• avatar

    Dille, Yazınla Sağal(t)mak
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 9 Ağustos 2017 gününde yazıldı, 158 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Acısız bir yaşam kuşkusuz ülküseldir. Bununla birlikte, en azından kişi yaşamı söz konusu olduğunda, acısızlığın sağlanması kimse için olanaklı değil. Burada gövdesel acıları bir kıyıya bırakacak, tinsel acılar üzerinde odaklanacağım. Tin sağaltmanlığı – söylemek aşırı – tinsel acıları dindirmek ya da azaltmak/yeğnileştirmek üzere kurulmuş, etkinlik gösteren bir dal. Böylece vargılarım ile yargılarım tin sağaltmanlığınınkilerle – bir ölçüde ya da büsbütün – çelişebilir. Ancak, tin sağaltmanlığı karşıtçısı olmadığımı, pek pek bu uzmanlık alanını kimi bakımlardan eleştirdiğimi, sırasında yerdiğimi buracıkta belirteyim. Ayrıca ereğim öteden beri bilinen birtakım gerçekleri yineleyerek “Amerika’yı gene bulgulama” değil. Yalnızca kendi gerçekliğimden yola çıkarak, dille, yazınla sağal(t)manın belirli bir kerteye değin olanak içinde bulunduğunu tanıtlamaya çalışacağım. Doğallıkla eveleyip gevelemeyerek, gene de, özü özgeyi incitmeksizin…

    Bencileyin duygusal, düşüngen, içli bir kişiyseniz, acı çekmeniz kaçınılmazdır. Gün olur, acınız dayanılmazlaşır. Bunu siz anlamasanız da çevrenizdeki kimseler ayrımsamakta gecikmezler. Durum böyle olunca, çevrime tin sağaltmanlığı girer. Bir “sağaltım” süreci işlemeye başlamıştır. Gelgelelim tin sağaltmanları ne denli yetkin olurlarsa olsunlar; yapabilecekleri son-kerte ereylidir. (Kimi durumlarda “sayrı”nın evinde uslu uslu oturuyor olması bile bir “başarı” sayılır.). İyimserce bir yaklaşımla, tin sağaltmanlığı gelişmeyi sürdürmekte, denebilir. Öyleyse, şu kıpıda yeterince etkili olmaklıktan alabildiğine uzaktır. Ne olursa olsun; günün sonunda – gecelerse yaman mı yamandır – ondurmaz, usalmaz yalnızlığınızla kalakalırsınız. Böylece bir dayangaç, tutamak aramaya koyulursunuz. Ne ki, bu yaşamda dayangaç ile tutamak bulmak olanaklı mıdır? Yanıt veremezsiniz. Gene de, kim bilir, doğal bir sezgiyle ya da içtepisel bir güdüyle yaratmaya yönelirsiniz. Benim için yaratmanın yolu yazmadan geçtiğinden, yazmaysa okumayı gerektirdiğinden, okuma-yazma etkinliğini yıllar yılı sürdürdüm; şimdi bile sürdürüyorum. Peki, bunun olumlu, demek sağaltıcı etkisini gördüm mü, görüyor muyum?

    He, gördüm, görüyorum. Doğallıkla “okuma-yazma etkinliği”nin − bir başına − beni kurtar(a)mayacağının bilincindeyim. Ancak, söz konusu etkinliği de bırakırsam, yaşamı büsbütün bırakmış olacağımı bilmekteyim. Okuyup yazarak, dahası, dil ile yazın üzerlerinde düşünerek yaşama olabildiğince bağlı kalıyorum. “Bütün boyamlar çoktan solup yitmiş. Artık yaşasam ne olacak, yaşamasam ne olacak!” diye düşündüğümde, yardımıma dil ile yazın yetişiveriyor. Onlarla gene yaşam buluyor, varoluşumu gerekçelendiriyorum. Boyamlar solgunluklarını, yitikliklerini koruyor; o ayrı. Gelgelelim dil ile yazın dahi var olmasa, hepten yitip gideceğimin kötü durumda ayrımındayım. Hepten yitip gitmekse istemiyorum, istemem. Kısacası, dille, yazınla uğraşmanın – gerçekten – sağaltıcı etkisi var. Bu etki, tin sağaltmanlığından görülen yararla birleştiğinde, kişi en azından ayakta durabiliyor ya da yaşamını sürdürebiliyor. Bu yeter mi? Kuşkusuz yetmez. Şundan ötürü..: Benim durumum, yukarıda sözünü ettiğim, evinde uslu uslu oturuyor olan sayrınınkinden çok ayrımlı değil. Demek daha etkili, etkin olmam gerek. (“Etkisiz öğe” olmaklık öyle usandırıcı ki!..). Bununla birlikte, çoğu elde edilemeyen nenin azından geçil(e)mez. Bense − şimdilik − varolanla yetinmeye çalışıyorum.

    Açıkça söyleyeyim: Benimki çetin bir yol. Sürekli olarak sözcüklerle uğraşmak kimilerine sıkıcı mı sıkıcı gelebilir. Ayrıca elde ettiğim özdeksel/somut bir nen handiyse hiç yok. Öyleyse, ne yapmak gerek? Yineleyeyim: Bu uğraşı da bırakırsam, hani yok mu, yaşama olanağımı tümden yitiririm. Yolumu genişletip güzelleştirerek sürdürmem daha doğru olsa gerek. Buysa dile kolay. Gene de, başka seçenek ya da umar bulunmuyor. Demek benim yolum bu ya da benim yaptığım bu. Dönmek yok, durmak yok. Ya bu yol çıkmazsa?.. Öyle değildir umarım. Asal ereğim bendeki “karayıkım beklentisi”ni “gönenç umudu”nun almasını sağlamadır. Bu sağlama – olacaksa – sözcüklerle olacak. Hani şu, ozanın yetersiz bulduğu, ezici çoğunluğunsa hiç mi hiç önemsemediği sözcüklerle…

