İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Dilsel Kötümserlik

Kötümserlik – onun adı üstünde – yaşamı bir bütün olarak kötü görme eğilimidir. Gerçekten bir sayrılıktır. En azından tinsel bir sayrılığın belirtisi sayılır. Dilsel kötümserlikse kötümserliğin dil alanındaki görünüşüdür. Dil söz konusu edildiğinde olumsuz düşünüyor ya da yürek-karartıcı savlar ortaya atıyorsanız, dilsel kötümserliğe tutulmuşsunuzdur. Ne yapıp ederek bu sayrılıksal durumdan kurtulmanız gerekir. Yoksa güzelim yaşam sizin için “ağı” oluverir. Bunu kendimden biliyor, kötümserlikten çok çekmiş bir kişi olarak söylüyorum: Genelde kötümserlik, özelde dilsel kötümserlik çıkar yol değildir. Peki, umar nedir? Kötümserliğin karşıtı olan iyimserlik mi?.. Yok. İyimserlik dahi gerçekleri çarpıtır. Kötümserlik bireyin yaşamını karartırken, iyimserlik ortalığı tozpembe görmeye yol açar. Oysa ortalığın tozpembe olmadığı apaçık. Öyleyse, ortasını bulmak, demek gerçekçiliği onamak gerek. Bunun için ilk ağızda dil gerçeğimizin niteliğini saptamak yararlı bulunacaktır. Şimdi anadilimiz olan Türkçenin geçmişine, bugünkü konumuna, yönelimine değineyim. Böylece sağlıklı bir dil anlayışına erişebilirim.

Türkçenin nice yüzyıl boyunca savsaklanıp handiyse yok sayıldığı biliniyor. Osmanlıcanın Türklerce yaratılmış olması geçmişteki dil sorununu gösterir. Öyle ki, Osmanlıca, Dil Devrimine değin özellikle yazı düzleminde varlığını sürdürmüş; Dil Devriminden sonraysa etkisini büsbütün yitirmemiştir. Bundan ötürü, Türkçenin çok uzun bir “karanlık çağ” geçirdiği söylenebilir. (Türkçe bir sözlüğün anıklanması bile – göreli olarak – yeni bir başarı. Fransızca ile İngilizce gibi dillerin düzyazılarıyla karşılaştırıldığında, Türkçenin düzyazısı köklü bir geleneğe iye değildir ib.). Ancak, bütün bunlar dilsel kötümserliğe kapılmamızı gerektirmez. Dil Devrimi Türkçeye dirim1 verip saygınlık kazandırmıştır. Günümüzde özleştirme karşıtçılarının dahi birer Dil Devrimi ürünü olan öz Türkçe sözcükleri kullanma baskısında kalmaları umutlanmamız için yeter nedendir. Değme kişinin tüm bağlamlarda öpöz Türkçeyi kullan(a)madığına bakıp Dil Devrimini başarısız diye nitelemek bilimdışı bir yaklaşım sergilemektir. Benim bu denemeyi olabildiğince arı bir dille yazıyor olmam Türkçenin Dil Devrimi çığırında kısa sürede ne denli çok yol aldığını tanıtlar. Buracıkta şunu kesinlemek olanaklı: Türkçenin gelişip özleşerek varsıllaşması – bütün engelleme çabalarına karşın − süregidecektir. Kara kara düşünmenin gereği yok anlayacağınız. Önem taşıyan, işleyeduran bu gelişim sürecine az çok katkıda bulunmaktır.

Kuşkusuz dilsel sorunumuz hepten çözülmüş değildir. Demek örneğin Türkçe, ülkemizde 1950’lerde buyruğunu yürütmeye başlamış Amerikancılık sonucu İngilizcenin etki alanına girdi/sokuldu. İngilizce sözcükler günlük konuşma dilinde bile kullanılır oldu. İngilizce adlandırma yaygınlaştıkça yaygınlaştı. Bellibaşlı üstokullarımızın2 öğretim dili hanidir İngilizce… He, yazık ki!.. Ancak, yazıklanmak sorunu çözseydi, sorun çoktan çözülürdü. (Burada son yıllarda yayımlanmış, genellikle yakınganlıktan öteye geçmeyen “dil yanlışları” betiklerinin çokluğunu anımsatayım.). Şu bir gerçek: Günümüzde yayılmacılığın dili İngilizce. Yayılmacılığa çanak tutanlar – Atatürk’ün deyişiyle aymazlık, sapkınlık, üstelik satkınlık içinde bulunanlar – suyun başında kaldıkça bilgisiz, bilinçsiz yığınların dili İngilizceden etkilenecektir. İşin güzel yanıysa şu: Türkçe bir bağlamda İngilizce kullanma gücüllüğü3 yok; tersine, İngilizce kullanmama gerekliği var. Bu nedenle, şimdiki İngilizce salgınını nedensi yapıp karalar bağlamak yakışık almaz. Boyuneğmecilik – dil konusunda da – tatlı görülemez, görülmemeli. Dil Devriminin ereği Türkçeyi yad diller boyunduruğundan kurtarmaydı; şimdi bile öyle. Dün Arapça ile Farsça – kimi çevrelerde – geçer akçaydı. Bugün İngilizce – gene birtakım çevrelerde – gözde. Savaşımı sürdürmek gerek. Hepsi bu.

