyebilirim, Azerbaycanda eñ yoksul uruğun bile evinde uydu alıcısı var artık. Böylelikle TÜRKSAT üzerinden Türkiye arklarına ulaşabilmektedirler. Toplumun gösterdiği bu ilgi, kendime adıma diyeyim beni çok onurlandırmaktadır.</p>
<p><a href="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/02/pedeqoji-universitesi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1053" title="pedeqoji-universitesi" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/02/pedeqoji-universitesi-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a>Azerbaycanda iki türlü dil devrimi yaşanmaktadır. Biri devletce yürütülen öbürü de toplumca. Önce toplumca yürütülen devrimden söz edeyim; öz kökten olan, dil devriminde kullanıma sokulan azı ağızlardan alınıp yaygınlaştırılan sözcüklere yoğun ilgi var. Sözgelimi,<em> öğ-</em> kökünden olan <em>öğrenmek, öğrenci, öğretmen,</em> öğretim gibi sözcükler pek yeğlenir durumda. Kendi ağızlara göre uyarlayıp kullanıyorlar.<em> İmtihan</em> yerine <em>sınak</em> (sınav), <em>dost</em> yerine <em>arkadaş</em> diyenlerin sayısı azımsanmayacak denli yüksek. <em>Düşünce</em> sözcüğü <em>fikir</em>&#8216;in yerine geçip oturmuş bile; <em>fikirleşmek</em>ten çok <em>düşünmek</em> sözcüğü kullanımda. <em>Devamlı </em>yerine <em>sürekli</em> sözcüğünü kullanan çavlıklara demeli gazetelere denk gelinebilmektedir. Özetle toplumun büyük bir kısmında ana kökten gelen sözcükler kullanılmaya çalışılmaktadır.</p>
<p>Ne var, şöyle bir yanlışa düşüyorlar; <em>arkadaş</em> sözcüğünü,<em> okul</em> sözcüğünü olduğu gibi alıyorlar. Oysa okul yerine <em>oxul</em>, arkadaş yerine <em>arxadaş</em> demeleri gerekir. Kalın ünlülü sözcüklere /k/ sesi kesinlikle Azeri ağzında olmaz.</p>
<p>Dilde yalınlaşmayı isteyen yazarlar da bulunmaktadır. Özellikle Türkçü kesimin çıkarttığı dergi, çavlık gibi basın-yayın ürünlerinde ortak sözcüklere nasıl geçildiği gözle görülebilir. Bunuñ yanında bir örñek daha vereyim; <em>fren</em> yerine Azerbaycan ağızlarında yaşayan <em>dur</em> añlamındakı <em>eyle-</em> sözcüğünden yararlanarak <em>eyleç </em>sözü türetilmiş ulayı bugün tüm yurtta kullanılmaktadır.</p>
<p>Bunlar güzel gelişmeler ançıp devletce yürütülen <em>sessiz dil devrimi</em> sakıncalı boyutlarda ilerlemektedir. Ülke Rusça egemenliğinden soñra devletce İngilizce egemenliğine sürüklenmektedir. Tüm kamu kuruluşlarınıñ giriş kapılarınıñ yanlarına biri Azerbaycan Türkçesi öbürü İngilizce olmak üzere iki tabela asılmaktadır. Özel şirketler yapsa añlarım da kamu kurumlarındakı bu uygulamaya hiçbir biçimde añlam verememekteyim.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ &#8211; Bakü</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Câhil Türkler</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/cahil-turkler/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/cahil-turkler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 14:25:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet BEYLİKLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[alıntı kelime]]></category>
		<category><![CDATA[alıntı kelimeler]]></category>
		<category><![CDATA[alıntı sözcük]]></category>
		<category><![CDATA[alıntı sözcükler]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[dirgen]]></category>
		<category><![CDATA[dirim]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[ekin]]></category>
		<category><![CDATA[evlek]]></category>
		<category><![CDATA[fidan]]></category>
		<category><![CDATA[fide]]></category>
		<category><![CDATA[gübre]]></category>
		<category><![CDATA[nadas]]></category>
		<category><![CDATA[Nişanyan]]></category>
		<category><![CDATA[orak]]></category>
		<category><![CDATA[Sevan Nişanyan]]></category>
		<category><![CDATA[tezek]]></category>
		<category><![CDATA[tırpan]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı kelime]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı kelimeler]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı sözcük]]></category>
		<category><![CDATA[Yabancı Sözcükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=864</guid>
		<description><![CDATA[Sevan Nişanyan&#8217;ıñ, Taraf gazetesindeki 28.09.2009 târihli Evlek başlıklı yazısından;

Tarımla ilgili çok kelime var halk ağzına Rumcadan aktarılan. Misal: ergátis işçi, ırgat tarım işçisi. Dikráni iki dişli çatal, dirgen aynı. Drapáni Azrailin elindeki alet, tırpan da öyle. Gírisma her çeşit çevirme, kirizma toprağı kürekle altüst etme. Neátos yenilenme, özellikle toprağın yenilenmesi için tarlayı bir yıl boş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevan Nişanyan&#8217;ıñ, <strong>Taraf</strong> gazetesindeki 28.09.2009 târihli <strong>Evlek</strong> başlıklı yazısından;</p>
<blockquote>
<p style="text-align: left">Tarımla ilgili çok kelime var halk ağzına Rumcadan aktarılan. Misal: ergátis işçi, <strong>ırgat</strong> tarım işçisi. Dikráni iki dişli çatal, <strong>dirgen</strong> aynı. Drapáni Azrailin elindeki alet, <strong>tırpan</strong> da öyle. Gírisma her çeşit çevirme, <strong>kirizma</strong> toprağı kürekle altüst etme. Neátos yenilenme, özellikle toprağın yenilenmesi için tarlayı bir yıl boş bırakma, <strong>nadas</strong> aynı şey. Phyton, okunuşu /fitón/, topraktan biten bitki, çoğulu phytiá (/fitya/); <strong>fidan</strong> ve <strong>fide</strong> aynı şey. Kopriá dışkı, <strong>gübre</strong> bunun tarımsal amaçlı kullanılan çeşidi. Mándra ağıl, <strong>mandıra</strong> keza. Daha var bir yirmi yirmibeş tane.</p>
<p>Türkler tarlada çalışmayı kimlerden öğrenmiş dersiniz?<strong> </strong><strong> </strong> </p></blockquote>
<p style="text-align: left">Yazınıñ tamamıñı okumak için <a href="http://www.taraf.com.tr/makale/7660.htm">http://www.taraf.com.tr/makale/7660.htm</a> bağlantısına bakabilirsiñiz.</p>
<p style="text-align: left">Sayın Nişanyan, yazısınıñ sonunda müstehzî bir vurguyla sormuş; &#8220;<em>Türkler tarlada çalışmayı kimlerden öğrenmiş dersiniz?<strong>&#8220;</strong></em></p>
<p style="text-align: left">Bu yöntemi genellikle, üstü kapalı biçimde, lâfı Türkçe&#8217;niñ ve dolayısıyla Türkleriñ aşağı, geri, gelişmemiş olduğuna getirmek isteyenler kullanır. Türkçe&#8217;deki yabancı dillerden alınma olan sözcükler örnek gösterilerek, Türkçe&#8217;niñ ne deñli yetersiz ve kıt bir dil olduğu îmâ edilir. </p>
<p style="text-align: left">Oysa, dilimizdeki çoğu yabancı kökenli sözcüğüñ, eski Türkçeleri mevcuttur. Bu konuyu başka bir başlık altında irdeleyeceğiz.</p>
<p style="text-align: left">Bu yazıda, yalñızca Nişanyan&#8217;ıñ verdiği örneklere değinelim, meselâ; ırgat &lt; Yunanca <strong>ergátês</strong> (<em>εργάτης</em>) &lt; <strong>ergázomai</strong> (<em>εργάζομαι</em>) &#8220;<em>çalışmak</em>&#8220; kökünden; Türkçesi <strong>işçi</strong>, <strong>çalışan</strong>, dirgen &lt; Yunanca <strong>dikráni</strong> (<em>δικράνι</em>) <strong>di</strong> &#8220;<em>iki</em>&#8221; + <strong>kranon</strong> &#8220;<em>boynuz</em>&#8220;, halk ağzılarında <strong>çatal</strong> da denir, ayrıca burada bir sorun var, Yunanca <strong>dikráni</strong> &gt; Türkçe&#8217;ye geçerken neden /<strong>r</strong>/ ile /<strong>k</strong>/ yer değiştirmiş?<strong> Dikráni</strong>&#8216;nin &gt; *<strong>dikren</strong> olması daha mantıklı olmaz mıydı? Üstelik bir de /<strong>k</strong>/ &gt; /<strong>g</strong>/ olmuş !? Göçüşme olmuş *<strong>dikren</strong> &gt; *<strong>dirken</strong> o da &gt; <strong>dirgen</strong> olmuş denebilir.</p>
<p style="text-align: left"> Benim şöyle bir düşüncem var;  Türkçe *<strong>ti</strong>- &#8220;<em>dik olmak</em>&#8221; kökünden &gt; <strong>dik</strong>- &#8220;<em>dikmek, dik konuma getirmek</em>&#8221; &gt; <strong>dir</strong>- &#8220;<em>yaşamak 2) ayakta olmak 3) canlı olmak</em>&#8221; &gt; <strong>diril</strong>- &#8220;<em>dirilmek, canlanmak</em>&#8221; (edilgen) &gt; <strong>dirilt</strong>- <em>&#8220;canlandırmak 2) ayağa kaldırmak&#8221;</em>, Eski Türkçe <strong>tire</strong>- &#8220;diremek&#8221; &gt; <strong>tirek</strong> &#8220;sütun, direk&#8221;, dönüşlü hâli <strong>diren</strong>-, ettirgen hâli <strong>diret</strong>-, ağızlarda yaşamakta olan <strong>dirim</strong> &#8220;<em>hayat 2) sağlık</em>&#8220;, &#8220;ölümlük dirimlik&#8221;, <strong>diri</strong> <em>&#8220;canlı&#8221;,</em> <strong>dik</strong> <em>&#8220;vertikal, âmûdî&#8221;</em> vb.<em> </em></p>
<p style="text-align: left">Kısaca, aynı kökten; *<strong>tirgen</strong> &gt; <strong>dirgen</strong> olmuş diyebiliriz (?)  Anadoluda &#8220;<em>dayama direği</em>&#8221; añlamına da gelir <strong>dirgen</strong>&#8230;</p>
<p style="text-align: left">Türklerin, tarlada çalışmayı bildiklerini, bunu kimseden öğrenmediklerini düşünüyorum, <strong>orak</strong>, <strong>tarla</strong>, <strong>orum / orut</strong> &#8221;<em>biçilmiş, orulmuş ot</em>&#8221; (&lt;<strong>or</strong>- <em>biçmek</em>) <strong>ekin</strong>, <strong>saban</strong>, <strong>ekim</strong>, <strong>darı </strong>&#8220;<em>her tür hubûbat</em>&#8220;, <strong>arpa</strong>, <strong>buğday</strong>, <strong>burçak</strong>  gibi kelimelerin tamamı Türkçe kökenlidir.</p>
