• avatar

    Dilsel Bağnazlık
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 29 Haziran 2015 gününde yazıldı, 1198 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Bütün bağnazlıklar kötüdür. Dilsel bağnazlıksa ayra değil. “Yalnızca benim dilim doğrudur. Başkaları Türkçeyi bil(e)mezler.” diye düşünüyorsanız, dilsel bağnazlığa tutulmuşsunuzdur. Çabucak söylemeliyim: Dil alanında dahi bağnazlaşmak pek kolaydır. Üstelik karşıtçılarınızın varlığı size kutsal bir savaş yapıyormuşsunuzcasına kıygınlık da, yiğitlik de taslama olanağı verir. Böylece dil bir araç olmaktan çıkıp bir erek durumuna gelir. Dilin – son çözümlemede – bir “kişi yaratısı” olduğunu unutursunuz. Karşıtçılarınız saçmalığa inanmışlar, inanıyorlardır. Suçlamak anlamaya çalışmaktan çekicidir. Sizse suçlarsınız. Üretmek, yaratmak gereksizdir. Dokunulmazlarınız ya da tekinsizleriniz1 size yeter. Gerçekler önemli sayıl(a)maz. Önem taşıyan, doğru bildiklerinizdir. Dilsel bağnazlık – adına yaraşır bir biçimde – tüm karşısavları yanlış, giderek yok saymaya yol açar. Savunduğunuz düşünceler gerçekte dosdoğru bile olsa, bağnazlığınız yüzünden değersizleşip geçersizleşecektir.

    Kuşkusuz dille uğraşma güç bir iştir. Söz konusu güçlük dille “gönül işi” olarak uğraşıyorsanız ya da özengen bir dilciyseniz, artar. Gelgelelim bağnazlık bağnazlıktır. Dilseverlik bir dayangaç, tutamak sayılabilir. Ancak, dilsel bağnazlık tuzağına düşmeksizin güdülme koşuluyla… Dil hepimiz için yaşamsal önem taşır. Demek dile özel bir ilgimiz yoksa da dili kullanma baskısındayızdır. Dili bilgiyle, bilinçle, saygıyla, sevgiyle… kullanmaklıksa azbulunur bir durumdur. Gerçekte değme kişi dil bakımından – az çok – tutucudur. Ne ki, örneğin özleştirmeciyseniz, bugün kullanıyor olduğunuz yad sözcüğü yarın kullanmayabilirsiniz. Bu sizi gocundurmaz, gocundurmamalı. Şundan ötürü..: Dili özleştirmenin sonu yoktur. Benzer bir biçimde, düzeltmecilik sonsuza değin güdülebilir. Sorun, dili belirli kipler2 içinde sıkıştırıp dondurmaya yeltendiğinizde, ortaya çıkar. Dilsel bağnazlık kendi kendisini yanlışlayadursun; bağnaz dilci gerçek yaşamın dışında ya da ötesinde yarattığı bir yuvarlakta ongun mu ongun yaşayagider.

    Düşünce ile anlatım özgürlükleriniz vardır: Örneğin “Öz Türkçe ‘saçmalık’tır.” diyebilirsiniz. Ancak, bu önermenizi usauygun kanıtlarla tanıtlama baskısındasınızdır. Yok, yinelenegelen, geçersizlikleri çoktan ortaya konmuş savlar ileri sürmekten öteye geçemiyor, üstelik karşıtçılarınızın görüşlerini göz önünde hiç mi hiç tutmuyorsanız, dilsel bağnazlığın sözünü etmek gerekir. Doğallıkla dil konusunda da işin içine öznellik, demek duygular karışıverir. Gene örneğin “Öz Türkçeden tiksinirim.” dersiniz. Oysa bu sözün “Osmanlıcadan tiksinirim.” tümcesinden çok değeri bulun(a)maz. Diyeceğim, duyguları değil, düşünceleri taban alıp “nesnel eleştiri” süzgecinden geçirmedikçe bağnazlık batağından çıkmak olanaksızdır. Bunu başarmak içinse açık-düşüncelilikle araştırmak, dinlemek, doğru uslamlamak, kendi kuramını uygulamayla sınamak kaçınılmazdır. Bunları göze alamıyorsanız, iyisi mi, dille hiç ilgilenmeyesiniz. Yoksa – benliğinizi pekiyi doyursanız da – dile yarar sağlamaktan çok, dokunca verirsiniz. Şundan dolayı..: Bağnazlıkla varılsa varılsa yanlış bilinçli olmaklığa varılır. Yanlış bilincin istenesi bir nen olmadığınıysa söylemek aşırı.