    Dil-yazın sağaltımı diye tutturmuşum, tutturuyorum ya, büsbütün sağalgın olduğumu söyleyemem. Demek örneğin çoktan yitirilmiş bir dilev uğrunda tek başıma savaşım vermekten usanmış bulunuyorum. Bu usangınlık beni yiyip bitiriyor. Şu anlaşılıyor: Dil-yazın sağaltımı – başka nice sağaltım gibi – yeter gel(e)miyor. Ancak bir “özsağaltım” uygulaması olarak önem taşımakta. Acıyı çeken bilir; bense acı çektiğimi bilmekteyim. Peki, kurtuluş yok mu? Dinginliği, dirliği, erinci, ongunluğu sözcüklerin ötesinde arayıp bulsam. Gelgelelim “sözcüklerin ötesi” diye bir yer – en azından kişi için – var olmasa gerek. Sözcüklerin sağladıklarıysa bunlardan oluşma. Bu bağlamda azla yetinmek gerekiyor olabilir. Ancak, kişi istedikçe isteyen bir varlık. Üstelik azla yetinmek yalnızlığı onamak anlamına gelmez mi? Yalnızlığı onamaksa bence ölmeden ölmek sayılır. Öyleyse?..

    Şunu anladım, kavradım: Türkçeyi geliştirip özleştirerek varsıllaştırma iyi bir dilev. Ancak, bireyin bu dilevi kazanması – en azından toplumsal bir düzlemde – olanaksız. Ne ki, bu ülkü uğruna harcanan çaba kişinin kendisini yeğ duymasını sağlayabiliyor, sağlıyor. Demek günün sonunda Türkçeyi kurtaramıyorsunuz, kendinizi de kurtaramıyorsunuz. Gelgelelim biraz olsun sağalıyorsunuz. Buysa azımsanamaz sanıyorum. “Ya büsbütün sağalmak?..” diyeceksiniz. Genelde özsağaltımla, özelde dil-yazın sağaltımıyla ancak bu denli çok olur. Tin sağaltmanlığı kişiyi birazcık daha iyileştirir. Şu var ki, hepsi bunlar. Apacı gerçek değişmez anlayacağınız: Yalnızlıktan kurtuluş yoktur. Dahası, Türkçeyi bir başınıza kurtaramazsınız. Yeryüzünü, yurdu kurtaramazsınız. Üstelik kimseyi düzeltemezsiniz. Kim bilir, hiçbir neni değiştiremezsiniz. Başka bir deyişle, birey “etkisiz öğe”dir. Ancak, bütün bunlarla yüzleşme baskısındasınızdır. (Yaşam gene korkunç mu korkunç bir saçmalık olup çıkmıştır.)

    İşte, gece oldu! Yalnızlık ezinci bastırdı. Oturmuş, bu denemeyi yazıyorum. Yazdıklarım gerçekten çok önemliymişçesine… Yaşam aşırı saçma. Demek çok kötü. Sözcükler de kişinin yaratıları. Dil evrimsel süreçte yaşayakalmak üzere bulduğumuz bir araç. Bir umut yok. Bir umut ışığı yanmıyor. Karanlığın egemenliğini bir-türlü tanımıyor olmamın acısını çekiyorum. Yaşam sürüyor olsa da benden yana değil, olumsuz mu olumsuz. Sözcükler, demek dil ile yazın anlamını, önemini yitiriverdi. Geriye umarsızlık, umutsuzluk ile yalnızlık kaldı. Sözümona dille, yazınla sağalacaktım. Gene bozguna uğradım. Of!

    Yalnızca sözcüklerle dayanmak, direnmek, karşı koymak çok güç. Dil-yazın sağaltımı olanaklı. Gelgelelim belirli bir yere değin… Tin sağaltmanlığıysa şimdiki durumda kişiye dirim ile yaşama isteği vermekten çok uzak. Böylece özsağaltımın da, tin sağaltmanlığının da yeterince etkili ol(a)madığını kesinleyebilirim. Oysa sayrı birey bütün bu sorunlarla uğraşırken, başkaları alıp alıp yürümekteler. Çağın düşünyapısı olan “götürgenlik” kimilerini kurtarmasa da gönendiriyor. (Buracıkta gerçek kurtuluşun olanaksız bulunduğunu yineleyeyim.). Uzun sözün kısası, ne yaparsam yapayım; ozanın sözünü ettiği “kara taş”a varacağım. Nitekim bu kez de kara taşa vardım. Umarsızlık, umutsuzluk ile yalnızlık üçlüsü beni allak bullak edip elimi kolumu bağlayıverdi. Hiçbir nen güzel değil. Olumlu hiçbir nen yok. Aşırı kötümserleşmiş sayılabilirim. Ancak, bu yaşamı kötümsemeye ülevim var olsa gerek. Gene de, karanlığın egemenliğinde – varsa – biricik ışık kaynağı dilde, yazında, giderek uzda. Bundan ötürü, bu yazıyı gıdımcık da olsa umutla bağlamamda yarar var: Önce acı vardı. Şimdiyse gerçekten sağaltamasa da sözcükler bulunuyor. He, yalnızca sözcükler… Kimi bilir, günlerin birinde yeryüzüne aydınlık egemen olunca, sözcüklerin değeri anlaşılacak. Öyleyse, yaşamı bırakmamak gerek. Doğallıkla doğrulukta, güzellikte, iyilikte bekine bekine…

    2017 Orakayı

    Atayurt

    Değerleme:

yukarı çık