<p style="text-align: left"><strong>Mandıra</strong>&#8216;nıñ Türkçesi <strong>ağıl</strong>,<strong> </strong>diğer Yunanca kelimeleriñ añlamca karşılıkları da her dilde vardır, <strong>nadas</strong> &#8220;yenileme&#8221; demek, çok matah bir añlamı yok, <strong>gübre</strong>&#8216;niñ Türkçesi <strong>tezek</strong>, <strong>kirizma</strong> &#8220;döndürme, çevirme&#8221; demek, <strong>fidan</strong> ve çoğulu <strong>fide</strong>&#8216;niñ Türkçesi ise <strong>bitki</strong>, daha eski Türkçesi <strong>ösüm</strong> (&lt;<strong>ös</strong>- &#8220;<em>bitmek, büyümek, yetişmek&#8221;</em>) Anadolu ağzılarında <strong>ösmek</strong> &#8220;<em>büyümek, boy atmak</em>&#8221; fiili yaşamaktadır. <strong>Tırpan</strong> ise Yunanca <strong>drepô </strong>(δρεπω) &#8220;<em>biçmek, ormak</em>&#8221; fiilinden &gt; <strong>drépanon</strong> (δρέπανον) yâni Türkçe <strong>or</strong>- &gt; <strong>orak</strong> ile añlamdaş&#8230;</p>
<p style="text-align: left">Yazınıñ başında da değindiğim gibi, dilimizdeki çoğu yabancı kelimeniñ bu şekilde, gerek eski, gerekse hâli hazırda var olan karşılıklarını bulabilyoruz. Ancak, Türkçe&#8217;de gerçekten de, ne Eski Türkçe&#8217;de, ne de ağızlarda karşılığı olmayan yabancı kökenli kelimeler de var. Kelimeleriñ, Türkçeleşmiş biçimleriñi yazmayacağım, aldığımız dildeki biçimleri ile aktaracağım;</p>
<p style="text-align: left"><strong>pozavak</strong> &lt; Ermenice ; <strong>poz</strong> &#8220;hayat kadını&#8221; + <strong>avak</strong> &#8220;bey, baş, sâhip&#8221;</p>
<p style="text-align: left"><strong>ruspî</strong> &lt; Farsça رسپى ; &#8220;hayat kadını&#8221;</p>
<p style="text-align: left"><strong>fâhişe</strong> &lt; Arapça فاحشة ; &#8220;utanmaz, ahlâksız&#8221; &lt; <strong>fâhiş</strong> فاحش  / <strong>fuhuş</strong> فحش</p>
<p style="text-align: left"><strong>kârhâne</strong> &lt; Farsça كارخانه ; &#8220;fuhşiyat yeri&#8221;</p>
<p style="text-align: left"><strong>kahba</strong> &lt; Arapça قحبة ; &#8220;hayat kadını&#8221;</p>
<p style="text-align: left"><strong>zînâ</strong> &lt; Arapça زناء ; &#8220;gayrimeşrû ilişki&#8221;</p>
<p style="text-align: left"><strong>kulampara</strong> &lt; Farsça ; غلام پرست ; <strong>gulâm</strong> &#8220;oğlan&#8221; + <strong>perest</strong> &#8220;seven, tapan, düşkün&#8221;</p>
<p style="text-align: left"><strong>zampara</strong> &lt; Farsça زن پرست ; <strong>zen</strong> &#8220;kadın&#8221; + <strong>perest</strong></p>
<p style="text-align: left"><strong>kotoş &lt;</strong> Ermenice <strong>;</strong> &#8220;boynuz&#8221;</p>
<p style="text-align: left">Daha bunlar gibi pekçok sözcük var. Bu Türkler de hiçbir şey bilmiyorlarmış, iyi ki Anadolu&#8217;ya gelmişler de kültürleri artmış. Ben de Sayın Nişanyan gibi soruyla bitireyim; Türkler pozavak&#8217;lığı, ruspî&#8217;liği, fuhuş&#8217;u kimlerden öğrenmiş dersiniz?</p>
<p style="text-align: right"><strong>Mehmet Beylikli</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/cahil-turkler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Dillerindeki Ayrım Neden Oluştu?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/turk-dillerindeki-ayrim-neden-olustu/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/turk-dillerindeki-ayrim-neden-olustu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 19:58:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ağızlar lehçeler]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[azerice]]></category>
		<category><![CDATA[çakmak]]></category>
		<category><![CDATA[dillerin oluşumu]]></category>
		<category><![CDATA[öyküleme]]></category>
		<category><![CDATA[su kızdıran]]></category>
		<category><![CDATA[türk dilleri]]></category>
		<category><![CDATA[yandıran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=741</guid>
		<description><![CDATA[<em>Dönemin geniş bozkırlarına yayılan Türklerden iki öbek varmış. Bunlardan biri kızıl çadır öbürü de </em><em>ak çadır kullanırmış. Gün gelmiş çakmak taşını bulmuşlar. Kullanımının yararlı olduğunu gördükten sonra toplum arasında yaygınlaştırmışlar. Ançıp bu aygıta bir ad vermek gerekiyormuş. Ak sakallar kurulu toplanmış. Kızıl çadırlı Türkler söz almış; </em><em>

- Biz bu taşları birbirine çaktık, kıvılcım çıktı. Öyle ise bunun adı <strong>çakmak</strong> olsun.  Hem </em><em>I. Yemek Adları Kurultayı'nda ana-bacılarımız </em><em>dolma, sarma, kıyma gibi eylem köklerini kullanarak adlandırma yapmışlardı. Bu adlandırma geleneğini sürdürelim.

Karşı çıkan ak çadırlıların başı ayağa kalkmış;

- Olmaz! Bunlar elimizdeki nesneleri yakmaya yarıyor. Bu nedenle bizim önerimiz; <strong>yandıran</strong>'dır.</em>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Iğdır&#8217;da Türkçe konuşan biri Astana&#8217;da, Taşkent&#8217;de konuşan birini anlamakta zorluk çeker. Oysa her ikisi de aynı dili konuşmaktadır. Peki, ne oldu da araya ayrımlar girdi, anlaşılmazlık doğdu?</p>
<p>İşin özünü incelediğimizde, nedenin çok masum olduğunu görmekteyiz; <strong>yorum ayrımı, bakış açısı</strong>.</p>
<p>Çakmağın kibritten daha önce bulunduğunu biliyoruz. Çünkü çakmağın bulunuşundan birkaç saniye sonra od demeli ateş bulunmuştur. İki nesneyi birbirine sürtüp, sürtünme ısısı ile od çıkarmanın daha önce olduğu söylenebilir. Ancak bu çok uzun sürdüğünden ilk önce çakmak taşlarının kullanılması daha usa yatkın duruyor. Gelelim o dönemki soydaşlarımızın bu işe nasıl ad verdikleri konusuna&#8230; Bunu bir <strong>öyküleme yaparak</strong> anlatmak istiyorum.</p>
<p><em>Dönemin geniş bozkırlarına yayılan Türklerden iki öbek varmış. Bunlardan biri kızıl çadır öbürü de </em><em>ak çadır kullanırmış. Gün gelmiş çakmak taşını bulmuşlar. Kullanımının yararlı olduğunu gördükten sonra toplum arasında yaygınlaştırmışlar. Ançıp bu aygıta bir ad vermek gerekiyormuş. Ak sakallar kurulu toplanmış. Kızıl çadırlı Türkler söz almış;</em></p>
<p><em>- Biz bu taşları birbirine çaktık, kıvılcım çıktı. Öyle ise bunun adı <strong>çakmak</strong> olsun.  Hem </em><em>I. Yemek Adları Kurultayı&#8217;nda¹ ana-bacılarımız </em><em>dolma, sarma, kıyma gibi eylem köklerini kullanarak adlandırma yapmışlardı. Bu adlandırma geleneğini sürdürelim.</em></p>
<p><em>Karşı çıkan ak çadırlıların başı ayağa kalkmış;</em></p>
<p><em>- Olmaz! Bunlar elimizdeki nesneleri yakmaya yarıyor. Bu nedenle bizim önerimiz; <strong>yandıran</strong>&#8216;dır.</em></p>
<p><em>Bu iki öbek anlaşamamış ançıp önerdikleri sözcükler günümüze değin kullanılıp gelmiş. Kızıl çadırlılar Anadolu&#8217;ya göç edip gelmiş, ak çadırlılar da Kafkaslara&#8230; Türkiye&#8217;de <strong>çakmak</strong> olarak kullanılan sözcük, Azerbaycan&#8217;da <strong>yandıran</strong> olarak bilinmiş. Böylece aynı nesnenin aynı ulusca iki ayrı adı olmuş.</em></p>
<p>Yukarıdakı kısa öykülemede, sıradan bir örnek verildi. Aynı us yürütümü tüm sözcükler için geçerlidir. Biri &#8220;<strong>bilgisayar&#8221;</strong> demiş öbürü &#8220;olmaz, özgün adı <strong>kompüter</strong>dir biz de öyle demeliyiz&#8221; demiş. Biri <strong>&#8220;şofben&#8221;</strong> demiş öbürü &#8220;olmaz bu suyu kızdırıp ısıtıyor adı da <strong>su kızdıran²</strong> olsun&#8221; demiş. Böyle sürüp gitmiş ulayı gitmektedir de&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Gökbey ULUÇ</strong></p>
<p>________________<br />
[1]<em> Böyle bir kurultay hiçbir oğur olmadı.<br />
</em>[2]<em> Azerbaycan&#8217;da şofben için kullanılan sözcük.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/turk-dillerindeki-ayrim-neden-olustu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazı Yorum&#8230;</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/yazi-yorum/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/yazi-yorum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 16:11:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet BEYLİKLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Altay]]></category>
		<category><![CDATA[Altayca]]></category>
		<category><![CDATA[Ana Altayca]]></category>
		<category><![CDATA[Ana Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Eston]]></category>
		<category><![CDATA[Estonca]]></category>
		<category><![CDATA[Fin]]></category>
		<category><![CDATA[Fince]]></category>
		<category><![CDATA[gramer]]></category>
		<category><![CDATA[harf]]></category>
		<category><![CDATA[hat]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Macar]]></category>
		<category><![CDATA[Macarca]]></category>
		<category><![CDATA[Moğol]]></category>
		<category><![CDATA[Moğolca]]></category>
		<category><![CDATA[Proto Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[skript]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<category><![CDATA[yazım]]></category>
		<category><![CDATA[yazma]]></category>
		<category><![CDATA[yazmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=850</guid>
		<description><![CDATA[Türkler hakkında şu gibi tanımlamaları duymuşsuñuzdur; &#8220;Türkler göçebedir&#8220;, &#8220;Bozkırda, at üzerinde yaşarlardı&#8220;, &#8220;Yerleşik yaşama geçişleri, geç devirlerdedir.&#8220; vb. Bunlar, doğru kabûl edilen ve yaygın görüşler. Acaba gerçekten öyle mi?