Ben Türkçe bağlamında da eytişimsel4 bir sürecin işleyedurduğu kanısındayım. Demek dilimiz bir yandan arıtmacılarca geliştirilip özleştirilerek varsıllaştırılıyor, öbür yandan yozlaştırmacılarca sömürülüp bozularak yok edilmek isteniyor. Bu süreçte sav ile karşısav belli de bireşimin olumlu ya da olumsuz bulunması hangi yanın üstün geleceğine bağlı. Osmanlıcanın yüzyıllarca egemenlik sürdükten sonra alaşağı edildiğini bilmek Türkçeyi sevenlerin yüreklerine su serpebilir. Bugünkü İngilizce düşkünlüğü geçicidir. Bu arada Osmanlıcayı hortlatma girişimleri başarısızlığa uğrayacaktır. Türkçe – er geç – kendisine yaraşan yeri alacaktır. Buysa kendiliğinden olmayacak, gene dilseverlerin yılmazca çalışmalarıyla gerçekleşecektir. Kısacası, şimdiki dilsel gidiş olumlanamazsa da Türkçenin yarını aydınlık. Anadilimiz “özyeter” bir ekin dili olma yolunda. Bu yolda kazandıklarımız kazanacaklarımızın güvencesidir.

İyimserlik bardağın dolu bölümünü görme anlamındadır. Kötümserlik özdeş bardağın boş bölümünü göz önünde tutma demektir. Gerçekçilik – bu gerekliyse – bardağı tümden doldurmayı ya da bardaktaki suyu içmeyi sağlar. Dilsel kötümserliğe yakalanmış olanlar yana yakıla yaman düşünceler ile sözler üretedursunlar; Türkçe – kuşkusuz doğru bilince iye konuşucuların, yazarların yardımıyla – kendisini buluyor; kendisini buldukça güzelleşiyor. Yaşam kötümserleri, kötümserliği yeniden yeniden yenilgiye uğratıyor. “Karayıkım çağırtmaçlığı”5 edegelenler – dil alanında olsun, başka alanlarda olsun − inanan edinmekte güçlük çekmeseler de sonunda utanç-verici birer duruma düşüyorlar.6 Şundan ötürü: Varoluş o denli kötü değil. Nesnel gerçeklik değme neni karşıtıyla barındırmakta. Türkçenin nereden nereye vardığı besbelli. Buradan nereye ulaşacağıysa kestirilebilir. Diyeceğim, umutsuzluğa kapılmak için usauygun neden yok. Türkçe darboğazlardan geçe geçe bugüne geldi. Dilimizin bundan kelli daha çok güçlenerek yaşayacağını söylemek içinse bilici7 olmaya gerek bulunmuyor. Bütün o eksikler giderilir, tüm yanlışlar düzeltilir anlayacağınız. Doğallıkla saygı ile sevgi besleyerek… Gönlü serin tutmalı: Gelecek Türkçenindir. (En azından biz Türkler için…)

_____________________________________

1 Yaşama gücü, yaşam.

2 Üstokul: Os. üniversite.

3 Gücüllük: Os. zorunluluk.

4 Os. diyalektik.

5 Os. felaket tellallığı.

6 Buna güncel bir örnek, 21 Aralık 2012’de “ayaklanım” (Os. kıyamet) kopacağını ileri sürenlerin düştükleri durumdur. Türkçenin 22. yüzyılda ölü bir dil olacağını öne sürenleriyse Türkçenin kendisi – Türkler var bulundukça – yaşayakalarak yanlışlayacaktır.

7 Os. kâhin.