İstanbul, Türkiye
bilgi@turkcesivarken.com

Dil, Yazın ile Yaşam

Sözlükler ile yazım kılavuzları dolusu sözcükler… Oysa yaşam, dilde içkin olduğu denli dili, “aşkın”dır: Kimi kez bir durumu, olayı ya da olguyu, hangi sözcükle dile getireceğinizi, bilemezsiniz. Burada kullanageldiğiniz dilin yetersizliği değil; yaşamın en kapsamlı sözlüğe dahi sığmaması, söz konusudur. Gene de, elimizde dilden uygun bir dışavurum/iletişim aracı, yoktur; bulunamaz da.

Yazına gelince; o, dille yapıldığından; dili, sözcük sözcük, tümce tümce işleme, demek olduğundan; yaşam – kabına sığmayarak – yazıncıyı bile, umarsız bırakabiliyor, bırakıyor. Öyle ya, durmaksızın değişen, dönüşen, gelişen yaşamı, kesitleyip yazıya dökme, kolay iş değil. Bundan ötürü, yazıncının besleyedurduğu “eksiklik duygusu”na şaşmamak gerek. (Yaşam, yazına da sığmaz anlayacağınız!)

Dil, yazın ile yaşam üzerine “yargılar”da bulunduğum, düşünülmeye. (Doğrusu, yargılarda bulunmak, denemeciye yaraşmaz.). Yalnızca otuz beş-yıllık yaşama süremde yazdığım nice denemenin, öykünün beni, ulaştırdığı vargıları, ortaya koyu-koyuvermek istediydim. Özleştirmecilik doğrultusundaki çabalarım – dilseverliğimse – caba. Peki, bu dilseverlik, yazıncılık, ne(re)den kaynaklanmakta? Demek, sürüye karışıp dilkıyar, yazındışı olmak, varken; dille, yazınla ilgilenmeyi, sürdüregitmek, niçin ola? Bir de, bu ilgiler, yaşamı, nite etkileyip ondan hangi biçimde etkileniyor? (Evet, kendime, okura yönelte yönelte bu çetrefil soruları, yönelttim. Ancak, bunlar, yanıtlanmaya değer. Öyleyse kolları, sıvamalı.

Kimse, öz-Türkçeci olarak doğmaz. Eşdeyişle öz-Türkçecilik, bir “edinim”dir. Bense, öz Türkçeye – gençliğimin başlangıcında – bağlı olduğum inanç dizgesinden (İslamdan) büsbütün koparken; Arapça söz(cük)lerden kurtulmam gerektiği düşüncesiyle yönelmiştim. Ayrıca, Hepçilingirler’in okuduğum bir betiği, beni, olumlu etkilemişti. Doğallıkla bütün öz-Türkçeciler, İslamdan büsbütün kopmuş değildirler. Hepçilingirler’se, şimdi dilini, beğenmediğim bir yazar. (Demek boynuz, kulağı, geçti.). Gel sürev, git sürev; Türk özleştirmeciliğinin tüm boyutlarıyla ne denli gerekli olduğunu, kavradım. Doğru; bu, iğneyle kuyu kazmaya benziyordu. Gene de, kuyu, kazılıyordu. Öyleyse, umutsuzluğa yer, yoktu. Özleştirmen olmak, kalmak; böylece durgu durak, bıkıntı usanç, bilmeksizin Türkçeyi, geliştirip özleştirerek varsıllaştırmak gerekti.

Ya yazınseverlik?.. Bu konuda – kendi payıma – şunları, söyleyebilirim: Yazınsal okumalarıma biraz geç, yeniyetmeliğimin sonunda başladım. Dilsel-yazınsal değer ile nitelik, taşıyan örüler, pişirip kotarmayaysa daha geç; demek, okulsonrasında giriştim. Niçin?.. diyeceksiniz. Gerçekten, okuma düşkünlüğünü, anlamak – bir ölçüde – kolay da; yazıp çizmeyi, gerekçelendirmek, güç mü güç. Ancak, yazmam gerekti. Yazmasaydım, delirmezdim. Ne ki, daha “eksik” kalırdım. Bu nedenle, yazmak, benim dayangaçlarımdan, tutamaklarımdan biri olageldi, olagidecek. Kısacası, diyeceğiniz, varsa; bunu, bir biçimde anlatma baskısındasınızdır. Bunun içinse yazından, yazıncılıktan elverişli bir ortam, bulunmaz.

Dil, yazın ile yaşam arasındaki bağıntı, etkileşim, yadsınamaz. Gelgelelim bu, “olumlu” bir etkileşimdir. Demek örneğin – kimilerinin sanıp savladığı üzere – çok okuma, deliliğe yol açmaz. (Aşırılık, kuşkusuz dokuncalıdır. O, ayrı.). Bana kalırsa; dille, yazınla – bilimsel bir yoldamda − ilgilenmek, kişinin kendisine de, çevresine de yararlıdır. Şundan ötürü: Öz-Türkçecilik ile yazıncılık, düzce, kesinlikle yaşam katkıcılığıdır. Bunu, öz-Türkçeci yazıncılar, pekiyi bilirler. Türkçeyi, yad diller boyunduruğundan kurtarıp geliştirerek varsıllaştırmaya çalışmaklık; yaşamı, anlamlandırıp değerlendirerek yazıya dökmeklik, büyük başarıdır anlayacağınız. Özetle yaşam, sağlıklı bir dilden, yazından olumlu etkilenir; dahası, sağlıklı bir yaşam, dili, yazını, olumlu etkiler. Bütün yaşam katkıcıları gibi öz-Türkçeci yazıncılar, azrak olsalar da; toplumumuz için geçilmezdirler. Daha ne!…

Hele bakın; bu denemenin de sonuna eriştim! Diyesi mi, diyebildim, dedim mi? Büsbütün sayılmaz. Dedim ya, eksiklik duygusu, yazıncının yakasını, bırakmaz. Gene de, bir nenleri, dile getirdim sanıyorum. En azından birtakım okurlar için kimi ipuçları, verdim. İlkeli, ülkücü kalarak; demek, benliğinden çıkmaksızın okuyup yazadurma… Yazıncılık, başka nedir? Doğrusu, öteden beri yapmaya çabaladığım, “sağyazın”dır. Birilerini, olumlu etkileyebildimse, etkileyebiliyorsam; bu, ne iyi! (Demek bana ne ongun!). Etkisiz ya da olumsuz-etkili bulunduğumuysa, usuma getirmek istemem. Ancak, bu denli çok gizdöküm ya da yürek boşaltma, yeter. Hepimizi, yaşatan birer umut ışığıdır. Dil ile yazının bu ışıkları, söndürmemek için kullanılması gerektiği kanısındayım. Son söz, budur. (Geleneksel bir deyişle dilim, sürçtüyse; o, bağışlana!)