Tüm köklü dillerde, günümüzde yazmak mânâsında kullanılan fiiller, esâsında daha eski devirlere gidildiğinde görülür ki; &#8220;kazımak, çentmek, yarmak, kakmak&#8221; añlamına gelirler. Eski çağlarda yazma işi, bildiğiniz gibi taş, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkler hakkında şu gibi tanımlamaları duymuşsuñuzdur; &#8220;<em>Türkler göçebedir</em>&#8220;, &#8220;<em>Bozkırda, at üzerinde yaşarlardı</em>&#8220;, <em>&#8220;Yerleşik yaşama geçişleri</em>, <em>geç devirlerdedir</em>.<em>&#8220;</em> vb. Bunlar, doğru kabûl edilen ve yaygın görüşler. Acaba gerçekten öyle mi?</p>
<p>Tüm köklü dillerde, günümüzde <strong>yazmak</strong> mânâsında kullanılan fiiller, esâsında daha eski devirlere gidildiğinde görülür ki; &#8220;<em>kazımak, çentmek, yarmak, kakmak</em>&#8221; añlamına gelirler. Eski çağlarda <strong>yazma</strong> işi, bildiğiniz gibi taş, kil gibi sert satıhlara, sivri uçlu âletlerle yapılırdı. Eski Yunanca <strong>grafo</strong> , Latince <strong>scribere</strong>, &#8220;<em>kazımak, çentmek</em>&#8221; añlamlarına gelir, sonradan kazandıkları ikincil añlam &#8220;<em>yazmak</em>&#8220;tır. Günümüzde kullanılmakta olan <strong>graf</strong>, <strong>grafik</strong>, <strong>gramer</strong>, <strong>gram</strong>, <strong>skript</strong>, <strong>skripsiyon</strong> vb. hep bu köklerden gelirler. Arapça <strong>hatt </strong>( <strong>خط</strong>)<strong> </strong>&#8220;<em>çentmek 2) çizmek</em>&#8221; &gt; <strong>hattat</strong> &#8220;<em>çizici</em>&#8220;, yine Arapça <strong>harf</strong> ( <strong>حرف</strong> ) sözcüğü <strong>harb </strong>(<strong>حرب</strong> ) &#8221;<em>harp, savaş</em>&#8221; ile ilişkilidir, kökeni &#8220;<em>kesici âlet, mızrak</em>&#8221; anlamına gelen <strong>harba</strong> (<strong> حربه </strong>)&#8217;ya dayanır. (<em>Akadca <strong>harbu</strong>, Aramca <strong>harbâ</strong>, İbranca <strong>heréb</strong> &#8220;kılıç</em>&#8220;)</p>
<p>&#8220;<em>Yazmak</em>&#8221; ve &#8220;<em>çizmek</em>&#8221; genelde aynı fille ifâde edilir, örneğin Eski Yunanca <strong>gráfô</strong> (γράφω) &#8220;<em>çentmek, kazımak 2) yazmak 3) çizmek</em>&#8220;. Türkçe&#8217;deki <strong>yaz</strong>- ve <strong>çiz</strong>- fiilerinin kökenine bakalım;</p>
<p>Konuya başlamadan önce şu bilgileri vermemiz gerekiyor: <strong>İlk Türkçe</strong> (<em>Pre-Turkic, Vortürkisch</em>) döneminde, bugünkü son ses /-<strong>z</strong>/&#8217;lerin tümü /-r/ idi. Bu /-<strong>r</strong>/ &gt; /-<strong>z</strong>/ dönüşümü, Çuvaşça dışındakı, bütün Türk dillerinde gerçekleşmiştir. Bu ses değişimini yaşamamış Çuvaşça&#8217;da örneğin; <strong>kır</strong> &#8220;<em>kız</em>&#8220;, <strong>tikkir</strong> &#8220;<em>dokuz</em>&#8221; ( &lt; <em>tokkuz</em> &lt; <em>tokkur</em>), <strong>kur</strong> &#8220;<em>kaz</em>&#8221; demektir. İlk Türkçe döneminden, <strong>Ana Türkçe</strong> (<em>Proto-Turkic, Urtürkisch</em>) dönemine geçildiğinde artık /-<strong>r</strong>/&#8217;lerin tamamı /-<strong>z</strong>/ olmuştur.</p>
<p>Değinmemiz gereken ikinci husus, Oğuz öbeğinde (<em>grubunda</em>) bulunan Türk dillerindeki, ilk ses /<strong>y</strong>-/&#8217;lerin Kıpçak öbeğindeki Türk dillerinde /<strong>ç</strong>-/ olması konusudur. Örneğin <em>yol</em> = çol, <em>yıldız</em> = çıldız, <em>yok</em> = çok gibi&#8230;</p>
<p>İlk Türkçe dönemindeki Kıpçakça fiil <strong>çır</strong>- &#8220;<em>çentmek, yırmak</em>&#8220;, Oğuzca eşleniği ise <strong>yır</strong>- &#8220;<em>yırmak, çizmek</em>&#8220;. Fiiliñ ettirgen hâli  <strong>yırt</strong>- &#8220;<em>yırtmak</em>&#8220;.</p>
<p>Halk ağızlarında <strong>cırnak</strong> &#8220;<em>tırnak 2) pençe</em>&#8220;, <strong>cırmak</strong> &#8220;<em>yırtmak 2) pençelemek 3) tırnak, pençe&#8221;,</em> <strong>cırmalamak</strong> <em>&#8220;tırmalamak&#8221; </em>gibi kullanımlar vardır. İlk Türkçe dönemindeki <strong>çır</strong>- &gt; Oğuzca&#8217;da Kıpçakça etkisi ile oluşmuş gözüküyor. Zâten <strong>çır</strong>- fiiliniñ z&#8217;leşmeye uğramış biçimi; <strong>çır</strong>- &gt; <strong>çız</strong>- &gt; <strong>çiz</strong>- &#8220;<em>çizmek</em>&#8220;. Baştakı /<strong>ç</strong>-/ sesiniñ etkisiyle /<strong>ı</strong>/ incelerek &gt; /<strong>i</strong>/&#8217;ye dönmüş ancak <strong>çız</strong>- şeklindeki kullanm da hâlen ağızlarda yaygındır.</p>
<p>Türkçe&#8217;de, fiilleriñ ve yañsıma sesleriñ daha yeğni (<em>hafif</em>) biçimleri /<strong>ı</strong>/ sesi ile temsil edilir, daha sert biçimleri ise /<strong>a</strong>/ sesi ile; <strong>takır takır</strong> daha güçlü bir sesi tanımlarken &gt; <strong>tıkır tıkır</strong>, daha hafif bir sesi tanımlar. <strong>Şap şap</strong> &gt; <strong>şıp şıp</strong>, <strong>şarıl şarıl</strong> &gt;<strong> şırıl şırıl</strong>, <strong>par</strong>lamak güçlü bir ışımadır ancak daha sönüğü <strong>pırıl pırıl</strong> (<em>par &gt; pır</em>). Aynı şekilde <strong>yar</strong>- &#8220;<em>yarmak</em>&#8221; <em>kesmek</em> iken &gt; <strong>yır</strong>- &#8220;<em>çentmek, çizmek</em>&#8221;  <strong>yar</strong>-&#8217;ıñ yeğni biçimidir.</p>
<p>Kıpçakça <strong>çır</strong>- &gt; Moğolca&#8217;ya geçerek <strong>ciru</strong>- &#8220;<em>yazmak</em>, <em>çizmek</em>&#8221; biçimini almış, Oğuzca <strong>yır</strong>- da Macarca&#8217;ya geçip <strong>ír</strong>- &#8220;<em>yazmak</em>&#8221; olmuştur.</p>
<p>Burada sorulması gereken birkaç soru var, mâdem Türkler göçebe, barbar bir kavimdi, o hâlde dillerindeki &#8220;<em>yazmak</em>&#8221; fiili, nasıl oluyor da erken dönemlerden beri yazılagelen dillerde olduğu gibi &#8220;<em>çentmek</em>&#8221; fiiline dayanıyor? Demek ki Türkler de sert satıhlara, sivri uçlu âletlerle <em>çırmış</em>, <em>yırmış</em> olmalılar&#8230; Moğol ve Macar dillerinde de &#8220;<em>çentmek</em>&#8221; añlamına gelen fiiller vardır, ancak o dillderde bu fiil &#8220;<em>yazmak</em>&#8221; añlamını kazanmamış, aksine &#8220;<em>yazmak</em>&#8221; fiilini  Türkler&#8217;den almışlar. Bu da Türklerin daha İlk Türkçe döneminde (<em>m.ö.</em>) köklü bir yazılı geleneği olduğunu gösterir.</p>
<p>Bugün kullanmakta olduğumuz <strong>yaz</strong>- fiili de muhtemelen <strong>yar</strong>- fiiliniñ bir dönüşüğüdür (<em>varyansı</em>) ya da <strong>yır</strong>- &gt; *<strong>yız</strong>- dönüşümü de düşünülebilir, *<strong>yız</strong>-&#8217;ıñ ağızlarda zamanla <strong>yaz</strong>-&#8217;a dönüşmüş olması da muhtemel.</p>
<p>Oğuzca /<strong>y</strong>-/, Kıpçakça /<strong>ç</strong>-/ ile başlayan kimi sözcük ve fiiller, daha eski dönemlere gidildiğinde */<strong>n</strong>-/ ile başlar. Bu dönemdeki dilin henüz oydaşılmış bir adı yok, ancak geñel kabûl gören isimle <strong>Ana Altayca</strong> (<em>Proto-Altaic, Uraltaisch</em>) diyebiliriz. Bu dönemde, Ana Altayca&#8217;dan<strong> Ural</strong> dillerine epeyce sözcük girişi olmuş. Macarca&#8217;ya, bu dönemde alınan sözcüklerde, */<strong>n</strong>-/&#8217;ler &gt; /<strong>ny</strong>-/ biçimine dönmüştür.</p>
<p>Günümüz Oğuz  Türkçesi <strong>yır</strong>- &lt; Ana Altayca *<strong>nır</strong>- varsayılabilir. Macarca&#8217;ya baktığımızda &#8220;<em>çentmek, kazımak 2) çizmek</em>&#8221; añlamına gelen fiilin <strong>nyer</strong>- olduğunu görmekteyiz. <strong>Nyer</strong>- fiili, açıkça Türkçe&#8217;den (<em>Ana Altayca&#8217;dan</em>) alıntı gibi gözüküyor, veyâhut daha da eskilerde ortak  bir ata dil <strong>Ana Ural-Altayca</strong> (?) varsayacağız&#8230;</p>