    Genelde bağnazlık, özelde dilsel bağnazlık, yaşama, bu arada dile daracık, yapyanlış bir açıdan bakmaklık anlamına gelir. (Kimi kez yaşama hiç bakmamaklık demektir.). Dille ilgilenmek – özünde – iyidir. Kötü olan, dili bir bağnazlık aracı ya da nedeni durumuna getirmektir. Gerçek bir dilsever, başkalarının yanlış savları karşısında dinginliğini korumayı bilir. Şu nedenle..: Dilin, demek Türkçenin geçmişçel3 gelişmesi, konumu, yönelimi bel(ir)lidir. Karşısavları göz ardı etmemek gerekir; o ayrı. Doğrusu, bağnazlık karşısavlar göz ardı edilince, baş gösterir. Örneğin öz Türkçenin saçmalık olduğu ya da özleştirmeciliğin Türkçeyi enikonu ilkelleştirdiği savı bir öz-Türkçeciyi gücendirmemelidir. Yüreği olabildiğince pek tutarak söz konusu görüşleri çürütebilecek denli donanımlı bulunmaya çalışmalıdır. Yoksa değme kişi değme konuda değme sözü söyleyebilir. Doğruyu yanlıştan ayırt edebilmek, etmek önemlidir. Ayrıca bütün kişilerin tüm konularda düşündeş olmalarını beklememek gerekir. “Ayrımlılık” yaşamın varsıllığıdır.

    Dilsel bağnazlık – değme bağnazlık gibi – bir sığınaktır. Dahası, işin kolayına kaçmaklıktır. Bağnazlıkta değerlerin yerlerini inaklar, tekinsizler aldığından, dilsel bağnazlıkta da değmehangi bir değer üretimi söz konusu edilemez. Bağnaz dilci sövmekle, suçlamakla, yermekle… yetinir, yetinme baskısındadır. Üstelik bir başına bilgi(lenme) kişiyi bağnazlıktan kurtar(a)maz. Yanlış bilinç bilinçsizlikten kötüdür. Bağnazlıktaysa yanlış bilincin en iyi örneği bulunur. Bağnaz dilcinin karşıtçıları birer yağıya dönüşü-dönüşüverirlerken, Türkçe – bir bütün olarak – gürültüye gider. Gerçek erek Türkçenin esenliği ya da kurtuluşu olmadığı için, bunun hiçbir önemi yoktur. Önem taşıyan, benliği büyüttükçe büyütüp karşıtçıları, demek yağıları alt etmektir. Bunu becerirseniz, doğru yolda bulunduğunuz sanısına gene kapılırsınız. Beceremezseniz, tiksintiniz hınç durumuna gelir: “Onlar” bunu ödeyeceklerdir!

    Buracıkta belki “Peki, siz kendinizi dilsel bağnazlıktan koruyabiliyor musunuz?” diye soracaksınız. Doğrusunu isterseniz, buna elden geldiğince çok çalışıyorum. Gelgelelim dilsel bağnazlıktan büsbütün kurtulmak olanaklı mı!? Gene de, bunu büyük ölçüde başardığımı sanırım. Benim sorunum dilsel bağnazlık olmaktan çok, dilsel doğruculuk, ülkücülük, yetkincilik sayılır. Doğallıkla dil bağlamında, kişisel düzlemde bir sorun arayıp bulmam gerekirse… Neyse. Şu bir gerçek: Değme-türlü bağnazlık yaşamı güzelsizleştirir. Dilsel bağnazlıksa yaşamı dil bakımından güzelsiz kılar ya da güzelsiz dili yaşama geçirir. Şu da bir gerçek: Genelde bağnaz kişi, özelde bağnaz dilci, yaşamın dışında ya da ötesinde kalmaya yargılıdırlar. Doğrusu, onların istedikleri budur. Ben öyle biri olmadığımı, olmayacağımı umarım. Ne ki, buna okur varım vermeli. (Kimse ayranım ekşi, demez.). Şimdilik hepimizin bağnazlıktan, özellikle dilsel bağnazlıktan uzak kalmamızı dilemekle yetineyim. Kısacası, başımızın içi de “özgür” ola. Kim bilir, önce başımızın içi özgür ola.

    2015 Bozayı

    Seyhan-Atayurt

    Dipçe:                                  

    1 1. Tekinsiz: Os. tabu.

    2 2. Kip: Os. kalıp.

    3 3. Os. tarihsel.

    Değerleme:

yukarı çık