İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Dile Yansıyan Sapkınlık

– Kızım dur! Ben véreyim benim ki bozuk zaten…
– Amaan ne olacak sanki! Nasılsa benimki de bozulacak, ben véreyim!

Türkçe lastik gibidir, nereye çekersen oraya gider diye bir sözlem ortaya atmışlar da, arkasını getirmişler;  kendi sapıklıklarını örtbas étmeye çalışıyorlar.

İlkokul öğrenciliğimi anımsıyorum; dilimiziñ töz sözcükleri olan almak, vérmek, koymak ib. sözcükleri sıradan bir biçimde kullanıyorduk. Oysa günümüzde bu sözcükleri kullanmaktan çekinmeye başladım. Ben de ona vérdim diyorum, karşımdaki düzeysiziñ yüzünde gülümseme oluyor. Ne! Ne oldu? Soñradan añlıyorum, karşımdakiniñ lastiği çektiğini.

Suyuñ yoğunlaştırılıp, öd katılmış doğal boya ile üzerine çizim yapıldığı bir uzumuz var; ebru, öbür adı dalgır. Géçenlerde, birazdan ebru yapmaya gidiyorum, isteyen gelsin dédim de, birden kahkaha koptu. Ne oluyor ya! désem de karşılık alamadım gülüşmeler arasından. Soñradan çaktım olayı, çekmiş bizimkiler lastiği.

Yok arkadaş! Sorun dilde déğil, sözcüklerde de aranamaz. Sorun; bastırılmış duygularıñ dile yansımasındadır. Belaltı konuşmayı, belaltı fıkraları añlatmayı séviyoruz. İçimizde kalan düşleri, fantezileri dile yansıtarak doyum sağlıyor, gereksinimi gideriyoruz.

İnançsal yönden sürekli baskı görenlerde buna daha çok denk gelinmektedir. Okul bitirmiş, diploma almış olması da bunuñ önüne géçemiyor, öyle ki édinilen deneyimlerden daha çok sözcüksel kurgular yapabiliyor, karşısındaki yéñiyétmelere bu yönde yol gösterilebiliyor.

Doğanıñ eñ töz kurallarından biri olan karşı cinsle ilişkiyi kestikten soñra tüm yapılasılar dile yansıyor. Dile gelen sözcükler öyle kendi başlarına göre gelmiyor, yapılan şakalar öyle anlık düşünceler de déğil. Bilinçaltında biriktirdiklerindir yaptığıñ şakalar. Öylesine şaka déyip géçemezsiñ!

Sözü getirmek istediğim yér şurası; esnek olan Türkçe déğil, onu konuşan kişileriñ düşünceleridir.

Dilimiziñ bir de sövüş konusunda incelenmesi gerekir ki, bu konuda uzun uzadıya yazılar yazılabilir. Ben konu açılmışken teğet géçmek istiyorum:

Kişi, kendine olmayana ilgi duyar, sıradışı olana azı eksiğini kapatana. Bu yüzden belaltı dizileri, izlenceleri ilgi ile izliyoruz. Aşk-ı Memnu (Yasak Sévi) dizisinde örñeğin, yeğen yenge ilişkisi ilgi izlendi. Bu toplum yapısınıñ bozulduğunu göstermez. Böylesi bir olay sıradışı geldiği için olaylar ilgiyle izleniyordu. Bildik bir olay olsaydı kimin ilgisini çekerdi?

Sövüyoruz, doğru. Öyle ki, yéryüzü dillerinden hiçbirinde sövüş yazını (küfür edebiyatı) Türkçe’deki gibi çağ atlamış, doruğa çıkmamıştır. Bu bir bakıma iyi sayılır. Sövüyorsak, bizde olmadığındandır. Kuşkusuz var ancak géñelden söz édiyorum. İstisnalar kaideyi bozmaz. Gérçi, kaideyi bozan istisnalardır ya neyse.

Sövgü, sövüş ne üzerine olur? Karşıdakiniñ değerleri üzerine. Birbirine yağı olan iki ulusuñ birbirine sövgüsü neyle olacak? Eñ değer vérdikleri nesneye yönelik kuşkusuz; bayrak. Biri öbürünüñ bayrağını yakarsa ona büyük sövgü göndermiş olur. Bunuñ gibi bakarsak; ana bacıya sövmek bir bakıma bizde ana bacı (namus) değeriniñ ne denli yüksek olduğunu gösterir.

Ana bacı sövüşlerine Ruslarda denk gelemezsiniz. Onlarda çok da önemli déğildir. Ancak karşıdakine küçük y.raklı dérseniz, bunu sövgü olarak algılayabilir, sizinle arayı açar, belki dövüşür de, karşınızdakine bağlı bu.

Bunuñla övünelim mi yérinelim mi bilemedim! Gereksinim olmadan üretim olmaz; sorun olmadan çözüm aranmaz. Öyle ise sövgüye gereksinim duymuş ulusum, hem de öyle böyle déğil!