<p>Macarca&#8217;da, orta sesli /<strong>e</strong>/&#8217;ler, Türkçe&#8217;de /<strong>a</strong>/&#8217;ya tekâbül eder. Yâni, Macarca <strong>nyer</strong>- = Türkçe <strong>yar</strong>- aynı fiildir.</p>
<p>Konunun daha iyi añlaşılmasını sağlamak ve savıma dayanak kılmak için bir başka örnek vereyim;</p>
<p>Türkçe <strong>yala</strong>- fiiliniñ Eski Türkçe&#8217;deki biçimi <strong>yalga</strong>-&#8217;dır, bunun daha eski muhtemel biçimi *<strong>yalıga</strong>- olmalıdır. İsimlerden fiil yapan /+<strong>A</strong>-/ eki, burada yine varsayımcıl bir *<strong>yalıg</strong> &#8220;<em>dil</em>&#8221; köküne gelerek fiil türetmiş. <em>(isimlerden fiil yapan /+<strong>A</strong>-/ ekine örnek; kan &gt; <strong>kana</strong>-, yaş &gt; <strong>yaşa</strong>-, tür &gt; <strong>türe</strong>- vb.)</em></p>
<p>Eğer *<strong>yalıg</strong> diye bir sözcük var savımız doğru ise, sondakı /-<strong>g</strong>/ de mâlumdur ki fiillerden ad yapan ektir, bu bağlamda daha da geriye gidiyoruz ve *<strong>yal</strong>- biçiminde bir fiile ulaşıyoruz. Ana Altayca dönemine kadar uzandığımızda bu varsayımcıl fiilin *<strong>nal</strong>- &#8220;<em>yemek, yutmak</em>&#8221; olması gerekir.</p>
<p><strong>Nal</strong>- &gt; İlk Türkçe döneminde Oğuzca&#8217;da *<strong>yal</strong>- &#8220;<em>yutmak, yemek</em>&#8221; olur &gt; *<strong>yalıg</strong> &#8220;<em>yemeye, yutmaya yarayan şey, dil</em>&#8221; anlamına gelir. Doğru mu diye Kıpçakçaya baktığımızda <strong>yala</strong>- filli orada da <strong>çalga</strong>- &gt; <strong>çala</strong>- biçiminde mevcut. Moğolca&#8217;ya geçmiş biçimi de <strong>calga</strong>- &#8220;<em>yalayıp yutmak</em>&#8220;&#8230;</p>
<p>Ana Altayca *<strong>nal</strong>- &#8220;<em>yemek, yutmak</em>&#8221; dedik, Ural dillerine baktığımızda;</p>
<p>Macarca <strong>nyel</strong>-, Fince <strong>niel</strong>(<strong>e</strong>)-, Estonca <strong>neel</strong>(<strong>a</strong>)- &#8220;<em>yutmak</em>&#8221; añlamına gelmekte, ayrıca Macarca <strong>nyal</strong>-, Fince <strong>nuol</strong>(<strong>e</strong>)-, Estonca <strong>nool</strong>(<strong>i</strong>)- ise &#8220;<em>yalamak</em>&#8221; demek.</p>
<p>Macarca <strong>nyel</strong>- = Ana Altayca *<strong>nal</strong>- &gt; Oğuzca *<strong>yal</strong>- &#8220;yemek, yutmak&#8221; olur, buradan da bizim varsayımcıl &gt; *<strong>yalıg</strong> &#8220;<em>yemeye, yutmaya yarayan organ, dil</em>&#8220;e ulaşabiliriz. Ayrıca, Macarca orta sesli /<strong>e</strong>/ = Türkçe /<strong>a</strong>/ deñkliğine bir örnek daha vermiş olduk.</p>
<p>Macarca&#8217;da savımı kuvvetlendiren bir sözcük daha var, <strong>nyelv,</strong> bilin bakalım ne demek? Evet &#8220;<em>dil</em>&#8220;&#8230; Bes belli <strong>nyel</strong>- fiilinden türemiş. Peki sondakı /-<strong>v</strong>/ nedir diyenler çıkabilir? Sondakı /-<strong>v</strong>/ esâsında /-<strong>g</strong>/ olmalı, Türk dillerinde de kimi zaman /<strong>g</strong>/ &gt; /<strong>v</strong>/ dönüşümü olabiliyor. (ör: <em>ka<strong>v</strong>un &lt; ka<strong>g</strong>un</em>)</p>
<p>Eski yazılı kaynaklarda, <strong>yala</strong><em>-</em> fiiliniñ <strong>yalga-</strong>&#8216;nıñ yanı sıra <strong>yalva-</strong> olarak da kayıt edildiğini  görüyoruz. Fiiliñ <strong>yalva</strong>- biçiminden geri sararsak; *<strong>yalıv</strong> &#8220;<em>dil</em>&#8221; adına ulaşırız, *<strong>yalıv</strong>&#8216;dan &gt; *<strong>yalıva</strong>- &gt; <strong>yalva</strong>-</p>
<p>*<strong>Yalıv</strong> &lt; *<strong>yalıg</strong>&#8216;dan evrilme. *<strong>Yalıv</strong> &lt; Ana Atayca *<strong>nalıg</strong> &gt; *<strong>nalıv</strong> &gt; Macarva <strong>nyelv</strong> &#8230;</p>
<p>Bir de <strong>yalvar</strong>- &#8220;<em>meram añlatmak 2) dil dökmek</em>&#8221; &lt; *<em><strong>yalıvgar</strong></em>- fiili var. Bu kökten; <strong>Yalvaç &lt; Yalavaç</strong> &#8220;<em>Peygamber</em>&#8220;, muhtemelen &lt; *<strong>Yalıvgaç</strong> / *<strong>Yalıvgaçı</strong> &#8220;<em>meram anlatan, söz ile yola getiren</em>&#8220; biçiminden geliyor.</p>
<p>Bu Macarlar ve  Moğollar da göçebe Türklerden ne çok kelime ve fiil kökü almışlar değil mi?</p>
<p style="text-align: right"><strong>Mehmet Beylikli</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/yazi-yorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Geri dönenler&#8221; mi?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/geri-donerlermi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/geri-donerlermi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 13:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet BEYLİKLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[katı]]></category>
		<category><![CDATA[kayı]]></category>
		<category><![CDATA[kaytarmak]]></category>
		<category><![CDATA[Nişanyan]]></category>
		<category><![CDATA[Sevan Nişanyan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=804</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıda, <strong>Kayı</strong> sözcüğü üzerinden kimi irdelemelerde bulunacağız. Sevan Nişanyan, Taraf gazetesindeki 16.03.2009 târihli <strong>Kayı</strong> başlıklı yazısında şöyle diyor;
<blockquote>Geçen gün “Kayı boyunun adı dönme demek” diye yazdım, gene epeyce heyecanlara yol açtı. TDK’nın web sitesi <strong>Kayı</strong> için “sağlam, güçlü, sert” diyormuş, tabii, bir Türk Boyunun adı başka ne olabilir? “Belgelerini açıkla” diye bindiler tepeme.</blockquote>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazıda, <strong>Kayı</strong> sözcüğü üzerinden kimi irdelemelerde bulunacağız. Sevan Nişanyan, Taraf gazetesindeki 16.03.2009 târihli <strong>Kayı</strong> başlıklı yazısında şöyle diyor;</p>
<blockquote><p>Geçen gün “Kayı boyunun adı dönme demek” diye yazdım, gene epeyce heyecanlara yol açtı. TDK’nın web sitesi <strong>Kayı</strong> için “sağlam, güçlü, sert” diyormuş, tabii, bir Türk Boyunun adı başka ne olabilir? “Belgelerini açıkla” diye bindiler tepeme.</p></blockquote>
<p>Şöyle devam ediyor;</p>
<blockquote><p>Eski Uygurca <strong>kaymak</strong>: “dönmek, geri dönmek” (Clauson sf. 674, M. Erdal sf. 775). Divan-ı Lugat-i Türk’te <strong>gerü kaydı</strong>: “yüzünü veya yönünü çevirdi”, <strong>kayığ yer</strong>: “ana yoldan sapan yer”. Çağatayca <strong>kaymak</strong> “bükülmek, dönmek, olduğu yerde geri dönmek”, <strong>kayık</strong>: “bükülmüş” (Pavet de Courteille sf. 416). Eski Kıpçakçada kaymak yok, ama kayıtmak var. Codex Cumanicus’ta <strong>kaytmak</strong>, Kitab-ül İdrak’ta <strong>kayıtmak</strong>: “dönmek, avdet etmek”.</p>
<p>Dede Korkut’ta da “dönmek” anlamında <strong>kayıtmak</strong> geçiyor. “Av avlayalım&#8230;kayıtalım otağımıza düşelim, yeyelim, içelim.” “Dirse hanın hatunu kayıttı gerü döndü.”</p>
<p>Anladığım kadarıyla kaymak fiili Türkiye Türkçesinde belki <strong>ayağı kaymak</strong> (= ayağı burkulmak) deyiminin etkisiyle anlam kaymasına uğrayınca, “dönmek” yerine bir süre <strong>kayıtmak</strong> ve <strong>kayıkmak</strong> kullanılmış, sonra bunlar da tedavülden düşmüş.</p></blockquote>
<p>Sayın Nişanyan, iki <em>ayrı</em> fiili birbiriyle karıştırmış gözüküyor. Türkçe&#8217;de birbiri ile alâkası olmayan iki <strong>kay</strong>- fiili var, biri Nişanyan&#8217;ıñ yazısıñda değindiği &#8220;<em>dönmek 2) geri dönmek</em>&#8221; añlamındakı, diğeri ise <em>&#8220;sertleşmek, katılaşmak&#8221;</em> añlamına gelen <strong>kay</strong>- fiili.</p>
<p>Dilbilimde, yazılı kaynaklarda geçmeyen, ancak var olduğu kanaatine varılan fiil kökleri ya da sözcüklerin başına yıldız (<em>asteriks</em>) konur, <em>&#8220;setleşmek, katı hâle gelmek</em>&#8221; anlamındaki *<strong>kay</strong>- fiili de bu gruptan. <em>&#8220;geri dönmek</em>&#8221; añlamındaki <strong>kay</strong>- ise yukarıdaki alıntılardada da görüldüğü üzere yazılı kaynaklarda geçmekte.</p>
<p>Eski Türkçe&#8217;den günümüz Türkçesine geçişte gerçekleşen ses değişimlerinden biri /-<strong>d</strong>/ sesinin &gt; /-<strong>y</strong>/ olmasıdır. Örneğin, <strong><em>kıdıg</em></strong> &gt; <strong>kıyı</strong> olmuştur, tabii burada bir başke ses hâdisesi olan sonses /-<strong>g</strong>/&#8217;niñ düşmesi de var. <strong><em>Kudruk</em></strong> &gt; <strong>kuyruk</strong>, <strong><em>kudug</em></strong> &gt; <strong>kuyu</strong> vb.</p>
<p>Varsayımcıl (<em>hipotetik</em>) bir *<strong>ka</strong>- &#8220;<em>sert hâle gelmek</em>&#8221; fiili düşünülebilir. Bu kökten *<strong>kad</strong>- <em>&#8220;sertleşmek, katılaşmak</em>&#8221; varsayımı mantıklıdır. Aynı kökten gelen, <strong>kaya</strong> muhtemelen &lt; *<strong>kadag</strong>&#8216;dan evrilme. Buradan hareketle, <strong>kayı</strong>&#8216;nıñ da öncül biçiminin *<strong>kadıg</strong> &#8220;<em>sert, katı, sağlam</em>&#8221; olduğunu düşünebiliriz.</p>
<p>Yâni, TDK&#8217;nıñ verdiği añlam doğru gözüküyor. Anadolu Yörük ağızlarında bu kökten gelen, unutulmamış pekçok sözcük var; <strong>kayrak</strong> &#8220;<em>küçük yassı taş 2) döşeme taşı 3) disk</em>&#8220;, <strong>kayır</strong> <em>&#8220;çakıl taşı 2) sert, katı, çetin 3) ufalanmış kaya parçası&#8221;</em>, <strong>kayran</strong> <em>&#8220;taşlı, ekime elverişli olmayan set yüzeyli alan</em>&#8220;, <strong>kaygan</strong> <em>&#8220;düz kaya parçası 2) mermer</em>&#8221; (<em>ikinci anlam &#8220;kaymak, sürçmek&#8221; anlamından gelen ayrı bir kelime olabilir</em>.) <strong>kaygın</strong> <em>&#8220;yassı, kat kat olmuş taşlar</em>&#8220;, <strong>kayanak</strong> &#8220;<em>düz taş</em>&#8220;.</p>
<p>Ayrıca Moğolca <strong>kayrmag</strong> <em>&#8220;taş parçası, çakıl</em>&#8221; bu sözcükteki *<strong>kayr-</strong> fiil olmalıdır = Türkçe *<strong>kayır-</strong><em> &#8220;sertleşmek&#8221;</em> gibi, bir başka fiile daha ulaşıyoruz. Türkçe&#8217;de fiillerden, <em>&#8220;parçacık, partikül adları</em>&#8221; yapan /+<strong>mUk</strong>/ eki de Moğolca&#8217;da kullanılır /+<strong>mAg</strong>/ olarak. Bu bağlamda *<strong>kayır</strong>- fiilinden &gt; *<strong>kayırmık</strong> = Moğolcası ile <strong>kayrmag </strong>&#8220;<em>küçük taş parçası, çakıl</em>&#8220; oldukça mantıklı duruyor. Türkçe&#8217;den, yörük ağızlarında yaşamakta olan birkaç örnek verirsek; <strong>yasmık</strong> &#8220;<em>mercimek</em>&#8221; (<em>küçük yassı şey anlamında</em>), <strong>kıymık</strong> <em>&#8220;küçük kıyıntı parçası</em>&#8220;, <strong>çiğnemik</strong> &#8220;<em>ağızda çiğnenmiş yiyecek parçası, lokma</em>&#8221; vb.</p>
<p>Dilimizdeki, aynı kökten gelen bir diğer sözcük de <strong>katı</strong> sözcüğü. Bu sözcüğüñ eski biçimi <strong>katıg</strong>, muhtemelen bir de *<strong>kat</strong>- <em>&#8220;kas katı olmak, fazlasıyla sertleşmek</em>&#8221; şeklinde pekiştirici /+<strong>k</strong>/ ekli bir başka fiilimiz var.</p>
<p>Nişanyan, ilgili yazısıñı şöyle bitirmiş;</p>
<blockquote><p>Kayı “boyunun” adın nereden geliyor, vallahi bilmem; kimse de bilmiyor. Ama TDK’nin, başka kanıt görmedikçe işkembe-i kübradan atmışlar diyeceğim tanımına oranla, “dönme” bana sanki daha makulmüş görünüyor. Hatta Kaşgarlı Mahmud’a inanırsak “sapık” diye de çevirebiliriz belki.</p></blockquote>
<p>Öncelikle &#8220;<em>dönme</em>&#8221; gibi bir añlam pek  mümkün gözükmemekte. Ayrıca, kim nerden nereye dönmüş olabilir? <em>Dönme</em> tâbiri, sâdece <strong>Sabetaycılar</strong> için kullanılan ve oldukça yeñi bir tanım. O devirlerde bir Oğuz boyu için <strong>kayığ</strong> &#8220;<em>dönmüş, geri dönmüş</em>&#8221; denmesi pek mantıklı değil. Ayrıca <strong>kay</strong>- fiili, &#8220;<em>dönmek</em>&#8220;ten ziyâde <em>&#8220;geri dönmek</em>&#8221; anlamı taşır. Bu bağlamda Nişanyan&#8217;ıñ dediğine katılsak bile <strong>kayığ</strong> &#8220;<em>geri dönen, geri gelen</em>&#8221; añlamına sâhip olur. Belki de <em>&#8220;atayurduna geri dönenler</em>&#8221; añlamındadır, zirâ Türkleriñ anayurdu iddia edildiği gibi orta asya değil, <strong>Hazar</strong> bölgesi, <strong>Kafkasya&#8217;</strong>dır.</p>
<p>Bir diğer düzeltilmesi gereken hâtâ da şu; Kaşgarlı Mahmud&#8217;uñ, <strong>Divanü Lugati&#8217;t-Türk</strong> adlı eserinde<strong>, kayı</strong> için &#8220;<em>sapık</em>&#8221; gibi bir tanımlama bulunmamakta.</p>
<p>DLT&#8217;deki madde şöyle ;</p>
<blockquote>
<p style="text-align: center"><span style="color: #003399"><strong>Kayığ</strong></span> قيغ<br />
“Oğuzlardan bir oymak”.</p>
</blockquote>
<p>Ayrı bir sözcük olan bir diğer <strong>kayığ</strong> tanımı;</p>
<blockquote>
<p style="text-align: center"><span style="color: #003399"><strong>kayığ</strong></span> قيغ<br />
“kayığ yer = yoldan sapa olan yer”.</p>
</blockquote>
<p style="text-align: left">Görüldüğü gibi ayrı bir sözcük olan diğer <strong>kayığ</strong>&#8216;ıñ añlamı &#8220;<em>sapık</em>&#8221; değil, &#8220;<em>sapa</em>&#8220;. Sayın Nişanyan <strong>kay</strong>-&#8217;ları birbiri ile karıştırdığı gibi, <em>sapık</em> ile <em>sapa</em>&#8216;yı da karıştırmış gözüküyor.</p>
<p style="text-align: left">
<p style="text-align: right"><strong>Mehmet Beylikli</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/geri-donerlermi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir millətin iki dili?!</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/bir-milletin-iki-dili/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/bir-milletin-iki-dili/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 15:39:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rəşad Cavad TÜRKAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[azerice]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[sovyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=745</guid>
		<description><![CDATA[Dünyada xeyli sayda ərəb dövləti var. Bu ölkələrdə yaşayanlar özlərinə ərəb, dillərinə də ərəb dili deyirlər. Baxmayaraq ki, (məsələn) Misir Ərəb Respublikası və Səudiyyə Ərəbistanında yaşayan ərəblər ünsiyyət zamanı bir-birilərini çox çətinliklə anlayırlar, bununla belə adlarına və dillərinə “ərəb” deyirlər. Amma biz Türkiyədə, Türkmənistanda, Quzey Kıbrıs Türk Cümhuriyyətində, Balkanlarda, Qaqauz Yerində, Krımda yaşayan türklərlə heç bir zorluq çəkmədən ünsiyyət zamanı bir-birimizi anladığımız halda adımıza və dilimizə “azərbaycanlı” və ya “azəri” deyirik. AZƏRBAYCAN sözü burada yaşayan hər bir kəs (özüm də daxil) üçün müqəddəs və əzizdir, lakin əziz qardaş və bacılarım, bu söz sadəcə olaraq bizim məmləkətin adıdır. Özümüzün və ya dilimizin yox. Biz türk millətiyik, dilimiz də türk dilidir.
Sizcə, bir millətin iki (və ya daha çox) adda dili ola bilərmi?!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarixi ən azından üzdən oxumuş hər bir kəs bilir ki, milləti yaşadan ünsürlərdən biri də onun dilidir. Hər bir millətin dili əsrlər boyu formalaşır, daha da inkişaf edir və müasir görkəm alır. Türk dili də əsrlər, minilliklər ərzində formalaşmış, zənginləşmiş və inkişaf edərək dünyanın ən zəngin, asan mənimsənilən, şirin dilləri içərisində birincilər sırasına yüksəlmiş, deyərdim ki, birinci olmuşdur.</p>
<p>Sovet imperiyası yaranmamışdan əvvəl Azərbaycanda millətin adı <strong>türk</strong>, dili də <strong>türk dili</strong> adlanırdı, təbii ki, rəsmi olaraq. Çox təbii haldır, çünki millət türkdür. Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti dönəmində də bu ənənəyə sadiq qalındı. Dilimizin türk dili olması ilə bağlı qanun qəbul olundu. 1920-ci ildə AXC Sovet bolşevikləri tərəfindən işğal olunduqdan sonra belə 1939-cu ilə qədər rəsmi dairələrdə millətə “türk”, onun dilinə isə “türk dili” deyilirdi. Lakin İ.Stalin sovetlərə başçılığa başladıqdan sonra 1939-cu ildə Azərbaycan Türklərinin adının <strong>azərbaycanlı</strong>, dilimizin isə <strong>Azərbaycan dili</strong> olması ilə bağlı qərar qəbul etdi. Bununla da özümüz azərbaycanlı, dilimiz isə rəsmi olaraq Azərbaycan dili adlanmağa başladı. Məqsəd isə bir idi, bizlərin canımız, qanımız olan Anadolu türkləri ilə bir adlandırılmasına son qoymaq, bir sözlə bizləri onlardan hər cəhətdən ayrı salmaq idi. O vaxtdan etibarən yetişən nəsillərə bu, aşılanmağa başlandı. Məlumdur ki, Osmanlı dönəmində Anadolu Türkləri “osmanlı milləti” deyə anılırdı. Əlbəttə bu, kökündən yanlış bir deyim idi. O dönəmdə isə bizlər Türk adlanırdıq. Belə olduğu halda bizim türk adlanmağımızın Sovetlər (ruslar) üçün heç bir sakıncası yox idi. Çünki Anadolu Türklərinin “osmanlı” adlanması onların bizimlə eyniyyət təşkil etdiyimizi kölgəyə salırdı. Belə ki, hətta Osmanlı`da insanlardan birinə “sən türksən” deyildiyində buna etiraz edir, “Xeyr biz türk deyiliz, osmanlıyız. Türklər Qaqfqaslarda yaşayırlar” deyirdilər. Amma 1923-cü ildə Osmanlı devrilib yerində Türkiyə Cumhuriyyəti qurulandan sonra, M.K.Atatürk`ün öndərliyi ilə başlanan milliözünü dərk yüksək səviyyəyə qalxdı və millət əslində kim olduqlarını anlamağa başladı. Dolayısı ilə, bir neçə müddət öncə özünə “osmanlı” deyənlər indi özlərinə “Türk” deməyə başladılar. Belə olduqda isə həm Anadolu insanının və həm də Azərbaycan insanının “türk” adlanması Sovetlər üçün təhlükə idi. Belə ki,onlar bu iki türk toplumunun birləşə bilmə ehtimalından ehtiyatlanaraq bizə yeni ad verməyə çalışdılar. Məlumdur ki, tarix ərzində Azrbaycan türklərinə ruslar tərəfindən fərqli adlar qoyulmuşdur. Ya “tatar”, ya sadəcə “müsəlman” deməklə bizim türklüyümüzü unutdurmağa çalışmışlar.</p>
<p>1991-ci ildə Azərbaycanın Quzeyi müstəqillik əldə etdikdən sonra 1992-ci ildə mərhum prezident Əbülfəz (Əliyev) Elçibəy millətin adını özünə qaytardı. 1995-ci ilə kimi rəsmi olaraq adımız “türk”, dilimiz “türk dili” adlandı. Amma çox təəssüf ki, 1995-ci ildə referendumla qəbul olunmuş Azərbaycan Respublikası Konstitusiyasının 21-ci maddəsində adımız yenidən təhrif olunaraq “azərbaycanlı”, dilimiz də “Azərbaycan dili” kimi qeyd olundu.</p>
<p>Bu, YAP (Yeni Azərbaycan Partiyası)-ın iqtidara gəlməsindən sonra baş verdi. YAP-ın qurucusu, mərhum prezident Heydər Əliyev Türkiyə ilə əlaqələrin genişləndirilməsinə çox böyük önəm verirdi. Hətta o dərəcədə ki, o, haqlı olaraq Türkiyə və Azərbaycanı bir millətin iki dövləti adlandırdı. Bu, hamı tərəfindən, istər Türkiyə, istərsə də Azərbaycan ictimaiyyəti tərəfindən çox müsbət qarşılandı. “Biz bir millət, iki dövlətik” deyimi həqiqətən türklük düşməni olan erməni-rus-fars birliyini çox hiddətləndirdi. Buna alternativ olaraq bizə və dilimizə vaxtilə İ.Stalinin etdiyi kimi yeni ad axtarmağa başladılar. Bu adı iki əsrə yaxındır öz istiqlaliyyəti uğrunda savaşan türklərə (Azərbaycan türklərinə) qan udduran farslar “kəşf etdilər”- AZƏRİ. Toplumumuz da xaricdən gələn səslərə tez reaksiya verdiyi üçün bu deyimi “azərbaycanlı” deyiminin qısaldılmış forması kimi qəbul etdi. Özünə və dilinə “azəri” deməyə başladı. Bundan əlbəttə ki, ən çox fars-molla rejimi faydalanmağa başladı, çünki işğal etdiyi Azərbaycan torpaqlarında 35-40 milyon türk yaşayır. Amma həqiqətən çox təəccüblüdür ki, bu söz (azəri) Azərbaycanın güneyində deyil, quzeyində daha çox qəbul olundu. Güney Azərbaycanda yaşayanlar (türklər) bu sözü heç cür qəbul etmirlər. Hətta bu sözə qarşı aksiyalar, mitinqlər düzənləyərək “Haray, haray, biz türkük” deyirlər, dilimiz türk dilidir deyirlər. Özü də müəyyən qrup halında yox, hamılıqla.</p>
<p>Dünyada xeyli sayda ərəb dövləti var. Bu ölkələrdə yaşayanlar özlərinə ərəb, dillərinə də ərəb dili deyirlər. Baxmayaraq ki, (məsələn) Misir Ərəb Respublikası və Səudiyyə Ərəbistanında yaşayan ərəblər ünsiyyət zamanı bir-birilərini çox çətinliklə anlayırlar, bununla belə adlarına və dillərinə “ərəb” deyirlər. Amma biz Türkiyədə, Türkmənistanda, Quzey Kıbrıs Türk Cümhuriyyətində, Balkanlarda, Qaqauz Yerində, Krımda yaşayan türklərlə heç bir zorluq çəkmədən ünsiyyət zamanı bir-birimizi anladığımız halda adımıza və dilimizə “azərbaycanlı” və ya “azəri” deyirik. AZƏRBAYCAN sözü burada yaşayan hər bir kəs (özüm də daxil) üçün müqəddəs və əzizdir, lakin əziz qardaş və bacılarım, bu söz sadəcə olaraq bizim məmləkətin adıdır. Özümüzün və ya dilimizin yox. Biz türk millətiyik, dilimiz də türk dilidir.<br />
Sizcə, bir millətin iki (və ya daha çox) adda dili ola bilərmi?!</p>
<p>__________________<br />
<strong>Rəşad Cavad TÜRKAY</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/bir-milletin-iki-dili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sözcükler Terleyebilir mi?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/sozcukler-terleyebilir-mi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/sozcukler-terleyebilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 23:08:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[arı böcek]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[azerice]]></category>
		<category><![CDATA[göktürkçe]]></category>
		<category><![CDATA[sözcük kökeni]]></category>
		<category><![CDATA[terk]]></category>
		<category><![CDATA[turkey]]></category>
		<category><![CDATA[türük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=727</guid>
		<description><![CDATA[Türkçede iki ünsüzün yanyana gelmediğini biliyoruz. Öyle ise <strong>terk</strong> sözcüğü nasıl Türk kökenli oluyor?

Bu tür sözcükler dilimizde epeyce bulunmaktadır. En kolayından<strong> Türk</strong> sözcüğünün kendisi var. Ançıp köken araştırması yapıldığında işin özünü bilmek kişiyi sevindiriyor.

Göktürkçe'de Türk sözcüğü <img class="alignnone" title="türük" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2009/06/turuk.png" alt="" width="39" height="16" /> (türük) gibi kullanılmakta idi. [...]

Mısır ülkesinin adı örneğin. Bitki adı olarak da kullanılır. İşin özü şudur; Mısır'dan gelen bu yeni bitkiye <strong>mısır buğdayı</strong> denmiştir. Bir süre sonra buğday sözcüğü kullanımdan düşmüş ulayı mısır kalmıştır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçede iki ünsüzün yanyana gelmediğini biliyoruz. Öyle ise <strong>terk</strong> sözcüğü nasıl Türk kökenli oluyor?</p>
<p>Bu tür sözcükler dilimizde epeyce bulunmaktadır. En kolayından<strong> Türk</strong> sözcüğünün kendisi var. Ançıp köken araştırması yapıldığında işin özünü bilmek kişiyi sevindiriyor.</p>
<p>Göktürkçe&#8217;de Türk sözcüğü <img class="alignnone" title="türük" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2009/06/turuk.png" alt="" width="39" height="16" /> (türük) gibi kullanılmakta idi. Bu yüzden bir sorun yokdu. Oğur içinde son seslemdeki /ü/ ünlüsü düşmüş ulayı <strong>Türk</strong> olmuştur. Türük sözcüğündeki /ük/ eki, kır<strong>ık</strong>-sök<strong>ük</strong> gibi sözcüklerde geçen eylemden ad yapan ekin kendisidir. Kırık kırılmış, sökük sökülmüş gibi türük de türemiş anlamına gelmektedir. Bu kökenlemenin ayrıntısı uzun süreceğinden, konu dağılmasın diye kısa kesiyorum.</p>
<p><strong>Terk</strong> sözcüğünün de eski dilde <strong>terik</strong> (<a href="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/01/terik.png"><img class="alignnone size-full wp-image-735" title="terik" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/01/terik.png" alt="" width="30" height="17" /></a>) olduğunu düşünüyorum. İlk seslemde /e/ olduğu için sonrasındakı dudak benzerliğinden /i/ olmalıdır. Bu da az önce dediğim kırık-sökük sözcükleri ile eştir. Kırık kırılmış, sökük sökülmüş, terik terlemiş&#8230; Evet, terlemiş anlamına geliyor. Biraz düşündüğümüzde <strong>ter</strong> sözcüğü ile de aynı anlama geldiğini görmekteyiz. Ter; eğnimizi terk eden sıvıya denir. Demeli eğnimizdeki sıvı yerini terk ediyor ulayı terlemiş oluyor. Bana göre eskiden bu sözcük <strong>terik sıvı</strong> idi. Sıvı sözcüğü bir süre sonra kullanımdan düştü ulayı terik önadı (sıfatı) tek başına bu kavramı karşılamaya başladı.</p>
<p>Bu sizi şaşırtmasın. <em>&#8220;Aydan arı, sudan duru&#8221;</em> deyimimize göre. Burada geçen <strong>arı</strong> sözcüğünün bildiğimiz bal üreten böcek ile hiç bir ilgisi yoktur. Kaşgârlı Mahmut, Divanı Lügatit Türk betiğinde arı sözcüğünü <strong>temiz, saf</strong> olarak vermiştir. Bu yüzden bu sözcük bir önaddır. <strong>Arı böcek</strong> sözcüğündeki böcek sözü düşmüş yalnızca arı kalmıştır. Atalarımız bunlara arı demeli saf, temiz demişlerdir çünkü bunlar son derece arınıklardır. Her bir arı öz kovanına girmeden önce ayaklarını bile temizler. Dışarıda gezerken çiçeklere konarlar, mındar dediğimiz nenlere yaklaşmazlar.</p>
<p>Bu tür örneklerden bayağı vardır dilimizde. Mısır ülkesinin adı örneğin. Bitki adı olarak da kullanılır. İşin özü şudur; Mısır&#8217;dan gelen bu yeni bitkiye <strong>mısır buğdayı</strong> denmiştir. Bir süre sonra buğday sözcüğü kullanımdan düşmüş ulayı mısır kalmıştır.</p>
<p>Bu konuda çok önemli bir örnek daha var. Azerbaycan Türklerinin <strong>hindtoyuğu, hindxoruzu</strong> dediği diriye bir oğurlar biz de öyle diyorduk. Tavuk (toyuq) sözcüğü bizde düşmüş hind (hindi) tek başına kullanılır olmuş. Az önce dediğimiz mısır buğdayı örneğindeki gibi oldu. İlginç olan, bu diri bizden de İngilizlere gitmiş. Onlar da <strong>türkiye kuşu</strong> diye adlandırmışlar. Öngöreceğiniz gibi kuş sözcüğü düşmüş, yalnızca türkiye kalmış. O da bugün <strong>turkey</strong> olarak hem diriyi hem de ülkemizin adını simgelemektedir. Bu nedenle kimilerinin dediği gibi &#8220;<em>İngilizler bizimle dalga geçiyor</em>&#8221; sözünü taplamıyorum.</p>
<p>Artık diyebiliriz; <strong>sözcükler de terleyebilir</strong>. Çünkü terlemek sözcüğünün ıraklaşmak, uzaklaşmak, terk etmek anlamları olduğunu biliyoruz. Az önce verdiğim örnekleri usunuza getirin. Onlar iki sözcükten oluşuyorlardı. Biri terk etti yoldaşını, tıpkı eğnimizi terleyip, terk eden sıvı gibi&#8230;</p>
<p>________________<br />
<strong>Gökbey ULUÇ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/sozcukler-terleyebilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkçe&#8217;de Kısaltmaların Yeri</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/turkcede-kisaltmalarin-yeri/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/turkcede-kisaltmalarin-yeri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2009 23:46:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[kelime kısaltma]]></category>
		<category><![CDATA[kısaltma]]></category>
		<category><![CDATA[sözcük türetme]]></category>
		<category><![CDATA[türkçede kelime kısaltmaları]]></category>
		<category><![CDATA[türkçede kısaltma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=659</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti yerine <strong>teece</strong>, alışveriş merkezi yerine <strong>aveme</strong> dediğimiz şu günlerde, Türkçe için yeñi bir sorunuñ adını da koyabiliriz; <strong>kısaltma sorunu.</strong>

<strong>Kısaltma dediğimiz kavram, özünde bir çözüm ürünüdür.</strong> Sözcük türetme yeteneğini yitirmiş, yeñi sözcük türetemeyen dillerin soñ çırpınışlarıdır. Bu dili kullanan bilginlerin ürettikleri bir çözüm yoludur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti yerine <strong>teece</strong>, alışveriş merkezi yerine <strong>aveme</strong> dediğimiz şu günlerde, Türkçe için yeñi bir sorunuñ adını da koyabiliriz; <strong>kısaltma sorunu.</strong></p>
<p><strong>Kısaltma dediğimiz kavram, özünde bir çözüm ürünüdür.</strong> Sözcük türetme yeteneğini yitirmiş, yeñi sözcük türetemeyen dillerin soñ çırpınışlarıdır. Bu dili kullanan bilginlerin ürettikleri bir çözüm yoludur.</p>
<p>Geñelde üç, dört sözcükden oluşan tanım tümcesiniñ baş damgaları alınır, ard arda yazılır, araya okunaklı olsun, añlamlı çıksın diye de ünlüler eklenir, al sana sözcük. Yer misiñ, yemez misiñ? Usda kalıcı olur diye dalga geçilen bir söz öbeğini örñek vereyim;<em> alttan ittirmeli üstten tüttürmeli çok oturgaçlı getirgeçli götürgeç</em>. Bunuñ baş damgalarını alır, okunaklı olsun diye de aralara ünlü koyarsak ortaya şu çıkar; ALİTÜTÇOGEG. Bu sözcük kullandıkça şu durumu almazsa gözüm açık giderim; <strong>ali tut çökek.</strong></p>
<p><strong>Personel Computer</strong> sözcüğünü <strong>PC</strong> olarak kullanan batılıları örñek aldığımızdan bu sözcüğü <strong>pisi</strong> diye söyleyip dilimize de soktuk. Oysa biz bu aygıta illa <strong>kişisel bilgisayar</strong> dememize gerek yok. Bunu ilerletip, özenerek <strong>KB</strong> diye kısaltmasını yapıp dile sokmamıza da gerek yok. Sonuçta, iş yerinde kullanılan da, evde küçük çocuğumuzun oyun aygıtı ereğine kullandığı da bilgisayardır; yalnızca bilgisayar.</p>
<p>Öncelikle şu kesinkes bilinmelidir; kısaltmalar Türkçe&#8217;niñ yapısına uymaz. Türkçe, kısaltmaya gerek duymaz. Bu sözüm, hiçbir biçimde kısaltma yapılamaz añlamına gelmemektedir. Kimi özel durumlarda kısaltma yapılması çok olağan bir durumdur.</p>
<p><strong>Gökbey Yiyecek İçecek İşletmeleri</strong> adlı bir işletme olduğunu düşünelim. Bu işletme hakkında bir yazı yazacaksıñız. Yazı içerisinde bu işletmeniñ adı birçok kez geçeceğinden, hem biçimsel bozukluğu neden olacak, hem de yazan kişiye oğur yitirtecek. Bu gibi durumlarda önce işletmeniñ kısaltması ardından da ayraç içinde açılımı yapılır, soñrasındaki tüm metinde kısaltma kullanılır; <strong>GYİİ </strong><em>(Gökbey Yiyecek İçecek İşletmeleri)</em> gibi. Bu gibi durumlarda sorun yok. <em>Alışveriş merkezi</em> yerine AVM yazarak işiñi yaptığıñda da sorun yok. Ançıp <em>alışveriş merkezi</em> yerine <strong>aveme</strong> dersen burada bir sorundan söz ederiz. 85 salisede[1] söylenen bir söz öbeğini bile kısaltma gereği duyuyorsan gerçekten bir sorun var demektir. Hadi üşengeciz, konuşmaya da mı üşeniyoruz artık?</p>
<p><strong>Öğrenci Seçme Sınavı</strong> ya da bilinen adıyla <strong>ösese</strong> de bu soruna bir örñektir. Gerçi artık bu adı değişti ançıp yine de örñekleyeyim. <strong>Ösese sınavı</strong> denildiğini duymuşsuñuzdur hattâ kendiñiz de diyorsuñuzdur. Oysa böyle bir kullanım yañlıştır. Açılımı yapıldığında <span style="text-decoration: underline;">öğrenci seçme sınavı sınavı</span> oluyor. Ançıp o denli ÖSS denmiştir ki, ösese başlı başına bir sözcük olmuş, bir kavramı karşılar duruma girmiştir. Yukarıda verdiğim örñekteki gibi yazılarda ÖSS diye kullanılması olağandır ançıp konuşma dilinde ösese diye yer alması bir yozlaşıdır.</p>
<p><strong>Mortgage</strong> sözcüğü için <strong>tutulu satış</strong> dendi; güzel de oldu. Kimse benimsemedi dendi, oysa topluma sordular mı benimseyip benimsenmeme işini? Yoğ, dil ile ilişiği olmayan bankacılar benimsemedi diye ortada kaldı. Soñrasında da dediler ki bunu kısaltıp <strong>tutsat</strong> yapalım. Oysa buna ne gerek var? <span style="text-decoration: underline;">Añlamadığım, bana birşeyler çağrıştırmayan tek sözcük yerine, añladığım iki sözcük daha yeğdir</span>; daha mantıklıdır. Bir iki harf daha desem, dilimi mi yapışır?</p>
<p>Elin adamı, dili sözcük türetemiyor diye kısaltma yapıyor; oysa bizim buna gereksinimiz yok. <strong>Türkçe, vârolan türetme yeteneği ile iki milyon kullanılabilir sözcük türetebilir.</strong> Bu özelliği ile değil <em>bilgi çağını</em>, hâyâlini kurduğumuz <em>uzay çağını</em> bile başı dik götürür.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
_____________<br />
[1]<em> Süreölçer ile üç kez denedim. İlkinde 99 sanise, ikincisinde 85, üçüncüsünde ise yine 99 salise oldu.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/turkcede-kisaltmalarin-yeri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bahadır Çiğsi Yazması</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/bahadir-cigsi-yazmasi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/bahadir-cigsi-yazmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2009 10:04:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[baghatur chigshi]]></category>
		<category><![CDATA[bahadır çiğşi]]></category>
		<category><![CDATA[bahadır çiğşi yazması]]></category>
		<category><![CDATA[çigşi]]></category>
		<category><![CDATA[eski Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[eski yazıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[göktürkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=613</guid>
		<description><![CDATA[Türkistan’ın Turfan ilinde, 20. yüzyılın başlarında yapılan kazılarda, yüzlerce bet el yazması bulundu. İçeriği Çince, Moğolca, Soğdça, Uygurca gibi birçok Asya dilinde yazılmış geñeli dinsel içerikli yazmalardır. Uygurca yazmalar arasında, onumsal (tıbbî) bilgiler içeren bilgiler yer alması ayrı bir güzellik. Bu yazmalar arasında Türk âbecesi ile yazılmış birkaç yaprak da çıktı. Bu yazıda,  Tun &#8211; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkistan’ın Turfan ilinde, 20. yüzyılın başlarında yapılan kazılarda, yüzlerce bet el yazması bulundu. İçeriği Çince, Moğolca, Soğdça, Uygurca gibi birçok Asya dilinde yazılmış geñeli dinsel içerikli yazmalardır. Uygurca yazmalar arasında, onumsal (tıbbî) bilgiler içeren bilgiler yer alması ayrı bir güzellik. Bu yazmalar arasında Türk âbecesi ile yazılmış birkaç yaprak da çıktı. Bu yazıda,  Tun &#8211; Huang&#8217;da bulunan ve bu yazmalardan biri olan Bahadır Çiğşi yazması ele alınmaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-615 aligncenter" title="bahadircigsiyazmasi" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2009/08/bahadircigsiyazmasi.png" alt="bahadircigsiyazmasi" width="416" height="395" /><br />
Bediz : Bahadır Çiğşi&#8217;niñ yazdığı özgün belge.</p>
<p><strong>Özgün Yazı</strong><br />
<img class="aligncenter size-full wp-image-674" title="bahadir-cigsi" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2009/08/bahadir-cigsi.gif" alt="bahadir-cigsi" width="563" height="515" /><br />
<strong>Orkun damgalarıyla</strong><br />
<img class="alignnone size-full wp-image-614" title="bagatur-cigsi" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2009/08/bagatur-cigsi.png" alt="bagatur-cigsi" width="603" height="80" /></p>
<p><strong>Çevriyazı</strong><br />
1 &#8211; y<sup>e</sup>me[1] : bisinç[2] : <sup>a</sup>y[3] s<sup>e</sup>kiz[4] yig-<br />
2 &#8211; <sup>i</sup>rmige[5] bilig[6] köñül[7]<br />
3 &#8211; s<sup>a</sup>ñun[8] : b<sup>a</sup>şlap[9] : k<sup>e</sup>lti[10] y<sup>a</sup>baş[11]<br />
4 &#8211; tutu<sup>u</sup>k[12] bozaç[13] tutu<sup>u</sup>k[14] öt-<br />
5 &#8211; ebüz<sup>ü</sup>t[15] tutu<sup>ü</sup>k[16] : a[17] : <sup>a</sup>ltun[18] t<sup>a</sup>-<br />
6 &#8211; <sup>a</sup>y[19] s<sup>a</sup>ñun[20] : y<sup>a</sup>rt<sup>ı</sup>mlı<sup>ı</sup>k[21] <sup>e</sup>rür[22] atı[23]<br />
7 &#8211; öz[24] apa[25] tutu<sup>u</sup>k[26] : ol[27] atı[28] kam-<br />
8 &#8211; <sup>u</sup>g[29] atlıg[30] yüz[31] <sup>e</sup>lüg[32] otuz[33] <sup>e</sup>r[34]<br />
9 &#8211; k<sup>e</sup>lt<sup>i</sup>miz[36] bir[37] : kün[38] bir[39] kony[40]<br />
10 &#8211; iki[41] köp[42] : b<sup>e</sup>g<sup>i</sup>ni[43] : bit<sup>i</sup>geçi[44]<br />
11 &#8211; isiz[45] y<sup>a</sup>bız[46] kul[47] b<sup>e</sup>tidim[48]<br />
12 &#8211; atım[49] b<sup>a</sup>gatur[50] çigşi[51] :<br />
13 &#8211; <sup>a</sup>lt[52]</p>
<p><strong>Günümüz Türkçesi</strong><br />
Beşinci ay, on sekize bilgi:</p>
<p>Gönül Paşa (harekâta) başlayıp geldi. Yabaş etkisizleşti, Bozaç etkisizleşti, Örebüzet etkisizleşti. Ah!</p>
<p>Saygıdeğer yüce Paşa (ordudan) ayrıdır. Yeğen (ve) kendi babası etkisiz. O yeğen (ve) bütün atlı (ve) yüzseksen er geldik. Bir gün, bir koyun, iki tüm &#8220;begini&#8221;.</p>
<p>Yazıcı yazık! Yavuz kul<br />
Yazdım, adım Bahadır Çiğşi.<br />
Son</p>
<p><strong>Sonuç</strong><br />
Bu belge; bir askerî rapor, tutanak niteliğindedir. Bahadır Çiğşi&#8217;niñ üstlerini bilgilendirmek için, Gönül Paşa&#8217;nıñ geldiğini, hangi komutanların etkisiz duruma sokulduğunu anlatmış görünüyor.</p>
<p>Yazı, damgalı yazmasını iyi bilen biri tarafından yazılmış. Nitekim yazı doğrultusu konusunda, ilk yatayları düz olmasına karşın, sonrakileri dengeleyememi. Ayrıca sözcük ayırma imine pek sık başvurmamış, hattâ bir kurala göre de kullandığı söylenemez. Bu kimi sözcüklerin ayırt edilememesi sorununa neden olmakla birlikte bu durum çoğu yazıtta görülmektedir. Yazar ayrıca, damgalara kendince biçimsellikler, görsellikler katmak için uğraşmıştır. Damgaların biçimsel kıvrımları bu yönde düşünmemi sağlıyor.</p>
<p><strong>Damgalar</strong><br />
/a, e/ damgası diğer yazıtlarda olduğundan ayrı yazılmış. Belki de bu biçim öz biçim olup, diğeri Soğdca /a/ damgası olabilir. Burada /er/ damgasınıñ da Uygurlarıñ kullandığı biçimde olduğu göze çarpıyor. Ayrıca yazıda uzun ünlüleriñ gösterildiği görülüyor.</p>
<p><strong>Açıklamalar &#8211; Sözlük</strong><br />
[1] y<sup>e</sup>me : ve, hattâ (OY) yeme bağlacı, Türkiye Türkçesinde söz başlarında yitmiştir. Örñeğin Iğdır ağzında; daa ışıx da yanmır derken, İstanbul ağzında; ışık da yanmıyor denir. Buradaki daa, daha&#8217;nın ta kendisidir. Bu da eñ eski bağlaçlardan biri, takıdır. Yeme bağlacı da bu örñekteki gibidir. Bu yüzden eski yazılarda, söz başında olan yeme sözcüğü İstanbul ağzında kullanılmaz; gerek yoktur.<br />
[2] bisinç : beşinci (DLT, IB, OY)<br />
[3] <sup>a</sup>y : ay (DLT, IB, OY)<br />
[4] s<sup>e</sup>kiz : sekiz sayısı, 8 (IB, OY, DLT)<br />
[5] yig<sup>i</sup>rmi&#8217;ge : yirmi sayısı 20 | sekiz yigirmi; 18 sayısına denk gelir (TD) | -ge eki yönelme durum ekidir. [d]<br />
[6] bilig : bilgi (OY)<br />
[7] köñül : gönül (OY)<br />
[8] s<sup>a</sup>ñun : paşa, general, yüksek askerî rütbe (IB), señün : general (OY)<br />
[9] b<sup>a</sup>şla&#8217;p : başlayıp [d: 150].<br />
[10] k<sup>e</sup>l&#8217;ti : geldi.<br />
[11] y<sup>a</sup>baş : kişi adı olsa gerek. &#8220;yavaş&#8221; olması aŋlam bütünlüğü sağlamamaktadır.<br />
[12] tutu<sup>u</sup>k : askerî vali (OY), komutan. tutug : rehin (IB) ile karıştırılmaması gerek.<br />
[13] bozaç : kişi adı olsa gerek.<br />
[14] tutu<sup>u</sup>k : bkz. [12]<br />
[15] örebüz<sup>ü</sup>t : kişi adı olsa gerek.<br />
[16] tutu<sup>u</sup>k : bkz. [12]<br />
[17] a : Vahlama belirten ünlem olarak çoğu YY&#8217;de geçer.<br />
[18] <sup>a</sup>ltun : altın (OY, IB, DLT)<br />
[19] t<sup>a</sup>y : büyük, ulu, yüce (OY)<br />
[20] s<sup>a</sup>ñun : bkz. [8]<br />
[21] y<sup>a</sup>rt<sup>ı</sup>mlı<sup>ı</sup>k : DLT&#8217;de yartım: ayrılmış. Yola çıkımlık olmak, bölük, ordudan ayrılmış olan bir öbek aŋlamı taşıdığı açıktır.<br />
[22] <sup>e</sup>rür : -dir (OY) yardımcı eylem | er- eylemi bugünkü Türkçede ek-eylem olmuştur: imek. [d]<br />
[23] atı : yeğen (OY)<br />
[24] öz : öz, has (OY)<br />
[25] apa : baba (OY)<br />
[26] tutu<sup>u</sup>k : bkz. [12]<br />
[27] ol : o (OY, IB) 3. tekil kişi adılı.<br />
[28] atı : bkz. [23]<br />
[29] kam<sup>u</sup>g : hepsi, bütün, toplam (IB, OY)<br />
[30] atlıg : atlı, süvâri (IB, OY)<br />
[31] yüz : yüz sayısı, 100 (IB, OY)<br />
[32] <sup>e</sup>lüg : elli sayısı, 50 (OY)<br />
[33] otuz : otuz sayısı, 30 (OY)<br />
[34] <sup>e</sup>r : er, adam, asker (OY, IB)<br />
[36] k<sup>e</sup>lt<sup>i</sup>miz : geldik | Eski Türkçe kel- (gelmek) eylemi için di&#8217;li geçmiş zaman 1. çoğul çekimi. [d]<br />
[37] bir : bir sayısı, 1 (DLT, IB, OY)<br />
[38] kün : gün (IB, OY)<br />
[39] bir : bkz. [37]<br />
[40] kony : koyun (IB, OY)<br />
[41] iki : iki, 2<br />
[42] köp : çok, hep, bütün (OY)<br />
[43] b<sup>e</sup>g<sup>i</sup>ni : ?<br />
[44] bit<sup>i</sup>geçi : yazı aleti | biti- : yazmak (IB, OY)<br />
[45] isiz : yazık, esirgeme (DLT, TY)<br />
[46] y<sup>a</sup>bız : yavuz (IB, OY)<br />
[47] kul : kul (IB, OY)<br />
[48] b<sup>e</sup>tidim : yazdım (IB, OY)<br />
[49] atım : (benim) adım (OY, DLT)<br />
[50] b<sup>a</sup>gatur : unvan, &#8220;Bahadır&#8221;.<br />
[51] Çigsi : kişi adı<br />
[52] <sup>a</sup>lt : alt (bitiş).</p>
<p><strong>Kısaltmalar</strong><br />
bkz.: şu maddeye bakınız<br />
DLT: Divânü Lugâti&#8217;t-Türk, [a].<br />
IB: Irk Bitig, [b].<br />
OY: Orkun Yazıtları, [c][ç].<br />
TY: Talas Yazıtları, [e].</p>
<p><strong>Kaynakça</strong><br />
[a] Kaşgârlı Mahmûd, Divânü Lugâti&#8217;t-Türk, Kabalcı yayınları, Mayız 2005.<br />
[b] Talât Tekin, Irk Bitig Eski Uygurca Fal Kitabı, Öncü Yayınevi, 2004.<br />
[c] Talât Tekin, Orhon Yazıtları, TDK yayınları, 2008.<br />
[ç] Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları, 2007.<br />
[d] Fuat Bozkurt, Türklerin Dili, Kapı Yayınları, 2005.<br />
[e] Rysbek Alimov ile Kubat Tabaldiev, &#8220;A Newly Found Old Turkic Runic Inscription On A Boulder From Talas&#8221;, Türklük Bilgisi Araştırmaları, cilt 30/I (2005), bet: 121-125.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/bahadir-cigsi-yazmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
